Roger Garaudy

Roger Garaudy

Yazar
8.4/10
499 Kişi
·
1.748
Okunma
·
369
Beğeni
·
10,5bin
Gösterim
Adı:
Roger Garaudy
Unvan:
Fransız Düşünür ve Yazar
Doğum:
Marsilya, Fransa, 17 Temmuz 1913
Ölüm:
Paris, Fransa, 13 Haziran 2012
Roger Garaudy, (d. 17 Temmuz 1913, Marsilya - ö. 13 Haziran 2012, Paris) Fransız düşünür ve yazar.

1952 yılında Sorbonne Üniversitesi'nden edebiyat dalında eğitim aldıktan sonra 1954 yılında SSCB Bilimler Akademisi'nde doktor ünvanı elde etmiştir.

Fransız Komünist Partisi'nde etkin bir konumda yer aldıktan sonra bu partiden ayrıldı. Fransa Parlementosu'nda milletvekili, meclis başkan yardımcılığı, milli eğitim komisyonu üyesi ve senatör olarak görev yaptı. Daha sonra profesörlüğe devam etti.

Emekliliği sırasında pek çok akademik eser yayımlayan Garaudy, 1982 yılında (69 yaşında) müslüman olmuştur. Din değiştirdikten sonra yazmaya devam eden Garaudy, sonraki yıllarda Yahudi Soykırımı'nın olmadığını iddia etmiştir ve bu yüzden görüşleri yanızca radikal islamcılar arasında ciddiye alınmıştır.
Kur'ân'da kadın kendi mal veya servetini istediği gibi kullanabilme hakkına sahiptir. Bu hak kadına, Batı kanunlarının pek çoğunda, özellikle de Fransa'da ancak 19. veya 20. yüzyıllarda tanınmıştır.
272 syf.
·1 günde·9/10
Merhaba kardeşler;
Meşhur Fransız düşünür Roger Garaudy ile ilk tanışıklığım, okuduğumda beni mahcubiyetle düşündüren şu satırlar olmuştu:

Garaudy, 1982 yılında İslam’ı seçtikten kısa bir süre sonra Türkiye’ye gelir ve bir cumartesi günü Taksim’de bir otelde konferans verir İstanbullulara. Konuşmasının sonunda bir gazeteci, cüretkâr bir üslupla, şöyle bir soru yöneltir misafirimize:
‘’Biz sizi tanıyoruz bay Garaudy. Önceleri Marksist- Leninist ve ateist idiniz. Sonra Maoist oldunuz. Daha sonra Sovyet veyahut Çin eksenli devlet Marksizm’ini tenkit ederek Avrupa Komünizmi (eurocomnism) yaklaşımını benimsediniz. Bir müddet böyle devam ettiniz. Bu arada Budizm’e ilgi duydunuz ve ben Budist bir Marksist’im dediniz. Sonra Katolik kökenlerini keşfettiniz ve Hristiyan bir Marksist’im dediniz. Latin Amerika’da bir elinde İncil bir elinde Das Kapital tutan bir papazın başlattığı ‘’özgürlükçü ilahiyat’’ akımına sempati duydunuz, onları destekleyen yazılar yazdınız. Sonra Marksizm artık bitmiştir dediniz ve Marksizm ideolojisinden ayrıldınız. Bir müddet sonra Vatikan ve Hristiyan ilahiyatı ile de ters düşmeye başladınız ve oradan da koptunuz. Şimdi ise Müslüman oldum diyorsunuz. Size sorum şu; bundan sonra ne olmak istiyorsunuz?’’
Yeni Müslüman olmuş büyük düşünür, kısa bir sessizlikten sonra şöyle cevaplar soruyu: ‘’Evet arkadaşım bu saydıklarınızın hepsi doğru. Ama şunu bilmenizi isterim ki defineciler aradıkları hazineyi buluncaya kadar önce yatay olarak yüzeyde dolaşırlar. Ellerindeki cihaz üstünde durdukları yerin altında kıymetli bir maden olduğu sinyalini kendilerine verinceye kadar. Ondan sonra satıhta dolaşmayı bırakırlar ve kazamaya başlarlar. O ana kadar yatay devam eden arayışları artık dikey hale gelir. Benim hikayem de böyle. Her nereye gittimse samimi olarak ontolojik yerimi arıyordum. Ama nereyi kazdımsa altından o çıkmadı. Şimdi ise bir yere geldin, çok canlı hissediyorum, ayağımın altı kaynıyor. O noktanın adı İslam. Ama arayışım bitmeyecek. Şimdi de onun dikey katlarında kendimi aramayı sürdüreceğim, merak etme…’’

Bu hikmetli cevap sonrasında salonda bir alkış tufanı kopar. (Mahmut Erol Kılıç’tan alıntıdır.)

Maalesef herkes bizimle aynı şartlar altında doğup yaşamıyor ve bizim kadar şanslı da olamıyor. (Şanslı demişken yalnızca geleneksel anlayış gereği dinim İslam’dır deyip, hayatı boyunca Kur’an’ı eline almamış, bir kez olsun dinini sorgulayıp da neden diye sormamış olan o şanssız kesimi, şekilci Müslümanları kastetmiyorum.) Herkesin yaşadığı coğrafya, ailesel etkileşim, psikolojik alt yapı, dinsel olgulara yaklaşım, gelenekler ve görenekleri başka başka. Bu soruyu soran gazeteci acaba farklı bir coğrafyada yaşıyor olsaydı dinsel olgusunu nasıl bir tabana oturturdu hatta ve hatta şimdiye dek inandığı dini sorgulama cesaretini göstermiş midir çok merak ediyorum. İğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batıralım diyor ve kitaba geçiyorum:

Roger Garaudy Müslüman olmadan tam bir sene önce yazmış bu eseri. O yüzden bu kitapta kendisi henüz Müslüman olmadığı halde İslam’ı nasıl objektif, önyargısız, önceden şartlanmışlığın zincirlerini kırarak ele aldığını göreceksiniz. Gerçek bir entelektüelin, ne nitelikte bir insaf ve iz ’ana sahip olması gerektiğinin de en çarpıcı ve en somut bir delilini bulacaksınız.
Öylesine tarafsız bir bakış açısıyla kaleme alınmış ki bu kitap, piyasaya çıkar çıkmaz hiç beklenmedik bir ilgi görmüş. On binlerce gönül İslam’a ısınmış. İslam’ın güzelliğine ilk defa tanık olanlar, bu dine hayranlık duymaya başlamışlar.
Bu eser aslında yazarın ‘’İslam’ın Vadettikleri’’ adlı kitabının geniş halk kesimlerine seslenecek şekilde baştan sona gözden geçirilerek yeniden düzenlenmiş, yer yer önemli eklemeler, çıkarmalar yapılmış, farklı ana başlıklar ve bol ara başlıklar eklenmiş bir versiyonudur. Çoğu Müslümanın muhatap olmaktan özenle kaçındığı, ateist kesimin ise İslam’ın zayıf yanıdır diye ısrarla gündeme getirdiği bazı konulara mesela (İslam’da kadının miras hakkı, çok eşlilik, kadının boşanma hakkı, İslam kılıç dini midir, cihat nedir? gibi konulara) Müslümanlardan daha makul ve mantıklı yaklaşımlar sergiliyor ve Müslüman olmayan birinin bu kadar tarafsız ve önyargısız bu satırları yazıyor olmasına hayret ediyorsunuz. Meraklılarına tavsiye olunur.

Keyifli okumalar.
152 syf.
·3 günde
Kur'an ve Çağımız.

Yeryüzünü Dolaşan Nur

Anlam ve Yaşayış Yolunda

İnsanlığın doğuşu ve yaşayışı bir denge terazisi üstünde tamamlanması için doğru bir yolda olması zaruridir. Aksisi doğasının dışında birbirini yok eden, zalimler olabilirler. Bu gerçekle insan başıboş değildir. İnsan ile Yüce Yaratıcımız Allah ile idrak etme halinde bir yol üzerindedir. Bu yolun temsilcileri olan peygamberler, kendi cağlarında bir kimlik oluşturma doğası ortaya çıkmıştır. Son olarak Hz. Muhammed sav ile bu yolun son şekli ortaya çıkmıştır.

Müslüman kimliğin, ilk ve en önemli dayanağı Kur’an-ı Kerim olmuştur. Azîz ve Celîl olan Allah, yeryüzüne Rahmet ve Merhamet nimetlerini Kur’anı anlayan ve yaşayanları vesile yapmıştır. Bu hakikat, değişmemiş ve varlığını korumuştur.

Hassas bir denge üzerinde yaratılan insan, anlam verme ve hayata geçirme dinamiği halindedir. Beyin, düşünce ve sinyal verme işleviyle her an aktiftir. Allah'ın en büyük lütfu ise beyin fonksiyonlarını yönete bilmekte gizlidir. Bu noktada Kur'an'ın dinamikliği beyne giden mesajları anlama, sonrasında hareketlere geçirme hali olmuştur. İman; anlam ile kalp arasında filizlenen ahlaktır.
Allah'ın Nur'u (Kur'an-ı Kerim) yeryüzünü dolaşmaktadır. Aliya'nın hayatının her anında Kur'an’dan ibret alması, onun hassasiyetle zikrettiği bir konu olmuştur. Şöyle: “Her yeni okuma Kur'an'da yeni bir şeyi keşfeder. Tabiî ki Kur'an aynı kalmıştır, fakat değişen bir şey vardır: Siz, sizin şahsi şartlarınız veya yaşadığınız dünya değişmiştir. İşte bu değişimler sizin daha önce fark etmediğiniz katmanları Kur'an'da keşfetmenize imkan sağlar ve daha evvel üstlerinden fark etmeksizin geçtiğimiz bazı ayetler şimdi ruhumuzda başka türlü yankı bulmaktadır.”
Dil Ve Birikim Çerçevesinde
Çağdaş İslam Alimleri, hem fikirle “Yeniden Kur'an'a Dönüş" ihtiyacıyla fikir ve eylem birlikteliğiyle hareket etmeye başlanmıştır. Keza, 17 ve 18 yüzyıllarda başlayan sömürgecilik 19 ve 20 yüzyılda verdiği zararlar çok büyük olmuştur. Üçüncü dünya ve Müslümanlara nefes aldırmayan 300 yıllık süreç büyük tehlikeler getirmişti.

Sosyolog Mustafa Aydın, pozitivizmin iddiasının aksine dini şöyle anlatır: insanın kendini tanıma ve konumlandırma yoludur, der. Keza, pozitivizm gibi bir ideoloji ile dini karşılaştırmak pek dengeli olmayacaktır. İdeoloji içkin olguları soyut yönlerine rağmen tek boyutlu sosyal bir gerçeklikle sınırlı kalmıştır. Kanıt olarak diğer ideolojik akımlardan bahsede biliriz. İdeoloji bir kimliği temsil etmesi hem sınırlarını belirlemiş hemde ona karşılık bir ideolojinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Dil, insanın nöroloji işlevlerinin bir süreci demekle, kök-paradigmalar ile anlam üreten yapıdır. İnsan ile yasayan dil, tarihin var olmuş olgularını, yerine göre oluşan, gelişen bu durumun kuşaktan kuşağa aktarılan beşeri bir mekanizmadır.

Dinler de insanın inanç dünyasında ki işlevini yaşama ve hayata aktarma zaruriyeti ile kendisine has bir dil kullanmak ister. İslam, etkili olma durumu dile hakim olmasındandır. Mustafa Aydın, kitabın girişinde Kur'an çevresinde bir İslâm dili oluşmuştu. Kelimeler, sözcükler anlamlarının ötesinde bir anlam dünyasına sahipti. İslam’ın dili yalnızca bilişsel iletişim sağlayan bir dil değil, sufilerin ifadesiyle bir “hal dili"dir ve kendisini duruşta, hayat tarzında gösterir, İslâm’ı sonradan kabul eden pek çok Müslüman’ı çeken şeyin de bu sembolik dilin olduğu söylenebilinir.
“Gerçekten de göklerde ve yerde inananlar için işaretler vardır.” Hali akılcıl hesaplara dayanmayan bir alandır. Söyle ki, “Biz İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk ki kesin inananlardan olsun.” Hakikati İslam dilinin sembolik yönüne dem vurmaktadır. Mustafa Aydın, yazısını İslam Dilinin başlıca sorunları ve Kur'anî çizginin öneminden bahsederek tamamlar.

İslâmi birikimle, entelektüel bir çevre oluşması mümkün mü? Sorusunun cevabını arayarak başlar, Müslüman Wıllıam C. Chıttıck. Chıttıck, “İslâmi birikim" ile kastı Kur'an ve Hz. Peygamber tarafından kurulan ve uygulanan Müslüman nesillerce ayrıntılı biçimde yorumlanan Tanrı, dünya ve insan telakkileridir. Entelektüel teriminden kasıt “Akli" terimi tercih etmekte. Nesiller arası akli sorumluluğu yerine getiren ve ulaştıran/nakledilegelen (naklî) mirastır. İslam’ın mirasını dil ve hal taklidi, tarzı benimsenerek korunmuş/aktarılmıştır. Teorik yeterli değil, yaşayış olmalı fikrini savunur, Chıttıck.

İslâmî Alternatif

Roger Garaudy, aklın tam kullanılması hakkında savunduğu fikri; “Bilginin İslâmileşmesi"dir. Kur'an'ın bilimsel problemlere hazır cevapların toplandığı ansiklopediye dönüştürmek kastından çok onu hayatın amacı ve manasının açıklandığı bir “rehber"dir.

Başka bir dikkat çekici nokta ise; ilahi sosyal adalet kanunudur. İnsan, Allah'ın yeryüzündeki halifesi sıfatı gereği; adanmışlığıyla düşünce ve çabasıyla “Allah’ın İradesi”ni yaşatmasıdır. Ekonomik, siyasi ve kültürel imkanları Allah'ın iradesi çizgisinde yaşatmak, çağımızın gelişim modeli kıvamına getirmek elzemdir.

“Kur'an ve Çağımız” kitabı, Mustafa Aydın, Wıllıam C. Chıttıck, Abdullah Yıldız ve Roger Garaudy'in yazılarıyla, İslâm'ın teorikten pratiğe, cağımızın ihtiyacına dönük potansiyeli üzerinde bir soruşturma mahiyetini kazanmıştır, bu kitap. İslâm ile çağımız bir diyalog halinde konular ele alması; onu, farklı kılan bir okuma halini göstermektedir.


Mustafa Aydın, Wıllıam C. Chıttıck, Abdullah Yıldız ve Roger Garaudy, Kur'an ve Çağımız, Pınar Yayınları, Ağustos 2010.

Yunus Özdemir.
272 syf.
Bu kitabi yazar islamiyete girmeden 1yıl önce yazmış.İslamiyete girmeden bu kadar pozitif bakan bir yazar görmedim. İslamiyeti bu kadariyi delillendiren ilmi bilim ile ıspatlayanı okumamıştım. Ve gelecegin dini İSLAMDIR. Diyen bir yazar. Gerçekten okumanızı isterim..
192 syf.
Zincir vurulan bir akıl, prangalarından kurtulamayan insan. Pasif halde yaşamaya devam eden, aktif bir birey olamayan ve yobazlıklar içerisinde kendini kaybeden mahluk. Bu kitap insanlığımızı kaybederken neleri de kaybettiğimizi gözler önüne sermektedir. İnsanın, yobazlaşmasında rol oynayan tüm unsurlarını anlatırken, insanın nasıl bir felaket makinesine dönüştüğünü de göstermektedir. Sonuç olarak insanoğlu, insanlığı yok etmenin tüm imkanlarına sahip olmuşken, birilerinin buna son verip zincirleri kırması gerekmektedir.
240 syf.
·66 günde·Puan vermedi
Daha önce yayımladığımız Roger Garaudy'nin 'Geleceğimizde İslâm Var' ve 'İslâm ve İnsanlığın Geleceği' kitaplarının ardından Yusuf Kaplan Hoca'nın 100 kitaplık listesinin 19. kitabı olan 'İslâm'ın Vadettikleri' kitabının tahlilini de uzun bir aradan sonra yayımlıyoruz. Bu tahlil Garaudy'nin listedeki 3. ve son kitabı olduğundan tahlil daha da eleştirel bir perspektiften ilerleyecektir. Okurlarımıza şimdiden bunun haberini veriyor ve faydalı okumalar diliyoruz.

Garaudy'e Dair Şüpheler
Öncelikle bu iddiaya geçmeden önce 24 Haziran 2012'de Garaudy'nin ölümünün üstünden birkaç gün geçtikten sonra 'Yeni Asya'da "Garaudy Muamması" başlıklı yazı kaleme alan Kâzım Güleçyüz'ün mezkûr yazısından bir iktibasla başlayalım:

"Dış dünyadan İslâm saflarına girenlerin sayısı artarken, yeni Müslümanların, eski mâlûmatlarıyla birlikte geldikleri gerçeği unutulmamalı. Küçük ihmaller, Müslümanların zihninde İslâma yabancı fikirlerin yer etmesine yol açabilir.
Bu, uzun yıllar Fransız Komünist Partisinin teorisyenliğini yaptıktan sonra İslâma girdiğini açıklayan felsefeci Prof. Garaudy için de geçerli.
Partideyken Marksizmle Hıristiyanlık arasında diyalog kurmaya çalışması, döneklikle suçlanıp ihraç edilmesine sebep oldu. Müslüman olunca aynı diyaloğu İslâmla da kurmaya çalıştı.
Türkiye’de yaptığı açıklamalarda Marx ve Lenin’e hayranlığını gizlemedi; Marx’ı Yahudiliğin insanlığa kazandırdığı değerler arasında zikretti.
“İslâmiyetin olduğu kadar, Hıristiyanlık ve Marksizmin de militanıyım” ifadesini kullandı.
Kur’ân’da her halk ve zaman için geçerli bir hukuk sisteminin bulunabileceği fikrini, İslâmın istikbali için öldürücü bir yorum olarak niteledi.
Mezheplerle uğraşmayı zaman kaybı saydı ve yeni içtihadlar yapılması çağrısında bulundu.
Tesettür bahsinde, kıyafet konusunun çok önemli olmadığını, günümüz Müslümanlarının önündeki en mühim meselelerin büyüme ve kültür modelleriyle ilgili hususlar olduğunu söyledi.
İslâm dünyasından refesans gösterdiği örnekler, kendi sosyalist görüşleriyle çakışan Nâsır, Kaddafi, Bumedyen gibi diktatörler ve Benî Sadr, Bin Bella gibi—aktif şekilde destek verdikleri devrimler tarafından dışlanan—kişiler oldu. " (1)

Yukarıda yaptığımız iktibası kaynağıyla beraber veriyoruz ki bu tahlil üzerinden kitabı okuyacak kimseler bizim vasıtamızla farklı düşüncelere kapılıp akidenin ve İslâm'ın muhkem hükümlerinin menbaı yani ulemadan alınacağı/alınması gerektiği hakikatini unutup da fikir kitabından bu hassas mevzulara dair çıkarımlarda bulunmasınlar. Akide çok mühim, zira akidesi iptal olan kimse küfre müptela olma garabetine düşer de maazâllah farkında dahi olmaz.
Başlıktan da mâlum olduğu üzere Garaudy'nin önce namazının kılınması ardından ise yakılmasına dair vasiyeti olduğu iddiası mevcut. Kaldı ki cesedinin yakıldığını biliyoruz, ancak Müslüman'a düşen hüsnü zan olduğundan ve bilhassa Yusuf Kaplan hocanın da ağzından böyle bir durumun vukû bulma ihtimalini işittiğimizden inşaallah bu yakılma hadisesinin kendisiyle alakalı olmadığına inanmak istiyoruz. Hoş cesedi yakılan kimse imandan çıkar mı çıkmaz, lâkin neye dayanarak cesedini yaktırdığı mevzuu imana taalluk edebilir. Biz şimdi işin bu ehemmiyetli kısmını okuyucu için dile getirdikten sonra 69 yıl ömrünü batıl inanç manzumelerinin peşinde sürdüren ve kendi yolculuğunun sonunda İslâmîn yüceliğini kabul ederek Allah'a teslim olan bu fikir adamının mevzisinden faideler elde etmeye çalışalım. Duru olanı al bulanığı bırak kaidesini uygulamak her Müslümana borç olduğuna göre duru olanları almaya bakalım.



"Batı bir kazadır. Kültürü de çarpıktır; çünkü asıl boyutlarından kopup uzaklaşmıştır." tespitiyle cesurca kitaba başlayan müellif bu bölümde köklü bir Doğu- Batı muvazenesi ve mevzilendirmesine girişiyor. Batı medeniyetinin de esasen Doğu'lu köklere dayandığı ancak kasten kesilip atıldığı için 'Grek Mucizesi' masalının ortaya çıktığı iddiasında. İslâm'ın kendi bütünlüğünü koruyup yayması bir yana özellikle kuruyup yok olmak üzere olan medeniyetlere de hayat suyunu bahşettiğini dile getiren Garaudy yüzlerce Batı aşığı müstağribin göremediği o ince hakikati bildiriyor okurlarına. İslâm'ın "Birbirinden ayrılmaz şekilde bir din ve bir ümmet, bir inanç ve hayat nizamı" olduğu tespiti bugün bizim için Camiye hapsedilmiş İslâm anlayışının ne kadar İslâm dışı olduğunu anlatıyor adeta. Müslüman'a dair şu muazzam tespitine de bir bakın: "Müslüman kendi seçimiyle, ilk kanunu, yani hayata anlam veren birlik ve bütünlüğün kanununu yeniden hatırlamasını bildiği için Müslüman olur" -36-
Yukarıda yaptığımız iktibasta İslâm'ın tüm zamanlar için geçerli hukuk sistemi getirdiği yorumunu öldürücü gördüğünü iletmiştik Garaudy'nin, bu meselenin tahkiki için okurların sahife 42'ye bir göz atmaları yerinde olacaktır. Zannediyoruz ki bu garabete düşülmesinin sebebi İslâm'ın asıl kaynaklarından ziyade tercümeler üzerinden ve özellikle Tasavvuf- İslâm Felsefesi vasıtasıyla İslâma dair bir tasavvura sahip olmaktan kaynaklanıyor. Yoksa usûl-ü fıkıh ve diğer İslâmi ilimlere en azından müptedi seviyesinde bir göz atış ulemâ eliyle bu iddianın butlanını ortaya koyacaktır. Biz burada sadece Kur'an-ı Azimü'şan'daki en uzun ayetin müdayene (borçlanma) ayeti olduğunu bildirerek son hükmü feraset sahibi okuyucuya teslim edelim. (Bakara 282)

Tasavvufa Bakışı

Tasavvufa dair açtığı bölümde köklü tarifler etrafında esaslı mülahazalarda bulunan Garaudy maalesef Tasavvuf'un daha çok 'Hümanist anlayışa muvafık kılınmaya çalışılan' kısmıyla ilgileniyor. İbnül Arabi'den bir çok iktibasda bulunan ve onun üzerinde bir Tasavvuf inşasında bulunmaya gayret eden müellif İmam-ı Rabbani'ye o kadar da temas etmiyor. Ancak hakkını teslim de etmek gerekir ki Tasavvuf'u Hristiyan Mistisizmi ve diğer mistik görüşlerden beri kılıyor Garaudy. Bölümün sonunda sorduğu " İlmi ve teknik gücün bugünün bütün insanlarına zorla kabul ettirdiği sorumluluklara cevap vermeye kendimizi hazırlamamız konusunda İslâm bize ne sağlayabilir? Bu mesele dünya çapında bir meseledir. Cevabı da ancak dünya çapında verilebilir" tespiti bize ufuk açacak muazzam bir soru/sorun. Ruhu daralmış insanoğluna işte bu soruya cevap vermekle merhem olabilir ve İslâm'ın neden diğer tüm sistem ve mezheplerden üstün olduğunu bu yolla kanıtlayabiliriz. Borcumuzdur, ödemeliyiz.

Din Ve Siyaset
Müellifin "İslâm ekonomisi, ne (mesela Amerikan tipi) kapitalizmle ne de (mesela Sovyet tipi) sosyalizmle özdeşleştirilebilir." tespiti ne Aliya tarafından sosyalizm , ne de Şeriati tarafından yapılan kapitalizm lehine hatadan ayrılarak muazzam bir hakikati ortaya koymaktadır. Özellikle bu bölüme 'Mülkün sahibi Allah'tır' mottosuyla başlayan müellif İslam iktisadı mevzuunda diğer sistemlerle mukayeseli olarak çarpıcı tefrik ve tahlillerde bulunmaktadır. Aynı şekilde kadın mevzuunda da diğer muharref kitapları da ortaya koyarak İslâmîn yüceliğini ortaya koyması muazzam. (sy 86)

Bilimler ve Bilgelik
Bu bölümde modern bilim ile İslâm'ın bilim anlayışını sarih bir şekilde ortaya koyan müellif Doğu-Batı mukayeselerinde yine çok önemli, mihenk taşı olacak çıkarımlarda bulunuyor.
"Bilimcilik, bilimi bilgelikten (yani gayeler üzerinde tefekkür etme vasıtalarının tanziminden) koparmıştır. Bilim insanın gelişip olgunlaşmasını sağlaması gereken asıl boyutunu budamıştır." İşte, bilimi put edinen vedahi bilim üzerinden İslâmı mevzilendirmeye gayret edenlere haykırın bu hakikati! Batılı bir düşünür eliyle bunu kavramaları mümkün olur belki!
Ve işte hakiki ölçülendiriş: "Müslümanlar, tekrar edelim, evrensel ilme en zengin katkıyı imanlarıyla yaptılar."
Bilimciliğin bir fetişizm olduğunu ısrarla belirten ve daima niçin sorusundan yoksun olmaya mahkumluğunu ifade eden müellifin bu bölümdeki mülahazaları defalarca defaatle okunmalı…

Nebevi Felsefe ve Cami'ye Dâir Mülahazaları

Bu bölümde ise daha çok Batı'nın felsefe anlayışıyla Müslüman filozofların felsefe anlayışını karşılaştıran ama Nebevi Felsefeyi bildiğimiz manada ikisine de irca etmekten çekinen müellif daha çok İbnül Arabi yoluyla bu meselenin (yani varsa Nebevi Felsefenin) mutasavvıflar eliyle var olduğunu iddia ediyor. İbni Rüşd ve onun Aristo şerhleri yüzünden neredeyse İslâm felsefesinin Grek felsefesinin tesiri altında boğulacağı hakikatini ifade eden müellif, bu mevzuda mutedil ve makul bir görüş ortaya koymuş bulunmakta. Farabi, Kindi, İbni Sina'ya yönelttiği tenkitler Garaudy'nin anlatma gayesinde olduğu Nebevi Felsefe'nin bu filozoflardan çok uzak olduğunu ve eğer bir felsefe olacaksa bunun köklerimizle murabıt olması gerektiğini haykırıyor yüzümüze. Ne muazzam bir tespit! Bakın Batılı filozofların yazdıkları eserleri sorgusuz sualsiz teslim olarak okuyanlara nasıl uyarıda bulunuyor Garaudy: "Batılıların olayları ve insanları, evrensel kültürün global gelişmesine katkılarından dolayı değil de, kendileri için arzettikleri öneme göre değerlendirme saplantıları bizi böyle eserlere haddinden fazla önem atfetmete sevketmemelidir. " -140-
Nebevi felsefenin İbni Rüşd ile müteal (aşkın) yönünün öldüğü ancak İbnül Arabi ile uçuşa geçtiğini ifadesi tekrar belirtmek gerekiyor ki müellifin inşasına çalıştığı ve mutasavvıfların merkezde olduğu Nebevi felsefenin mihenk taşını ortaya koyuyor. Mutasavvıflara bu kadar yakınlığı ve onları Nebevi felsefenin mihenk taşları kılmasına rağmen fukahayı yanlış konumlandırması ve iki hizbi birbiriyle zıt gibi göstermesi Garaudy'nin fukahayı ve İslâm'ın temel kaynaklarını yeterince iyi tanımayışını da ortaya koyuyor.
"Bütün sanatlar Camiye Cami ibadete götürür" mottosuyla ortaya koymaya gayret ettiği İslâm Sanatı ve mimarisini müellif yine Batı-Doğu ölçülendirmesi çerçevesinde çarpıcı tespitlerle ortaya koyuyor. Bununla beraber sanatın ancak ne olabileceği ve nerede durabileceğini de şu satırlarda gayet güzel izah etmiş müellif: "Mümin kendi iradesiyle, dünyanın görüntülerinden ve onların putçu çekiciliklerinden yakasını kurtarmalı ve zihnini her türlü kısmi gerçekciliği aşan Bir'e, tek Allah'a yöneltmelidir." -158-

Müjde Veren Şiir

Bu bölümde ise Ku'ran'dan hareketle İslam şiirini ortaya koymaya çalışan müellif bol bol Mevlana, İbnül Arabi, Molla Câmi'nin şiirleri üzerinden açılımlar yapıyor. İslami şiirin bir numaralı hedefinin de bizi hayatımızda Allah'ın tezahür ve tecellisinin bilincine erdirmek olduğunu vurguluyor. İşte sanat gibi şiirin de aslına ircası! Bu bölümde Müslüman şairlein Batılı şairler üzerindeki etkisini de Goethe ve Dante üzerinden sarahaten ortaya koyuyor Garaudy.

Sonuç Kısmı
Bu son kısımda ise içerisinde bulunduğu dünyayı tahlil eden (1980'ler) ve Dinler ve medeniyetler üzerinden bir diyaloğu ısrarla vurgulayan Garaudy Batı'ya dair bu köklü mülahazaları ve eleştirilerine rağmen yine de dinler ve medeniyetler arası bir ittifakın olabilirliğini ortaya koymaya gayret etse de bu birliğin bir hayal olduğu ve kıyamete değin hak ile batılın savaşında batıl cephesinin daima var olacağı gerçeğinin Allah'ın bir kanunu olduğunu belirtmeliyiz. Neredeyse bir asırlık bir hayatı olan Garaudy'i tüm yönleriyle ele alıp duru olan bilgilerinden faydalanmak ve eserlerini okurken eleştirel yaklaşmayı unutmamak gerek. Mizanımız Kuran ve Sünnet olup kadim ulemamıza dayanarak bir okuma yapmadığımız takdirde belki bir müstağrib belki bir müsteşrik belki de bir İslam düşmanı gözlüğüyle her an mücehhez kılınabileceğimizi unutmamalı ve Rabbimize daima رَبَّنَا لَا تُزِغۡ قُلُوبَنَا بَعۡدَ إِذۡ هَدَیۡتَنَا وَهَبۡ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحۡمَةًۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡوَهَّابُ
"Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın" (Ali İmran 8) ayetiyle yalvarmalıyız. Çalışma bizden tevfik Allah'tandır.


https://www.yeniasya.com.tr/...audy-muammasi_207014

Garaudy'nin kendini zamanında eleştiren ve ona iftira attığını düşünen kimselere cevabını buraya koymak da ilmin namusuna daha uygun olacaktır:

https://m.star.com.tr/...evabi-haber-1404961/
192 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Roger Garaudy nin Bu Kitabı bir Müslümanın Manifesto Kitabı olarak Kabul etmek gerek bence. Harika ve akıcı bir dille Bugünkü Müslümanların kapitalizm ve Yobazlığa karşı Nasıl davranması gerktiğini Anlatan Harika Bir kitab Şiddetle Tavsiye ediyorum...
264 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
#kitapyorum
#tavsiyekitap
#okudumbitti
#geleceğimizdeislamvar
#rogergaraudy

Yazarımız #Roger bu kitabını müslüman olmadan bir yıl önce yazmış. Kitabı okurken batı ön yargısı hissetmiyorsun. Aksine bir çok müslümandan daha objektif yazılmış bir kitap. Kitapta geçmişte islamın nasıl dünyaya hakim olduğunu, batıda ilim yokken, İslam alimlerinin nasıl buluşlar yapıp kitaplar biriltirdiğini yazıyor.
Kitabı 8 bölüme ayırmış.
İslamın doğuşundan başlıyor. Aslında Hz peygamberin tamamen yeni bir din getirmediğini aksine ibrahimi öğretiyi insanlara yeniden ve en güncel haliyle sunduğunu söylüyor. Tabiki islam insanlığın varoluşundan beri insana tavsiyr edilen en doğru yoldur.
Kitabın devamında islamın toplumda, ilmi hayatta yansımalarından bahsediyor. İslamda şiirden sanattan her ne kadar müslümanlar islamı biraz daha soyutlanma gibi yaşasalarda öyle olmaması gerektiğini bir batılı! Bizlere anlatıyor.
Kitabı okurken üzüldüm birazda, neden bu kitabı bir Müslüman yazamıyorda bir batılı bize geçmişte islamın nasıl dünya hakimiyeti olduğunu, nasıl ilmi seviyelerin üstüne çıktığını anlatıyor. Ayrıca yazat hiç gocunmadan batıda yapılan eleştirileri ve yalanlık payını paylaşıyor.
En son olarakta nasıl geçmişte batı islamla ihya olmuş, islamdan dersler almışsa, batının geleceğinide islamın kurtaracağını anlatmış.
Sadece batınınmı? Bizimde geleceğimizi kurtarır mı islam ne dersiniz???
142 syf.
·6 günde
Roger Garaudy kitabında Batı (Bilimsel, Stalinci, Roma Entegrizmi), İslamcı Entegrizmleri( İsrail, Suudi..) ve İslami entegrizmleri ele almış ve bunları nasıl yenebileceğimizi anlatmaya çalışmış. Ancak Sosyalizm ve İslam'ı aynı paydada birleştirmek için bayağı bir çaba sarf etmiş, bu konu ile ilgili görüşleri biraz zorlama geldi açıkçası. Ancak genel hatları ile hem entegrizm kavramını, hem de bunların siyaset ve toplumda nasıl şekillendiğini mantıklı bir şekilde açıklamış. Ülkelerin, yöneticilerin ve din adamlarının menfaatleri için ne kadar ileri gidebildiklerini kabaca bu kitaptan öğrenmek mümkün.

Nasih-mensuh konusu ile ilgili yazdığı bölüme de katılmıyorum.Bu konu ile ilgili Yaşar Nuri Öztürk, Edip Yüksel ve Gürkan Engin'in görüşlerini dikkate almanızın daha mantıklı olacağını düşünüyorum.
İyi okumalar..
272 syf.
Roger Garaudy, 21.yüzyıl İslam filozoflarının en kıymetlilerindendir. Fransız yazar, Geleceğimizde İslam Var kitabını müslüman olmadan bir yıl önce yazdığı için İslam dünyası ile ilgili fikirlerinin objektif olduğunu söyleyebiliriz. Kitapta, İslam'ın diğer dinlerle kıyaslaması yapılırken bilim, sanat, edebiyat, mimari gibi alanlarla da ilişkisi irdelenmiş.Kitaptaki şu cümleler dikkat çekici!
️İçtihat kapısının kapatılması, yani Kur'ani vahyin ruhu içinde bazı yeni problemleri çözmek için kişinin muhakemesini kullanmasının yasaklanması, emperyal gelişimin belli bir döneminde siyasi liderler tarafından kararlaştırılmıştır. Aslında bu kapatma anlayışı Kur'an mesajının ruhuna da, lafzına da tamamen terstir. Nitekim Hz.Peygamber kendisini yeni bir dinin kurucusu olarak değil de, Hz.İbrahim'in temel imanının ıslah edicisi olarak takdim eder. Yanısıra Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın katkısıyla bütünleşir.
231 syf.
·10 günde·8/10
Bu kitabinda Roger Garaudy'nin İslâm'ı bütün benliği ile kabullendiğini gördüm. Araştırmış, sentezlemiş, olup olabilecek bütün İslâmî kaynakları araştırmış. Gelmiş geçmiş dünya kültürüne katkısı bulunan edebiyattan, bilime, astronomi ve sanata kadar birçok dalda eser veren emek veren Islâm bilginlerini araştırmış, öğrenmiş, özümsemiş ve aktarmış.
Batının anlattıklarının tamamen uydurma olduğuna, herkesi ayakta kandırdığını ve bunu pişkince bir eda ile yaptığını Garaudy cesurca belirtiyor. Aslında itiraf ediyor çünkü kendiside bir batılı ve kendi köklerini yargılıyor, suçluyor. Ne ile hırsızlıkla... Büyük bir medeniyetin onlara olan katkılarını inkar eden ve bir de üstüne üstlük o medeniyetin buluşlarını kendine mal etme hırsızlığını yapmış bulunan medeniyetini suçluyor. Aslında Batının ne kadar gerici ve bağnaz olduğunu Islâm'ın getirdiği güzelliklerle bu gericilikten kurtulduğunu belirtiyor.
Kitap kesinlikle okunmalı, kütüphanelerde bulundurulmalı. Garaudy herkes tarafından tanınmalı ve okunmalı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Roger Garaudy
Unvan:
Fransız Düşünür ve Yazar
Doğum:
Marsilya, Fransa, 17 Temmuz 1913
Ölüm:
Paris, Fransa, 13 Haziran 2012
Roger Garaudy, (d. 17 Temmuz 1913, Marsilya - ö. 13 Haziran 2012, Paris) Fransız düşünür ve yazar.

1952 yılında Sorbonne Üniversitesi'nden edebiyat dalında eğitim aldıktan sonra 1954 yılında SSCB Bilimler Akademisi'nde doktor ünvanı elde etmiştir.

Fransız Komünist Partisi'nde etkin bir konumda yer aldıktan sonra bu partiden ayrıldı. Fransa Parlementosu'nda milletvekili, meclis başkan yardımcılığı, milli eğitim komisyonu üyesi ve senatör olarak görev yaptı. Daha sonra profesörlüğe devam etti.

Emekliliği sırasında pek çok akademik eser yayımlayan Garaudy, 1982 yılında (69 yaşında) müslüman olmuştur. Din değiştirdikten sonra yazmaya devam eden Garaudy, sonraki yıllarda Yahudi Soykırımı'nın olmadığını iddia etmiştir ve bu yüzden görüşleri yanızca radikal islamcılar arasında ciddiye alınmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 369 okur beğendi.
  • 1.748 okur okudu.
  • 123 okur okuyor.
  • 2.121 okur okuyacak.
  • 43 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları