Nurettin Topçu

Nurettin Topçu

YazarDerleyen
8.9/10
2.772 Kişi
·
9,9bin
Okunma
·
1.971
Beğeni
·
48,6bin
Gösterim
Adı:
Nurettin Topçu
Tam adı:
Osman Nuri Topçu
Unvan:
Türk Yazar, Akademisyen ve Fikir Adamı
Doğum:
İstanbul, 1909
Ölüm:
İstanbul, 1975
Nurettin Topçu, 1909 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl adı Osman Nuri Topçu’dur. Nurettin Topçu’nun babası Topçuzâde Ahmet Efendi Erzurumlu, annesi Fatma hanım ise Eğinlilidir. (Erzincan’ın Kemaliye ilçesinin eski adı) Topçu ailesi Topçuzâdeler diye tanınmaktadır. Dedesi Osman Efendi, Erzurum’un Ruslar tarafından işgali sırasında Türk ordusunda topçuluk yapmıştır, bu lâkap da oradan gelmektedir.

Eğitimi

Nurettin Topçu, öğrenim hayatına altı yaşında Bezmiâlem Velide Sultan Mektebi’nin ana kısmında başladı. İlkokulu Büyük Reşid Paşa Numûne Mektebi’nde okudu.İlkokuldan sonra Vefa İdadisi’nde öğrenimini sürdüren Nurettin Topçu, birinci sınıfta iken babasını kaybetmiştir. Lise tahsilini İstanbul Lisesi’nin Edebiyat Bölümü’nde pekiyi derece ile tamamlamıştır. (1927-28) Mehmet Akif’in medeniyet telakkisini kavramış ve ilmini almak için Akif’in oğlu Asım’ı niçin Batı’ya göndermiş olduğunu idrak etmiş olan Nurettin Topçu, daha iyi bir eğitim alabilmek için Avrupa’da tahsil görmek gerektiğinin farkında olarak liseyi bitirdikten sonra kendi imkanlarıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nın açmış olduğu Avrupa imtihanlarına girmiş ve kazanmıştır. Fransa’nın Türkiye’deki liselerin denkliğini kabul etmemesinden dolayı Topçu buradaki eğitimine Paris’teki Bordeaux Lisesi’nde başlamıştır. İki sene sonra Strazbourg’a giden (1930) Topçu, burada üniversite tahsiline başlamış; psikoloji ve güzel sanatlar, genel felsefe ve mantık, çağdaş sanat tarihi, sosyoloji ve ahlak, ilk zaman sanat ve arkeolojisi dersleri almıştır. Strazbourg’da tamamladığı doktorasını 1934 yılında Sorbonne Ünivesitesi’nde vermiştir. Sorbonne Üniversitesi’nde okuyan ilk Türk öğrenci olmuştur. Çalışması Sorbone Üniversitesi Felsefe Jürisi tarafından yılın en başarılı doktora tezi seçilir. Üniversitenin geleneklerine göre birinci olan öğrenciler mutlaka ödüllendirilir. Bunun üzerine yetkili Profesör, Nurettin Topçu’nun yanına gelerek durumu anlatır ve ödül olarak neyi istediğini sorar:

- Efendim, bir altın saat mi? Amerika veya Kuzey Avrupa’ya bir mavi yolculuk mu?

Hangisini tercih edecekseniz onu alacaksınız veya o ülkeye ziyarete gideceksiniz!

Nurettin Topçu, kararlı ve gayet kendinden emin bir şekilde bu soruya şöyle cevap verir:

- Hiçbiri değil!

- O zaman ne istiyorsunuz?

- Sorbonne Üniversitesi’nin giriş ve çıkış kulelerinde yirmi dört saat ay-yıldızlı Türk bayrağının dalgalanmasını istiyorum!

- Derhal bu isteğiniz yerine getirilecektir!

Nurettin Topçu kendine yapılan teklife verdiği cevabı duyan herkes hayret ve hayranlık içinde kalmıştır. Vatan ve bayrak sevgisinin gurbet illerde okuyan bir öğrencinin yüreğinde böylesine yüceldiği az görülmüştür. Ayrıca bu olay, onun düşünce yapısını, vatan ve millet sevgisi ile hayat felsefesini yansıtan önemli bir ayrıntıdır.

Öğretmenliği

Avrupa’dan döndükten sonra 1935 yılında Galatasaray Lisesi’nde felsefe öğretmenliğine başladı. Topçu İzmir’de öğretmenliğinin henüz daha dördüncü yılında, Türk düşünce tarihinde önemli bir yeri olan “Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi”ni yayınlamaya başlar. (1939)

Denizli’den sonra İstanbul’a tayin edilen Topçu, Haydarpaşa Lisesi, Vefa Lisesi, Robert Koleji, İstanbul İmam Hatip Lisesi ve İstanbul Lisesi’nde öğretmen iken yaş haddinden emekli olmuştur. Nurettin Topçu, Bergson’dan hareketle hazırlamış olduğu Sezgiciliğin Değeri isimli çalışmasıyla İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde doçent ünvanı almıştır.

Milletimizin son dönemde yetiştirmiş olduğu önemli fikir ve aksiyon adamlarından biri olan Nurettin Topçu’nun hayatını, sık sık idealize ettiği mesuliyet duygusunun yoğun baskısı altında Anadolu’da Türk Milletinin yeniden dirilişinin ilham kaynaklarını arayacak, münevver bir zümre meydana getirmeye çalışmıştır. Bu münevver kadroyla aklın saltanatını yönetimde, eğitimde, sanatta ve bilimde hâkim kılacak bir “Türk Rönesansı”nı gerçekleştirme çabası içerisinde olmuştur. Hayatı, bunun mücadelesi ile geçmiştir. Ahlâk alanında doktora yapmış olan Topçu, imanlı, ahlâklı debdebeden ve gösterişten uzak hayatı, doğru bildiğini söylemekten ve yaşamaktan çekinmeyen tavizsiz karakteri ile örnek bir şahsiyettir. Ömrünü her an büyük mahkemenin huzurundaymış gibi hesap vermeye hazır, hiçbir otoritenin etkisinde kalmaksızın milletinin meseleleriyle ve ahlâk dersi vermekle geçmiştir. Sınıfta, öğretmenler odasında, sokakta, camide, evde, konferans salonunda, kısacası hayatın her alanında ve her aşamasında… Kendisine maddenin ve servetin fethini değil, ruhların fethini gaye ettiği gibi, insanlara da onu hedef olarak göstermiştir. Felsefeden sanata, dinden ekonomiye ve eğitime kadar pek çok sahada kendine has tahlilleri, bakış açıları ve önerileri olan Topçu, hem Batı’yı çok iyi tahlil eden, gözlemleyen ve Batı düşüncesini bilen hem de ailesi ve muhiti dolayısıyla geleneksel yapı ve değerleri tanıyan, bilen ender düşünürlerden biridir. Birçok kaynaktan etkilenmiş olan Topçu’nun eserlerinde bu etkilerin izlerini görmek mümkündür.

Başlıca Eserleri

Yarınki Türkiye, İslam ve İnsan, Ahlak Nizamı, İradenin Davası, Mehmet Akif, Felsefe, Büyük Fetih, Devlet ve Demokrasi, Sosyoloji
Yaralarımızın en derinde olanlarından biri de insana değer vermesini bilmeyişimizdir. Yaratıkların ulusu olan insana hürmetsizlik, insanlığı düşürür. Hep birbirimize karşı hürmetsiz davranışlarımız, bu düşürme yarışında ilerledikçe cemiyetimiz düşer, düşer ve sonunda her fert birbiri için nefret konusu olur. Bu gayya içinde hayatın mâna ve değerini düşünmek isteyenler hüsran içinde bunalırlar.
Nurettin Topçu
Sayfa 138 - Dergâh Yayınları
304 syf.
Ahlâk Nizâmı ya da Anadolu Sosyalizmi

❁ ❁ ❁

Ahlâk, fikrini savunan sosyolog, muallim merhum Nurettin Topçu, “Ahlâk Nizâmı” kitabında sesini duyurmak için haykırmakta, bir ışık aramaktadır. İradenin kuvvetinde, ahlâk nizâmını yaşatacak bir direnç beklemektedir. Ortadan çekilip kaybolan ahlâk nizâmı, nerededir?

Kitap, dört bölümden müteşekkildir. İlk bölüm memlekete dair kavramlarla kendi fikir dünyasını yansıtıyor. Bu kavramlar kamusal alanların durumları hakkındadır. Devlet ve şahsiyet, iktisadî ve içtimaî nizâm, millet basını, din hayatı gibi başlıklar barındırır. Bu başlıklardaki kavramları bir nizâm üzerinde ne halde olduğuna karşılık, nasıl olması gerektiği hususunda reçeteler vermektedir.

Topçu, batan bir dünya nizâmının enkazı üzerinde olduğumuzu söyler. Yeni bir nizâm; ahlâkta, hukukta, sanatta, dinde ve devlette konularında insanlığa dayanacak yeni temeller bulmak zaruretinin neslimizin zayıf omuzlarını şiddetle sarstığını söyler. Peki buna karşılık ahlâkın nizâmı nasıl olacak? Çözümü Müslüman Anadolu’nun sosyalizmidir. İslâm’ın ruh ve ahlâkına sahip olacak Anadolu'nun insanını ve bütün hayat kuvvetlerini, ferdi menfaatlarla ihtirasların sınırlarının dışına çıkarılıp, tam iktidarı ile sağlam iradenin disiplini altına, millet selâmeti yolunda toplulukla seferber etmek olduğunu söyler.

İkinci bölüm de Topçu, 1960’ların liberalizm ile komünizme karşılık olarak “Anadolu Sosyalizm” fikrini savunur. Anadolu kültürü ile sosyalizme bağlantı kurar. Burada Topçu’nun siyasi fikrini görmekteyiz. Ona göre Anadolu’da “Sosyalist Cemiyet Nizâmı” adıyla bir cemiyet kurulmalıdır. Halka sistemli ve inanılmış bir medeni fikri verilmeli. İslâm kültür ve ahlâkının, kaynaklara inmiş gerçek bir din anlayışı anlatılmalı. Sosyalist cemiyet düzeninin ne için muhtaç olduğumuzu ve bu düzenin bize neler getireceğini meselesi ele alınması gerektiğini söyler. Ruhçu bir sosyalist düzene muhtaç oluşumuzun sebeplerini şöyle açıklar:

- Sefalet, işsizlik, haksızlık gibi konular.

- Bunların hepsinin önünde bizi eğilmeye mahkûm eden kudretsizlik olduğunu söyler.

- Bu kurtuluşun olabilmesi de bir otoritenin kurulmasıyla mümkün olabileceğini söyler.

Topçu, kitabın üçüncü bölümünde Emperyalist Yahudi zihniyetini anlatıyor. “İnsanlar ve Yahudiler”, “Para ve Yahudi”, “İslâm Dâvası ve Yahudilik” son olarak “Amerikan Vahşeti” başlıklarla bu bölümü tamamlıyor. Topçu’nun bu konuyu ele alma sebeplerinden biri 1967’de altı gün savaşı olan Arap-İsrail Savaşı olmasıdır. Arapların İsrail’e karşı büyük bir hezimete uğramalarıdır.

Topçu, Yahudilerin yetmiş yıllık Babil esaretinden kurtulduktan sonra kıyamete kadar intikamını almaya söz veren vicdanı azapsız Yahudi kavimin insanlığa çile olduğunu söyler. Bu beddualı kavmin, kin ve haset silahları ile insanlık ruhunun ortaya koyduğu bütün büyük ve güzel şeyleri yıkmaktır.

Topçu, 1960larda dünya siyasetini, dış politikayı etkisi altına alan “Batı ve Doğu Blokları” mücadele ve çıkarları olan “Soğuk Savaş” döneminin etkisiyle ortaya çıkan konuları kitabın bu son bölümünde ele alıyor. Komünizm ve Kapitalizme karşılık sosyalizmi savunan yazıları mevcuttur. Üç kavramın tek tek ele alarak; ortaya çıkışları, savundukları fikirleri, etki yaptıkları değerleri ve tüm yönleriyle ortaya çıkacak sonuçları anlatıyor.

Kitabın genel havasında politik bir Nurettin Topçu kişiliğini görmekteyiz. Dünya ve toplum düzenini bozan Komünizm ve Kapitalizme karşı bir ahlâk düzeni kurmanın havasını soluyoruz. Ahlâk nizâmı çabasında kamusal, ideolojik, iktisadi bir vizyon çabasını görmekteyiz.


Kitabın Künyesi: Nurettin Topçu, Ahlâk Nizâmı, Dergâh Yayınları, 12. Baskı, Ağustos 2019.

Yunus Özdemir
223 syf.
Vicdanın Sesiyle: Ahlâkın Yeşermesi

❁ ❁ ❁

Ahlâk, insanın var oluşundan beri olan, kalbin soluğundan çıkıp aklın kavrayışına uzanan bir yoldur. Toplumun birlik bütünlüğünü sağlayan ve koruyan yine ahlâk değerleri olmuştur. Beşeri bilimlerin mayasını oluşturan yine ahlâk olmuştur. Düşünce ve eylem mekanizmalarını hareket ettiren ahlâk, filozofların fikir özü, bilim insanların doğruluk terazileri olmuştur.

Sosyolog, akademisyen ve muallim merhum Nurettin Topçu, “Ahlâk” adlı kitabı insanlık medeniyetinin en önemli ve yeri sarsılmaz konusundan bahseder. Medeniyetleri oluşturan toplumların kimliği olan “Ahlâk” terimi var oluş halimizi doğru ve yanlış kurallar terazisinin ölçülerini tutar.

Topçu, “Ahlâk” iki kısımdan oluşur. Ders kitabı amacıyla hazırladığı bu kitabı lise 1 kısmını ahlakın konusunu ve önemini açıkladıktan sonra ilim, din, sanat gibi kavramlarla olan ilişkini anlatır. Ahlakın konusunu ilk medeniyetlerden beri hareketlerimizin değerlendirmesi temeliyle uğraşmışlardır. Kitap, medeniyetler bağlamında ahlakın öz itibariyle ilk ortaya çıkan anlayışlardan örnekler verir. Çin’de Konfüçyüs, Hindistan’da Buda ahlaklı yaşamın mutluluğa götürdüklerini söylediler. Peygamberler, ahlâkdışı davranışların, pişmanlık ve felaket olduğunu söyleyerek ilâhî birer ahlâk sistemi getirdiler. Sokrates, ahlâkın “kendini bilmek” olduğunu savundu. Öğrencisi Eflâtun, ahlâkı “iyilik ilmi” diye tarif etti. XVIII. Yüzyıla geldiğimizde Alman filozof Kant, ahlâkı “ödev ilmi” diye tarif etti. Ahlâkın özünü Topçu şöyle tarif eder: “Bize içimizden seslenen, doğru yolda yürümemizi öğreten vicdanın sesidir.” Der. Akıl gösterir, vicdan ses verir. Bu bir bütünü sağlayan, ahlâklı insan vasfını kazanır.

Topçu, ahlâkın özünün “Akıl” diyenlere karşılık ahlâkın özünün “duygu” olduğunu savunanlardan da bahseder. Bunlar Pascal ile Rousseau'dur. Pascal, ahlâkı “insanın ilmi” diye tarif eder. Rousseau ise ona “kalbin ilmi” dedi.

Ahlâk, ilim deryasında varlığı hissettirerek bilim sahasında bir disiplin olmuştur. Teori söylemlerinden çıkıp, hareket sahasına inen bu disiplin kendisine has karakterlere sahiptir. Topçu bu konuda ahlâkın diğer ilimlerden ayıran dört özelliğinden bahseder:

- İlimler var olanı tanımlarken, ahlak var olandan işe başlayarak ideal olanı araştırır.

- İlimler, olayları incelerken herbirini bir kanuna bağlarlar. Bütün deneylerin, doğruluğunu ortaya koyduğu gerçekleri genel ve evrensel kanunlarla ifade ederler. Ahlâk ise kanunlar araştırmaz, kaideler ortaya koyar. İnsan davranışlarını değerlendirip bunlardan bir kısmının öbürlerine üstünlüğünü ve insana yakışır olduklarını belirttikten sonra, öylesine davranışları hareket kaideleri halinde ortaya koymaktır.

- Ahlâkın kaideleri, evrensel oldukları bilinen bir takım ilkelerden çıkarılır. Bu ilkeler, adalet merhamet, ödev... Bu ilkelerden herhangi birini seçmede serbest oluşumuz, münakaşa yapmayı mümkün yapıyor.

- Ahlâk, davranışlarımızın hür olup olmadığını ve hürriyete sahip olan ruhtan ne gibi hareketlerin doğabileceğini araştırır, hürriyetimizin bizi hangi gayeye doğru götürdüğünü inceler.

Ahlâk ilminin diğer ilimlerle ayrıldığı noktaları yanında yalnız psikoloji ilmi Ahlâk ilminden ayrılmaz. İnsanın ruh hallerini inceleyen psikoloji, ahlak ilmiyle bir bütün olmasına rağmen Topçu, üç noktada ahlâkı psikolojiden ayırır:

- Ahlâk iradeli hareketlerle ilgilenirken, zekâ ve duygu olayları ile ilgilenmez. Psikoloji ise tümüyle ilgilenir.

- İnsan ruhunda hürriyetin varlığı olup olmadığını psikoloji ilgilenirken, ahlâk ise hürriyeti değerlendirip ideal gayesini inceler.

- Bir olayın hakemi olan vicdanla ahlâk ilmi ilgilenirken, psikoloji bununla ilgilenmez, olaya objektif yaklaşır.

Topçu, ahlâk ile sanatın ideali aradıklarını, menfaat gözetmeden; hürriyet ve yaratıcılık aramalarıyla ortak noktalarına değinir. Ahlakın din ile gaye bakımından bağlantılı olduğuna dikkat çekerek ruhun kuvvetini arttırmaya yönelirler. Bu noktaya kadar Topçu’nun ahlâkın diğer ilimlerle olan ortak ve farklı yönlerine değindik.

Ahlâkın kendi iç dinamiklerinden biri olan “Saygı” kavramına değinirsek; ahlâk duygularının kaynağı olması ve ruhun maddeden üstün olduğuna inanmaktır. Topçu, izzetinefis ve şeref duygularından bahsederek kendi ruhumuza ve topluma karşı ahlâkî boyutlara değinir.

Topçu, lise 1'e yönelik bu başlığını ahlâkî hareket, iradenin yapısı, değerler ve alışkanlıklar gibi kavramların başlıklar halinde tamamlar.

Kitabın lise 2 başlığı, “Ahlâkın Psikolojik Görünüşü”, “Ahlâk ve Felsefe” ve “Sosyal Ahlâk” üç başlıkla tamamlar. Doğuştan sahip olduğumuz vicdan, ahlâkın psikolojik görünüşünü belirlerken, toplum düzenin kurucusu ahlâk ise sosyal görünüşü belirler. Topçu, vicdanın iyi ile kötüyü ayırd etme yetisi iken şuur, iç hallerimizi bize tanıtan aydınlık olduğunu söyler. Bu iki kavramı bir bütün olarak görerek; şuurdan vicdana geçiş, insanın varlığında görülen bir ilerleyiş olduğunu söyler.

Ahlâk ve felsefe konusunda ise insanın iç dünyası üzerinde değerler ortaya koyan felsefeye, ahlâk felsefesi, denir. Topçu, bu başlığında temel görüşler ve ahlâk sisteminin yönlerini anlatarak konuyla ilgili okuma parçaları verir.

Kitabın son başlığı ise “Sosyal Ahlâk” dır. Bir hareketimizin yalnız bizim tarafımızdan beğenilmesi, onun iyi diye tanımlamasına yeterli değildir. Topçu, bu durumun toplumun üzerimizdeki baskısı, etkisinden söz eder. Ahlâk konusunda toplumun belirleyici rolünden bahseder. Ahlâkın iyi ve kötü hükümleri toplumun etkisi altında meydana geldiğini söyler. Davranışlarımızda toplumun ortaya koyduğu değerlere uymak zorundayız. Sosyal Ahlâk, ahlâk ilkelerinin toplumun şekillendirdiği yaşayışın parçaları olduğu ve uyulması zorunlu olduğudur.

Ömrünün son yıllarında Nurettin Topçu, hazırladığı “Ahlâk” kitabı iki temel tarafı vardır. Bir yönü “ders kitabı” olmasıyla her başlığın sonunda özet, soru kalıpları ve okuma parçaları olması yönüyle eğitici tarafını tamamlar. İkinci yönü ise konulara yaklaşım tarzı önemli felsefecilerin görüşlerini ve konuyla ilgili önemli çıkarımlar yapmasıdır.

Kitabın Künyesi: Nurettin Topçu, Ahlâk, Dergâh Yayınları, 11. Baskı, Haziran 2017.

Yunus Özdemir
104 syf.
Topçu'nun 12 mektubu Amerikadaki arkadaşı Cimi'ye yazdığı birinci bölümden oluşurken. Düşünen Adam Aramızda başlığıyla da 4 yazısıda ikinci bölümü oluşturmaktadır. Ocak 1948-Şubat 1949 tarihleri arasında İstanbul'un içinde bulunduğu toplumsal durumdan mektuplarla bahseder.
Dostum Cim, Aziz Dostum, diye başlayan Amerikan Mektuplarında; Topçu gözlemlediklerini, kaniksayamadiklarini yazar. Bir çıkmaz yolun, yeni bir günün doğmasını bekler gibi değişim kıvılcımlarını ara memleketin köşe bacaklarında. Mektupların karşılığının gelip gelmediğini bilmediğimiz, hatta Cim'in kim olduğunu bilmediğimiz bu mektuplar, Topçu'nun birey - toplum ilişkisinin dünyasını görmekteyiz.
208 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Kitabımız 1940-60 Türkiye' sindeki eğitim sisteminin sorunlarını ve buna karşı nasıl mücadele edileceği; belli bir metodoliji ve programla, düzenleme yapılarak, ancak ve ancak muassır medeniyetler seviyesine ulaşılacağını anlatıyor. Kitabımız eğitim politikasına karşı bir manifestodur. Tenkit ile gelişim olacağını öne sürüyor. Ve bunu toplumsal bir mesele olarak görüyor.

Her şeyden önce eğitimin millî olması gerektiğini, millî kelimesinin altına sığınan Batı taklitçiliğini, maddeciliği merkeze alan eğitimi, toplumsal ahlâkın çökertilmesi ile millî bir şuurdan ziyade daha çok özenti ve içi boşaltılmış bir zihin gelişeceği düşünülüyor.

Kitabımız 1940-60 Türkiye' sindeki eğitim sisteminin sorunlarını ve buna karşı nasıl mücadele edileceği; belli bir metodoliji ve programla düzenleme yapılarak ancak ve ancak muassır medeniyetler seviyesine ulaşılacağını anlatıyor. Kitabımız eğitim politikasına karşı bir manifestodur. Tenkit ile gelişim olacağını öne sürüyor. Ve bunu toplumsal bir mesele olarak görüyor.

Her şeyden önce eğitimin millî olması gerektiğini, millî kelimesinin altına sığınan Batı taklitçiliğini, maddeciliği merkeze alan eğitimi, toplumsal ahlâkın çökertilmesi ile millî bir şuurdan ziyade daha çok özenti ve içi boşaltılmış bir zihin gelişeceği düşünülüyor.

Hakikate ulaşmanın temel yolunun dinî bir ahlak eğitiminden geçtiğini resmederken diğer yandan dinî alimleri, Kur'an' ı kendilerine referans almadıkları hususunda tenkit ediyor. <<Ancak, cemiyeti her tarafından kavrayacak, ilimde, sanatta, iktisatta üstad, ahlâkta önder din adamları zümresi yetişerek cemaatin kalbine ha­kikat aşkının mukaddes tohumlarını serptikten sonra millî mekte­bin kapıları açılacaktır. Hareket kuvvetini Kur’ûn’dan alacak olan böyle bir zümrenin yetiştirilmesiyle onun, cemaatin ruhuna serpe­ceği tohumların filizlenip hayat bulması ve cemaatin içinde hakikat aşkına kendini veren kafilelerin harekete geçebilmesi için, herşeyden evvel böyle bir sistemin esaslarını hazırlayacak felsefî görüşün doğması lâzımdır.>>

İslam felsefesi konusunda eksiklerin olduğunu, felsefî öğretilerin ezberden verildiğini, aslolanın felsefe yapmayı öğretmek olduğunu, pedagojik bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu savunuluyor. <<Her büyük millet, kendi hayatının evrim sırrını ve ebedîliğe yönelen hayat yolculuğunun büyük kudretini felsefî sistemden çıkarır. Bugüne kadar İslâm’ın ve Kur’ân’m felsefesi ya­pılmamış olduğu düşünülürse ne kadar gerilerde olduğumuz kolay­ca anlaşılacaktır. Felsefî kültür, mektebin temel taşıdır>>

1960 anayasasının eleştirisi de yapılmış, özgürlüğün yanlış kullanıldığı düşünülmüş.

Diğer yandan nesli uçuruma götüren nedenleri 6 başlık altında sıralamış.

1. İlk işaretle harekete geçerken yaptıkları ahlâk yeminini az zamanda unutup siyaset ve tedbir yolunu tuttular.

2. Yaratıcılığın yerini taklitçiliğin tutmuş olması, bu hatalı yol, son üç asırlık devrimlerimizin verimsizliği ile nihayetlenmiştir.

3. Daha evvelki nesillerin yersiz ve kolay harcayıp tükettiği iman ve ümidi bırakarak kendi zaaflarını kabul ettiler.

4. Kendi iradesini kendi elile çürüten nesillerde kurtarıcı bir şef ihtiyacı kendini göstermiştir.

5. Çeşitli tarihi sebeplerle iradesi yıpratılan ve kendine güven gücünü kaybeden son nesiller, bir mesuliyetle karşılaştıkları anda determinizme sığınmaktan çekinmiyorlar ve böylelikle kendilerini kurtardıklarını zannediyorlar.

6. Vazifeye karşı koyulan hürriyet tepkisi, asrımızın hoyratlı­ğıdır. Hür oluşları bahanesile yer yer mecburiyetleri inkâr eden genç zümreler, kutsal ödevleri birer birer çiğnediler. Bütün ödevlerin başında gelen itaat ödevi, eski bir put gibi tekme ile devrildi.

Dildeki değişimin (harf inkılabı) manevî kültürü değersiz kıldığını, teknikleşme çatısı altında ABD' nin pragmatisliğinin saf çıkarcı bir neslin yetiştirileceği savunulmuş.

Batılı dilin yabancı kelimeleri dilimize yerleştiğini ve bunun için acil önlemler alınması gerektiği tezi öne sürülmüş.

ABD li eğitim bilimci Jhon Dewey' in uygulama ile ya da deneyimleyerek öğrenmesini gerçek öğrenme olduğunu düşünüyor Topçu.

<<Nasıl öğrenilir? Öğrenme, herşeyden evvel bir çıraklıktır. Mektep çırak­lık yeridir, diyebiliriz ki bir tezgâhtır. O tezgâhta usta yapar, çırak­lar tekrarlar. Usta verir, çırak alır. Alınmamış, benimsenmemiş, benliğe mal edilmemiş bir ders, iyi bir ders sayılmaz. Mektepte alı­nan ders, ya bir tasavvurdur, hayale mal edilir; ya bir hünerdir, elle mal edilir; ya bir iradedir, iktidarımıza ilâve edilir; ya da bir aşktır, kalbe doldurulur. Bunlardan biri halinde benliğimize, girmeyip sa­de hâfızada, şuurun dışına asılı bir küfe yük halinde duran bilgiler verici öğretim, faydasız ve mânasızdır. İyi üstad, dışımızda yaşananı içimiz­de hayat yapabilen muallimdir. En iyi muallim, en büyük üstad, şüphesiz ki hayattır.>>

Diğer yandan özel okulların ticari kaygıları olduğu için esnaf mantığıyla hareket edildiği tenkit edilmiş. Yabancı okulların ise birer misyoner yuvaları oldukları düşünülmüş.

Öğretmenlik mesleğini toplumdaki en büyük müessese olarak görür Topçu.

<<Âdemoğlunu, beşikten alarak mezara kadar götürüp teslim eden, dünyanın en büyük mesuliyetine sahip insan muallimdir. >>

<<Devletleri ve medeniyetleri yapan da, yı­kan da muallimlerdir. Muallime değer verildiği, muallimin hörmet gördüğü ülkede insanlar mesut ve faziletlidir. Muallimin alçaltıldığı, mesleğinin hor görüldüğü milletler düşmüştür, alçalmıştır ve şüphe yok ki bedbahttır. “Babam beni gökten yere indirdi. Hocam beni yerden göğe yükseltti” diyen İskender muallimi anlamıştır. Muallim, sade zekâların değil, beşaretlerimizin, ibadetlerimizin müjdecisidir. >>

<<Hakikatte muallimin sahip olması lâzım gelen vazife ve me­suliyet, bu derecede basit ve ruh yapısı bakımından böyle değersiz ve iptidaî bir fonksiyondan ibaret değildir. Muallimin mesuliyetle­ri çoktur ve cemiyet hayatının her sahasına uzanmaktadır. Bir memlekette ticaret ve alışveriş tarzı bozuksa bundan muallim me­suldür. Siyaset, millî tarihin çizdiği yoldan ayrılmış, milletinin ta­rihî karakterini kaybetmişse, bundan mesul olan yine muallimdir. Gençlik âvâre ve dâvasız, aileler otoritesizse bundan da muallim mesul olacaktır. Memurlar rüşvetçi, mesul makamlar iltimasçı ise­ler muallimin utanması icap eder. Din hayatı bir riya veya taklit merasimi haline gelerek vicdanlar sahipsiz ve sultansız kalmışsa bunun da mesulü muallimlerdir. Yüreklerin merhametsizliğinden, hislerin bayağılığından ve iradelerin gevşekliğinden bir mesul ara­nırsa; o da muallimdir. Yalnız kaldığımız yerde yalnızlığımızın mesulü o, imanların zayıfladığı devirlerde bu gevşemenin mesulü yine onlardır.>>

Eğitimin toplumun ihtiyaçları değişeceği için sürekli kendisini güncellemesi gerektiğini, öğretmenlerin de seminerler alarak bu gelişmelere dönük eğitim almaları gerektiğini savunur.

Mektepte öğretmenlerin nöbet tutmalarını istemez Topçu. Bir takım idarî vazifelerle öğretmenlerin yıpratıldığını düşünür.

Yine geleceğe dair bir öngörüde de bulunmuş Topçu.

<<Lise öğretiminin, böyle bir ihtisasa doğru gitmesi zamanı gel­miştir. Bunu kabul etmezsek, yetiştireceğimiz nesiller, iki gruba ay­rılacak: Üniversite mezunları, lise mezunları. Koca bir memleketin, bir ziraat memleketinin bütçesinin hemen yarısını kendilerine tah­sis edeceğimiz bu iki zümreden birinciler kuvvetli ve değerli tavsi­yelere yapışarak kalemlerin baş tarafındaki maroken koltuklara ku­rulacaklar, emredecek, şiddet kullanacaklar ve her kâğıdı imzalaya­caklar. İkinciler ise, çok sıkıntı ile açık buldukları bir kapıdan içeri uzanarak, kuru sandalyalarda ömür çürüteceklerdir. >>

Kız ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı okullarda eğitim alması gerektiğini düşünür. Kendisine katılmadığım nadir hususlardan. Türkiye ' yi İstanbul' dan ibaret olmadığını düşünecek olursak, Anadolu ' da o dönemlerde doğru olarak kabul edilebilir. Zira düşünceleri o dönem içerisinde değerlendirmek doğru olacaktır.


Ve son olarak tüm eleştirilerine rağmen gelecekten umutludur Topçu. Asla gardını düşürmez, aksine tüm sıkıntıları çözecek olanın öğretmenler olduğuna inanır.

<<nasılsın Bu nesle “okumayı sevmiyor” diyemeyiz. Herkes, yedisinden yetmişine kadar gazete tiryakisidir. Gazete okuma ihtiyacı, dağ başlarındaki köylere kadar yurdun her tarafını sarmıştır. “Bu nesiller, dinlemesini bilmiyor” diyemiyoruz. Vaazeden hocaların etrafında halkalanarak, bir takım hikâyeleri, hayali okşayan vaatleri veya ürpertici tehditleri, âhiretten emir alır gibi dikkatle dinleyişleri, hayret çekici bir manzaradır.>>

Bir yazar ne büsbütün haklı olabilir ne de büsbütün haksız. Zira eleştiri dediğimiz şey hem olumlu hem olumsuz yapılan bir şeydir. Düşünceyi savunan kim olursa olsun, onun nerden geldiğine, hangi ideolojiye sahip olduğuna ya da nereli olduğuna bakmamak gerekir. Benden bu kadar.

~~Kitapla Kalın~~
145 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Kendi içimize yolculuk yapmamıza vesile olan bir kitap.
Kurtuluşa ermemiz için bize yol gösteren, yol üstündeki durakları hatırlatan ve bizi dinlendiren bir eser.
Hayatımıza yön vermesi ümidiyle.
Kitapla kalın..

Yazarın biyografisi

Adı:
Nurettin Topçu
Tam adı:
Osman Nuri Topçu
Unvan:
Türk Yazar, Akademisyen ve Fikir Adamı
Doğum:
İstanbul, 1909
Ölüm:
İstanbul, 1975
Nurettin Topçu, 1909 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl adı Osman Nuri Topçu’dur. Nurettin Topçu’nun babası Topçuzâde Ahmet Efendi Erzurumlu, annesi Fatma hanım ise Eğinlilidir. (Erzincan’ın Kemaliye ilçesinin eski adı) Topçu ailesi Topçuzâdeler diye tanınmaktadır. Dedesi Osman Efendi, Erzurum’un Ruslar tarafından işgali sırasında Türk ordusunda topçuluk yapmıştır, bu lâkap da oradan gelmektedir.

Eğitimi

Nurettin Topçu, öğrenim hayatına altı yaşında Bezmiâlem Velide Sultan Mektebi’nin ana kısmında başladı. İlkokulu Büyük Reşid Paşa Numûne Mektebi’nde okudu.İlkokuldan sonra Vefa İdadisi’nde öğrenimini sürdüren Nurettin Topçu, birinci sınıfta iken babasını kaybetmiştir. Lise tahsilini İstanbul Lisesi’nin Edebiyat Bölümü’nde pekiyi derece ile tamamlamıştır. (1927-28) Mehmet Akif’in medeniyet telakkisini kavramış ve ilmini almak için Akif’in oğlu Asım’ı niçin Batı’ya göndermiş olduğunu idrak etmiş olan Nurettin Topçu, daha iyi bir eğitim alabilmek için Avrupa’da tahsil görmek gerektiğinin farkında olarak liseyi bitirdikten sonra kendi imkanlarıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nın açmış olduğu Avrupa imtihanlarına girmiş ve kazanmıştır. Fransa’nın Türkiye’deki liselerin denkliğini kabul etmemesinden dolayı Topçu buradaki eğitimine Paris’teki Bordeaux Lisesi’nde başlamıştır. İki sene sonra Strazbourg’a giden (1930) Topçu, burada üniversite tahsiline başlamış; psikoloji ve güzel sanatlar, genel felsefe ve mantık, çağdaş sanat tarihi, sosyoloji ve ahlak, ilk zaman sanat ve arkeolojisi dersleri almıştır. Strazbourg’da tamamladığı doktorasını 1934 yılında Sorbonne Ünivesitesi’nde vermiştir. Sorbonne Üniversitesi’nde okuyan ilk Türk öğrenci olmuştur. Çalışması Sorbone Üniversitesi Felsefe Jürisi tarafından yılın en başarılı doktora tezi seçilir. Üniversitenin geleneklerine göre birinci olan öğrenciler mutlaka ödüllendirilir. Bunun üzerine yetkili Profesör, Nurettin Topçu’nun yanına gelerek durumu anlatır ve ödül olarak neyi istediğini sorar:

- Efendim, bir altın saat mi? Amerika veya Kuzey Avrupa’ya bir mavi yolculuk mu?

Hangisini tercih edecekseniz onu alacaksınız veya o ülkeye ziyarete gideceksiniz!

Nurettin Topçu, kararlı ve gayet kendinden emin bir şekilde bu soruya şöyle cevap verir:

- Hiçbiri değil!

- O zaman ne istiyorsunuz?

- Sorbonne Üniversitesi’nin giriş ve çıkış kulelerinde yirmi dört saat ay-yıldızlı Türk bayrağının dalgalanmasını istiyorum!

- Derhal bu isteğiniz yerine getirilecektir!

Nurettin Topçu kendine yapılan teklife verdiği cevabı duyan herkes hayret ve hayranlık içinde kalmıştır. Vatan ve bayrak sevgisinin gurbet illerde okuyan bir öğrencinin yüreğinde böylesine yüceldiği az görülmüştür. Ayrıca bu olay, onun düşünce yapısını, vatan ve millet sevgisi ile hayat felsefesini yansıtan önemli bir ayrıntıdır.

Öğretmenliği

Avrupa’dan döndükten sonra 1935 yılında Galatasaray Lisesi’nde felsefe öğretmenliğine başladı. Topçu İzmir’de öğretmenliğinin henüz daha dördüncü yılında, Türk düşünce tarihinde önemli bir yeri olan “Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi”ni yayınlamaya başlar. (1939)

Denizli’den sonra İstanbul’a tayin edilen Topçu, Haydarpaşa Lisesi, Vefa Lisesi, Robert Koleji, İstanbul İmam Hatip Lisesi ve İstanbul Lisesi’nde öğretmen iken yaş haddinden emekli olmuştur. Nurettin Topçu, Bergson’dan hareketle hazırlamış olduğu Sezgiciliğin Değeri isimli çalışmasıyla İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde doçent ünvanı almıştır.

Milletimizin son dönemde yetiştirmiş olduğu önemli fikir ve aksiyon adamlarından biri olan Nurettin Topçu’nun hayatını, sık sık idealize ettiği mesuliyet duygusunun yoğun baskısı altında Anadolu’da Türk Milletinin yeniden dirilişinin ilham kaynaklarını arayacak, münevver bir zümre meydana getirmeye çalışmıştır. Bu münevver kadroyla aklın saltanatını yönetimde, eğitimde, sanatta ve bilimde hâkim kılacak bir “Türk Rönesansı”nı gerçekleştirme çabası içerisinde olmuştur. Hayatı, bunun mücadelesi ile geçmiştir. Ahlâk alanında doktora yapmış olan Topçu, imanlı, ahlâklı debdebeden ve gösterişten uzak hayatı, doğru bildiğini söylemekten ve yaşamaktan çekinmeyen tavizsiz karakteri ile örnek bir şahsiyettir. Ömrünü her an büyük mahkemenin huzurundaymış gibi hesap vermeye hazır, hiçbir otoritenin etkisinde kalmaksızın milletinin meseleleriyle ve ahlâk dersi vermekle geçmiştir. Sınıfta, öğretmenler odasında, sokakta, camide, evde, konferans salonunda, kısacası hayatın her alanında ve her aşamasında… Kendisine maddenin ve servetin fethini değil, ruhların fethini gaye ettiği gibi, insanlara da onu hedef olarak göstermiştir. Felsefeden sanata, dinden ekonomiye ve eğitime kadar pek çok sahada kendine has tahlilleri, bakış açıları ve önerileri olan Topçu, hem Batı’yı çok iyi tahlil eden, gözlemleyen ve Batı düşüncesini bilen hem de ailesi ve muhiti dolayısıyla geleneksel yapı ve değerleri tanıyan, bilen ender düşünürlerden biridir. Birçok kaynaktan etkilenmiş olan Topçu’nun eserlerinde bu etkilerin izlerini görmek mümkündür.

Başlıca Eserleri

Yarınki Türkiye, İslam ve İnsan, Ahlak Nizamı, İradenin Davası, Mehmet Akif, Felsefe, Büyük Fetih, Devlet ve Demokrasi, Sosyoloji

Yazar istatistikleri

  • 1.971 okur beğendi.
  • 9,9bin okur okudu.
  • 520 okur okuyor.
  • 7,3bin okur okuyacak.
  • 294 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları