Nurettin Topçu

Nurettin Topçu

YazarDerleyen
8.8/10
1.736 Kişi
·
6.131
Okunma
·
1.478
Beğeni
·
38894
Gösterim
Adı:
Nurettin Topçu
Tam adı:
Osman Nuri Topçu
Unvan:
Türk Yazar, Akademisyen ve Fikir Adamı
Doğum:
İstanbul, 1909
Ölüm:
İstanbul, 1975
Nurettin Topçu, 1909 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl adı Osman Nuri Topçu’dur. Nurettin Topçu’nun babası Topçuzâde Ahmet Efendi Erzurumlu, annesi Fatma hanım ise Eğinlilidir. (Erzincan’ın Kemaliye ilçesinin eski adı) Topçu ailesi Topçuzâdeler diye tanınmaktadır. Dedesi Osman Efendi, Erzurum’un Ruslar tarafından işgali sırasında Türk ordusunda topçuluk yapmıştır, bu lâkap da oradan gelmektedir.

Eğitimi

Nurettin Topçu, öğrenim hayatına altı yaşında Bezmiâlem Velide Sultan Mektebi’nin ana kısmında başladı. İlkokulu Büyük Reşid Paşa Numûne Mektebi’nde okudu.İlkokuldan sonra Vefa İdadisi’nde öğrenimini sürdüren Nurettin Topçu, birinci sınıfta iken babasını kaybetmiştir. Lise tahsilini İstanbul Lisesi’nin Edebiyat Bölümü’nde pekiyi derece ile tamamlamıştır. (1927-28) Mehmet Akif’in medeniyet telakkisini kavramış ve ilmini almak için Akif’in oğlu Asım’ı niçin Batı’ya göndermiş olduğunu idrak etmiş olan Nurettin Topçu, daha iyi bir eğitim alabilmek için Avrupa’da tahsil görmek gerektiğinin farkında olarak liseyi bitirdikten sonra kendi imkanlarıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nın açmış olduğu Avrupa imtihanlarına girmiş ve kazanmıştır. Fransa’nın Türkiye’deki liselerin denkliğini kabul etmemesinden dolayı Topçu buradaki eğitimine Paris’teki Bordeaux Lisesi’nde başlamıştır. İki sene sonra Strazbourg’a giden (1930) Topçu, burada üniversite tahsiline başlamış; psikoloji ve güzel sanatlar, genel felsefe ve mantık, çağdaş sanat tarihi, sosyoloji ve ahlak, ilk zaman sanat ve arkeolojisi dersleri almıştır. Strazbourg’da tamamladığı doktorasını 1934 yılında Sorbonne Ünivesitesi’nde vermiştir. Sorbonne Üniversitesi’nde okuyan ilk Türk öğrenci olmuştur. Çalışması Sorbone Üniversitesi Felsefe Jürisi tarafından yılın en başarılı doktora tezi seçilir. Üniversitenin geleneklerine göre birinci olan öğrenciler mutlaka ödüllendirilir. Bunun üzerine yetkili Profesör, Nurettin Topçu’nun yanına gelerek durumu anlatır ve ödül olarak neyi istediğini sorar:

- Efendim, bir altın saat mi? Amerika veya Kuzey Avrupa’ya bir mavi yolculuk mu?

Hangisini tercih edecekseniz onu alacaksınız veya o ülkeye ziyarete gideceksiniz!

Nurettin Topçu, kararlı ve gayet kendinden emin bir şekilde bu soruya şöyle cevap verir:

- Hiçbiri değil!

- O zaman ne istiyorsunuz?

- Sorbonne Üniversitesi’nin giriş ve çıkış kulelerinde yirmi dört saat ay-yıldızlı Türk bayrağının dalgalanmasını istiyorum!

- Derhal bu isteğiniz yerine getirilecektir!

Nurettin Topçu kendine yapılan teklife verdiği cevabı duyan herkes hayret ve hayranlık içinde kalmıştır. Vatan ve bayrak sevgisinin gurbet illerde okuyan bir öğrencinin yüreğinde böylesine yüceldiği az görülmüştür. Ayrıca bu olay, onun düşünce yapısını, vatan ve millet sevgisi ile hayat felsefesini yansıtan önemli bir ayrıntıdır.

Öğretmenliği

Avrupa’dan döndükten sonra 1935 yılında Galatasaray Lisesi’nde felsefe öğretmenliğine başladı. Topçu İzmir’de öğretmenliğinin henüz daha dördüncü yılında, Türk düşünce tarihinde önemli bir yeri olan “Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi”ni yayınlamaya başlar. (1939)

Denizli’den sonra İstanbul’a tayin edilen Topçu, Haydarpaşa Lisesi, Vefa Lisesi, Robert Koleji, İstanbul İmam Hatip Lisesi ve İstanbul Lisesi’nde öğretmen iken yaş haddinden emekli olmuştur. Nurettin Topçu, Bergson’dan hareketle hazırlamış olduğu Sezgiciliğin Değeri isimli çalışmasıyla İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde doçent ünvanı almıştır.

Milletimizin son dönemde yetiştirmiş olduğu önemli fikir ve aksiyon adamlarından biri olan Nurettin Topçu’nun hayatını, sık sık idealize ettiği mesuliyet duygusunun yoğun baskısı altında Anadolu’da Türk Milletinin yeniden dirilişinin ilham kaynaklarını arayacak, münevver bir zümre meydana getirmeye çalışmıştır. Bu münevver kadroyla aklın saltanatını yönetimde, eğitimde, sanatta ve bilimde hâkim kılacak bir “Türk Rönesansı”nı gerçekleştirme çabası içerisinde olmuştur. Hayatı, bunun mücadelesi ile geçmiştir. Ahlâk alanında doktora yapmış olan Topçu, imanlı, ahlâklı debdebeden ve gösterişten uzak hayatı, doğru bildiğini söylemekten ve yaşamaktan çekinmeyen tavizsiz karakteri ile örnek bir şahsiyettir. Ömrünü her an büyük mahkemenin huzurundaymış gibi hesap vermeye hazır, hiçbir otoritenin etkisinde kalmaksızın milletinin meseleleriyle ve ahlâk dersi vermekle geçmiştir. Sınıfta, öğretmenler odasında, sokakta, camide, evde, konferans salonunda, kısacası hayatın her alanında ve her aşamasında… Kendisine maddenin ve servetin fethini değil, ruhların fethini gaye ettiği gibi, insanlara da onu hedef olarak göstermiştir. Felsefeden sanata, dinden ekonomiye ve eğitime kadar pek çok sahada kendine has tahlilleri, bakış açıları ve önerileri olan Topçu, hem Batı’yı çok iyi tahlil eden, gözlemleyen ve Batı düşüncesini bilen hem de ailesi ve muhiti dolayısıyla geleneksel yapı ve değerleri tanıyan, bilen ender düşünürlerden biridir. Birçok kaynaktan etkilenmiş olan Topçu’nun eserlerinde bu etkilerin izlerini görmek mümkündür.

Başlıca Eserleri

Yarınki Türkiye, İslam ve İnsan, Ahlak Nizamı, İradenin Davası, Mehmet Akif, Felsefe, Büyük Fetih, Devlet ve Demokrasi, Sosyoloji
'

Var olan her şey Allah'da vardır ve Allah olmadan hiç bir şey ne vardır, ne de tasavvur edilebilir.

.
Nurettin Topçu
Sayfa 45 - Dergah Yayınları
Âlem, üç şeyin mecmuundan ibarettir: Varlık, düşünce ve hareket.

Bunların hepsini kendinde toplayan insan, üç şeyin peşinde olmak için yaratılmıştır: Hakikatın, hayrın ve güzelliğin.

İnsan ruhunda bu üç şeye götüren üç yeti vardır: Zeka, duygu ve irade.

Zeka üç yerde kullanılır: Kazanmada, hilede, ilimde.

Duygunun üç dünyası vardır: Sanat, rüya ve sevda.

İrade, üç âleme sığınma kudretidir: Hemcinsine, kendi samimiyetine ve Allah’a.

Bu üç yetinin birlikte ve ahenkli olarak barındığı kalp, üç şeyin mahfazasıdır: Aşkın, ümidin ve imanın.

Üç şeyi sevmeyen ruh, ölü odaları gibi karanlıktır: Çocuğu, tabiatı ve zalimle kavîden başkasına itaati.

Üç kişiye acıyınız: Zenginlikten sonra fakir düşene, şerefli iken zelîl olana, cahiller arasında kalan âlime.

Üç nesneden her yerde kaçmalıyız: Yersiz şiddetten, açlık bırakmayan tatminden, kendimize çevrilmeyen tehditten.

Üç kişiden korkunuz: Merhametsizden, müraîden, mürtekipten.

Üç musibetten uzaklaşınız: Zulümden, zelzeleden, ‘bilirim’ iddiasında olan cahilden.

Üç kişiye el uzatınız: Hastaya, garibe, muhitinde anlaşılmayan bedbahta (bu yüzden kalabalığın arasında yalnız yaşayana.)

Üç türlü davranış kaba ve sahtedir: Kendini belli eden sanat, nümayişçi ahlak, kendine güvenen dindarlık.

Nurettin TopçuÜç şey saadetin sırrıdır: Tevazu, kanaat ve ölümün eşiğinde sık sık dinlenme zevki.

Dünya üç şeyle Cennet olur: Elden, dilden ve gönülden vermekle; Allah’ın kullarını ta’n etmeyip affetmekle; zalime zulmetmeyip hidayet yolunu göstermekle.

Üç kişi karanlıkta kalmıştır: Aşkından çok talâkatını kullanan, imanını iddia yapan, aklın meyvasından lezzet almayan.

Üç hâkimin hükmünde hata aranmaz: Kalbin, kaderin, ölümün.

Üç yerde insan kendini tanır: Tövbede, zalimin kahrı altında, son nefesinde.

Hayatın manası üç yerde hakkıyla anlaşılır: Aşk ile birleşen ümidde, vecd ile yapılan ibadette, yeri yurdu unutturan seyahatte.

Gözyaşının üç yerde lezzetine doyulmaz: Vuslatta, mağfirette, merhamette.

Üç yerde insan Allah ile sohbettedir: Kalabalıktan incinmeyen yalnızlıkta, bir ümidsizin yüzünü ümidle güldürdüğü yerde, zalimin zulmü kendinden şükür taşırdığı anda.

İnsanlar içinde kendini bilenler şu üç kişidir: Rüzgârı bile incitmeyenler, kendi adlarını söylemekten utananlar, Allah’ın emaneti olan insanlara katı katı gözlerle bakmayanlar.

Üç türlü insan Allah’tan uzaktır: Rahatlarını hesaplayarak hizmetten kaçanlar (hizmet ehli olmayanlar), duygulu olduklarını ileri sürüp de sefalet sahnelerinden uzak duranlar, sefil ruhlarda feyz arayanlar.

Üç türlü insan Allah’ı göreceğinden müjdelenmiştir: Saf kalpler, gecenin karanlığında güneşi bulanlar, ölümü, hayatta iken, bütün hareketleriyle birleştirmiş olanlar.

Üç şeyin hududunda durmasını bilmelidir: İsteklerin, aklın, hayatın.

Üç şeyden ayrılınca diğer üç şeye geçmede acele etmelidir: İnsanlardan ayrılınca ibadete, hareketten çıkınca huzura, dünyaya vedalaşınca uhraya.
Peygamber Sünnetidir diye Büyük Peygamber'in şekil ve kıyafetine ait hallerini taklid ettiler. Halbuki asıl gaye, Peygamber'in ruh ve zihniyetinin benimsenmesiydi !!!
Nurettin Topçu
Sayfa 48 - Dergâh
Zavallı halkımız, varını yoğunu, eskiden büyücü hocaya verdiği gibi, şimdi de büyüleyici Avrupa eşyasına veriyor.
Nurettin Topçu
Sayfa 179 - Dergah Yayınları
64 syf.
·Puan vermedi
Kimine göre varız.
Kimine göre yokuz.
Velhasıl...
Varlık ile yokluk arasında araftayız.

*
Egzistansiyalizm yani varoluşçuluk felsefesini batıdaki düşüncelerden hareketle ele alıp, yalın bir şekilde kendi düşünceleriyle harmanlayıp bizlere sunan bir Nurettin Topçu klasiği...
Özellikle Topçu'nun felsefi düşüncelerini merak edenlerin başvurabileceği, içerisinde güzel pasajların bulunduğu akıcı bir eser..Okumanızı tavsiye ederim.

*
İnsanı, insan yapan unsur onun özüdür.

Keyifli okumalar dilerim
208 syf.
·Puan vermedi
Ben Tonyukuk'um, Bilge Kağan'ın bilgesi.
Ben Nizâmülmülküm, Melikşah'ın dehası.
Ben Şeyh Edebaliyim, Osman Bey'in Rüyası.
Ben Akşemsettin'im, Fatih'in fethi.

Tarih bize göstermiştir ki, devletleri ve medeniyetleri yücelten unsurlardan birisi muallimlerdir. Bizim bütün tarihimiz, muallimin yükseltildiği devirlerde şan ve şerefle medeniyet ve ahlâkın zirvelerine tırmanmış, muallimin alçaltıldığı devirlerde ise uçurumlara yuvarlanmıştır.

*
Nurettin Topçu'nun kaleminden dönemin Türk eğitim sistemine yönelik, yer yer kısmi ütopik değerlendirmeler bulunduran,maarif, mektep, öğretmen, öğrenci, kültür, ders vb gibi eğitimin unsurlarını, düşünceleri ışığında açıklayan, ruhunuzda Rönesans etkisi yaratacak, gayet  başarılı bir çalışma...

Okumanızı tavsiye ederim.
*

N. Topçu der ki : ''
-dilencilik para almak değil, el açmak sanatıdır..''

İlim yolculuğunda dilenci olmak ümidiyle.
Keyifli okumalar dilerim.
111 syf.
·Puan vermedi
Takvim yaprakları 1934'ü gösteriyor.

Dünyanın en saygın üniversitelerinden birisi olan Sorbonne Üniversitesine gidiyoruz.

Nurettin Topçu, doktora savunmasını yapıyor.

Savunma, Sorbonne Üniversitesi Felsefe Jürisi tarafından yılın en başarılı doktora tezi seçiliyor..

Üniversitenin geleneklerine göre birinci olan öğrenciler mutlaka ödüllendirilir. Bunun üzerine yetkili Profesör, Nurettin Topçu’nun yanına gelerek durumu anlatır ve ödül olarak neyi istediğini sorar:

– Efendim, bir altın saat mi istersiniz ? Amerika veya Kuzey Avrupa’ya bir mavi yolculuk mu ?

Hangisini tercih ederseniz onu alacaksınız veya o ülkeye seyahat edeceksiniz !

Nurettin Topçu, kararlı ve gayet kendinden emin bir şekilde bu soruya şöyle cevap verir:

– Hiçbiri değil !
– O zaman ne istiyorsunuz?

– Sorbonne Üniversitesi’nin giriş ve çıkış kulelerinde yirmi dört saat ay-yıldızlı Türk bayrağının dalgalanmasını istiyorum !

Ve bayrağımız dalgalanır.

Sanırım bu olay, onun düşünce yapısını, vatan ve millet sevgisi ile hayat felsefesini anlamamız için yeterli bir ayrıntıdır.

*
Orta Asya'dan ayrılan milli ruhumuzu bütünüyle Kur'an'dan çıkaran, Türklük şuurunu yaşanmış bir tarih içerisinde Kur'an'ın ruhundan fışkırtan , aşk ile isyanın, sevda ile duanın birleştiği ‘Safahatı ‘ ruhumuza işleyen, İdealist müslümanın ıztırabı ile kaderi kamçılayan Mehmet Akif’i anlamaya ve tanımaya yönelik biyografi mahiyetinde güzel bir eser.Okumanızı tavsiye ederim.

*
Bizler Akif'i güneşe bakabildiğimiz, güneşteki cevheri görebildiğimiz kadar anlıyoruz.

Sadece şair olarak adlandırıp,
Asım’ın nesli’ni anlamıyoruz.

Tarihte Çanakkale harikasını yaratmış olan Asım'ın neslinden bugün bize kalan nedir?

Bunu idrak edebilmemiz ümidiyle.

Keyifli Okumalar Dilerim.
104 syf.
·10/10
Merhaba arkadaşlar;
Nurettin Topçu'nun iki bölümden oluşan bu kitabının; ''Amerikan Mektupları'' başlığını taşıyan birinci kısmı Ocak 1948-Şubat 1949 tarihleri arasında Hareket Dergisi'nde, aynı başlıkla yayınlanan 12 imzasız mektup-yazıdan oluşmaktadır. Mektuplar, üç yıl evvel İstanbul'a gelmiş bir Amerikalının (ki İstanbul'a, insaniyete, dine bu perspektiften bakıp bunca hakkaniyetli yaklaşım bir Amerikalı gözü ile bakmaya çalışan Nurettin Topçu'dan başkası değildir.) yine İstanbul'dan bir arkadaşına, Cim'e yazdığı metinlerdir ve İstanbul'daki sosyal hayatı, tipleri, insanlar arası ilişkileri, iş dünyasını, meslekleri, sokakları, tarihi binaları, dini hayatı tenkitçi ve zaman zaman hayıflanan bir gözle anlatmaktadır.

Amerikalının gözünden; Türkiye'nin büyük şehirlerini ve gidişatını temsil eden İstanbul ''kocaman yaralı bir vücut''tur ve mevcut hali ümit vermemektedir çünkü kendisi olmaktan çıkmış, hayli zamandır gözünü diktiği Batı medeniyetine de yaklaşamamıştır. Betonlaşma ve çarpık kentleşme ile eski İstanbul silueti tam bir tezat teşkil etmektedir. Bu şehirde yaşayan insanlar topluluk şuuru olmayan bir kalabalıktan ibarettir.

İkinci bölüm ''Düşünen Adam Aranızda'' başlığını taşıyor. Eylül-Ekim 1964 tarihinde Düşünen Adam dergisinde yine imzasız olarak yayınlanan 4 uzun yazıdan oluşan bu bölümde de 18 yıl sonra hemen hemen aynı konular ele alınmaktadır. Birinci bölümde bir Amerikalının gözünden görülen İstanbul, ikinci bölümde uzun zaman sonra memleketine dönen bir İstanbullunun gözü ile kendisini okura gösteriyor.

Şimdi arkanıza yaslanmanızı ve bu satırları okurken hem kendiniz hem de günümüz insanları adına tarafsız bir şekilde mütaala etmenizi rica ediyorum.

Öyle hadiseler vardır ki sözleri ile başlıyor Nurettin Topçu; ''Öyle hadiseler vardır ki, onların gerçekte bir hırsızlık olduğunu düşünmekten çok uzak bulunuyorlar. Faraza sözünde durmamanın,randevusuna zamanında gelmemenin sizin zamanınızdan çalma olduğunu nedense hiç akıllarına getirmiyorlar.''

Gerçekten de öyle değil mi kardeşler ? Hepimiz sanıyoruz ki hırsızlık yalnızca mal, mülk çalmakla, para gasp etmekle oluyor. Hepimiz her gün birilerine sözler veriyor, buluşmak için sözleşiyoruz. ''İnşaallah akşam saat 5'te bilmem nerede...'' Randevulaşılan yere vaktinden sonra gelmeyi bir üstünlük,vaktinde orada olmayı eziklik hisseden bir zümre türedi. ''Aman saati saatine orada olma, ne o öyle hevesli gibi... Birazcık beklesinler...'' vs vs.

Ve şöyle devam eden sayfalarla karşılıyor sizi Üstad;

''Acıklı bir intihar tarzı! Batı aleminde ne görürlerse, ruhlarına danışmadan hayat sahasına çekiyorlar ve bunu ilerleyiş sanıyorlar...''

Her kıyafet her bedene olmaz kardeşler !! Soylu geçmişimizi, ahlak üzerine kurulmuş muazzam geleneklerimizi ne uğruna feda ettiğimize bir dönüp bakalım. Ne kendimiz kalabildik ne de özen duyduğumuz Avrupalılar gibi olabildik. İkisi arasında sıkışıp kaldık. Onlardan kılık kıyafeti, eğlence, gece kültürü, cinsel özgürlük, çıplaklık gibi sözde hürriyetleri alırken dürüstlüklerini, çalışma azimlerini, bilim ve teknolojilerini neden almıyoruz?

Diploma almak uğruna istemeye istemeye, fakülte köşelerinde beş karış suratla 5-6 yılını feda eden bir gençlikten nasıl bir gelecek bekliyoruz ?

Medeniyet pankartları altında medeni ve elit bir zümre olarak görünmek için çocuklarını ibadethanelere; tarihi müzelere götürmek yerine eğlence mekanlarında baba-oğul, ana-kız alkol alıp soyundukça Batıya benzediğini sanan bu kitle ile mikroskop başında civciv nöronları ile insan nöronları arasındaki farkı inceleyen bilim insanı arasında nasıl bir benzerlik vardır?

Okullar çocukların severek değil zorla götürüldüğü kurumlar oldukça, din adamlarının din yoluyla ceplerini doldurdukça, vazifelisi olduğu görev yeri ve zamanında memuru yerinde değil elinde kupa ile teraslarda sigara keyfi yaparken buldukça bu insanlık nereye gidecek ? Vs vs....

Yazılıp söylenesi çok şey var ki Nurettin Topçu bu satırları yazmış. Nurettin Topçu'yu henüz okumamış ve aşina olmamış herkes için başlangıç kitabı olacak mahiyette 104 sayfalık akıcı bir eser. İlgililerine ve kadrini bilecek olanlara tavsiye olunur.

Keyifli ve feyizli okumalar ....
136 syf.
·Beğendi·9/10
Var olmak ölümden kaçamamaktır. Ebediliğe mahkum olmak var olmanla ilgilidir.
Sen artık yok olamazdın çünkü bir kere var olmuştun.


Asıl açlığı görememek kötü bir şeydi, doymak yemek yemek miydi? Yoksa... neydi doymak.

Yada siz yemek için mi yaşıyorsunuz yoksa yaşamak için mi yiyorsunuz?

En çok bilenler munasebeti insanlarla en çok olanlardır. Tüccarlar mesela

Her insan bir dünyadır. Ama herkesin gördügü bir dünya vardır.
O zaman insanda hangi haller olursa sende olması imkandı.

Bilmek çözmektir. Kainatın sırrını çözmektir. Bilmek bir yük, bir sorumluluktur.
Bilen bazen ölür ve her an dünyaya gelir.(ölmeden önce ölebilmek)

Bilen hakikatin her tonunu görür.
Ne mutlu bildim diyene, bilen arınmıştır
Bilen var olmuştur.

Aşk , koca bir sel gibi altındaki bütün yapıtları harp eder ve güzel şeyleri temaşa eder.
Aşık olan biri kini, garezi, öfkesi ve kötü olan her şeyi aşk sayesinde alıp götürür
O aşk seline kapılıp arınmıştır artık.
Aşk, insandaki manevi kötülüklerin süpürgesidir.

Bir gülün dikeni kötü bir şeyken, gül o dikenin kötülüğünü kendi güzelliğinin seli altında kaybedip yok eder...

Ölüm bir kıvılcımın yanıp sönmesi gibiydi.
Var olan ölümle yok olmuyor
Ölumle, ebediliğe kapınız açılmış oluyor.


Allah bizi affetmek için yarattı

Hür ve kuvvetli olan insan yırtıcı olan değil, yaratıcı olan insandır.
O artık aleme güneş misali bir varliktır.


Kalbi olanin dili, dili olanın kalbi yoktur(Yahya kemal)


Nefis içimizde ebedileşmiştir. Ona eşit şekilde davranmak lazim ki azmasin .
Onu içinizde uysallaştırin, onu uyandırmayin , önune büyuk setler çekmeyin ki patlamasin
Onu aliştıra alıştıra yok edin.


Saygilar
208 syf.
Kitapta olan bir meseleyi sizlerle paylaşacağım (Sayfa156). Sırf bu yüzden bile okunabilir. Geride kalan meseleleri anlatma ihtiyacı duymuyorum:
" Yavuz Sultan Selim'in sırf vatan sevdasıyla henüz kanlanan kılıcı elinde kurumadan, İbni Kemal'in atının ayağından kendi üzerine sıçrayan çamuru şeref bilerek, hürmetle onu çıkarıp da kaftancı başıya verirken; " Bunu tabutuma örtünüz. Zira ulemanın atının ayağından sıçrayan çamur dahi bizim için şereftir" deyişi cihan tarihinde görülmemiş ve belki de görülmeyecek bir ilim ve ahlâk harikası sayılmaz mı?"

Bu meseleyi yazarken bile tüylerim diken diken oldu. Bu kitap Eğitim Sistemi'nin yanlış kurulması üzerine eleştirel yazılmış bir kitaptır. Bunu demekle iktifa edeceğim.
205 syf.
·9/10
Değerli 1K Okurları!
Bugünlerde Ahlak serisi kapsamında okumalar yapıyorum.
Ve bu bağlamda bana tavsiye edilen kitaplardan biri de Nurettin Topçu nun ahlak kitabı.
Uzun yıllar öğretmenlik yapan Nurettin Topçu'ya liselerde okutulması için Ahlakla ilgili ders kitabı yazması istenmiş ve uzun yıllar lise 1 ve lise 2 lerde ders olarak okutulmuş.
Üstad tarafından;
Ahlakın farklı tanımları felsefi açıdan tutun,dini boyutuna kadar ,Pascal dan tutun Dostyevski,Ali Fuad Başgil,Rousseau,Kant ve Nietzsche ‘ye kadar da okuma parçalarıyla en güzel şekilde desteklenmiş.
Özelikle karakter ile ilgili bölümünde kişilik tiplerini yazarımız öyle güzel bir şekilde tasniflemiş ki kendi kişilik tipinizi bulmamanız imkansız..ve hatta öğretmen arkadaşlarla da paylaştım ,beraber kişilik tiplerimizi tespit ettik:)))
Sonuç;
Mutluluğun özü erdemli ve ahlaklı bireyler olmaktan geçmektedir.
Ahlaki bir davranışımızın temelini vicdanımız oluşturmaktadır.
Ahlakın özünde de sevgi-saygı-hoşgörü gibi değerlerimiz mihenk taşıdır.
Şiddetle tavsiye edilir.
208 syf.
·9/10
Es Selam Dostlar…

Ahlak üzerine yaptığı bereketli çalışmaları ile münevver , nadir mütefekkirlerden biri Nurettin TOPÇU…
Avrupa’da Ahlak Felsefesi üzerine doktora yapmış ve Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe doktorası yapan ilk Türk olarak kayda geçmiştir.
Fransa’da kalması yönünde yapılan teklifleri kabul etmeyip Türkiye’ye dönmüş ve Abdülaziz Efendi (Bekkine) ile tanıştıktan sonra hayatı boyunca ona intisap etmiştir.
Hepimizin bildiği gibi sıra dışı bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu noktada Nurettin TOPÇU hocamızın İslam dünyasına dair tespitleri kayda değer.
Her sene yüz binlerce ziyaretçi ile dolan Kabe’yi ne kadar ziyaret etsek de birlik ve beraberliği sağlayamıyoruz. Bunun sebebi de ne siyasi ne ilmi ne de fikridir. İslam’ın temelinden ve Kur’an ahlakından uzak kalmamız en büyük etkendir der Üstad.
Bu noktada geçmişten beri Pagan kültürünün yansımalarını şu cümleleri ile net bir şekilde (dini istismar) ifade etmiştir.
‘‘Asırların artığı sözde din adamları, devrimizin maddeci yıkımını göstererek kendilerinin ALLAH YOLCUSU oldukları vehmini halka sunuyorlar.’’
Filhakika ;
‘’ALLAH YOLCULUĞU ,mevlidhanlıktan , duacılıktan ,mukabelecilikten ve kasidecilikten geçmediği gibi kinin , tekfirin , tehdidin ve ruh karartıcılığının da ilahi yolculuğa yoldaşlığı olmadığını ,yolumuzun İslam’ın sahih kaynaklarındaki (Kur’an-Sünnet) nurlardan fışkıran ümit ile iman sevdasının aleme ve Allah’ın bütün kullarına ulaştırma yoludur. İslam’ın insanla birleştiren yolda işte budur.’’diyerek çözümü daha doğrusu reçeteyi bizlere sunmuştur.
Peki aciz insanlar olarak sonu olan dünyamızda sonsuzluğa hislerimizle mi akıl ile mi ilham ile mi ulaşırız sorusuna cevaben der ki;

Hisler;cüz’idir , egoisttir,kördür.

Akıl hislerin üstünde olup ebedi ve alemşumuldur. Sağlam ölçülere sahip olup hisler gibi yanılmaz. Akıl insana kendini kaybettirmez bilakis kendine getirir. Mümeyyiz vasfı ve hayali hakikatte ayırt ettirir.

İlham ise; bizleri sonsuzluğa ulaştıran his ve akıldan da üstün olan ilahi unsurdur.

Değerli Dostlar!
Yaşadığımız postmodern dünyada Üstadın şu sözleri günümüz din anlayışı ne güzel ifade etmektedir;
İnsanlığın kurtuluşu için inen İslam dini ,kabuklanmış kaideler ,kin kuvvetleri,şiddet tehditleri , din adına manevi bezirganlık ile birlikte İslam ruhunun yaşandığı ashab ahlakının yerine geçmişten günümüze kadar kaideci taassup anlayışı hakim olmuştur.
İslamı yükseltmek ve bu bağnazlıktan kurtulmak için yapmamız gereken şudur ki;

İslam ideali ,insan idealidir.

İnsan ideali, kalp tekniğine muhtaçtır.

İlimle ahlakın birlikteliği ile hikmet ile, kalbi inkişaf ile yol almaktır.

Bu bağlamda hep beraber bir tefekküre ne dersiniz?
Her varlığa bağlanan ve dünyalara sığmayan her ümidin arkasında yokluk gizlidir desem katılır mısınız bana?
Ve geriye dönüp baktığımızda sonsuzluk isteğinin hasıl olduğu bu dünyada iyilikle fenalık hep mücadele içinde olacaktır ve olmaya devam edecektir. Bizlerde biliyoruz da maalesef fenalık bir adım öndedir. Bizleri rahatlatan unsur ise dünya fani, diğer
alemin baki olması ümidi…
Ve ilahi huzurda kazanacak olanların hep iyilerin olması…

Her varlığın koşarak hiçliğin kucağına atıldığı bu alemde zerre sonsuzluk inancı ruhumuzu doyum,fazilet ve hayatı yaşamaya değerli kılan saadet hazinesidir.
Bizler yaratılmışların en şereflisi olmamızın yanında kabul edelim ki en sefihi de olabiliyoruz.
Dağların kabul etmediği emaneti üzerimize de alarak her türlü hal, hareket ve davranışlardan sorumlu bir varlık olmuşuzdur.
Bu sorumluluk nasıl yerine getirilir?
Üstad der ki;
Allaha yönelik ahlaki fazilet şairimizdir. Bunu terk ettiğimiz an çirkefleşiyoruz,bambaşka bir karakter bürünebiliyoruz. Bunca sefih davranışların barındığı bir dünyada yaşamak şüphe yok ki çetin bir imtihandır. Hayat mektebinde bu sınavı başarabilmek için ilk şart aşka ulaşabilmektir, aşk yolu dinin yoludur, fani olan varlıkta vücud ,çehre,emeller ve şekiller silinir ve yalnız ‘’ALLAH AŞKI varlığın mutlak sevgisi olarak zuhur eder.
O aşk ki,
Fuzuli sezdi,
Yunus anladı, anlattı…
Turdaki Musa dayanamadı,
Miraç’ta Muhammed murada erdi…

İÇ GÖZLEM

En can alıcı tespitlerden…
İç gözlem;bir nev’i nefsimizle baş başa kalmak,kalabilmek,hatta psikolojik bir metod da diyebiliriz .
Diyor ki Üstadımız;
İnsan kendi iç gözleminden uzaklaştığı nispet ile otomat ve taklitçi olmaya mahkumdur. Bir buçuk asırdır yaptığımız millet olarak iç gözlemden uzak kalmamız değil midir?
Nihayetinde iç gözlem en büyük yararımız olup hayatımızın merkezine almadığımızda her alanda taklitçilik hatta putlaştırma tipi davranışlar hasıl olabilmektir.
Ki iç gözlem küçük yaştan itibaren öğretim metodu olarak gençlerimize uygulansın ve sonucunda ezbere dayalı iradesiz mecalsiz şaşkın bırakan unsurlardan beri olalım …

Nurettin Hocamız bilginin yanında düşünmenin muhakkak olduğunu, ruhun düşünmeden hakikate ulaşamayacağını ilgili bölümlerde ısrarla vurguluyor.
Çünkü düşündürmeyen bilgi kısır bir sevdadır. Lakin kafa ambarlarına doldurulan her çeşit bol bilgi yükü, düşünme ile işlenmedikten sonra boş bir hafızadan ibarettir.
Bilgi düşünce ile yoğrulunca engin ufuklara geniş dimağlara götürücü kuvvet sağlar

İslam dünya’sının da geri kalmasında en büyük etken düşünmeyi bırakıp, hakikat diye kalıplanmış düşüncelere bağlanmalarıdır diyerek bilim ile düşünmenın ayrılmaz bir bütün olduğunu ifade ediyor.
Bu yüzden bu tarz davranışları ile;

Kur’an ruhundaki mana gömüldü.

Kur’an kendi hayat sahnelerine icra edildi.

Cennet deyince parlak bir gazino benzeri ,huri ve gılman denilince dişili, erkekli garsonlar düşünülüp heveslenildi.

Yapılan Kur’an tefsirleri mana ve hüviyetinden uzak bir şekilde yapıldı
gibi örneklerle düşüncesini pekiştirmeye çalışıyor.

Hamiş;
Düşünmek ruh selameti aramaktır.o’n da manaya ulaşmaktır.


Peki nasıl bir Müslümanlık,nasıl bir kişilik?
Bütün dinlerin geneline baktığımızda , insanların ahlakını yükseltmeye çalıştıklarını görürüz.
Ve idrak ederiz ki her dininde kendine özgü ahlak kuralları vardır ve bir sistemde belirli esaslar çerçevesinde teşekkül ederler.Mensup olduğumuz dine baktığımızda esasların temeli de;

menfaatsizlik,

sonsuzluğa uzanma

aşk ve

samimiyet kapsar.

İşte ruh arayışı bu dört unsur ile yükselmektedir. İslam Alemi’nde geri kalmasının en büyük etkenlerden birininde ruh ve ahlak düşüklüğü olduğunu pek iyi anlıyoruz diyebiliriz. Ki en az üç yüz yıllık hurafecilikte fikir esaretinden ve taassup kabusundan kurtulamayan İslam dünyası hala bu kabus ve esaretin tazyiki altında bulunmaya devam etmektedir.
Ne yazık ki bunun yansıması,zamanımızın dini,kültür ve neşriyatı,hep eskilerin tekrarı,hikayesi,övülmesi ve tabullaştırılmasından ibarettir.

DİN EĞİTİMİ…
Daha doğrusu Din Adamı nasıl olmalı ( Kendime de pay biçtim alındım:)))…
Üstad bu konuda oldukça hassas ve bir o kadar da düşünceli…
Din Adamı,söz ile yazısı bir ve özellikle ahlaki ile halka örnek olmalıdır.
Genç kalplerin iç yaralarna merhem olan, kin ile kibirden temizlenmiş bir eğitim neferi…
Ayin,terennüm,teganni,temcit işlerinden uzak duran…
Unutmayalım ki İslam’ın aslında ruhban sınıfı olmadığı gibi bir yüzü merasim ve teganni olan Din Adamları sınıfı da yoktur .

DİN TERBİYESİ
Din cehaletin değil,ilmin,hikmetin ve felsefenin konusudur.
Din terbiyesi cahilane bir anlayış ile yapılacak bir eylem değildir.
Din terbiyesi şahsiyet terbiyesidir.
Çok bilgi,hikaye ve öğütler insanı dindar yapmaz.
Ancak AŞK Terbiyesi ile verilir dini terbiye…
,ilmi, sanatı, ahlakı ve insanlığı severek ALLAH’a ulaşmaya kabiliyetli bir ruh övgüsüdür.

İSLAM AHLAKI
Ahlak,İslam dininin özü,esası hatta bizzat kendisidir.
Bize düşen ise bu mantık anlayışına sahip olmaktır, kendimizde yaşamaktır.
Akıl ve hikmet sözüyle Kur’an’ın en büyük en esaslı kavramı da Ahlaktır.
Ebediyet’in mutlu bir yolcusu olabilmemiz için Ahlak-ı Aşk ile yaşamamız elzemdir.
Ve diyoruz ki;
alemde ahlaktan daha güzel,daha gerçek bir şey yoktur .

Demem o ki;
Sayfa 130 ‘a kadar inceleme yaptığımı vurgulamak istiyorum öncelikle.
Niçin Mevlana ve tasavvuf konusu hakkında yazmadığım bahsine geçince…
Bu konuda daha detaylı ve ilmi bir araştırma ile ki çok çetrefilli bir konu, ayrıyeten bir değerlendirme yapmayı düşünüyorum…

Hasılı;
Kitaba dair o kadar yazacak cümle ve konu var ki en güzeli en kısa zamanda bu eseri okumam(n )ız derim.

Var ise hatamız affola.. Dil sürçer kalem yanılabilir….

Selam ve dua ile..!
136 syf.
·25 günde·10/10
Okuduğum ilk Nurettin Topçu kitabı olmasıyla birlikte daha sonra okuyacağım yazarlar arasına girdiğini söyleyebilirim. Neredeyse her sayfa altını çizdiğim cümleler içeren bir kitap.
Kitap iki bölümden oluşuyor: Düşünceler ve Duyuşlar.
Birinci bölüm Düşünceler Var olmak ile başlıyor. "Var olmak, düşünmek ve hareket etmektir." Peki neyi düşünüp nasıl hareket etmeliyiz diye soruyoruz. Bize cevabı en güzel şekilde veriyor Nurettin Topçu "Gerçek düşünüş, varlığımızın her adımda karşılaştığı muammaları kainatın bütününe sorarak, oradan da sonsuzluğa duyurarak onlardan cevap almaktır." Burada insanın sürekli bir sorgulama halinde olması yani hareket halinde olması gerekiyor, hakikate ulaşma adına. Ve birinci bölüme Dua ile son veriyor "O, en güzel ruhların dilidir."
İkinci bölüm olan Duyuşlar bölümü ise insanın ruhuna hitap ediyor genel anlamda. Kendimizi nerede arayacağımızı ve nerede bulacağımızı söylüyor. "Ben seni uzaklarda ararken sen kendi evimde idin!" Sonra bize gideceğimiz yolu gösteriyor. "Yolumuz zalim kardeşlerimize merhamet yoludur." Yine bizlere her şeyi kaybettiğimizi sandığımız zamanlarda aslında bunun yeni bir başlangıç olduğunu hatırlatarak yüreklerimize ferahlık veriyor. Ve son olarak "Kalpler kırılmak için yaratılmıştır." derken bu kırılmış kalbin bizi Rabb'e yakınlaştırdığını söyleyerek bizdeki hüznü sevince dönüştürüyor.
Kitaba damlalar bölümü ile son veriyor Nurettin Topçu ve bunlar öyle güzel damlalar ki yazıp duvara asmak her daim okuyup üzerine düşünmek gerek.
"İnsan üç şeyin peşinde olmak için yaratılmıştır: hakîkatın, hayrın, güzelliğin."
"Üç hâkimin hükmünde hatâ aranmaz: kalbin, kaderin, ölümün."
"Üç şey saadetin sırrıdır: tevâzu, kanaat ve ölümün eşiğinde sık sık dinlenme zevki."
"Üç şeyin hududunda durmasını bilmelidir: isteklerin, aklın, hayatın."
"Duygunun üç dünyası vardır: sanatın, rüyanın ve sevdanın."

Velhasıl son derece düşündürücü ve güzel bir kitap muhakkak okunması gerekiyor. Var olmak için...
136 syf.
·7 günde·8/10
Bergson, fikirleri ve dinamik felsefesiyle, yaşadığı 19. Yüzyıldan itibaren birçok sanatçı ve düşünürü etkilemiş, beğenilmiş, tartışılmış ve hala konuşulmakta olan bir filozof. (Daha fazla detayı burada anlatmıştım: #40629364 )

Nurettin Topçu (1909-1975) ise, Avrupa’da eğitim görmek için girdiği sınavı kazanarak Fransa’ya giden ve liseden itibaren Fransa’da eğitim gören, nihayetinde de Sorbonne’ da felsefe doktorasını veren ilk Türk’tür. Fransa’da kaldığı dönemde kendisini yetiştirmiş ve o dönemin önemli düşünürleriyle temasta bulunmuştur. Daha sonra Türkiye’ye dönmüş ve Türkiye’de Bergson üzerine teziyle felsefe doçenti ünvanını almıştır. Yani aslında bu kitapta; bir filozof ve felsefesini, başka bir filozof tarafından dinliyoruz hem de felsefe tarihinden çeşitli yaklaşım ve kıyaslar geliştirilerek. Bu nedenle yola çıkarken heybenizin biraz dolu olması gerekiyor. Yazıldığı dönem göz önüne alındığında bazı eski kelimelere aşinalığınızın olması da gerekiyor. Yoksa ara ara dinlenmeniz, kelime ve terim araştırmanız muhtemel.

Gelelim esere, ancak öncesinde de bir niyet beyan edelim: Bu yazı, esere dair tanıtıcı ve detaylarıyla ilgili bilgilendirici mahiyette bir inceleme olması gayesiyle kaleme alınmıştır.

Şimdi kitaba geçebiliriz...
Kitap, Bergson’ın hayatı, eserleri ve felsefesine mercek tutarken, Platon’dan Darwin’e kadarki geniş felsefi perspektiften bakarak Bergson’un felsefesinin alaka gösterdiği noktalara yaklaşım gösteriyor. Böylelikle okura, kapsamlı bir bakış açısıyla değerlendirme imkânı verilmiş oluyor. Felsefe tarihine dair bütüncül bir yaklaşım gerçekleştirildiğinden, farklı terimlerin de olduğu yoğun bir anlatım söz konusu. Felsefe altyapısı olanların muhtemelen yadırgamayacağı bu içerik diğer okurlar için zorlayıcı nitelikte olabilir. Bunun için Bergson ve Felsefesi konusunda ilgi duyan okurlara giriş düzeyi için Bergson kitabını önerebilirim. Sonrasında bu kitap ya da Bergson okunabilir.

Kitapta kullanılan kaynakların büyük bir çoğunluğu dönemin Fransız düşünürlerinin orijinal eserlerinden alınma, yine alıntılar yapılan Bergson’un eserlerinin çeviriden değil de orijinalinden direkt olarak alınıp kullanılmış olması Topçu’nun yetkinliğine işaret ederken, kitabı da özgün kılmakta.

İçerikten bahsedecek olursak; Topçu, Bergson’un yaşadığı dönemki felsefe çevresini, kimlerden etkilendiğini ve döneminin felsefi arka planını ele alarak Bergson felsefesini anlatıyor. Kitabın yarısından fazlasında ise Bergson’un Sezgicilik felsefesi üzerinde durmuş. Bergson felsefesinin öne çıktığı noktalar; Sezgicilik ve Zaman. Sezgi üzerinden, içgüdü, akıl ve saf hafıza hakkında özgün görüşler ortaya sunulmakta. Zaman üzerinden de, süre, oluş, yaratıcı evrim ve hürriyet konularında yine özgün görüşler dile getirilmekte. Ancak Bergson, kitaplarından yapılan alıntılardan anladığım kadarıyla böyle bir ayrım yapmıyor. Yani O’nun felsefesi birbirine geçişli bir bütün gibi. Yaratıcı evrimi anlatırken, hayat hamlesi ve süre yani oluş’tan da bahsediyor, sonra onu hürriyete bağdaştırıyor. Aynı şekilde oluş’tan içgüdüye, oradan saf hafızaya, şuura, zekâya ve sezgiye geçiyor. Bu nedenle Bergson felsefesini aslında bir bütün olarak değerlendirmenin daha anlamlı olacağı anlaşılıyor. Topçu’da Bergson felsefesini sezgi üzerinden okumayı tercih etmiş. Sanat, ahlak, estetik ve dinden, Bergson’un değindiği konulara hep Sezgicilik perspektifinden bakarak değerlendiriyor. Bu yukarıda adı geçen diğer Bergson kitaplarından farklı bir bakış açısı, bir zenginlik. Bu bakış açısından baktığımda Topçu’nun Bergson’a olan eleştirilerini de anlayabiliyorum. Çünkü o Bergson felsefe zincirinin ana omurgası olarak sezgiyi görüyor ve bununla tezat olan Bergson söylemlerini eleştiriyor.

Topçu’nun bu yorumu dolayısıyla, kitapta çoğunlukla Bergson’un Sezgicilik anlayışı üzerinde durularak detaylı bir değerlendirme yapılmış. Sezginin, Bergson’a kadarki türlü anlamları başlıklar halinde irdelenmiş. Bu sezgi türleri olan; akli sezgi, yeni matematikte sezgicilik, Kant’ın sezgi anlamı, psikolojik sezgi, estetik sezgi, keşfedici sezgi ve mistik sezgi tek tek başlıklar halinde anlatılmış. Sonrasında ise Bergson’un sezgi anlayışı anlatılmış. Bu kitabın iyi yanlarından biri. Çalışmanın bu şekilde yapılmış olması hem genel bilgilendirme açısından verimliyken hem de Bergson’u sezgi konusundaki ortaya koyduğu felsefeyle daha iyi ayrıştırıyor. Böylece Bergson’un bu konuda neden öne çıktığı daha iyi anlaşılıyor. Ancak burada bir eleştiri de yapılabilir. Adı Bergson olan bir kitabın sadece Sezgicilik konusunda böyle detaylı ve ayrıştırıcı bir çalışma yapmış olması ve zaman-süre hususunda aynı detaycılıktan uzak olması bir noksanlık olarak değerlendirilebilir.

Kitabın bir diğer iyi yanı ise; Bergson’u, eleştirel bakış açısı ve beğenisiyle birlikte sunabilmiş olması. Eserde, Bergson felsefesi ve ona destek sunan görüşlerin yanında ayrıca Bergson felsefesine karşı olan itirazlara ve eleştirilere de yer verilmiş. Yukarıda adı geçen iki Bergson kitabında da bu filozofa itirazlardan çok Bergson felsefesinin tanıtılmasına odaklanılmıştı. Bu kitapta Bergson felsefesinin yanında bu felsefenin farklı noktalarına karşı yükselen sesler de var. Hatta Topçu dahi Bergson’un ahlak ve din üzerine ortaya koyduğu fikirlere Bergson’un genel sezgi felsefesine dayanmadığı ve genel felsefesiyle çelişen noktalar olduğunu ileri sürerek eleştiri getiriyor. Yine filozofun eserlerinde sezginin; içgüdü, zekâ ve düşünce ile ilişkilendirmesinde birbiriyle çelişen ifadeler olduğunu örneklendirerek eleştirel bir yaklaşım gösteriyor. Eleştiri, eğer gelişim maksadı taşıyorsa, söz konusu konunun daha iyi kavranmasına neden olabiliyor. Burada da ona şahit oluyoruz. Çünkü beyan edilen fikir, eğer mantıklı bir biçimde sorgulanmaz, eleştirel bir biçimde ona yaklaşılmazsa ucu açık, belirsiz olarak havada kalıyor. Topçu’nun, sadece Bergson felsefesine değinmeyip, bir de Bergson’un sezgisi üzerine yapılan eleştirileri vermesi, üstüne kendi eleştirilerini de getirmesi, konuyu daha müşahhas ve kavranabilir hale getiriyor. Ben bunu eserin en faydalı yanlarından biri olarak gördüm. Yine Bergson Sezgiciliği’ni anlamak açısından da detay içeren faydalı bir çalışma olduğunu söyleyebilirim.

İlgilenenlere şimdiden verimli okumalar diliyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nurettin Topçu
Tam adı:
Osman Nuri Topçu
Unvan:
Türk Yazar, Akademisyen ve Fikir Adamı
Doğum:
İstanbul, 1909
Ölüm:
İstanbul, 1975
Nurettin Topçu, 1909 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl adı Osman Nuri Topçu’dur. Nurettin Topçu’nun babası Topçuzâde Ahmet Efendi Erzurumlu, annesi Fatma hanım ise Eğinlilidir. (Erzincan’ın Kemaliye ilçesinin eski adı) Topçu ailesi Topçuzâdeler diye tanınmaktadır. Dedesi Osman Efendi, Erzurum’un Ruslar tarafından işgali sırasında Türk ordusunda topçuluk yapmıştır, bu lâkap da oradan gelmektedir.

Eğitimi

Nurettin Topçu, öğrenim hayatına altı yaşında Bezmiâlem Velide Sultan Mektebi’nin ana kısmında başladı. İlkokulu Büyük Reşid Paşa Numûne Mektebi’nde okudu.İlkokuldan sonra Vefa İdadisi’nde öğrenimini sürdüren Nurettin Topçu, birinci sınıfta iken babasını kaybetmiştir. Lise tahsilini İstanbul Lisesi’nin Edebiyat Bölümü’nde pekiyi derece ile tamamlamıştır. (1927-28) Mehmet Akif’in medeniyet telakkisini kavramış ve ilmini almak için Akif’in oğlu Asım’ı niçin Batı’ya göndermiş olduğunu idrak etmiş olan Nurettin Topçu, daha iyi bir eğitim alabilmek için Avrupa’da tahsil görmek gerektiğinin farkında olarak liseyi bitirdikten sonra kendi imkanlarıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nın açmış olduğu Avrupa imtihanlarına girmiş ve kazanmıştır. Fransa’nın Türkiye’deki liselerin denkliğini kabul etmemesinden dolayı Topçu buradaki eğitimine Paris’teki Bordeaux Lisesi’nde başlamıştır. İki sene sonra Strazbourg’a giden (1930) Topçu, burada üniversite tahsiline başlamış; psikoloji ve güzel sanatlar, genel felsefe ve mantık, çağdaş sanat tarihi, sosyoloji ve ahlak, ilk zaman sanat ve arkeolojisi dersleri almıştır. Strazbourg’da tamamladığı doktorasını 1934 yılında Sorbonne Ünivesitesi’nde vermiştir. Sorbonne Üniversitesi’nde okuyan ilk Türk öğrenci olmuştur. Çalışması Sorbone Üniversitesi Felsefe Jürisi tarafından yılın en başarılı doktora tezi seçilir. Üniversitenin geleneklerine göre birinci olan öğrenciler mutlaka ödüllendirilir. Bunun üzerine yetkili Profesör, Nurettin Topçu’nun yanına gelerek durumu anlatır ve ödül olarak neyi istediğini sorar:

- Efendim, bir altın saat mi? Amerika veya Kuzey Avrupa’ya bir mavi yolculuk mu?

Hangisini tercih edecekseniz onu alacaksınız veya o ülkeye ziyarete gideceksiniz!

Nurettin Topçu, kararlı ve gayet kendinden emin bir şekilde bu soruya şöyle cevap verir:

- Hiçbiri değil!

- O zaman ne istiyorsunuz?

- Sorbonne Üniversitesi’nin giriş ve çıkış kulelerinde yirmi dört saat ay-yıldızlı Türk bayrağının dalgalanmasını istiyorum!

- Derhal bu isteğiniz yerine getirilecektir!

Nurettin Topçu kendine yapılan teklife verdiği cevabı duyan herkes hayret ve hayranlık içinde kalmıştır. Vatan ve bayrak sevgisinin gurbet illerde okuyan bir öğrencinin yüreğinde böylesine yüceldiği az görülmüştür. Ayrıca bu olay, onun düşünce yapısını, vatan ve millet sevgisi ile hayat felsefesini yansıtan önemli bir ayrıntıdır.

Öğretmenliği

Avrupa’dan döndükten sonra 1935 yılında Galatasaray Lisesi’nde felsefe öğretmenliğine başladı. Topçu İzmir’de öğretmenliğinin henüz daha dördüncü yılında, Türk düşünce tarihinde önemli bir yeri olan “Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi”ni yayınlamaya başlar. (1939)

Denizli’den sonra İstanbul’a tayin edilen Topçu, Haydarpaşa Lisesi, Vefa Lisesi, Robert Koleji, İstanbul İmam Hatip Lisesi ve İstanbul Lisesi’nde öğretmen iken yaş haddinden emekli olmuştur. Nurettin Topçu, Bergson’dan hareketle hazırlamış olduğu Sezgiciliğin Değeri isimli çalışmasıyla İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde doçent ünvanı almıştır.

Milletimizin son dönemde yetiştirmiş olduğu önemli fikir ve aksiyon adamlarından biri olan Nurettin Topçu’nun hayatını, sık sık idealize ettiği mesuliyet duygusunun yoğun baskısı altında Anadolu’da Türk Milletinin yeniden dirilişinin ilham kaynaklarını arayacak, münevver bir zümre meydana getirmeye çalışmıştır. Bu münevver kadroyla aklın saltanatını yönetimde, eğitimde, sanatta ve bilimde hâkim kılacak bir “Türk Rönesansı”nı gerçekleştirme çabası içerisinde olmuştur. Hayatı, bunun mücadelesi ile geçmiştir. Ahlâk alanında doktora yapmış olan Topçu, imanlı, ahlâklı debdebeden ve gösterişten uzak hayatı, doğru bildiğini söylemekten ve yaşamaktan çekinmeyen tavizsiz karakteri ile örnek bir şahsiyettir. Ömrünü her an büyük mahkemenin huzurundaymış gibi hesap vermeye hazır, hiçbir otoritenin etkisinde kalmaksızın milletinin meseleleriyle ve ahlâk dersi vermekle geçmiştir. Sınıfta, öğretmenler odasında, sokakta, camide, evde, konferans salonunda, kısacası hayatın her alanında ve her aşamasında… Kendisine maddenin ve servetin fethini değil, ruhların fethini gaye ettiği gibi, insanlara da onu hedef olarak göstermiştir. Felsefeden sanata, dinden ekonomiye ve eğitime kadar pek çok sahada kendine has tahlilleri, bakış açıları ve önerileri olan Topçu, hem Batı’yı çok iyi tahlil eden, gözlemleyen ve Batı düşüncesini bilen hem de ailesi ve muhiti dolayısıyla geleneksel yapı ve değerleri tanıyan, bilen ender düşünürlerden biridir. Birçok kaynaktan etkilenmiş olan Topçu’nun eserlerinde bu etkilerin izlerini görmek mümkündür.

Başlıca Eserleri

Yarınki Türkiye, İslam ve İnsan, Ahlak Nizamı, İradenin Davası, Mehmet Akif, Felsefe, Büyük Fetih, Devlet ve Demokrasi, Sosyoloji

Yazar istatistikleri

  • 1.478 okur beğendi.
  • 6.131 okur okudu.
  • 392 okur okuyor.
  • 5.261 okur okuyacak.
  • 186 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları