1000Kitap Logosu
Mustafa Kutlu

Mustafa Kutlu

Yazar
Derleyen
Editör
BEĞEN
TAKİP ET
113bin
Okunma
6,4bin
Beğeni
143bin
Gösterim
Unvan
Türk Öykü ve Deneme Yazarı
Doğum
Erzincan, Türkiye, 6 Mart 1947
Yaşamı
Mustafa Kutlu, 6 Mart 1947’de Erzincan’un Ilıç ilçesine bağlı Kuruçay nahiyesinde doğar. Babası Nurettin Bey, annesi Sulhiye Hanım’dır. Beş kardeştirler. Üç ablası ve bir de kız kardeşi vardır. Mustafa Kutlu ‘nun ailesi ilmiye sınıfındandır. Babası Nurettin Bey rüştiye tahsillidir. Nahiye Müdürlüğü yapar. Anadolu’nun pek çok yerinde bu görevi yürütmüştür. Dedeleri de çeşitli memuriyetlerden gelmedir. Soylarına Hacıyakupoğulları denir. Ailenin bilinen bütün kökleri Erzincan’dadır. Babasının görevi sebebiyle bir yerde bir iki sene kalıp başka bir yere nakilleri gerçekleşir. Babası 1953 yılında emekli olduktan sonra Erzincan’a döner, kahvelerde arzuhalcilik yapar. Babasını 1959 yılında 12 yaşındayken kaybeder. Babası ile pek fazla içli dışlı olamaz. Nurettin Bey tam bir Osmanlı Beyefendisidir. Eski harfleri çok iyi yazar. Kutlu’nun kendisi gibi Nurettin Bey de babasını 12 yaşında kaybeder. Babanne ikisi erkek, ikisi kız olan çocuklarını kendi başına yetiştirmek zorunda kalır. Mustafa Kutlu ‘nun Annesi Sulhiye Hanım ve babannesi de tam bir Osmanlı Hanımefendisidirler. Eşlerinin yokluğunu çocuklarına hissettirmemek için ellerinden gelen gayreti gösterirler. Sulhiye Hanım’ın isminin kaynağı 1923’te ilan edilen Cumhuriyet’tir. “Sulh” olduğu için ismini Sulhiye koymuşlardır. Çocukluğunda yazları annesinin köyüne gider. Eskiden şehir ve taşra hayatı birbirinden bugünkü kadar kopuk değildir. Erzincan’da mahallelerinin hemen yakınında bir köy uzun yıllar; ahırıyla, mereğiyle, davarı, nahırıyla varlığını korur. Babasının tayin edildiği bir nahiyede ev bulamadıkları için istasyon yakınlarında bir binada kalırlar. Burası Kemah Beylerinden Sağıroğulları’nın Cebesoy İstasyonu’na yaptırdıkları bir dinlenme evidir. Kısa bir süre de karakol binasında kalmışlardır. Bu günlerin hatıralarını Kupa Maçı [Gİ] ve 5492 [AKY] isimli hikâyelerinde kullanır. Burada dumanlı trenler, istasyonlar, demiryolu çalışanları, ıssız tabiat ve hayvanlarla içli dışlı olur. Beş altı yaşlarındayken okula giden ablalarının kitaplarından okuma yazmayı öğrenir. Bu kitaplardaki şiirleri ezberler. Okula gitmeden önce ikinci üçüncü sınıf talebesi kadar bir birikime sahip olur. Babasının ölümü ile birlikte (orta ikinci sınıftadır) zor günler başlar. Annesine yardımcı olmak için birçok iş yapar. Sebze halinde arabadan karpuz indirir, kahvede garsonluk, çadırlarda puantörlük yapar. Yine bu yıllarda uğraştığı iki iş vardır. Biri resim yapmak diğeri futbol oynamak. Mahalli ligde futbol oynar. Mustafa Kutlu – Tahsili Mustafa Kutlu, İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Erzincan’da okur. Ortaokula kadar oturdukları ev deprem sonrası yapılan prefabrik evlerdendir. Buraya elektrik gelmediğinden orta ikiye kadar petrol lambası kullanmışlardır. İlkokuldan itibaren edindiği okuma alışkanlığı, ortaokul sıralarında edebî zevke dönüşür. Edebiyat okumayı düşünür; fakat edebiyatçı olmak gibi bir tasarısı yoktur. Lisede fen kolundan mezun olur. Fen koluna giriş sebebini şöyle açıklar: “Sıra arkadaşımla mahalli bir amatör kümede, aynı takımda top koşturuyoruz. Çocuk kütüphane müdürünün oğlu ve dersleri çok iyi. Ben haytayım, derslerim o kadar iyi değil. O arkadaşım babasının yönlendirmesiyle fen bölümüne giriyor. Fen, yani zor bölüm, ki üniversitede tıp kazansın, teknik üniversiteye falan gitsin. Ben de diyorum ki, “ulan orayı yapamayız oğlum, biz top oynuyoruz, edebiyata gidelim, edebiyat kolay.” O fen koluna gidince ben de onun peşi sıra fen bölümüne gittim. Yani arkadaş kurbanı oldum.” (Murat Menteş, “Göründüğü Gibi Olan Adam”, Gerçek Hayat, 16-21 Mart 2001, s.17) Mustafa Kutlu on üç dersten bitirme imtihanına girerler. Yazılıyı vermeyeni sözlüye almamaktadırlar. Birçok öğrencinin tek dersten kalıp liseyi bıraktığı bir dönemde mezun olabilen iki öğrenciden biridir. (1963) Mustafa Kutlu , Liseyi bitirdikten sonra resme olan hevesi yüzünden Güzel Sanatlar Akademisi imtihanına girmek ister. O güne kadar Erzincan sınırlarına çıkmamış bir taşra çocuğunu Güzel Sanatların “frapan havası” iter. Böylece on yıl uğraştığı resim defterini kapatır. Buraya girmeyişinin bir başka sebebi de taştada bir kılavuzu olmayan, belli bir eğitimden geçmemiş, kendi kendini yetiştiren bir ressam adayının pek bir yere varamayacağını hesap etmesidir. Mustafa Kutlu Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesine 1964’te kaydolur. Burada yeni ve değişik bir dünya ile karşılaşır. Orhan Okay, Kaya Bilgegil, Niyazi Akı, Selahattin Olcay gibi hocalarla tanışır. Mustafa Kutlu iki arkadaşı ile birlikte Erzurum Halkevi salonunda yağlıboya resimlerinden oluşan bir sergi açar. Burada 30-40 kadar resmi sergilenir. Üniversite üçüncü sınıfa kadar aklında yazı yazmak düşüncesi yoktur. Mustafa Kutlu bir gün Orhan Okay Hoca’nın odasında Hareket Dergisi’nin sahibi Ezel Erverdi ile karşılaşır. Bu karşılaşma hayatında bir dönüm noktası olur. Çünkü Ezel Erverdi desensiz mesensiz diye eleştirdiği Kutlu’dan desen göndermesini ister. Gönderdiği ilk desenler Hareket’in 28. sayısının kapağını süsler. Sonra bu dergide hikâyeleri de yayımlanmaya başlar. İlk hikâyesi 29 Mayıs 1968’de yayımlanan “O…”dur, hikâye ile birlikte biri kapakta olmak üzere 6-7 deseni çıkar. Üniversitenin son sınıfında Orhan Okay Hoca ile “Sait Faik’in hikâyelerinin resim ve perspektif açıdan incelenmesi” konulu tezini hazırlar. 1968’de okulu bitirir. Mustafa Kutlu – Memuriyeti 1969’da Erzincan’da görücü usulü ile, hayatımın en güzel tevafuku dediği eşi Sevgi Hanım ile evlenir. (Bu evlilikten bir erkek bir kız çocukları olmuştur. ) Evliliği ile birlikte öğretmenliğe başlar. İlk tayini Tunceli’ye çıkar. Dört yıl Tunceli Lisesi’nde çalışır. 1972 yılında İstanbul’a tayin edilir. Küçükköy Vefa Poyraz Lisesi’nde iki yıl öğretmenlik yapar. 1974 yılında çok sevdiği mesleğinden istifa ederek ayrılır. Hareket Yayınları’nı genişletmek isterler. İstifa gerekçesini şöyle açıklar: “Öğretmenliği çok seviyordum; fakat yine de dergiye ağırlık vermemiz gerektiği için istifa ettim.” (Murat Menteş, “Göründüğü Gibi Olan Adam”, Gerçek Hayat, 16-21 Mart 2001, s.17) Mustafa Kutlu – Yayın Hayatı Mustafa Kutlu, 1968 yılında İstanbul’da çıkan Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi’nde yayımladığı hikâyelerle yayın dünyasına girdi. Adımlar (Erzurum, 1970-72), Hisar, Türk Edebiyatı, Düşünce, Yönelişler gibi dergilerde yazdı. “Üniversite yıllarında yazmaya başladım. İlk yazdığım “O” hikâyesinden itibaren bütün yazdıklarımı yayımladım. Bu işi şuurla yürüttüm. Bizim neslin bu sahada ağabey, hoca, arkadaş kabilinden mürebbisi yok sayılır. Kendimi yetiştirdim. Bu açıdan ilk hikâyelerimin yayınlanması, hatta kitap haline gelmesi hem bir şans, hem bir talihsizliktir. Okuyucunun karşısına olgun örneklerle çıkamadım, ancak zamanla kendi hikâyeme doğru yürümeye başladım. İlk iki kitabım hazırlık dönemidir.” (Yaşar Kaplan, “Mustafa Kutlu’yla Bir Söyleşi”, Aylık Dergi, Sayı 63-64-65, 1984, s:44) Hikâyeleri, desenleri ve diğer yazıları Hareket dergisinde yayımlandı. Adımlar dergisinde şiirleri de vardır. Hikâyelerini bu dönemde kitaplaştırmaya başladı. İlk hikâye kitabı “Ortadaki Adam” (1970) Hareket Yayınları tarafından basıldı. Bunu “Gönül İşi” (1974) takip eder. Bu arada iki inceleme yayımlar. Bunlar Sabahattin Ali ve Sait Faik üzerinedir. Bunların yayımlanması ona göre hem bir şans hem de bir şanssızlıktır. “Talebelik sırasında yapmış olduğum iki çalışma hemen yayımlanma şansı buldu. Bunlar erken yayının bütün acemiliklerini taşıyan kitaplardı; ama benim için büyük bir şanstı.” (Adnan Tekşen, “Mustafa Kutlu ile Mülakat”, Zaman, 16 Temmuz 1987, s. 9. Mustafa Kutlu , Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisinin (8 cilt 1976-1998) 2. ciltten itibaren yayın yönetimini üstlenir ve bu ansiklopediye geniş ölçüde madde yazar. 1974-75’ten itibaren 20 yılını verdiği bu ansiklopediyi 1973’te aldığı Smith Corona marka daktilosundan yazarak çıkarır. Ansiklopedi için şimdi profesör olan D. Mehmet Doğan ile çalışır. Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi 1982’de kapanınca kendi tabiri ile sudan çıkmış balığa dönerler; çünkü dergi ile yaşamaya alışmışlardır. Mustafa Kutlu, 1980’lerin ortasından sonra sinemaya yönelir ve senaryolar yazmaya başlar. “TRT’de dramatik belgeseller yazdım: Divan-ı Lügati’t Türk’ün bulunuşu ile ilgili ‘Bir Kitabın Hikâyesi’; ‘Müzedeki Şiir’, Divan Edebiyatı Müzesi ile bağlantılı bir belgeseldi. Selim ileri ile beraber Pazartesi Hikâyeleri’ni hazırladık; birçoğu çekildi. Halit Refiğ’in yönettiği ‘Kurtar Beni’ ile Osman Sınav’ın çektiği ‘Kapıları Açmak’ görünür hale geldi; çünkü her ikisi de ödül aldı. TGRT’de yayınlanan Ufukta Bir Ağaç’ı yazmıştım…” (Murat Menteş, “Göründüğü Gibi Olan Adam”, Gerçek Hayat, 16-21 Mart 2001, s.17) Ömer Seyfettin’in Yalnız Efe’sini senaryolaştırır. Diyanet İşleri’nin çocuk filmleri yapması ve bu filmlerin TRT’de gösterilmesi için Turgut Özal’ın girişimi ile bir proje hazırlar. Yusufçuk diye 8 bölümlük bir dizi yazar. “İnsanlar Yaşadıkça” isimli dizisi TRT engeline takılır. Son yazdığı senaryolardan birini TRT’ye teklif etmiş, ismi Mavi Kuş olan bu senaryo şu anda sinema filmi olarak düşünülmektedir.” Mustafa Kutlu’nun Kapıları Açmak isimli senaryosunun Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nın açtığı yarışmada ikincilik derecesi vardır. Mustafa Kutlu, dergiciliğe uzun bir ara verdikten sonra Dergâh (1990) ile bir dönüş yapar. İlk sayısı Mart ayında yayımlanır. Dergi edebiyat-sanat dergisidir. Dergâh’ın çıkışını Sultan Ahmet’teki Derviş çay bahçesinde İsmail Kara, Mustafa Kutlu ve Ezel Erverdi kararlaştırır. Mustafa Kutlu derginin yanı sıra Kutlu, hâlen Dergâh Yayınevi’nin yönetimini de sürdürmektedir. 1986 yılından itibaren Zaman gazetesinde “Bir Demet İstanbul” başlığı altında şehir yazıları yayımlanır. Bu yazılar daha sonra Şehir Mektupları (1995) adı altında kitaplaşır. Halen Yeni Şafak’ta kültür-edebiyat yazıları yazmaya devam eden Kutlu, aynı gazetede spor yazıları yazmaktadır. 2012 yılında Osman Sınav’ın yönetmenliğinde ve Kenan İmirzalıoğlu’nun başrollüğünde “Uzun Hikâye” isimli eseri beyaz perdeye aktarılmıştır.
Uzun Hikâye
Okuyacaklarıma Ekle
Mavi Kuş
Okuyacaklarıma Ekle
Sır
Okuyacaklarıma Ekle
Beyhude Ömrüm
Okuyacaklarıma Ekle
Bu Böyledir
Okuyacaklarıma Ekle
İyiler Ölmez
Okuyacaklarıma Ekle
Menekşeli Mektup
Okuyacaklarıma Ekle
Hayat Güzeldir
Okuyacaklarıma Ekle
Nur
Okuyacaklarıma Ekle
Tirende Bir Keman
Okuyacaklarıma Ekle
Rüzgarlı Pazar
Okuyacaklarıma Ekle
115 syf.
·
2 günde
Hayat kitapla güzel!
Hayat dediğimiz nedir ki? Kimimize göre kısa, kimimize göre uzun bir hikâye. İçinde acıların, umutların, sevdaların, haksızlıkların, düşmelerin, kalkmaların ve nihayetinde yaşama tutunma çabalarımızın olduğu bir hikâye. Kendimizin yanında, dünyaya geldiğimiz aileden yetiştiğimiz sosyal çevreye; aldığımız eğitimlerden yetiştiğimiz şehirlere kadar birçok yazarı olan bir hikâye. O nedenle herkes, ama kısa ama uzun bir hikâyenin oyuncusu sadece.               • • • İşte
Mustafa Kutlu
Mustafa Kutlu
da “
Uzun Hikâye
Uzun Hikâye
”de Bulgaristan göçmeni Ali’nin hikâyesini oğlunun ağzından anlatıyor bizlere. Onun sevdasını, okuma ve yazma aşkını, dürüstlüğünü, haksızlıklar ve insanların acımasızlığı karşısındaki tavrını, kasabadan kasabaya kaçışını ve yaşama tutunma çabalarını bir bir ortaya koyuyor. Öyle ki Ali Bey ve oğlunun hikâyesi üzerinden bir dönemin, kasabalardaki yaşamın, toplumun zihniyet dünyasının, kadın erkek ilişkilerinin, adaletsizliklerin, sosyal ve siyasi yaşamın adeta resmini çekiyor. • • •
Mustafa Kutlu,
Mustafa Kutlu,
yalnızca bununla kalmıyor. Aynı zamanda Ali Bey ve oğlunun hikâyesi üzerinden okuru, kendi hikâyesine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Bunu öyle nahif ve ince bir üslupla yapıyor ki kitabı okurken zaman zaman geçmişinize doğru dalıp gidiyorsunuz. Yetiştiğiniz aile, yaşadığınız mahalle, şehir, arkadaş çevreniz, düşmeleriniz, kalkmalarınız ve yaşama tutunma çabalarınız bir sinema şeridi gibi gözünüzün önünden geçiyor. • • • Doğrusu “
Uzun Hikâye
Uzun Hikâye
” dili çok sade, betimleme ve tasvirleri çok etkileyici, karakterleri günlük yaşamın içinden, duygusal derinliği ve anlatımındaki yoğunluğu çok yüksek bir eser. O nedenle tatlı tatlı akan bir nehir gibi insanı kendine çekiyor. Okurken yorulmuyor ve bitirene kadar da elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Velhasıl, “Uzun hikâye” deyiminin anlamında olduğu gibi, “Pek çok ayrıntıları bulunan, anlatması uzun sürecek, anlatmadan da anlaşılmayacak” bir öykü. Keyifle okuduğum bu eseri tüm okurlara mutlaka okumalarını tavsiye ederim. Aynı eserden uyarlanan filmini de kitabı okuduktan sonra izlemelerini öneririm.       Kitapta da ifade edildiği gibi, “Solunan hava, yüzülen su, oturup kalktığımız insanlar, yürüdüğümüz yollar bizi değiştirir.” Bir de okuduğumuz kitaplar. “Hayat kitapla güzel!” diyor… Herkese keyifli okumalar diliyorum! 
Uzun Hikâye
8.4/10 · 25,6bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
212 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Her dinlenmek istediğimde Mustafa Kutlu eseri okurum. Çünkü kendimi başka bir yolculuk içerisinde buluyorum.  Mustafa Kutlu'nun eserlerini okumak demek kendi medeniyetimizi okumak demek. Bu eseri okurken kendinizi bir köyde buluyorsunuz. Kitap, amacın nedir? sorusuna karşılık 'bir bahçe kurmak' isteyen ana karakterin  yaşantısını bizlere sunuyor. Herkesin görüp imreneceği, şaşıracağı bir bahçe.. işte bu bahçeye biçilen bir ömür..beyhude ömür. "Ne denilmiş: Sabır, sebat, murat." Ana karakter, evlatlarına yadigâr olarak bir bahçe bırakmak, onlarıda toprağa bağlamak ister ama dizilerde, filmlerdede gördüğümüz klasik olan bir tablo burada da karışımızı çıkıyor. Evlatları İstanbul'a gidip iş kurup zengin olmak daha refah bir hayat sürmek ister. Kitap köyden kente göç edenlerin ve köylerin artık yaşlılara kaldığı, gençlerin akın akın şehirlere gitmek için çabalamasına değinmiş. Ayrılıklar, hasretlik, yoksulluk bir de ölüm... Neticede "Dünya dediğimiz de bir gurbet değil mi?" Hayat, inişler ve çıkışlardan ibaret ve bu yolculukda yoldaş çok mühim. Seni anlayan, derdinle dertlenip, yükünü hafifleten yoldaş. İnsan yoldaşınıda kaybederse büsbütün yalnızlaşır. Yalnızlaşan insan Allah'a komşu olur. "Hayatın bize çizdiği çizgi nerede eğilir, nerede bükülür bilemeyiz." İşte beyhude bir ömür ❝Öldüm ve bir bahçeye gömüldüm❞ cümlesiyle son bulur.
Beyhude Ömrüm
8.6/10 · 5,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
164 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Biz bir medeniyet değişimi yaşadık. Cebrî veya isteyerek...
Eskiden duvarlarla konuşurduk. Duvarlar anlatırdı memlekette olup bitenleri. Güç kavgası onların üzerinden yapılırdı. Onların rengi yansırdı insanların yüzlerine. Duvarları yıkmışlar... Tarihin sonu. 'Mustafa Kutlu' demek memlekete dair meseleler, unuttuklarımız, insanın içine yolculuk, Anadolu insanı, gelenek, medeniyet ve geçmişe yolculuk demektir. Bu eserinde Kutlu, içinden çıkamadığı "memleket meselelerine" karşı huzursuzlanan, tıklayan bacağından ve yakın dönemdeki sorunlarımıza hitaben gözlemlerini okuyucusuna aktarıyor. Maneviyatın kaybolduğu, her şeyin maddeye döküldüğü günümüze hitaben, adeta kanayan yaralarımıza parmak basıyor. Hikâye, başkahraman olan Ömer Faruk'un, okumak için gittiği yurtdışından, memleketi İstanbul'a dönmesi ile başlıyor ve Ömer Faruk, memleketine döndüğünde hiçbir şeyin bıraktığı gibi kalmadığını görüyor. Ömer Faruk'un babası Tıp profesörü, annesi ise arkeoloji doçenti olan muhafazakâr bir aileye sahiptir. Dede ve Fatma anne (babaannesi) bir de kız kardeşinin olduğu muhafazakâr! bir aile. Burada muhafazakâr bir aile olduğunu  vurguladım, çünkü Mustafa Kutlu bu kavramı, kaypak bir tabir olarak dışarıdan gelen unsurlardan olduğunu ifade ediyor ve Açıklıyor... "İhtilalvâri köklü değişikliklere tepki, eski kurum, gelenek ve teamülleri muhafaza, modernleşme karşıtlığı, kültürel ihyacılık gibi ana yönelişleri olan ideolojik ve siyasi akım." "Biz bir medeniyet değişimi yaşadık. Cebrî veya isteyerek. Babamın hem oruç tutup hem Tıp Balosuna gitmesi bu tepeden inen mecburiyetin eseridir. Sofular ona "Cuma Müslümanı" derken, alafranga muhit muhafazakâr olarak damgalamış. Bu ülkemizin ve insanımızın yaşadığı uzun sürmüş bir kırılmadır. İleride nasıl bir biçim kazanır, yaşayanlar görecek. Sosyal hayat şimdilik bir karmaşa hâlinde. Biz yılbaşı kutlaması yapıyoruz, bizi gavur âdeti uygulamakla suçlayan komşumuz ise ganyan bayisidir. "  (ne kadar güzel izah etmiş. düşündürücü...sorgulayıcı..) Memleketteki özentilik sonucu değişen şeyler, benliğini kaybeden insanlık, kaybetmeye, yok edilmeye yüz tutmuş medeniyetimiz ve hayal kırıklığı... işte bu eser tam olarak bu konu başlıkları altında yazılmış. Esselâm
Huzursuz Bacak
8.5/10 · 2.266 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
115 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Hani bazı hikâyeler vardır, ilk defa duymanıza rağmen, duyduğunuz andan itibaren çocukluğunuzda kulağınıza çalınan masallar gibi gelir. Dahası, hikâyeyi okudukça masalın içindeki kahramanlardan birisi olduğumuzu keşfederiz. Çünkü, bizim olanı, bizce, bizden bir şekilde anlatmıştır işte tam da böyle bir şey Uzun Hikaye. okuyucu için önemli olan ve kitabın akıcılığını sağlayan önemli kısım ise şudur: Anlatım sırasında geçmişe dönme eylemleri ile ‘şu an’ arasındaki geçiş keskin mi ? Mustafa Kutlu, bu geçişi metin içerisinde öyle muntazam bir şekilde sağlıyor ki siz aynı bir fotoğraf albümüne bakar gibi hikâyenin içerisine dalıyorsunuz. Kitapta hem konu hem de üslûp olarak bir yolculuk söz konusudur. Kitaba dair bir söz bitirelim. “ANCAK HAYAT DEDİĞİN NEDİR Kİ? ANLAŞILMAZ BİR SIR…” Umut dolu kitaplara, keyifli okumalar...
Uzun Hikâye
8.4/10 · 25,6bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
78 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
"Biz dünyadan gider olduk Kalanlara selâm olsun Bizim için hayır dua Kılanlara selâm olsun" İncelemeye bu satırlarla başlamak istedim çünkü Mustafa Kutlu da kitabında bu satırlara yer vererek dostlarından, anılarından, gençlik yıllarından bahsediyor, Kalanlara ve gidenlere "Selâm Olsun".. diyerek okuyucularını kısa ama samimi bir yolculuğa çıkarıyor. Evet, Mustafa Kutlu'nun en son çıkan kitabı yani geçtiğimiz Haziran ayında çıkan kitabı...Biran evvel alıp okumak nasip oldu. Deneme türünde yazılmış bir eser olup sadece 78 sayfalık kısa ama samimi bir eser olmuş. Bazı sayfalarda dostlarına ait fotoğraflara yer veriyor. Kitap da bir yerde "Giden gidiyor geriye solgun fotoğraflar kalıyor" diyerek yaşanmış yıllarına değiniyor, anılarını tazeliyor. Şiirlerle, türkülerle anılarını destekliyor ve ortaya güzel bir atmosfer çıkıyor. Peki bu dostları kimler?.. Yüce Dağ başından kopup gelen bir türkü gibi "NURETTİN ALBAYRAK" "ABDULKADİR ARAL" nam-ı diğer Kadir Ağa 'Bir tebessüm' başlığıyla SITKI ARAS Acılı, mahcup bir tebessüm... "Bu ülkede bugün için Türkçeyi en iyi kullanan 2 yazar vardır İkisi de Sivaslıdır" dediği.. "BEŞİR  AYVAZOĞLU"  (diğeri de Ahmet Turan Alkan'dır) Çok Mehmet Doğan var ama onun adı D. Mehmet Doğan. Nedir bu "D"  deli mi, dâhi mi, derin mi, dost mu? Saçmalamayın, kendisine sorun. Bana sorarsanız "El-Muzaffer daima" derim, dediği " D. MEHMET DOĞAN " Dayı lakabı ile anılan Mekke-Medine bir de Erzincan diyen, memleket sevdalısı "MUAMMER EKTİ" "Bence o bir  'Saklı bahçe' veya 'harcanmış kabiliyet'tir, Keşfedilmemiş ve Kadri bilinmemiş, Dokunsan ağlayacak kadar hassas; ama bir kaya gibi diktir, Ne de olsa Erzurumlu dediği  "EBUBEKİR  ERDEM" Mahcup lider dediği, bir Dadaş onuru ve dayanıklılığı ve inadı...herkesi dinleyip ancak kendi bildiğinden şaşmayan dostu "EZEL" 'Bu vatan toprağın kara bağrında Sıradağlar gibi duranlarındır' dediği Erzurumlu, Nakkaş, İsmail Usta lakaplı "İSMAİL GÜRCAN" Gönül kırmaz, hatır yıkmaz, ısrara dayanamaz, 'kendisi bir Tekke' dediği dostu "MUSTAFA KARA" Biraz şair, bitpazarı antikalarına tutkun, naz çeken, gözyaşı silen, dert dinleyen dostu "SEYFETTİN MANİSALIGİL" Yaşadığı çağdan muzdarip,eski günlere takılıp kalmış, Gümüş sakal, "NUSRET ÖZCAN" Kurmuş olduğu Çocuk Vakfı ile harika işlere imza atan, yürüdüğü yolda kendisine yardımcı olacak kimsesi olmadığı için 'tek başına bir Ordu' dediği "MUSTAFA RUHİ ŞİRİN" Çeşmelere bakamayan, önünden geçmemek için yolunu değiştiren, susuz İstanbul'da su aramakla geçen günler...Suyun, kâinattaki hareketin, temizliğin saflığın en önemlisi sonsuzluğu arayışın remzi olduğunu ifade eden, "NURETTİN TOPÇU" Sözün özü Mustafa Kutlu nasıl dost olunacağını, nasıl dostluk kurulacağını bizlere samini bir sekilde aktarıyor. Bu vesileyle ölenlere rahmet, kalanlara selâmet dileyelim... ❝  Bilmeyen ne bilsin bizi     Bilenlere selâm olsun.  ❞ Es-selâm
Selâm Olsun
8.8/10 · 229 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
175 syf.
·
2 günde
"Hikayeler Güzeldir"
Naif, sade anlatımıyla hayata dair hissettirdikleriyle sadece "
Hayat Güzeldir
Hayat Güzeldir
" demek yetmez. Mustafa Kutlu'nun kalemi, kurgusu ve hikayeleriyle bizleri bezemesi de çok güzel ve özel. Eser kısa hayat hikayelerini barındıran, okurken güldürecek, hüzünlendirecek bazı bölümlerde tüyleriniz diken diken edecek sahneler barındıran, okuması keyifli ve çok çabuk bitirebileceğiniz bir "klasik Mustafa Kutlu" eseri. Hikayelerin muhtevasından bahsetmek yerine, Kitabın Ana fikrinden bahsetmek gerek, hayatın değerini başımıza gelebilecek olaylar karşısında her daim "şükür" ile karşılamak ve Hüsn-ü zan ile düşünmek gerektiğinin altını çizdiğini düşünüyorum. Hikaye sever herkesin tutunabileceği öznesi "insan" olan ,lisanı ile de gönlünüze hitap edecektir.. Bu kadar müspetle bahsettiğim bir eseri okumanızı tabi ki öneririm :) Keyifli okumalar, hikaye severler.. Kaleminize, yüreğinize sağlık.
Mustafa Kutlu
Mustafa Kutlu
Hayat Güzeldir
8.3/10 · 2.963 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
152 syf.
·
8 günde
Tirende Bir Keman, kemanda bir hayat..
Kalem bir yay gibi sayfaların üzerinde dolaşıyor. Kağıda her dokunuş inceden hüzünlü nameler fısıldıyor. Kalbiniz de kulağınızla birlikte dinliyor bu hüzünlü besteyi. Uzaklardan bir düdük sesi ardından gürül gürül lokomatifin homurtusu. Kim bilir nereye hangi hüzünlü hikâyeyi taşıyor. Belki Sadullah da trendedir. Babasının elinden tutmuş "babam beni gezmeye götürüyor" diye seviniyordur. Kim bilir belki son durakta bekliyordur onları saadet. Şimdi
Mustafa Kutlu
Mustafa Kutlu
; sana ne desem bilmem ki. Bana da inceleme yazdırdın ya aşk olsun! Aşk olsun sana! Ben duygusal adamım öyle yok kitabın diliydi, üslubuydu, yok efendim karakterlerin analiziydi falan gibi alengirli laflar beklemeyin benden. Yazamıyorum olmuyor. Bu sebepledir uzak dururum bu yeşil sayfalardan. Ama gel gör ki bam teline dokundu
Mustafa Kutlu
Mustafa Kutlu
gel gör ki yüreğimi titretti bu kitap. Adetimi bozdurdu bana. Aşk nedir bilir misin? Aşk yarası nedir? Hüzün babadan oğula miras mıdır? Hiç küçük bir çocuğun gözlerinde annesini gördün mü? O çocuğun yüreğinden babasını bildin mi? Sen hiç keman tellerinden aşkı, ayrılığı, hüznü ve ölümü dinledin mi? İşte bütün bu sorularınıza ve daha fazlasına cevap bu kitapta. Bu nasıl inceleme demeyin ne olur. Şuracığa iki damla gözyaşımı bırakayım da affedin kusurumu..
Tirende Bir Keman
8.5/10 · 2.719 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.