Adı:
Uzun Hikaye
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
115
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757032755    
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergâh Yayınları
Baskılar:
Uzun Hikaye
Uzun Hikaye
Kutlu'nun tür olarak ilk uzun hikâyesi. Eser aslında annesini kaybeden bir çocuğun babası ile yaşadığı uzun, çalkantılı, dokunaklı bir macerayı dile getiriyor. Adalet duygusuna sürekli vurgu yapılan hikâyede anlatım esaslı bir üslup kullanılmıştır. Baba daha düzenli bir hayat kurmasını özlediği oğlunu büyük şehre gönderir, lakin kader genç adamı tıpkı babasının yürüdüğü yolun başına getirip bırakır.
115 syf.
Lirik bir inceleme olsun bari. Şahsen benim ihtiyacım varmış.

Musil’in Niteliksiz Adam’ını okuyorum bu aralar. Nasıl bir zorlanma, anlatamam. Ama okuyacağım. Çünkü ben Musil’i çok seviyorum. Darlandım ya, nefes almak için araya Mustafa Kutlu’yu soktum. Onun Uzun hikaye’sini. Ah ne iyi etmişim. Bu bir masal ki! Ne kadar da bir masala ihtiyacım varmış meğer, başlamamla bitirmem bir oldu.

Bence yok ama, bir kazaya kurban gitmemek için,

"===== Spoiler =======" işaretimizi de koyalım.


Yazar, tıpkı bir film yönetmeni gibi, yazar ya hani, tıpkı daha yeni konuşmaya başlayan bir çocuğun kandırıkcılığıyla aşk masalının ismine “Uzun Hikaye” yi uygun görmüş. Masal olduğu daha başlangıç cümlelerindeki buharlı trenden de belli zaten. Bu devirde buharlı tren mi kalmış? Varmış demek ki. Belki de zihnimizde. Varmış işte. Bir de, nerelisiniz sorusuna “Sevda köylüyüm” demiş ya, masal ya işte, yoksa ilk gördüğü, yeni tanıştığı istasyon şefine “Ama çoook iyi adam” der mi insan. Demiş işte.

Masal işte. İyi mi kötü mü, diye sormaya hacet bırakmadan cevabını vermiş. Çok iyi adam demiş işte. Daha ilk tasvirlerden sonra, masalımızın olmazsa olmazı kötü adamları da boy göstermeye başlıyorlar. Kötüler hayatın her yerinde varlar. Bırakalım sebep sonuç saçmalığını bir kenara, ama yine de takılalım artlarına. Bakalım nerelerine hayatın taşıyacaklar bizi? Bunlar bir dudağı gökte, bir dudağı yerde canavarlar değil, devletin okul müdürü, belediye zabıtası, cumhuriyet savcısı gibi statükodan yana bürokratları değil midir? Öyledirler elbette. Kurdukları düzeni, düzen de düzen deyip, dümeni düzene kırmamak lazım geldiğine inanan, bunun için de en iyisinin hiç konuşmamak, susup oturmak olduğuna kanaatli, en azından inanmış gibi görünenler, işte bu kötü adamlar. Bunlar onlar.

Bir hurda vagon böylemi derlenip toparlanır, böyle mi bir aşk yuvasına çevrilir? Ama bu bir masal ki işte. Masallarda da mı rahat yok? Oğluna, annesiyle nasıl kaçtığını anlattığı bir bölüm var ki, zevkten kıkır kıkır gülmezseniz eğer, masalı yarım bıraksanız hakkınızdır. Bırakamazsınız işte. Çünkü bu bir masal. Ve her yeni başlangıca, ardına aldığı devlet gücüyle engel olan kötüler var hep. Kötüler olmazsaydı eğer, iyiler olur muydu acep? Olmazsaydı kötüler, acı da olmazdı. Acısız hayat yavan mı olurdu yoksa? Galiba öyle. Annenin ikinci doğumda ölümü de, yerleşilen ikinci yerden kaçış da hep onların yüzünden. Allah kötülerin, o kötülerin, onların ellerine düşürmesin. Sağcısı var, solcusu var. Kötü, kötüdür işte.

Tam nefes alamaz hale gelecekken, içimizde söylemeye başladığımız güzel şarkılar eşliğinde aşk yetişiyor imdadımıza. Şarkıların kaynağının aşk olduğunu unutmayın ama. Hem onların hem de biz okurların imdadına aşk yetişiyor. Masalımız başladığı gibi trenle, hem de buharlısıyla devam ediyor yoluna ve eski bir vagonun aşk yuvasına çevrilmesiyle son buluyor. Eskiyen pembe manto ve ayakkabıdan çok güzel bir aşk metaforu var, kaçırmayın derim. Yeşilçam filmi izlemek gibi bir şeydi. Beni çok duygulandırdı.

Her şey gibi sevdanın da bir kanunu var. Ve orada şöyle deniyor, “Sevenleri hiçbir kuvvet ayıramaz.”

Öyle işte. Mustafa Kutlu’nun hiç aşırılığa kaçmadan ama suya sabuna da dokunarak ortaya koyduğu bu aşk masalını sevdim ben.

Ve dostlarım, söylemenin dışında hiç bir zor tarafı olmayan onca yakın yıl sonra, hayatın kimilerine “off ne zor” dedirten hengamesini de atlatıp, üstelik, her bir aşın, “Ben bunların ellerinden çıktım” diyen dört başı mamur bir kahvaltı sofrasında buluşup kalplerindeki gülümseme yüzlerine yansımış bu değerli site arkadaşlarıma yüksek telden bir “Afiyet olsun” demeden geçersem “Yuh bunu da mı görmedin” derler, ya da en azından “Edebiyat ve 1000 Kitap” muhtarlığıma şerh koyarlar. Haklı da olurlar.
115 syf.
Küçük kasabalar, tren istasyonları ve yollarda geçen, hiçbir yere tutunamayan kısa ama aslında upuzun bir hikâye bu…

Bugün film izlemek için film arayışına girmiştim. Karşıma Uzun Hikâye çıktı. Tam izlemeye başlıyordum ki geçen gün kardeşimin elinde bu isimde ki kitabı görmüştüm. Sonra filmi kapatıp kitabı elime aldım başladım okumaya.

Bu kitap "Sinemayı yakıp Münire'yi kaçıran Bulgaryalı Ali'nin destanı." nı ve sonrasını anlatır. Anlatıcımızın babası Bulgaryalı Ali; haktan, eşitlikten bahseden ve gördüğü haksızlık karşısında susmayan biriydi. Ne eşi Münire’nin dayak yemesini ailesinin yanına bırakmış, ne de kendi emeğiyle kurduğu o bahçeyi o müdüre. Yeri gelmiş sosyalist Ali olmuş. Ama kimseye pabuç bırakmamış. Eşini üzmeyen, her işi ona yüklemeyen. Kendi işleri yanında eşine de yardım eden iyi kalpli Adam gibi adam... Eşini de düşünmek lazım. Her şeye rağmen onu bırakmayan, onun yanında olan bir kadın. Bulgaryalı Ali nasıl bir insanmış öyle. Ben çok sevdim. Zorlu geçen yaşamlarını o pozitifliliği ile mutluluğa çevirmişler. Aralarında ki aşk öyle kuvvetli ki her zorluktan sonra biraz daha artmış. Bütün o sürgünler, yolculuklar ve yoksulluk karşısında pes etmemişler. Ye'se, ümitsizliğe kapılmamışlar. Hep bir çıkar yol bulmuşlar. Kendi karamsarlığıma bakınca bu hikâyelerde ki kahramanlara imreniyorum. Kendimce ders de çıkarıyorum. Bana faydası dokunan, böyle olan her kitabı ayrı ayrı seviyorum.
Lakin hikâyemiz böyle mutlu bir seyirde devam etmiyor. Bir olay oluyor. Bulgaryalı Ali ağlıyordu. Ama önlerinde oğluyla yollarda geçecek hareketli günler vardı.

Tek hikâyemiz, tek karakterimiz Ali değil. Bu kısa kitapta daha birçok kişi ve hikâyesini göreceksiniz. Anlatıcının Adı Rıza mı Remzi mi tam hatırlayamadığı istasyon şefi ve acıklı hikâyesi var. Sonra Çerçi Abdullah var. Ardından Arkadaşı Celal'in hastalığı ve onun Ayla'ya olan sevdasının hikâyesi var.

Kitabın içinde particilik kavramı 1 sayfa da mükemmel bir şekilde anlatılmış. O sayfayı not almak lazım. Kitabımız içinde başka kitap isimlerine de rastlıyoruz. Küçük Prens, İlk Aşk, Beyaz Geceler, Şahika, Yeşil yıllar, Çehov hikâyeleri gibi kitap isimlerini gördüm. Hepsi de birbirinden güzel kitaplar. Tıpkı bu güzel kitap gibi… Neşet Ertaş türküsüne dahi rastlıyoruz. Kitapta Saka kuşu ile küpe çiçeğinin yanında karakterlerin bir kısmı jilet gibi takım elbise giyen tipler olması da dikkatime çeken taraflarından

Duygusal bulduğum tarafları var. İlk yaşanan kötü olay beni en çok duygulandıran olay olmuştu. Kitabı bitti. Sıra filminde…
  • Posta Kutusundaki Mızıka
    8.7/10 (1.622 Oy)1.842 beğeni5.150 okunma3.448 alıntı50.484 gösterim
  • Çile
    9.1/10 (1.480 Oy)1.686 beğeni5.135 okunma4.502 alıntı32.167 gösterim
  • Yusuf ile Zuleyha
    8.6/10 (1.011 Oy)1.105 beğeni4.080 okunma1.226 alıntı18.539 gösterim
  • Bu Ülke
    9.0/10 (1.397 Oy)1.679 beğeni4.474 okunma4.668 alıntı41.734 gösterim
  • Nar Ağacı
    8.8/10 (2.012 Oy)2.137 beğeni6.350 okunma2.586 alıntı47.245 gösterim
  • Fatih Harbiye
    7.8/10 (1.900 Oy)1.690 beğeni10.069 okunma1.012 alıntı30.475 gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (2.395 Oy)2.537 beğeni9.158 okunma1.759 alıntı47.297 gösterim
  • Toprak Ana
    8.8/10 (2.909 Oy)2.789 beğeni9.890 okunma1.770 alıntı40.745 gösterim
  • Beyaz Gemi
    8.3/10 (3.002 Oy)2.848 beğeni11.573 okunma1.433 alıntı46.385 gösterim
  • Cemile
    8.2/10 (1.364 Oy)1.171 beğeni4.795 okunma979 alıntı17.213 gösterim
115 syf.
·8/10
Mustafa Kutlu ile beni tanıştıran ilk kitaptır kendileri. Kitap 2012 senesinde filme uyarlanmıştır. Belki aranızda izleyenler vardır. Şahsen ben filmini izlediğim kitapları okurken , ayrı bir keyif alıyorum. Sanki her sayfasında filmin bir sahnesi gözümde canlanıyor. Ve tüm olayları kitabın içinde yaşıyorum. Kitapta en duru haliyle mükemmel bir aşk anlatılıyor. Ali ve Münire'nin kaçak göcek yaşadığı ve bir tren vagonunda son bulan ( ya da ölümle sonlanan) hikayesi, beni hem izlerken hem de okurken derinden etkiledi. Ve tavsiye edeceklerim arasına girdi.Bir an once bu güzel kitapla tanışmanız dileğiyle
115 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Seninle doğan güldür bu gönül Ah bu gönül şarkıları
Dilimdeki bülbüldür bu gönül Ah bu gönül şarkıları
Dolu sevgi tasında gönül bir gençlik masasında
İkimiz arasında bu gönül Ah bu gönül şarkıları

Yukarıdaki sözler kitabın filmine ait bir soundtrack’ın bir kıtasıdır. Tesadüf o ki filmi kitaptan önce keşfetmişim. Ezbere bildiğim bir senaryo idi. Hep derdim bir daha izlerim bir daha izlerim ama bizim filmlerimiz de iki saatten aşağı değil ki. Öyle sözde kaldı bizim izleme işi. Kitaptan haberim yoktu. Ta ki bir gün “Can Dostum” bana bir okuma listesi hazırlayana kadar.

30 Nisan 2018 Tayfun için okuma listesi. 1- Mustafa Kutlu – “Uzun Hikâye” ve “Ya Tahammül Ya Sefer.” Aynı gün içerisinde satın aldım okumak bu güne nasip oldu. Biraz da okumamamın nedeni bildiğim bir hikâye idi. Keza öyle de devam etti. Artık hem izlediğim hem de okuduğum bir hikâye oldu.

Kitabın konusu Ali Bey ile Münire’nin aşkının anlatılmasıdır. Lakin hikâye öyle ki aşk arasında aşk dağıtıyorlar. Ali’nin aşkı, velinin aşkı, delinin aşkı diye diye diye kitap bitiyor. Geneli acıklı hikâyeler. Lakin yazarın akışı ve konuların ardı ardına birbirini bozmadan sıralanışı okuyucu sıkmıyor adeta onlarla iç içe yaşatıyor bizleri.

Hele ki filmden bir replik var ki sormayın; “Ayakkabılar eskir be Ali'm, her şey eskir. Bak, sen hâlâ sevdiğim adamsın. Sen eskime.” Yok, böyle aşklar artık dedirten cinsten bir replik. Bir de aynı “Can Dost’un” yolladığı kitap arasındaki notuna ilişti gözüm. Deniz Gezmiş’ten bir alıntı yapmış. Der ki; “Aşırı solcudur aşk. Bu yüzden insanların sol yanını hedef alır ve aşk bu kadar solcuyken içinden sağ çıkmak imkânsız…”

Sözün özü “Mustafa Kutlu” kalemi sağlam bir abimiz. “Uzun hikâye ’sini” çok ama çok manalı yazmış ve okunması gereken bir masal olarak bizlere sunmuştur. Okumanızı, sevgiye aşka değer vermenizi canı gönülden isterim….

Bahsettiğim sountrack aşağıdaki video linkinden ulaşabilirsiniz.
https://www.youtube.com/...p;list=RDziUKW1ND2gs

Filmi izlemek isterseniz de
https://www.youtube.com/...L8C3Q5AJg&t=268s

Sevgi ile kalın…
115 syf.
·Beğendi·8/10
Kelimeler kifayetsiz kaldığında susar ya insan, "Uzun Hikaye"de onun gibi birşey işte. Ciltlere sığacak bir hikayeyi 114 sayfada anlatıp, adına da "Uzun Hikaye" demek her yazarın harcı olmasa gerek. Yine sonunda kavuşmak olmayan, kitap sayfaları arasında başlayıp ahirete kalan yarım bir sevda, hüzzam bir hikaye... "Tirende Bir Keman" hikayesinde olduğu gibi baba ile oğulun benzer sonu...Acılar, aşklar, yolculuklarla yoğrulan göçebe bir hayat, bir yere ait olmadan geçen bir ömür...Olur olmadık yerde boşalan kaderin kurulu yayı... Aşkların ve samimiyetin naylonlaşmadığı zamanlar...Kısacık uzun bir hikaye... Bu kitap hakkında daha bir sürü şey yazarım ama uzun hikaye... Okuyun işte...
115 syf.
Bahsi geçen etkinlikler
Öykü okuma= #34011871
Mustafa kutlu= #34672712

Hiç inceleme yazasım yok bu aralar lakin yazmasam ayıp etmiş olurum gibi hissettim nede olsa iki etkinliğe katılmışım ve kitap ikisine de uygun. Elimde olmadığından youtube da sesli kitap olarak gördüm ve dinlemeye başladım baktım güzel gidiyor pdf indirdim hiç sevmem ama ne yapim dayanamadım neyse hem dinledim hem okudum ve çok beğendim şayet etkinlik olmasa okumazdım o nedenle sevgili Erhan abime ve Hatciş'e teşekkür ederim.

Gel gelelim kitap için düşüncelerime. Sevgili Kutlu hikaye için seçtiği ana karakterleri, mekanları ve yan karakterleri muazzam bir akıcılıkta anlatmış. Kısa bir kitap uzun bir hikaye ancak bitmesin istiyordum ve benden hayatımdan bir şeyler ile tevafuklar olunca daha bir hoşuma gitti 🤗

Şimdi ben biraz bişiler yazim okuyanlar anlayacak ortak noktaları:))
Bilenler bilir ki yaşadığım köy Bulgaristan sınırına çok yakın henüz köye taşınmış iken köylüleri tanımada ve isimleri aklımda tutmada hiç zorlanmadım çünkü hepsinin bir lakabı vardı bunlardan biri de SÜLÜMAN YENGE idi. Bu teyzelerin bazılarının isimleri aynı olunca kaçak Ayşe, kaçak Huriye diye ayırmışlar. Neden kaçak die sorduğum da ise "Mari bunların hepisi kaçarak evlendiler bea, hatta sana kaçmadan evlileri sayak daha azlar" die bir cevap aldım şimdi bu uzarda gider daha bir çok benzeri şeyler beni daha bi hevesle okumaya sevk etti.

Filmi nasıl bilmem, kitabı çok beğendim 🤗
115 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Uzun hikayenin filmini de izlemiştim ama sanırım kitap kadar etkilenmemiştim.
ALINTI "Ben o zamanlar onaltı yaşındaydım, lise birde. İnce uzun bir oğlan. Saçlarım kirpi gibi dik duruyor; ne yana ne geriye taranmıyor, beni deli ediyordu."
Böyle başlıyor uzun hikaye..
Hani derler ya hayatımı anlatsam roman olur, bu kirpi saçlı çocuk anlatmış, upuzun bir hikaye olmuş :)

Tavsiyemdir. Özellikle sonu çok çok güzel. Keyifli okumalar :)
115 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
“ben o zamanlar on altı yaşımdaydım. lise birde..” gayet telâşlı bir uzun hikayenin bir o kadar sakin ilk cümlesi.. ben okuduğumda on dokuz yaşımdayım, üniversite ikide. bir küçük hikâyenin ne kadar uzun olabileceğini yeni öğrendiğim zamanda. bir hikâye ile soluklandığım, başka bir hayata ne kadar ortak olunabilirse o kadar ortak olunabilecek zamanda. pencere pervazının önünde “annem sanki babamın içinde şarkı söylüyordu” cümlesi bir insanı uzaklara ne kadar götürebilirse o kadar uzağa gittiğim zamandaydım.

kavuşmak ne hoş bir kelime.. insanın içindeki neşeli kuşları havalandırıyor. oysa ayrılık öyle mi? ayrılışlar düşünün; kavuşamadan, kavuştuktan sonra, sevdiğini toprağa gömerek, gitmek zorunda kalarak.. tüm hepsi mevcut uzun hikâye’de.

“kitapların da bir kaderi vardır” diyor mustafa kutlu. hikâyenin sonunu -yani kaderini- okuyucunun hayal gücüne teslim etmiş. bir mızıka düşünün, bir mızıkanın da kaderi var mıdır? bir mızıka sesi nereye gider, kime ulaşır?
115 syf.
·1 günde
"Hep traşlı, kıravatlı gezer babam. Hele bir de güneş gözlüklerini taksın, müdürden, kaymakamdan geri kalmaz. Ayakkabıları pırıl pırıl cilalı, pantolon jilet benzeri ütülü, çakı gibi."

İşte bu cümleleri okurken anladım ki, biz bu kitapla dost olup, bir güzel yârenlik edeceğiz. Aman canım sen de, nesi varmış bu satırların demeyin, vallahi gönlüm kalır.
Öyle ki, benim babamı anlatır söylenen her kelime. Temiz, düzenli adamdır, özenlidir de.Hayatım boyunca kot,keten pantolonla görmedim onu.Herşeyi geçin, bir tişörtü bile yoktur.Takım elbisesiz dolaşmaz hem de hiç!

Kitaptaki Bulgaryalı Ali'nin eşi olan Münire'nin sarı lepiska saçlarına benzemez annemin saçları. Uzun, gözlerinin karasından almış rengini bu saçlar. Babam da güzelim esmer saçlarına vurulmuş. Ama ne vurulmak.. Neler neler yapmış onunla evlenmek için de şimdi burda anlatamam,
uzun hikâye..
Bu sebeptendir kitabı bu denli sevmem, çünkü benim babam oldu Ali. Ah tabi isimleri de aynı. Bizimkinde ek bir ön ad da var; Mehmet Ali.
***

Kitap, politik bir kitap.
Hikâyenin baş kahramanının çocukluğunu bırakın, daha dünyaya gelmediği zamanlarda dahi bırakmıyor politik olaylar ailesinin yakasını.Doğduğunda da bu savaşların içinde buluyor kendini. Öyle ya, kuşların bile gökyüzünde kanat çırparken , sınıra yaklaşırken çekindiği huduttan o ve dedesi kaçıp Türkiye'ye gelmeyi başarmışlar.
Dedesi bizim egenin efeleri ile yarışan Pelvan Sülüman. Tuttuğunu koparan , hâl hatır nedir bilen, ulvi bir adam. Eh Ali'nin de dedesine çekeceği muhakkak da bu dünyada iyiler rahat yaşamıyor, bunu nasıl söylemeli onlara bilmiyorum.
Dedesinin izinden giden giden yol yordam bilen, okuyan, çakı gibi olan, gözleri çakmak çakmak bakan Ali'ye de dünyayı dar etmişler de o yüksünmemiş, hepsini gerisin geriye itmiş. Ama namuslu olana ne zaman yaşama hakkı verdiler de sana da şimdi versinler Ali..

Kasabalar, vagonlar ve aşklar kitabı dedik başlığına.
Öyle ya, kitabın bir yerinde;
"Ah bu küçük kasabalılar,
Her biri gizli sevda cehennemi" diyor sevgili Kutlu.
Aman sakın aklınıza zamanımızın, duygu yok edicilerinin kurduğu yapma aşklar gelmesin. Samimi, içerisinde sadakati barındıran, almadan verme nezaketini huy edinmiş aşklara tanıklık etmemize vesile oluyor Kutlu.
Aşk varken ayrıldığı da eklemeyi ihmal etmiyor tabii.

" - Nereye gideceksin?
- Bilmiyorum.
- İyi.. bilmemek en iyisi. "

En iyi bilmemek midir emin değilim. Ama şuna şüphem yok ki, bilmek sorumluluğu diye bir yük var ki, omuzları çökerten cinsten.
Sadi Şirazi "İnsan bir damla kan ve bin endişeden ibarettir." diyor. Belki de bizi o kaygı ve endişeden kısmi olarak sıyıracak olan da bilmeme ferahlığıdır.

Kim bilir..?
115 syf.
·2 günde·10/10
Ben o zamanlar on altı yaşındaydım , lise birde. Saçlarım kirpi gibi duruyor ; ne yana , ne ileriye taranmıyor , beni deli ediyordu .
Babam “ inatsın inat , inatçı adamın saçı yatmaz . Dedene çekmişin besbelli. Keşke annene benzeseydin .” diyordu.

İçinizi saracak sıcacık bir öykü . Hiç bitmesin istedim . Gözyaşlarıyla son sayfayı kapattım. Tavsiye ederim .
115 syf.
·1 günde
Adı uzun hikaye, içeriği, olay örgüsü de öyle ama nasıl 110 sayfaya sığmış anlamadım. Bir solukta okunacak güzel, sıcak bir hikaye.
Ben de çoğunuz gibi Osman Sınav'ın filmini izledikten sonra öğrendim böyle bir kitap olduğunu okumakta şimdi nasip oldu.
Pelvan Sülüman'ın torunu Ali'nin ve oğlunun yollarda, kasabalarda, tren istasyonlarında geçen hayatını yine anlatıcı olarak Ali'nin oğlundan dinliyoruz.
Aynada kendime baktığım zaman baya yakışıklı buluyorum.
İnsan kendini begenmezse götürüp denize atar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Uzun Hikaye
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
115
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757032755    
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergâh Yayınları
Baskılar:
Uzun Hikaye
Uzun Hikaye
Kutlu'nun tür olarak ilk uzun hikâyesi. Eser aslında annesini kaybeden bir çocuğun babası ile yaşadığı uzun, çalkantılı, dokunaklı bir macerayı dile getiriyor. Adalet duygusuna sürekli vurgu yapılan hikâyede anlatım esaslı bir üslup kullanılmıştır. Baba daha düzenli bir hayat kurmasını özlediği oğlunu büyük şehre gönderir, lakin kader genç adamı tıpkı babasının yürüdüğü yolun başına getirip bırakır.

Kitabı okuyanlar 5.247 okur

  • Hakan Ocak
  • Berkay
  • safinaz gül
  • Şükrü Şatır
  • fernweh
  • Flaneur.....
  • Beytullah gül
  • Mehmet Turan Esin
  • EsraKarakaya
  • zeynep

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.8 (10)
9
%0.8 (11)
8
%1.2 (15)
7
%0.4 (5)
6
%0.2 (3)
5
%0
4
%0.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları