1000Kitap Logosu
Babalar ve Oğullar

Babalar ve Oğullar

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!

Hakkında

264 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 7 sa. 29 dk.
Adı
Babalar ve Oğullar
Orijinal adı
Ottsı i Deti
Çevirmen
Basım
Türkçe · Türkiye · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · Şubat 2021 · Karton kapak · 9789944885454
Diğer baskılar
Babalar ve Oğullar, ortaya koyduğu sorunu, Rusya'nın düşünsel gelişimi içindeki kuşaklar çatışmasına ad olarak taşıyan eser, iki üniversiteli gençle (Arkadi ile Bazarov) aileleri arasında geçen günlük ilişkilerden oluşur. Önce Arkadi'nin evine konuk gelen gençler (baba Nikolay Kirsanov, metresi Feniçka, amca Pavel Kirsanov) Bazarov'un tümüyle inançsız inkârcı ve kuşkucu tutumuyla (nihilist) belirli bir tedirginlik yaratırlar. Komşu kenti ziyaretlerinde başlayan Bazarov-Anna aşkı kısa sürede körelir.
Fiyatlar

Okurlar

Kadın
% 63.6
Erkek
% 36.4
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
8.1
10 üzerinden
7,8bin Puan · 1046 İnceleme
264 syf.
Öfkeli gençlerin melodramı ; Babalar ve Oğullar
Bana kalırsa yenilik, ancak ve ancak bireyin iç dünyasından başlarsa kendisi için bir şey ifade edebilir. Çünkü kendini toplumun tahakkümünden sıyıramamış insanın yenilik adına söyleyebileceği şeyler ne yazık ki oldukça sınırlıdır.Burda birey kabuğundan çıkmak için onu kırmakla mükellef bir civcive benzer.Herkes kendi kabuğunu kendi kırmalıdır, edilgen roller üstlenenler ne yazık ki kendi dar kabuğunda boğulur ve gerçek hayatla tanışmaya vaki olamaz.Tabi bu, sizin de takdir edeceğiniz gibi toplumda bir nevi sivil bir isyan hareketidir....Çünkü toplum kendi doğru ve yanlışlarına karar verirken kişilerin bireyselliğinden gelen farklılıkları gözetmekten çok kendi homojen yapısını korumayı amaçlar.Her türlü farklılığın bir tehdit unsuru gibi algılandığı bu homojen yapıyı korumakla yükümlü en küçük teşkilatsa, bizim kutsallık nişanesini aklıevvel bir iyimserlikle teslim ettiğimiz ailedir. Totaliter devlet modelindeki hükümdar; kutsal metinlerdeki mutlak yaratıcı; ailedeki koruyucu baba.Aynı orduda görev aldığı halde rütbeleri farklı olan askerlere benzetebileceğimiz bu roller yukarıdaki amaca hizmet eden, sarsılmaz otorite figürleridir.Dört bir yandan kuşatılmış bireyin kendi varolma mücadelesi ise bu dişlinin kendisine en yakın halkasıyla, yani, babası ile başlayacaktır.Tıpkı Olimpos’un egemenliği için babasıyla giriştiği mücadelesini galibiyetle taçlandıran mitolojideki Tanrı Zeus gibi. Aile ve baba konusundaki haklı öfkemin tezahürü olan bu eleştirilerimden sonra söz konusu eserin de bu mücadelenin epik şekli olduğunu söylemem çok yanlış olmaz.Babalar ve Oğullar arasındaki bu mücadele eski ile yeninin, değişime direnen ile onu başlatanın arasındaki fikri çatışmaları konu alıyor.Sadece aile içindeki çatırdamaları değil, Rus Köylüsü ile toprak sahipleri arasındaki bütün dengelerin değiştiği, aynı ülkede farklı dünyalara ait bu sınıfların birbirlerinden nasıl bihaber yaşadıklarını, ve bu uçurumun onlar üzerinde yarattığı yabancılaşmayı da birebir yansıtıyor. Turgenyev’in Sevgili Çocuğu; Bazarov Kitaptaki yeni kuşağın cüretkar ve ateşli fikirlerini, eski kuşağın beğenisine sunma kaygısı taşımadan cesurca ortaya koyan taşranın nihilisti kendisi, belki de mevcut düzenin kokuşmuşluğunu ve değişimin kaçınılmaz olduğunu söylemekten erinmediği için de tarihin ilk Bolşevik’i. Bu delişmen, havai genç tabiattaki her konuya oldukça ilgili, kültürlü bir birey profili çizerken hiçbir otorite ve kutsala da bel bağlamaz, düzenin tüm değerlerine kibirli bir umursamazlıkla yaklaşır, yalnız bu umursamazlık kisvesi altında onunla düelloya tutuşmuş olan insana yardım edecek kadar yüce gönüllü bir insan da varlığını korur.Materyalist fikirlerindeki koyu tavrıyla çizdiği karikatürize halden olsa gerek, kitabın aldığı tepkiler için şöyle müdafaa eder karakterini Turgenyev; “Eğer okuyucu Bazarov’u tüm kabalığıyla, kalpsizliğiyle, acımasız soğukluğuyla sevemediyse yineliyorum ki, ben suçluyum ve amacıma ulaşamadım demektir. (…) Bazarov benim sevgili çocuğumdur, bu akıllı, bu kahraman kişi bir karikatür olabilir mi? Onun benim yarattığım tiplerin en sempatiklerinden olduğunu fark etmiyor musunuz?” Spoiler vermemek adına hikayenin nasıl son bulduğunu yazmaktan imtina etsem de Bazarov’un en çok çatıştığı, eski geleneğin temsilcisi Pavel Petroviç’le aynı kaderi paylaşarak aşka yenilmesi, ne kadar kendimizden emin insanlar olursak olalım,pamuk ipliğine bağlı hayatlarımızın kırılganlığına yapılan bir gönderme bana kalırsa, koskoca bir gemi bile küçücük bir çatlaktan batmıyor mu sevgili Bazarov? Zamanın akışı içinde, kendi kabuğunu kendi kıran tüm civcivlerin önünde saygıyla eğilirim! Keyifli okumalar :)
Babalar ve Oğullar
Okuyacaklarıma Ekle
271 syf.
·
2 günde
·
9/10 puan
Ya Hiç Doğmasaydık?
Babalar ve Oğullar kitabını YouTube kanalımın kitap okuma grubunda onlarca kişiyle birlikte okuyup tartıştık: youtu.be/Fqbb6LqTkFI Madem 23 temmuz doğum günümdü, kendi hediyemi ailem hakkında hislerimi anlatan bir kitap incelemesi yazarak vermek istedim. Nedir ki doğum günü dediğin? 365 gün boyunca 365 defa büyüyüp her gün doğarken bu gelişiminin tek günle sınırlandırılması değil mi? Peki, nedir ki hayat dediğin? Seçiminin dışında bir coğrafyada, bir bedende, bir cinsiyette, bir yılda doğup da sürekli seçimler yapmak zorunda bırakılmak değil mi? Bu incelemenin yorumlar kısmında aileleriniz hakkındaki düşüncelerinizi de duymak isterdim. Çünkü farkında mısınız bilmiyorum, aileleriniz hakkında hiç konuşamadık bugüne kadar. Fakat sizin düşüncelerinize değer veriyorum ve bizi büyüten ailelerimiz hakkında sizin neler düşündüğünüzü, evinizde neler yaşadığınızı merak ediyorum. Bu incelemenin sadece kitap özeti gibi yazılmış olmak için değil, sizlerin her birinin varoluşlarının ve doğumlarının değerli olduğunun farkına varılarak bir iç döküş şeklinde her zaman var olmaya devam etmesini istiyorum. Esas benim değil, sizin doğum gününüz kutlu olsun. Çünkü bu yazıyı kendi şimdiki zamanlarında okuyan sizler olmasaydınız, karşılıklı içselleştirmelerimizin de bir değeri olmazdı. Dedim ya, bugüne kadar hep birey olarak tanıdım sizleri. Oysaki bizim varlıklarımızın atmosferi olan ve bizi bugünlere kadar getiren anneler ve babalar varken, biz de onların en değerli varlıklarıyız en nihayetinde. O zaman nedir düşünceleriniz aileleriniz hakkında? Seviyor musunuz onları yoksa çok mu ayrı düşüyorsunuz kuşaklarınızın çatışması yüzünden? Mesela bu kitaptaki Bazarov adlı baş karakter Batıcı, nihilist ve ilerleme yanlısı olduğu için Rus milliyetçiliğine ters bir tutum sergilerken, Bazarov'un arkadaşının ailesi ise bunun tam tersi. Yani milliyetçi ve Batı karşıtı bir tutum sergileyip Puşkin'in kitaplarından örnek veren bir aile. İşte tam da bu kuşak çatışması yüzünden bugün bu kitaba inceleme yazmak istedim. Kendi ailemi anlatayım biraz size. Gün içinde pek çok konuda zıtlığa düşeriz onlarla. En basit örnek olarak onlar vakitlerini genelde televizyon izlemekle geçirirken ben kitaplarla geçiririm. Babam siyaset ve tartışma programlarını severken, ben hiçbir sonucu olmayan muhabbetleri sevmediğim için onları izlemek istemem. Hatta sırf öyle yapmadığım için bazen azar da yerim. Annem ise pek çok Türk dizisi izlerken, onların bana hiçbir katkı sunmadığını düşündüğüm için izlemem. Evde gözlerinin önünde büyüyen ve içinde yüzlerce kitap olan bir kitaplık olmasına rağmen bir insan nasıl olur da bu kitaplığın içindeki kitaplardan bir tanesini bile merak etmez? Siz de ailenizle böyle bir zıtlık yaşıyor musunuz arkadaşlar? Ama işte hayat da böyledir ya, insan gerek ailesiyle gerekse de kendi benliğiyle yaşadığı çelişkilerle, zıtlıklarla birlikte doğmaya devam eder her gün. Belki benim de her 365 gün yeni bir benlik kazandığımı düşünmem bundan dolayıdır. Belki ben de bu yüzden sürüleşen ve samimiyetlerinden uzaklaşan, kendisi olmaktan ödün verip de herkese kalıp misali davranışlar içerisinde bulunan, yapay davranışlardan tiksinen ve her şeye eleştirel yaklaşmaya çalışan bir insan olmuşumdur Bazarov gibi. Bazen ben de Bazarov gibi çelişkilere düşüyorum ama kendimle, aşkın saçma bir şey olduğunu söyleyip yeni aşklarda buluyorum kendimi. İspanyol yazar Miguel Unamuno da "Yaşam bir çelişkidir" demiş mesela. Onun da evet ile hayır diyen kalbinin bir çelişkisi varmış, sürekli inanmak ile inanmamak sorunu arasında kalmış, ruhun varlığı yokluğu ve ölümden sonraki bilincin varlığı yokluğu arasında kaldığı çelişkiler yaşamış hayatı boyunca. Bizim de bilincimiz ailelerimizin bilinciyle hiç çelişmiyor mu arkadaşlar? Ne olursa olsun hem anneler hem babalar hem kızlar hem de oğullar iyi ki varlar. Hem yanlış ve suçlu olanın anneler ya da babalar olmadığını düşünürüm ben. Bazarov da böyle düşünür. Yanlış olan şey, bizim seçimlerimiz ve tutkularımızdır. Dünyayı olduğu gibi kabul etmek gerekir işte bu yüzden. Doğru olan şeyler kadar yanlış olan seçimlerimiz de bizi yeniden doğurur çünkü. Verimli zaman geçirmek için zamanı boşa harcama bilincinin gerekliliği gibi insanın iyi ki doğduğu bilincine ulaşması da onun kötü ve gereksiz insanlarla muhatap olduğu bilincine bağlıdır bence. Film yönetmeni Frank Capra'nın Şahane Hayat filmindeki George da bütün yaşadığı sorunlardan sonra yaşadığı hayattan pişmanlık duyup "Keşke hiç doğmasaydım!" demişti. Peki keşke hiç doğmasa mıydık gerçekten de? Hiç doğmasaydık kim okuyacaktı bu değerli yazarların kitaplarını? Hiç doğmasaydık kim verecekti hak ettikleri değerleri bu yazarlara? Hiç doğmamış olsaydık ailelerimizle yaşadığımız kuşak çatışmalarından sonra nasıl kendi varoluşlarımızı ve zevklerimizi bulacaktık? İyi ki doğmuşuz, birimiz değil, hepimiz! Umutsuzluğu bırakıp "İyi ki doğdum" farkındalığını sağlayacak insanlarla, amaçlarla ve hayallerle birlikte olabilmemiz gerekiyor. Kendimiz ve bireysel başkaldırımıza yardım edecek bir umut kaynağı bulmamız gerekiyor. Bu herhangi bir kitap da olabilir, bir köy okuluna kitaplar yollamak da olabilir. Sonuçta Wilhelm Reich'in de dediği gibi "Hayatımıza sevgi, çalışma ve bilgi egemen olmalıdır, çünkü bunlar yaşamımızın tükenmez kaynaklarıdır." Hayatımda kullandığım ilk tükenmez kalem bile tükendiğinde anneme sorduğum "Anne, bu kalemin adı niye tükenmez kalem?" sorusuna "Lafın gelişi o oğlum." cevabını almam da belki hayatımı sadece lafın gelişi olarak yaşamamam konusunda bir uyarıydı, kim bilir? İyi ki doğmuş işte Bazarov da, Turgenyev onu tasarlamasaydı ve ben de bu kitabı kendi kitap okuma grubumla birlikte okumasaydım kendimi bu kadar yakın hissedeceğim kimse olmayabilirdi belki de bugün. Ben ise her geçen gün yeniden doğuyorum. Gündüzlerime gece, duygularıma ise düşünce katmayı öğreniyorum. Bir dört duvar içerisinde kuşakları çatıştırıyorum. Var oldum ve her gün var olmaya devam diyorum. Doğdum ve her gün doğmaya da devam ediyorum.
Babalar ve Oğullar
Okuyacaklarıma Ekle
250 syf.
·
5 günde
HANİ NERDE KUŞAK ÇATIŞMASI BAŞKA KITAP MI OKUDUM BEN?:))) Spoiler içerir:) Kitabı okurken Rus edebiyatı kitaplarına göre yani okuduklarıma göre zengin soylu kesimden iki ailenin oğullarının arkadaşlığını ,ailesiyle ufak tefek tartışmaları, aile içinde ki aşkları anlatan bir roman. Romanda baştan beri Bazarov'u sevemedim.Çok kibirli ,çok bilmiş ,ukala olan biriydi.Sonunda dikkatsizlik sonucu vefat etmesi de bana bu kadar çok bilen birinin ufak bir tedbirsizlik sonucu ölmesi? Arkadi ise daha naif ,daha kaliteli hoşgörülü biriydi bana göre. Babasi Nikolov Berkoviç ve amcasi Pavel Berkoviç ile yaşayan bir cocuk. Aslında çok spoi vermek de istemiyorum. Pavel malum kıza aşık mıydı. Yoksa abisi için mi Bazarov'la kavga etti.Onu anlayamadim. Sevdim okunabilir. Keyifli okumalar diliyorum:)
Babalar ve Oğullar
Okuyacaklarıma Ekle
320 syf.
·
7 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Yüksek nihilizm mürşidi Bazarov ile müridi Arkadi'nin eğlenceli, dramatik, ibretlik hikayesi. Turgenyev'in kalemiyle hayat bulan karakterlerin hepsi o kadar gerçekçi ki kitap bittiğinde, uzun yıllar oturulan semtten taşınmışçasına bir garip hissettiriyor. Kitabın ana karakteri Bazarov, kendi tanımıyla bir 'nihilist'. Ama bu tanımdan bile memnun değil aslında. Tanımlamalar onu deli ediyor... Onun nihilizme yönelişi kendiliğinden olmuş gibi biraz. Yani, yola "ben nihilist olmalıyım" diye çıkmamış, yoldayken keşfetmiş ne olduğunu. Bazarov kendini çok iyi tanıyor ve bence bu, onun laneti. Savruk yaşamını düzene koymak için uğraşmaması da bu yüzden. Arkadi ise aslında gelenekselci, sakin, düz bir genç adam. Bazarov'a özenerek yöneldiği ne varsa yüzüne gözüne bulaştırıyor. Bir vakitler hayran olduğu Bazarov'un arkasından dolaplar çevirmeye kalkışıp, iyice kepaze hallere büründüğünde, yavaşça sokulup şöyle demek istiyorsunuz: "Köyüne dön, oğlum Arkadi." Ve asıl ortalığı karıştıran güzel/zengin/asil/dul hanımlara da değinmek gerekiyor. Zaten kafası karışık, kimlik bunalımında olan gençlere "siz, siz..." diye hitap ederek, güya mesafeli davranıp, her fırsatta göz süzen, ortamlarda mis kokular saçan bu hanımefendiler nereye varmak istemektedir? Yılanın başı olabilirler... Sonra ah, o geride unutulup kalmış ihtiyar ebeyevnler... Bazarov evden gidince babası: "Şu parmağım gibi bir başına kaldım, şu parmağım gibi bir başına..." diyor. Bu cümleyi yirmi dört yıl sonra, hasta yatağındaki Turgenyev'in de söylediğini öğrenmek kalbimi acıttı.
Babalar ve Oğullar
Okuyacaklarıma Ekle
264 syf.
·
Puan vermedi
Günümüze bakıldığında gençlerin en çok şikayet ettiği durumlardan biri ebeveynlerinin kendilerini anlamadığı yönündedir. Ben de ailemle yaşayan ve onların beni anlamadığını düşünen gençlerden biriyim. Ancak Turgenyev gözünden hem ebeveyni hem de genci okuyunca iki tarafında kendini ifade edemediğini anladım. Nikolay Petroviç soylu bir adam. Emrinde çalışabilecek onlarca köylü var. İşleri şimdiye kadar idare edebilmiş ama Arkadi ve Nihilist arkadaşı Bazarov işlerin iyi gitmediğini düşünüyor. Nikolay Petroviç’in Arkadi’ye olan koşulsuz sevgisi Arkadi ne derse desin, ne kadar incitirse incitsin azalmıyor. Aslında durum Arkadi için de farklı değil. O da babasını çok seviyor, kırmak istemiyor. İstediği tek şey babasının okuduğu kitapları, düşünceleri değiştirmesi yönünde. Bazarov’un aile ilişkileri Arkadi’nin ki gibi değil. Bazarov daha sevgisiz bir adam. Annesi ve babası onu ölesiye sevmesine rağmen sevgiyi öğrenememiş gibi. Babasının onunla çok ilgilenmesi, hep yanında durmasını istemiyor haklı olarak. Her şeyin bir dozu olduğunu düşünüyor. Annesi ise sürekli peşinden yaptığı mükemmel yemekleri yemesi için koşturup duruyor. Bazarov memnuniyetsizliğini kibar bir dille ifade etmek yerine ailesini üzmekten başka bir şey yapmıyor. Onların düşüncelerini de önemsemiyor. Babası da kendisi gibi doktor olmasına rağmen hiç saygı duymuyor, yöntemlerinin eski olduğunu düşünüyor. Turgenyev kuşak çatışması dışında aşkı da çok saf ve temiz bir şekilde ele almış. İlk olarak Nikolay Petroviç’in aşk hikayesine tanık oluyoruz. çok sevdiği eşinden kalan hatıra oğlu Arkadi. Sonra Nikolay Petroviç’in abisi olan Pavel Petroviç’in öyküsü çıkıyor karşımıza. Oldukça nazik, saygın, yakışıklı bir subay Pavel Petroviç. Gençken aşık olduğu kadından sonra hayatına yeni birini alması çok zor oluyor. Arkadi’nin öyküsüne ise olay akışında şahit oluyoruz. Daha fazla anlatmak istemiyorum çünkü buradan sonrası spoiler olabilir. Bu durumdan hoşlanmayan arkadaşlar var aramızda. Bazarov karakteri keskin bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Aynı şekilde Pavel Petroviç’de. İkisinin de değişmez kalıp yargıları var. Bu yüzden çok fazla çatışma yaşıyorlar. Aslında bakarsanız Bazarov’un çatışmadığı karakter bir elin parmaklarını geçmez. Nikolay karakteri bastırılmış bir karakter. Başkalarının düşüncelerini önemsiyor ama kendini yok sayıyor. Arkadi, Bazarov’a hayranlık duyuyor ancak ondan oldukça farklı. Onun karakteri keskin değil. Hayatında bazı esneklikler sağlayabiliyor ve bu yüzden mutlu olduğunu düşünüyorum. Değinmediğim karakterler de var elbette. Onlarla okurken tanışın isterim. Herkese keyifli okumalar dilerimmm.
Babalar ve Oğullar
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.