Adı:
Mecburiyet
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
50
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052951606
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Der Zwang
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Savaş karşıtı görüşleriyle tanınan Zweig I. Dünya Savaşı boyunca bu görüşlerini yaymayı kendine misyon edinmişti. Avrupalı ve “dünya vatandaşı” kimliğine büyük değer veren yazar, yapıtlarında savaşın yıkıma uğrattığı “eski dünya”nın değerlerinin kayboluşunu büyük ölçüde dert edinmiştir. Mecburiyet ’in ana karakteri ressam Ferdinand da savaş sırasında askere alınmamak için İsviçre’ye kaçmıştır. Bir gün askerliğe elverişliliğinin tespiti için konsolosluğa davet edildiğinde, karısının şiddet karşıtı duruşuna ihanet etmemesi yolundaki telkinlerine karşın kendini gitmek zorunda hisseder. Görev duygusu, savaş karşıtı düşünceleri ve karısına duyduğu sevgi arasında sıkışıp kalmıştır. Ferdinand her ne kadar “insanlığın ötesinde bir vatanı” olmasa da, “yirmi milyon insanı boğan o zinciri” kıramayacağını düşünür…

Stefan Zweig (1881-1942): Viyana’da varlıklı bir Yahudi ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Zweig, yaşamı boyunca Avrupa’nın hızlı değişimine tanıklık etti. 1934’te Nazilerin baskısı yüzünden Avusturya’dan ayrıldı.

Önce İngiltere’ye, 1940’ta da Brezilya’ya göç etti. Satranç, Amok Koşucusu, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Olağanüstü Bir Gece gibi unutulmaz novellaları ona büyük bir ün kazandırdı. Roman, şiir, öykü, deneme, biyografi ve oyun gibi farklı türlerde çok sayıda yetkin ürün verdi. Psikolojiye ve Freud’un öğretisine duyduğu ilgi onu derin karakter incelemelerine götürdü. Önemli denemeleri arasında Üç Büyük Usta (1920); Kendileriyle Savaşanlar (1925) ve Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar (1928) sayılabilir. Ungeduld des Herzens (1938; Sabırsız Yürek) adlı bir psikolojik romanı da mevcuttur.

Yazara ün kazandıran bir başka yapıtı Sternstunden der Menschheit’tır (1928; Yıldızın Parladığı Anlar). Zweig ayrıca Joseph Fouché, Marie Antoinette ve Mary Stuart’ın nesnellikten çok sezgiye dayanan biyografilerini kaleme aldı. Avrupa’nın Hitler’e köle olduğunu görerek umutsuzluğa kapılan Zweig, 1942’de ikinci eşiyle birlikte intihar etti.
56 syf.
·6 günde·8/10
Stefan Zweig bu eserine Firari adını koyacakken son anda vazgeçip Mecburiyet koymuş. Birinci Cihan harbi sırasında Vatan aşkıyla diğer aşk arasında kalmış kendini sorgulayan üzerinde kendi isteği dışında oluşan bir yük ve bunu sorgulayarak bize anlatması. Yazarın diğer kitaplarında olduğu gibi bir iç hesaplaşma ile karşı karşıyayız. Akıcı hafif tadımlık bir kitap.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
56 syf.
·2 günde
Stefan Zweig ve Mecburiyet... Hepimizin hayatında “ Mecburiyet” ‘ leri var. İyi ki Stefan Zweig’ tan sonra dünyaya gelmişim ve onu okuma, düşüncelerini anlama, hayata ve insanlığa bakışını tanıma fırsatına sahip olmuşum. Mecburiyet Vatan ile Aşkı , Benliği ve Gerçekler arasında sıkışmış kalan bir hayat öyküsünü anlatıyor. Kitabın sayfa sayısı 50 yani kısacık ... Ama anlattıkları bir ömürboyu yaşamınıza ışık tutacak bilgiler sağlıyor. Herkese kitabı okumalarını şiddetle demeyeceğim iyilikle, güzellikle tavsiye ediyorum. Tüm Sevgili Kitapseverlere saygılarımla.
56 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Mecburiyet kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz:
https://youtu.be/D5hFSk0ntRM

İncelememin daha detaylı ve kitapla ilgili çizimler içeren hali için blog'uma bakmanızı öneririm : https://kitapciziyorum.blogspot.com.tr/...et-stefan-zweig.html

Mecburiyet : Zorunluluk, yükümlülük anlamlarına gelen bir kelime. Peki bu kelime bizi neden bu kadar etkisi altına almak zorunda? Bir şeylere gerçekten de mecbur muyuz? Kitabın kapağındaki adamın o kaçınılmaz görevini yapması gerçekten de onun için kaçınılmaz bir yükümlülük mü?

Kabul edelim veya etmeyelim, hayatlarımızın şu anki işleyişine karar veren bazı kurumlar, adamlar, eserler ve yasalar var. Evraksız adım bile atamadığımız şu dünyada hayatımıza karar veren çeşitli daktilolar, bilgisayarlar ve kanunlar sayesinde yaşayabiliyoruz. Çünkü bizi buna mecbur hale getirdiler. İşin ironik yönü ise, bu sistemi oluşturanın da sistemi isteyenin de yine ta kendimiz olması... Sistemin işlemesi için paralarımızı döken biziz, vergilerimizi hiç şikayet etmeden veren biziz, vatani görevlerimiz uğruna ezilen, hayatları biten, ardında onlarca insan bırakanlar tam olarak da biziz işte. Bunun için de o hayatlarımız için karar veren daktilolarda kafamıza kafamıza vurulmasını çok iyi hak ediyoruz! Bana şimdi Müzeyyen Senar'dan Kimseye Etmem Şikayet şarkısını paylaştırmayın.

Neden savaşmayı bu kadar çekici buluyoruz? Etrafımızda, önümüzde, arkamızda, sağımızda ve solumuzda -yani kısacası her tarafımızda- sayısızca nimet ve sonsuzca güzellik, mutluluk, üzülmeye mecbur olmadığımız şu her şey var iken neden kan dökmeyi ve savaşmayı, para ve rütbe uğruna birbirimizi kırmayı yeğliyoruz? Milletlerin yıllardır cevap aradığı sevginin ve manevi dünyanın gücünün savaş ve diğer her türlü iğrenç şeye karşı savaşında sorduğu sorularda insanların bu güzelliklere karşı gerçekten de fazlasıyla kör olması yatıyor olabilir mi? İnsan yalnız yüreğiyle gerçekten görebiliyorsa neden gözlerimizi zevklendirmek uğruna savaş ve bunun türevleri olan şiddet unsurlarını arzuluyoruz biz insanoğlu?

Kocaman bir arenaya dönmüş şu evrende dünyamızla neden bu arenanın içerisinde çeşitli "dış mihraklar ve üst akıllar" tarafından bir top gibi oynanıyor? Hadi tamam, sevgiye, mutluluğa, çocukların oynayışına karşı yüzümüzü çeviriyoruz ama bu dünyadaki kötülüğün esas sahiplerinin halimize güldüğünü görecek kadar da kör müyüz be?

Yoksa bizim yerimize karar veren insanların kahkahalarını duymakta zorlanıyor muyuz bu arenada hayat mücadelemizi vermek uğruna kovalayanların sonucunda gözeneklerimizi ve hayat gayelerimizi tıkayan terler yüzünden?

Neden kurşunlar ve sevgi arasında kararsız kalmış ve bunun sonucunda ikiye ayrılmak zorunda kalmış hayatlar yaşıyoruz ki? Buna mecbur değiliz. Mesela Stefan Zweig Mecburiyet kitabını yazmış, onu okusanıza. Bakalım kurşunlar mı kazanıyor, yoksa sevgi mi!

Eğer buraya kadar okuduysan bil ki özgürsün, keyifli okumalar dilerim.
56 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Bir kupa kahve bitimine kadar okunacak bir kitaptan herkese selam.

Mecburiyet, Stefan Zweig'in satranç kitabında da olduğu gibi kendi hayatını ele alıp o yıllar da yaşadığı  şeylerin psikolojisini ve düşüncelerini yansıttığı bir eser.

* Satranç kitabını okuyunca aradaki bağlantıyı çok rahat kurabilirsiniz. Dr. B'nin satrancı öğrenme süreci ile Stefan'ın yaşadıkları neredeyse aynı diyebilirim. (Fazla spoiler vermiş olmamak için bir önceki inceleme de bilerek belirtmedim nasıl öğrendiğini. Daha detaylı bilgi için Satranç?b=hakkinda :)

Mecburiyet ise savaş sırasında evli bir çiftin kaçışını anlatıldığı "özgürlük mü yoksa sorumluluk mu" sorularına cevap arıyor.
Vatana karşı duyduğu sevgi ile karısına olan sevgisi arasında seçim yapmak zorunda olan Ferdinand'ın psikolojisini, iç dünyasını ve karar verme aşamasında yaşadıklarını anlatıyor.

Diğer kitapların da olduğu gibi gayet basit ve akıcı bir dil ile yazılmış olan Mecburiyet'i okurken zaman zamanda empati kurarken bulacaksınız kendinizi.
Ferdinand neye karar verecek. Savaşa katılmayıp karısının yanında mı kalacak yoksa cepheye mi koşacaktır?

Dışardayken kendini kaçak gibi hisseden birinin vatan ve eşi arasında sıkışıp kalması, güvende olup hayatına devam edebilmek için her şeyi arkada bırakıp giden insanların yaşamlarının da anlattığı bu eseri ilgiyle okuyacağınızı da belirterek incelemeyi sonlandırıyorum.  ^_^

Sevgi ile kalın.
56 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Stefan Zweig'ın hikâyelerini tek tek kitap olarak basıyorlar. Kapakları böyle güzel olacaksa birşey diyemem, ben işbankası yayınlarından olan baskısını okumadım, okuduğum kitabın kapağında bir asker bir yatakta uzanmış duvara bakıyor. O kapak da bu kapak da güzel.

"Mecburiyet", bana "Olağanüstü Bir Gece"yi anımsattı. İki eserde de bir hakikatin farkına varan karakterler var; her iki eserde de bir suçla kendine gelen, kendini öğrenen, korkularıyla veya kendi gerçekleriyle yüzleşen insanlar var; her iki eserde de yaşamayı, hayatın kendisini seven ve bu sevgiyle aydınlanan insanlar var.

Zweig'ın okuduğum eserlerinde ve en çok da Amok Koşucusu adlı hikâye kitabında (bir çok hikâyeden oluşan gerçek kitapta) gördüğüm şey; yazarın insanın zaafları, zayıflıkları, güçsüzlüklerinin onu yıpratması ve acı çektirmesi kadar içten içe ve alttan alta kendini dayatan bir yaşam sevgisiyle dolu karakterler anlatıyor olduğu. Zweig'ın karakterleri debelendikleri, kendilerine sıkıntı ve hatta acı veren şeyler ne olursa olsun dayanmanın ve varlıklarını sürdürmenin bir yolunu buluyorlar; çektikleri acı bir şekilde kendilerini tanımanın, kendilerini keşfetmenin bir yolu oluyor onlar için, böylece acı boşa gitmemiş oluyor. Tabii bu söylediğim şey, Amok Koşucusu adlı kitabına kadar geçerli. Amok Koşucusu'nda iyimser, hayat sevgisi dolu insanlar varsa bile onlar küçücükler ve bu dünyaya dayanabilecek kadar güçlü değiller. Yazarın gerçek başyapıtı da Amok Koşucusu elbette. Orada artık dünyayı sevgiyle, barış hissiyle kucaklayan insanlar değil, artık dayanamayan ve geriye tek seçenekleri kalmış insanlar anlatılıyor...

Ancak Mecburiyet'te yazar başka bir ruh hâli içerisinde. Olağanüstü Bir Gece'de bize kendini gösteren o güçlü, o hayata sımsıkı tutunan ve yenilmeyi kabul etmeyen insanın bir benzerini burada bir kez daha anlatıyor Zweig, belki de kendinden söz ediyor .Zweig bu hikâyede bize duru, net karakterler sunarak onları anlamamızı sağlıyor; davranışlarının nedenleri üzerine düşündürüp ruh hallerine yakınlık duymamızı istiyor; yazar bizi anlatım gücünün yeterliliğine ve üslûbunun güzelliğine bir kez daha ikna ediyor, bizi bir kez daha kaleminin tadını almaya davet ediyor. Bize de bu güzel davete icabet etmek kalıyor. Herkese öneririm.
56 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
İçindeki savaşı kazanan bir adamın öyküsü. Sevgi ve görev duygusu(savaşa katılmak) arasında seçim yapmak zorunda kalan bir ressam.Başkalarının buyrukları bizim yasalarımız olmamalı Özgür olmalıyız.Kendi evet ve hayırlarımız bizim yasalarımız olmalıdır.Mecburiyet başkalarının yasasına uymaktır.
Zweig'in bütün hikayeleri kendi yaşamının yansıması niteliğinde.Savaş,sevgi ve aydınlanma temalı bir kitap.
56 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Mecburiyet kitabında kahramanlardan Ferdinand ve Paula, ülkelerinde başlayan ve kendilerinin inanmadıkları savaştan kaçarak İsviçre’ye yerleşerek burada özgürce yaşamayı ve söz konusu ne olursa olsun bir insanın canına kast etmemeyi seçen bir çift. Fakat bir gün Ferdinand’ın askere gelmek mecburiyetinde olduğunu yazan bir kâğıdın gelmesiyle gerçekleşen olaylar anlatılıyor Savaş psikolojisini anlamak için okunması gereken eserlerden keyifli okumalar dilerim
56 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Stefan Zweıg savaş karşıtı görüşleriyle tanınır. Bu görüşlerini de yazarak belirtir.
Mecburiyet kitabındada vatanını, savaşı bırakıp karısıyla İsviçre'ye taşınan Ferdinard'ın iç dünyasını okuyoruz.
Savaşa çağrıldığında kendisiyle ve karısıyla yüzleşmek zorunda kalır.
Ferdinard'ın yaşadığı kararsızlık savaşa dair etkileyici mesajlar içeriyor.
Stefan Zweıg'ın diğer kitapları gibi kısa ve etkileyiciydi.

*Kelimeler bazen yanılır.
56 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Savaş kadar anlamsız bir şey yok. Baştaki bir kaç adam karar veriyor ve sen insan öldürmek için orduya katılıyorsun. Tamamen iraden dışında bir makinanın parçası gibi daha büyük makinaya adapte oluyorsun.
Bu kitapta da okuyacağınız bu. Stefan Zweıg'ın harika kaleminden harika bir eser daha...
56 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Susuzluğu giderilen bir insanın suyu içerkenki akışkanlığı tadında Zweig...Yutkunmaya ayrılan zamanın gereksizliğini düşünen bir Afrikalı gibi, sayfaları çevirmek için ayrılan zamana hayıflanan ben...

+Mecburiyet+ ,bencillik ve vicdan arasında verilen savaşımın alegorisi. Ferdinand' ın ülkesi savaşa girer. Çok sevdiği eşiyle yurt dışında yaşarlar. Ve uzun zamandır beklediği askerî celp kağıdını getirir postacı. Ya özgürlüğünü seçecektir ya karısını. Ölüm Ferdinand' ı dansa kaldırır. Ya karısının yanında oturmayı seçecektir ya ölümü. Gitmek istemez savaşa fakat ilk okuldan beri Cesur Yeni Dünya' daki gibi vatan-millet sevgisi fısıldanmıştır kulağına... İçinde yorgun ve hiç susmayan bir ses vardır... Savaşa gitmelisin! Savaşa gitmelisin! Savaşa gitmelisin! Geride bıraktığı karısı Paula' nın gözyaşları çığlık çığlığa "gitme" der. Gitme! Gitme! Gitme! Yaşam denilen uzun ve meşakatli bir yolun ikili kavşağına gelmiştir Ferdinand.

Niçin savaş? Neden savaşır bu insanlar? Bu sınırları koyan kim? Tanrının böyle bir isteği olmamalı. Varolmanın yok etmekle ne ilgisi var?


Paula...
Güzel ve yaralı kadın...
Ferdinand...
Tamamen Mecburiyet' in pençesinde cebelleşen bir zavallı...

Ölüm ve yaşam...
Birbirlerine muhtaç iki düşman...

~~Keyifli okumalar~~

~~Kitapla kalın~~
56 syf.
·7/10
Vatan aşkı ve özgürlük aşkı arasında sıkışıp kalmış Zweig eseri. Stefan Zweig tamamen kendi iç dünyasını, düşüncelerini kağıda dökmüş. Firari ismi yerine mecburiyet adını vermesi daha güzel oturmuş hikayeye. Hepimizin hayatında hiç istemesek bile yapmak zorunda olduğumuz mecburiyetler var çünkü. Stefan için ise, bitmek bilmeyen o savaş dönemindeki 'bir canı almak için zorunda bırakılmak' hissi çok baskın. Eserinde de bunu ve düşüncelerini bize aktarıyor. Keyifli okumalar dilerim.
56 syf.
·2 günde·9/10
Zor bir soru sorayım size: Savaşta olduğunuzu düşünün. Karşınızda bir düşman askeri var. Silahınızı doğrulttunuz ve tetiğe bastığınızda biliyorsunuz ki, düşman askerini öldüreceksiniz. O tetiği çeker miydiniz?

Zweig'ın yazım aşamasında firari olarak tasarladığı, sonrasında mecburiyet adını verdiği ve 1. Dünya Savaşı sırasında yazdığı eseri. Diğer eserlerine oranla daha az psikolojik betimlemelere ve tespitlere yer vermiş bu kitabında. Kanımca, bu kez özellikle savaş karşıtı olduğunu ve insan yaşamının değerini göstermek istemiş.

Bilinen savaş karşıtı eserlerden farklı olarak savaş sırasında evli bir çiftin kaçışının anlatıldığı eserde yazar, vicdanının sesini dinleyip savaşa katılmak istemeyen ama vatana karşı kendini mecbur hisseden bir ressamın, Ferdinand'ın, iç dünyasını gözler önüne seriyor. Ve Zweig şu sorulara yanıt arıyor:

- Vatanın kendisi üzerindeki gücü Ferdinand'ı savaşa çekmeye yetecek midir?
- Dışarıdayken kendini kaçak hisseden bir insan ne kadar özgürdür?
- Vatan, insan hayatından ve özgürlüğünden daha mı önemlidir?
- Cepheye koşan asker başka bir şansı olsa ne yapar?

50 sayfalık güzel bir eser. Diğer Stefan Zweig kitaplarına oranla psikolojik betimlemeler ve tespitler az olsa da sunulan fikirlerle okunmaya değer olduğunu düşünüyorum.
"itiaat ettiğiniz müddetçe, sizler sadece bir kölesiniz ve bunu da hak ediyorsunuz demektir."
Stefan Zweig
Sayfa 33 - Türkiye İş Bankası Yayınları - 2019
İkisinin de yüreği sözlerin karışıklığından, insanların yasaklarından kurtulmuş özgürlüğün içinde uçuyordu.
Stefan Zweig
Sayfa 50 - Türkiye İş Bankası Yayınları - 2019
"Mutluluğumuz için yıllarca uğraştık ve ben onu senin gibi devlete, cinayete... kurban etmeyeceğim."
Stefan Zweig
Sayfa 30 - Türkiye İş Bankası Yayınları - 2019
İnsanların sorularına maruz kalmamak için onlarla konuşmaktan kaçınıyordu.
Stefan Zweig
Sayfa 7 - İş Bankası Kültür Yayınları 2. Baskı 2017

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mecburiyet
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
50
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052951606
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Der Zwang
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Savaş karşıtı görüşleriyle tanınan Zweig I. Dünya Savaşı boyunca bu görüşlerini yaymayı kendine misyon edinmişti. Avrupalı ve “dünya vatandaşı” kimliğine büyük değer veren yazar, yapıtlarında savaşın yıkıma uğrattığı “eski dünya”nın değerlerinin kayboluşunu büyük ölçüde dert edinmiştir. Mecburiyet ’in ana karakteri ressam Ferdinand da savaş sırasında askere alınmamak için İsviçre’ye kaçmıştır. Bir gün askerliğe elverişliliğinin tespiti için konsolosluğa davet edildiğinde, karısının şiddet karşıtı duruşuna ihanet etmemesi yolundaki telkinlerine karşın kendini gitmek zorunda hisseder. Görev duygusu, savaş karşıtı düşünceleri ve karısına duyduğu sevgi arasında sıkışıp kalmıştır. Ferdinand her ne kadar “insanlığın ötesinde bir vatanı” olmasa da, “yirmi milyon insanı boğan o zinciri” kıramayacağını düşünür…

Stefan Zweig (1881-1942): Viyana’da varlıklı bir Yahudi ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Zweig, yaşamı boyunca Avrupa’nın hızlı değişimine tanıklık etti. 1934’te Nazilerin baskısı yüzünden Avusturya’dan ayrıldı.

Önce İngiltere’ye, 1940’ta da Brezilya’ya göç etti. Satranç, Amok Koşucusu, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Olağanüstü Bir Gece gibi unutulmaz novellaları ona büyük bir ün kazandırdı. Roman, şiir, öykü, deneme, biyografi ve oyun gibi farklı türlerde çok sayıda yetkin ürün verdi. Psikolojiye ve Freud’un öğretisine duyduğu ilgi onu derin karakter incelemelerine götürdü. Önemli denemeleri arasında Üç Büyük Usta (1920); Kendileriyle Savaşanlar (1925) ve Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar (1928) sayılabilir. Ungeduld des Herzens (1938; Sabırsız Yürek) adlı bir psikolojik romanı da mevcuttur.

Yazara ün kazandıran bir başka yapıtı Sternstunden der Menschheit’tır (1928; Yıldızın Parladığı Anlar). Zweig ayrıca Joseph Fouché, Marie Antoinette ve Mary Stuart’ın nesnellikten çok sezgiye dayanan biyografilerini kaleme aldı. Avrupa’nın Hitler’e köle olduğunu görerek umutsuzluğa kapılan Zweig, 1942’de ikinci eşiyle birlikte intihar etti.

Kitabı okuyanlar 15.002 okur

  • Aygül Özalp
  • Nefide Nihan Özdemir
  • Sedanur Özdemir
  • AKAN_IRMAK
  • Aybüke Ocak
  • Delta Aquarids
  • İmsal. TAS
  • Uğur aslan
  • Fatih
  • Merve Çapkan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.3
14-17 Yaş
%13.9
18-24 Yaş
%27.4
25-34 Yaş
%28.2
35-44 Yaş
%13.5
45-54 Yaş
%4.8
55-64 Yaş
%0.4
65+ Yaş
%2.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63
Erkek
%36.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.8 (1.006)
9
%19.5 (900)
8
%23.3 (1.074)
7
%12.6 (581)
6
%5.1 (234)
5
%2.2 (102)
4
%1 (44)
3
%0.5 (25)
2
%0.2 (7)
1
%0.1 (6)

Kitabın sıralamaları