Adı:
Satranç
Baskı tarihi:
Haziran 2017
Sayfa sayısı:
77
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053606116
Orijinal adı:
Schachnovelle
Çeviri:
Ahmet Cemal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Satranç
Satranç
Schachnovelle
Chess
Satranç
Satranç sonsuz eski, ama aynı zamanda sonrasız yenidir; kuruluşu mekanik, ancak sadece hayalgücü ile etkilidir; geometrik açıdan sabit bir alanla sınırlı olmakla birlikte kombinasyonlarında sınırsızdır, sürekli kendini geliştiren, ancak yine de verimsiz, hiçbir yere götürmeyen bir düşünme eylemidir; hiçbir şey hesaplamayan bir matematik, esersiz bir sanat, temelsiz bir mimaridir.

Stefan Zweig'ın, 1942 yılında, Hitler iktidarından kaçarak sürgün hayatı yaşadığı Buenos Aires'te yayımladığı Satranç adlı romanı, hem yazarın intiharından önce bıraktığı bir veda mektubu hem de doğrudan Nazizm'i hedef aldığı tek kurmaca eseridir. New York'tan Buenos Aires'e yapılan bir gemi yolculuğunda, dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic, kendisi için beklenmedik bir rakip olan Dr. B. ile karşılaşır. İsimsiz bir amatör olan bu gizemli rakibin satrançla tanışmasının olağanüstü bir hikâyesi vardır. Bir Nazi kurbanı olan Dr. B., o kara günlerde sadece satranç sayesinde ayakta kalabilmiştir.

Hikâyenin diğer kahramanı Czentovic ise iletişim kurmakta zorlanan, yaşamında satranç dışında hiçbir şey olmayan, kazanmaya kurulu bir saat, soğuk, küstah, kuralcı, yüzeysel, kültürsüz, karacahil bir "dahi"dir. Bu kısa anlatıda, Zweig'ın tüm izleklerini bulmak mümkün: dünün dünyasından bugünün dünyasına geçiş, marazi tutkular, sapkın zekâlar, felaketlerini yaşamları boyunca taşıyan bireyler, fazişm ve kaba şiddet karşısında Avrupa'nın ve dünyanın kaderi…

 
Bir kitap düşünün, içinde Kafka'nın Dava'sına ait izlerden Trevanian'ın Şibumi'sine kadar izler var. Hatta Zweig'ın kendi kitabı olan Olağanüstü Bir Gece'ye benzediğini düşündüğüm bazı kısımlar da oldu.

Öncelikle psikolojik olarak yukarı-aşağı ayrımı kitapta hissedilen konulardan. Kafka'nın Dava kitabında olduğu gibi aşağı, meraklı ve sinirli bir kesimin yukarı, sakin ve insanı bekletmekten çekinmeyip çıldırtan, gizemli bir liderlik içeren kesimle savaşını hissettim. Czentovic ile Dr. B arasında tabii ki.

Zweig karakterlerinin psikolojilerini o kadar iyi anlatıyor ki bize, buradan karakterlerin nasıl tinsel karşıtlıklar içinde bulunduklarına dair önemli ipuçları çıkartabiliyoruz aslında. Bunlara örnek vermek gerekirse:

Czentovic hayatı boyunca sadece satranca ilgi duymuş mesela. Fakat Dr. B böyle değil, geçmişinde başka işlerle ilgilenmiş ve gizli dosyalar, malvarlıkları üzerine çalışmalar yapmış, satranç onun için sonradan gelen bir şey olmuş.

Czentovic, Dr. B'ye nazaran satrancı bir para malzemesi ve ün aracı olarak görüyor, bu davranış kendisini tamamen rasyonel biri yapıyor ve her şeyin disiplinli, neden-sonuç ilişkilerine dayanan, satrançta bile her seferinde her oyunu ezberle değil de yeni bir oyunmuş gibi düşünen bir kafaya sahip, satranç oynama dürtüsünü distopik ögelerle ya da zorla ona verilen bir ilaç gibi değil de tam tersine kendisine gelen tekliflerle sağlayan biri yapıyor. Fakat Dr. B böyle değil. Dr. B için bu dürtü, hiçliği örtmek için gelen ihtiyaçtan kaynaklı. Küçücük bir mekan içine sıkıştırılmış kasvetli bir odada kendi beyniyle satranç oynayan bu adam Czentovic'in aksine her oyunu ezberine atarak bir satranç tekniği oluşturuyor. Bu yüzden de Dr. B daha saldırıya yönelik bir sisteme sahip. Yani Dava kitabında geçtiği gibi, Dr. B'de, K.'nın sürekli o sistemin kaynağını arama merakı gibi bir ofansiflik sezdim.

Czentovic, yukarı kesimin vermiş olduğu totaliter bir kafaya sahip, kendini tanıma amacından çok kendini daha çok ünleştirmek ve egosunu tatmin etmek için kazanmak istiyor. Dr. B ise satrancı kendisi için kazanmak istiyor, sadece kendi beynine karşı vermiş olduğu savaş için ve kendisini daha da çok tanıyabilmek için.

Bir oyun üzerinden karakter analizleri yönüyle kitabı Şibumi'ye çok benzettim. Orada da Bay Hel, Go oyununun tekniklerine göre hayatını sürdürüyordu.

Satranç aslında sadece bir örnek. Bunun yerine her şeyi koyabiliriz, kendi nefsimizle olan mücadeleyi satranç yerine koyup 4-5 hamle sonrasını takip edebilince ve aynı zamanda da sakin kalmayı, üstüne gidilmemesi gereken konuda gitmemeyi becerebilince bir şeyler oturmuş oluyor insanlar için de. Yani sizin satranç arzunuz sinirlenip de sürekli sıra beklediğiniz vergi dairesi de olabilir, kendi nefsinizin sizi yönelttiği şey de.

*Ayrıca fark ettiğim bir detay olarak, Stefan Zweig'ın, Satranç kitabını Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ı okuyarak yazmış olma ihtimalinin olduğunu düşünüyorum.

Yeraltından Notlar sayfa 36 : ...Halbuki karıncalar bu konuda bambaşka bir alemdir: Karınca yuvası denilen, temeli sonsuzluğa kadar yıkılmaz harikulade bir yapıları vardır. ...Fakat insan hercai, bir dalda durmaz bir yaratıktır ve belki de satranç oyuncuları gibi gayeyi değil, gayeye giden yolu sever.
Satranç sayfa 10 : Hayatım boyunca tek bir düşünceye saplanıp kalmış, monoman insanların her türü hep dikkatimi çekmiştir, çünkü bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir; özellikle dünyaya sırt çevirmiş gibi gözüken bu tür insanlar, özel malzemeleriyle kendilerine karıncalar gibi tuhaf ve gerçekten bir defaya özgü küçük bir dünya modeli inşa ederler.

Zweig Satranç kitabıyla Yeraltından Notlar'a bir selam çakmış olabilir. Zira karıncaların yeraltı dünyası da https://www.youtube.com/watch?v=lFg21x2sj-M aynı bu linkteki videoda görülebildiği gibi çok şaşırtıcı detaylar ve muazzam güzellikte düzenlenmiş bir tasarım içermektedir.
Satranç’ı okumaya başladığımda bir süre satranç oynama isteği oluştu içimde. Evin bir köşesinde âtıl duran satranç tahtasının orada olup olmadığını bile kontrol ettim. Fakat kitabın sonuna geldiğimde tüm bu isteğim gitmişti. Hatta öylesine ki; bir daha satranç oynar mıyım, bilemiyorum. İşte böyle etkileyici bir kitap bu! Bittiğinde ‘Neden bu kadar kısa?’ diye üzüldüğümü de eklemeliyim.

Satranç, Stefan Zweig’in son kitabı olma özelliğini de taşıyor. Bu kitabı tamamladıktan kısa bir süre sonra eşiyle beraber intihar etmiştir.

Çok kısa bahsedeyim konusundan (içeriğine fazla girmeyeceğim, sadece okuma isteğinizi köreltmeyecek kadar).

New York’tan, Buenos Aires’e gitmekte olan bir gemide geçiyor hikaye. Gemide birçok çeşit insan bulunmakta (işadamı, sosyete, gazeteci vs). Ayrıca o zamanın satranç şampiyonu Mikro Czentovic.
Büyüme evresinde yetim kalan Czentovic’i bir papaz yanına alarak bakımını üstlenmiştir. Fakat Czentovic öğrenme güçlüğü çekmektedir. Papazla, arkadaşlarını satranç oynarken seyreder sürekli. Bir gün papaz bir işinden dolayı kalkmak zorunda kalınca, papazın arkadaşı alaycı bir tavırla, izlemekte olan Czentovic’e sen devam etmek ister misin diye sorar. Ve yenilir. Bu, öğrenme güçlüğü çeken çocuğa nasıl yenildiğine inanamaz, tekrar oynar, yine yenilir. Sonra yine…

Tam burada bırakırsam yeterli olacak sanırım. Şimdi kitabın bana hissettirdiklerinden bahsetmek istiyorum. Zira başka bir yerde bulunamayacak olan sadece bu kısım.

Stefan Zweig’in ‘Satranç’ta, hiçliği düşünmemi sağladı. Aslında o kadarla kalmadı, hiçliğin ne denli yıkıcı, ne denli korkunç bir şey olduğunu kelimeleri kullanarak adeta göz bebeklerime çizdi. Okurken yerimin dar geldiğini, keyfimin kaçtığını hissettim. Hatta bazen hikayenin içine öyle girdim ki (siz yapmayın) psikolojim bozuluyordu neredeyse. Komplo teorisi bile ürettim. Bu kitabı o bozuk psikolojiyle yazdı ve sonrasında intihar etti diye. Zira anlatırken yazarın yaşadığı hisleri dile getirdiğini öyle net hissettim ki. Sanki kitap okumadım da, bir arkadaşım geldi başından geçenleri tüm içtenliğiyle anlattı. Ve ben de her kelimesine inandım.
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.310 Oy)7.650 beğeni23.977 okunma508 alıntı118.420 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.316 Oy)6.803 beğeni18.786 okunma499 alıntı73.039 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (6.695 Oy)7.577 beğeni22.211 okunma1.183 alıntı94.561 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.499 Oy)7.836 beğeni21.611 okunma954 alıntı104.963 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.356 Oy)11.743 beğeni29.488 okunma2.088 alıntı124.531 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (13.187 Oy)16.413 beğeni36.630 okunma1.614 alıntı154.441 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (8.672 Oy)10.283 beğeni24.968 okunma1.171 alıntı133.435 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (5.784 Oy)6.960 beğeni18.804 okunma2.355 alıntı110.680 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (4.871 Oy)5.027 beğeni16.919 okunma563 alıntı83.796 gösterim
  • Olasılıksız
    8.5/10 (5.612 Oy)6.264 beğeni17.924 okunma531 alıntı102.808 gösterim
Satranç. Bir kelime, iki hece, 7 harf, milyonlarca farklı kombinasyon, dizilim, olasılık, hesap, strateji, saldırı, savunma, sabır, öngörü, zeka, dikkat... Kralların, öğrencilerin, işsizlerin, dahilerin oyunu satranç...

Üniversite yıllarımda deliler gibi oynardık bu oyunu, yenilen hep rövanş ister, yenen müthiş bir haz duyar, bazen gece geç saatlere kadar sürer de sürer, kan çanağı olan gözler 64 karede uzayan satranç dolu gecelerde.. Sonra iş güç derken oynamaz oldum bu oyunu. Şimdi kitabı bitirince ilk işim alıntı ve yorumlardan sonra akıllı telefonuma satranç uygulaması indirmek oldu. Kısalığına tezat biçimde harika bir kitap.. Hani bir solukda okunacak kitap derler ya işte bu onunda ötesinde yarım solukta okunacak cinsten. Hiçlik, delilik ve deha ancak bu kadar gerilim dolu bir şekilde anlatılabilir. Beni bu kitapla tanıştıran 1000kitap üyelerine çok teşekkür ederim. Mutlaka ama mutlaka okuyun...
Hiç ara vermeksizin bitirdiğim nadir kitaplardandır, Satranç.

Kitabın olağanüstü bir akıcılığı var. Hikayesi uzun süre akılda kalabilecek cinsten.

Zweig'in kitabı bitirdikten sonra intihar etmesi, daha bir önemli kılıyor kitabı. Okuyun okutturun derim.
1944 yılından beri o kadar çok yayınevi, o kadar çok basmış ki bu eseri, eğer yanılmıyorsam Türkiye'de baskı şampiyondur. Sitemizde de çok okunmuş, çok güzel yorumlar yapmış bu kıymetli okurlar. Ben bu kitap üstünden daha çok yazarını ele almak istedim.

Stefan Zweig edebiyatta Pasifizmi temsil eder ve hatta denilebilir ki, o muazzam edebi sunumuyla Pasifizmi bilim dünyasının kucağına olgunlaştırıp vermiştir. Yahudi olmasına karşın, tıpkı Kafka gibi Siyonizm’in açık bir destekçisi olmamıştır. Her insan doğduğunda birtakım kimliklerle gelir dünyaya. Milleti, dini gibi…Herkes kadar, kendi milletine karşı sevgi, bağlılık ve ortaklık duygusu hissetmek farklı ve kabul edersiniz ki; doğal bir şeydir. Sorun, bu aidiyetten şiddet devşirip aidiyeti farklı olanlara hayatı zehir etmek, yani şiddettir.

Konu şiddete karşı yaklaşımda düğümleniyor. Yine de Pasifizmi yanlış tanımak ve tanıtmamakta fayda var: Pasifist, her türlü mülke zarar verilmesine çok açık bir biçimde karşıdır. Şiddetin kaynağını araştırmaz, şiddeti kaynağına göre sınıflandırmaz. Şiddete kategorik olarak karşıdır, nokta.

Netleştireyim: Pasifist, bireysel şiddet ile devlet şiddeti arasında bir fark görmez. Bırakın bizdeki yakıp yıkan gösterileri, Greenpeace bile pasifist değildir ve pasifist protestonun nasıl yapılacağına örneği ancak Gandi'nin tuz yürüyüşünde bulabiliriz. Aktivizmin yüceltildiği günümüzde, Pasifizm tarihin unutulmuş birçok değerinden biridir.

Bir yolcu gemisinde geçer. Satrancı tamamen para kazanma aracına dönüştürmüş Mirko’ya rakip dayanmaz. Oldukça duygusuz hatta merhametsiz denebilir. Gemi yolcularının kurduğu zayıf ittifak sürekli yenilmektedir. Tesadüfen ortaya çıkardıkları Dr.B ise faşizmin işkence tezgahından geçmiş ve işin garibi satrançtaki ustalığını da işkence günlerinde kazanmış biridir.

Kuşku yoktur ki yazarın Mirko üstünden çizdiği karakter kendisi de çok acı çektiği Hitler-Nazizim-Faşizmdir. Mirko’ya karşı zayıf ittifak yapan gemi yolcularını da Hitler karşısında dağılan Avrupa devletleri olarak görebiliriz. Dr. B ise, işkence günlerindeki direnci ve Mirko karşısındaki oyunuyla insanlık onurudur, bana göre. Kavgasız, belki de pasifist ama direnen bir onur.


"Okunmalı"dan başka ne denilebilir ki?!
Satranç yazarın intihar etmeden önceki son eseridir.
Yazar insan ruhunu satranç tahtasındaki hamleler olarak görüp buradan hayattan ders çıkarmayı anlatıyor.
Psikolojik tahliller muazzam yapılmış kısa ve öz ancak uzun bir öykü bir solukta okunabilecek sakin kafayla okunursa hayata dair çok şeyin olduğu görülecektir.
İyi okumalar..
Realist Tahlil Kitapları Vol 3

Daha önce neden okumadım dediğim bir kitap Satranç. Çünkü kitabın tasvirleri gerçektende müthiş. Olay kimler arasında geçmiş, konu satrançmış değilmişim cidden önemli değil. Yansıttığı o psikolojik tahlil beni esir aldı cidden.

Özellikle Dr. B'nin sorgulama işkencesi olarak içinde sadece bir yatak, bir koltuk, lavabo ve duvar kağıdı olan bir odaya kapatılması beni çok etkiledi. Kapatıldığı odanın penceresi dışarıya bakmıyordu. Kendisine yemek getiren nöbetçiden başka kimseyi görmüyordu ve de nöbetçinin kendisiyle konuşması yasaktı. Odada ne bir kitap, ne yazı yazabileceği bir kalem, ne de dinleyebileceği bir radyo var. Başbaşa kaldığı tek birşey var o da kendisi. Dışarıyı görmediği için hangi gün hangi saatte olduğunu bilmiyor. Bulunduğu mekân odanın dört duvarı ile sınırlı. Stefan Zweig bu durumu öyle mükemmel tasvir ediyor ki, tanımı soyut olan hiçliği, zamansızlık ve mekansızlık ile, hiç de öyle afilli cümleler kullanmadan gayet somut kavramlarla gözler önüne seriyor. Ama bu nasıl bir gözler önüne sermektir ki, kendinizi aynı Dr. B'nin yerinde hissediyor, sanki sadece kendi fikirleriyle konuşabilen kişinin siz olduğunu zannediyorsunuz. Düşünsenize elinizde oyalanacağınız bir kibrit kutusu bile yok. Bu şekilde dört ay geçtikten sonra Dr. B'nin eline bir satranç turnuvası kitabı geçiyor. Dr. B o günden sonra kendisi ile satranç oynamaya başlıyor. Geometrik bir alana sıkıştırılmış taşlar ve de sınırsız sayıda kombinasyon. İnsanı çıldırtır nitelikte. Bu olaylar felsefeye dair yaptığım okumalardan bazı bilgileri çağrıştırdı bana. Bilginin kaynağı nedir sorusuna verilen cevaplar içinde birçok farklı düşünce vardı. Kimileri bilginin kaynağını salt akıl görürken kimileri ise salt duyular olarak görüyordu. Akıl olmadan duyuların bir bilgi elde etmede işe yaramayacağını savunanlar aklı ön plana çıkarmıştı. Duyular olmadan aklın kendi kendine bir bilgi elde edemeyeceğini savunanlar duyuları ön plana çıkarmıştı. Aralarında görüşünü en çok beğendiğim İmmanuel Kant olmuştu. Kant bilginin akıl ve duyuların imtizacından doğduğunu düşünüyordu. Şöyle de güzel bir örnek vermişti. Aklı içinde her türlü alet edavat bulunan bir mutfağa benzetmişti. Duyular ise yemek malzemeleri. Ne tek başına mutfak, ne de tek başına malzemeler yemek olma kapasitesine sahip değildir. Malzemeler mutfak tezgahında doğranır, fırında pişirilse yemek ortaya çıkar. Ve de malzeme gelirse mutfakta yemek yapılabilir. Yani akıl duyuları tezgahta işler ve bilgi oluşturulur. Şimdi Dr.B'yi düşünecek olursak, elinde satranç gibi az ama çok kıymetli bir malzeme var. Bu malzemeyi alıp akıl tezgahında bir yemek yapıyor. Sonra yine aynı malzeme ama farklı bir yemek. Sonra yine aynı malzeme bu defa daha farklı bir yemek. Ve sonra bir daha, sonra bir daha, tekrar, tekrar, tekrar...

Eğer hiçliğin tanımını günlük kullandığınız bir dille ve de somut bir şekilde, hatta iliklerinize kadar hissedecek bir şekilde öğrenmek istiyorsanız bu kitabı okuyun derim :)
Birkaç saat içerisinde bitirilebilecek,gayet akıcı ve sürükleyici acaba ne olacak dedirten kitaplardan biri.
Yazar, Hitler döneminin etkisinde kalan insanların psikolojik çöküşlerini etkileyici bir biçimde betimlemiş.Bir insanın uğradığı psikolojik işkencelerin sonuçlarının ruhuna ve bedenine yansımasını, hayata tutunmak ve benliğini hiçlikte kaybetmemesi için kendine yeni bir uğraş bulmasını, delilik ve dahilik arasındaki ince çizgiyi başarılı bir şekilde anlatmış.Bu süreçte insanın ruhundaki,aklındaki gelgitleri yansıtmış.
Kitapta yer alan "Yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz." cümlesi Dr.B.'nin içsel çöküşünü özetleyen kitabın can alıcı cümlelerinden biridir bence.
Stefan Zweig'in ruh dünyasında yaşadığı ızdıraplarının, onu intihara sürükleyen nedenlerinin bir yansıması belki de bu kitap.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı,kesinlikle son da olmayacak.Okuyun,okutturun.
Newyork'tan İspanyolca “güzel havalar” anlamına gelen Buenos Aires'e giden bir gemi içerisinde geçiyor hikaye.

Bir satranç şampiyonu, satranç oynamayı bilen sıradan biri (bu kişi aynı zamanda anlatıcımız ) ve eski bir satranç ustası

Ana tema Hitler zulmünü görmüş entelektüel kişinin hayatında bıraktığı etkiler. Gözaltındayken görevlilerin duvarda asılı duran paltosundan çaldığı satranç kitabındaki bütün taktikleri ezberleyerek tutsaklık günlerini geçirmesi ve uzmanlaşması vs

Benim kitapta en beğendiğim cümle bu oldu.

" Hem ayrıca, bu dünyada bir zamanlar bir Rembrandt'ın, bir Beethoven'in, bir Dante'nin, bir Napoléon'un yaşadığı hakkında en ufak bilgisi bulunmayan birinin kendini büyük bir insan sayması son derece kolay değil midir? Bu gencin dünyaya kapalı beyninde bildiği tek şey, aylardan beri hiçbir satranç oyununu kaybetmemiş olduğu ve dünyamızda satrancın ve paranın dışında daha başka değerlerin de bulunduğunu bilmediğinden, kendine hayranlık duymak için her türlü nedeni var. "
Küçük miktarda spoiler içerebilir.

Başlamadan önce bu ve bundan sonra gelecek beş Stefan Zweig kitabı için Matelda 'ya sonsuz teşekkür <3
Zira kendisi sıradan bir mesajlaşma da Stefan Zweig kitaplarını almak istediğimi aklında tutup  bana gönderecek kadar ince ve naif bir dost ^_^
Bir de kendisini çok sevdiğimi ve iyiki tanışıp görüştüğümüzü ve iyiki arkadaşlığımızı pekiştirdiğimizi de söylemiş miydim? ^_^

Kitaba gelecek olursak New York'tan Buenos Aires'e gitmek de olan bir gemide tamamen tesadüf sonucu karşılaşan üç satranç ustasından bahsetmektedir. Giriş kısmında her ne kadar dünya şampiyonu Mirko Gzentovic'den bahsedilse de daha sonra Gzentovic'in oynadığı satranca yapacağı hamle için Dr. B.'nin müdahale etmesi ile olaylar Dr. B. etrafında dönmeye başlar.
12 yaşında babasını kaybetmesi sonucu yaşadığı yerin rahibi kendisine acıyarak yanına almış Mikro Gzentovic'i . Rahip onu eğitmek için ne kadar çaba harcasa da hepsi boşa çıkmış. Çünkü en basit şekilde anlatsa bile beyni çok ağır çalıştığı için en basit ders konularını beyninde tutabilecek güçten yoksundu Mikro. Üstelik bir cümleyi yazım yanlışı yapmadan kağıda dökebilmekten de acizdi.

Gelelim Mikro'nun keşfedilmesine.
Rahip akşamları yaşadığı yerin jandarma başçavuşu ile satranç oynamaktadır. Ve Mikro ise onlar oynarken yanlarına çöküp bakışlarını satranç tahtasına dikip dikkatli onları izliyor. Bir akşam rahip ve başçavuş her zamanki gibi satranç oynarken köy yolundan gelen bir kızağın içindeki yaşlı kadının acilen hastaneye gitmesi gerektiği için rahip oyunu yarım bırakıp hastaneye götürüyor onları. Başçavuş ise oradan ayrılmadan önce Mikro'nun satranç tahtasına baktığını görünce oyuna devam etmek isteyip istemediğini soruyor. Mikro kabul ediyor ve on dört hamle sonra başçavuşu yeniyor. Daha sonra başka satranç ustaları ile yarıştırılıyor ve bu cümle kurmaktan bile aciz olan Mikro Bey herkesi yenip ilerleyerek güzel şeylere imza atıyor ve dünya şampiyonu oluyor.
Dr. B. İle yolları ise o gemide kesişiyor ve asıl olay burada başlıyor. Çünkü Mikro'nun oynadığı satranç oyununa Mikro'nun rakibinin hamlesine Dr. B. müdahale ettiği oyunda neredeyse 8-9 hamle sonrasını hesaplayıp ona göre oynayabildiği fark ediliyor. Bir başka oyun daha oynanması için Dr. B'nin yanına giden anlatıcı ise kahramanın geçmişini ve oyunu nasıl bu kadar kusursuz oynadığını öğreniyor ve okuyucuyu hayretler içerisinde bırakıyor.

Sayfalar ilerledikçe gerçekten psikolojimin ve beynimin sınırlarının zorlandığını hissettim. O kadar kaptırmıştım kendimi. Zira okumadan önce " muhtemelen pratik yapa yapa öğrenmiştir " diye basit bir mantıkla yaklaşmışken gerçeği öğrenince hayretler içerisinde kaldım ve bir kez daha Stefan'ın kalemine ve mükemmelliğine aşık oldum.
O yüzden bu kitabı okuyun demek yerine Stefan'ın tüm kitaplarını okuyun diyebilirim. Çünkü ben öyle yapacağım ^_^
BİR SONBAHARIN SONSUZ BİR BAHARA DÖNÜŞMESİ..!

Biyografisini okurken; 'eşiyle birlikte intihar etti' kısmına takılmış ve bu cümle büyük bir merak uyandırmıştı bende. Yazarın intiharından önce yazdığı son eser olan Satranç'a ise daha önce sadece rastgele bir göz atmıştım. Stefan Zweig ismiyle bu kadar geç tanışmanın verdiği pişmanlık kitap bittikten sonra ikiye katlandı.

Okudukça derinleşen, insanı saran ve sarsan, nabız yükselten, beynin kıvrımlarını hissettiren olağanüstü bir kurgu. Muhteşem bir zeka. Enfes psikolojik betimleme ve analizler ve bunların harmanlandığı mükemmel bir şaheser.
Siyah-beyaz karelerden ve taşlardan öte bir şey. Okurken ortada bir oyunun olduğunu görüyorsunuz fakat ilerlerken bu oyunun bambaşka bir oyun olduğunun farkına varacaksınız. Bu imgelemli oyunda Mirko Czentovic ve Dr. B.nin akıl oyunlarıyla dolu düellosuna şahit olacaksınız. Eserdeki kişilerin simgeselliğinin izdüşümü gerçek hayata yansıtıldığında kitabın sarsıcı gücü ortaya çıkıyor. Bu kadar kısa bir kitabın neden bu denli yoğun ve etkileyici olduğu sorusuna ise tatmin edici bir cevap bulamadım.
Kitaptaki gizeme net bir cevabım yok ama kitapla ilgili net bir cümlem var: ÇARESİZLİK, YALNIZLIK ve HİÇLİK ANCAK BU KADAR GÜZEL ANLATILABİLİRDİ.!

Kitapla ilgili anlatılacak çok şey var ama iyisimi siz bir an önce kitabı alıp okuyun. SATRANÇ kitabında da SEFILLER gibi hafızama kazınacak çok özel bölümlerin olacağını şimdiden sezinliyorum. Gerçekten harika bir veda olmuş. "Yaşamak için birazcık hava bile bırakmayacaklar." Diyen Stefan ben bugün senin kitabınla nefes aldım. Seni yaşatacak binlerce okurun var. Ölüme giderken bile asil tavrından taviz vermemişsin sen. Özgür olan sensin. Tutsak ve aciz olanlar sonlarını düşünsünler. (Stefan'a söylemek istediklerim)
Kitaba daha erken denk gelmeniz dileğiyle.
Gönül rahatlığı ve şiddetle tavsiye edilir.

Keyifli Okumalar :)
Bu kitap hakkında çok şey yazılıp çizildi, çok şey söylendi. İncecik bir kitabın bu denli güçlü etkilerde bulunmasının nedeni neydi? Hayatında satrancın s'sine yer vermeyenleri dahi büyüleyen, bir çoğunu bu büyülü oyuna çağıran, bu oyunu öğreten, kitap karakterimizin yaşadığı zihinsel buhranları yaşatmasa da azıcık odaklandığı bu oyunun zihninin çeperlerini zorladığı anda bundan kaçan nice insan.. Herkes kendi satranç hikayeleriyle bu kitabı irtibatlandırmış. Enteresan..

Bu kitap bir tür satranç el kitabı değil. Bir yazarın Avrupa'nın içinde bulunduğu o büyük savaşta tüm umudunu kaybetmesinin, derin krizler geçirmesinin satıra dökülmüş halidir. Bu öyle bir buhran ki, yazarını eşiyle birlikte intihara sürükler. Artık oyun kaybedilmiş, hamleler işe yaramamıştır.

Dünya şampiyonu Czentovic, tüm değerleriyle, tüm pragmatizmiyle, tüm 'alık'lığıyla Avrupayı temsil eder. Kendisini bilime ve tekniğe kaptırmış, bu uğurda savaşmaktan çekinmeyen, tek yönü gelişmiş bir beyne sahip, ancak insani duyarlılıklardan uzaklaşmış, ruhunu kaybetmiş, iletişim kuramayan, temas edemeyen bir Avrupa. Evet şampiyondur, tektir, fakat ruhsuzdur. Kendi aydınlarını tek tek ipe yollayan, gaz odalarında boğan, öldüren bir makine. Öldürmeye (satranç söz konusu olduğunda, yenmeye) koşullanmış bir zeka..

Dr. B., aydını simgeler. Sağduyuludur, sanatçı ruhludur. Hapsedilir, karanlığa mahkum edilir, fakat o karanlıkta bile ruhunu doyuracak şeyler arar, bulur, onunla teskin eder zihnini. Sanat, gördüklerimize verdiğimiz şaşkınlıktan, hayranlıktan doğar. Oysa hamleleriyle, kombinezonlarıyla, varyantlarıyla, oyun-sonuyla, kısacası oyundaki her şeyle tam bir aklı, sıkı bir mantığı temsil eden bu oyun, sanatçı duyarlılığı gelişmiş aydınla temas edince işin rengi değişir.

Artık Dr. B., ürettiği bilim ve icat ettiği makineleriyle insanları kıyıma uğratan saf aklın ve mantığın kontrolüne girmiştir. Burada ruha, inceliklere, yaratıcılığa yer yoktur. Burada matematik vardır, mantık vardır. İletişim yoktur, temas yoktur, beyin sadece frontal lobdan ibaret hale gelmiştir; insan, bir mantık robotuna, bir hesap makinesine indirgenmiştir: Bir tür Android.

Çıldırış da burada başlar. Zihnin diğer hassasiyetlerini kaybeden, kuru bir akıl tarafından ipe yollanan aydının çıldırışı. Temas ettiği şey, yani satranç, kaçtığı şeyle aynıdır: Ruhunu kaybetmiş bir hesap makinesine dönen Avrupa. Kıyıcı mantık ve matematiksel kesinliklerin tapınılası diyarı..
''Dizleri titremeye başladı: BİR KİTAP! Dört aydır elime kitap almamıştım ve içinde insanın ard arda sıralanmış sözcükler, satırlar, sayfalar ve yapraklar görebileceği, başka, yeni, şaşırtıcı düşünceleri okuyabileceği, tanıyabileceği, beynini alabileceği bir kitabın hayali bile insanı hem coşturuyor hem de uyuşturuyordu.''
Satrancın çekiciliği tek bir şeyden kaynaklanır; stratejinin farklı beyinlerde farklı biçimlerde gelişmesinden.
Muhtemelen kitabı hemen elime alıp okuduğumu düşüneceksiniz. Kesinlikle hayır! Önce bir kitabım olmasının sevincini yaşamak istiyordum.
Stefan Zweig
Sayfa 49 - Tutku Yayınları
" İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür,. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır. Yalnız... Yalnız... "
"Yeryüzünde beni sorgulamayan, bana işkence yapmayan bir insan var mıydı gerçekten?"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Satranç
Baskı tarihi:
Haziran 2017
Sayfa sayısı:
77
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053606116
Orijinal adı:
Schachnovelle
Çeviri:
Ahmet Cemal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Satranç
Satranç
Schachnovelle
Chess
Satranç
Satranç sonsuz eski, ama aynı zamanda sonrasız yenidir; kuruluşu mekanik, ancak sadece hayalgücü ile etkilidir; geometrik açıdan sabit bir alanla sınırlı olmakla birlikte kombinasyonlarında sınırsızdır, sürekli kendini geliştiren, ancak yine de verimsiz, hiçbir yere götürmeyen bir düşünme eylemidir; hiçbir şey hesaplamayan bir matematik, esersiz bir sanat, temelsiz bir mimaridir.

Stefan Zweig'ın, 1942 yılında, Hitler iktidarından kaçarak sürgün hayatı yaşadığı Buenos Aires'te yayımladığı Satranç adlı romanı, hem yazarın intiharından önce bıraktığı bir veda mektubu hem de doğrudan Nazizm'i hedef aldığı tek kurmaca eseridir. New York'tan Buenos Aires'e yapılan bir gemi yolculuğunda, dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic, kendisi için beklenmedik bir rakip olan Dr. B. ile karşılaşır. İsimsiz bir amatör olan bu gizemli rakibin satrançla tanışmasının olağanüstü bir hikâyesi vardır. Bir Nazi kurbanı olan Dr. B., o kara günlerde sadece satranç sayesinde ayakta kalabilmiştir.

Hikâyenin diğer kahramanı Czentovic ise iletişim kurmakta zorlanan, yaşamında satranç dışında hiçbir şey olmayan, kazanmaya kurulu bir saat, soğuk, küstah, kuralcı, yüzeysel, kültürsüz, karacahil bir "dahi"dir. Bu kısa anlatıda, Zweig'ın tüm izleklerini bulmak mümkün: dünün dünyasından bugünün dünyasına geçiş, marazi tutkular, sapkın zekâlar, felaketlerini yaşamları boyunca taşıyan bireyler, fazişm ve kaba şiddet karşısında Avrupa'nın ve dünyanın kaderi…

 

Kitabı okuyanlar 20.613 okur

  • Eren
  • Nihan
  • Turhan Baran
  • M.Raşit Vardar
  • Duygu
  • Zehra Nur Ercelep
  • Sena Şipşak
  • Nergis Lal Sinel
  • Emel Yılmaz
  • Selin Sözen

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%31.5
14-17 Yaş
%25.6
18-24 Yaş
%12.9
25-34 Yaş
%10.7
35-44 Yaş
%10
45-54 Yaş
%4.6
55-64 Yaş
%0.4
65+ Yaş
%4.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.1
Erkek
%36.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.5 (2.761)
9
%28.3 (2.200)
8
%21.3 (1.659)
7
%9.5 (740)
6
%2.8 (218)
5
%1.3 (99)
4
%0.6 (46)
3
%0.3 (22)
2
%0.2 (13)
1
%0.2 (14)

Kitabın sıralamaları