Satranç

8,8/10  (3.607 Oy) · 
8.945 okunma  · 
3.601 beğeni  · 
34.528 gösterim
Satranç sonsuz eski, ama aynı zamanda sonrasız yenidir; kuruluşu mekanik, ancak sadece hayalgücü ile etkilidir; geometrik açıdan sabit bir alanla sınırlı olmakla birlikte kombinasyonlarında sınırsızdır, sürekli kendini geliştiren, ancak yine de verimsiz, hiçbir yere götürmeyen bir düşünme eylemidir; hiçbir şey hesaplamayan bir matematik, esersiz bir sanat, temelsiz bir mimaridir.

Stefan Zweig'ın, 1942 yılında, Hitler iktidarından kaçarak sürgün hayatı yaşadığı Buenos Aires'te yayımladığı Satranç adlı romanı, hem yazarın intiharından önce bıraktığı bir veda mektubu hem de doğrudan Nazizm'i hedef aldığı tek kurmaca eseridir. New York'tan Buenos Aires'e yapılan bir gemi yolculuğunda, dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic, kendisi için beklenmedik bir rakip olan Dr. B. ile karşılaşır. İsimsiz bir amatör olan bu gizemli rakibin satrançla tanışmasının olağanüstü bir hikâyesi vardır. Bir Nazi kurbanı olan Dr. B., o kara günlerde sadece satranç sayesinde ayakta kalabilmiştir.

Hikâyenin diğer kahramanı Czentovic ise iletişim kurmakta zorlanan, yaşamında satranç dışında hiçbir şey olmayan, kazanmaya kurulu bir saat, soğuk, küstah, kuralcı, yüzeysel, kültürsüz, karacahil bir "dahi"dir. Bu kısa anlatıda, Zweig'ın tüm izleklerini bulmak mümkün: dünün dünyasından bugünün dünyasına geçiş, marazi tutkular, sapkın zekâlar, felaketlerini yaşamları boyunca taşıyan bireyler, fazişm ve kaba şiddet karşısında Avrupa'nın ve dünyanın kaderi…

 
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2017
  • Sayfa Sayısı:
    77
  • ISBN:
    9786053606116
  • Orijinal Adı:
    Schachnovelle
  • Çeviri:
    Ahmet Cemal
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Oğuz Aktürk 
 04 Nis 20:45 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bir kitap düşünün, içinde Kafka'nın Dava'sına ait izlerden Trevanian'ın Şibumi'sine kadar izler var. Hatta Zweig'ın kendi kitabı olan Olağanüstü Bir Gece'ye benzediğini düşündüğüm bazı kısımlar da oldu.

Öncelikle psikolojik olarak yukarı-aşağı ayrımı kitapta hissedilen konulardan. Kafka'nın Dava kitabında olduğu gibi aşağı, meraklı ve sinirli bir kesimin yukarı, sakin ve insanı bekletmekten çekinmeyip çıldırtan, gizemli bir liderlik içeren kesimle savaşını hissettim. Czentovic ile Dr. B arasında tabii ki.

Zweig karakterlerinin psikolojilerini o kadar iyi anlatıyor ki bize, buradan karakterlerin nasıl tinsel karşıtlıklar içinde bulunduklarına dair önemli ipuçları çıkartabiliyoruz aslında. Bunlara örnek vermek gerekirse:

Czentovic hayatı boyunca sadece satranca ilgi duymuş mesela. Fakat Dr. B böyle değil, geçmişinde başka işlerle ilgilenmiş ve gizli dosyalar, malvarlıkları üzerine çalışmalar yapmış, satranç onun için sonradan gelen bir şey olmuş.

Czentovic, Dr. B'ye nazaran satrancı bir para malzemesi ve ün aracı olarak görüyor, bu davranış kendisini tamamen rasyonel biri yapıyor ve her şeyin disiplinli, neden-sonuç ilişkilerine dayanan, satrançta bile her seferinde her oyunu ezberle değil de yeni bir oyunmuş gibi düşünen bir kafaya sahip, satranç oynama dürtüsünü distopik ögelerle ya da zorla ona verilen bir ilaç gibi değil de tam tersine kendisine gelen tekliflerle sağlayan biri yapıyor. Fakat Dr. B böyle değil. Dr. B için bu dürtü, hiçliği örtmek için gelen ihtiyaçtan kaynaklı. Küçücük bir mekan içine sıkıştırılmış kasvetli bir odada kendi beyniyle satranç oynayan bu adam Czentovic'in aksine her oyunu ezberine atarak bir satranç tekniği oluşturuyor. Bu yüzden de Dr. B daha saldırıya yönelik bir sisteme sahip. Yani Dava kitabında geçtiği gibi, Dr. B'de, K.'nın sürekli o sistemin kaynağını arama merakı gibi bir ofansiflik sezdim.

Czentovic, yukarı kesimin vermiş olduğu totaliter bir kafaya sahip, kendini tanıma amacından çok kendini daha çok ünleştirmek ve egosunu tatmin etmek için kazanmak istiyor. Dr. B ise satrancı kendisi için kazanmak istiyor, sadece kendi beynine karşı vermiş olduğu savaş için ve kendisini daha da çok tanıyabilmek için.

Bir oyun üzerinden karakter analizleri yönüyle kitabı Şibumi'ye çok benzettim. Orada da Bay Hel, Go oyununun tekniklerine göre hayatını sürdürüyordu.

Satranç aslında sadece bir örnek. Bunun yerine her şeyi koyabiliriz, kendi nefsimizle olan mücadeleyi satranç yerine koyup 4-5 hamle sonrasını takip edebilince ve aynı zamanda da sakin kalmayı, üstüne gidilmemesi gereken konuda gitmemeyi becerebilince bir şeyler oturmuş oluyor insanlar için de. Yani sizin satranç arzunuz sinirlenip de sürekli sıra beklediğiniz vergi dairesi de olabilir, kendi nefsinizin sizi yönelttiği şey de.

Bekir İstanbul 
06 May 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Satranç. Bir kelime, iki hece, 7 harf, milyonlarca farklı kombinasyon, dizilim, olasılık, hesap, strateji, saldırı, savunma, sabır, öngörü, zeka, dikkat... Kralların, öğrencilerin, işsizlerin, dahilerin oyunu satranç...

Üniversite yıllarımda deliler gibi oynardık bu oyunu, yenilen hep rövanş ister, yenen müthiş bir haz duyar, bazen gece geç saatlere kadar sürer de sürer, kan çanağı olan gözler 64 karede uzayan satranç dolu gecelerde.. Sonra iş güç derken oynamaz oldum bu oyunu. Şimdi kitabı bitirince ilk işim alıntı ve yorumlardan sonra akıllı telefonuma satranç uygulaması indirmek oldu. Kısalığına tezat biçimde harika bir kitap.. Hani bir solukda okunacak kitap derler ya işte bu onunda ötesinde yarım solukta okunacak cinsten. Hiçlik, delilik ve deha ancak bu kadar gerilim dolu bir şekilde anlatılabilir. Beni bu kitapla tanıştıran 1000kitap üyelerine çok teşekkür ederim. Mutlaka ama mutlaka okuyun...

Elif Kimya S. 
 21 Kas 2016 · Kitabı okudu · 4 günde

Kendimi bildim bileli kitap okuyan biri olarak bu şaheseri bugüne kadar okumamış olmanın eksikliğini yaşıyordum. Uzun süredir merak ediyordum ama bana yakın zamanda kaybettiğim bir arkadaşımı hatırlattığı, hayatımın kitabı dediği için kendimi hazır hissetmedim, sürekli erteledim. Stefan Zweig kalemini çok beğendiğim bir yazar. Acımak kitabını da tıpkı bunun gibi çok sevmiştim.


Nazi döneminde yaşamış ve türlü türlü işkencelerle kendisinden bilgi almak için, hapsedilen Dr., işkencecisinin cebinden çaldığı bir satranç kitabıyla satranç oynamayı öğrenmiştir. ( İlkokul 5. sınıftan beri satranç oynayan, yarışlara katılan, lisanslı bir satranç oyuncusu olarak satrancın kitaptan okunarak öğrenilmesi hakaret gibi geldi :)) New York'tan, Buenos Aires' e giden bir gemide dünya satranç şampiyonuyla satranç oynayan Dr. B' nin yaşadıkları gerçekten heyecanlandırıyor okurken. Hitler döneminde yaşamış ve bundan fazlasıyla etkilenmiş olan Zweig, nazi işkencelerinin bir insanın duyularını nasıl körelttiğini işliyor ve satrançla bir parça özgürleştiriyor kahramanı. Çünkü satranç bir oyun değil, stratejilerin yapıldığı, bir adım ötesini düşünüp görebildiğiniz bir yaşam tarzıdır. Kesinlikle bir başyapıt ve okumayan herkese öneririm...

Vedat Geçit 
02 May 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hiç ara vermeksizin bitirdiğim nadir kitaplardandır, Satranç.

Kitabın olağanüstü bir akıcılığı var. Hikayesi uzun süre akılda kalabilecek cinsten.

Zweig'in kitabı bitirdikten sonra intihar etmesi, daha bir önemli kılıyor kitabı. Okuyun okutturun derim.

Doruk Toprak 
30 Eyl 15:55 · 9/10 puan

Satranç yazarın intihar etmeden önceki son eseridir.
Yazar insan ruhunu satranç tahtasındaki hamleler olarak görüp buradan hayattan ders çıkarmayı anlatıyor.
Psikolojik tahliller muazzam yapılmış kısa ve öz ancak uzun bir öykü bir solukta okunabilecek sakin kafayla okunursa hayata dair çok şeyin olduğu görülecektir.
İyi okumalar..

Rojhilat 
 21 Eki 13:38 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Realist Tahlil Kitapları Vol 3

Daha önce neden okumadım dediğim bir kitap Satranç. Çünkü kitabın tasvirleri gerçektende müthiş. Olay kimler arasında geçmiş, konu satrançmış değilmişim cidden önemli değil. Yansıttığı o psikolojik tahlil beni esir aldı cidden.

Özellikle Dr. B'nin sorgulama işkencesi olarak içinde sadece bir yatak, bir koltuk, lavabo ve duvar kağıdı olan bir odaya kapatılması beni çok etkiledi. Kapatıldığı odanın penceresi dışarıya bakmıyordu. Kendisine yemek getiren nöbetçiden başka kimseyi görmüyordu ve de nöbetçinin kendisiyle konuşması yasaktı. Odada ne bir kitap, ne yazı yazabileceği bir kalem, ne de dinleyebileceği bir radyo var. Başbaşa kaldığı tek birşey var o da kendisi. Dışarıyı görmediği için hangi gün hangi saatte olduğunu bilmiyor. Bulunduğu mekân odanın dört duvarı ile sınırlı. Stefan Zweig bu durumu öyle mükemmel tasvir ediyor ki, tanımı soyut olan hiçliği, zamansızlık ve mekansızlık ile, hiç de öyle afilli cümleler kullanmadan gayet somut kavramlarla gözler önüne seriyor. Ama bu nasıl bir gözler önüne sermektir ki, kendinizi aynı Dr. B'nin yerinde hissediyor, sanki sadece kendi fikirleriyle konuşabilen kişinin siz olduğunu zannediyorsunuz. Düşünsenize elinizde oyalanacağınız bir kibrit kutusu bile yok. Bu şekilde dört ay geçtikten sonra Dr. B'nin eline bir satranç turnuvası kitabı geçiyor. Dr. B o günden sonra kendisi ile satranç oynamaya başlıyor. Geometrik bir alana sıkıştırılmış taşlar ve de sınırsız sayıda kombinasyon. İnsanı çıldırtır nitelikte. Bu olaylar felsefeye dair yaptığım okumalardan bazı bilgileri çağrıştırdı bana. Bilginin kaynağı nedir sorusuna verilen cevaplar içinde birçok farklı düşünce vardı. Kimileri bilginin kaynağını salt akıl görürken kimileri ise salt duyular olarak görüyordu. Akıl olmadan duyuların bir bilgi elde etmede işe yaramayacağını savunanlar aklı ön plana çıkarmıştı. Duyular olmadan aklın kendi kendine bir bilgi elde edemeyeceğini savunanlar duyuları ön plana çıkarmıştı. Aralarında görüşünü en çok beğendiğim İmmanuel Kant olmuştu. Kant bilginin akıl ve duyuların imtizacından doğduğunu düşünüyordu. Şöyle de güzel bir örnek vermişti. Aklı içinde her türlü alet edavat bulunan bir mutfağa benzetmişti. Duyular ise yemek malzemeleri. Ne tek başına mutfak, ne de tek başına malzemeler yemek olma kapasitesine sahip değildir. Malzemeler mutfak tezgahında doğranır, fırında pişirilse yemek ortaya çıkar. Ve de malzeme gelirse mutfakta yemek yapılabilir. Yani akıl duyuları tezgahta işler ve bilgi oluşturulur. Şimdi Dr.B'yi düşünecek olursak, elinde satranç gibi az ama çok kıymetli bir malzeme var. Bu malzemeyi alıp akıl tezgahında bir yemek yapıyor. Sonra yine aynı malzeme ama farklı bir yemek. Sonra yine aynı malzeme bu defa daha farklı bir yemek. Ve sonra bir daha, sonra bir daha, tekrar, tekrar, tekrar...

Eğer hiçliğin tanımını günlük kullandığınız bir dille ve de somut bir şekilde, hatta iliklerinize kadar hissedecek bir şekilde öğrenmek istiyorsanız bu kitabı okuyun derim :)

1944 yılından beri o kadar çok yayınevi, o kadar çok basmış ki bu eseri, eğer yanılmıyorsam Türkiye'de baskı şampiyondur. Sitemizde de çok okunmuş, çok güzel yorumlar yapmış bu kıymetli okurlar. Ben bu kitap üstünden daha çok yazarını ele almak istedim.

Stefan Zweig edebiyatta Pasifizmi temsil eder ve hatta denilebilir ki, o muazzam edebi sunumuyla Pasifizmi bilim dünyasının kucağına olgunlaştırıp vermiştir. Yahudi olmasına karşın, tıpkı Kafka gibi Siyonizm’in açık bir destekçisi olmamıştır. Her insan doğduğunda birtakım kimliklerle gelir dünyaya. Milleti, dini gibi…Herkes kadar, kendi milletine karşı sevgi, bağlılık ve ortaklık duygusu hissetmek farklı ve kabul edersiniz ki; doğal bir şeydir. Sorun, bu aidiyetten şiddet devşirip aidiyeti farklı olanlara hayatı zehir etmek, yani şiddettir.

Konu şiddete karşı yaklaşımda düğümleniyor. Yine de Pasifizmi yanlış tanımak ve tanıtmamakta fayda var: Pasifist, her türlü mülke zarar verilmesine çok açık bir biçimde karşıdır. Şiddetin kaynağını araştırmaz, şiddeti kaynağına göre sınıflandırmaz. Şiddete kategorik olarak karşıdır, nokta.

Netleştireyim: Pasifist, bireysel şiddet ile devlet şiddeti arasında bir fark görmez. Bırakın bizdeki yakıp yıkan gösterileri, Greenpeace bile pasifist değildir ve pasifist protestonun nasıl yapılacağına örneği ancak Gandi'nin tuz yürüyüşünde bulabiliriz. Aktivizmin yüceltildiği günümüzde, Pasifizm tarihin unutulmuş birçok değerinden biridir.

Bir yolcu gemisinde geçer. Satrancı tamamen para kazanma aracına dönüştürmüş Mirko’ya rakip dayanmaz. Oldukça duygusuz hatta merhametsiz denebilir. Gemi yolcularının kurduğu zayıf ittifak sürekli yenilmektedir. Tesadüfen ortaya çıkardıkları Dr.B ise faşizmin işkence tezgahından geçmiş ve işin garibi satrançtaki ustalığını da işkence günlerinde kazanmış biridir.

Kuşku yoktur ki yazarın Mirko üstünden çizdiği karakter kendisi de çok acı çektiği Hitler-Nazizim-Faşizmdir. Mirko’ya karşı zayıf ittifak yapan gemi yolcularını da Hitler karşısında dağılan Avrupa devletleri olarak görebiliriz. Dr. B ise, işkence günlerindeki direnci ve Mirko karşısındaki oyunuyla insanlık onurudur, bana göre. Kavgasız, belki de pasifist ama direnen bir onur.


"Okunmalı"dan başka ne denilebilir ki?!

BİR SONBAHARIN SONSUZ BİR BAHARA DÖNÜŞMESİ..!

Biyografisini okurken; 'eşiyle birlikte intihar etti' kısmına takılmış ve bu cümle büyük bir merak uyandırmıştı bende. Yazarın intiharından önce yazdığı son eser olan Satranç'a ise daha önce sadece rastgele bir göz atmıştım. Stefan Zweig ismiyle bu kadar geç tanışmanın verdiği pişmanlık kitap bittikten sonra ikiye katlandı.

Okudukça derinleşen, insanı saran ve sarsan, nabız yükselten, beynin kıvrımlarını hissettiren olağanüstü bir kurgu. Muhteşem bir zeka. Enfes psikolojik betimleme ve analizler ve bunların harmanlandığı mükemmel bir şaheser.
Siyah-beyaz karelerden ve taşlardan öte bir şey. Okurken ortada bir oyunun olduğunu görüyorsunuz fakat ilerlerken bu oyunun bambaşka bir oyun olduğunun farkına varacaksınız. Bu imgelemli oyunda Mirko Czentovic ve Dr. B.nin akıl oyunlarıyla dolu düellosuna şahit olacaksınız. Eserdeki kişilerin simgeselliğinin izdüşümü gerçek hayata yansıtıldığında kitabın sarsıcı gücü ortaya çıkıyor. Bu kadar kısa bir kitabın neden bu denli yoğun ve etkileyici olduğu sorusuna ise tatmin edici bir cevap bulamadım.
Kitaptaki gizeme net bir cevabım yok ama kitapla ilgili net bir cümlem var: ÇARESİZLİK, YALNIZLIK ve HİÇLİK ANCAK BU KADAR GÜZEL ANLATILABİLİRDİ.!

Kitapla ilgili anlatılacak çok şey var ama iyisimi siz bir an önce kitabı alıp okuyun. SATRANÇ kitabında da SEFILLER gibi hafızama kazınacak çok özel bölümlerin olacağını şimdiden sezinliyorum. Gerçekten harika bir veda olmuş. "Yaşamak için birazcık hava bile bırakmayacaklar." Diyen Stefan ben bugün senin kitabınla nefes aldım. Seni yaşatacak binlerce okurun var. Ölüme giderken bile asil tavrından taviz vermemişsin sen. Özgür olan sensin. Tutsak ve aciz olanlar sonlarını düşünsünler. (Stefan'a söylemek istediklerim)
Kitaba daha erken denk gelmeniz dileğiyle.
Gönül rahatlığı ve şiddetle tavsiye edilir.

Keyifli Okumalar :)

Ezgi Sezgin 
02 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Birkaç saat içerisinde bitirilebilecek,gayet akıcı ve sürükleyici acaba ne olacak dedirten kitaplardan biri.
Yazar, Hitler döneminin etkisinde kalan insanların psikolojik çöküşlerini etkileyici bir biçimde betimlemiş.Bir insanın uğradığı psikolojik işkencelerin sonuçlarının ruhuna ve bedenine yansımasını, hayata tutunmak ve benliğini hiçlikte kaybetmemesi için kendine yeni bir uğraş bulmasını, delilik ve dahilik arasındaki ince çizgiyi başarılı bir şekilde anlatmış.Bu süreçte insanın ruhundaki,aklındaki gelgitleri yansıtmış.
Kitapta yer alan "Yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz." cümlesi Dr.B.'nin içsel çöküşünü özetleyen kitabın can alıcı cümlelerinden biridir bence.
Stefan Zweig'in ruh dünyasında yaşadığı ızdıraplarının, onu intihara sürükleyen nedenlerinin bir yansıması belki de bu kitap.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı,kesinlikle son da olmayacak.Okuyun,okutturun.

Nurhan Işkın 
22 Şub 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Mikro Czentovic satranç dünya şampiyonudur.Umursamaz tavrı, kendini beğenmişliği ve cahilliği ile ünlüdür. Kibri ise en önemli vasıflarından bir tanesidir. Bir papazın yanında verilen her görevi üstlenen bu çocuk, yeteneğinin keşfedilmesi ile köyünü ve ismini dünyaya duyurmayı başarır...

Dr. B ise yıllar önce Hitler döneminde bir otel odasında hücre hapsi yaşarken ve sorgulanırken çıldırma noktasında kendi hayali dünyasında kendine karşı oynadığı satranç oyunu ile ayakta kalmasına rağmen, yıllar içinde psikolojik olarak ne kadar derin travmalar yaşadığını, Mikro ile oynadığı oyunda tekrar keşfetmeye başlar. Hayali olarak oynadığı bu oyunlar bu kibar, zarif adamı ne şekilde etkilemiştir?

Kitap tam bir psikolojik savaşı ve yıkımı, sizi sıkmadan merak ile okumanızı sağlayacak şekilde yazılmış. Yazar her eserinde olduğu gibi bu eserinde de kaleminin gücünü gözler önüne sermiş...

Kitaptan 645 Alıntı

Bize hiç bir şey yapılmadı, yalnızca tam bir hiçliğin içine koyulduk, çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhunu hiçlik kadar baskı altına alamaz.

Satranç, Stefan Zweig (Sayfa 50)Satranç, Stefan Zweig (Sayfa 50)

''Dizleri titremeye başladı: BİR KİTAP! Dört aydır elime kitap almamıştım ve içinde insanın ard arda sıralanmış sözcükler, satırlar, sayfalar ve yapraklar görebileceği, başka, yeni, şaşırtıcı düşünceleri okuyabileceği, tanıyabileceği, beynini alabileceği bir kitabın hayali bile insanı hem coşturuyor hem de uyuşturuyordu.''

Satranç, Stefan Zweig (Sayfa 47)Satranç, Stefan Zweig (Sayfa 47)
Beytullah Ömer DUMLU 
 24 Kas 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Satrancın çekiciliği tek bir şeyden kaynaklanır; stratejinin farklı beyinlerde farklı biçimlerde gelişmesinden.

Satranç, Stefan Zweig (Sayfa 53)Satranç, Stefan Zweig (Sayfa 53)

Ancak her ne kadar maddeye bağlı değil gibi görünseler de, düşünceler bile bir dayanağa gereksinim duyarlar, aksi durumda öteye beriye çark etmeye ve anlamsız bir şekilde kendi etraflarında dönmeye başlarlar; düşünceler de hiçliği kaldıramaz.

Satranç, Stefan Zweig (Sayfa 51)Satranç, Stefan Zweig (Sayfa 51)

Muhtemelen kitabı hemen elime alıp okuduğumu düşüneceksiniz. Kesinlikle hayır! Önce bir kitabım olmasının sevincini yaşamak istiyordum.

Satranç, Stefan Zweig (Sayfa 49 - Tutku Yayınları)Satranç, Stefan Zweig (Sayfa 49 - Tutku Yayınları)

Fakat sonuçta düşüncelerin de, ne kadar herhangi bir özden yoksunmuş gibi görünürlerse görünsünler, bir destek noktasına ihtiyaçları vardır, aksi taktirde dönmeye ve anlamsız bir biçimde kendi etraflarında çember çizmeye başlarlar; onlar da hiçliğe dayanamazlar. İnsan bir şey bekliyordu ve hiçbir şey olmuyordu. İnsan bekliyor, bekliyor, bekliyordu ve hiçbir şey olmuyordu. İnsan tekrar tekrar bekliyordu. Hiçbir şey olmuyordu. İnsan bekliyor, bekliyor, bekliyordu, düşünüyor, düşünüyordu,şakakları ağrımaya başlayana kadar düşünüyordu. Hiçbir şey olmuyordu. İnsan yalnız kalıyordu. Yalnız. Yalnız.

Satranç, Stefan ZweigSatranç, Stefan Zweig
Murat Karaarslan 
04 Mar 13:12 · Beğendi · 8/10 puan

" İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür,. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır. Yalnız... Yalnız... "

Satranç, Stefan ZweigSatranç, Stefan Zweig
onurgoztepe 
12 Haz 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

"Ama en kötüsü sorgulama değildi. En kötüsü, sorgulamadan sonra hiçliğime geri dönmekti; aynı masanın, aynı yatağın, aynı leğenin, aynı duvar kağıdının olduğu aynı odaya."

Satranç, Stefan ZweigSatranç, Stefan Zweig
65 /

Kitapla ilgili 3 Haber

İthaki: “Okurdan özür dileriz”
İthaki: “Okurdan özür dileriz” İthaki Yayınevi'nin Dünya Klasikleri dizisinde yer verilen “farklı” üsluptaki yazar biyografileri sosyal medyada yoğun tartışmalara yol açtı. Yayınevi, Radikal Kitap’a yaptığı açıklamayla “maksadını aşan eril dilden” ötürü okurlardan özür diledi.
Kitap okumayı sevdirecek 9 kısa kitap önerisi
Kitap okumayı sevdirecek 9 kısa kitap önerisi Kitap okumaya yeni veya yeniden başlayanlar veya kararsız okurlar için çoğu Nobel ödüllü yazarlardan, akıcı, edebiyatın gücünü ortaya koyan ve az sayfalı kült kitaplar...
Farkında Mısınız? Sabahattin Ali 1948'de Öldü
Farkında Mısınız? Sabahattin Ali 1948'de Öldü Son yıllarda Muhteşem Gatsby, Dublinliler ya da Satranç'ın farklı yayınevleri tarafından basılan çevirilerini gördük. 2015 yılında ondan fazla yayınevi Gulyabani bastı, sayısız Küçük Prens baskısı gördük. 2016'da muhtemelen çok sayıda yayınevi Aşk-ı Memnu basacak. Ama asıl fırtına için biraz daha beklememiz gerekecek. 70 yıllık telif süresi Sabahattin Ali'nin eserleri için 2018 sonunda, George Orwell'ın eserleri için 2020 sonunda dolacak.