Amok Koşucusu

8,5/10  (432 Oy) · 
1.011 okunma  · 
340 beğeni  · 
5.421 gösterim
Amok Koşucusu doktor olarak yardıma ihtiyaç duyan bir insana el uzatmanın vicdani yükümlülüğüyle kendi karmaşık duyguları arasında sıkışıp kalan bir adamın hikâyesidir. Hollanda Doğu Hint Adaları’nda görev yapan bir doktor, dara düşüp kendisine başvuran çok zengin bir kadının “yardım” talebini geri çevirir. Zira kadının mağrur ve hesapçı tavrı karşısında büyük bir öfkeye kapılmış, gururuna yenik düşmüştür.
Ancak söz konusu olan insan hayatıdır. Kısa süre içinde pişmanlığın pençesine düşer. Kadına yardım etmeyi saplantı haline getiren doktor, Malezya halkında rastlanan bir nevi öldürücü delilik olan hummanın, amokun etkisi altına girer.
Stefan Zweig (1881-1942): Roman, şiir, öykü, deneme ve oyun gibi farklı türlerde yetkin ürünler veren yazar, Viyana’da doğdu. Yaşamı boyunca Avrupa’nın hızlı değişimine tanıklık etti. 1913’te Salzburg’a yerleşti. 1934’te Nazilerin baskısı yüzünden bu kentten ayrıldı. Önce İngiltere’ye, 1940’ta da Brezilya’ya göç etti. 1942’de karısıyla birlikte intihar etti. Önemli denemeleri arasında Balzac, Dickens ve Dostoyevski’yi konu aldığı Drei Meister (1920; Üç Büyük Usta); Hölderlin, Kleist ve Nietzsche’yi incelediği Der Kampf mit dem Dämon (1925; Kendileriyle Savaşanlar) ile Casanova, Stendhal ve Tolstoy’la ilgili Drei Dichter ihres Lebens (1928; Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar) sayılabilir. Yazara ün kazandıran bir başka yapıtı Sternstunden der Menschheit’tır (1928; Yıldızın Parladığı Anlar). Zweig ayrıca Joseph Fouché, Marie Antoinette ve Mary Stuart’ın nesnelikten çok sezgiye dayanan biyografilerini yazmıştır. Çok sayıda yapıtı arasında Verwirrung der Gefühle (1925; Karmaşık Duygular) adlı bir öykü kitabıyla Ungeduld des Herzens (1938; Sabırsız Yürek) adlı bir psikolojik romanı da mevcuttur.
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2017
  • Sayfa Sayısı:
    64
  • ISBN:
    9786053329053
  • Orijinal Adı:
    Der Amokläufer
  • Çeviri:
    Nafer Ermiş
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Oğuz Aktürk 
23 Tem 17:30 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Koşmak değerli şey.

https://www.youtube.com/watch?v=AOBs8dU4Pb8 Amok Koşucusu kitabıyla tamamen bağdaşan bir şarkı. Çünkü ruhsuz, ilgisiz ve donuk bir şekilde öylece oturmalarımızın sonucunda biz de bazen nereye gittiğimizi bilmeden "sen" zamirini yakıştıracağımız insanlara doğru koşarız. Şarkıda da dendiği gibi aslında her zaman orada olmamak için koşarız ama koştuğumuz her yer orası olur, yani tam bir mekan döngüsü içinde sıkışıp kalırız.

Bizim için değeri fazla olan bazı insanlar sesimizi duyamazlar bazen fakat bu yine de onları yanımızda hissetmemizi engellemez. Koşacağız ki hayatlarımızın bir anlamı olsun. Koşacağız ki Amok Koşucusu'nun sıkıldığı o donuk ruh halinden çıkış gibi elimizde bir amacımız olsun. Çünkü Raif koşuyordu, Forrest koşuyordu, Dava'daki K. koşuyordu, Nicholai Hel koşuyordu, Kayra koşuyordu... Sırf onların fiziksel ya da beyinsel koşuları için de değil, kendimiz için koşacağız zaten. Sonunu düşünmeden ama. İnsanlar uyarmak için ismimizi bağırırken takmayacağız onları hem, gözümüz hedeflerimizden başka bir şeyi görmeyecek çünkü. Sonunda ne olur bilinmez... Ama koşma deneyiminin verdiği farkındalık hep bizde kalacak.

Nereye nasıl gittiğimizden çok, neden gittiğimizin önemi olacak. Niceliklerden çok niteliklere önem vereceğiz. Fedakarlıklarımız olacak aynı bu kitaptaki doktor gibi. Tamir etmeye çalışacağız kırılan kalpleri. Bazen baştan beri bir araya gelmeyeceğini bildiğimiz kalpler çıkacak karşımıza. Mesleklerimiz de önemli olmayacak o anda çünkü herkes hayatının bir döneminde doktor olur. Geleceğimizi tedavi etmeye çalışırken şimdiki anımızdan fedakarlıklar yaparız çünkü. Koşmadan olacak şeyler değil bunlar. Belki yavaş koşacağız, detaylarda ve yaşanmışlıklarda arayacağız hayatı evet ama yine de sıkıldığımızın sıkıntısında olacağız.

İşsizlik %13'lere yükselecek, yoksulluk sınırı 5000 liralara gelecek ve etrafımızdaki ülkelerde masumlar her daim ölecek. Peki bunların Amok Koşucusu'yla ne alakası olabilir? Bu kitaptaki doktorun yaşadığı bu kadar pişmanlık bu kadar yardım etme dürtüsü boşuna mı peki? Açın milyon katı tok var. Peki bizim Amok Koşucusu olmak için ne eksiğimiz var? Neden hala ruhsuz, ilgisiz ve donuk bir şekilde öylece oturuyoruz? Forrest'a yaptıkları gibi bize de birisinin koş demesini mi bekliyoruz? "Sen" zamirini kullanacağımız insanlar bazen bizim sevgilimiz, çocuğumuz, cumhurbaşkanımız, manavımız ya da hayvanımız olacak. Bu "sen" kelimesiyle etiketlendireceğimiz oluşumların hayatları için kendi hayatlarımızdan neleri paylaşacağımızı bilerek mi koşacağız acaba? Madem ki koşacağız, o başlangıçta duyduğumuz başlangıç sesinin de bir anlamı olsun. Belki bilmeyerek koşacağız bazı şeylere evet ama bilmemekten gelen bir öğrenme, tanıma duygusunun verdiği çekiciliğe koşacağız o zaman. Bizi, bizden daha iyi tanıyanlar olacak mutlaka. Bizim için fedakarlıklar yapanlar, bizimle kitaptaki gibi yüzlerce üç noktayla konuşup da gözümüzün içine baka baka sürekli bir şeyler anlatmaya çalışanlar... Bu gözlere koşacağız işte biz de. O gözlere sadece retina, iris, gözbebeği, tabaka ve kör nokta gibi fiziksel özellikleriyle değil de fedakarlıklarla, pişmanlıklarla, ders almalarla ve çığrından çıkmalarla bakacağız.

Hepimiz bu hayatta Amok Koşucularıyız. En azından yüreğimizden gelip de bugüne kadar koşamadığımız şeylere karşı koşuyoruz işte. Biz de nereye gittiğimizi bilmiyoruz ama bu koşu süreci de bize zevk veriyor işte.

Zweig da edebiyatıyla koşmaya devam ediyor. Şu an mezarda bilinmezlikler arasında olsa bile bir sadaka-i cariye misali edebiyatıyla bizleri büyütmeye devam ediyor. Bir gün alıyor Viyana Prater'de olağanüstü geceler yaşatıyor, bir gün alıyor Amok Koşucusu'yla beraber hayattaki manevi tamamlanamamışlıklara karşı koşmamızı söylüyor.

Çünkü, koşmak güzel şey.

Rogojin 
 12 Nis 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Stefan Zweig'ın geçen hafta başladığım Merhamet adlı romanına devam ederken bir de hikâye kitabını sıkıştırdım araya-aslında bir Conrad bir de Cortazar da sıkıştırdım- ve çok nadiren olan birşey gerçekleşti: birkaç saat içinde kitabı bitirdim. Bitirmek zorundaydım; çünkü elimden bırakamadım. Zweig'ın bu kitabı ne zaman yazdığını bilmiyorum; ama kendi trajik sonuna yakın bir zaman mı diye düşünmeden edemedim. Kitap ne zaman yazılmış olursa olsun muazzam bir inceliğin, maharetin sonucu. Kitap muhteşem. Hikâyeler muhteşem. Dil, üslûp, ruhumuza akan o lezzet muhteşem. Yapamadım, bırakamadım elimden; okudum, okudum, okudum. Zweig'ın insan ruhunu berrak, lekesiz bir şekilde anlattığı hikâyeler bunlar yine, ve yazar yine en iyi yaptığı şeyi yapıyor: zayıf, yaralı, zaafları olan, yalnız olan, aşık olan, yabancı olan insanların hikâyelerini anlatarak bize bu dünyada yaşamanın trajedisini hikâye ediyor, bize insandan, insan olmaktan, zaaflarla yaralı bereli olmaktan söz ediyor, bize bu hayatta zayıf olmanın, yabancı olmanın, aşık olmanın, yalnız olmanın acıtıcı sonuçlarından söz ediyor; ve bütün bunları bugüne dek okuduğum hikâyelerinin arasında en güzel, en etkileyici edebi üslûbuyla, en üst düzeyde bir incelikle anlatıyor, en azından kitabı okurken benim hissettiklerim bunlardı. 'Amok Koşucusu' adlı hikâye, kitabın zirvesi olabilir, kendi adıma hayatım boyunca okuduğum en etkileyici öykülerden biriydi ve en son Martin Eden'ı okurken ağlamıştım, hikâyenin son birkaç sayfasında artık kendimi tutamadım...pek duramadım da üstelik, okumaya devam ederken yaşlar da akıp gittiler. Zweig'ı ve diğer ruh kazıcılarını, iyi ki edebiyat var ve hayat edebiyattır, edebiyat hayattır diye bize düşündüren, bize söyleyen, anlatan, yazan bütün edebiyatçıları okumaya, onlarla düşünüp hislenmeye ve kendi hayat tecrübemizi böyle muhteşem dil eserleriyle süsleyip güzelleştirmeye devam...bu siteden kim sebep oldu da Stefan Zweig okumaya başladım, hatırlamıyorum; ama hakikaten minnettarım. Zweig okumadan şu dünyadan gitmiş olsaydım, bu lezzeti, bu tadı bilmeden, Zweig'ı tanımadan gidecektim.

Kitabı edebiyat seven herkese öneriyorum. İyi bir edebiyatçı, romancı, hikâyeci ancak karakter yaratabilen, anlatabilen; anlattıkları bizde gerçek hissi yaratabilen; sahteliklere, geçici, basit imaj ve maskelere ihtiyaç duymadan pozsuz, bize hakikati işaret eden ya da gösteren yazarlar olabilir. Tanımadığımız halde hayat deneyimlerinden, hayal güçlerinden, fikir ve hayal yürütmelerinden bizimle bu tecrübeyi paylaşabilen ve bize şu ne olduğu muğlak dünya üzerinde yaşamanın ne olduğuna dair bize bir şeyler, çok şeyler söyleyebilen bütün edebiyatçılar, yazarlar, şairler hepimizin hayat yoldaşı aslında. Bu insanları okuyor olabilmek bile büyük lütûf, büyük bir güzellik. Bu yüzden; okumayan herkese mutlaka bu yaralı, güzel yazarı okumasını ve onun hikâyelerinde bize anlattığı bütün insanlarını tanımasını öneriyorum...

insan_okur 
30 May 11:21 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Öncelikle şu notu sizlere aktarmam gerek: Kitabı İş Bankası Modern Klasikler olarak tek öykü Amok Koşucusu olarak okudum. Çünkü Can Yayınları Amok Koşucusunu 7 farklı öykü olarak basmış içerisinde 7 farklı öykü var; günümüzde bu öykülerin hepsi ayrı ayrı bir kitap.

Klasik haline gelmiş bir cümle olacak ama elimde uzun zamandır duruyordu bu kitap. Romanların arasına kısa bir öykü kitabı sıkıştırmak için elime aldım. Aldım almasına da Zweig beni aldı sanırım kendi dünyasına.

Öylesine usta bir kalem ki... Betimlemeler, canlandırmalar, dil vb. resmen hikayenin içine yerleştirdi... Bu adamı okuyunca öylesine hızlı ve ondan ayrılmadan okumak istiyorum ki gerçekten çok farklı bir dili var. Devamlı bir okuma hırsına kapılıyorum bu adamda; e tabi kitapta kısa olunca kitap hemencik bitiveriyor.

Mükemmel bir aşk hikayesi yazmış Zweig. Öylesine aşık olmuş ki bir Amok Koşucusu olmuş... Amok Koşucusu ne ? O da kitabın içinde kalsın. Bütün duygulara, edebiyatın güzelliklerine hükmediyor sanki. Kitabın ismini zaten Can Yayınları olsun, İş Bankası Yayınları olsun duymuşsunuzdur ki klasik haline gelmiş artık bu eser. Öylesine güzel uzun cümleler kurmuş ki okuyorsunuz ama okuduğunuzdan sıkılmıyorsunuz ve o uzun cümlelerin güzelliğine vuruluyorsunuz. Karakteri ve eşyaları olağanüstü gözünüzün önünde gibi canlandırıyor Zweig.

Tüm duygulara hitap edebilen bir eser. Üzücü, çok kötü bir son var ki gerçekten duygulanmamak elde değil. Eser öylesine güzel ki; belki de öykü diyemeyeceğim kadar güzel bir roman gibi. Duyguyu karşıya çok iyi geçiriyor Zweig. Kesinlikle gözü kapalı tavsiye ederim.

Özge Gören 
07 Mar 18:42 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Yine bir solukta biten Zweig hikayesi. Kesinlikle kısa olduğundan değil, sayfaları nasıl çevirdiğinizi anlamadığınızdan.
Hem bu kadar sade bir üslupla hem de bu kadar kısa yazılmış öyküler nasıl bu kadar etkileyici olabilir? Yazar o korkuyu, çaresizliği nasıl bu kadar hissettirebilir? Zweig gerçekten başarıyor. Kahramanın çıkmazlarını, duygularını birebir yaşatıyor. Diğer tüm kitapları sırada.

Bu ay Arka Kapak dergisinde dosya konusu Zweig. Kesinlikle alınmalı. Benim gibi meraklılarına duyurulur :)

Freyja 
06 Ağu 20:14 · Beğendi · 8/10 puan

Koşu nasıl bir spordur bir de benim ağzımdan dinleyin, koşucuyum ben.

Oryantiring, yarışırken bana yaşam mücadelesi gibi geldi hep. Elinizde sadece bir harita ve gideceğiniz bir dolu hedef var. Çukurlar, tümsekler, ağaçlar,yokuşlar, bozuk yollar... Yarışta tanıdıklarınızı tanımazsınız. Yalnızsınız, bir başınızasınız. Çevrenizde koşan onlarca insan var ancak onların koşması sizin aleyhinize işleyen bir durum. En son ya yarış bitsin kurtulayım diye dua edersiniz ya da yarışı rekabet havasından çıkmadan bitirir yarış boyu güçlü, dirayetli duruşunuzu sergilersiniz.
Ben koşuyu tek kelimeyle tanımlayacak olsam hırçınlık derdim. Koşu hırçındır, dayanıklılık gerektirir.
Güzel başlarsınız, başta ısınırsınız, açar insanı, kilometreler geçer bir bakmışsınız kalbiniz kafanızda atıyor, görüşünüzü saç diplerinizden düşen terler bozabiliyor -yine de kaşlarınıza binlerce teşekkür ediyorsunuz terinize set olduğu için- yanmaya başlıyorsunuz, vücudunuzun dört bir yanından kas ağrısı çekiyorsunuz, kalp atışlarınızı kulağınızda duyumsuyorsunuz, ciğerlerinizin hava doldurup boşaltmaktan bitkin düşmüş gibi bir hali var. Vücudumuz böyle zorluk çekerken bizi koşuya devam ettirten güç nedir? Belki fiziki tatmin, belki yarıştan kazanacaklarınız..

Koşunun adı "amok koşusu" olduğunda tanımlar, şartlar bütünüyle değişiyor.

"İşte Amok... evet Amok, şöyle oluyor: Bir Malezyalı, herhangi bir sıradan, kendi halinde adam içkisini içiyor... Ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta... tıpkı benim odamda oturduğum gibi... sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor... dosdoğru koşuyor, dosdoğru... nereye gittiğini bilmeden... Yoluna ne çıkarsa, insan olsun hayvan olsun, hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor... Ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor... ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle, korkunç koşusunu sürdürüyor... Köylerdeki insanlar bu Amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler... o gelirken uyarmak için ‘Amok! Amok!’ diye haykırırlar ve herkes kaçışır... ama o bunları hiç duymadan koşar, görmeden koşar, önüne çıkanı devirir... sonunda kuduz bir köpeği vururcasına vurup öldürürler onu ya da o ağzından köpükler çıkararak yere yığılıp kalır..." diyor Zweig. Kaleminin tasvir gücüyle tabloyu önünüze çiziyor, anı canlandırıyor ve size bizzat tabloyu yaşatıyor.

Amok koşucusu ne için mücadele eder? Kaybedecek hiçbir şeyi kalmadığı için cinnet geçiren amok koşucusunun bu koşudan ne kazancı olabilir? ulaşılacak hedefleriniz olmazsa nasıl bir bitiş yaparsınız?

#spoiler
Kitabı bitirdiğinizde her amok koşucusunun katliamcı olmadığını görecek, hatta belki kendinizde bir amok koşucusu bulacaksınız.

Keyifli okumalar.

mehmet pak 
 24 Oca 01:50 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Kitabı elime aldığım ilk andan itibaren Amok Koşucusunun ne olduğunu bulmaya çalıştım. Sayfalar ilerledi ama ben bu sorunun cevabını bulamadım. Zweig bunu anlamış olacak ki birden karşıma çıkıverdi Amok koşucusu. "İşte Amok... evet Amok, şöyle oluyor: Bir Malezyalı, herhangi bir sıradan, kendi halinde adam içkisini içiyor... Ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta... tıpkı benim odamda oturduğum gibi... sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor... dosdoğru koşuyor, dosdoğru... nereye gittiğini bilmeden... Yoluna ne çıkarsa, insan olsun hayvan olsun, hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor... Ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor... ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle, korkunç koşusunu sürdürüyor... Köylerdeki insanlar o gelirken uyarmak için 'Amok! Amok!' diye haykırırlar ve herkes kaçışır... ama o, bunları hiç duymadan koşar, görmeden koşar, önüne çıkanı devirir... sonunda kuduz bir köpeği vururcasına vurup öldürürler onu ya da o, ağzından köpükler çıkararak yere yığılıp kalır..."


Yedi bölümden oluşan bu öykü kitabında anlatılan karakterlerden hangisi olmak isterdin diye sorsanız tereddütsüz hiç biri derdim. Ne oldum değil ne olacağım demeli .Hemen hemen bütün hikayelerinde bu söz aklınıza gelecektir. Bayan de Prie'nin yaşamını en güzel anlatan cümle bu olsa gerek ''Kurutulmuş bir çiçek çoktan yitirdiği baharın güzel kokulu mucizesini ne kadar yansıtıyorsa, bu satırlar da onun geçmişe gömülü kaderinin fırtınalarını o kadar yansıtıyor." İktidarını, gücünü , insanlar üzerindeki mutlak egemenliğini kaybeden bir insanın, kaybetmeyi kabullenemeyişini okuduğum sayfalarda aklıma yakın zamanda bir diktatörün çırpınışı geldi. Bir iki ay önceydi yanılmıyorsam Gambiya’da Darbeyle iktidara gelen ve 22 yıldır Devlet Başkanlığı yapan Yahya Jammeh seçimi kaybetmişti. Ama koltuğu bırakmamıştı . Ülkede ohal ilan edip iktidarı gasp etmişti .Yahya Jammeh'te Amok Koşucusu olmaya adaydır. Belkide olmuştur . '' Tarihin akışı zorlanmaktan hoşlanmaz, kahramanlarını kendisi seçer, ne kadar zorlasalar da davetsiz gelenleri hiç acımadan geri çevirir; kaderin arabasından düşen olursa onu artık geri çekmemek gerekir ''


Stefan Zweig bu öyküleri yazarken kurgunun ötesinde yaşanmışlıkları aktardığından kesinlikle eminim. Bir çoğuna mutlaka tanıklık etmiştir. Dünyada büyük savaşların yaşandığı dönemlere tanıklık etmiş yazarların kalemleri bir başka oluyor.Yoksa bu kadar etkili bir şekilde yüreğe dokunmayı başaramazdı diye düşünüyorum. Karakterlerin, öykülerin sonunda kendi yaşamlarına son vermelerini Stefan Zweig 'in genç yaşlarda yaşadıkları tanıklık ettikllerinin yükünü kaldıramayıp eşi ile birlikte intihar etmelerine bağlıyorum. Bugün yaşıyor olsaydı kendi öyküsünü yazarken eşi ile birlikte intihar edilişini okuyacaktık. Belkide onlarca kitabının arasında her hangi bir öyküdeki intihar vakasıyla kendilerini anlatmıştır bilemeyiz.

Stefan Zweig öykülerini okurken empati kurdurması , ön yargıların olaylar üzerinde etkisi olabileceğini ama kişiler üzerinde yanıltabileceği mesajını sıklıkla vermiştir. İki karakter bir olay .A karakteri ile B karakterinin dahil olduğu bir olayda , A karakterine sinirlenip ,kitabı elinizden fırlatıp ,böyle bir insan olabilir mi ? diye küfürler üstüne küfürler yağdırırken ,bir kaç sayfa sonra tam tersi bir durumla karşılaşıp A karakterinden özür dileyip ,aynı sinirli ve öfkeli ruh halimizi B karakterine yansıtabiliyoruz. Stefan Zweig bunu yaparak ön yargılarımızdan arınmamızı ,hiç bir şeyin dışarıdan göründüğü gibi olmadığını anlamamızı istemiştir. Yukarıda da belirttiğim gibi ; ön yargılar olaylar üzerinde işe yarasa da kişiler üzerinde yanıltır.

Önemli önemsiz ,büyüklü ,küçüklü mutlaka bir şekilde hatalarımız olmuştur. Gerek ilk okul sıralarında ,gerek lisede ,gerek iş hayatında vs. En küçük hatalarımızda bile karşımızdaki insanların yaklaşımları ,tavırları, bizi ya daha çok dibe batmaya zorlar, ya da hatalarımızın farkına varıp en temiz şekliyle çıkmamızı sağlar. Kitapta küçük hatalara karşı aşağılanma duygusunu en derinden hisseden bir çocuğun hatalar zincirine tanıklık edeceksiniz. O çocuğu dibe batmaya biz zorladık !

Öykülerin hemen hemen hepsi için şimdiye kadar okuduğum en kaliteli hikayeydi diyebileceksiniz. Özellikle Kitaba adını veren Amok koşucusu . Beni en çok etkileyen öykü oldu . Öykünün başında kime nasıl ve ne şekilde kızacağınızı bilemiyorsunuz. Kibrin ,gururun ,nefretin ,nefret edilen kişiye karşı doğan aşkın, fedakarlığın ,pişmanlığın ,kaybetmenin ,güçsüzlüğün ,savunmasızlığın en trajedi halini bu öyküde bulabileceksiniz.Hatta bütün öykülerinde.

Stefan Zweig Madalya öyküsüyle savaşların yaşanabilecek en trajedi haline tanıklık edeceksiniz. Okurken yüreğiniz daralacak ,Albay 'ın yerinde olmamak için bütün hayatınızı '' Yaşam '' hariç feda edebilirsiniz. Açlığın ,çaresizliğin ,insanlıktan çıkmanın en ağır halini yaşarken sinirleriniz bozulup kitabı elinizden fırlatacaksınız.
Bu hikayenin işlenmesi bile yazarın savaş karşıtlığını görmemiz için yeterlidir.

Her ne kadarda bir solukta okuyup bitirdiysem de kitabı ,bir hikayeden diğer hikayeye geçerken oldukça zorlandım. Nasıl zorlanılmaz ki ? Bir önceki öykünün etkisini üzerinizden atmanız bayağı vakit alabilir. Kitabın sonunda bir harabeye dönmüş olursunuz .Bir yandan hikayelerin kahramanı olup ,bir yandan okuyucusu oluyorsunuz. Dağılmışsınız ,kendinizi sorgular haldesiniz ,acaba benim yüzümden Amok koşucusu olan bir insan oldu mu diye sormadan geçemiyorsunuz.

Hem Kitap ,hemde Zweig için yazılacak o kadar çok şey var ki benim elimden ancak bu kadarı geldi. Kesinlikle Zweg 'in hayatını araştırın okuyun ve kendisiyle tanışın. Henüz tanışmamış arkadaşlar çok geç kalmadınız mı ?

"... kaderin kurnazlığı tehlikelidir, en umulmadık yerden kendine yer açmayı bilir, kaya gibi sert yaratılıştaki insanların bile yüreğine işleyebilir..."

Büşra 
20 Oca 02:53 · Kitabı okudu · 1 günde · 9/10 puan

Okuduğum yazarlar içerisinde belki de en sevdiğim yazar Zweig olmasına rağmen nedense Zweig kitaplarıyla ilgili inceleme yapmaya elim gitmiyor bir türlü. Hikayelerinin bende bıraktığı etkileri kelimelere dökebileceğime inanmasam da bir şeyler yazmasam içim rahat etmeyecek bu sefer. Zweig'in okuduğum hikayelerinin tamamında olan takıntılı/karamsar kahramanları ve mutsuz sonları, öykülerini bu kadar çok sevmeme sebep oluyor sanırım.

Genellikle hikayelerde ya en diptekilerin çırpınışları ya da en üst tabakanın entrikalarla dolu hayatları anlatılır. Çünkü insanlar ya kendilerinden kötü durumda olanları okuyup kendi hayatlarının acizliğini unutup onlara acımak isterler ya da hayallerindeki yaşamların nasıl bir şey olduğunu okuyup hikayenin kahramanlarına imrenirler. Kendi hayatından sıyrılıp kitaplara sığınan pek az insan kendisininki gibi olan yaşamları görmek ister kitaplarda. İşte bence Zweig bunu yapıyor. Günlük hayatta her gün yanımızdan geçen fakat kafamızı çevirip bakmadığımız o insanların yaşamlarını anlatıyor.

7 öyküden oluşan bu kitabındaysa bir nebze daha karamsarlık dozunu yüksek tutmuş Zweig. Kitap kendi sonlarına yürüyen umarsız insanların öykülerinden oluşuyor. Şaşalı hikayeler ya da şaşırtıcı sonlar yok. Saplantıların sıradan insanları nasıl dibe çektiği anlatılıyor. Karakterlerin psikolojik değişimlerinin incelikle işlendiğini okuduğum her hikayesinde görebiliyorum Zweig'in. Bu nedenlerden kesinlikle okunmaya değer yazdıkları.

Elif Ünal 
 02 Eyl 12:30 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Stefan Zweig... Bunu yazdıktan sonra pek de birşey yazmaya gerek yok sanırım. Yine muhteşem bir kurgu.. Akıcı ve sade dille yazılmış muhteşem bir kitap.. 60 sayfaya sığdırılmış bir dünya var aslında. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum bu kitabı ve diğer bütün kitaplarını.. Keyifli okumalar.. ;)

Ayşe* 
 25 Nis 11:54 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bazı kitaplar vardır ,söylemek istediği şeyi dolaylamadan bir çırpıda tam suratınızın ortasına söyler o an midenize yediğiniz yumruğu kestirecek vaktiniz olmadığını fark edemezsiniz bile. Tam da böyle bir kitap olmuş 60 sayfalık kısa fakat bir o kadar da uzun bir serüvene çıkmış gibi hissettim. Edebi dili zengin, üslup, anlatım bir o kadar lezzetli bir hikayeydi. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve çok beğendim. Herkese şimdiden iyi okumalar.

Kübra E. 
26 May 19:49 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Zweig, duygulara bir de onun süzgecinden geçmiş en yoğun hâliyle bakabilmeniz için hiçbir şekilde yapaylığa kaçmayacak betimlemelere başvurur.
Zamanın kısa bir dilimine pek çok duyguyu ustaca sığdırır.

"Amok Koşucusu" da kısa bir kitap olmasına rağmen değindiği konular çok derin.
Irkçılık, kadın-erkek ilişkileri, efendi-köle arasındaki tabiyet ilişkisi, statülerden doğan sınıf farklılıkları eserde yer edinmiş.
Montesquieu ve İbn-i Haldun'un da değindiği, insan karakterinin şekillenmesinde önemli bir yere sahip olan "iklim" faktörüne de eserde temas ediyor Zweig.

Gurura kapılan bir adamın öyküsü "Amok Koşucusu", gururu gözünü kör eden, delicesine koşan bir adamın öyküsü.
Bu koşuda içindeki kini besleyip daha da hızlı koşmak ya da içindeki sese kulak verip vicdanın rahatlatıcı durağında soluklanmak koşucuya kalmış.
Okuyucuyu da bu koşuya dahil ediyor Zweig. Bitiş çizgisine dek elinde meşaleyle okurun duygularına ışık tutuyor. Bitiş çizgisinde sürpriz bir sonla meşaleyi okuyucuya devrediyor.


Keyifli okumalar dilerim.
Kadim dostlarımız olan kitaplarla kalın. :)

Kitaptan 270 Alıntı

Sinem Başaran 
30 Mar 02:43 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

-söz konusu başkalarının derdi olunca nasıl da hep daha zeki ve daha nesnel oluruz-

Amok Koşucusu, Stefan ZweigAmok Koşucusu, Stefan Zweig

Budalaca bir şey bu, şu denizin altında milyonlarca ölü var, ayağımızı bastığımız her karış toprağın altında çürüyen bir ceset var... Ama yine de dayanamıyorum, dayanamıyorum böyle maskeli balolar düzenleyip şehvetli kahkahalar attıklarında...

Amok Koşucusu, Stefan ZweigAmok Koşucusu, Stefan Zweig

Yardım etmek için de bu duyguya ihtiyacınız vardı, karşınızdakinin size ihtiyacı olduğu duygusuna.

Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 87)Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 87)
Salih Çermik 
27 Ağu 12:10 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Yalnızlığa yeterince sahiptim.

Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 14 - İş Bankası Yayınları - 3. Baskı)Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 14 - İş Bankası Yayınları - 3. Baskı)
Küçük kara balık 
01 Tem 14:08 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

belki de... ah şu belirsizlik, nasıl da eziyet ediyordu şimdi bana..

Amok Koşucusu, Stefan ZweigAmok Koşucusu, Stefan Zweig
Black 
20 Tem 16:47 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

'Kimse öğrenmeyecek değil mi? Hiç kimse?'
'Hiç kimse,' dedim inandırıcı olmak için bütün gücümü kullanarak, 'size söz veriyorum.'

Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 48 - TÜRKİYE İŞ BANKASI Kültür yayınları)Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 48 - TÜRKİYE İŞ BANKASI Kültür yayınları)
27 /

Kitapla ilgili 2 Haber