Amok Koşucusu

8,5/10  (245 Oy) · 
565 okunma  · 
176 beğeni  · 
3.700 gösterim
İntihar, Stefan Zweig'ın zihnini gençlik yıllarından beri meşgul eden bir kavramdı. Yaşamının bir anlamı kalmadığını anladığı anda yaşamına kendi eliyle son verebileceğini daha üniversite yıllarında söylemişti. İlk evliliği sırasında karısı Friederike'yi kendisiyle birlikte intihar etmesi için zorlayan, sonra bu düşüncesinden vazgeçen Stefan Zweig, yıllar sonra, İkinci Dünya Savaşı sırasında, ikinci karısıyla birlikte yaşamına son verdi. Yazar, önceki intihar girişimlerinden vazgeçmiş olsa da korkularını, romanlarındaki ve öykülerindeki kahramanlara yaşatıyor. Amok Koşucusu'nda yer alan öykülerin ortak izleği de intihar. Kendi yaşamından ya da tarihteki gerçek kişilerin yaşamlarından kesitler katarak yazdığı bu öykülerde Stefan Zweig'ın duyarlı kişiliğini, olağanüstü gözlem gücünü olduğu gibi sayfalara yansıttığını görüyoruz. Yazdığı öykülerin en başarılı örneklerinin yer aldığı bu kitapta, bir uzun öykü olan Amok Koşucusu bir baş yapıt. İnsanı en güçsüz, en savunmasız yönleriyle ele alıp, insan ruhunun en derin katmanlarına inmeyi bilen, bütün bunları sonucu okuru gerçekten etkileyebilen bir yazar Stefan Zweig. Yazdıklarının üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına karşın, öykülerinin, romanlarının bugünkü kuşaklar tarafından da aynı ilgiyle okunması, onun kalıcı bir yazar olduğunun en büyük kanıtı. Amok Koşucusu'nun bu yeni çevirisinde, daha önceki basımda yer almayan öyküler de bulunuyor.

 
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2016
  • Sayfa Sayısı:
    192
  • ISBN:
    9789755101454
  • Orijinal Adı:
    Der Amokläufer
  • Çeviri:
    İlknur Özdemir
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Rogojin 
 12 Nis 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Stefan Zweig'ın geçen hafta başladığım Merhamet adlı romanına devam ederken bir de hikâye kitabını sıkıştırdım araya-aslında bir Conrad bir de Cortazar da sıkıştırdım- ve çok nadiren olan birşey gerçekleşti: birkaç saat içinde kitabı bitirdim. Bitirmek zorundaydım; çünkü elimden bırakamadım. Zweig'ın bu kitabı ne zaman yazdığını bilmiyorum; ama kendi trajik sonuna yakın bir zaman mı diye düşünmeden edemedim. Kitap ne zaman yazılmış olursa olsun muazzam bir inceliğin, maharetin sonucu. Kitap muhteşem. Hikâyeler muhteşem. Dil, üslûp, ruhumuza akan o lezzet muhteşem. Yapamadım, bırakamadım elimden; okudum, okudum, okudum. Zweig'ın insan ruhunu berrak, lekesiz bir şekilde anlattığı hikâyeler bunlar yine, ve yazar yine en iyi yaptığı şeyi yapıyor: zayıf, yaralı, zaafları olan, yalnız olan, aşık olan, yabancı olan insanların hikâyelerini anlatarak bize bu dünyada yaşamanın trajedisini hikâye ediyor, bize insandan, insan olmaktan, zaaflarla yaralı bereli olmaktan söz ediyor, bize bu hayatta zayıf olmanın, yabancı olmanın, aşık olmanın, yalnız olmanın acıtıcı sonuçlarından söz ediyor; ve bütün bunları bugüne dek okuduğum hikâyelerinin arasında en güzel, en etkileyici edebi üslûbuyla, en üst düzeyde bir incelikle anlatıyor, en azından kitabı okurken benim hissettiklerim bunlardı. 'Amok Koşucusu' adlı hikâye, kitabın zirvesi olabilir, kendi adıma hayatım boyunca okuduğum en etkileyici öykülerden biriydi ve en son Martin Eden'ı okurken ağlamıştım, hikâyenin son birkaç sayfasında artık kendimi tutamadım...pek duramadım da üstelik, okumaya devam ederken yaşlar da akıp gittiler. Zweig'ı ve diğer ruh kazıcılarını, iyi ki edebiyat var ve hayat edebiyattır, edebiyat hayattır diye bize düşündüren, bize söyleyen, anlatan, yazan bütün edebiyatçıları okumaya, onlarla düşünüp hislenmeye ve kendi hayat tecrübemizi böyle muhteşem dil eserleriyle süsleyip güzelleştirmeye devam...bu siteden kim sebep oldu da Stefan Zweig okumaya başladım, hatırlamıyorum; ama hakikaten minnettarım. Zweig okumadan şu dünyadan gitmiş olsaydım, bu lezzeti, bu tadı bilmeden, Zweig'ı tanımadan gidecektim.

Kitabı edebiyat seven herkese öneriyorum. İyi bir edebiyatçı, romancı, hikâyeci ancak karakter yaratabilen, anlatabilen; anlattıkları bizde gerçek hissi yaratabilen; sahteliklere, geçici, basit imaj ve maskelere ihtiyaç duymadan pozsuz, bize hakikati işaret eden ya da gösteren yazarlar olabilir. Tanımadığımız halde hayat deneyimlerinden, hayal güçlerinden, fikir ve hayal yürütmelerinden bizimle bu tecrübeyi paylaşabilen ve bize şu ne olduğu muğlak dünya üzerinde yaşamanın ne olduğuna dair bize bir şeyler, çok şeyler söyleyebilen bütün edebiyatçılar, yazarlar, şairler hepimizin hayat yoldaşı aslında. Bu insanları okuyor olabilmek bile büyük lütûf, büyük bir güzellik. Bu yüzden; okumayan herkese mutlaka bu yaralı, güzel yazarı okumasını ve onun hikâyelerinde bize anlattığı bütün insanlarını tanımasını öneriyorum...

mehmet pak 
 24 Oca 01:50 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kitabı elime aldığım ilk andan itibaren Amok Koşucusunun ne olduğunu bulmaya çalıştım. Sayfalar ilerledi ama ben bu sorunun cevabını bulamadım. Zweig bunu anlamış olacak ki birden karşıma çıkıverdi Amok koşucusu. "İşte Amok... evet Amok, şöyle oluyor: Bir Malezyalı, herhangi bir sıradan, kendi halinde adam içkisini içiyor... Ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta... tıpkı benim odamda oturduğum gibi... sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor... dosdoğru koşuyor, dosdoğru... nereye gittiğini bilmeden... Yoluna ne çıkarsa, insan olsun hayvan olsun, hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor... Ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor... ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle, korkunç koşusunu sürdürüyor... Köylerdeki insanlar o gelirken uyarmak için 'Amok! Amok!' diye haykırırlar ve herkes kaçışır... ama o, bunları hiç duymadan koşar, görmeden koşar, önüne çıkanı devirir... sonunda kuduz bir köpeği vururcasına vurup öldürürler onu ya da o, ağzından köpükler çıkararak yere yığılıp kalır..."


Yedi bölümden oluşan bu öykü kitabında anlatılan karakterlerden hangisi olmak isterdin diye sorsanız tereddütsüz hiç biri derdim. Ne oldum değil ne olacağım demeli .Hemen hemen bütün hikayelerinde bu söz aklınıza gelecektir. Bayan de Prie'nin yaşamını en güzel anlatan cümle bu olsa gerek ''Kurutulmuş bir çiçek çoktan yitirdiği baharın güzel kokulu mucizesini ne kadar yansıtıyorsa, bu satırlar da onun geçmişe gömülü kaderinin fırtınalarını o kadar yansıtıyor." İktidarını, gücünü , insanlar üzerindeki mutlak egemenliğini kaybeden bir insanın, kaybetmeyi kabullenemeyişini okuduğum sayfalarda aklıma yakın zamanda bir diktatörün çırpınışı geldi. Bir iki ay önceydi yanılmıyorsam Gambiya’da Darbeyle iktidara gelen ve 22 yıldır Devlet Başkanlığı yapan Yahya Jammeh seçimi kaybetmişti. Ama koltuğu bırakmamıştı . Ülkede ohal ilan edip iktidarı gasp etmişti .Yahya Jammeh'te Amok Koşucusu olmaya adaydır. Belkide olmuştur . '' Tarihin akışı zorlanmaktan hoşlanmaz, kahramanlarını kendisi seçer, ne kadar zorlasalar da davetsiz gelenleri hiç acımadan geri çevirir; kaderin arabasından düşen olursa onu artık geri çekmemek gerekir ''


Stefan Zweig bu öyküleri yazarken kurgunun ötesinde yaşanmışlıkları aktardığından kesinlikle eminim. Bir çoğuna mutlaka tanıklık etmiştir. Dünyada büyük savaşların yaşandığı dönemlere tanıklık etmiş yazarların kalemleri bir başka oluyor.Yoksa bu kadar etkili bir şekilde yüreğe dokunmayı başaramazdı diye düşünüyorum. Karakterlerin, öykülerin sonunda kendi yaşamlarına son vermelerini Stefan Zweig 'in genç yaşlarda yaşadıkları tanıklık ettikllerinin yükünü kaldıramayıp eşi ile birlikte intihar etmelerine bağlıyorum. Bugün yaşıyor olsaydı kendi öyküsünü yazarken eşi ile birlikte intihar edilişini okuyacaktık. Belkide onlarca kitabının arasında her hangi bir öyküdeki intihar vakasıyla kendilerini anlatmıştır bilemeyiz.

Stefan Zweig öykülerini okurken empati kurdurması , ön yargıların olaylar üzerinde etkisi olabileceğini ama kişiler üzerinde yanıltabileceği mesajını sıklıkla vermiştir. İki karakter bir olay .A karakteri ile B karakterinin dahil olduğu bir olayda , A karakterine sinirlenip ,kitabı elinizden fırlatıp ,böyle bir insan olabilir mi ? diye küfürler üstüne küfürler yağdırırken ,bir kaç sayfa sonra tam tersi bir durumla karşılaşıp A karakterinden özür dileyip ,aynı sinirli ve öfkeli ruh halimizi B karakterine yansıtabiliyoruz. Stefan Zweig bunu yaparak ön yargılarımızdan arınmamızı ,hiç bir şeyin dışarıdan göründüğü gibi olmadığını anlamamızı istemiştir. Yukarıda da belirttiğim gibi ; ön yargılar olaylar üzerinde işe yarasa da kişiler üzerinde yanıltır.

Önemli önemsiz ,büyüklü ,küçüklü mutlaka bir şekilde hatalarımız olmuştur. Gerek ilk okul sıralarında ,gerek lisede ,gerek iş hayatında vs. En küçük hatalarımızda bile karşımızdaki insanların yaklaşımları ,tavırları, bizi ya daha çok dibe batmaya zorlar, ya da hatalarımızın farkına varıp en temiz şekliyle çıkmamızı sağlar. Kitapta küçük hatalara karşı aşağılanma duygusunu en derinden hisseden bir çocuğun hatalar zincirine tanıklık edeceksiniz. O çocuğu dibe batmaya biz zorladık !

Öykülerin hemen hemen hepsi için şimdiye kadar okuduğum en kaliteli hikayeydi diyebileceksiniz. Özellikle Kitaba adını veren Amok koşucusu . Beni en çok etkileyen öykü oldu . Öykünün başında kime nasıl ve ne şekilde kızacağınızı bilemiyorsunuz. Kibrin ,gururun ,nefretin ,nefret edilen kişiye karşı doğan aşkın, fedakarlığın ,pişmanlığın ,kaybetmenin ,güçsüzlüğün ,savunmasızlığın en trajedi halini bu öyküde bulabileceksiniz.Hatta bütün öykülerinde.

Stefan Zweig Madalya öyküsüyle savaşların yaşanabilecek en trajedi haline tanıklık edeceksiniz. Okurken yüreğiniz daralacak ,Albay 'ın yerinde olmamak için bütün hayatınızı '' Yaşam '' hariç feda edebilirsiniz. Açlığın ,çaresizliğin ,insanlıktan çıkmanın en ağır halini yaşarken sinirleriniz bozulup kitabı elinizden fırlatacaksınız.
Bu hikayenin işlenmesi bile yazarın savaş karşıtlığını görmemiz için yeterlidir.

Her ne kadarda bir solukta okuyup bitirdiysem de kitabı ,bir hikayeden diğer hikayeye geçerken oldukça zorlandım. Nasıl zorlanılmaz ki ? Bir önceki öykünün etkisini üzerinizden atmanız bayağı vakit alabilir. Kitabın sonunda bir harabeye dönmüş olursunuz .Bir yandan hikayelerin kahramanı olup ,bir yandan okuyucusu oluyorsunuz. Dağılmışsınız ,kendinizi sorgular haldesiniz ,acaba benim yüzümden Amok koşucusu olan bir insan oldu mu diye sormadan geçemiyorsunuz.

Hem Kitap ,hemde Zweig için yazılacak o kadar çok şey var ki benim elimden ancak bu kadarı geldi. Kesinlikle Zweg 'in hayatını araştırın okuyun ve kendisiyle tanışın. Henüz tanışmamış arkadaşlar çok geç kalmadınız mı ?

"... kaderin kurnazlığı tehlikelidir, en umulmadık yerden kendine yer açmayı bilir, kaya gibi sert yaratılıştaki insanların bile yüreğine işleyebilir..."

Büşra 
20 Oca 02:53 · Kitabı okudu · 1 günde · 9/10 puan

Okuduğum yazarlar içerisinde belki de en sevdiğim yazar Zweig olmasına rağmen nedense Zweig kitaplarıyla ilgili inceleme yapmaya elim gitmiyor bir türlü. Hikayelerinin bende bıraktığı etkileri kelimelere dökebileceğime inanmasam da bir şeyler yazmasam içim rahat etmeyecek bu sefer. Zweig'in okuduğum hikayelerinin tamamında olan takıntılı/karamsar kahramanları ve mutsuz sonları, öykülerini bu kadar çok sevmeme sebep oluyor sanırım.

Genellikle hikayelerde ya en diptekilerin çırpınışları ya da en üst tabakanın entrikalarla dolu hayatları anlatılır. Çünkü insanlar ya kendilerinden kötü durumda olanları okuyup kendi hayatlarının acizliğini unutup onlara acımak isterler ya da hayallerindeki yaşamların nasıl bir şey olduğunu okuyup hikayenin kahramanlarına imrenirler. Kendi hayatından sıyrılıp kitaplara sığınan pek az insan kendisininki gibi olan yaşamları görmek ister kitaplarda. İşte bence Zweig bunu yapıyor. Günlük hayatta her gün yanımızdan geçen fakat kafamızı çevirip bakmadığımız o insanların yaşamlarını anlatıyor.

7 öyküden oluşan bu kitabındaysa bir nebze daha karamsarlık dozunu yüksek tutmuş Zweig. Kitap kendi sonlarına yürüyen umarsız insanların öykülerinden oluşuyor. Şaşalı hikayeler ya da şaşırtıcı sonlar yok. Saplantıların sıradan insanları nasıl dibe çektiği anlatılıyor. Karakterlerin psikolojik değişimlerinin incelikle işlendiğini okuduğum her hikayesinde görebiliyorum Zweig'in. Bu nedenlerden kesinlikle okunmaya değer yazdıkları.

Özge Gören 
07 Mar 18:42 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Yine bir solukta biten Zweig hikayesi. Kesinlikle kısa olduğundan değil, sayfaları nasıl çevirdiğinizi anlamadığınızdan.
Hem bu kadar sade bir üslupla hem de bu kadar kısa yazılmış öyküler nasıl bu kadar etkileyici olabilir? Yazar o korkuyu, çaresizliği nasıl bu kadar hissettirebilir? Zweig gerçekten başarıyor. Kahramanın çıkmazlarını, duygularını birebir yaşatıyor. Diğer tüm kitapları sırada.

Bu ay Arka Kapak dergisinde dosya konusu Zweig. Kesinlikle alınmalı. Benim gibi meraklılarına duyurulur :)

Ayşe* 
 25 Nis 11:54 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bazı kitaplar vardır ,söylemek istediği şeyi dolaylamadan bir çırpıda tam suratınızın ortasına söyler o an midenize yediğiniz yumruğu kestirecek vaktiniz olmadığını fark edemezsiniz bile. Tam da böyle bir kitap olmuş 60 sayfalık kısa fakat bir o kadar da uzun bir serüvene çıkmış gibi hissettim. Edebi dili zengin, üslup, anlatım bir o kadar lezzetli bir hikayeydi. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve çok beğendim. Herkese şimdiden iyi okumalar.

Bekir İstanbul 
15 Nis 19:29 · Kitabı okudu · 1 günde · 9/10 puan

Evet, bu Zweig'in okuduğum dördüncü kitabı oldu. Yani üslubunu, tarzını iyi bildiğim, kullandığı kelimelerin kokusuna alışık olduğum, beğendiğim bir yazarın bir kitabını daha okudum.

Yine gerilim, yine gizem ve yine aynı sürükleyicilik. Yalnız bu sefer tahmin ettiğim bir sonla bitti. Bir taraftan sonu tahmin ederken diğer taraftan daha farklı, daha büyük ve sarsıcı bir son bekliyordum. Kitabın gidişatına göre son biraz sönük kaldı.

Özellikle uzak güneydoğu asya coğrafyasında bir kaç ülkeyi gezmiş, tropikal iklimi, o nem ve sıcaktan ıslak bunalmışlığı, o erimiş bitkinliği, o Ekvator yağmurlarını, o ufak tefek insanları, her yerden fışkıran yeşili yaşamış biri olarak kitaptan ayrı bir keyif aldığımı belirtmeliyim.

Ne Kitapsız Ne Kedisiz 
26 May 19:49 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Zweig, duygulara bir de onun süzgecinden geçmiş en yoğun hâliyle bakabilmeniz için hiçbir şekilde yapaylığa kaçmayacak betimlemelere başvurur.
Zamanın kısa bir dilimine pek çok duyguyu ustaca sığdırır.

"Amok Koşucusu" da kısa bir kitap olmasına rağmen değindiği konular çok derin.
Irkçılık, kadın-erkek ilişkileri, efendi-köle arasındaki tabiyet ilişkisi, statülerden doğan sınıf farklılıkları eserde yer edinmiş.
Montesquieu ve İbn-i Haldun'un da değindiği, insan karakterinin şekillenmesinde önemli bir yere sahip olan "iklim" faktörüne de eserde temas ediyor Zweig.

Gurura kapılan bir adamın öyküsü "Amok Koşucusu", gururu gözünü kör eden, delicesine koşan bir adamın öyküsü.
Bu koşuda içindeki kini besleyip daha da hızlı koşmak ya da içindeki sese kulak verip vicdanın rahatlatıcı durağında soluklanmak koşucuya kalmış.
Okuyucuyu da bu koşuya dahil ediyor Zweig. Bitiş çizgisine dek elinde meşaleyle okurun duygularına ışık tutuyor. Bitiş çizgisinde sürpriz bir sonla meşaleyi okuyucuya devrediyor.


Keyifli okumalar dilerim.
Kadim dostlarımız olan kitaplarla kalın. :)

Rabia Nur Tekkaya 
 27 Ara 2016 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · Puan vermedi

Satranç kitabı ile büyüsüne kapıldım Stefan Zweig'in. Bu yüzdendir diğer eserlerine de merak saldım. Lakin henüz okuduğum 2. eseri :)

Kitap 7 hikayeden oluşuyor. Hepsi de tuhaf bir şekilde ölüm ile alakalı. Ve ölüm konusunu hissettirerek işlemiş. Psikolojik tasvirleri güzel ve akıcı bir kitap.

Bir diğer konu ise; Zweig, Satranç kitabından sonra Nazi düzenine karşı gelip bu savaşlar ve haksızlıklarla dolu dünyanın bir parçası olmayı reddedip eşi ile intihar etmiş. Amok Koşucusu'nda da bu psikolojisini yansıtıyor diyebiliriz. Hatta adam bas bas bağırmış "ben ölmek istiyorum" diye de yorumlanabilir.

Nedense benim ilgimi çekiyor bu yazar, Stefan Zweig'in bir nevi psikolojisini anlamak için okunabilir bir eser.

Handan Aksu 
28 Şub 11:40 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Yine bir Zweig klasiği. Vicdani yükün insana yaptıracakları hakkında uzun süre düşünmeme neden oldu. '' ...Bu kadının aşırı aptallığımdan ötürü benden nefret ettiğini de... ölümden nefret ettiğinden daha çok nefret ettiğini..."

Özge Uzun 
26 Şub 2015 · Kitabı okudu · 10/10 puan

yazarın ilk okuduğum kitabı 'satranç' tı. çok iyi bir kitap olduğu kesin ancak 'amok koşucusu' nu çok daha etkileyici buldum. 'intihar' gibi ilgin bir konu etkileyici bir dil yeteneğiyle birleşince harika bir kitap çıkmış ortaya. Ancak yine de kitaptaki bazı hikayeler diğerleriyle karşılaştırıldığında insanı biraz hayal kırıklığına uğratabiliyor.

Kitaptan 136 Alıntı

Sinem Başaran 
30 Mar 02:43 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

-söz konusu başkalarının derdi olunca nasıl da hep daha zeki ve daha nesnel oluruz-

Amok Koşucusu, Stefan ZweigAmok Koşucusu, Stefan Zweig

Yardım etmek için de bu duyguya ihtiyacınız vardı, karşınızdakinin size ihtiyacı olduğu duygusuna.

Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 87)Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 87)
Ayfer Özbey 
18 Mar 20:40 · Kitabı okudu · Puan vermedi

...yaşamla ölüm arasındaki bu koşuda, bu bunaltıcı, yapış yapış uyku tek durağım oldu.

Amok Koşucusu, Stefan ZweigAmok Koşucusu, Stefan Zweig

Oda boştu, havasız gibiydi, kendisini hiç kimsenin istemediği bu yalnızlık içinde o da kendisini bomboş hissediyordu, boş, yararsız, tükenmiş ve yıpranmış; neden burada olduğunu ve neden buraya geldiğini anımsaması için biraz zaman geçmesi gerekiyordu. Günden ne bekliyordu ki titrek, ağır adımlarıyla sessizliği durmadan kat eden saatine böyle huzursuzluk içinde bakıyordu?

Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 8 - Can Yayınları)Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 8 - Can Yayınları)

Beni hiç tanımadan değerimi biçmiş ve beni satın almıştı, iradesinin önsezisiyle beni eline geçirmişti.

Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 86 - Can Yayınları)Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 86 - Can Yayınları)

Kitapla ilgili 2 Haber