1000Kitap Logosu
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!

Hakkında

68 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 1 sa. 56 dk.
Adı
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Orijinal adı
Brief Einer Unbekannten
Çevirmen
Basım
Türkçe · Türkiye · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 26 Şubat 2019 (İlk yayınlanma: 1922) · Karton kapak · 9786053606604
Diğer baskılar
Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920'li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun "gönderen"inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: "Sana, beni asla tanımamış olan sana". Kadın büyük tutkusunu hep bir "bilinmeyen" olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde "taraflar" değil, sadece tek bir "taraf" vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda "mutlak aşk" kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!
Fiyatlar

Okurlar

Kadın
% 71.9
Erkek
% 28.1
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş

Benzer Kitaplar

Amok
Okuyacaklarıma Ekle
Körlük
Okuyacaklarıma Ekle
İnsan Neyle Yaşar?
Okuyacaklarıma Ekle
Satranç
Okuyacaklarıma Ekle
Dönüşüm
Okuyacaklarıma Ekle
Hayvan Çiftliği
Okuyacaklarıma Ekle
1984
Okuyacaklarıma Ekle
Kuyucaklı Yusuf
Okuyacaklarıma Ekle
Simyacı
Okuyacaklarıma Ekle
Huzursuzluk
Okuyacaklarıma Ekle
Serenad
Okuyacaklarıma Ekle
8.5
10 üzerinden
38,4bin Puan · 5423 İnceleme
68 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
"Onu sevmek, nefes almak gibidir. Gel de nefes almaktan vazgeç şimdi" demiş Mevlana. Sevmek, şansın yoksa yaşarken ruhen ölmeyi göze almaktır. Stefan Zweig' in Satranç kitabını okudum ve beğenmişle beğenmemiş arasında kaldım. Yalnız iyi olan bir tarafı var bu yazarın; olay örgüsü kuvvetli ve okurken film izliyormuşçasına bir his uyandırıyor. Bu yüzden şansımı Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabında denedim ve bayıldım. Kitabı kesinlikle tavsiye edeceğim için spoiler vermeden yoğunlaştırılmış duyguların kenarlarından kalemle geçmek istiyorum. İnsan bir defa aşık olabilir ve eğer bir çok defa aşık olduğunu idda edebilen varsa hiç aşık olmamıştır çünkü şanslıysan aşk bir defa uğrar ve gider. Karşılıksız aşk, bedenen yaşayıp ruhen hayata veda etme cesaretidir bana göre. Herkes aşkı farklı şekilde yaşayabilir ama bazıları yaşayamaz ve yazmaya çalışır. Bilinmeyen bir kadından bilinen bir adama yazılan bu mektup sevgisiz ve sadakatsiz geçen bir ömrü kaleme almış. Yaş küçük, aşk kapıda ve sevdiğin kişi sadece kapı altından bir ayak sesi... Bir hayatı bir zarfa sığdırmış, halinden memnun, yaşama çocukluğundan ruhen veda etmiş bir kadın kaç kişiye nasip olur bilmiyorum. Seviyorsun, unutluyorsun tanınmayan bir yüz haline geliyorsun ve sevdiğin insanın yüzünü her insanda görüyorken, sevdiğin insan senin yüzünde hep tanımadığı farklı yüzler görüyor. Evine giriyorsun, hayatına dokunuyorsun, şansın varsa bir iki kelime konuşup nefesini hissediyorsun şansın yoksa uzaktan izleyip ölmeye devam ediyorsun. Bir ölümü bir kelime ile anlatabilirsin ama kağıtlara dökülen ölmeyi dinlemek kolay değil. Ellerinde titreme, gözlerinde buğulanma ve vazonda artık gül yoksa her şeyin sonuna geldiğini anlıyorsun. Bir sabah uyanıp o vazoyu boş görmek artık asla dolmayacağının bir belirtisidir. Her gece farklı koku alıp aynı şeyi yapan bir erkek en fazla tanımadığı kadın ölene dek sevilir sonrası yalnızlık ve boş vazo... Karşılıksız sevmek cesaret ister bana göre. Onu başka insanlarla görmek, evinde farklı kokular almak ve bunu sindirmek, bir de her yıl gönderdirğin o güller başka ellere de dokunuyorsa cesaret vazgeçilmez bir hal alıyor. Güzelsin, gençsin, sevdiğin insandan büyük bir hatıra ama tek bir insan aklında... Bunun ne demek olduğunu şuan okuyan bazı arkadaşlar anlamıyor çünkü yaşamadan bazı şeyler anlaşılmıyor. Bilinmeyen kadın bu yüzden sevilmeyi değil sevmeyi tercih etmiş. Fuzuli’ye sormuşlar: “sevmek mi daha güzeldir, sevilmek mi?” “Sevmek” demiş; “çünkü sevildiğinden hiçbir zaman emin olamazsın.” Değil sevilmek asla tanınmayan uzaktan gelip geçen bir araba sesi gibiydi bilinmeyen kadın. Köpeğin en önemli ve belki de tek özelliği sahibine sevenlerine sadık kalabilmesidir. Adam sadakatsiz, sadık kalamayan biriydi. Kadın neyse adam tersiydi. Sevmek, sevdiğinin yürüdüğü yolu, okuduğu kitapları, dinlediği şarkıları, kullandığı kalemi, kitaplarında yazdığı cümleleri, taktığı kravatı, saati, giydiği çekete kadar bilme arzusurdur. Bazılarımız böyle şeylere burun kıvırıp köşeye çekiliriz bazırlarımızsa sevdiğinin giydiğini, evden çıktığı saati gördüğü için kendini şanslı hisseder. Görmeden aşık olan kaç insan vardır acaba? Sadece kullandığı kalemden, kitabına görüp yüzünü görmeden yaşanılan o aşk kaç kişiye nasip olur? Mevlanın sözünü incelememe ekledim çünkü aşkın öldürmesi değil nefes aldırması gerektiğine inanıyorum. Bilinmeyen kadın hiç sevildiğinden emin olamadan nefes aldı. Bu seven bir kadının yapabileceği en güçlü ayakta kalma şekildir. "Okyanusta ölmez de insan gider bir kaşık sevdada boğulur" demiş Cemal Süreya. O mektup bir kaşık sevdada boğulan bir kadının mektubu. O mektubu, o duyguları, o kısa filmi hayalinizde izlemeyi kesinlikle tavsiye ediyorum. Okuduğum en muhteşem kısa bir günlük romandı. Bazı yerleri aynı duyguları farklı şekilde dile getirmiş ve uzun uzadıya bahsedilmiş. Dili akıcı aynı zamanda dediğim gibi bir günde okuyup bitirebileceğiniz bir roman. Romandan keyif alabilirsiniz. İyi okumalar dilerim.
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Okuyacaklarıma Ekle
68 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
İnsanı oldukça üzen bir fark edilme çabası, bittikten sonra mektubun yazıldığı tanınmış roman yazarı R.’nin de kendi hikayesini okuma isteği doğurmuştur. Bu mektubu aldıktan sonra hayatına nasıl devam etti, öncesinde gerçekten bilinmeyen kadının bize anlattığı gibi biri miydi vs. bir dolu soru ile baş başa kalıyorsunuz . Kitapla ilişkiniz hemen öyle bitmiyor. “... çünkü yeryüzünde hiçbir şey kuytuluklardaki bir çocuğun fark edilmeyen sevgisiyle karşılaştırılamaz; çünkü bu sevgi, yetiştin bir kadının tutkulu ve bilinçaltında hep talep eden aşkının hiçbir zaman olamayacağı kadar umarsız, kendini karşındakine hizmet etmeye adayan, boyun eğen, hep pusuda yatan ve tutkuyla yoğrulmuş bir sevgidir. sadece yalnızlık çeken çocuklar tutkularını bütünüyle, dağılmaksızın koruyabilirler, ötekiler, duygularını başkalarıyla beraberlik atmosferinde gevezeliklerle harcarlar, yakınlıklarla köreltirler, aşk hakkında çok şey okumuşlardır, duymuşlardır ve aşkın ortak bir kader olduğunu bilirler.” Platonik aşka inanan, bir insanı uzaktan sevmenin tadına bayılan, yaklaşınca tüm büyü bozulacak diye korkanlardansanız -ki ben öyleyim- mutlaka okuyun. Bol okumalı güzel günler diliyorum…
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Okuyacaklarıma Ekle
68 syf.
·
10/10 puan
"Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen..." Belki de hayatım boyunca okuduğum en güzel eserlerden bir tanesi olabilir. Okurken bile gözlerimin dolduğunu, masallardaki gibi sonunun mutlu bitmesini beklerken hüsranla sonuçlanması beni çok kötü etkiledi. Bir kadının fazla sevmiş olmasının ardından getirdiği fedakârlığı, kendi benliğinden vazgeçebilecek kadar cesaretli olmasını, tek taraflı ilerleyen ilişkinin yaşattığı acıyı, üzüntüyü konu alan bu kitap eminim okuyan herkeste bir etki bırakacaktır.
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Okuyacaklarıma Ekle
68 syf.
·
20 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu o kadar güzeldi ki hayranlıkla her sayfasını çevirdim .Hele hele Stefan Zweig eseri olması kitabı daha ilgi çekici yaptı gözümde. Bir sanatçının dilini sevdiğinizde ve onla tanıştığınızda onu daha yakın tanımak istersiniz .Bütün kitaplarını okuyup hakkında bilgi edinmek istersiniz .Çünkü kitaplar aslında ne kadar inkar edilse bile çoğu zaman sanatçının içinden çıkan kişilikleri taşırlar . Stefan Zweıg okumak bu yüzden benim için merak edici ve sırlarla dolu . İlk okuduğum kitabı Satrançtı ve bu da okuduğum ikinci kitabı oldu . Kitaplar birbirinden o kadar farklı duygulara sahipki üstünde yazarın adı yazmasa başka bir yazar yazdı sanabilirsiniz . Tabii ikiside birbirinden güzel . Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu harika bir aşk'ı gözler önüne sunuyor .Öyle tahmin ettiğiniz türden bir aşkı değil . Çocukluk aşkı ,sonsuza kadar aşk ama tek taraflı aşk... Bir kitap boyunca mektup vardı ve bu mektup bu aşkı en derinlerinden hisseden on üç yaşından beri kalbinde tutan kişidendi. Bilmiyorum ama on üç yaşından beri sevgi gerçekten içime bir burukluk bıraktı . Kitap okurken ağlayan bir insan olsaydım kesin ağlardım çünkü kitapta geçen aşkın tadı çok tanıdık .
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Okuyacaklarıma Ekle
68 syf.
·
Puan vermedi
Platonik Aşıklar Hakkında
İncelemem platonik,tek taraflı aşklar üzerine olacak.Bu yüzden düşüncelerimin bir çoğu bir yerlerde bu konu hakkında yazılmış ancak benim incelemeyi yazmadan önce haberdar olmadığım şeyler olabilir.İncelemelerin bir çoğunu kitap hakkında yazılmış ciddi eleştirileri okumadan ve konu hakkında detaylı bir tarama yapmadan yazdığım için çoktan bulunmuş olduğu halde yer çekimini bulmaya çalışıyor olabilirim.İncelemelerimin tümü bende böyle bir cahilliğin tedirginliğini yaratıyor.Yine de en azından genç yaşta başkalarının çoktan düşünmüş olduğu şeyleri sıfırdan inşa etmeye çalışmanın faydalı olduğunu düşünüyorum. İlk olarak aşkın tetiklenmeye başladığı ana dönüp,bu aşkın neden ''o kişiye'' karşı olduğunu anlamaya çalışalım. Karakter R'yi ilk gördüğünde 13 yaşında.Zweig'in bu yaşı seçmiş olmasının sebebi ilerleyen yıllarda da bu aşkın sürecek olduğunu resmettiğinde okurların bunu mantıklarında oturtabilmesini sağlamak olabilir. 30 yaşında bir kadın pekala aşık olabilir ve bu aşkın etkileri uzun yıllar boyu kadının kişiliği üzerinde etkisini sürdürebilir.Ancak olgun bir bireyin aşktan elde edeceği şey ''baba sevgisi'' ve ''bilinmek'' değil,eşitlerin ilişkisi olacaktır.Platonik aşkta ise kelimeye uygun düşen biçimde aşık olan kişi ile aşık olan arasında bir uçurum olmalıdır. Bu yüzden kişinin yaşı ufak olmalı ve aynı zamanda ergenliğin getirdiği duygusal coşkudan da az veya çok pay almalı. Bu bağlılığın ancak çok erken yaşlarda tam anlamıyla gerçekleşiyor olduğunun kanıtı olarak da tarikatların çocukları erken yaşta almaları gösterilebilir. Duygusal olarak etkilenmelidirler ve bu etkilenme bir yayın çekilmesi durumunda oluşacak geçici değişikliğe benzememelidir.Yaya uygulanan kuvvet kesildiğinde de yay esnek gerilmiş halde durmalıdır. Bu yüzden bağlanılan kişinin kim olduğunun ve kendisinin etkilediği kişide sürekli bir etki sağlayabilmesinin güvencisinin sağlanması o kişi açısından da gerekli olsa da,bu ancak bir yere kadar başarılabilir. Aşık olan/etkilenen kişinin etkilenmeye müsait olması ve de tam olarak sizin olduğunuz veyahut da vaat ettiğiniz konuma muhtaç olması gerekir. Bu konuma,konumun kendi kendisinde bulunma gayesi için de bağlanılabilir -ancak bu durumda bu gibi kişi için zararlı sayılabilecek bir bağlılık gelişmeyecek,sağlıklı ve insan doğasına uygun olarak çıkarcı bir yetişkinin seçeceği türden bir ilişkiye yönelecektir.Buradaki bağlılık çeşidi ise insanların çoğunlukla yanlış anladığı türde bir bağlılık.Yanlış anlama sebepleri de tek tür bir bağlılığın varolduğu sanılması - . Bu durumda aşık olunan kişi ile gerçek bir ilişki içerisine geçilir ki bu da ancak eşitlerin ilişkisinde mümkündür. Gerçek bir eşitlik söz konusu olmasa da açılacak olan kişinin kendini o kişiye layık görmesi sağlıklı bir ilişki için yeterlidir. Ve bu noktadan sonra zaten aşkın,hayranlık yönü azalır hatta yok olur. Hayranlığın olduğu bir senaryoda sağlıklı bir ilişki mümkün değildir,sağlıklı bir ilişkinin varlığı da hayranlığın yokluğunun kanıtıdır.Ve bu da platonik aşkların asıl özelliğine tamamen terstir eğer bunu Platon'un ideleri ile alakalı olarak anlayacaksak. Şeylerin/İnsanların en mükemmel formu olarak görüyor ise aşık olduğu kişiyi,aşık olan kişi,ona platonik aşık diyebiliriz. Bulduğu ilk fırsatta ona açılabilecek konumda ise platonik olmadığını yalnızca bunu hayal boyutunda yaşamakla kaldığını söyleyebiliriz - platonik aşk tanımı benim yaptığımdan farklı şekillerde yapılabilir.Henüz varolmamış,varolması ümit edilen ve ''şimdilik olmayan'' anlamında da kullanılabilir,ancak ben bu incelemede kişiyi Tanrılaştırma anlamında kullanıyorum bu aşk tipi tanımlamasını. - . Tanışmak için fırsatları olduğu halde --buradaki tanışmayı aslında tanıtma anlamında kullanıyorum.Görünmez halden,bilinmeyen kadın olmaktan çıkma bağlamında. -- bunları kullanmayı tercih etmez gerçekten platonik olan birisi. Ve zaten insanların bunu bu denli ütopik,olmayacak bir şey olarak düşünmelerinin sebebi de bu.Elinde imkanları olduğu halde,kendi kendisini değerlendiriş biçimi ve aşık olduğu kişinin kafasındaki tasavurru birleştiğinde ortaya utangaç ve silik bir benlik çıkıyor. O kişiyi kendi kafasında yüce bir konuma yerleştirmesi ve içinde taşıdığı onun tarafından sevilme arzusu daha önce de dediğim gibi doğal olarak ''Ona layık mıyım? '' düşüncesini doğuruyor ve bu da zaten aslında varolmayan bir noktadan,kendi kendisine bakmasına ve baktığı kendisini de o yukarıdaki konumu algılayış biçiminde olduğu gibi yanlış yorumlamasına neden oluyor. Aşık olduğu kişiyi büyütürken bir hakikate değil yalana bakıyor,kendi kendine bakarken de bir yalana bakıyor ve kendisine baktığında gördüğü kişinin değersiz bir kişilik olmasının yanına bir de aslında varolup olmadığı sorusunun sezgisel olarak doğuşu ekleniyor. İçten içe olmadığı biri gibi davrandığı fark ediliyor ve fotoğraf karesinden yavaş yavaş yüz siliniyor. Martı yayınları kapaktaki kadının gözlerine çarpı atmış,İthaki yayınları da İş bankası yayınları da gözlerini göremediğimiz bir tasarımla karşımıza çıkarmış kitabı. Bir yüz var,bir kadın olduğunu da anlıyoruz ancak daha fazlasını görmek mümkün değil. O kişinin kim olduğuna değer vermeye başlaması ile birlikte,ki kendisine göre de bu gayet makuldür ve başkalarının anladığı gibi kendinden bir fedakarlık yapıyor olduğunu da düşünmemektedir.Çünkü kendisi değersizken,R değerli ve değerli olana yönelerek,onu anlamaya çalışarak,onu takip ederek de doğru olanı yapıyor. Thales'in gökyüzüne bakarken ayağının bastığı yere bakamaması/bakamaması gibi. Aşık olan kişi kendi içindeki cevheri göremez ve buradan da aşık olamayan insanların ortak özelliğine çıkabiliriz. Kendine değer vermek aşkı imkansız kılıyor ve özgüveni yüksek olan bir insanın sevmesi gayet mümkün olsa da böylesi sımsıkı bir aşk onlara nasip olmuyor - belki de bela olmuyor da denebilir. - . Nasip olmuyor demek yanlış kaçıyor çünkü bu aşk zaten bir ihtiyaçtan doğuyor.13 yaşında olmasının sebebinin o yaştaki bir kızın bağlanmaya meyilli olması olduğunu söyledik.Burada yalnızca aşkın bağlanmaya meyille ilgili olduğu gibi bir sonuç çıkmaz.Aynı zamanda bağlanılmaya meyilli olmaya da ihtiyaç vardır. Bir köpeğin sahibinin bahçesinin önünde daha güvende olması,tasmasının kopması ve özgür kalmasıyla birlikte ise çok daha tehlikeli bir dünyayla yalnız başına mücadele etmek zorunda olması bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Karşıdaki kişinin gücü sebebiyle zamanla kendini daha ezik hissedecektir evet,yine de en baştan beri kendi ezdirmeye yönelen bir karakter olmaksızın bu dönüşüm mümkün değildir. Ormanda özgürce dolaşıyordur ve henüz onu avlamak isteyenler de onu kölesi yapmak isteyen insanlar da çıkmamıştır. Bu yüzden henüz böylesi bir karaktere sahip olunduğu bilinmemektedir. Bilinmeyen Kadın'ın aşık olduğu ilk andan önce,Bilinen bir adama aşık olacağına dair bir emare yoktur ortada. Bir anda ortaya çıkmıştır bu bağlılık. O andan önce yalnızca bilinmeyen kadındır ve bilmeyenlerin kim olduğu da bilinmezlikte olduğundan dolayı -bilebilir olanların kim olduklarının belirsiz olması,onları önemsizleştiriyor ve bilinmezliğin yarattığı hisler diğer hislerden daha baskın hale de gelemiyor.Çünkü o ana kadar birileri tarafından biliniyor ya da bilinmiyor olmanın gözle görülür bir farkı yoktu.Bilinmemenin farkına varılmayacak kadar önemsizdi hatta bu.Kaldı ki böyle ne çok insan vardır,kim bilir... - önemsizdi bilinmek yada bilinmemek.En azından bir mektup göndermeyi gerektirecek kadar içinde dolup taşmıyordu bu bilinme arzusu ve onun yokluğu. Ancak bir şeye emek harcamaya başlaması ile birlikte o şey tarafından bilinme arzusu,kendini tutamayacak kadar baskın hale geldi. Ve ilginçtir R'ye aşık olduğu seneler boyunca da bilinme arzusu hiçbir zaman gerçekten bilinir olacağı kadar ileri gitmesini sağlamamıştı. Elbette bilinmek adına ufak adımları olmuş olabilir ve de onun yakınındayken,onu gözlemlerken,onun kendisinden haberdar olmayışı onu mutsuz kılmış da olabilir. Yine de bu hiçbir zaman onunla tam bir iletişim içine geçmesini sağlayamamıştı. Söylemek istediğim,bence oldukça ilginç ve farklı bir yorum,yıllar boyunca gerçekten R'ye aşık olmuş olduğu ve aşkının yoğunluğunun hep onun tarafından bilinmekten daha baskın gelmiş olması. Onu gerçekten seviyordu ve onu sevmek,sürekli onu takip etmek yeterli geliyordu ona ve onun tarafından bilinip bilinmediğini düşünecek vakte sahip olamayacak kadar ona odaklanmıştı. Ancak sevgisinin soğuması ile birlikte mektup yazma kararı ve onun kendisinden haberdar olup olmadığı konusu bir sorun halini aldı. Yani bu aşk gerçekten de bitmek tükenmek bilmeyen bir aşk DEĞİLDİ ! ''Her şeye rağmen sevgi'' türünden bir aşk ise hiç değildi. Onun takıntılı olduğu kişinin biliniyor olması da,yıllarca dönüp kendine bakmamasına sebep olan etkenlerden biriydi -bunu daha önce söylemişim gibi gözükse de aslında yeni bir şey söylüyorum. - . Aşkının ilk dönemlerinde,ki bu epeyce uzun bir süreydi, onunla heyecan ve merakla ilgilenişi,onun yaşantısını onun kadar sevinçle karşılayabilir hale getirirdi. Aşık olduğu kişi bilinen bir kişi olmasaydı,belki de bilinme arzusu uzunca bir süre tatmin edilemeyecekti..sonunda da bunu doyuramadığı noktaya her halükarda geldi. Son olarak Kafka'nın Babasına yazıp hiç göndermediği mektupla,bu kitap arasında kurduğum ilişkiden de söz edip incelemeyi bitireyim. İki mektupta da ortak olan nokta,mektubun ulaşmasını istedikleri kişinin hayatlarının merkezi bir sorunu oluşu.Oldukları kişinin üzerinde sürekli bir etkileri olmaları ve bundan da kurtulmak istemeleri (?) . Onlarla ilgilenirken kendileriyle ilgileniyorlar ve onların kendim dedikleri kişinin oluşmasında çok büyük etkiye sahipler - olumsuz anlamda (?) - ve bundan haberdar da değiller.Bu yüzden onları daha da fazla düşünmek ve onlar tarafından bilinmeyi arzulamak zorunda kalıyorlar. Kendileri onlara çok yakınken,onların kendilerine çok uzak olması buradaki sürekli takıntıya sebep olan şey. Bir şey var karşında ona dokunmak istiyorsun,onun yanından geçiyorsun,onunla konuşmaya çalışıyorsun,ona bağırıyorsun ama hiçbir şey olmuyor,hiçbir tepki vermiyor.Seni görmüyor,duymuyor,sana ne büyük acılar çektirdiğinin farkında değil.Dokunmaya çalıştığında bir hayalet gibi içinden geçiyor kolun,bileğin,parmakların,kalemin...yazdıkların.
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.