Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

8,8/10  (983 Oy) · 
2.099 okunma  · 
874 beğeni  · 
6.489 gösterim
Başka Yayınevlerinden;

Meçhul Bir Kadının Mektubu (Sayfa6 Yayınları, Palet Yayınları)

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Doğu Batı Yayınları)

şeklinde yayınlanmıştır.

 Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920'li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun "gönderen"inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: "Sana, beni asla tanımamış olan sana". Kadın büyük tutkusunu hep bir "bilinmeyen" olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde "taraflar" değil, sadece tek bir "taraf" vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda "mutlak aşk" kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2016
  • Sayfa Sayısı:
    68
  • ISBN:
    9786053606604
  • Orijinal Adı:
    Brief einer Unbekannten
  • Çeviri:
    Ahmet Cemal
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Oğuz Aktürk 
 06 Nis 00:07 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Zevkle inceleme yapacağım kitaplardan biri daha. Zweig'a ait okuduğum 3. kitap ve artık Zweig'la ilgili temel yapıtaşlarının kendi adıma oturmaya başladığını hissediyorum.

Zweig, romanlarında tezatlıkları seviyor. Ulaşılmak istenen taraf bazen bir kişi olsa bile bazen bir kalp oluyor bazen de bir hedef oluyor fakat o hedefte her daim bir umursamazlık hakim. Anlatıcı karakterlerin bitmek bilmeyen çabası bu kitapta da en çok göze batan çabalardan biri. Kürk Mantolu Madonna'nın Raif Bey'i gibi kapıda beklemelerden tutun da Amelie filmindeki gibi amaçlanmış kişiden başka kişilerin asla ve asla anlatıcıya tam olarak ulaşamadığı, kitapta esintileri olan konulardan.

Çocuk psikolojisi konusunda harika bir kitap olduğunu düşünüyorum. Burada fakir bir çocukluktan, zengin bir gence doğru giden bir yol var. Çocuk halinde iken anne şefkatinden bile mahrum bırakılan çocuğun başka şeylere yönelmek istemesi kadar doğal bir şey yok. Çocuk olduğumuz zaman o kadar şeyle aynı anda ilgilenmeyi istiyoruz ki, etrafımızdaki çocuklardan, büyüklerden herhangi bir tepki alamayınca bile bazen çıldırabiliyoruz. Kitaptaki anlatıcı da adamı her şey olarak gördüğü için elinden ya da ruhundan ona ait bir şeyler çıkarılınca epey pesimist bir auraya bürünmek zorunda kalıyor.

Bence bilinmeyen bir kadın hep bilinmeyen olarak kaldı. Çünkü çocukluktan kadın tanımına geçmeyi bile adamın onu tanıması olarak görüyordu. Böylelikle o ilgisizlikle yetişmiş, fakir bir çocukluk hayatından gelme insan, kendi potansiyelini gerçekleştirme uğruna kariyer, okul ya da başka herhangi bir şey değil sadece onun kendisini tanımasını istiyordu.

Bilinmeyen bir kadın, bilinmeyi istemediği kişiler tarafından o kadar çok bilinen bir kadın oldu ki bu bilinirliğini artırmak yerine ruhunun bilinmeyenliğini daha çok artırdı. Deneyimsizlik, sevgi konusundaki saflık, herhangi bir şeyden habersiz olması, manevi yöndeki eksiklikler bu kızı oluşturan parçalar.

Bu kitapta hiçbir cümle boş değil, her cümle o kadar samimi ki bilinmeyen bir kadının sevdiği adam keşke siz olaymışsınız da bu mektubu size yazsaymış diyesiniz geliyor. 1920 yılında bir gün, postacı gelip de kapınıza böyle bir mektup bıraksa sizin de eliniz ayağınız düğümlenirdi. Fakat şimdi Twitter var, Whatsapp var. Mektubun altına numara iliştirme, Twitter adresini bırakma falan var. Hatta mektup kültürü bile kalmadı artık. 20.yy'ın sevgileri bile insanın insan olarak hissetmesini sağlayan sevgiler be kardeşim. Ben bu anonimliğin, bu habersizliğin, bu veri eksikliğinin olduğu yıllarda bir kadın tarafından sevilmek isterdim.

"Sen" kelimesini bu kitapla birlikte gerçekten çok sevdim. Sanırım bu kitap bize "Sen" kelimesinin gizemli ve en samimi anlamını öğretiyor. Eğer o "sen"i bir kere bile olsun tanımak isteseydin, o kızın içinde kopan buhranları da anlayabilecektin be R. Sen onun çocuk saflığındaki sevgisini değil, bedenini istedin. Sen onu sen olarak istemedin ki hiçbir zaman, sen onu et parçası olarak gördün. Bir kere değil, bir çok kez gördün hem de R. Buna rağmen seni sevmekten hiç usanmadı ama. Biliyorsun değil mi? Sen ne kadar o kadına beden algısıyla baktıysan o kadın da sana o kadar ruhuyla baktı be R. Fakat R... O hiç pişman değil. Bugüne kadar aklına gelebilecek herhangi bir pişmanlık kavramına bile sığmaz o kadının düşündükleri. Hiçbir hareketinde pişman değil. Senden kopan bir parça olarak gördüğü o çocuk için yaptığı onca şeyden bile pişman değil. Seni sevdiği için de hiç pişman değil. Pişman olsaydı, o kadar sayfa yazı yazdıktan sonraki sözleri günümüz gençleri gibi "Allah belanı versin, engelliyorum seni." yerine "Sana teşekkür ederim... seni seviyorum, seni seviyorum... elveda." olur muydu be R?

Sana bir şarkı hediye ediyorum R, umarım bu şarkıyı dinlemek kadına baktığın bakış açını değiştirmene yardımcı olur : https://www.youtube.com/watch?v=kt7yrISdoAM

"Affetmesen de fark etmez.
Ben çoktan affettim seni,
Benimki bir beklenti değil.
Gökyüzü mavidir değişmez...."

----spoiler----
Not : Kitap gerçek anlamda tüylerimin tamamen diken diken olmasını sağlayabilmiş bir kitaptır. Sadece iki kelimesiyle.
"Kendimi sattım."
----spoiler----

Nurhan Işkın 
30 Kas 2015 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Gizemli bir kadının onu tanımayan ünlü R'ye yazdığı mektup...

Tanınmış roman yazarı R' doğum günün de aldığı isimsiz ve adressiz mektubu incelerken; "Sana beni asla tanımamış olan sana," diye başlayan satırlarını hayretle okumaya başlıyor. İki düzine kadar özensiz olarak yazılmış bu mektuptan ziyade müsvedde benzeri kağıtlar da sıkça karşılaştığı bu cümle ile kendisine olan aşkı, masumiyeti. özlemi, acıları, korkuları, yalnızlığı, tutkuyu ve bir insana duyulan derin hisleri okuyacağından habersizdir...

Bilinmeyen kadın saf duyguları ile onu ilk gördüğü günden yıllar sonra mektubu yazdığı güne kadar olan aşkını ve onun için hissettiklerini anlatmaya çalışmıştır.

"Sana beni asla tanımamış olan sana." derken aslında karşılaştıklarını ve onun gözünde o tanınma duygusunu arayarak yıllarca içinde taşıdığı aşkı anlatırken; sizi duygularına ortak edecek kadar yalın ve kendinizi kitabın içinde onun yaşadığı duyguları hissederken bulacaksınız...

Stefan Zweig bu eseri ile aldığı tüm övgüleri hak ediyor. Bir kadının duygu dünyasına girip, onun aşka bakışını, hassasiyetini,psikolojik duygusal iniş çıkışlarını, karşısında ki erkeğin onun dünyasında ki yerini ve tutkularını, özlemini, acısını ve yalnızlığını kağıda dökmesine hayran kaldım. Henüz okumamış olanlara tavsiye ederim...

Kitap çocukluğundan beri bir adama aşık bir kadının zamanla saplantıya dönüşen aşkına yazdığı mektuplardan oluşuyor. Böyle hastalıklı platonik bir aşk olamaz diyorsunuz okurken. Kadın çocukluğumdan beri ona aşık,onunla birlikte oluyor. Ama adam kadının isminden bile habersiz. Okurken hem üzülüp hem kadına kızdım. Yazar insan psikolojisi ve davranışlarının sınırlarını ölçen bir kitap yazmış. Bunun aşk değil, takıntı haline getirilmiş, hastalıklı, saplantılı bir sevgi olduğunu anlıyorsunuz. Yazarın okuduğum ikinci ve çok beğendiğim kitabı. Tavsiye ederim...

fazi 
02 Haz 23:28 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Sana, beni asla tanımamış olan sana."
Bu cümlede tüm kitabın özetini bulacaksınız aslında..
Birçok arkadaşımın tavsiyesiydi bu güzel kitap, oturduğum yerde birbirinden farklı duygusal anlar yaşadım sayesinde..
Bir kadın düşünün; aşık, kör ve her şeye rağmen umutlarını hiç yitirmeyen.. Bir kadın düşünün; bilinmeyen, tanınmayan ve hiçbir şartta hatırlanamayan.. Ve bir adam; yakışıklı, zengin, yardımsever ancak karşısındakini bir yabancıdan öte görmeyen, onu hatırlamayı beceremeyen ve onu umursamayan...
Birçoğumuzun bazen dönüp baktığı ve karşısındaki kişiyi bir anlık da olsa tanıdığını düşündüğü o birkaç saniyenin dayanılmaz muamması bu kitapta da yaşansaydı ne olurdu acaba? R., bilinmeyen kadını ya tanısaydı. Bilinçli bir şekilde yaklaşsaydı, gençliğinde günler geçirdiği kadını yıllar sonra tekrar gördüğünde tanıdık bir ifadeyle alsaydı kollarına. Ne olurdu? Yine aynı tutkuyla sever miydi kadın ulaşılmaz olan adama ulaşsa, ya da bir kitap olur muydu bundan, bu kadar severek okur muyduk bizler? Bence okumazdık, hatta kitap dahi olmazdı o zaman..
Bilinmezliğin karşı konulmaz cazibesi etrafımızı sararken, üzüntü ve umutsuzluk da bir yandan yakamızı bırakmıyor ve bu bize kesinlikle çekici geliyor.. Kadının sürekli olarak kullandığı 'Sen beni asla tanımadın' cümlesiyle içimizde oluşan keşke bir kereliğine de olsa tanısaydı hissi kitap boyunca bizi hiç bırakmıyor.
Bazılarına göre bir aşk, bazılarına göreyse bir saplantı olan bu duyguları son sayfaya kadar yaşıyor, biten mektupla birlikte R. ne hissediyorsa aynılarını hissediyorsunuz.. Aynı pişmanlık, aynı merak, aynı hatırlamaya çalışma çabası ve aynı korku.
Ara vermeden, soluksuz okunacak ve her sayfasında bir tane bile boşa yazılmış cümle bulamayacağınız harika bir kitap.. Okumak için tereddüt etmeyin. Yalnızca elinize alıp ilk sayfayı çevirin, sonrasını Zweig'e bırakın..

Muzaffer Akar 
 26 Haz 2015 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Karşılıksız, tutkulu ve bilinmeyen bir aşkın, gizemli kadın kahramanının ağzından mektuplaştırılarak Zweig'in büyülü anlatımıyla muhteşem bir psikoloji-aşk öyküsü. Etkilenmemek ve tekrar okumamak elde değil.

Bekir İstanbul 
13 Haz 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · 9/10 puan

Elinize alıp okumaya başlayınca bitirmeden bırakamayacağınız bir kitap. Zira benim aynı gün içerisinde hem okuduğum hem de incelemesini yazdığım ilk kitap diyebilirim. Bu Zweig'in okuduğum ikinci kitabı ve anlaşılan okumaya da devam edeceğim. Satranç gibi bu da çok sürükleyici ve çok etkileyici. Yer yer gerek hikaye açısından, gerek anlatım gücü açısından "Kürk Mantolu Madonna" kitabına benzettiğim bir aşk ve bir acı kitabı. İnsan hatırlanmak, tanınmak, bilinmek ister...

Mazlum İlhan 
 20 Kas 2016 · Kitabı okudu

Ah! Bu kadar okudum, bu kadar öykü ya da destan duydum, aşkın yolu asla düz gitmiyor.
( William Shakespeare )

Stefan Zweig'in okunan her kitabından etkilenmemek elde değil. Bunda, yazarın son derece akıcı üslubu, kelimeleri seçmedeki hüneri, kitaplarının kurgusu ve belki de en önemlisi; karakterleri, onların ruh dünyalarını olabildiğince açık bir şekilde yansıtabilmesinin büyük payı vardır.

----------SPOILER İÇERİR-------

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, doğum gününde isimsiz bir şekilde Bay R.'ye gelen bir mektupla başlıyor ve aslında öykünün yüzde doksandokuzu bu mektuptan oluşuyor. Mektup, Bay R ile daha on üç yaşlarında karşılaşan ve ona hayran olup daha sonra bu hayranlığın aşama aşama aşka (asla karşılık bulamayan) dönüşmesinin hikayesi.

Bay R., kolay olanı seven, bir kadere etki etmekten korkan ve her şeyi yüzeysel yaşayabilen, en ufak bir hareketin bile bir insanı nasıl değiştirebileceğinden bihaber bir karakter. Kadın, daha çocukluğundan beri son derece iyi gözlemci, hissedebildiği her duygusunun ayırdını yapabilen, en ufak bir olaya-davranışa en derin anlamları (belki de yaşadığı yoğun duygusal durumdan kaynaklı) yükleyebilen, aşık bir insan diyebiliriz.
Bay R.'ye duyduğu aşkı her geçen gün içinde büyüten, onu kollayan koruyan, bu uğurda her şeye katlanan karakterimiz hiçbir zaman aşkına beklediği karşılığı bulamamış. Bay R.'den bir çocuğu olmasına rağmen bu aşk serüveni bir türlü karşılıklı sevilme-anlaşılma boyutuna geçememiştir.

Bunların hiçbirinden en ufak haberi olmayan, tek bir davranışının kadının üzerinde ne denli etkiler bıraktığını bilmeyen-bilemeyen Bay R., mektupta her olayı ayrıntılarıyla okuyacak ve her doğum gününde yine isimsiz şekilde ona gönderilen beyaz gülleri koyduğu vazonun, o sabah doğum gününde boş olduğunu görecektir. Bay R.'nin bundan sonra nasıl bir iç hesaplamayla karşı karşıya kaldığı okurun takdirine bırakılmış.

Sahi aşk kaç kişiliktir?

haribu 
 27 Eki 2015 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Konuşmayı seviyoruz.Ama her zaman konuşmak ,duyguların doğru ifade edilmesini sağlamıyor ya da gerçekten hissettiklerimizi hissettiremiyoruz.Halbuki yazmak,hele de mektup yazmak...o an ki hislerimizin olduğu gibi kağıda ,oradan da muhatabımızın kalbine aktarılmasının en güzel yolu.Bazen,dilimiz söyleyemiyor,sesli dile getirmek zor oluyor ya da çekiniyoruz ama yazarken hem duygularımız hem kelimelerimiz özgür...

Bu kitapta baş kahramanımız ,sevdiğiyle nerdeyse hiç konuşamıyor,ona kendini hiç anlatmıyor ama gel gör ki son yaklaşınca tüm hissettiklerini sevdiği bilsin istiyor ve tüm yaşadıklarını kağıda döküyor,hem de ne dökme...
Bu kitabın her satırını içime işleyerek okudum...Yazar,tüm duygularını okuyucuya o kadar net ve derinden aktarmış ki,pişmanlığını,hüznünü,mutluluğunu,heyecanını ,hayal kırıklığını hücrelerimde hissettim.
Ve aşk...içten içe yavaş yavaş büyüyen ,asla karşılığı beklenmeyen bi'ömrü hem güzelleştiren hem mahveden aşk...

Özenmeli mi yoksa koşarak kaçmalı mı bilemedim böyle bir aşktan ama hikayeyi,anlatım tarzını hele de mektup olmasını çok beğendim..

Ve tabii ki mektup bittiğinde adamın başını çevirip boş vazoyu gördüğü an,gerçekleri yavaş yavaş idrak ettiği anın tasviri harikaydı.

Tereddütsüz okuyun derim.

Ayşe 
15 Haz 04:05 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

Stefan Zweig’ın “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” adlı romanı, çerçeve hikâye tekniğiyle kaleme alınmış. Ünlü bir yazar, bir gün hiç tanımadığı bir kadından bir mektup alıyor ve o güne kadar fark etmediği bir hakikati keşfediyor. Dıştaki metin, yazarın bilinmeyen kadının mektubunu almasıyla başlıyor ve yazarın hisleriyle bitiyor. İç metin ise tamamıyla kadının mektubundan oluşuyor. Roman incecik ve son derece sürükleyici bir yapıya sahip, bu sebeple hızla okunuyor. Konusu da aslında son derece klişe, ama yazarın başarısı burada ortaya çıkıyor ve Zweig metnini neredeyse her cümlesinin altını çizdiğiniz bir metne dönüştürüyor. Aşk hikâyesi yazmak kolay görünür, ama aslında bu kadar romana, hikâyeye, şiire kaynaklık etmiş, insanın en derin deneyimlerinden biri olan bu hissi klişeye düşmeden anlatmak en zor iştir. İşte Zweig bunu başarıyor. Bu manada okunmaya değer bir roman "Bilinmeyen Kadının Mektubu".

1 Çay 1 Kitap™ 
 10 Nis 12:09 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Sabah kalktınız posta kutunuzda göndereni olmayan pulsuz bir mektup…

Dikkatinizi çeker heyecanla açıp okur muydunuz yoksa fütursuzca savurup bir kenara mı atardınız?

Yazımızı okumak için :
http://1cay1kitap.com/...bir-kadinin-mektubu/

Kitaptan 431 Alıntı

Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig (Sayfa 52)Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig (Sayfa 52)
Aysel 
17 Ara 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

... Ve insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yoktur.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan ZweigBilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig
Aysel 
17 Ara 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Ölmüş olan biri artık hiçbir şey istemez, sevilmeyi de, kendisine acınmasını da, teselli edilmeyi de istemez.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan ZweigBilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig
Fatmanur Tali 
27 May 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

... çünkü yeryüzünde hiçbir şey kuytulardaki bir çocuğun fark edilmeyen sevgisiyle karşılaştırılamaz.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan ZweigBilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig

Senden uzaktayken mutlu, halimden memnun yaşamak istemiyordum, kendi kendimi acılardan ve yalnızlıktan oluşma, karanlık bir dünyaya gömmüştüm.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig (Sayfa 21)Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig (Sayfa 21)
Pınar Kayacı 
24 Nis 22:44 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Ve sanırım beni ölüm döşeğimden çağırsan, birden ayağa kalkıp sana gelecek gücü bulurdum.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan ZweigBilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig
Ismail Salma 
28 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Beni teselli edecekler ve birtakım sözcükler söyleyecekler, sözcükler, sözcükler; fakat ne yardımı dokunabilir ki sözcüklerin bana?

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan ZweigBilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig
44 /

Kitapla ilgili 1 Haber