Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig

·
Okunma
·
Beğeni
·
63.983
Gösterim
Adı:
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
68
ISBN:
9786053606604
Orijinal adı:
Brief einer Unbekannten
Çeviri:
Ahmet Cemal
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Başka Yayınevlerinden;
- Meçhul Bir Kadının Mektubu (Sayfa6 Yayınları, Palet Yayınları)
- Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Doğu Batı Yayınları
şeklinde de yayınlanmıştır.

Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920'li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun "gönderen"inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: "Sana, beni asla tanımamış olan sana". Kadın büyük tutkusunu hep bir "bilinmeyen" olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde "taraflar" değil, sadece tek bir "taraf" vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda "mutlak aşk" kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!
Zevkle inceleme yapacağım kitaplardan biri daha. Zweig'a ait okuduğum 3. kitap ve artık Zweig'la ilgili temel yapıtaşlarının kendi adıma oturmaya başladığını hissediyorum.

Zweig, romanlarında tezatlıkları seviyor. Ulaşılmak istenen taraf bazen bir kişi olsa bile bazen bir kalp oluyor bazen de bir hedef oluyor fakat o hedefte her daim bir umursamazlık hakim. Anlatıcı karakterlerin bitmek bilmeyen çabası bu kitapta da en çok göze batan çabalardan biri. Kürk Mantolu Madonna'nın Raif Bey'i gibi kapıda beklemelerden tutun da Amelie filmindeki gibi amaçlanmış kişiden başka kişilerin asla ve asla anlatıcıya tam olarak ulaşamadığı, kitapta esintileri olan konulardan.

Çocuk psikolojisi konusunda harika bir kitap olduğunu düşünüyorum. Burada fakir bir çocukluktan, zengin bir gence doğru giden bir yol var. Çocuk halinde iken anne şefkatinden bile mahrum bırakılan çocuğun başka şeylere yönelmek istemesi kadar doğal bir şey yok. Çocuk olduğumuz zaman o kadar şeyle aynı anda ilgilenmeyi istiyoruz ki, etrafımızdaki çocuklardan, büyüklerden herhangi bir tepki alamayınca bile bazen çıldırabiliyoruz. Kitaptaki anlatıcı da adamı her şey olarak gördüğü için elinden ya da ruhundan ona ait bir şeyler çıkarılınca epey pesimist bir auraya bürünmek zorunda kalıyor.

Bence bilinmeyen bir kadın hep bilinmeyen olarak kaldı. Çünkü çocukluktan kadın tanımına geçmeyi bile adamın onu tanıması olarak görüyordu. Böylelikle o ilgisizlikle yetişmiş, fakir bir çocukluk hayatından gelme insan, kendi potansiyelini gerçekleştirme uğruna kariyer, okul ya da başka herhangi bir şey değil sadece onun kendisini tanımasını istiyordu.

Bilinmeyen bir kadın, bilinmeyi istemediği kişiler tarafından o kadar çok bilinen bir kadın oldu ki bu bilinirliğini artırmak yerine ruhunun bilinmeyenliğini daha çok artırdı. Deneyimsizlik, sevgi konusundaki saflık, herhangi bir şeyden habersiz olması, manevi yöndeki eksiklikler bu kızı oluşturan parçalar.

Bu kitapta hiçbir cümle boş değil, her cümle o kadar samimi ki bilinmeyen bir kadının sevdiği adam keşke siz olaymışsınız da bu mektubu size yazsaymış diyesiniz geliyor. 1920 yılında bir gün, postacı gelip de kapınıza böyle bir mektup bıraksa sizin de eliniz ayağınız düğümlenirdi. Fakat şimdi Twitter var, Whatsapp var. Mektubun altına numara iliştirme, Twitter adresini bırakma falan var. Hatta mektup kültürü bile kalmadı artık. 20.yy'ın sevgileri bile insanın insan olarak hissetmesini sağlayan sevgiler be kardeşim. Ben bu anonimliğin, bu habersizliğin, bu veri eksikliğinin olduğu yıllarda bir kadın tarafından sevilmek isterdim.

"Sen" kelimesini bu kitapla birlikte gerçekten çok sevdim. Sanırım bu kitap bize "Sen" kelimesinin gizemli ve en samimi anlamını öğretiyor. Eğer o "sen"i bir kere bile olsun tanımak isteseydin, o kızın içinde kopan buhranları da anlayabilecektin be R. Sen onun çocuk saflığındaki sevgisini değil, bedenini istedin. Sen onu sen olarak istemedin ki hiçbir zaman, sen onu et parçası olarak gördün. Bir kere değil, bir çok kez gördün hem de R. Buna rağmen seni sevmekten hiç usanmadı ama. Biliyorsun değil mi? Sen ne kadar o kadına beden algısıyla baktıysan o kadın da sana o kadar ruhuyla baktı be R. Fakat R... O hiç pişman değil. Bugüne kadar aklına gelebilecek herhangi bir pişmanlık kavramına bile sığmaz o kadının düşündükleri. Hiçbir hareketinde pişman değil. Senden kopan bir parça olarak gördüğü o çocuk için yaptığı onca şeyden bile pişman değil. Seni sevdiği için de hiç pişman değil. Pişman olsaydı, o kadar sayfa yazı yazdıktan sonraki sözleri günümüz gençleri gibi "Allah belanı versin, engelliyorum seni." yerine "Sana teşekkür ederim... seni seviyorum, seni seviyorum... elveda." olur muydu be R?

Sana bir şarkı hediye ediyorum R, umarım bu şarkıyı dinlemek kadına baktığın bakış açını değiştirmene yardımcı olur : https://www.youtube.com/watch?v=kt7yrISdoAM

"Affetmesen de fark etmez.
Ben çoktan affettim seni,
Benimki bir beklenti değil.
Gökyüzü mavidir değişmez...."

----spoiler----
Not : Kitap gerçek anlamda tüylerimin tamamen diken diken olmasını sağlayabilmiş bir kitaptır. Sadece iki kelimesiyle.
"Kendimi sattım."
----spoiler----
"Sana, beni asla tanımamış olan sana."
Bu cümlede tüm kitabın özetini bulacaksınız aslında..
Birçok arkadaşımın tavsiyesiydi bu güzel kitap, oturduğum yerde birbirinden farklı duygusal anlar yaşadım sayesinde..

Bir kadın düşünün; aşık, kör ve her şeye rağmen umutlarını hiç yitirmeyen.. Bir kadın düşünün; bilinmeyen, tanınmayan ve hiçbir şartta hatırlanamayan.. Ve bir adam; yakışıklı, zengin, yardımsever ancak karşısındakini bir yabancıdan öte görmeyen, onu hatırlamayı beceremeyen ve onu umursamayan...

Birçoğumuzun bazen dönüp baktığı ve karşısındaki kişiyi bir anlık da olsa tanıdığını düşündüğü o birkaç saniyenin dayanılmaz muamması bu kitapta da yaşansaydı ne olurdu acaba? R., bilinmeyen kadını ya tanısaydı. Bilinçli bir şekilde yaklaşsaydı, gençliğinde günler geçirdiği kadını yıllar sonra tekrar gördüğünde tanıdık bir ifadeyle alsaydı kollarına. Ne olurdu? Yine aynı tutkuyla sever miydi kadın ulaşılmaz olan adama ulaşsa, ya da bir kitap olur muydu bundan, bu kadar severek okur muyduk bizler? Bence okumazdık, hatta kitap dahi olmazdı o zaman..

Bilinmezliğin karşı konulmaz cazibesi etrafımızı sararken, üzüntü ve umutsuzluk da bir yandan yakamızı bırakmıyor ve bu bize kesinlikle çekici geliyor.. Kadının sürekli olarak kullandığı 'Sen beni asla tanımadın' cümlesiyle içimizde oluşan keşke bir kereliğine de olsa tanısaydı hissi kitap boyunca bizi hiç bırakmıyor.

Bazılarına göre bir aşk, bazılarına göreyse bir saplantı olan bu duyguları son sayfaya kadar yaşıyor, biten mektupla birlikte R. ne hissediyorsa aynılarını hissediyorsunuz.. Aynı pişmanlık, aynı merak, aynı hatırlamaya çalışma çabası ve aynı korku.

Ara vermeden, soluksuz okunacak ve her sayfasında bir tane bile boşa yazılmış cümle bulamayacağınız harika bir kitap.. Okumak için tereddüt etmeyin. Yalnızca elinize alıp ilk sayfayı çevirin, sonrasını Zweig'e bırakın..

Benzer kitaplar

Sayın R. ki ben kendisine Rafet diyorum. Rafet El Romandan dolayı sanırım. Sizler okurken Rasim, Rıza, Rıdvan gibi seçenekler kullanabilirsiniz. İşte kitap Rafete yazılan bir mektup ve ona duyulan derin bir aşkı anlatıyor.

Dün bir kaç arkadaşın okuyup alıntılar paylaştığını görünce kitabı okuduğumu ancak inceleme yazmadığımı fark ettim.

Her okuduğum kitaba inceleme yazma isteğim nedeniyle bu kitabi es geçmemek adına iki satır bir şeyler karalayabilmek için tekrar okuyayım dedim ancak okuyamadım. Çok sıkıcı geldi. Halbuki ilk okuyuşumda çok etkisinde kalmıştım.

Yani sonuç olarak Stefan Zweig kitapları okuyacaksanız eğer sessiz sakin bir ortamda kitabın satırlarını görebilecek kadar bir loş ışıkta okursanız emin olun kendinizden geçeceksiniz. Başka türlü sıkılabilirsiniz.
Gizemli bir kadının onu tanımayan ünlü R'ye yazdığı mektup...

Tanınmış roman yazarı R' doğum günün de aldığı isimsiz ve adressiz mektubu incelerken; "Sana beni asla tanımamış olan sana," diye başlayan satırlarını hayretle okumaya başlıyor. İki düzine kadar özensiz olarak yazılmış bu mektuptan ziyade müsvedde benzeri kağıtlar da sıkça karşılaştığı bu cümle ile kendisine olan aşkı, masumiyeti. özlemi, acıları, korkuları, yalnızlığı, tutkuyu ve bir insana duyulan derin hisleri okuyacağından habersizdir...

Bilinmeyen kadın saf duyguları ile onu ilk gördüğü günden yıllar sonra mektubu yazdığı güne kadar olan aşkını ve onun için hissettiklerini anlatmaya çalışmıştır.

"Sana beni asla tanımamış olan sana." derken aslında karşılaştıklarını ve onun gözünde o tanınma duygusunu arayarak yıllarca içinde taşıdığı aşkı anlatırken; sizi duygularına ortak edecek kadar yalın ve kendinizi kitabın içinde onun yaşadığı duyguları hissederken bulacaksınız...

Stefan Zweig bu eseri ile aldığı tüm övgüleri hak ediyor. Bir kadının duygu dünyasına girip, onun aşka bakışını, hassasiyetini,psikolojik duygusal iniş çıkışlarını, karşısında ki erkeğin onun dünyasında ki yerini ve tutkularını, özlemini, acısını ve yalnızlığını kağıda dökmesine hayran kaldım. Henüz okumamış olanlara tavsiye ederim...
Bu seni ilk görüşümdü...
Apartman merdivenlerinden koşarak yukarı çıkarken görmüştüm seni. Karşı dairemize taşınmıştın. Hayal olduğunu varsaymak istedim, oldukça genç ve yakışıklıydın. Tavırlarının ve davranışlarının, yüreğimdeki sevginin cellatı olmayı talep ettiğini fark edememiştim o an. Günlerce seni gözetledim. Bu duyguyu ilk defa tadıyordum. Seni gördüğümde titereyen bacaklarımı, terleyen avuç içlerimi bilmem ki nasıl anlatsam...
Babam vefat etmişti annem bunu üzerine gittikçe içine kapanmış ve benimle ilgilenmeyi bırakmıştı. Eksikliğini hissettiğim o aile sıcaklığını, şefkati sende aradım; sen tamamla istedim. Aptal mıydım? Hayır beyefendi, yalnızca on üç yaşındaydım...

Daha sonra bir genç kızken girmek istedim hayatınıza. Çocukluktan çıkmış, güzelleşmiştim. Artık ne istediğimi biliyordum, sizi istiyordum Bay R... Tüm uzuvlarımda eksikliğinizi hissediyordum. Bütün varlığımı feda edebilirdim sizin için lakin siz yalnızca bedenimi istediniz benden. Ah hayır beyefendi size kızmıyorum, karnımda sizden bir parça taşıdım zira. Fakat kırgınım.
Beni tanımadınız...

Yetişkin bir kadındım artık. İnsanların yanımdan geçerken iki - üç kere baktığı bir kadın. Son kez girmek istedim hayatınıza... Etrafımda benim bedenimi değil ruhumu, çocuk masumluğundaki sevgimi isteyen erkekler vardı. Beni hayatının merkezine koyan pek çok erkek... Fakat ben sizi istiyordum, beni kıl ucu kadar da olsa hayatına almaya tenezzül etmeyen sizi. Sahi fark etseydiniz acaba bu kadar arzular mıydım? Yoksa diğerlerinden bir farkınız kalmaz mıydı benim için?
O gün karşılaşmıştık sizinle. Üzerimde gezinen istekli bakışlarınızı hatırlıyorum. Beni beğenmiştiniz lakin tanımamıştınız beyefendi.
Yalnızca siz hiç tanımadınız beni...

"Sana, beni asla tanımamış olan sana," diyerek başladım mektubuma. Bunları neden mi yazıyorum? Bilin istedim Bay R... Siz beni bir geceye sığdırdınız da ben sizi bir ömre sığdıramadım...

Zweig... Ne yaptın sen? Yıktın geçtin beni... Bu nasıl bir anlatım? Soruyorum Zweig, bir erkek bir kadını nasıl bu kadar iyi anlatır? Mektubu yazan kadının zamanın beraberinde getirdiği değişimini ve gelişimini hissediyor, birebir yaşıyorsunuz. Beğendiğim bir eser oldu. Yer yer " Kürk Mantolu Madonna" kitabına benzettim. Zweig geç kalınmış bir tanışma oldu bu ama telafi edeceğim. Bu ilk kitabın ve kesinlikle son olmayacak.

Kızgınım sana Bay R.
O seni hiç unutmadı, sen onu hiç hatırlamadın.
Nasıl bu kadar nahoş bir karakter olabilirsin? O kızı anlamaya çalışmalıydın. İçindeki "sen"i anlamaya çalışsaydın eğer bu kitap olmazdı belki ama ben de bilinmeyen kadın da üzülmezdik en azından.
Böyle bir iç dünyaya, böyle bir sevgiye, aşka ne söylenir bilmiyorum. Kendi adıma konuşmak gerekirse hayatımda böyle bir sevgi olsa sanırım dünyanın en şanslı erkeği ben olurdum...
2018'in ilk gününü Stefan Zweig'in ilk kitabı ile karşıladım. Zweig'in kaleminden çok memnun kaldım. Bir kadının duygularının bu kadar içten anlatılmasına çok şaştım, bir kadın neler yaşar ne hisseder hepsini buldum bu kitapta.

Şimdi şöyle düşünün bir kadın ki çok sevmiş ama öyle böyle değil 10 sene 15 sene boyunca çok sevmiş belki hayattaki tüm erkeklerin/kadınların istediği kadar çok sevmiş. Adamın onu farketmemesine rağmen vazgeçmeden çok sevmiş.
Acımış sevmiş, özlemiş sevmiş, acınmış ama yine de sevmiş. Uzaktan her seferinde tanınmak için sevmiş umudu kalmayana kadar beklemiş. Bir insan bu kadar da görünmez olamaz hiç değilse bu kadın olamaz sevgili R. bundan sonra aklına geldikçe kahrol, vicdan azabı çek ohh olsun sana, her kadına başka bakarsın artık daha farkındalıklı bakarsın ama ne farkeder ki?

Bir de mektup düşünün hiç hatırlanmayan ,bilinmeyen birinden gelen bir mektup o mektubun ki her satırındasın, baş kahramanısın ne hissedersin ve hissettiklerinin artık bir önemi olmasın artık bilinmeyen kadını bilsen bile ne farkeder ki yan derdine, yan bilinmeden arkanda gezen o kadının haline. Bilinmeyen kadının bile ahı kalmamış sana, aşkından affederek gitmiş seni.
Şimdi tüm bunları bilerek devam et bakalım hadi...
Çok güzeldi çok beğenerek okuduğum bir kitaptı, tek solukta okuyun ara vermeden ben yarısına kadar biraz ara verdim sanki ara vermesem daha iyi olacaktı sayfa sayısı az zaten şöyle 1-2 saatinizi tam verebilecek zamanda okuyun. Sayfası ile tezat duygular içeren güzel bir kitap.
Zweig'in kalemi ile tanıştığıma çok memnunum 2018'i Zweig yılı ilan ediyorum çoğu kitabını okumak için.

Keyifli okumalar...
Aslında, inceleme yapmayı pek becerebilen bir insan değilim. Ama tam şu an, gecenin 3'ünde, gözlerim okumaktan kızarmış halde, öyle derin şeyler hissettim ki sanırım birkaç satır karalamadan uyuyamayacağım. Stefan Zweig'in şimdiye kadar 3 kitabını okumuştum. Hepsi de birbirinden değerli kitaplar fikrimce. Ama yazara değinmeden önce kitaba bakalım.


Bir kadın. Daha 13 yaşında, 25 yaşındaki genç bir yazara vurulan bir kadın. Hayatını ona adayan ama sevgisi anlaşılmayı bırak, sezilmeyen bir kadın. Ve sevgilisinden olan oğlunun ölümünün acısını bir nebze olsun dindirmek için bütün hayat hikayesini mektuba dökerek sevgilisine yollayan ve daha sonra kendisini ölümün naif kollarına bırakan bir kadın.


Kitaba başlarken bu kadar etkileneceğimi tahmin etmiyordum. Zweig okuyan her insan bilir. 500 sayfalık kurguyu, duyguları 60 sayfacık kısa kitaplara sığdırabilen usta bir yazardır kendisi. Gerek üslubu, gerek betimlemeleri. Alır götürür sizi. Ama bu kitapta kesinlikle aşmıştı kendini bana göre. Anlatımı öyle muhteşemdi ki, mektubu yazan kadının duygularını birebir hissediyordunuz. Ayrıca bir erkeğin, bir kadının duygularını böylesine betimleyebilmesi apayrı bir yetenek bence.


Velhasıl kelam, okuyup bitirdikten sonra kaynar çaydan dalgınlıkla kocaman yudum almışsınız da, diliniz haşlanmış gibi bir his nüfuz ediyor bünyenize. Okuyun, okutturun..
Kadın olmadan kadını yazabilmek...

Okuyanlar bilir... Platonik aşkın öyküsü... Psikoloji dürbünlerini bir kadının nöro-sinirsel durumlarına çeviren bir Zweig...

Kadın adama aşık olur. Adamın kadından yıllarca haberi yoktur. Onunla yatmasına rağmen yoktur. Uzun uzun sohbet etmesine rağmen yoktur. Yıllar geçer ve bir gün adamın posta kutusunda mektuplar birikmeye başlar. Kadının bir çocuğu olur, kucağında ölür. Çocuk adamın mıdır? Yoksa kadın yıllar içinde fiziksel tepkilerine karşı koyamayıp başka birinden mi evlat sahibi olmuştur?

Konu ne olursa olsun para karşılığı cinsel ilişki kurmak ahlaklı bir davranış mıdır? Para, bir insanı orospu veya ahlaklı olarak sınıflandırabilecek ölçü müdür? Yaşam, bir kadının bu duruma direnebileceği kadar adil midir?

Çoğumuzun sırtlanı toplum...

Bir kaç arkadaşım var... Öyküleri birbirine benzer. Onları hatırladım. Canlarım benim.

Hiçbir bilgi, inanç, sistem, devlet tek bir insandan daha değerli değildir benim için.

~Keyifli okumalar~

~Kitapla kalın~
Kitabın edebi tarafına söylenecek bir tek kötü laf olmazken;konusunun çirkinliğine bir o kadar söylenecek kötü söz var.Aşk ile fahişeliği karıştırmamak elzem.Fikir yani gönül;beden yani işi yapan ile uyumlu halde olmalı.Bi insana olan sevginiz,o insan uğruna binlerce kötülükte yer almanızın müsebbibi olmamalı.Benim nazarımda bir şeyin değeri,ona verilen mühimliğin,değerin;ondan kalan şeylere ya da ona ait olanlara bi ömür bekçilik yapmaktan ve korumaktan geçer.

Anlatımı,insana hissettirişliği;cazibeliği;ruh dünyasını dolayısıyla psikolojiyi harikulade ötesi ifade edişi...Bu adam bi başka...انا
"Ben sana mecburum bilemezsin
Aԁını mıh gibi aklımԁa tutuуorum
Büуüԁükçe büуüуor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıуorum."

Böyle bir kitaba ancak bu dörtlük yakışırdı.

Erken gittin Zweig, çok erken. Kalemin susmamalıydı senin, Fırat gibi akmalıydı ve coşmalıydı...

Bir insanı kendinizden vazgeçecek kadar sevdiniz mi hiç? Tanrıymış gibi gözünüzde büyüterek, taparcasına, tüm iliklerinize kadar sevdiniz mi?
Bu bilinmeyen kadının adı "Aşk" olmalıydı. Evet evet onun adını Aşk koydum. Tutku ve bağlılık olsun göbek adı da.
O mektubu okurken ben utandım be R... Nasıl bir insansın diye tartaklamak isterdim seni. Ve seni kıskandım R... "Aşk" sana o kadar bağlı ki yaptığın hiçbir şeyde suçlamıyor seni, karşılıksız seviliyorsun R...

Düşünüyorum da hala bu denli seven insanlar var mı acaba?
"... bu aşk yüzünden omuzlarına hiçbir yük binmiyor. Benim eksikliğimi duymayacaksın-bu beni teselli ediyor. O güzel, aydınlık hayatında hiçbir şey şimdiye kadarkinden farklı olmayacak... Ölümümle sana hiçbir üzüntü vermiyorum... Bu beni teselli ediyor sevgilim. "

Yok ya kalmadı böylesi. Yeni nesil beddualarla, sövüşlerle gönderme yapıyor. Karşılıksız sevgi anlayışı yok. Şimdiki aşklar R gibi bedenlerle sınırlı kalıyor. Koca bir beyin yerini nefsine ve arzularına teslim ediyor ve o içi boş beyinler oksijen israfı yapıyor malesef.

Spoiler var deyip hevesinizi kursağınızda bırakmayacağım gençler. Okuyun... Sevin... Aşkla kalın...

Atilla ilhan'la başladım ama Ataol Behramoğlu ile bitiyorum... Güzel yüreklerde yer bulun emi :)

BU AŞK BURADA BİTER

Bu aşk buraԁa biter ve ben çekip giԁerim
Уüreğimԁe bir çocuk cebimԁe bir revolver
Bu aşk buraԁa biter iуi günler sevgilim
Ve ben çekip giԁerim bir nehir akıp giԁer

Bir hatıraԁır şimԁi ԁalgın uуuуan şehir
Solarken albümlerԁe çocuklar ve askerler
Уüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner
Uуku ve unutkanlık gittikçe ԁerinleşir

Уanуana uzanırԁık ve ıslaktı çimenler
Ne kaԁar güzelԁin sen! nasıl eşsiz bir уazԁı!
Bunu anlattılar hep, уani уiten bir aşkı
Geçerek bu ԁünуaԁan bütün ölü şairler

Bu aşk buraԁa biter ve ben çekip giԁerim
Уüreğimԁe bir çocuk cebimԁe bir revolver
Bu aşk buraԁa biter iуi günler sevgilim
Ve ben çekip giԁerim bir nehir akıp giԁer

Ataol BEHRAMOĞLU
Acının, en bilinmezlerine kadar tanınmak istediğin insan tarafından ucundan bile olsa hatırlanmamanın, hep bir umutla bekleyişin ama sonunda hayalkırıklığının kitabı.
İlk incelemem oluyor kendileri, konuya nerden nasıl girsem bilemedim. Spoiler vermeden nasıl anlatabilirim kitabı onu da bilemiyorum. Ama inceleme yazılmayı hak eden bir kitap olduğu kesin.
Aşkın, tek taraflı olmasına rağmen, hatta aşık olunan kişinin bundan haberi bile olmazken nasıl bu kadar güzel yaşanabileceği aklım almıyor. Tek taraflı aşk mı olur yoksa bunun adı farklı bir şey midir bilinmez ama kadının yaşadıklarının tutkuyla beklenen, yıllarca büyütülen, her anı, her hareketi belleğine kazınmış, sırf karşı taraf kendini sorumluluk altında hissetmesin diye her şeyi ondan saklayan bir kadının hissettikleri aşktır diye tahmin ediyorum.
Zweig'ın çok iyi psikolojik analiz yaptığını düşünüyorum. Başka türlü yazılanların benliğinizde bu kadar iyi hissettirilmesi mümkün olmazdı.
Kitabın içinde çok beğendiğim bir cümleyle bitirmek istiyorum incelememi. "seni herkesten çok sevmiş, ama senin tarafından hiç tanınmamış olandan, hep seni beklemiş, ama senin tarafından hiç çağrılmamış olandan kalan bir miras."
Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?
Ölmüş olan biri artık hiçbir şey istemez, sevilmeyi de, kendisine acınmasını da, teselli edilmeyi de istemez.
... çünkü yeryüzünde hiçbir şey kuytulardaki bir çocuğun fark edilmeyen sevgisiyle karşılaştırılamaz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
68
ISBN:
9786053606604
Orijinal adı:
Brief einer Unbekannten
Çeviri:
Ahmet Cemal
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Başka Yayınevlerinden;
- Meçhul Bir Kadının Mektubu (Sayfa6 Yayınları, Palet Yayınları)
- Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Doğu Batı Yayınları
şeklinde de yayınlanmıştır.

Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920'li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun "gönderen"inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: "Sana, beni asla tanımamış olan sana". Kadın büyük tutkusunu hep bir "bilinmeyen" olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde "taraflar" değil, sadece tek bir "taraf" vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda "mutlak aşk" kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!

Kitabı okuyanlar 11.673 okur

  • Hatice Elif ÖZTÜRK
  • Ng
  • GÖKTEN ÇAĞRI AKTAN
  • Aylin Rana
  • Furkan Ergün
  • Beyzanur Sepetçi
  • İrem Basut
  • Zilan Şahin
  • rabia çakır
  • Betül Özlü

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%23.3
14-17 Yaş
%25.3
18-24 Yaş
%18
25-34 Yaş
%14.3
35-44 Yaş
%10.8
45-54 Yaş
%5
55-64 Yaş
%0.4
65+ Yaş
%2.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%75.8
Erkek
%24.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%36.3 (1.638)
9
%24 (1.082)
8
%20.4 (920)
7
%10.9 (491)
6
%4.3 (192)
5
%2.4 (109)
4
%1 (46)
3
%0.6 (25)
2
%0.1 (5)
1
%0.2 (7)

Kitabın sıralamaları