1000Kitap Logosu
Suç ve Ceza

Suç ve Ceza

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!

Hakkında

687 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 19 sa. 28 dk.
Adı
Suç ve Ceza
Orijinal adı
Prestupleniye i Nakazaniye
Çevirmen
Basım
Türkçe · Türkiye · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 22 Ocak 2019 · Karton kapak · 9789754589023
Diğer baskılar
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881): İlk romanı İnsancıklar 1846'da yayımlandı. Ünlü eleştirmen V. Belinski bu eser üzerine Dostoyevski'den geleceğin büyük yazarı olarak söz etti. Ancak daha sonra yayımlanan öykü ve romanları, çağımızda edebiyat klasikleri arasında yer alsa da, o dönemde fazla ilgi görmedi. Yazar 1849'da I. Nikola'nın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Kurşuna dizilmek üzereyken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildi. Cezasını tamamlayıp Sibirya'dan döndükten sonra Petersburg'da Vremya dergisini çıkarmaya başladı, yazdığı romanlarla tekrar eski ününe kavuştu. Suç ve Ceza Dostoyevski'nin bütün dünyada en çok okunan başyapıtıdır.
Fiyatlar
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!
İdefix
idefix.com

Okurlar

Kadın
% 68.2
Erkek
% 31.8
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş

Benzer Kitaplar

9.4
10 üzerinden
30,4bin Puan · 3450 İnceleme
687 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
PSİKOLOJİNİN BAŞYAPITI
YouTube kitap kanalımda Dostoyevski'nin hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: youtu.be/0i9F0L1dcsM Bu incelemeyi ya hiç okumayın ya da başlamışken sonuna kadar tam olarak okuyun. Aynı Suç ve Ceza kitabının başrolü Raskolnikov gibi ya bir hiç olun ya da Raskolnikov'un emeli gibi Napolyon'a ulaşma ve kendini gerçekleştirme arzuları içerisinde kendinizi tamamlayın. Dostoyevski'ye ait bu kitaptan önce okuduğum 8 kitabında da kendi filminin fragmanının ve galasının yapıldığını söylemiştim. Şimdi ise filmin başladığını ve Suç ve Ceza kitabıyla beraber edebi doyum anlamında ve sorgulama konularında tam bir uçuşa geçtiğini söylemek istiyorum! Ve size bir şey söyleyeyim mi, bu uçuşa hepimiz davetliyiz. Hepimiz onun yazdığı bu yazıları yaklaşık 150 yıl sonra okuyabiliyorsak Rus Edebiyatı uçağının kokpitinden bize seslenen bir Dostoyevski var ve bizi kendi edebiyatına şahit olmak için seyahatler yapmaya çağırıyor. Bu seferki seferinin adı ise Suç ve Ceza, ayrıca sadece gidiş bileti olarak alınmış. Önceki seferlerinde Öteki kitabında Bay Golyadkin karakteriyle kişilik bölünmesini ve psikolojide Doppelganger ile adı geçen olayı tanıtan, Ölüler Evinden Anılar kitabıyla sırta inen kırbaçları, acıları, ruhsal paradoksları Suç ve Ceza kitabında tam anlamıyla en üst seviyelere çıkaran bu adamın Raskolnikov ülkesine gitme arzusuna davetliyiz hepimiz! Raskolnik kelimesinin anlamı : 17. yüzyılda din kitaplarında yapılan düzeltmeleri kabul etmeyenler. Suç kelimesinin anlamı : Yasalara aykırı davranış. Ceza kelimesinin anlamı : Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım. Yukarıda yazdığım 3 kavram arasında sıkışıp kalan, ruhun balta girmemiş ormanlarına balta ile dalan, devlet dairelerini, sistemleri, insanları, siyasi düzeni, inançları, sorgulamayışları, hatta kendini bile balta ile doğramaya ant içmiş bir adam var karşınızda! Raskolnikov. Kişilik bölünmelerinden dolayı sonsuz bir mayoz döngüsüne girmiş olan bu adamın içinde neler neler olmuyor ki... Raskolnikov'un içindeki kişilik bölünmelerinde sistemler ve düzenler baltalanıyor, sorgulamalar arasında ruhsal düzeni sağlamak için ellerinde balta taşıyan askerler gelip geçiyor, inançlar ve kalıpsal düşünceler baltalanıyor, devlet daireleri ve siyasi paradigmalar bir daha gelmelerini istememek amacıyla baltalanıyor ve özellikle de insanın kendisi baltalanmak isteniyor. Peki, ya bu baltalama olayı sonucunda aslında bütün acılar, kederler, sistemler, inançlar, diğer bütün sorgulamalar ağaçların kesilip de sonra tekrar ve daha gür çıkması gibi yerlerinden daha gür ve etkili olarak çıkıyorlarsa? Mesela öldürmesine öldürebilirsin istediğini, peki ya bu ölüler önceki durumlarında verdiği sıkıntı ve acıdan daha çok acı verirse sana aynı ağaçların kesildikten sonra daha gür çıkması gibi Raskolnikovcuğum? Peki, ya cinayet aleti olarak kullanılabilecek bu kadar ilkel bir aletten bir tümevarımla yola çıkılarak bütün insanlar ve bütün sistemler baltalanmak isteniyorsa? Raskolnikov'un içindeki kişilik bölünmelerinin her biri ama istisnasız olarak her birinin aklından atamadığı tek bir şey vardı, o da Napolyon olabilme ve kendini gerçekleştirebilme arzusu. Katil olmaktan çok kendini baltaya ve bu sebeple de onla gelebilecek zirveye adamışlık. Freud daha elinde lolipopla 10 yaşında dolanırken Dostoyevski Suç ve Ceza kitabında onun ileride belirteceği id kavramıyla bu kitaptaki öldürme ve hırsızlık arzusunu, ego kavramıyla bu olayın sorgulamasını, süper ego kavramıyla ise de Raskolnikov'un kıvranmaları ve bir türlü Napolyon olamayışlarını anlatmak istemişti. Bu nedenle Balta Tanrısına tapan sayısızca Raskolnikov vardı içinde bölünmüş olan. En keskin sorgulamaları, Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine en üst sıradan girmeyi arzulamaları, kendisini cinayet gibi bir kaç(amay)ış ile gerçekleştirmeyi istemeleri ile Raskolnikov yatağında tam bir girdap içerisinde kalmıştı. Etrafında baltalar ve Svidrigaylov, Porfiriy, Zametov karakterleri gibi ruh ezici insanlar vardı. Nasıl ki Kafka Dönüşüm kitabında bir böceğe, GLaDOS Portal 2 oyununda bir patatese, Tacettin Sihirli Annem'de bir köpeğe dönüşmüş ise Raskolnikov'un kendisini bir bit olarak hissetmesine şaşırmamalıydı. Çünkü o pislik bir bitin ta kendisiydi. İnsan sevgisini kendi pençesinden kurtaramadığı, Napolyon hayallerinin bir türlü gerçekleşemediği bir bitti. Hakan Günday Kinyas ve Kayra'da, bir fahişe ile bir rahibenin mezarlıkta yanyana olabilmelerini hayatın en gerçek anı olarak görürdü. Bu kitapta da Raskolnikov ve Sonya'nın ilişkilerini ben de aynen buna benzetiyorum. Bir katil ve bir fahişenin ilişkisinden doğan aklanamama sürecini. Mesleği bir bakıma toplum mühendisi olan Dostoyevski, Suç ve Ceza kitabıyla birlikte bize çok ama çok önemli bir fener tutuyor. Peki, biz hayatta ne kadar Napolyon olmayı istiyoruz? Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde nerede yer almak istiyoruz? Cinayet Napolyonu gibi sevgimizin Napolyonu ya da şehvetin Napolyonu mu olmak istiyoruz? Belki de iş hayatımızın ve kariyerimizin Napolyonları? Eminim ki herkes bu kitabı okuduktan sonra kafasında hayali bir spot ışığı belirecek ve sonu gelmeyen sorgulamaların içine düşecektir. Bu kitabı seven bir zamanlar 100den fazla ülkede yasaklanmış olan High Tension filmine bayılır. Bir film bir kitaba bu kadar benzeyebilirdi... Eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun, keyifli okumalar ve acılar dilerim.
Suç ve Ceza
9.4/10 · 114,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
687 syf.
Uzun bir incelemeden merhabalar
KARAKTER REHBERİ: • Rodion Romanoviç Raskolnikov (Rodya): Başkarakter • Alyona İvanovna: Tefeci kadın • Lizaveta: Tefecinin kız kardeşi • Bay Marmeladov: Meyhanedeki sarhoş, Sonya'nın babası • Katerina İvanovna: Marmeladov'un eşi, Sonya'nın analığı • Lippevehzel: Katerina Ivanovna'nın ev sahibesi • Sonya: Fahişe, Rodya'nın sevdiği kadın • Amalya Feodorovna: Raskolnikov'un ev sahibesi • Nastasya: Hizmetçi • Pulheriya Aleksandrovna: Rodya'nın annesi • Avdotya Romanovna (Dunya, Duneçka): Rodya'nın kız kardeşi • Pyotr Petroviç Lujin: Dunya'nın nişanlısı • Andrey Semyoniç Lebezyatnikov: Petroviç'in ev arkadaşı • Razumihin: Rodya'nın üniversiteden arkadaşı • Nikodim Fomiç: Karakol komiseri •İlya Petroviç: Komiser yardımcısı • Zamyatov: Karakol sekreteri • Zosimov: Hekim • Arkadiy İvanoviç Svidrigaylov: Dunya'nın işvereni • Marfa Petrovna: Svidrigaylov'un karısı Rodion Romanoviç, annesi ve kız kardeşinden ayrı, başka bir şehirde tek başına yaşamakta olan bir hukuk fakültesi öğrencisidir. Düştüğü maddi sıkıntılar sebebiyle öğrenimine ara verir, annesinden gelecek paraya kavuşana kadar değerli eşyalarını rehin vererek hayatını idame ettirir. Cinayet işlemeye karar verdiği gün, eşyalarını rehin verdiği tefeci kadını öldürmesiyle birlikte hayatının dönüm noktasını yaşar ve hayatı bir daha hiç eskisi gibi olmaz... Kurgu, her ayrıntısı bizi başka bir sorgulamaya iten, üzerine düşünülmüş bir kurgudur. Örneğin başkarakterin hukuk öğrenimi görüyor olması, planlanan ve istenen bir cinayetin yanı sıra planlanmayan ve istenmeyen bir cinayetin daha gerçekleşmesi, tek tanık olan Svidrigaylov'un intihar etmesi, birinin çıkıp suçu üstlenmesi ve cinayetin onun üzerine kalması, çalınan değerli eşyaların bir yere gömülmesi ve bir daha yüzüne bakılmaması, Rodya'nın yoksulluk çektiği halde gereğinden fazla cömert olması... Boş yere işlenmiş bir cinayet... Bir değil iki cinayet... Söylediğine göre Rodya, halkın kanını emen, tehlikeli, yok edilmesi gereken birini öldürerek insanlığa faydalı bir iş yapmıştır. Kitabın sonuna kadar da suç işlediğini kabul etmemekte, aldığı cezayı sindirememektedir bu yüzden. İnsan düşünmeden edemiyor, bir ayağı çukurda, birkaç yıl sonra kendiliğinden ölecek bir tefeciyi öldürmekle dünya pembe bir pamuk şekeri halini mi alacaktı? Ölen tefecinin yerini 3 gün sonra yenisinin alacağını bile bile cinayet işlemek, üst bir hizmet miydi gerçekten? Tefeciye kendi istekleriyle gittikleri, kendi istekleriyle eşyalarını rehin bırakıp karşılığında bir miktar para aldıkları düşünülünce, aslında işlerine yarayan birini öldürerek hangi duygusunu tatmin etmek istedi Rodion Romanoviç Raskolnikov, merak ediyor insan... Suçun neden ve hangi duygularla işlendiği üzerinde durmaya çalıştım kitap boyunca. Müthiş yoksul bir genç var ortada ama cinayet sonrası ele geçirdiği paralara el bile sürmüyor. Zaten eline geçen her parayı da gözünü kırpmadan birilerine dağıtıyor sadaka niyetine. Bunların ötesinde istese zaten özel ders vererek ihtiyacı olan paraya ulaşabilir. Amacın para olmadığını anlıyoruz böylece. Bir öfke nöbeti sonrasında yahut intikam amacıyla işlenmiş bir cinayet de yok ortada. Son olarak Rodya o kadar zeki bir karakter ki, koca bir düzeneği, düzeneğin en küçük dişlisine zarar vererek yerle bir edemeyeceğini gayet iyi biliyor. Amacı sisteme zarar vermek de değil böylece. Peki ne?.. Bunu açıklayan iki kilit düşünce var kitapta, ikisi de Rodya'ya ait bu düşüncelerden ilki; #146842080 Buna göre Rodya kendini sıradan insanlardan farklı görüyor ve sıradan insanlar için yapılan yasalara tabi olmayı reddediyordu. Bunun bir "suç" teşkil ettiğini kabul etmeyişinin ve ceza almamak için direnişinin sebebi bundan ibarettir. Fakat tamamen masum olan ve ölmeyi "hak etmeyen" Lizaveta'yı öldürdüğü için üzülmesi ve vicdan azabı çekmesi, olağanüstü insanlara tanınan bu hakkın da bir sınırları olduğunu anlatıyor bize. Yine de işlediği bu ikinci cinayeti devamlı unutması ve vicdanını susturmaya çalışması, büyük idealleri gerçekleştirmek uğruna yapılan "ufak" yanlışların hoş görülebileceğini düşündüğünü gösterir. İkincisi; #146032839 Buna göreyse her ne kadar bu, tasarlanan ve tasarımı uzun bir vakte yayılan bir cinayet olsa da kişinin bu uzun vakitte dahi kendini kaybettiği sonucuna, okuduğumuz ayrıntılardan ulaşıyor ve Rodya'nın adeta makalesini haklı çıkarmak için cinayet işlediğini düşünüyoruz. Cinayete hazırlık süreci o kadar komik ayrıntılarla ve tesadüflerle bezeli ki, aklı başında hiçbir insanın hele de Rodya gibi zekisinin bu cinayeti işleyebileceğini düşünmüyor insan. Demek ki bu "kendini kaybediş" uzun bir sürece yayılıyor ve cinayet anında zirveye ulaşıyor. Kitap iki bölümden oluşuyor; cinayet öncesi ve cinayet sonrası. Aslında 3 bölümden oluşabilir ve 3. bölümde ceza sonrası anlatılabilirdi ama yazar son sayfada onun başka bir hikayenin konusu olacağını söyleyerek tercihen sonlandırıyor kitabı. Biz yalnızca suçun işlenişine kadar karakterin nasıl bir halet-i ruhiye içinde olduğunu ve suç işlendikten sonra itiraf edene kadar nasıl buhranlar geçirdiğini okuyoruz. Evet itiraf... Aslında tamamen rastgele işlenen bu cinayet, yalnızca karakterin şanslı olmasından ötürü delilden yoksun kalıyor. Böylece Dostoyevski Rodya'ya cezadan kaçma olanağı sunuyor, fakat cezanın acı çeken ruhlar için bir ödül olduğunu bizzat deneyimleyen Rodya, kaçmayı değil kalmayı, susmayı değil itiraf etmeyi seçiyor. İtiraf ve ceza çekmenin rahatlatıcı yönünü deneyimleyebileceğiniz 
Korku
Korku
 kitabını ve cezası kesinleşen bir suçlunun infazına kadar hissettiklerini okuyabileceğiniz
Bir İdam Mahkumunun Son Günü
Bir İdam Mahkumunun Son Günü
isimli bu kitabı okumayanlar için öneriyor, incelememi burada sonlandırıyorum. Kendinize iyi bakın, hoşçakalın.
Suç ve Ceza
9.4/10 · 114,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
705 syf.
Suç ve Ceza, ciddi anlamda okuma alışkanlığı kazandığım kitap. Ne zaman okuduğun en iyi kitap ne ya da kitap tavsiyesi istense aklıma ilk gelen kitap. Ayrıca 10 puan verdiğim tek kitap(tı, Kayıp Zamanın İzinde yi okuyana kadar). Romanın kahramanı Rodion Romanovich Raskolnikov 'un psikolojik buhranlarına, topluma bir türlü uyum sağlamak istemeyişine, sivri diline ve parlak zekasına tanık oluyorsunuz. Dostoyevski, kahramanımızın hayata bakış açısını, teorilerini, toplumsal ahlakı sorgulanmasını, ailesini ve aile ilişkilerini, dostlarını, düşmanlarını, tüm bunlarla olan ilişkilerini inceliyor ve muhteşem betimlemelerle sizlere de yaşatıyor. Dostoyevski öyle bir karakter yaratmış ki adamın katil olmasına rağmen sempati duymayan yoktur sanırım Raskolnikov' a. Suç olgusuna farklı bir perspektiften bakabilmeyi mümkün kılıyor bu da. Hikayedeki anlatım o kadar ayrıntılı ve gerçekçi ki sanki Dostoyevski kendisi yaşayıp da yazmış. Hatta bununla ilgili bir de doğruluğundan emin olamadığımız mevzu var. Kitap yayınladıktan sonra savcı, Dostoyevski hakkında dava açmış. Gerekçesi ise: " Bir caninin ruhsal durumunu bu kadar gerçekçi ve ayrıntılı anlatan bir kişinin geçmişinde kesinlikle bir cinayet saklıdır. " olmuştur. Kitap okuyorum, diyen herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm bir klasik. Albert Camus gibi büyük bir yazarın da takdirini almış ve ;" Suç ve Ceza'yı okuduktan sonra, ilk kez yeteneğim hakkında bir kuşku duydum. Ciddi olarak, bu işten vazgeçme ihtimalimi ölçüp tarttım " dedirtmiş bir şaheser.
Suç ve Ceza
9.4/10 · 114,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
701 syf.
·
16 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Kim Demiş “Günahsızdır Tanrı” ??
Suç ve Ceza’nın -gerek muhtevası gerekse illeti bakımından- psikolojik çözümlemelerden vücuda geldiği düşünülür. Bizce bu, sadece bir yakıştırmadır ve acele verilmiş bir hükümdür. Üstelik sığ bir kanaatten husule gelmiş basit bir düşüncedir de. Zira eser -felsefi bir problemi kaynak alması hasebiyle (bizce)- psikolojiden çok daha din felsefesi alanına dahil edilebilir bir ideye sahiptir. Nihayetinde eserin kurgusu, teolojik bir probleme verilmiş teolojik bir cevabın pratik hayata adapte edilmesiyle oluşmuştur. Bu yönüyle insandan, ciddi bir soruya verilmiş ciddi bir cevabı -vicdanına danışarak- tartmasını ister. Peki bu problem nedir ve bu probleme nasıl bir cevap verilmiştir? Gelin hep beraber en başından meseleyi tetkik edelim. ... İnsanlığın, düşünme becerisini kazandığı günden beri, düşünce ve inanç dünyalarına ısrarla hükmeden en eski olgu Tanrı’dır. Tanrı, düşüncenin ve inancının arkhesidir/ilk ilkesidir. Dolayısıyla insan, Tanrı olmaksızın ne varlığı anlamlandırabilir ne de varlığın bilgisine ulaşabilir. Ya da ilk başlarda böyle kabul ediliyordu. Hali sebepten kadim dönemdeki bütün zihni faaliyetler, -yani düşünce ve inanç- Tanrı üzerine bina edilmişti. Bu kabulün nihai sonucu olarak Tanrı, doğru ve yanlışın ölçütü, varlığın kaynağı, hukuki normların en temel normu, erk, dolayısıyla hukukun meşruiyeti, dahî devletin de varlık sebebiydi. Yani tabiri caiz ise kadim dönem için tanrı, hangi taşı kaldırsanız altından çıkan şeydi. Hatta bununla da yetinmeyip kaldırdığınız o taş da, taşı kaldıran siz de tanrı olmak zorundaydınız. Bu durumu aksi hem düşünceye hem de inanca mugayir kabul edilirdi. ... Fakat yakın dönemde insanlık -farklı ve belki de haklı gerekçelerle- Tanrı ile olan irtibatını kesmeye niyetlendi. Bu durumun doğal bir neticesi olarak da önce Tanrı’da kusurlar aramaya başladı ardından da kusurlu tanrıyı reddetmekte gecikmedi. Çünkü onlara göre Tanrı, özgürlüğün önündeki en büyük engeldi. Ve özgürlük ancak Tanrı’sız bir yaşamda mümkün olabilirdi. -Burada özgürlük ile kuralsız ve menfaatin merkeze alındığı bir yaşamı kastetiyoruz-. Dolayısıyla Tanrı’da ziyadesiyle kusurlar arandı.. Bu kusurların başında ise “kötülük problemi” yer aldı. Bu probleme göre hayatın içerisinde kötülük mevcuttu ve İyi bir Tanrı’nın yarattığı hayatta kötülük bulunmaması gerekirdi. Oysa hayatta kötülük mevcuttu. Bu durumda iki ihtimal doğuyordu. Eğer iyi bir Tanrı’ya rağmen hayatın içerisinde kötülük mevcut ise Ya tanrı kötülüğe izin veriyordu -ki bu durumda tanrı kötüdür- ya da kötülüğü önlemeye gücü yetmiyordu - o zaman da tanrı her şeye güç yetiremiyordur- . Her iki ihtimalde de Tanrı kusurlu kabul ediliyor ve nihayetinde “Tanrı ancak kusursuz olabilir” denilerek kusurlu bir Tanrı reddediliyordu. En kötü ihtimalde de insan ile bağlantısı kesiliyor ve bütün varlık profanlaşıyordu. ... Fakat kötülük problemi teistler açısından bu kadar kolay sonuca bağlanamadı ve dinsizler ile dindarlar arasındaki tartışma uzayıp gitti. Hatta hâlâ tartışılmaya devam ediyor desek mübalağa etmiş sayılmayız. ... Doğal olarak dindarlar bu problem karşısına bir çok cevap yarattılar. Fakat bir çoğu makuliyet çemberinden geçip doğrulamadı. İçlerinden sadece bir tanesinin bu çemberden geçerek dinsizler nazarında dimdik durabildi. Bu cevap Thomas Aquinas’a aitti. Aquinas’ın geliştirdiği teodiseye göre Tanrı, kötülüğü yaratmıyor sadece ona izin veriyordu. İzin vermesinin sebebi de kötülük ile iyiliklerin doğmasını sağlamayı amaçlamasıydı. Zira ona göre ahlak en iyi olandı. Ahlakın doğması ve gelişmesi gerekiyordu. Ahlakın doğması için de özgür iradeye, özgür irade için de hem iyinin hem de kötülüğün mevcut olduğu bir ortama gerek görülüyordu. Böylece insan iyilik ve kötülük arasından iyiyi tercih ederek ahlaki gelişimini sağlayabilecekti. İşte Aquinas’a göre Tanrı, bu amaçla kötülüğe izin vermişti. (Buraya elbette “Tanrı kötülüğe müsade etmeden de ahlaki geliştirecek bir yöntem bulabilirdi. Daha büyük iyilikleri, kötülüğe başvurmaksınız da yaratabilirdi! Zira “o, her şeye güç yetirendir” deniliyor...” şeklinde bir itiraz da getirilebilir. Ancak amacımız problemi tartışmak olmadığından konuyu burada derinleştirmiyoruz.) Aquinas’ın bu fikri teistler (dindarlar) tarafından ziyadesiyle itibar gördü ve yıllarca da savunuldu. İşte suç ve ceza bu zeminde bu problemin çocuğu olarak dünyaya geldi. Bu, “Dostoyevski, bu teodiseyi suç ve cezanın kurgusuna kaynak kabul ederek eşsiz eserini yarattı.” anlamına geliyor... ... Eserde suç, kötülüğü temsil ediyor. Mezkur teodisede ise kötülük, iyi bir amaç düşüncesi ile meşru bir zemine oturtulup masumlaştırılarak adeta iyi formuna sokuluyordu. Böylece Tanrı’nın da kötülüğe müsade ederken nasıl vicdanını susturduğu da öğrenilmek isteniyor. Dolayısıyla Dostoyevski’nin eserde yaptığı, Aquinas’ın teoride ifade ettiği bu teodiseyi, pratik hayata adapte ederek adeta Tanrı’yı insan bedeninde somutlamaktı. Bu sayede insan, tanrı ile empati kuracak ve kötülüğe karşı verilmiş bu cevabın; vicdan muhasebesindeki karşılığını görecekti. ... İnançlarımızın teodiseye bir şekilde hak verdiği aşikar. Fakat eserdeki bu empati sayesinde insan hem kötülüğe muhatap oluyor hem de vicdanının sesini duyuyor. Öyle ya; insan her türlü suça bir mazeret sunabilir, belki her türlü insanı da ikna edebilir ancak vicdanını susturamaz. Öyle de oldu... Dostoyevski’nin Suç (kötülük) ve Ceza’sı bu muhasebeden husule geldi. Eser, okuyucuların Tanrı ile empati yapmasını sağlarken kötülük ile de muhatap olmasını sağladı. Aynı zamanda kurgusuyla, bir çok kabulü de yeniden sorgulanmasını sağladı. Mesela Suç kavramı. Yazar eserinde suç kavramını şöyle irdeliyor: “ •Suç nedir? •Bir eylemi suç olarak değerlendirmenin ölçütleri nelerdir? •Bu ölçütler, şartlara ve kişilere göre değişebilir mi? Yani her hangi bir birey, her hangi bir sebeple başka bir bireyi öldürdüğünde suçlu (katil) olurken; umumun menfaati için devlet -mesela devlet adına Napolyon- birini öldürdüğünde, gerekçesi umumun menfaati olduğu için haklı olabilir mi? •Umumun menfaati bireyin menfaatine tercih olunabilir mi? •Bu katle meşruiyet kazandırıp masumlaştırabilir mi? •Bu hakkaniyetli bir yaklaşım mıdır? ” Dikkat buyurunuz bütün soruların temelinde tek bir soru var: “İyilik için kötülük yapmak, kötülüğü kötü olmaktan çıkartır mı?” İşte bu soruya vereceğimiz cevap, Aquiston’un teodisenin makul olup olmadığına dair vereceğimiz hükümle aynı. Ve Dostoyevski ‘nin bütün eseriyle vermemizi istediği cevap da bu. ... Bu hayatta insanın terkinde en büyük azap duyduğu şey, inançtır. Dolayısıyla insan, inancını muhafaza etmek için her türlü fikre sorgusuzca itibar edebilir. O halde okuyucuları olarak en azından sadece bir kez bütün cesaretimizle vicdanımızın huzuruna çıkalım ve şu soruyu cevaplayalım: “Tanrı’nın kötülüğe iyilik için izin vermesi, kötülüğün var olmasının haklı bir gerekçesi midir? Tanrının kötülüğe, iyilik için izin vermesi yahut yaratması, Tanrı’yı masumlaştırır mı?”
Suç ve Ceza
9.4/10 · 114,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
Dostoyevski'nin en sevdiğim eserlerinden olması yanında birçok kez okuma fırsatı da edindim. Olay örgüsü Raskolnikov karakteri etrafında oluşmakta ve ana konu vicdan üzerine kurulu da olsa yan karakterler sayesinde hem toplumun yaşayış biçimini hem de yaşanılan dönemi iliklerine kadar yansıtmakta. Roman, suç ve cezayı benzersiz bir şekilde ele alıyor. Suç hikâyenin başında işlenirken, ceza Sonsöz'den önce gelmiyor. Bu kitapla ilgili her şey neredeyse mükemmelliğe yakın ve en yüksek edebi başarı düzeyindedir.
Suç ve Ceza
9.4/10 · 114,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.