Yeraltından Notlar

8,6/10  (866 Oy) · 
2.724 okunma  · 
767 beğeni  · 
17.537 gösterim
Dostoyevski'nin "Rus çoğunluğunun hakiki insanı" dediği bir isimsiz kahramanın yalın ve karanlık düşünceleri... Edebiyat tarihinin en ünlü isimsizlerinden Yeraltı Adamı, insanların oradan oraya üşüşen karıncalara dönüştüğü St. Petersburg'un gri kaldırımlarında itilip kakılırken, yaşama isteğini yavaş ama emin adımlarla mutlak bir öç isteğiyle değiş tokuş eder. Yeraltı Adamı'nın bir devlet memuru olarak geçirdiği tekdüze günler, yanında bir türlü rahat hissedemediği arkadaşları ve hayattaki mutlak yalnızlığı, bıkkın bir öfke ve küçük, imkânsız pazarlıklarla gittikçe daha fazla lekelenir, ta ki kendisini bir arada tutan görünmez ipler yavaşça çözülmeye başlayana kadar. Yeraltından Notlar, yayımlandığı 1864 yılından beri öfke ve sessizliğin en güçlü manifestolarından biri olmuştur.

"Yeraltından Notlar, hakikati kanla haykırır."
-NIETZSCHE-

"Dostoyevski, gökle yer arasında asılı kalmıştır. Hem gök hem de yer tarafından etkilenmiştir."
-HENRI TROYAT-
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2016
  • Sayfa Sayısı:
    140
  • ISBN:
    9789944884013
  • Çeviri:
    Nihal Yalaza Taluy
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
onurgoztepe 
14 Haz 2015 · Kitabı okudu · 10/10 puan

yalnız insanların başucu eseri.

dostoyevski bu romanında insanların beyin kıvrımlarında neşter dolaştırıyor diyebiliriz. kulak verin dostoyevski'ye, o insanlık adına tüm gerçekleri söyleme cesaretini gösteriyor. insanlık...hani şu kibrinden geçilmeyen, hani şu her şeyi bildiğini sanan, hani şu sen, ben, bizler, hepimiz...

kafası karışık bir adamın kendi iç savaşını, kendi ağzından, kendi gelgitleriyle müthiş bir şekilde akıcı tempoyla anlattığı bir roman, uyumsuz ruhumuzun sessiz çığlığı...

ilk kısım 'yeraltı' ikinci kısım ise 'notlar'
ilk kısımda insanoğlunun derin karakteristik ve psikolojik analizi yer almaktadır. dostoyevski, yaratıcı monologları . bıraktığı her soru işaretini başka bir soru işaretiyle çözmüştür. geçmişten beri süregelen deterministik ilişkiyi biz kitapseverlere kafa karıştırmadan tanımlamıştır. soru soruyu doğurmuş ve cevap da bir sonraki soru içersinde sessizce kaybolup gitmiştir. insanoğluna ait en büyük özellik olan nankörlüğü anlatmış. çok fazla bilmenin işe yaramadığını, gelişmişliğin en büyük tembellikleri doğuracağını acımasız bir şekilde göstermiştir.

ikinci kısımda ise ilk bölümde yaptığı insanoğlu felsefesine örnek olacak nitelikte bir öyküye yer vermiştir. kahramanın anlık düşünce değişimlerini, olaylar karşısında gösterdiği dengesiz davranışlarını, gururunu korumak isterken sergilediği tutarsız karakter biçimlerini, çok bildiğini ve kimse gibi olmadığını düşündüğü halde ezikliğe boyun eğdiği geri dönüşü olmayan durumlarını ve buna benzer bir çok insani anları analiz etmiştir.
hikayeyi ise vurucu ve acıklı bir şekilde bitirmiştir. ilk bölümde bahsettiği nankörlük duygusunun verdiği acıyı en içten derecede hissettirerek sonlandırmıştır.

kitabı okuyan herkes böbürlenerek "resmen beni anlatıyor yav" geyiği yapmasın. zira bir yeraltı insanı olmak övünülecek bir şey değildir.

yalnızlıktan kelimeler biriktirirsiniz belki aylarca konuşmazsınız ve birgün biriyle konuşma başlayınca kitlenir saçmalarsınız. olmadığınız gibi davranırsınız ama bunun farkına varmazsınız. çünkü ilişkilerin nasıl olması gerektiğini bilmezsiniz, her şeyden etkilenirsiniz. yalnız olduğunuz ve sizin yaşınızda olup sizin kadar bilge olan bi arkadaşınız olmadığı için kitaplara dalarsınız, filmlere gidersiniz, şarkılara kaptırırsınız kendinizi. siz ancak başkalarının yazdığı hikayelerde varolabilirsiniz. hatta varolamazsiniz bile, çünkü onlara da seyirci kalırsınız. çevrenizde olan bitenlere de seyircisinizdir. yalnız kalmak dışında başka uğraşlarınız da olur. önemsiz-değersiz mukayesesi yaparak kendinizi üzersiniz. bu büyük bir hobi haline gelir ve zamanla acılar zevk vermeye başlar.
Hikayenizle alakalı olmayan bir şarkıyı kendinize uyarlamanın bir yolunu bulur üzülürsünüz. bazen kisiliğinizi toplumu aşağı görerek beşlersiniz ama bunun yalnızlığınıza ya da eksikliğinize bir faydası yoktur. saçma sapan şeylere yönelir uzun yürüyüşlere girersiniz. Bazı aforizmalar aklınıza gelir kendi içinizde uzun uzun bunları tartışırsınız. aklınızda öyküler uydurursunuz. insanların sizi düşünmeden bir şey demesinden ve bunun üzerine kırılmaktan korkarsınız. ve aslında kırılmak da umrumda değildir ki. niye kırılayım çok da umrumdalar. aslında umrumdalar. hiçbir şekilde kendinizi sergilemezsiniz ve bir anda aklınıza eser ve birine bağlanırsınız. sonra onu da boşverirsiniz...

Bekir İstanbul 
11 Kas 2015 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 9/10 puan

Çelişkilerle dolu bir kitap ama bu çelişkiler harika ifade edilmiş.

"Yeraltından Notlar" iki kısımdan oluşuyor; bir "Yeraltı", iki "Notlar"

"Yeraltı" kısmında yazarın ruh hali, çıkmazları, çelişkileri, buhranları, ıstırapları anlatılıyor ya da anlatılmıyor. Derin analizlere giriliyor veya saçmalıyor. Evet "baylar" bu ilk kısım böyle çok samimi ya da tamamen sahte çelişkilerle dolu. Ama hangimiz bu çelişkileri yaşamıyoruz ki?

Yazar okuyucusuyla konuşur gibi yazmış ve okura hep "baylar" diye hitap etmiş? Neden acaba?

İkinci kısımda bir kahraman var yada yazarın ifadesiyle "antikahraman". Yeraltından çıkmış, "canlı hayatı" yaşama mücadelesi veren, "güzel ve yüksek şeyleri" ifade etmeye çalışan, bocalayan bir "antikahraman".

"İki kere iki dört eder" diyorsanız bu kitabı mutlaka okuyun ya da okumayın. Siz bilirsiniz. Yazarın ruh hali beni çok etkiledi... Ya da hiç etkilemedi. Bunları tamamen kurgusal olarak, güzel bir yorum olması için yazıyor olabilirim...

Kağan Kalava 
02 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yine bir DOSTOYEVSKİ kaçamağı yaptım ve her zaman ki DOSTOYEVSKİ bana karışık duygular hissettirdi ama bu konuda en anlamlı söz NABOKOV'UN ''Aynı şekilde,doktor Lujin'e Dostoyevski'den herhangi bir şey verilmesini yasakladı,zira Dostoyevski,doktorun deyimiyle,çağdaş insanın ruhunda baskılı bir etki yaratıyordu,sanki korkunç bir aynaymış gibi- '' (Lujin Savunması) dediği gibi aynaya bakmamı ve kendi yaşamımı gözden geçirmemi sağladı.

Yeraltından Notlar'ı yaşamımın belirli safhalarında birçok kez okudum;4 mü 5 mi sayısını bile hatırlamıyorum,ama her okuyuşta (18 yaşında okumak farklı bir anlam katar 30 yaşında okumak farklı bir anlam katar ) birbirnden farklı şeyler çıkardım,değişmeyen tek şey ise ; DOSTOYEVSKİ'NİN en çok sevdiğim yazar olması.

DOSTOYEVSKİ

Her konuda birbiri ile çelişen ve zamanla değişen fikirler(Siyaset,din...),çalkantılı bir yaşam( fikirlerinin sabit kalmayıp sürekli gel-git içinde olmasında büyük bir etken),sara nöbetleri,son anda ölümden kurtuluş(Kurşuna dizilecekken Çar'ın mektubu idam yerine ulaşır ve ölümden kıl payı döner) delilik ile dahilik arasında gidip gelen yaşantılar...

Sonuç:İnsan ruhunun en derinine inen , yazarlar arasında psikolojinin babası,yaşadığı dönemi en gerçekçi ve en ince işleyen,sistem eleştirisini yani Çarlık döneminin halk üzerinde yaptığı sömürüyü,kısaca ezilen ve sömürülünleri anlatan bir deha.Hümanist bir aydın,yazdığı evrensel değerlerle bütünleşen söylemleri ile günümüzde bile en değerli yazarlardan biri olarak gösterilen(sadece günümüz değil gelecekte de etkisi devam edecek bence) bir ışık...DOSTOYEVSKİ övgüsü için kelimeler yetersiz kalıyor...

YERALTINDAN NOTLAR
İlk bölüme baktığımızda oldukça karışık açıklamalar görülüyoruz,yazar,kendi gibi bizi de kendi yeraltısına çekmek istiyor bunun için yazarın bakış açısıyla(daha doğrusu kitabı anladığım kadarı ile ) size YERALTI'NIN anlamını irdelemeye çalışacağım:

YERALTI:Her kişinin hiç kimseye açamadığı en gizli sırları,tutkuları,arzuları...barındıran duygusal bir kaledir.Yani her bireyin yeraltısı kendi kendinin kendine ait olduğu yerdir,orada maskeler yok.Dış dünyaya karşı sığınılacak bir yerdir (Hepimizin kendine ait yeraltısı var,yaşam savaşında ıstıraplarımızı düşündüğümzüde ve yaşam muhasebeimizi yaptığımızda her daim kendi kendimizle baş başa kalmıyor muyuz ? İç sıkıntılarımız,üzüntülerimiz,hastalıklarımız...hep içimize işlemiyor mu ? )Şimdi diyeceksiniz ki YERALTINDA YAŞAMAK sözünü övüyor.Hiç de değil.Zaten herkesin yeraltısı kişiden kişiye göre değişir ki;İçe dönük insanlarda bu yeraltı daha geniş ve derinken dışa dönük insanlarda ise dar bir hacim kaplar .Dışa dönük insanlar aşırı sosyalleştikleri için (Doğan Cüceloğlu aşırı sosyalleşen insanların öz benliklerini yitirip persona(maske ) takıp kendi özünü kaybettiğine vurgu yapar) duygularından içe dönük insanlara karşı daha az etkilenirler.

İşte bizim ana karakterimiz de içe dönük yani duygusal patlamaları daha yoğun yaşayanlardan biri.Bir nevi Tutunamayan(Oğuz ATAY romanlardaki gibi).İlk bölümde kendi kendi ile çelişen daha doğrusu kendini küçümseyip açıklamalar yapan biri karşımıza çıkıyor.Bu hepimizden biri olabilir...Belki de karakterini ele vermek istemiyordur(o yüzden ikide bir sözünü değiştirip yalan söyledim diyebiliyor) belki de okuyucular ile tüm hissetiklerini paylaşmak istiyordur (yeraltı insanı yerüstüne çıkınca yani dünyaya açılınca gevezeleşir diyor yazar) tüm çelişkili düşüncelerini,ıstıraplarını...böyle yapıp konuşarak rahatlamak istiyordur,(Bence bu karakterimizin DOSTOYEVSKİ'NİN ruhu ile çok bağı var) bilemeyiz.

Bu açıklamalar da şu ipuçlarını yakalıyoruz,ana karakterimiz yeraltında yaşamayı kendi iç kulesinde yaşamaya devam etmeyi dış dünya ile irtibatı kesmeyi kendi seçmiştir(dış dünyanın olumsuz şartları da buna bir etken bence ),kendine göre sebepleri vardır en azından dış dünyadan ilgi bekliyordur,önemsenmek isitiyordur.(kitaptaki karakterimiz dayak yemeye bile razıyım diyor yeter ki dikkate alınayım diyor)

Dış dünyada alaya alınmasına,orada tutunamasına karşın(Tutunamayanlar kitabında bize yaşamayı öğretmediler diyor Oğuz ATAY) savunma mekanizması olarak kendi içinde bir gurur(dış dünya insanlarını küçümseme ) geliştirmiştir karakterimiz.Karakterimizin kendisi alıngan olduğundandolayı olayları fazla büyüttüğünden söz ediyor.Öç almaktan ama dışa dönük(yaşamayı bilen insanların) intikam için bir duvar karşısına çıktığı (yaşamında kaybetmek istemediği şeyleri olduğu için) söz edip kendi gibi insanlarda duvarların söz konusu olmadığını söylüyor.Kendi kendine acımanın zevklerinden(diş ağırsı göndermesi),çoğu kez yaşamda mantığın değil duyguların baskın olduğunu,insanların gayeden çok gayeye giden yolda zevk aldıklarını,uğraştıklarını,bireylerin kendi duygusal tutkularının esiri olduklarını...hayata,duygu-mantık çatışmasına,insanların tutkularının esiri olduklarına,tutunan ve tutunamayan dünyasına,kibirden kendini aşağılayamaya,kötülük kavramına...birçok şeyden söz ediyor bu bölümü iki kez okudum ama yine de çözümlenmesi oldukça güç (zaten yazar da yazdıklarımdan birşey anlamazsınız diyor).


İKİNCİ BÖLÜM

Kahramanımız dış dünyaya açılıyor daha doğrusu eski anılarını anlatmaya başlıyor.Çocukluğundan beri yeraltı sığınağına sarıldığını belirtip yaşamındaki üzücü olaylar anlatıyor.İkinci bölümü okumak ve anlamak ilk bölüme göre daha kolay.


İlk olarak kahramanımınız kaldırımda yol verme-vermeme hadisesini anlatıyor(Hepimiz buna benzer olay yaşamışızdır.Buna verilen tepkiler,içe atmalar kişinin duygularından ne kadar etkilenip etkilenmediğine göre değişir,kahramanımız duygusal olduğu için bunu gurur meselesi yapmıştır(İçe dönük insanların böyle davranmaları gayet normal)Ama burada iki şey dikkatimi çekti;ilki takıntılı insanların buluttan nem kapan alınganlıkları ve en basit bir olayın iç huzurunu etkilemeleri...Ama diğer yandan ise bu kısımda büyük bir sınıf eleştirisi var(kaldırımda sosyal sınıf bakımından daha güçlü insanlara hep yol veriliyor)


İkinci olay ise arkadaşları ile aralarında geçen bir aşağılama hikayesi.Dikkate alınmamak,önemsenmemek,yaşamda başarılı olan arkadaşların başarısız arkadaşlarına karşı kibirli bakışı(onları aşağı görmek),gurur ve öz saygı...ikinci olay ise daha ibretlik bu kısımda çocukluk arkadaşlarımız arasında birbirimizi nasıl görürüz(maalesef çoğu kez yaşamda daha başarılı arkadaşlar,yaşamda başarısız ve daha düşük sınıfta arkadaşlarını küçümsüyor,yazarın yazdıkları hala güncelliğini koruyor) cevabını veriyor özellikle sınıfsal farklara gönderme dikkat çekici.


Üçüncü olay ise yeni tanıştığı bir bayanla yaşadıkları...İlk önce etkili yani ''kitap gibi konuşup '' onu etkileme ve ''yüksek şeyler '' den söz edip ona yol gösterme.(Karakterimiz ikinci olayda gururu kırıldığı için üçüncü olayda öç almak daha doğurusu yaşama karşı içinde biriken öfkesini kusmak için güç savaşına giriyor)Ama beklenmedik bir zamanda gelen ziyaret persona(maskelerin ) atılması ile kahramanımınızın gerçek yüzü ortaya çıkıyor.Bu olayda da yaşama dair ibret alınacak göndermeler mevcut !

SONUÇ

Kendi iç dünyasında yaşayan bir adamın dış dünyaya adım attığında bozguna uğramasına şahit oluyoruz.


Tıpkı ;Tutunamayanlar,Tehlkeli Oyunlar,Korkuyu Beklerken,Oyunlarla Yaşayanlar (Oğuz ATAY),Huzur,Saatleri Ayarlama Enstitüsü(A.Hamdi TANPINAR),Kürk Mantolu Madonna,İçimizdeki Şeytan(Sabahattin ALİ),Körleşme(Elias CANETTİ),Demian,Bozkırkurdu(Hermann Hesse),Budala(Dostoytevski)...gibi değerli kitaplarda yazılanlar gibi...

Aynı zamanda;Dostoyevski'nin bu romanında da toplum tarafından dışlanmış ve sistem tarafından ezilmiş bir bireyin umutsuz yakarışlarını dinlemek ve onun kendi kendi ile iç hesaplaşmasını okumak,bize birbirinden farklı duyguları hissettiriyor.


Bazıları bu kitabı anlamsız ve mantıksız bulabilir (dışa dönükler ve aşırı sosyalleşen insanlar) ama duygulara önem veren insanlar bu şaheserin değerini kolayca anlayabilir.Teknik olarak da çok değerli bir kitap ilk bölüm deneme türünde ikinci bölüm ise roman türünde ,kitabın tümüne baktığımızda ise felsefe+psikoloji+siyaset(yaşadığı döneme satır aralarında göndermeler dikkat çekiyor) görüyoruz bence bu kitap Karamazov Kardeşler,Cinler,Budala,Suç ve Ceza...gibi diğer DOSTOYEVSKİ şaheseleri kadar değerlidir.(gerçi her DOSTOYEVSKİ kitabı değerli bana göre ! )

Mustafa Oner 
 01 Şub 11:18 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitap, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin yüz elli yılı aşkın süredir okunan gerçek bir başyapıtıdır. Kitap başlıca iki bölüme ayrılmaktadır: Yeraltı ve Notlar. Birinci bölümü geçtikten sonra ikinci bölümün akıcılığıyla sözcüklerin içerisinde heyecanla kayboluyorsunuz. Kitap, ilk bölümü bu romanın ardından zamanla "Yeraltı Adamı" olarak tanınan karakterin itirafları, serzenişleri, hakaretleri, hayıflanmaları kısaca iç dünyası üzerine bir monologdur. Çevresindeki insanlardan tiksinen, nefretle insanları anan, insanları belki de hiç sevmemiş gibi görünen kapalı bir karakterin fazlasıyla açık ifadeleridir. İkinci bölümde ise Yeraltı Adamı'nın yeraltından bir anlık çıkışı ve daha önceden arkadaşı olduğu anlaşılan kişilerle bir hesap görmeye çabalaması yer almaktadır. Ve en sonunda bir kıza içinde bulunduğu ruh halini yansıtmasını içermektedir.
Roman şu şekilde özetlenebilir:
Bahsettiğim üzere, ilk bölümde kahramanımızın uzun bir monoloğu vardır. Kendisi her zaman geri planda kalmıştır. Toplum ve arkadaşları içinde hiç kabul edilememiştir. Kahramanımız, kendisinin son derece zeki olduğunu vurgular ve bu yalnızlığını ve itilmişliğini de buna bağlar. İnsanlardan korkusunu kapatmak için onlardan tiksindiğini ve onları küçümsediğini söylemekten çekinmez.
İnsanlara karşı sürekli bir eleştiri, sürekli bir yargı geliştiren kahramanımızın kendi içinde de dinmek bilmez çelişkiler fırtınası vardır. Kendine güveni hiç olmadığını söylerken sebebini bilinçli olmasına bağlar. Herkesten daha zeki ve bilinçli olduğu için kendine güvenemiyordur. Fakat bu bile bir çelişkidir.
Okul ve iş arkadaşlarını hayatından çıkarmış ve kendi yeraltı dünyasına kapanmıştır kahramanımız. Kendisini hiç anlamamış ve kabul etmemiş olan arkadaşlarından nefret eder. Onlardan daha zeki, bilinçli olduğu için arkadaşları onu hiç sevmemiştir. Kahramanımız onları hayatından çıkarmasının sebebi olarak bunu açıklar. Hepsi onun aksine para, ün, şöhret vs... gibi şeylere düşkündürler. Ama o bilime, edebiyata ve kitaplara tutkundur. Bu ayrım bile onlardan nefret etmesine yeterlidir.
Romanın ikinci bölümünde ise, birilerine aşırı derecede ihtiyaç duyduğu bir anda eski arkadaşlarıyla karşılaşır ve onların planlarına bir şekilde dahil olur. Bu bir veda yemeğidir. Her zaman olduğu gibi arkadaşlarıyla birlikte olmaktan son derece rahatsız olur ve bu yemeğe geldiği için de çok pişman olur.
Yine arkadaşları adsız kahramanımızla alay eder, onu küçümserler. Bu durum onun gururunu aşırı derecede kırar. Ve çok alkol tüketir. Böylece işler daha çok çığırından çıkar. Arkadaşları en sonunda onu bırakıp gider. Kahramanımız da kırılan gururunu tamir etmek için onların peşinden gider. İntikamını alacaktır.
Gittiği yerde bir kızla tanışır. Ve ona ev adresini verir. Tabi buna da pişman olur ve eve gelmemesi için dualar eder. Fakat içten içe de her gün gelmesini bekler. Kıza aşık olduğunu kabul edememektedir. Fakat ona son derece fazla aşık olmuştur. Bir gün kahramanımız yardımcısıyla tartışması esnasında kız evine gelir. Bu onu daha çok öfkelendirir ve bütün öfkesini kıza yansıtır. Başkaları onun kalbini ve gururunu nasıl kırdıysa o da kızın kalbini ve gururunu kırar. Her şeyi mahveder ve her şey başlamadan biter.

sezen 
09 Şub 2016 · Kitabı yarım bıraktı · Puan vermedi

Bu eseri yarım bırakma sebebim çeviri kalitesizliğidir. Daha iyi bir yayınevinden çıkan baskısını alıp okumak en iyisi. Dostoyevski'ye saygısızlık yapmamak için kitabı bırakıyorum.

Rumeysa özaçmak 
 10 Nis 14:04 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Biliyorum bu incelemeye ne yazarsam yazayım, hep bir eksik kalacak, kelimeler yetmeyecek ama elimden geldiği, dilimin döndüğü kadarıyla bu incelemeyi yazmayı çalışacağım. Kitabından önce yazarın kendisini araştırma gereği duydum. Çünkü yazarların kitapları kadar, onları hangi koşullarda yazdıklarının, hayatlarının ne derece kitaplara etkili olduğunun da önemli olduğunu düşünüyorum. Dostoyevski, sarhoş bir babanın ve hasta bir annenin oğlu. Daha çocuk yaşta annesini ve babasını kaybetmiş, depresyon içerisinde edebiyata yönelmiş biri. Yazdıkları o dönem fazla ilgi görmediğinden, kendini politikaya atmış ve komploya karıştığı iddiasıyla sürgüne yollanmış. Daha sonra kumar bataklığına giren Dostoyevski, Yeraltından Notlar kitabını tam da bu dönem de ele almış.

Yeraltından Notlar, iki bölümden oluşan bir kitap. İlk kısmı Yeraltı ; Yalnız bir adamın kendi görüşleri arasında çatışması, insanlar arasında farkedilmeyişi, kendini hor görüşü, hakaretlerini konu alıyor. İkinci kısım ; daha çok itiraf ettikleri ve notlardan oluşuyor.

Dostoyevski'ye ilk bu kitaptan başlamak istedim. Bir sonraki kitabımda, bu kitaptan sonra yazdığı, devamı dedikleri Suç ve Ceza olacak. Kitabı okumadan önce yazarın hayatını araştırdığımda aslında kitapta bir olumsuzluk bekliyordum. Kitaptaki olumsuz karakter beni olumsuz etkiledi diyebilirim, ama daha çok o insanı anlamaya çalıştım. Kitapta ne kadar olumsuz karakter olursa olsun, Dostoyevski bu karakterleri ustalıkla anlatmış bir yazar. Kitabı bitirdiğimde sanki geçmiş zamana gitmişim, Dostoyevski ile sohbet edip geri gelmişim, işte tam olarak aynen böyle hissettim. Kitapları sindire sindire, yavaş yavaş okunmalı. Çünkü her yazdığı biraz düşündürüyor. Bir cümleyi okuduğumuzda "Ya acaba yazar burda ne demek istedi?" diyorsak zaten bu da yazarımız Dostoyevski'nin büyük bir başarısıdır. İyi okumalar dilerim :)

Nazlı Demir 
03 Eki 2015 · Kitabı okudu · 6/10 puan

Kendinden üstün gördüklerinden, arkadaşları tarafından sevilenlerden,daha çok kazancı, başarılı bir kariyeri olan herkesten nefret eden bir adam düşünün.. Kendini ezik gördüğü, en dipte, yeraltında gördüğü için önüne gelen herkesi ezmeye çalışan kendisinden beter bir konuma sokayım derken yine yapacağını kendine yapan bir adam bu. İlk bölümde intikam almanın kimsenin bir işine yaramayacağını söylerken ikinci bölümde bir adam ona çarparak geçti diye yıllarca intikam planları kuran bir adam bu.. Biraz korkak, biraz mazoşist, biraz kıskanç, birazda sevgiye aç.. Onu kendi içinizde bir yerlerde bulmamak da ona üzülmemek de elde değil..

Fatmanur Tali 
31 Oca 13:56 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yorumlanması oldukça zor bir eser bence. Hatta bu kitabı incelemenin bile haddimde olduğunu düşünmüyorum ama en azından bende nasıl bir etki yarattığını paylaşayım. Kitaptaki her bir cümleyi iyice anlayarak okumaya, sayfaları sindirerek çevirmeye çalıştım. Okumaya başladığınız andan itibaren Dostoyevski sizinle konuşuyor, ''normal'' insanların ne kadar ahmak ve nankör olduğunu ve bununla birlikte daha bir çok şeyi aşırı gerçekçi tarzıyla kafanıza bir balyoz gibi indiriyor. Kitapta kendini hasta ve kötü bir adam olarak tanımlayan, oldukça karamsar ama bu karamsarlığa her şeyi fazlasıyla anladığı için düşmüş bir adamla tanışıyoruz. Anlayışın yalnızca fazlası değil kendisinin bile bir hastalık olduğuna inanıyor. Bunun yanında yaşadığı acılardan, diğerlerinden farklı oluşundan ve kendi yeraltında yaşamaktan ciddi bir haz da duyuyor. Küçülmekten bile zevk alan bir adam... Ona göre insanın sahip olması gereken tek şey hür irade. Okurken beni yer yer gülümseten ve dürüstlüğüne hayran kaldığım, fikirlerine inandığım bir karakterdi. Kitabın ikinci bölümü ise merak uyandıran diyaloglarla ve akıllıca cevaplarla dolu. Uzun lafın kısası kesinlikle tavsiye ederim yalnız bu kitabı mümkün olduğunca sakin bir kafayla okumak gerekli bence. Son olarak kitaptan bir alıntıyla bitirmek istiyorum:

''Gene de biliyor musunuz, bizim gibi yeraltı takımının dizginini sıkı tutmak gerektiği kanısındayım. Çünkü kırk yıl ses çıkarmadan yeraltında otururuz, ama bir fırsatını bulup yeryüzüne çıkarsak çenemizden kurtulamazsınız...''

Dilek Ateş 
01 May 2016 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · Puan vermedi

24 yaşındaki bir adamin hikayesini okumak daha doğrusu kafa yapisini anlamak iyi geldi 25 yasindayim ve benimde böyle buhranlarim oldu yer yer kendi yasantimdan izler buldum ve diyorum ki YASASIN YERALTİ !

Ferda Doğan 
 08 Mar 21:34 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Dostoyevski tanrıya ebeveyn rolü biçmemiş ve acımayı-acınmayı erdem haline getirmemiş olsaydı en sevdiğim 5 yazar arasına sokabilirdim.
Fakat her ne kadar bazı bariz yanılışları olsa da üslubu ve bakış açısı, farklılığı etkileyici..
Nietzsche, Sartre, Malraux gibi önemli şahısların da etkilendiği bir kişilik olması da ayrı bir çeker beni kendisine.

Şöyle başlıyor;
"Bellidir ki bu notlar kadar bu notların yazarı da hayalidir. Ve fakat, toplumsal durumu dikkate alırsak bu notların yazarı gibi tiplerin yaşam içinde olabilirlikleri yanı sıra bulunmak zorunda oldukları da görülür zaten. Tüm ereğim, yakın zamanın bu kişisini herkese tanıtmaktır. Bukişi, varlığını sürdüren bir kuşağın temsilcisidir. "Yeraltı" dediğimiz kısımda düşünce ve duygularıyla kendini anlatan kişimiz, böylelikle topluluk içindeki konumunu nedeni ve nasılı ile bize göstermekte; ikinci bölümde ise yine bu kişimiz nostaljik yolculuklara çıkmakta ve bize yaşamından gerçek kesitler sunmaktadır."

Kitapta bir karakter üzerinden kendi aforizmalarını okuyucuya sunmuş ve sosyal hayat üzerine düşüncelerini akıcı bir üslup ile dökmüştür.
Kişiliğindeki zıtlıkları ele alıp, insanlara aykırı oluşundan bahsetmiş, önce kendisini yerip sonrasında yüceltmiştir. ^^ Hoş bir oyun açıkçası.
Kendisini Yer altında, toplumdan bağımsız, insanlara yabancı, soyutlanmış bir kişi olarak tanımlayıp sonrasında tek düze hayatlar ve miras idelerden beslenen kimliksiz kimlikler ile temel olarak doğru-yanlış kavramları çerçevesinde kendi felsefesi ile karşılaştırmalar yapmıştır.

Altını çizdiğim yerlerden alıntılar yapayım.

"Kaba davranma hakkım, rüşvet almıyor oluşumun bir ödülü."
"- Önceleri bir işim vardı şimdi o da yok. Huysuz bir memuru oynardım. Kaba biri olmaktan mutluluk duyardım.-"
(bunu yazdıktan sonra, "kötü bir böbürlenme oldu ama onu metinden çıkarmayacağım!" diyor.)

Ertesi sayfada;

"Az önce ters bir memur olduğumu söylemiştim, bu yalandı. Kızgınlığımdan öyle dedim. Kızgınlığımdan öyle dedim. Subaya ve diğer iş sahiplerine hep hava atardım; aslen hiç huysuz bir karakter çizmemişimdir..." Fikrimce ilgi çekici bir giriş ve onu farklılaştıran bir teknik. Okuyucu ile sohbet ediyor.
Fakat okuyucuya haddini bildirmek ister bir havası var. Fakat niteliksiz kişilerin tercih etmemesi için oldukça sert olup, okuyucu kitlesini de oluşturmaktan geri kalmamış.

II
Yemin olsun ki anlamak ağır bir hastalıktır,üstelik tam anlamak gerçek bir hastalık.
...

Bu bölümde benim için dikkatimi kendisine çeken, ilk kurduğum cümleleri yanlışlar nitelikte bir cümlesi var.
"Fakat bir de şu var ki bilmem siz gördünüz mü hastalıklarından böbürlenerek söz edenleri ve bunun yanı sıra efendilik yapmaya, caka satmaya çalışanları..."
Burada zayıf yanlarını övülecek bir şeymiş gibi sunanlara, eksikliği ile gurur duyanlara yaptığı gönderme, merhamet konusunda ki hassasiyeti ile biraz da kendisine yönelik oluyor.
Acaba o yazdıklarını sonradan okuduğunda, "Ben nasıl böyle düşünürüm, olacak iş değil!" gibi ifadeler kullanmış mıydı.. Umarım.

Hem de zıtlığını öylesine tetikler nitelikte ki başka bir sayfada bir cümlesi :)

"Neden iyilikten güzellikten söz ederken bataklıkta hissediyorum kendimi, neredeyse boğuluyordum üstelik."

Bir konuda da Montaigne ile eş düşündüğü söylenebilir.
"Zevk küçüldüğünüzü hissetmenizin doruk noktasında kendini gösterir."

-pişmanlıklar ölümünü daha da hızlandıracaktır...

Vee en sevdiğim bölüm)

IV

"-Üstelik siz, diş sızısından bile bir zevk alınabileceğini savunursunuz! İşte şimdi kahkahalarla gülerim size.

-Bu doğru derim ben de.
Farklı bir haz duygusu katar diş ağrısı insan yaşamına... Elbette bu durumlarda içten içe sinirlenilmez, acı duygusunu ifade eden hafif çığlıklar atılır, inlemeler eşlik eder buna ve fakat bu inilti yapmacıktır, gerçek değildir.
Asıl meselede bu aslında. Tüm hazzı incelemekle elde eden acı çeken kişi, bu böyle olmasaydı, ille de inleyeceğim diye yırtınmazdı..."

Nietzsche'de burada aynı fikirde.)

VI
Güzel ve erdemli olan şeylerin hak ettiği değeri bulması için kişide, kişinin evvelinde sevmesi lazım o değerleri.

VIII
İstenç, özgür irade üzerine hoş bir vaaz. Bilimden dem vurmuş

......................................................

Serserilik -hovarda- dönemlerini sıkıntılarının bittiği dönemler olarak isimlendirmek ile birlikte bu dönemlerinin bitişi ile kendisini daha kuvvetli bulduğunu ifade eediyor bir bölümünde.
"Bu rezillik yemeğe tat veren acı gibiydi."

......................................................

100-120 sayfaları arasında sıkça farklı kişiler içerisinde etkileşim ve diyalog içerisinde..

Bana öyle geliyorki bu yazar, aşağılanmaktan korkuyor.
Çünkü kitapta en az on yerde okuyucuya, "şimdi benim küçük düştüğümü sanıyorsun değil mi? şimdi benim zavallı olduğumu mu sandın? Bana gülmeye mi başladın yoksa?" gibi ifadelere fazlaca yer vermiş ve kitabı yazarak kısmi olarak kin boşaltması yapmıştır.)

Seviyorum ama bu Rus'u. O gerçeği baş aşağı görenlere sitem ediyor, bağırıyor ve aşağılıyor hatta. Belkide Tanrıya ebeveyn rolü biçerken ironi yapıyordu?
Bunu bir düşüneyim.

Pek lezzetli bir eserdi, güzel okumalar..

Kitaptan 932 Alıntı

“Etrafınıza şöyle bir göz gezdiriniz! Gerçek hayat denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğunu bilmiyoruz bile! Kitaplarımızı, hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız.”

Yeraltından Notlar, DostoyevskiYeraltından Notlar, Dostoyevski
Nazlı Demir 
01 Oca 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 6/10 puan

"Dünya mı yıkılsın yoksa bir bardak çay mı içersin?" deseler...
"Ben çayımı içtikten sonra dünyanın canı cehenneme" derdim.

Yeraltından Notlar, DostoyevskiYeraltından Notlar, Dostoyevski
Ferah 
17 May 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Arzularımı yok edin, bütün ideallerimi silin, bana daha iyi şeyler gösterin, seve seve peşinizden koşarım."

Yeraltından Notlar, DostoyevskiYeraltından Notlar, Dostoyevski
Ferah 
14 Eyl 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Yapabildiğim tek şey, sadece okumaktı. Kitaplar, büyük coşkular, zevkler, acılar veriyordu bana; bu nedenle onlardan çok faydalandığımı söyleyebilirim. "

Yeraltından Notlar, DostoyevskiYeraltından Notlar, Dostoyevski
BİROL COŞKUN 
27 Eki 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Duvarı yıkacak gücüm yoksa, onu yıkmak için kendimi paralayacak halim yok tabii ki, fakat önümde duvar var diye ona boyun eğecek de değilim."

Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 32 - Bordo & Siyah)Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 32 - Bordo & Siyah)
Mâsiva 
 23 Tem 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ben kötü bir insan değildim. Ne aksi bir adamım,ne de uysal biriyim. Ne alçağın biriyim,ne de namuslu,ne onurlu biriyim,ne bir kahramanım,ne de bir korkak. Ben hiçbir şey olamadım.

Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 7 - Martı)Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 7 - Martı)

İnsana lüzumlu olan tek şey, onu nereye sürükleyeceği belli olmayan hür iradedir.

Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 28)Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 28)
Güler Ayata 
30 Mar 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

Yalnız bir insanın normal olup olmadığını veya aptal olup olmadığını kimse bilemez...

Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 17)Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 17)
Muhammed Y. Altun 
14 Haz 2015 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Nihayet şuna geliyoruz baylar: En iyisi hiçbir şey yapmamak! Bilinçli tembellik hepsinden iyi! Onun için yaşasın yeraltı!

Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 41)Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 41)
94 /

Kitapla ilgili 1 Haber

Ölmeden Önce Okunması Gereken Yükte Hafif Fikirde Ağır 10 İnce Kitap
Ölmeden Önce Okunması Gereken Yükte Hafif Fikirde Ağır 10 İnce Kitap Hayat kısa, kuşlar uçuyor.” demiş Süreya’lardan Cemal. Okuduktan sonra kendi içinizde özümseyeceğiniz, arkadaşlarınızla kritiğini yapacağınız, altı çizili cümlelerinizi temize geçireceğiniz o kadar fazla kitap var ki. Bu galeriyle sizlere fiziksel anlamda biraz yardım etmiş olacağım. Üstelik bu galeriyi incelediğinizde ağzını yaya yaya ”Bu tuğla gibi kitapları nasıl okuyorsunuz?” diyen arkadaşların tezlerini de çürütmüş olacaksınız. İşte size dünyaca ünlü yazarların duyu belleklerinden süzüp gelen 10 muazzam kitap.