Yeraltından Notlar

8,7/10  (1.377 Oy) · 
4.400 okunma  · 
1.372 beğeni  · 
31.117 gösterim
Dostoyevski'nin "Rus çoğunluğunun hakiki insanı" dediği bir isimsiz kahramanın yalın ve karanlık düşünceleri... Edebiyat tarihinin en ünlü isimsizlerinden Yeraltı Adamı, insanların oradan oraya üşüşen karıncalara dönüştüğü St. Petersburg'un gri kaldırımlarında itilip kakılırken, yaşama isteğini yavaş ama emin adımlarla mutlak bir öç isteğiyle değiş tokuş eder. Yeraltı Adamı'nın bir devlet memuru olarak geçirdiği tekdüze günler, yanında bir türlü rahat hissedemediği arkadaşları ve hayattaki mutlak yalnızlığı, bıkkın bir öfke ve küçük, imkânsız pazarlıklarla gittikçe daha fazla lekelenir, ta ki kendisini bir arada tutan görünmez ipler yavaşça çözülmeye başlayana kadar. Yeraltından Notlar, yayımlandığı 1864 yılından beri öfke ve sessizliğin en güçlü manifestolarından biri olmuştur.

"Yeraltından Notlar, hakikati kanla haykırır."
-NIETZSCHE-

"Dostoyevski, gökle yer arasında asılı kalmıştır. Hem gök hem de yer tarafından etkilenmiştir."
-HENRI TROYAT-
(Tanıtım Bülteninden)
onurgoztepe 
14 Haz 2015 · Kitabı okudu · 10/10 puan

yalnız insanların başucu eseri.

dostoyevski bu romanında insanların beyin kıvrımlarında neşter dolaştırıyor diyebiliriz. kulak verin dostoyevski'ye, o insanlık adına tüm gerçekleri söyleme cesaretini gösteriyor. insanlık...hani şu kibrinden geçilmeyen, hani şu her şeyi bildiğini sanan, hani şu sen, ben, bizler, hepimiz...

kafası karışık bir adamın kendi iç savaşını, kendi ağzından, kendi gelgitleriyle müthiş bir şekilde akıcı tempoyla anlattığı bir roman, uyumsuz ruhumuzun sessiz çığlığı...

ilk kısım 'yeraltı' ikinci kısım ise 'notlar'
ilk kısımda insanoğlunun derin karakteristik ve psikolojik analizi yer almaktadır. dostoyevski, yaratıcı monologları . bıraktığı her soru işaretini başka bir soru işaretiyle çözmüştür. geçmişten beri süregelen deterministik ilişkiyi biz kitapseverlere kafa karıştırmadan tanımlamıştır. soru soruyu doğurmuş ve cevap da bir sonraki soru içersinde sessizce kaybolup gitmiştir. insanoğluna ait en büyük özellik olan nankörlüğü anlatmış. çok fazla bilmenin işe yaramadığını, gelişmişliğin en büyük tembellikleri doğuracağını acımasız bir şekilde göstermiştir.

ikinci kısımda ise ilk bölümde yaptığı insanoğlu felsefesine örnek olacak nitelikte bir öyküye yer vermiştir. kahramanın anlık düşünce değişimlerini, olaylar karşısında gösterdiği dengesiz davranışlarını, gururunu korumak isterken sergilediği tutarsız karakter biçimlerini, çok bildiğini ve kimse gibi olmadığını düşündüğü halde ezikliğe boyun eğdiği geri dönüşü olmayan durumlarını ve buna benzer bir çok insani anları analiz etmiştir.
hikayeyi ise vurucu ve acıklı bir şekilde bitirmiştir. ilk bölümde bahsettiği nankörlük duygusunun verdiği acıyı en içten derecede hissettirerek sonlandırmıştır.

kitabı okuyan herkes böbürlenerek "resmen beni anlatıyor yav" geyiği yapmasın. zira bir yeraltı insanı olmak övünülecek bir şey değildir.

yalnızlıktan kelimeler biriktirirsiniz belki aylarca konuşmazsınız ve birgün biriyle konuşma başlayınca kitlenir saçmalarsınız. olmadığınız gibi davranırsınız ama bunun farkına varmazsınız. çünkü ilişkilerin nasıl olması gerektiğini bilmezsiniz, her şeyden etkilenirsiniz. yalnız olduğunuz ve sizin yaşınızda olup sizin kadar bilge olan bi arkadaşınız olmadığı için kitaplara dalarsınız, filmlere gidersiniz, şarkılara kaptırırsınız kendinizi. siz ancak başkalarının yazdığı hikayelerde varolabilirsiniz. hatta varolamazsiniz bile, çünkü onlara da seyirci kalırsınız. çevrenizde olan bitenlere de seyircisinizdir. yalnız kalmak dışında başka uğraşlarınız da olur. önemsiz-değersiz mukayesesi yaparak kendinizi üzersiniz. bu büyük bir hobi haline gelir ve zamanla acılar zevk vermeye başlar.
Hikayenizle alakalı olmayan bir şarkıyı kendinize uyarlamanın bir yolunu bulur üzülürsünüz. bazen kisiliğinizi toplumu aşağı görerek beşlersiniz ama bunun yalnızlığınıza ya da eksikliğinize bir faydası yoktur. saçma sapan şeylere yönelir uzun yürüyüşlere girersiniz. Bazı aforizmalar aklınıza gelir kendi içinizde uzun uzun bunları tartışırsınız. aklınızda öyküler uydurursunuz. insanların sizi düşünmeden bir şey demesinden ve bunun üzerine kırılmaktan korkarsınız. ve aslında kırılmak da umrumda değildir ki. niye kırılayım çok da umrumdalar. aslında umrumdalar. hiçbir şekilde kendinizi sergilemezsiniz ve bir anda aklınıza eser ve birine bağlanırsınız. sonra onu da boşverirsiniz...

KörKalem 
 30 Eyl 09:55 · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 8/10 puan

Şuan içime koşuyorum palas pandıras söz gelimi...

Hepimizin bir yeraltı yok mudur? Kendi kendimize iğrençliklerimizi anlattığımız, kendi kendimize, kendimizi itiraf ettiğimiz, kendi kendimizi hesaba çektiğimiz, içimizdeki mahzenimiz; bizim yeraltımız...

Anlatımı akıcı olmayan, bazı cümlelerin üzerinde uzun uzun durmanızı gerektiren, bir kısmını özellikle çok ağır diye tabir edebileceğimiz bir kitap Yeraltından Notlar.
Bir çok yerinde böyle buram buram bir Tehlikeli Oyunlar kitabının kokusunu aldım.
Kahramanımız da Hikmet Benol gibi, kendi benliğini yerden yere vuruyor, En iğrenç, en dayanılmaz bulduğu huylarını kimseden utanmadan sıkılmadan ortaya döküyor.
Durum tasvirleri, gerçekten çok iyi.

Kahramanımızın sıkıntısı muhatapsız kalmak, insanların onu küçük görmesi, önemsememesi. Aslında hala 21. yy'da bile hepimizin temel sorunu bu değil mi? Bunca yaptığımız saçmalıklar, kendimizi farklı gösterme çabamız, ilgi çekmeye çalışmamız, hepsi bu durumun bir süreği. Anneannem hep şunu derdi; "İnsan insana, insan olmak için lazımdır kızım, insan kalabilmek için." Anneanne sende mi Dostoyevski okudun ne yaptın? Bu felsefik cümleler, hayatın anlamını aramalar da neyin nesi? :)
Anneannemi bir köşeye bırakayım bir anlığına, bu durumu en iyi Hasan Ali Toptaş amcam açıklıyor: "Bazı canlıları yara öldürmüyor, muhatapsız kalmak öldürüyor!"

İnsanın insana vermediği değeri, değersizlerin susuşunu, kişinin içten içe içerleyerek verilmeyen değerine dağların ardından bakışını bu kadar mı güzel anlatabilirdi bir yazar, e bunu da buraya bırakıyorum o zaman. İNSANLIĞA SAHİP ÇIKALIM!
------>
"Yine de biliyor musunuz, bizim gibi yeraltı takımının dizginini sıkı tutmak gerektiği kanısındayım. Çünkü kırk yıl ses çıkarmadan yeraltında otururuz, ama bir fırsatını bulup yeryüzüne çıkarsak, çenemizden kurtulamazsınız..."

Bu arada sulu sepkene de selam olsun buradan...
Keyifli okumalar.

Ee bu kadar okudun madem bunu da buraya bırakıyorum, belki bakmak istersin:
https://korkaleminkitaplari.blogspot.com.tr/...an-notlar-kitap.html

Sarya 
14 saat önce · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitabı çok çok çok beğendim. Zaten bir sürü de alıntı paylaştım . Bu konuda da eleştiriler aldım "Her satırı da paylaşacak mısın?" gibi acımasızca idi bazıları ;)

Özetlemesi, incelemesi benim için çok zor bir kitap..

Evet belki ebat olarak küçük ama etkileri sarsıcı, büyük ve derin..

Sadece bir olayı anlatmıyor çaresiz bir adamın hayat karşısında tutunamayışını okuyorsunuz..

Bir adamın hayata karşı nasıl durduğunu,  olayları nasıl algıladığını (ki bence çok özgün yaklaşımları var) ve bu algılamanın onu nasıl derin düşüncelere sürüklediğini okuyorsunuz..

Kendini gerçek dünyadan soyutlamış bir adamın kızgınlıklarının, çatışmalarının, kırgınlıklarının, ve daha yaşadığı bir çok duygunun tasvirini okuyorsunuz..

O isimsiz bir kahraman ama herkesin ismini de veremezdi ya Dostoyevski kahramanına.  Çünkü hepimizden küçük de olsa bir parça taşıyor. Küçük kırıntılar bile olsa bir şeyler buluyoruz kendimizden..


Kendini kandırmaktan çok, gerçeklerle yüzleşmek isteyenlerin yazarıdır Dostoyevski..

Son olarak;

Hermann Hesse, bir denemesinde: “Dostoyevski, ancak kendimizi berbat hissettiğimizde, acı çekebilme sınırımızın sonuna varmışsak ve yaşamı bütünüyle alev alev yanan bir yara diye algılıyorsak, eğer artık yalnızca çaresizliği soluyorsak ve umutsuzluğun bin bir ölümünü yaşamışsak, işte ancak o zaman okumamız gereken bir yazardır. Ancak o zaman, yani acıdan yapayalnız kalmış, felce uğramış olarak yaşama baktığımızda, o vahşi ve güzel acımasızlığı içersinde yaşamı artık anlayamaz olduğumuzda ve ondan hiçbir şey istemediğimizde, evet, ancak o zaman bu korkunç ve görkemli yazarın müziğine açığız demektir. Böyle bir durumda artık birer izleyici olmaktan, yalnızca okuduklarımızın tadına varıp onları değerlendirmekle yetinen kişiler olmaktan çıkmış, Dostoyevski’nin eserlerindeki o zavallı ve yoksul kardeşlerin arasına katılmışız demektir; o zaman biz de onların acılarını çekeriz, onlarla birlikte, soluk bile almaksızın, yaşamın anaforuna, ölümün sonrasız öğüten değişmenine bakışlarımızı dikip kalırız. Ve yine ancak o zaman Dostoyevski’nin müziğine, bizi teselli etmek için söylediklerine, sevgisine kulak veririz; ancak o zaman onun korkutucu, çoğu kez cehennemden farksız dünyasının anlamını kavrarız.” der Dostoyevski için..

Ayşe Y. 
 19 Tem 12:56 · Kitabı okudu · 7/10 puan

STEFAN ZWEİG’IN DOSTOYEVSKİ BİYOGRAFİSİ VE YERALTINDAN NOTLAR

Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar adlı romanı dikkatle incelendiğinde yazarın biyografisi ve eserin kahramanı arasında benzerlikler olduğu görülmektedir. Dostoyevski, eserin girişinde yaptığı açıklamada notların tamamen hayal mahsulü olduğunu söyler. Ancak ona göre toplumda bu tip insanlara sıkça rastlanmaktadır. Yazarın amacı, bunlardan birini okuyuculara tanıtmaktır. Eserin “Yeraltı” adı verilen birinci bölümünde kahraman; kendisi, fikirleri ve duyguları hakkında gelişigüzel bilgiler verirken ikinci bölümde ise bir kaç anısını anlatır.
Romanın kahramanı, esere kendisi hakkında bilgi vererek başlar. Adam, kırk yaşlarındadır. Kendi ifadesiyle “hasta, kötü, suratsız” bir adamdır. Karaciğerinden zoru vardır. Tedavi olmayı istemez, çünkü hastalığın acısı ona tuhaf bir zevk vermektedir. Bütün bu bilgiler bize Dostoyevski’yi hatırlatır. Stefan Zweig Üç Büyük Usta adlı biyografisinin Dostoyevski’ye ayrılan bölümünde onun; çökmüş, kirli sarı bir renk almış, solgun, renksiz, çirkin bir yüzü olduğunu söyler. Aynı zamanda Dostoyevski sara hastasıdır. Hayatı boyunca bu hastalığın ıstırapları içinde yaşamış, eserlerini bu hastalığın acı ve ıstırapları içinde yazmıştır. Ancak onun hayat felsefesi, hayatın acılarından da tat almak üzerine kurulmuştur. Zweig, biyografisinde bu konuda şunları söyler:
"(Dostoyevski’nin kahramanlarının)acı çekmeyi bu derece sevmiş olmaları, ıstırabın onlara hayatı ta derinden duymak imkanını vermiş olmasından ve şu yeryüzünde ancak acı çekildiği takdirde gerçek sevgiye ulaşmanın mümkün olacağını bilmelerinden ileri gelir. Her şeyden çok ona bağlanırlar; varlıklarının en kesin kanıtı odur; “düşünüyorum şu halde varım” cümlesinin yerine “acı çekiyorum, demek ki varım” cümlesini koymuşlardır." (s.140)
Romanın kahramanı bu notları “yeraltı”ndan yazdığını söyler. Burada “yeraltı” kavramı; kahramanın yalnızlığını, toplumdan soyutlanmışlığını, insanlardan kaçışını ifade eder. Kahraman yalnızdır, ancak bu -tıpkı Dostoyevski’ninki gibi- tercih edilmiş bir yalnızlıktır. Dostoyevski, yalnızca gençliğinde bir kaç dost edinebilmiş, olgunluk çağı boyunca tek başına yaşamıştır. Romanın kahramanı, bu yalnızlığı kitaplarla avutur:
Evde en çok okumakla vakit geçiriyordum. Böylece içimde kabaran duyguları dış etkilerle bastırmak istiyordum. Okumak elimde tek çare idi. Okumaktan şüphesiz çok faydalanıyordum. Kitaplar bana zevk, heyecan, ıstırap veriyordu.(s.51)
Dostoyevski de tıpkı kahramanı gibi bir kitap tutkunudur. Zweig, Dostoyevski’nin kitap tutkusu hakkında şunları söylemektedir:
"İlk gençlik, karanlıklar içerisinden sıyrılıp çıkmağa başladığı sıralarda çocukluk çoktan silinip gitmişti; o da halinden hoşnut olmayan, terk edilmiş bütün insanların ebedi sığınağı olan kitapların o renkli ama tehlikeli dünyasına sığındı; günlerce, gecelerce, erkek kardeşi ile birlikte çok sayıda kitap okudu: İnanılmayacak kadar çok... Daha o yaşta bir susuzluk, bir kanmazlık duyuyordu içinde; her eğilim onda bir kusur halini alıyor ve kitapların o hayali dünyası onu günden güne gerçek dünyadan uzaklaştırıyordu."(s.97)
Romanın kahramanı, sekizinci dereceden memurdur. Yalnızca karnını doyurmak için çalışmakta, işini sevmemektedir. Hatta yakın akrabalarından biri ona miras bıraksa işini hemen bırakacağını söyler. Maddi bakımdan sürekli sıkıntı içindedir. Dostoyevski de tıpkı kahramanı gibi hayatı boyunca para sıkıntısı çekmiştir. Kitaplarını da bu sıkıntı içinde yazmış, kazandığı para, borçlarına ve taksitlerine gitmiştir. Her romanını daha ilk bölümünü yazmaya başladığı sırada satmış bulunuyordu. Eserlerini son bir defa gözden geçirebilmek için vakti yoktu ve eserlerinde bu sebeple meydana gelen zaafların da farkındaydı. Zweig, bu konuda onun şu sözlerini nakleder: “Ne şartlar altında çalıştığımı bilseler! Benden kusursuz şaheserler bekliyorlar; oysa, en korkunç, en acı sıkıntılar yüzünden alelacele yazmak zorunda kalıyorum.”(s.178)Dostoyevski, işte bu sebepten dolayı, malikanelerinde rahat rahat oturup, cümlelerini düzeltmek ve süslemek imkanını bulan Tolstoy’dan da, Turgenyev’den de nefret ediyordu.
Romanın kahramanı, maddi bakımdan sıkıntı içinde olduğu için sık sık ihtiyaçları için borç almak zorunda kalır. Hatta bunun için gururunu ayaklar altına alıp yalvardığı da görülür. Zweig’ın ifadesine göre, Dostoyevski de mektuplarında bir kaç kuruş para için ağlayıp sızlamış, yalvarmıştır. Hatta Sibirya’da kendisini haksız yere mahkum eden çara da övgü dolu bir mektup yazmıştır.
Dostoyevski, romanlarında kendisiyle ahenk içinde olmayan, problematik mizaçlı insanlarla ilgilenmektedir; ancak böyle insanları roman kahramanı olarak görebilmektedir. Onun kahramanları düz bir çizgi üzerinde yürümezler, belirli bir gayeleri yoktur, soru sorarlar, ama cevabını beklemezler. Daima bilinmeyene doğru atılırlar. Dünyaya yeni gelmiş, ama alışamamamış gibi davranırlar. Zweig’a göre bu kahramanların böyle olmalarının önemli bir sebebi vardır:
"19. yüzyıl Rusya’sının durumu. Dostoyevski’nin çağının Rus’u eski barbar hayatının “tahta kulübesini” yakmış, ama henüz yeni evini kuramamıştır. Hepsi kökünden kopmuş, yolunu şaşırmış insanlardır. Bu dönemde her şey karışık ve düzensizdir. Çarlık kendisini birdenbire komünist bir anarşi ile karşı karşıya bulmuş, her şey değerini ve ölçüsünü yitirmiştir. Dostoyevski’nin yaratıkları, büyük bir gelenekten köklerini koparmış bu insanlar, tam anlamıyla Rustular; geçiş döneminin insanlarıydı ve kalpleri, dünyanın yaradılışından önceki o kaos hali gibi karmakarışıktı; kararsızlıklar ve engeller içinde bocalıyorlardı."(s.134-135)
Yeraltı’nın kahramanı da içinde kaynaşan duyguların karmakarışıklığını şu cümlelerle ifade eder:
"İçimde her an birbirinin tam tersi bir sürü duygunun kaynaşmasını hissediyordu. Bu duyguların beni ömrüm boyunca bırakmadıklarını, dışa taşmak için fırsat kolladıklarını biliyordum. Fakat bırakmıyordum, ben bırakmıyordum; bile bile yol vermiyordum. Bu beni utanç verecek kadar sıkıyor, hırstan patlayacak hale getiriyordu. Sonunda öyle usanç, öyle bıkkınlık verdiler ki o kadar olur!"(s.5)
Zweig’a göre Dostoyevski, hiçbir zaman para biriktirmeyi, hesap kitap yapmayı düşünmemiştir, bu onun mizacına aykırıdır. Onun hayatında ya hep vardır, ya da hiç. Önünü alamadığı kumar tutkusu da onun bu özelliğiyle ilgilidir. Yeraltı’nın kahramanının şu sözleri de Dostoyevski’nin “ya hep, ya hiç” felsefesini hatırlatmaktadır:
"Kendimi hiçbir zaman ikinci derece bir rolde göremiyordum. Gerçek hayatta en sonuncu kademeye isyansız katlanabilmem bu yüzdendi. Ya kahraman, ya çamurdan; ikisi ortası yoktu. Beni mahveden de buydu zaten."(s.62)
Zweig Dostoyevski’nin iyi bir çocukluk geçirmediğini söyler. Hatta onun hayatında çocukluk diye bir şey yoktur. Zaten kendisi de hiçbir zaman çocukluğundan söz etmemiştir. Susması, utançtan veya başkasında acıma duygusu uyandırmaktan ürken bir gururdan ileri gelmektedir. Yeraltı’nın kahramanı da çocukluğu ve okul hayatı hakkında iyi anılara sahip değildir. Onun şu sözleri bu durumu ifade eder:
"Hepsinden son derece nefret ediyordum, ama kendim onlardan da aşağıydım o başka...Sınıf arkadaşlarım bana aynı duyguyla karşılık veriyorlardı; üstelik benden tiksintilerini gizlemiyorlardı. Fakat artık sevgilerini istemiyordum. İstediğim tek şey onları küçültmekti. Alaylarından kurtulmak için olanca hırsımla kendimi derslere verdim. Böylece en iyi öğrenciler arasına katıldım. Bu, onların saygısını kazanmamı sağladı. Hepsi de yavaş yavaş, okuyamadıkları kitapları okuduğumu, özel kurslarımızda gösterilmeyen, hiç bilmedikleri konuların yabancısı olmadığımı anlıyorlardı. Bana yabaninin biri gibi baktıkları halde manevi üstünlüğümü kabul etmişlerdi."(s. 75)
Zweig’a göre Dostoyevski’nin kahramanlarının sevgisi de diğer roman kahramanlarınınkilerden farklıdır. Öteki yazarlar için sevgi sihirli bir değnek gibi insanı çarpan bir duygudur. Seven insan sevdiğini elde ederse mutlu, elde edemezse mutsuzdur. Karşılıklı sevgi bütün şairler için mutluluğun en yüksek noktasını ifade eder. Onlara göre hayatın en güzel anı, bütün karşıtlıkların bir ahenk içerisinde eriyip gittiği andır ve bu an, ancak iki cinsin birleştiği sırada, ruhun ve ten hazlarının birleşmesi ile gerçekleşir. Dostoyevski’nin kahramanları ise, karşılık gören bir sevgiyle birbirlerini sevdikleri zaman huzur duymazlar; iç çatışmalarının en şiddetli oludğu an, sevgilerinin karşılık gördüğü andır. İtildikleri, alay edildikleri, hor görüldükleri zaman da mutluluktan sarhoş hale gelirler, çünkü artık verenler ve verdikleri şeyin karşılığında hiçbir şey beklemeyenler grubuna girmişlerdir. Dostoyevski’de kin her zaman aşka benzer, aşk da kine.(s.188-189) Yeraltı’nın kahramanı da aşk hakkında söylediği şu sözlerle adeta Zweig’ın bu değerlendirmesini doğrular gibidir:
“Yeraltı hayallerimde aşkı mücadeleden başka şekilde gözönüne getiremedim. Aşkı daima nefretle başlayıp manevi zaferle bitiriyor, sonra dize getirdiğim varlığı ne yapacağımı bilemiyordum.”(s.142)
Zweig’a göre, Dostoyevski’nin kahramanlarının mutluluk anlayışları da diğer yazarların kahramanlarından farklıdır. Dickens’ta mutluluk, içinde neşeli çocukların koşup oynadığı bir kır eviyken; Balzac’ta zenginliğin timsali bir şatodur. Dostoyevski’nin kahramanlarının ise böyle dertleri, özlemleri yoktur. Onlar hiçbir yerde durmazlar, kendi kendilerine eziyet eden bir ruhları vardır. Zenginliği, refahı hor görürler, bütün insanlığın arzu ettiği şeyleri istemezler. Yeraltı’nın kahramanının insan ve gayesi üzerine söylediği şu sözler bunu doğrular niteliktedir:
"İnsan hercai, dalda durmaz yaratıktır. Belki de satranç oyuncuları gibi gayeyi değil, gayeye giden yolu sever. Kim bilir, belki de insanların tek gayreti, bu gayeye ulaşmak için , daimi, kesilmeyen bir çalışmadan ibarettir; daha doğrusu, hayatın kendisidir... İnsan gayeye ulaşmak için çalışmayı sever; fakat ulaşmayı pek istemez; bu hal şüphesiz çok gülünçtür. Şu halde insan doğuştan gülünç bir yaratıktır... Belki de insan yalnız refahı sevmiyor; ıstıraptan da aynı derecede hoşlanıyor. Hatta ıstırabın saadet kadar faydalı olması da mümkündür. İnsanın sırasında acıyı ihtirasa varan derecede sevdiği bir gerçektir... Şahsi kanaatime göre, yalnız refahı sevmek biraz ayıptır bile." (s.36-37)
Zweig’a göre Dostoyevski, sıkı bir Rus milliyetçisidir. Onun ortadan kaldırdığı ilk sınır, okuyucusuna açıkladığı ilk uzak dünya, Rusya’dır. Bütün dünya Rusya’yı onun sayesinde keşfetmiştir. Rus ruhunun, evrensel ruhun en değerli unsurlarından biri olduğunu ilk defa o göstermiştir. Rusya onun sığınağı ve kurtarıcısıdır. “Tanrı’ya inanır mısınız?” sorusunu hayatının en samimi itirafı ile cevaplandıracaktır: “Rusya’ya inanıyorum.”(s.182-199)
Yeraltının kahramanının Ruslarla Alman ve Fransızları mukayese eden ve Ruslara mutlak bir üstünlük bağışlayan şu sözleri Dostoyevski’nin görüşleriyle paralellik arz eder:
"Biz Ruslarda genel olarak şu manasız başı gökte Fransız veya Alman romantiklerine rastlayamazsınız. Hele Fransızlar; bütün Fransa barikatlarda can vermek üzere olsa, nezaket için olsun değişmez, ömürlerinin sonuna kadar aptal aptal yıldızların türküsünü çağırmaya devam ederler. Bizde, Rus toprağında aptal bulunmadığını biliyoruz. Alman diyarlarından bizi ayırdeden budur." (s.49)
Dostoyevski, hayatı boyunca ıstırap çekmiş, ancak hayatı sevmeyi acı çekerek öğrenmiş bir adamdır. Onun eserleri de hayatı boyunca çektiği ıstırapların acı tatlı meyveleridir. Bütün büyük adamlar gibi o da, acıların verdiği tecrübeden hakkıyla yararlanmayı ve bu tecrübeden doğan eserleri insanlık alemine hediye etmeyi başarmıştır.

Bekir İstanbul 
11 Kas 2015 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 9/10 puan

Çelişkilerle dolu bir kitap ama bu çelişkiler harika ifade edilmiş.

"Yeraltından Notlar" iki kısımdan oluşuyor; bir "Yeraltı", iki "Notlar"

"Yeraltı" kısmında yazarın ruh hali, çıkmazları, çelişkileri, buhranları, ıstırapları anlatılıyor ya da anlatılmıyor. Derin analizlere giriliyor veya saçmalıyor. Evet "baylar" bu ilk kısım böyle çok samimi ya da tamamen sahte çelişkilerle dolu. Ama hangimiz bu çelişkileri yaşamıyoruz ki?

Yazar okuyucusuyla konuşur gibi yazmış ve okura hep "baylar" diye hitap etmiş? Neden acaba?

İkinci kısımda bir kahraman var yada yazarın ifadesiyle "antikahraman". Yeraltından çıkmış, "canlı hayatı" yaşama mücadelesi veren, "güzel ve yüksek şeyleri" ifade etmeye çalışan, bocalayan bir "antikahraman".

"İki kere iki dört eder" diyorsanız bu kitabı mutlaka okuyun ya da okumayın. Siz bilirsiniz. Yazarın ruh hali beni çok etkiledi... Ya da hiç etkilemedi. Bunları tamamen kurgusal olarak, güzel bir yorum olması için yazıyor olabilirim...

Kağan Kalava 
02 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yine bir DOSTOYEVSKİ kaçamağı yaptım ve her zaman ki DOSTOYEVSKİ bana karışık duygular hissettirdi ama bu konuda en anlamlı söz NABOKOV'UN ''Aynı şekilde,doktor Lujin'e Dostoyevski'den herhangi bir şey verilmesini yasakladı,zira Dostoyevski,doktorun deyimiyle,çağdaş insanın ruhunda baskılı bir etki yaratıyordu,sanki korkunç bir aynaymış gibi- '' (Lujin Savunması) dediği gibi aynaya bakmamı ve kendi yaşamımı gözden geçirmemi sağladı.

Yeraltından Notlar'ı yaşamımın belirli safhalarında birçok kez okudum;4 mü 5 mi sayısını bile hatırlamıyorum,ama her okuyuşta (18 yaşında okumak farklı bir anlam katar 30 yaşında okumak farklı bir anlam katar ) birbirnden farklı şeyler çıkardım,değişmeyen tek şey ise ; DOSTOYEVSKİ'NİN en çok sevdiğim yazar olması.

DOSTOYEVSKİ

Her konuda birbiri ile çelişen ve zamanla değişen fikirler(Siyaset,din...),çalkantılı bir yaşam( fikirlerinin sabit kalmayıp sürekli gel-git içinde olmasında büyük bir etken),sara nöbetleri,son anda ölümden kurtuluş(Kurşuna dizilecekken Çar'ın mektubu idam yerine ulaşır ve ölümden kıl payı döner) delilik ile dahilik arasında gidip gelen yaşantılar...

Sonuç:İnsan ruhunun en derinine inen , yazarlar arasında psikolojinin babası,yaşadığı dönemi en gerçekçi ve en ince işleyen,sistem eleştirisini yani Çarlık döneminin halk üzerinde yaptığı sömürüyü,kısaca ezilen ve sömürülünleri anlatan bir deha.Hümanist bir aydın,yazdığı evrensel değerlerle bütünleşen söylemleri ile günümüzde bile en değerli yazarlardan biri olarak gösterilen(sadece günümüz değil gelecekte de etkisi devam edecek bence) bir ışık...DOSTOYEVSKİ övgüsü için kelimeler yetersiz kalıyor...

YERALTINDAN NOTLAR
İlk bölüme baktığımızda oldukça karışık açıklamalar görülüyoruz,yazar,kendi gibi bizi de kendi yeraltısına çekmek istiyor bunun için yazarın bakış açısıyla(daha doğrusu kitabı anladığım kadarı ile ) size YERALTI'NIN anlamını irdelemeye çalışacağım:

YERALTI:Her kişinin hiç kimseye açamadığı en gizli sırları,tutkuları,arzuları...barındıran duygusal bir kaledir.Yani her bireyin yeraltısı kendi kendinin kendine ait olduğu yerdir,orada maskeler yok.Dış dünyaya karşı sığınılacak bir yerdir (Hepimizin kendine ait yeraltısı var,yaşam savaşında ıstıraplarımızı düşündüğümzüde ve yaşam muhasebeimizi yaptığımızda her daim kendi kendimizle baş başa kalmıyor muyuz ? İç sıkıntılarımız,üzüntülerimiz,hastalıklarımız...hep içimize işlemiyor mu ? )Şimdi diyeceksiniz ki YERALTINDA YAŞAMAK sözünü övüyor.Hiç de değil.Zaten herkesin yeraltısı kişiden kişiye göre değişir ki;İçe dönük insanlarda bu yeraltı daha geniş ve derinken dışa dönük insanlarda ise dar bir hacim kaplar .Dışa dönük insanlar aşırı sosyalleştikleri için (Doğan Cüceloğlu aşırı sosyalleşen insanların öz benliklerini yitirip persona(maske ) takıp kendi özünü kaybettiğine vurgu yapar) duygularından içe dönük insanlara karşı daha az etkilenirler.

İşte bizim ana karakterimiz de içe dönük yani duygusal patlamaları daha yoğun yaşayanlardan biri.Bir nevi Tutunamayan(Oğuz ATAY romanlardaki gibi).İlk bölümde kendi kendi ile çelişen daha doğrusu kendini küçümseyip açıklamalar yapan biri karşımıza çıkıyor.Bu hepimizden biri olabilir...Belki de karakterini ele vermek istemiyordur(o yüzden ikide bir sözünü değiştirip yalan söyledim diyebiliyor) belki de okuyucular ile tüm hissetiklerini paylaşmak istiyordur (yeraltı insanı yerüstüne çıkınca yani dünyaya açılınca gevezeleşir diyor yazar) tüm çelişkili düşüncelerini,ıstıraplarını...böyle yapıp konuşarak rahatlamak istiyordur,(Bence bu karakterimizin DOSTOYEVSKİ'NİN ruhu ile çok bağı var) bilemeyiz.

Bu açıklamalar da şu ipuçlarını yakalıyoruz,ana karakterimiz yeraltında yaşamayı kendi iç kulesinde yaşamaya devam etmeyi dış dünya ile irtibatı kesmeyi kendi seçmiştir(dış dünyanın olumsuz şartları da buna bir etken bence ),kendine göre sebepleri vardır en azından dış dünyadan ilgi bekliyordur,önemsenmek isitiyordur.(kitaptaki karakterimiz dayak yemeye bile razıyım diyor yeter ki dikkate alınayım diyor)

Dış dünyada alaya alınmasına,orada tutunamasına karşın(Tutunamayanlar kitabında bize yaşamayı öğretmediler diyor Oğuz ATAY) savunma mekanizması olarak kendi içinde bir gurur(dış dünya insanlarını küçümseme ) geliştirmiştir karakterimiz.Karakterimizin kendisi alıngan olduğundandolayı olayları fazla büyüttüğünden söz ediyor.Öç almaktan ama dışa dönük(yaşamayı bilen insanların) intikam için bir duvar karşısına çıktığı (yaşamında kaybetmek istemediği şeyleri olduğu için) söz edip kendi gibi insanlarda duvarların söz konusu olmadığını söylüyor.Kendi kendine acımanın zevklerinden(diş ağırsı göndermesi),çoğu kez yaşamda mantığın değil duyguların baskın olduğunu,insanların gayeden çok gayeye giden yolda zevk aldıklarını,uğraştıklarını,bireylerin kendi duygusal tutkularının esiri olduklarını...hayata,duygu-mantık çatışmasına,insanların tutkularının esiri olduklarına,tutunan ve tutunamayan dünyasına,kibirden kendini aşağılayamaya,kötülük kavramına...birçok şeyden söz ediyor bu bölümü iki kez okudum ama yine de çözümlenmesi oldukça güç (zaten yazar da yazdıklarımdan birşey anlamazsınız diyor).


İKİNCİ BÖLÜM

Kahramanımız dış dünyaya açılıyor daha doğrusu eski anılarını anlatmaya başlıyor.Çocukluğundan beri yeraltı sığınağına sarıldığını belirtip yaşamındaki üzücü olaylar anlatıyor.İkinci bölümü okumak ve anlamak ilk bölüme göre daha kolay.


İlk olarak kahramanımınız kaldırımda yol verme-vermeme hadisesini anlatıyor(Hepimiz buna benzer olay yaşamışızdır.Buna verilen tepkiler,içe atmalar kişinin duygularından ne kadar etkilenip etkilenmediğine göre değişir,kahramanımız duygusal olduğu için bunu gurur meselesi yapmıştır(İçe dönük insanların böyle davranmaları gayet normal)Ama burada iki şey dikkatimi çekti;ilki takıntılı insanların buluttan nem kapan alınganlıkları ve en basit bir olayın iç huzurunu etkilemeleri...Ama diğer yandan ise bu kısımda büyük bir sınıf eleştirisi var(kaldırımda sosyal sınıf bakımından daha güçlü insanlara hep yol veriliyor)


İkinci olay ise arkadaşları ile aralarında geçen bir aşağılama hikayesi.Dikkate alınmamak,önemsenmemek,yaşamda başarılı olan arkadaşların başarısız arkadaşlarına karşı kibirli bakışı(onları aşağı görmek),gurur ve öz saygı...ikinci olay ise daha ibretlik bu kısımda çocukluk arkadaşlarımız arasında birbirimizi nasıl görürüz(maalesef çoğu kez yaşamda daha başarılı arkadaşlar,yaşamda başarısız ve daha düşük sınıfta arkadaşlarını küçümsüyor,yazarın yazdıkları hala güncelliğini koruyor) cevabını veriyor özellikle sınıfsal farklara gönderme dikkat çekici.


Üçüncü olay ise yeni tanıştığı bir bayanla yaşadıkları...İlk önce etkili yani ''kitap gibi konuşup '' onu etkileme ve ''yüksek şeyler '' den söz edip ona yol gösterme.(Karakterimiz ikinci olayda gururu kırıldığı için üçüncü olayda öç almak daha doğurusu yaşama karşı içinde biriken öfkesini kusmak için güç savaşına giriyor)Ama beklenmedik bir zamanda gelen ziyaret persona(maskelerin ) atılması ile kahramanımınızın gerçek yüzü ortaya çıkıyor.Bu olayda da yaşama dair ibret alınacak göndermeler mevcut !

SONUÇ

Kendi iç dünyasında yaşayan bir adamın dış dünyaya adım attığında bozguna uğramasına şahit oluyoruz.


Tıpkı ;Tutunamayanlar,Tehlkeli Oyunlar,Korkuyu Beklerken,Oyunlarla Yaşayanlar (Oğuz ATAY),Huzur,Saatleri Ayarlama Enstitüsü(A.Hamdi TANPINAR),Kürk Mantolu Madonna,İçimizdeki Şeytan(Sabahattin ALİ),Körleşme(Elias CANETTİ),Demian,Bozkırkurdu(Hermann Hesse),Budala(Dostoytevski)...gibi değerli kitaplarda yazılanlar gibi...

Aynı zamanda;Dostoyevski'nin bu romanında da toplum tarafından dışlanmış ve sistem tarafından ezilmiş bir bireyin umutsuz yakarışlarını dinlemek ve onun kendi kendi ile iç hesaplaşmasını okumak,bize birbirinden farklı duyguları hissettiriyor.


Bazıları bu kitabı anlamsız ve mantıksız bulabilir (dışa dönükler ve aşırı sosyalleşen insanlar) ama duygulara önem veren insanlar bu şaheserin değerini kolayca anlayabilir.Teknik olarak da çok değerli bir kitap ilk bölüm deneme türünde ikinci bölüm ise roman türünde ,kitabın tümüne baktığımızda ise felsefe+psikoloji+siyaset(yaşadığı döneme satır aralarında göndermeler dikkat çekiyor) görüyoruz bence bu kitap Karamazov Kardeşler,Cinler,Budala,Suç ve Ceza...gibi diğer DOSTOYEVSKİ şaheseleri kadar değerlidir.(gerçi her DOSTOYEVSKİ kitabı değerli bana göre ! )

Mustafa Oner 
 01 Şub 11:18 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitap, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin yüz elli yılı aşkın süredir okunan gerçek bir başyapıtıdır. Kitap başlıca iki bölüme ayrılmaktadır: Yeraltı ve Notlar. Birinci bölümü geçtikten sonra ikinci bölümün akıcılığıyla sözcüklerin içerisinde heyecanla kayboluyorsunuz. Kitap, ilk bölümü bu romanın ardından zamanla "Yeraltı Adamı" olarak tanınan karakterin itirafları, serzenişleri, hakaretleri, hayıflanmaları kısaca iç dünyası üzerine bir monologdur. Çevresindeki insanlardan tiksinen, nefretle insanları anan, insanları belki de hiç sevmemiş gibi görünen kapalı bir karakterin fazlasıyla açık ifadeleridir. İkinci bölümde ise Yeraltı Adamı'nın yeraltından bir anlık çıkışı ve daha önceden arkadaşı olduğu anlaşılan kişilerle bir hesap görmeye çabalaması yer almaktadır. Ve en sonunda bir kıza içinde bulunduğu ruh halini yansıtmasını içermektedir.
Roman şu şekilde özetlenebilir:
Bahsettiğim üzere, ilk bölümde kahramanımızın uzun bir monoloğu vardır. Kendisi her zaman geri planda kalmıştır. Toplum ve arkadaşları içinde hiç kabul edilememiştir. Kahramanımız, kendisinin son derece zeki olduğunu vurgular ve bu yalnızlığını ve itilmişliğini de buna bağlar. İnsanlardan korkusunu kapatmak için onlardan tiksindiğini ve onları küçümsediğini söylemekten çekinmez.
İnsanlara karşı sürekli bir eleştiri, sürekli bir yargı geliştiren kahramanımızın kendi içinde de dinmek bilmez çelişkiler fırtınası vardır. Kendine güveni hiç olmadığını söylerken sebebini bilinçli olmasına bağlar. Herkesten daha zeki ve bilinçli olduğu için kendine güvenemiyordur. Fakat bu bile bir çelişkidir.
Okul ve iş arkadaşlarını hayatından çıkarmış ve kendi yeraltı dünyasına kapanmıştır kahramanımız. Kendisini hiç anlamamış ve kabul etmemiş olan arkadaşlarından nefret eder. Onlardan daha zeki, bilinçli olduğu için arkadaşları onu hiç sevmemiştir. Kahramanımız onları hayatından çıkarmasının sebebi olarak bunu açıklar. Hepsi onun aksine para, ün, şöhret vs... gibi şeylere düşkündürler. Ama o bilime, edebiyata ve kitaplara tutkundur. Bu ayrım bile onlardan nefret etmesine yeterlidir.
Romanın ikinci bölümünde ise, birilerine aşırı derecede ihtiyaç duyduğu bir anda eski arkadaşlarıyla karşılaşır ve onların planlarına bir şekilde dahil olur. Bu bir veda yemeğidir. Her zaman olduğu gibi arkadaşlarıyla birlikte olmaktan son derece rahatsız olur ve bu yemeğe geldiği için de çok pişman olur.
Yine arkadaşları adsız kahramanımızla alay eder, onu küçümserler. Bu durum onun gururunu aşırı derecede kırar. Ve çok alkol tüketir. Böylece işler daha çok çığırından çıkar. Arkadaşları en sonunda onu bırakıp gider. Kahramanımız da kırılan gururunu tamir etmek için onların peşinden gider. İntikamını alacaktır.
Gittiği yerde bir kızla tanışır. Ve ona ev adresini verir. Tabi buna da pişman olur ve eve gelmemesi için dualar eder. Fakat içten içe de her gün gelmesini bekler. Kıza aşık olduğunu kabul edememektedir. Fakat ona son derece fazla aşık olmuştur. Bir gün kahramanımız yardımcısıyla tartışması esnasında kız evine gelir. Bu onu daha çok öfkelendirir ve bütün öfkesini kıza yansıtır. Başkaları onun kalbini ve gururunu nasıl kırdıysa o da kızın kalbini ve gururunu kırar. Her şeyi mahveder ve her şey başlamadan biter.

sezen 
09 Şub 2016 · Kitabı yarım bıraktı · Puan vermedi

Bu eseri yarım bırakma sebebim çeviri kalitesizliğidir. Daha iyi bir yayınevinden çıkan baskısını alıp okumak en iyisi. Dostoyevski'ye saygısızlık yapmamak için kitabı bırakıyorum.

Nazlı Demir 
03 Eki 2015 · Kitabı okudu · 6/10 puan

Kendinden üstün gördüklerinden, arkadaşları tarafından sevilenlerden,daha çok kazancı, başarılı bir kariyeri olan herkesten nefret eden bir adam düşünün.. Kendini ezik gördüğü, en dipte, yeraltında gördüğü için önüne gelen herkesi ezmeye çalışan kendisinden beter bir konuma sokayım derken yine yapacağını kendine yapan bir adam bu. İlk bölümde intikam almanın kimsenin bir işine yaramayacağını söylerken ikinci bölümde bir adam ona çarparak geçti diye yıllarca intikam planları kuran bir adam bu.. Biraz korkak, biraz mazoşist, biraz kıskanç, birazda sevgiye aç.. Onu kendi içinizde bir yerlerde bulmamak da ona üzülmemek de elde değil..

Rumeysa özaçmak 
 10 Nis 14:04 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Biliyorum bu incelemeye ne yazarsam yazayım, hep bir eksik kalacak, kelimeler yetmeyecek ama elimden geldiği, dilimin döndüğü kadarıyla bu incelemeyi yazmayı çalışacağım. Kitabından önce yazarın kendisini araştırma gereği duydum. Çünkü yazarların kitapları kadar, onları hangi koşullarda yazdıklarının, hayatlarının ne derece kitaplara etkili olduğunun da önemli olduğunu düşünüyorum. Dostoyevski, sarhoş bir babanın ve hasta bir annenin oğlu. Daha çocuk yaşta annesini ve babasını kaybetmiş, depresyon içerisinde edebiyata yönelmiş biri. Yazdıkları o dönem fazla ilgi görmediğinden, kendini politikaya atmış ve komploya karıştığı iddiasıyla sürgüne yollanmış. Daha sonra kumar bataklığına giren Dostoyevski, Yeraltından Notlar kitabını tam da bu dönem de ele almış.

Yeraltından Notlar, iki bölümden oluşan bir kitap. İlk kısmı Yeraltı ; Yalnız bir adamın kendi görüşleri arasında çatışması, insanlar arasında farkedilmeyişi, kendini hor görüşü, hakaretlerini konu alıyor. İkinci kısım ; daha çok itiraf ettikleri ve notlardan oluşuyor.

Dostoyevski'ye ilk bu kitaptan başlamak istedim. Bir sonraki kitabımda, bu kitaptan sonra yazdığı, devamı dedikleri Suç ve Ceza olacak. Kitabı okumadan önce yazarın hayatını araştırdığımda aslında kitapta bir olumsuzluk bekliyordum. Kitaptaki olumsuz karakter beni olumsuz etkiledi diyebilirim, ama daha çok o insanı anlamaya çalıştım. Kitapta ne kadar olumsuz karakter olursa olsun, Dostoyevski bu karakterleri ustalıkla anlatmış bir yazar. Kitabı bitirdiğimde sanki geçmiş zamana gitmişim, Dostoyevski ile sohbet edip geri gelmişim, işte tam olarak aynen böyle hissettim. Kitapları sindire sindire, yavaş yavaş okunmalı. Çünkü her yazdığı biraz düşündürüyor. Bir cümleyi okuduğumuzda "Ya acaba yazar burda ne demek istedi?" diyorsak zaten bu da yazarımız Dostoyevski'nin büyük bir başarısıdır. İyi okumalar dilerim :)

“Etrafınıza şöyle bir göz gezdiriniz! Gerçek hayat denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğunu bilmiyoruz bile! Kitaplarımızı, hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız.”

Yeraltından Notlar, DostoyevskiYeraltından Notlar, Dostoyevski
Nazlı Demir 
01 Oca 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 6/10 puan

"Dünya mı yıkılsın yoksa bir bardak çay mı içersin?" deseler...
"Ben çayımı içtikten sonra dünyanın canı cehenneme" derdim.

Yeraltından Notlar, DostoyevskiYeraltından Notlar, Dostoyevski
Ferah 
17 May 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Arzularımı yok edin, bütün ideallerimi silin, bana daha iyi şeyler gösterin, seve seve peşinizden koşarım."

Yeraltından Notlar, DostoyevskiYeraltından Notlar, Dostoyevski
BİROL COŞKUN 
27 Eki 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Duvarı yıkacak gücüm yoksa, onu yıkmak için kendimi paralayacak halim yok tabii ki, fakat önümde duvar var diye ona boyun eğecek de değilim."

Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 32 - Bordo & Siyah)Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 32 - Bordo & Siyah)
Mâsiva 
 23 Tem 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ben kötü bir insan değildim. Ne aksi bir adamım,ne de uysal biriyim. Ne alçağın biriyim,ne de namuslu,ne onurlu biriyim,ne bir kahramanım,ne de bir korkak. Ben hiçbir şey olamadım.

Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 7 - Martı)Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 7 - Martı)
Ferah 
14 Eyl 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Yapabildiğim tek şey, sadece okumaktı. Kitaplar, büyük coşkular, zevkler, acılar veriyordu bana; bu nedenle onlardan çok faydalandığımı söyleyebilirim. "

Yeraltından Notlar, DostoyevskiYeraltından Notlar, Dostoyevski

İnsana lüzumlu olan tek şey, onu nereye sürükleyeceği belli olmayan hür iradedir.

Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 28)Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 28)
Sergen Özen 
06 Haz 11:54 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Okumak bana uygun tek dış etkiydi. Okumaktan şüphesiz çok faydalanıyordum: kitaplar bana zevk, heyecan, ıstırap veriyordu.

Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 52 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Yeraltından Notlar, Dostoyevski (Sayfa 52 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
159 /

Kitapla ilgili 2 Haber

1. İzmir 1000Kitap Buluşması
1. İzmir 1000Kitap Buluşması 1. İzmir 1000Kitap Buluşmamızı 02.07.2017 tarihinde gerçekleştirdik. Bizim için iyi ki’lerle dolu bir gün oldu. Katılan arkadaşlara canı gönülden teşekkür ederim. Güne dair içeriğe ulaşmak için haberin devamına bakabilirsiniz
Ölmeden Önce Okunması Gereken Yükte Hafif Fikirde Ağır 10 İnce Kitap
Ölmeden Önce Okunması Gereken Yükte Hafif Fikirde Ağır 10 İnce Kitap Hayat kısa, kuşlar uçuyor.” demiş Süreya’lardan Cemal. Okuduktan sonra kendi içinizde özümseyeceğiniz, arkadaşlarınızla kritiğini yapacağınız, altı çizili cümlelerinizi temize geçireceğiniz o kadar fazla kitap var ki. Bu galeriyle sizlere fiziksel anlamda biraz yardım etmiş olacağım. Üstelik bu galeriyi incelediğinizde ağzını yaya yaya ”Bu tuğla gibi kitapları nasıl okuyorsunuz?” diyen arkadaşların tezlerini de çürütmüş olacaksınız. İşte size dünyaca ünlü yazarların duyu belleklerinden süzüp gelen 10 muazzam kitap.