Bülbülü ÖldürmekHarper Lee

·
Okunma
·
Beğeni
·
42.735
Gösterim
Adı:
Bülbülü Öldürmek
Baskı tarihi:
Eylül 2014
Sayfa sayısı:
355
ISBN:
9789755706849
Kitabın türü:
Orijinal adı:
To Kill A Mockingbird
Çeviri:
Ülker İnce
Yayınevi:
Sel Yayınları
1960 yılında yayınlandığından bu yana bir dünya klasiği olan, bütün edebiyatseverlerin gönlünde özel bir yer edinen, Pulitzer ödüllü Bülbülü Öldürmek Amerika`nın güneyinde yaşanan ırkçılığı ve eşitsizliği bir çocuk kahramanın, Scout Finch`in gözünden anlatıyor.



Harper Lee, kullandığı yalın ama çarpıcı dil aracılığıyla adalet, özgürlük, eşitlik ve ayrımcılık gibi hâlâ güncel temaları, Scout`un büyüyüş öyküsüyle birlikte dokuyarak, iyilik ve kötülüğü hem bireysel hem de toplumsal olarak mercek altına alıyor. Bir "zenci"nin haksız yere suçlanması üzerinden gelişen olaylar; önyargılar, riyakârlık, sınıf ve ırk çatışmalarıyla beslenen küçük Amerikan kasabasının sınırlarını aşıp, insanlar arası ilişkide adaletin ve dürüstlüğün önemini anlatan evrensel bir hikâyeye dönüşüyor. Hem şiddet ve karanlığıyla ürperten hem de "insani" vurgusuyla sarıp sarmalayan, çağdaş dünya edebiyatının en önemli örneklerinden biri olan bu klasik roman, Ülker İnce çevirisiyle tekrar Türkçede.
İncelememin daha detaylı ve kitapla ilgili çizimler içeren hali için blog'uma bakmanızı öneririm : https://kitapciziyorum.blogspot.com.tr/...ldurmek-gunahtr.html

Bülbülü öldürmek günahtır. Çünkü bülbül yaratılışından ötürü bülbüldür, kendisini bülbül olarak seçemez. Onun ızdırari kaderinde zaten bülbül olmak vardır ve bundan dolayı da suçlu olarak gösterilmemelidir.

Çocukların Boo Radley'in evine dokunmayı bile çok zor bir şeymiş gibi görmeleri, öğretmenlerinden itibaren başlayan bir Kuzey-Güney, laik-muhafazakar, gezici-çomar vs. küçümsemeleri ve insanları sınıflandırmaları, yok Cunningham'lar şöyle yok Ewell'lar böyle diye insanların sınıf sınıf ayrılmaları, onların kilisesi beyaz bizim kilisemiz siyah gibi dinde bile ayrımcılığa uğramaları, Atticus Finch'in kendi ailesini yükseklere koyma egosu, elbise konusunda ve kız olma konuları gibi konularda mahalle baskıları gibi konular bir çocuğun gözünden anlatıldığı için bu kitabı değerli bir hale getirmekte.

Edebi olarak değerlendirecek olursak kitabın dili epey sade fakat vermek istediği mesaj güçlü. Öyle Debbie Macomber, Sarah Jio gibi aşk öyküleri ya da ciltlerinde kocaman yazılar yazan klonlaşmış polisiye kitaplarını unutabilirsiniz. Amerika'nın Maycomb adlı küçücük bir mahallesindesiniz. Hayatınızda o mahalleden dışarı çıkmamışsınız ve size "Beyaz kızarsa zenci ölür" diyen insanların zihniyetiyle aynı yerde yaşıyorsunuz.

İşte tam da bu sebeple bu romanın örneklerini bizim ülkemizde de görmek mümkün. Birbirimizi ötekileştiriyoruz. Bir Türk olarak zenci de doğabilirdik fakat Allah bize böyle olmayı uygun gördü. Fakat şimdi de ülkemizde laik-muhafazakar, Atatürkçü-sağcı, ateist-teist-deist, iktidar-muhalefet gibi çok sayıda ötekileştirmeler görüyoruz. Onun için bu kitabı aslında ülkemizle de çok bağdaştırdım. Bu bakımdan Scout kızımızın da romanda dediği gibi bizim ülke için demiş olduğu bir şey var aslında : "Bak ama, Jem, bana kalırsa tek bir tür insan var, insanların hepsi insan."

Bu romanda hayata Tom Robinson olarak gelmiş olmayı düşünmelisiniz. Öyle bir ailede, öyle bir baskıda, hiçbir zaman sizin haklı olmayacağınız gibi görüşler içinde büyüdüğünüzü düşünmelisiniz. Bunun örneklerini şu anki zamanımızda Amerika'da görüyoruz. Artık polisler siyahilerin yollarda bir şey yapmadıklarını görseler bile çekip vuruyorlar adamı. İstedikleri kadar siyahiler buna tepki koysun, beyaz kızarsa zenci ölüyor romanın da dediği gibi.

Ayrıca kitabın 309. sayfasında Bayan Gates'in rol aldığı bir paragraf var : "Burada biz insanlara zulmetmeyiz. Zulüm önyargılı insanlardan kaynaklanır. Ön-yar-gı." Kitabın sadece bu cümleleri bile o kadar mükemmel ve yerinde bir Amerikan kültürü eleştirisidir ki Harper Lee ironik bir dille o mahallede yaşayan insanların önyargısını kendi dedikleriyle çeliştirmeyi başarmış resmen.

Hiç kimsenin dil, din, ırk, renk, milliyet gibi konularda ayrılmaması gerektiğini bir çocuğun gözünden harika bir şekilde anlatmayı başarmış kitaptır.

Kırdığım 2 puan ise kitabın başlarında olan sıkıcılıktan dolayı ve Radleyler'in esas mesajla pek bağlantısının bulunmamasından dolayıdır.
Son zamanlarda sıklıkla rastladığım bir kitaptı Bülbülü Öldürmek. Bir modern klasik fakat daha çok ‘klasik’ tadında. Neredeyse yarısına yakın bir kısmının Oliver Twist vasatlığında olduğunu söyleyebilirim. İkinci bölüm beni kitaba bağlayan etken oldu ve sonuç olarak beğendim.

Kitap, 1930’ların Alabama’sında geçiyor. 9 yaşındaki bir kız çocuğu olan Scout’un ağzından anlatılan roman, daha sade ve anlaşılır bir hale bürünüyor. Scout’un abisi Jem, yakın arkadaşı Dill ve avukat babaları Atticus’un çerçevesinde oluşan bir hikaye...
Bülbülü Öldürmek salt ırkçılık üzerinden yorumlanan bir kitap olarak düşünül-memeli; yaşanan bunca trajik olaylara karşı “kapalı ve kör olan” insanların sıradanlaşmasını; “Önyargılı” olmadığını düşünen kitlelerin içten içe bu önyargıyı benimsemelerinin nahoşluğunu düşündürtmeli…

İki bölümden oluşuyor kitap. Birinci Bölümde olayları ağzından dinlediğimiz minik Scout ve Jem’in Dill ile tanışıp birlikte geçirdikleri yaz tatili ve sonrasında okulların açılmasıyla başlayan süreci kapsıyor. Oldukça sıradan ve büyük beklentiyle başladığım kitabı okumama pişman ettiren bir bölüm olduğunu söylememde fayda var. Yüksek beklentinin en büyük sebebi yorumlanan kitabın dozunda olmayan övgüler olduğu gerçeği ortada. Sanırım kitap incelemelerini artık sınırlı okumaya özen göstereceğim.

Haksız bir tecavüz suçundan dolayı yargılanan bir zenci olan Tom Robinson’ı savunan Jem ve Scout’un avukat babası Atticus’un yaşadıkları olaylar ve bunu çocuklara yansıtma şekli, kitabın çözümlenmesi için ana taşlardan.
Atticus gerçekten çok sağlam ve güçlü bir karakter. Haksızlığa karşı başını eğmeyen, önyargıları benimsemeyen, insanları olduğu gibi kabul eden, empati yapmayı ödev sayan, çocuklarına bunları aşılamaya çalışan, mesleğine ve hayatına pozitif, sabırlı ve kararlı müthiş bir karakter. Romanda beni en çok etkileyen kişi Atticus’tu kesinlikle.

Beni en çok düşündürten şeylerden biri Önyargı oldu. İnsanların peşin hüküm vermeleri. Benmerkezcilik. Sürü psikolojisi. İnsanları yargılamak…

İnkar ederiz ama sürü psikolojisinin içerisindeyiz. Siyahi olmasından dolayı mahkeme tarafından tecavüz suçuyla yargılanan Tom Robinson’ı ezen kitlelerin parçalarıyız, farklı renklerde ve farklı tonlarda olarak. Kendi kendimizin düşündüğü söylenebilir mi? Başkaları gibi düşünüyoruz. Bir topluluğun kabul etmediği görüş, bizim kabul etmediğimiz bir görüş ise, derhal bizim görüşümüzün yerini çoktan almıştır bile. Bu kendine güvensizlikten ileri gelmiyor. Başkalarının ortaya attığı beyin fırtınası ürünü olan fikirleri kendi süzgecimizden geçirmemekten ileri geliyor. Şöyle bakıyoruz: Fikri ortaya atananın konumu, mesleği, varlıkları vs vs. Bu bizim irademizin önüne geçmemeli. Önüne geçtiği takdirde Önyargılar, değişmez devinimler ve benmerkezcilik bizi kendi meskenimiz içerisinde boğmaya devam edecek ve ırkçılıkla benzer nitelikli kötülüklerle yüz yüze gelmeye devam edeceğiz. Bir kitap, böylesine bir kitap bu gibi şeyleri düşündürtmeli, düşündürmek için vesile oluyor da.

Atticus’a hayran kaldığımı söylemiştim. Mesela kasabanın yargıcı, tecavüz suçuyla yargılanacak olan Tom Robinson’un avukatı olmasını istediğinde onu reddetmiyor. Bütün kasabanın kendisine ve ailesine cephe alacağını bilmesine rağmen bunu kabul ediyor. Hatta çocuklarının kasabalıların etkisinde kalmasından, korkmasına rağmen ilkelerine sahip çıkarak bu davayı almayı kabul ediyor.

Atticus Finch, unuttuğumuz, en temel insan hakları kuralını hatırlatıyor bizlere; Renkleri, dilleri, dinleri, cinsiyetleri, cinsel yönelimleri, ırkları ne olursa olsun bir insanı diğer bir insandan üstün kılacak hiç bir neden yoktur.

Olayları ve hayatı küçük bir çocuğun bakış açısından görmek, “büyük”lerin algısındaki kusurları daha net fark etmemize yarıyor. Çünkü bir çocuğun gözünden baktığınızda olayları daha saf, temiz ve içten pazarlıksız görürsünüz. Daha çözülebilir hale gelir her şey. Scout. Küçük bir çocuk, romanı daha anlaşılabilir, çözümlenmesi kolay kılıyor.

Basit olanı düşünmek her zaman zordur derler; bunun yanında çocuk saflığında temiz olmak da zor zanaat. Basit olan şeyler ne kadar zor oluyor bazen. Öyle ki zor olanı yapmak için sarf edilen çabadan bile bazen daha büyük olabiliyor. Aslında her şey çok basit, evet gerçekten basit, birey veya toplum olarak zoru seçen bizleriz.

Kitapta dikkatimi çeken güzel bir pasajı anımsıyorum.
Mahkeme salonunda Tom Robinson'un konuşma tavrının kötü olmasından sıkılarak dışarı çıkar Dill, hiç kimsenin bir başkası ile bu şekilde konuşmaya hakkı olmadığını bilmektedir. Karşılaştıkları Bay Raymond Şunları der:

"Hissizleşme’ye başladığımı üzülerek fark ettim. Artık bir savaşta anlamsızca hayatını yitiren bir insan için samimi olarak eskisi kadar üzülemiyorum."

"Ölüm" kelimesini duyunca insan irkilir, ailesi gelir aklına, sevdikleri, değer verdiği en yakınındaki kişiler film şeridi gibi geçer önünden. Geçerdi, artık öyle de olmuyor Canetti'nin ölümü yok saymayışı gibi değil bu, başka bir şey. Hissizleşmek. İnsanın başına bir kötülük geldiği zaman mı hislerinin alevlenmesi gerekiyor. Benmerkezciliğinden bahsetmiştim. Çağımızı saran büyük hastalık.
Hissedebilmek ve duyumsamak, bizi hissizleştirmeden; başımıza gelmeden gerçekleştirilmeli, bizi duygularımızın kontrolü altına almalı. Tıpkı Atticus gibi. Bencillikten sıyırılıp, Empati yapmak çemberimizde olmalı... Yaşanan acılara, adeletsizliklere, eliyle olmasa bile diliyle, diliyle olmasa kalbiyle karşı koyabilmeli...
Körelmenin nasıl yüz tuttuğunu kendimde hissettim son sayfayı çevirirken. Bir kitap bazı şeyleri, unutulan birtakım şeyleri hatırlatmalı...

Benzer kitaplar

  • Sineklerin Tanrısı
    8.2/10 (1.996 Oy)1.735 beğeni5.354 okunma312 alıntı31.364 gösterim
  • Yüzyıllık Yalnızlık
    8.4/10 (1.468 Oy)1.410 beğeni4.467 okunma485 alıntı32.516 gösterim
  • Otomatik Portakal
    8.1/10 (2.155 Oy)1.793 beğeni5.635 okunma476 alıntı40.162 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (4.876 Oy)5.089 beğeni13.235 okunma1.284 alıntı69.654 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (2.619 Oy)2.636 beğeni8.052 okunma2.438 alıntı73.324 gösterim
  • Sofie'nin Dünyası
    8.4/10 (1.507 Oy)1.530 beğeni5.175 okunma982 alıntı44.369 gösterim
  • Empati
    8.4/10 (1.887 Oy)1.778 beğeni6.711 okunma281 alıntı36.795 gösterim
  • Beyaz Zambaklar Ülkesi
    8.9/10 (2.017 Oy)1.936 beğeni5.651 okunma1.133 alıntı33.386 gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (1.931 Oy)1.813 beğeni6.021 okunma677 alıntı32.217 gösterim
  • Dava
    7.9/10 (1.577 Oy)1.524 beğeni5.424 okunma788 alıntı36.734 gösterim
En saf duyguları paylaştığımız, kötülük nedir bilmediğimiz zamanlardı çocukluk yılları. Riyasız, çıkarsız, zararsız dostluklar kurduğumuz... Aynı mahallenin sokaklarında koşturup saatlerce oyunlar oynardık. O fakirmiş bu esmermiş ne ehemmiyeti vardı ki? Önemli olan aynı duyguları paylaşmamız, birlikte eğlenmemiz değil miydi.
Büyüdük çok şey değişti hayatımızda, mal mülk, mevki kazandık fakat en önemli değerimizi, insanlığımızı kaybettik. O çocuk kadar olamadık... O siyah bu beyaz, o Arap bu Türk, o çerkes, bu kürt, şu laz, o sağcı bu solcu, o alevi bu sünni, o müslüman bu ateist diye diye ayrıştırdık insanları. Ve bunu büyük bir zevkle yaptık.

Irkçılığın, eşitsizliğinin öyküsü bu. Özgürlük, eşitsizlik, ayrımcılık bir çocuğun gözünden anlatılıyor. Sarah Finch, "ey insanoğlu neyine güveniyorsun, kendine gel!" diyor adeta. Yaşı küçük olmasına rağmen öyle dersler veriyor ki bize, görmediğimiz, görmezden geldiğimiz ne varsa tokat gibi çarpıyor yüzümüze.

Irk ayrımının fazlaca hissedildiği toplumda avukat Atticus, siyahilere hayvan değeri bile vermeyen toplumun normlarına karşı gelerek bir siyahinin haksız yere ırza geçmek ile suçlandığı davayı alır. Tüm kalabalığa, yuhlamalara rağmen doğru bildiğinden bir an bile vazgeçmiyor avukat. Aslında Atticus yalnızca yapması gerekeni yaptı fakat bize yabancı gelmeye başlayan bu değerler yüzünden onu yücelttik, kahramanlaştırdık... Yazarımız bu olay üzerinden hem bireysel hem de toplumsal olarak kaybetmenin eşiğine geldiğimiz doğrularımızı hatırlatıyor bize. Ve Sarah Finch... Erkeklerin içerisinde büyüyen, zevkleri ve hareketleri zamanla rol model olarak belirlediği abisiyle babasına benzeyen bir çocuk. Çevresinin onu sürekli, toplumun çizdiği kalıplar içerisine sokmaya çalıştığını görüyoruz. Bu ikilemin arasında sıkışan ve bocalayan bir karakterden bahsediyor yazar.

Harper Lee sade fakat etkileyici dili ve analizleriyle çok güzel bir kitap ortaya koymuş. Olumsuz yorumlar sebebiyle sürekli ertelediğim, geçen hafta okuduğum değerli bir inceleme üzerine vaktinin geldiğini hissettiğim kitap. İyiki de başlamışım. İlk yarısının bana oldukça sıradan geldiğini söyleyebilirim fakat sonrasında güzelleşti. Bana kendimi sorgulattı. Bu kitap umudun kitabı... Özeleştiri yaptıran, önyargılarımızı ortaya seren şahane bir kitap. Okurken defalarca tespitin doğruluğuna karşı defans mekanizması geliştirdim. Fakat biliyorum ki savaş eskisi kadar üzmüyor artık beni. Haberler o kadar da etkilemiyor. Vicdanımızı rahatlatmak için için haklı gerekçeler dahi sunabiliyoruz artık. Hissizleşiyoruz her geçen gün. Ve en kötüsü de buna alışıyoruz...
Doğduğumuz andan başlayıp son nefesimize kadar bizimle birlikte olacak olan ve asla değiştiremeyeceğimiz şeyler vardır. Basit bir örnekle başlayacak olursak göz rengimiz (tabii sonradan yapay yollarla yapılan değişiklikleri işin içine katmıyorum). Mavi gözlü, ela, yeşil veya kahverengi gözlü olmak bizlerin elinde değil, tıpkı ten rengimizin nasıl olacağı bizlerin elinde olmadığı gibi. Diğer canlılara olan üstünlüğünü akıl bağlamında açıklayan insanoğlu tarihin en eski dönemlerinden beri aynı problemlerle uğraşıyor: savaşlar, yoksulluk, açlık vesaire. Peki aklı ile övünen insan ne yapıyor? Bu sorunları ortadan kaldırmaya çalışmıyor, aksine ateşe biraz daha odun atıyor. Hattâ bu kitabın da ana unsurunu oluşturan bireyin ten rengine takıyor. Aklıyla övünen insana sormak lazım, bir insanın açık ya da koyu renk bir cilde sahip olmasının birinin diğerinden üstünlüğü ile ne gibi mantıklı bir bağlantısı olabilir? Medenileşmek diyoruz, gerçekten var mı böyle bir şey? Bana sorarsanız yok. On yıllar önce siyahi bir çocuğu kafese kapatıp beyazlara izleten zihniyet değişmedi sadece çağın getirilerine uygun bir biçimde evrildi. Özellikle futbol maçları öncesi yapılan seremonilerde beyaz futbolcunun siyahi futbolcuya elini vermemesi ya da siyah bir futbolcuya tribünden muz göstermek eylemlerine evrildi. Hâlâ bu zihin yapısına sahip milyonlarca insan var, bizim insan olmamız nedeniyle onlar adına utandığımız milyonlarca insan...

Bülbülü Öldürmek özellikle son yıllarda bir hayli okunan ve raflarda öncesine nazaran çok daha fazla görülen bir kitaptı. Yorumları da kitabı daha çok merak etmeme neden olmuştu. Bu gibi sebeplerle kitabı okuma kararı aldım ve umduğum tadı aldım açıkçası. 1900'lü yılların ilk yarısında Maycomb isimli bir kasabada avukat babası Atticus ve ağabeyi Jem ile yaşayan küçük bir kız çocuğu olan Scout'ın gözünden dünyayı görüyoruz. Adalet, sevgi, saygı eşitlik kavramlarını onun gözünden irdeliyoruz. Bülbülü Öldürmek genel itibariyle Finch ailesinin yaşadıklarına yer veriyorsa da ana olayımızın baba Atticus Finch'in kasabada yaşayan siyahi bir adam olan Tom Robinson'un avukatlığını üstlenmesi olduğunu söylemek gerekir. Beyaz bir kadına tecavüz ettiği iddiasıyla yargı önüne çıkarılan bu siyahi adamın duruşmasının görüldüğü bölümler kitabın en etkileyici kısımları zaten.

Bülbülü Öldürmek'te ana karakterimiz yaşı küçük kendi büyük Scout diyebiliriz. Zaman zaman küçük, babasına muhtaç bir kız çocuğu, zaman zaman büyümüş de küçülmüş mantık abidesi bir genç kadın. Henüz okula gitmeden babası vasıtasıyla okuma yazma öğrenen, ağabeyi ve komşularının yeğeni Dill ile oynamayı kızlarla oynamaya tercih eden, halası tarafından sürekli "bir hanımefendi gibi davran" tarzında cümlelere maruz bırakılan Scout. Açıkçası bu karakteri inanılmaz sevdim ve kendimle Scout arasında bir bağ kurdum. Babası siyahi bir adamı savunuyor diye okulda çeşitli hakaretlerle karşı karşıya kalan Scout'ın kocaman kalbi beni zaman zaman duygulandırdı, küçük yumruğu ise kahkaha attırdı. :) Scout ve Jem'in babaları Atticus Finch'in çocuklarıyla olan diyaloğu da dikkat çekiciydi. Atticus Finch genel itibariyle çocuklarına insan sevgisi, adalet, saygı gibi kavramları aktarmaya çalışan bir karakter profilindeydi. Zaten paylaştığım alıntıların büyük çoğunluğunu da onun sözleri oluşturuyor.

Bülbülü Öldürmek insan olmaya, topluma dair birçok mesaj barındırıyor içinde. Dolaylı veya doğrudan verilen bu mesajları paragraflar arasından çok rahat alıp üstünde düşünebilirsiniz. Henüz küçük yaşına rağmen haksızlık duygusunun ağırlığını üstünde hissetmeye başlayan Scout'ın içinde bulunduğu duygu-düşünce durumunu okuyup etkilenmemek imkansız gibi görünüyor. Kitabın giriş kısmı ve iç sayfalarında zaman zaman çabuk bitsin bu kısımlar diyebileceğiniz bölümler olabilir ama özellikle giriş sizi kesinlikle yanıltmasın. Bu kadar beğenilen özellikle klasik olarak nitelendirilen kitapları eleştirmekten kaçınmayan (örneğin Zweig kitapları :D) ben bile ciddi anlamda eleştirilecek bir şey bulamıyorum. Karakterler, olaylar, dolandırılmadan açık bir şekilde, sade bir dille verilen mesajlarla kitap gayet güzel okunup bitiyor. Bülbülü Öldürmek'i ben çok sevdim, henüz okumamış olanlara gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar.
Küçük bir çocuksanız hayatınızın en masum dönemindesiniz demektir. Çünkü insanları sadece insan oldukları için yargilamadan kabul edebilirsiniz. En adil olduguz zamandır çocukluk. Hatta canavar diye nitelendirebildiginiz birine Merhaba öcü diyebilecek ve onun elini tutabikecek kadar masum olabirsiniz. Adalet kavramını gerçekten öğrenmek isteyenlerin mutlaka okuması gereken küçük bir çocuğun ağzından yazılmış büyük bir kitap.
Klasik olmasına rağmen sıkılmadan okuduğum bir kitaptı. Yazarın ilk ve tek kitabı olduğu için açıkçası bende okumadan önce merak uyandırdı. Bir de pulitzer ve oscar ödüllü olduğunu öğrenince kitabı hemen temin edip okudum.

Yazar küçük bir kızın gözünden olayları anlatırken çocukların o saf masumiyetini kitabın her sayfasında hissettirmiş. Olaylar küçük kızımız Scout'un yaşadığı Maycomb kasabasında geçiyor. İnsanlar arası ilişkilerin ve toplumsal ön yargıların başarıyla yansıtıldığı kitapta her insan kendinden bir parça bulabilir.

1900 lerin Amerika toplumunda siyahilerin her kesimden insanlar tarafından hor görülmesi ve aşağılanması kitapta ustaca anlatılmış. Sınıfsal ayrımcılık Maycomb kasabasında tüm hararetiyle sürerken Scout ve abisi Jem kendi çocuk dünyalarında bu ayrımcılığın aslında çok saçma olduğunu anlarlar. Babaları bir siyahinin avukatlığını üstlenince işler daha da karmaşık bir hale gelir. Siyahi adam suçsuz olmasına rağmen sırf siyahi olduğu için suçlu bulunur ve idama mahkum edilir. Bu olay Scout ve Jem'i derinden etkiler. Kitapta Scout'un söylediği bir cümle aslında bütün sorunların anahtarı niteliğinde. "Bana kalırsa tek bir tür insan var. İnsanların hepsi insan." diyor küçük Scout.

Ben kitabı okudum ve beğendim sizinde okumanızı isterim. Bazen bir kitap sadece güzel olmaz daha fazlasıdır sizin için buda onlardan biri diyebilirim.
SEN İNSAN MISIN?

Çocukluk yıllarımız, enn masum anlarımız...
Hiçbir şeyi kafaya takmadan, güle oynaya geçen musmutlu dönemlerimiz, arkadaş ayırt etmeden her çocukla oynadığımız günlerimiz. Senin baban çiftçi, benim babam tüccar, onun babası memur hesabı yapmadığımız, çoğu kez aynı bardaktan su içtiğimiz, ayakkabılarımızı birbirimizle değiştirebildiğimiz, aynı yolları defalarca birlikte geçtiğimiz o yıllar. Hatırlayınca yüzde tebessüm uyandıran saf düşüncelerimiz... Keşke her dönemimiz çocukluğumuzun masumluğu, temizliği gibi geçse, keşke yine tüm bedenimizle hissedebildiğimiz ağız dolusu kahkahalar atabilsek hep birlikte...
Ama büyüyoruz, büyüdükçe de o günlerin saflığını, masumluğunu unutuyoruz! Büyüdükçe, para-kazanç hesabı, sen-ben ayrımı, mevki farkı, o şehir-bu şehir davası, doğulu-batılı düşüncesi, ayırdıkça ayırıyoruz hayatımızda olan her şeyi ve en önemlisi İNSANI...
Tüm insanlara önyargıyla yaklaşmaya başlıyoruz, tek bir 'birey' olarak bakmak yerine din, dil, ırk ayrımı yaparak yaklaşıyoruz İNSANLIĞA...

Tam da bu ayrımın romanı Bülbülü Öldürmek.

İnsanları nasıl da göz göz kafeslere yerleştirip onlara, ırkına göre ezici, hırpalayıcı, hor görülen ya da yüceltici sıfatlar yüklenip hayat boyunca ve asırlarca bu sıfatların değişmeyişini gösteren, çocukluğumuzun temsili olacak, minicik bir yüreğin dilinden, Scout Finch'in dünyasından, tüm insanlara bu ayrımı anlatan bir roman.
Kız-erkek ayrımını, yaşanılan bölge ayrımını, sülale soy ayrımını ve biraz daha gün yüzünde olan Zenci-Beyaz ayrımını yaşadığı bölgeyle özetleyen, bu küçük kızın romanı Bülbülü Öldürmek.
Henüz küçücükken kız olduğu için pantolon giymesini hoş karşılamayan bir hala, bölge bölge ayrılmış ve güçlünün güçsüzü ezdiğine tanık bir okul ve zencilerle beyazları asla aynı kefeye koymayan bir dizi kurallar ve kilise(din). Küçük Scout Finch, tüm bu yapılan ayrımları bize anlatıyor romanında ve tabii aynı zamanda oyun arkadaşı olan abisi Jem ile birlikte. Henüz bir çok kavramın ne demek olduğunu bile bilmeden, büyüklerinden gördüğü insan sınıflandırmasını gözlüyor ve onların söyledikleriyle insanları tanıyor.
" Walter'lerin paraları asla olmaz ve bu yüzden kimseden para ya da yiyecek istemezler. Ewell'ler kaba saba insanlardır, onlarla kimse dostluk kurmaz." gibi...

Oysa ki insan olanın vicdanı buna, bu ayrıma izin vermemelidir, esmer olsa da, beyaz olsa da, kürt, zaza, alevi olsa da o bir insandır ve onun bir benzeri daha yoktur düşüncesi sarıp sarmalamalıdır fikrini.
Bir insan her ne yaparsa yaptığı şeyin yükümlüğü kendisinin olmalı dini, dili ya da ırkının değil. Çünkü hiçbir insan kendisi seçmez esmer olmayı ya da horlanan, dışlanan bir milletin mensubu olmayı...
...
En başta, 'Sen İnsan Mısın?' gibi bir soruyla başladım incelememe, evet sen eğer İNSAN isen, diğer insanlara da İNSAN gibi davranırsın, onlara değer verirsin! Onu kendi yargılarınla yargılamazsın! Mensubu olduğu toplulukla onu hor göremezsin!.. Ve daha bir çok şey...
Şimdi biz bize soralım, Biz İnsan Mıyız?.. Bu sorunun cevabını 'Evet' verene kadar da çok düşünelim...

Artık sona yaklaşırken bir teşekkürü borç bildiğim, bana bu kitabı aylar öncesinden hediye eden canım kitap dostum Merve clb'ye çok çok teşekkür ederim. :) :) Okumayı bu kadar geç bir zamana bıraktığım içinde biraz yüzüm kızarık. :/

Sevgili canlar, kitapla kalın, İNSAN kalın, sevgiyle kalın...
Bir kitabın daha sonuna geldik. 357 syflık bir serüven. Harper Lee'nin Bülbülü Öldürmek belki de en merak ettiğim kitaplardan biriydi. Beklediğim gibi çıkmasa da genel itibariyle fena bir kitap değildi. Mahkeme bölümleri oldukça sürükleyiciydi. Diğer bölümler için aynı şeyi söylemem zor. Lee kitabında oldukça yalın bir dil kullanmış yani kitabı yazmak için kelimeleri çok fazla seçmemiş. Yazarlık hayatı boyunca sadece 1 kitap yazmış olması oldukça garip geldi bana. Diğer kitabını saymıyorum çünkü Lee bu kitabın yayınlanmasını istememiş. Avukatının ısrarları sonucunda yayınlamışlar. Bence taslak bir kitap olan Tespih Ağacı'nın Gölgesinde yastık altında kalmalıydı. Yine de o kitabı da aldım. İleri ki zamanlarda kısmetse okuyacağım. Filmini de izledim. Filmi çok tatlıydı. Genelde kitaplar filmlerden daha iyi olur burada tam tersi olmuş. Kitapta daha fazla detay olsa da tüm olaylar harfiyen işlenmiş diyebilirim. Çok sevdim. Elmalı turta tadında bir film..
Sarışın mısın esmer mi?
Beyaz mı siyahi mi?
Doğduğun coğrafyanın üstünlüğü mü seni yüceltti?
kartvizitin mi? takım elbisen mi?

Tüm beşeri varlık eşittir insan ise üstündür.
İNSAN üstündür.

"- Bana kalırsa tek bir tür insan var. İnsanların hepsi insan.
- Yalnızca tek bir tür insan varsa, o zaman neden hiç geçinemiyorlar? Hepsi birbirine benziyorsa, niçin özel bir çaba harcayarak birbirlerini aşağılıyorlar?"
(sayfa 286)

Kitabın genel teması ve konusunu bu cümlelerle özetleyebiliriz. Anlaşılacağı üzere ırkçılık konu edilerek kaleme alınmış bir roman. Yazar, adeta bir kast sisteminin hakim olduğu Amerikanın "Maycomb" adlı kasabasında gelişen bir olayı küçük bir kız çocuğu Scout'un diliyle anlatıp, kendisinin de mensubu olduğu ülkeye, güttüğü gayri vicdani ırkçılık ideolojisine karşı kalemini cesurca konuşturmuş.

Kitabı okurken sürekli bir "niçin bütün bunlar, neden bu insanların üstünlük kurmaya çalışırken kendinden başkasını veya farklısını hiçe sayması, mevcut tüm haklarını ihlal etmesi? farklı bir aileye, uzak bir ülkeye, diğer bir dile/dine/etnik kökene mensup olmakla nasıl bir üstünlük veya aşağılık elde edilebilir?" gibi sorular dimağınızda dolaşır durur. Bütün bu sorular hep vardır, çünküsü hiç olmamıştır fakat çoğunlukla böyledir. Ancak çoğunluğa bağlı olmayan tek şey vicdandır ve beşer, vicdanla "insan" olmaya doğru yol alır.

Sitede başlatılan kitap hediyeleşmesi etkinliği kapsamında bana bu güzel kitabı taa uzaklardan göndererek okumama vesile olan güzel kalpli şirinem https://1000kitap.com/selen3445/Duvar/ 'ya çok ama çok teşekkür ediyorum. Armağanların en güzeli olan bu kitap, değerli kardeşimin imzasını taşıyarak ömrüm boyunca kitaplığımın en nadide üyesi olacak. :)
Uzun zamandır okumayı düşündüğüm fakat yüzleşmekten korktuğum bazı gerçekleri bir bir yüzüme vuracağını bildiğimden olsa gerek bir türlü okumaya cesaret edemediğim bir kitaptı Bülbülü Öldürmek.

9 yaşındaki bir kız çocuğunun, Scout Finch'in gözünden anlatılıyor olaylar. Asıl teması ırk ayrımcılığı olmasına karşın benim ilk etapta en çok ilgimi çeken; Scout'a bir hanımefendi gibi olması, kibar davranması gibi konularda yapılan baskılar oldu. Hemen hemen her kadının maruz kaldığı, garipsediği ve ne yazık ki zamanla kabullendiği bu baskılar aşama aşama oldukça güzel işlenmiş.

Scout' un babası Atticus Finch kültürlü, saygıdeğer bir avukat. Kitapta sık sık Atticus Finch ve iki çocuğunun diyaloglarına yer verilmiş. Her çocuğun sorduğu ve bir çoğumuzun da geçiştirdiği o sorulara Atticus'un verdiği yanıtlar hayat boyu ders çıkarılası nitelikte. Bu nedenle benim kitapta en beğendiğim kısımlar bu diyaloglar oldu sanırım.

Eğer büyük bir beklentiyle okuyorsanız ilk başlarda o beklentiyi karşılamayabilir ama ortalarına doğru ilerledikçe kitabın neden bu kadar övüldüğünü anlayacaksınız. Keyifli okumalar.

"Yalnızca tek bir tür insan varsa, o zaman neden hiç geçinemiyorlar? Hepsi birbirine benziyorsa niçin özel bir çaba harcayarak birbirlerini aşağılıyorlar, Scout, galiba bir şeyleri anlamaya başlıyorum."
Bir çocuğun bakış açısından ancak bu kadar iyi anlatılabilirdi. zekice kurgulanmış yalın bir anlatımı var..
Pulitzer ödüllü bu kitabı yazan yazar Harper Lee'ye hayran kaldım.... Başka kitap yazmaması büyük kayıp. Küçük bir kızın ağzından olayları anlatmasına rağmen gayet kaliteli, esprili bir üslup kullanmış dilinde.... Kitap ABD de siyah-beyaz ayrımını,sırf siyahi olduğu için bir insana yapılan haksızlığı ana temasında işliyor... Avukat bir baba ve çok sevdiği bir erkek kardeşle bir kasabada yaşamları, dürüst bir hukukçu babanın mücadelesi çok güzel anlatılmış.Kitabı çok beğendim.
Bizim mahkemelerimizde, beyaz adamın dünyasıyla siyah adamın dünyası karşı karşıya geldiğinde, her zaman beyaz adam kazanır. Bu ne kadar çirkin olursa olsun hayatın bir gerçeği.
Harper Lee
Sayfa 278 - Sel Yayıncılık - 1. Baskı - 2014
"Tutuklanmaktan mı korktun, yaptığın şeyi kabullenmek zorunda kalmaktanmı?"
"Hayır efem, yapmadığım şeyi kabullenmek zorunda kalmaktan."
Başka insanların yüzüne bakabilmek için ilk önce kendi yüzüme bakabilmeliyim.
Harper Lee
Sayfa 135 - Sel Yayıncılık
İnsanların tuhaf olduklarına karar verdim. Zorunlu olmadıkça onlar konusunda kafa patlatmayacaktım.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bülbülü Öldürmek
Baskı tarihi:
Eylül 2014
Sayfa sayısı:
355
ISBN:
9789755706849
Kitabın türü:
Orijinal adı:
To Kill A Mockingbird
Çeviri:
Ülker İnce
Yayınevi:
Sel Yayınları
1960 yılında yayınlandığından bu yana bir dünya klasiği olan, bütün edebiyatseverlerin gönlünde özel bir yer edinen, Pulitzer ödüllü Bülbülü Öldürmek Amerika`nın güneyinde yaşanan ırkçılığı ve eşitsizliği bir çocuk kahramanın, Scout Finch`in gözünden anlatıyor.



Harper Lee, kullandığı yalın ama çarpıcı dil aracılığıyla adalet, özgürlük, eşitlik ve ayrımcılık gibi hâlâ güncel temaları, Scout`un büyüyüş öyküsüyle birlikte dokuyarak, iyilik ve kötülüğü hem bireysel hem de toplumsal olarak mercek altına alıyor. Bir "zenci"nin haksız yere suçlanması üzerinden gelişen olaylar; önyargılar, riyakârlık, sınıf ve ırk çatışmalarıyla beslenen küçük Amerikan kasabasının sınırlarını aşıp, insanlar arası ilişkide adaletin ve dürüstlüğün önemini anlatan evrensel bir hikâyeye dönüşüyor. Hem şiddet ve karanlığıyla ürperten hem de "insani" vurgusuyla sarıp sarmalayan, çağdaş dünya edebiyatının en önemli örneklerinden biri olan bu klasik roman, Ülker İnce çevirisiyle tekrar Türkçede.

Kitabı okuyanlar 5.411 okur

  • Damla Damlapınar
  • Kadir Akan
  • Duygufayga
  • Gökhan Bozkuş
  • Pınar Damlapınar
  • Richard Bey
  • Duygu
  • Merve Tür
  • GÖKTEN ÇAĞRI AKTAN
  • Fatih Clp

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%16.1
14-17 Yaş
%14
18-24 Yaş
%23.3
25-34 Yaş
%22.3
35-44 Yaş
%16.2
45-54 Yaş
%5.4
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.4
Erkek
%26.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.4 (570)
9
%27.1 (543)
8
%25.5 (512)
7
%11.1 (223)
6
%4 (81)
5
%2.1 (43)
4
%0.8 (17)
3
%0.4 (9)
2
%0.2 (5)
1
%0 (1)

Kitabın sıralamaları