İki Şehrin Hikâyesi

8,4/10  (770 Oy) · 
2.890 okunma  · 
704 beğeni  · 
22.617 gösterim
Dünya edebiyatının en önemli klasik yapıtlarından biri olan İki Şehrin Hikâyesi, Paris ve Londra arasında gelişen olay kurgusuyla, tarihin en hareketli anlarından birinin, Fransız Devrimi'nin ekseni etrafında biçimlenir. Edebiyat dünyasının "Dickens'ın en büyük tarihî romanı" olarak, yazarın kendisinin ise "Yazdığım en iyi hikâye" diye tanımladıkları yapıt, Fransız Devrimi ile Terör Dönemi kargaşasında yaşamak zorunda kalan bir grup insanın özel yaşamlarını aktarırken, dönemin acımasız toplumsal koşullarını da irdeler.

Hapsedildiği Bastille zindanından kurtarılan Doktor Manette ile iş işten geçmeden İngiltere'ye göndermiş olduğu kızının on sekiz yıl sonra buluşmaları ve Londra'da yeni bir yaşam kurmaları; sevgi, dostluk, özveriyle örülmüş bu yaşamın Paris'te gelişen devrim dalgasının haberleriyle gölgelenişi, iki şehri yansıtıyor okuyucuya. Paris'teki karanlık günlerin karşısında Londra'daki aydınlık ve dingin günler yer alıyor. Ancak her iki şehir de karanlığın içinde umudu, aydınlığın içinde hüznü taşıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2012
  • Sayfa Sayısı:
    464
  • ISBN:
    9789750713392
  • Orijinal Adı:
    A Tale Of Two Cities
  • Çeviri:
    Meram Arvas
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
McCreâdy 
21 Tem 19:48 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kişi kafasını kaldırıp etrafında neler yaşandığını görüp insan olarak ne yapması gerektiğini bilmeli ve bir tavrın sahibi olmalı.! Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığı günümüzde iflas etmiştir.! Sosyal toplumun en önemli kriteri artık birbirimiz için varız ve bir olmadan rahat yaşam şansımızın olmayacağı gerçeğidir. Sadece ben mantığı hem korkunç bir bireyciliktir, hemde yaşadığımız toplumsal süreçte insanın kendisini bitirmesidir. Bu nedenle başımızı dik tutarak çevremizi, doğamızı toplumumuzu, güzelliklerimizi ve sorunlarımızı görebilmeli, anlayabilmeli ve çözüm yollarını üretebilmeliyiz ki; Kendimize ait olan değerleri sahiplenip yüceltebilmeliyiz.Toplumumuza ve değerlerimize duyarsız kalmak artık insani bir sorundur.!! Kısacası artık sosyal birey olmak en büyük insani değerdir...
Fransız devrimini tüm çıplaklığıyla anlatan çok güzel bir kitaptan bahsetmek isterim. 1700 küsür yıllarda fransız devrimi ve öncesinde yaşananları dile getirmiş ve devrim öncesinde ezilmiş, sömürülmüş halk sömürgeci zihniyete baş kaldırmış ve yeni bir sistem için devrim gerçekleştirmiştir...
Anımsarım; İnsan olabilmenin bedelini ödemenin ne denli olduğunu ve nasıl bir sorumluluk taşıdığının en mükemmel örnekleridir bence faşizm ve kapitalizm sistemine karşı direnmenin ve baş kaldırmanın devrimini yaşamak...
Deniz ve Denizleri Yılmaz ve Yılmazları Ahmet ve Ahmetleri Sonsuz saygılarımla Anarak, Oldukça sürükleyici ve geniş konusu itibari ile tatmin edici özelliğe sahip olan bu kitabı hayata bakış açısı geniş olan herkeze Muhakkak tavsiye ederim Saygılarımla...

Elif Kimya Salt 
 22 Ara 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

İki Şehrin Hikayesi, dünyada tüm zamanların en çok satan kitabı (200 milyonun üzerinde) Lisedeyken okumuş olmama, sonunu bilmeme rağmen tekrar heyecanla okudum. Kitap 1700 lü yılları, Fransız İhtilali' ' ni ve öncesini anlatıyor. İhtilal öncesi ezilmiş, sömürülmüş, sefalete sürüklenmiş halk, sefa içinde yaşayan asilzadelere, adaletsizliğe başkaldırmış ve devrimle birlikte yeni bir dönem başlatmıştır. Fakat yıllarca ezilip, sömürülen halk, bundan kaynaklı bir kin ve öfke biriktirmiştir. Bu öfke onları aslında asilzadelerden daha acımasız yapmış ve suçlu, suçsuz pek de ayırt etmeksizin yüzlerce insanı giyotinle idam ettirmiştir.

Haksız yere hapsedilmiş ve 18 yıl hapishanede kalmış, bundan dolayı da çıldırmış Dr. Manette, Dr Manette'nin kızı Lucie ve Lucie'nin eşi asilzadelerinden olan Charles Darnay, Dr. Manette' nin eski uşağı Defarge ve karısı, Dr. Manette' nin sadık dostu banka müdürü Lorry ' in Paris ve Londra arasında yaşanan hikayesi. Ama benim için bu kitabın en önemli karakteri Lucie ' ye platonik şekilde aşık olan Avukat Sydney Carton ' dur. Gerçekten kitabın seyrini değiştiren ve muhteşem bir finale sebep olan Carton, bu romanın olmazsa olmazı bana göre. Bunca vahşete ve zulme tanık olmuş insanların ruhsal değişimlerini ele almış yazar. Aynı zamanda kitaptaki tarihi bilgilerden de faydalanabilirsiniz. Ama kitapta İngiltere ve İngilizler bir tık üstün tutulmuş gibi. Bu da sanırım yazarın İngiliz ve biraz da milliyetçi olmasından kaynaklı. Kısacası dünyada en çok satan kitap ünvanını sonuna kadar hakkeden bir roman ve tavsiye ederim.

Bahar Karaman 
25 Oca 17:39 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

Bu kitabı, Elif Kimya Salt ın öneri ve incelemesinden sonra okuma kararı aldım. Gerçekten onca övgüye layık bir eser. Fransız İhtilali ve sonrasında yaşanan olayları ve halkın durumunu en güzel haliyle anlatmış yazar. Bir tarafta zengin ve asilzadeler tarafından haksızlığa uğrayan zavallı halk, bir tarafta bu haksızlığı onlara fazlasıyla ödeten asi ve güçlü halk. Gün olur devran döner sözü tamamen bu kitaba uygun. Kesinlikle gönül rahatlığıyla önerebilirim.

İsmail Altunbüker 
 19 Eyl 10:52 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

İki Şehrin Hikâyesi
Charles Dickens'ın yazdığı, ilk yayın tarihi 1859 olan, tam 464 sayfa, orjinal ismi ise, iki kentin masalı olan, Dünya klasiklerinden güzel bir eserdir.

Kitabın iyi yönleri, samimi bir şekilde yazılmış olması, savaşın yani o Fransız ihtilalinin acılarını olduğu gibi kaleme alması. Akıcı bir üslubu olan bir kitap. Merak uyandıran konusu var. Bunlarda kitabın okumak için iyi sebepleri...

Kitabımızın kötü yönlerine gelince, Çeviriden kaynaklı değil, fakat Türk edebiyattan biraz yoksun kalmış bir eser. Onun haricinde bu kitap, bir yetişkin kitabıdır. Savaşı tüm çıplaklığı ile kaleme almıştır. Kısacası kan gövdeyi götüren bir eserdir. Buda bazı küçük okurlar için uygun olmadığıdır...

Kitabın konusu ise, İki kentin masalıdır. Londra ile Faransa sokaklarında memkik dokuyan bu eser, büyük ihtilalin acılarını barındırmaktadır. Yapılan adaletsizlikleri göz önüne sermektedir. Ve çok daha fazlası da ibret alınacak konularıyla içinde mevcuttur...

Sonuç olaraK : Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana - sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece daha sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.

Kitapta bu sözlerle başlayıp, çok iddialı bir başlangıçla başlıyor. Ama nedenini de kitapta çok güzel bir şekilde anlatıyor. Gerçekten usta bir yazar şu Charles Dickens. Tarihi dönemin manzarasını çok iyi kaleme almış. Sanki o dönemi yaşamış bir insan....

Bu kitapta yok yok. Fransız İhtilali, komplololar, iftiralar, şüpheler, kuşkular zaten girişte da açıkladığı paragraflarda ki gibi hepsi var. Kafalar kollar kopuyor. Mahkemeler oluyor, kimileri kurtulup, kimileri giyotin ile kafası uçuyor. Herkes kendi tarafını tutmuş gidiyor...

Bu kadar zengin bir konuya sahip çok fazla tarihi eser yoktur. Bu yüzden de bu eser esaslı güzel bir eserdir. Charles Dickens'ı sevmeseniz bile bence bu eserini okumalısınız. İnsana katacağı çok şey olan, tarihi dönem romanlarından biridir. Adaletin sonu giyotin yani ölüm olduğunu ve adaleti gücü olanın istediği gibi kullandığını bu eserde gözler önüne seriyor. Tavsiyem bu değerli eseri okuyunuz ve öğüt alınız. Cümlelerimi sonlandırırken bir alıntı daha paylaşma isterim...

"Özgürlük, eşitlik, kardeşlik, ya da ölüm; ihsan çok kolay, sonu O Giyotin!"

Okuyan ve okuyacak olan tüm kitap sevenlere şimdiden keyifli ve bol öğütlü okumalar dilerim. En güzel, en tatlı kitaplar sizlerin olsun Türkiye ...

Dara 
06 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Arkadaşlar bu kitabı okuyun, okuyun, ben de bir kez daha okuyacağım.
1789 Fransız İhtilali, halkın yıllarca boyun eğdiği kralın kafasını alıp sokaklarda dolaşması, soylu sınıfının düşüşü, giyotinin masum canları bile acımasızca götürüşü, 1.Cumhuriyet'in ilanı, halkın kana susamışlığı ve intikam...
İntikam çok daha ağır basıyor. Zamanında soylu sınıfının geniş kısmının zerre değer vermediği aşağı tabaka dizginleri ele alıyor ve döktükleri her damla kanın fazlasını istiyor. Yıllarca açlıkla mücadele eden, köle durumuna düşüren sisteme karşı çıkan halk, cahilliği yüzünden sesi en çok çıkanı destekliyor, mahkemeler artık kim daha çok zenginse değil, kim daha çok bağırıyorsa onu haklı çıkarıyor. Halk cahil, o yüzden suçsuz insanlar da giyotine gönderiliyor, ama halkı cahil bırakan da onu açlığa terk eden de kralın soytarıları ve kral, kendi idamlarında kendi parmakları var.
Roman, masum olmasına rağmen, ailesinden kalan soylu ünvanı yüzünden idama mahkum edilen, ilkinde haklı bulunan ama intikam için tekrar mahkemeye çıkarılan Charles Darnay, ona tıpatıp benzeyen, hayatın sillesini yemiş, oldukça zeki, hak etmediğini düşündüğü duyguları yoksayan, bunun içindir ki duygusuz sanılan Sydey Carton üzerine kurulmuş. Bu iki gencin sevdiği masum bir genç kız da hikayeyi tamamlıyor.
Kitabın sonlarına doğru Sydney Carton'un tavrı, hüznü hala aklımda, onu unutamam.
Kitap olağanüstü, ilk elli sayfa konuya girmeye zorlanabilirsiniz ama devam etmeye değer. Charles Dickens beni derinden etkiledi, ne desem az gibi geliyor. O yüzden topu size bırakıyorum :)

Sinan Tütüncüler 
 04 Oca 00:18 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 8/10 puan

Fransız Devrimi, Aydınlanma düşüncesi, kuldan yurttaşa geçiş, ulus devlet ve seküler bir yaşam kültürünün oluşması açısından insanlık tarihinin önemli bir aşamasıdır. Fransız devrimi her ne kadar özgürlük, eşitlik ve kardeşlik sloganı ile anılsa da, esas simgesinin kan olduğu söylenir. Devrimin kan dökülerek yapılabilir olduğu ve devrimin kendi evlatlarını da yediği birer klişe olarak kabul edilse de, “İki Şehrin Hikayesi” bu klişe perdesini yıkıp, bizi Fransız Devrimindeki bu gerçekle yüzleştiriyor. O kadar insan ölüyor ki, neredeyse kitabın sayfalarından kan damlıyor. Ama bu yanıyla kitap bizlere devrim kavramını da sorgulatıyor.

1859 yılında tefrika edilmeye başlanan roman, yazıldığı yıldan yaklaşık 75 yıl öncesini anlatıyor. Kitabı okumadan önce, 18. Yüzyılda Londra ve Paris şehirlerinin toplumsal ve siyasi karşılaştırması konusunda geniş bir gözlemle karşılaşacağımı düşünürken, toplumsal detaylar, dar bir çevrenin hikayesinin arkasında fazla silik bir gölgeye dönüşmüş.

İki şehir arasında geçiş yapan ve aslen Fransız iken İngiltere’de yaşayan karakterlerin (Dr. Manette, Dr Manette'nin kızı Lucie ve Lucie'nin eşi Charles Darnay) etrafında dönen roman, aslen İngiliz olan ama ana karakterlerin etrafında devrim sonrası Fransa’ya geçmek zorunda kalan yan karakterlerle (banka görevlisi Mr. Lorry, Avukat Sydney Carton, banka koruma görevlisi Mr. Chuncher, evin dadısı Mrs. Pross) besleniyor.

“İki Şehrin Hikâyesi”nin, olayın örgüsünün, karakterlerin derinliğinden daha güçlü olduğu bir roman türü olduğunu söyleyebiliriz. Gizemli bir Paris seyahati ve orada bir şaraphane ziyareti ile başlayan ve gizemli bir ismin Londra’ya götürülmesi ile hızlanan roman, bir anda bizi Londra’da bir mahkeme salonuna taşıyor.

Mahkemedeki dava ve karakterler, romanın kilit noktasını oluşturuyor. Roman bize, mahkeme sonrası bir aşk hikâyesi ile rutinine geçiş yaptığımızı düşündürüyor. Londra’daki bu mutluluk tablosu esnasında, romanda ara ara, Fransa’ya geçiş yapıp, kırsalda bir aristokratın gizemli ölümü ile Paris sokaklarındaki ajan ve devrimcilerin gizemli koşuşturmasına tanıklık ediyoruz. Romanın en çarpıcı sahneleri ise, Paris’te yaşanan devrim ve sonrasında aristokratlara yönelik büyük nefret ve şiddetle ortaya çıkıyor. Charles Dickens’in roman boyunca parça parça kesip, biriktirdiği kumaş parçaları yavaş yavaş birleşip, göz çarpıcı bir kostüme dönüşüyor.

Her ne kadar gölgede kaldığını düşünsem de, Paris ve Londra’nın toplumsal dokularının benzerliği veya farklılıklarına dair gözlemler göze çarpıyor. 18. Yüzyılda şiddetin, ya da toplumların linç veya kan görme histerisinin nasıl doruk yaptığını kolaylıkla fark ediyoruz. Londra’daki davada da, devrim sonrası Paris’teki davalarda da, toplumun davalara nasıl müdahil olduğu ama bu müdahilliğin aslında bir kitlesel lince dönüştüğünü görmek mümkün. Bunda ortaçağın karanlık döneminin etkisi olduğu kadar, burjuva devrimi öncesi toplumlarda yaşanan ekonomik dönüşüm ve beraberinde getirdiği krizin de etkili olduğunu düşünebiliriz. Ama roman bize bu konuda ipucu vermiyor.

Ancak bu benzerliğe karşın, monarşiden burjuva demokrasilerine geçiş dönemlerinde, Fransa bu dönüşümü kanlı bir devrimle yaparken, İngiltere’nin bu süreci daha yumuşak bir geçişle ve keskin hatları olmayan dönüşümle yaşamasının cevabı da bu romanda yok. Bir İngiliz olan Charles Dickens’in, romanda sanki bunu İngilizlerin centilmenliğine bağladığını düşündürten nüanslar var. Örneğin son sahnelerden birisi olan, Mrs Pross ile Mrs. Defarge’nin kozlarını paylaştıkları sahnede, Dickens, tüm kitap boyunca sergilediği İngiliz ve Fransız toplumlarını bu iki karakter nezdinde hesaplaştırıyor. Ve galip gelen İngiliz oluyor. Bu sanki İngiliz sisteminin, Fransız sitemine üstünlüğüne dair bir simgesel çatışmaya denk gelen bir sahneye dönüşüyor.

Kitabın en önemli etkilerinden birisi, Fransız Devrimini sorgulamamıza neden olması. Akan kanın miktarı, basit anlamda bir iktidarı devralmanın çok ötesine geçiyor ve devrim sonrasının şiddeti, hemen hemen neredeyse devrim öncesini aratmıyor. Cumhuriyetin içeriğinden çok slogan olarak ön plana çıkması ise, belki de 20. Yüzyılda ulus devletlerin gireceği krizi, bize o günlerden işaret ediyor.

2016’da okuduğum bir klasiğin daha İngiliz Edebiyatına denk gelmesi rastlantı olsa da, 2017’de okuma listeme klasikleri ekleme hususunda beni bir kere daha teşvik eden bir eser oldu.

İlgen Aktürk 
10 Haz 00:08 · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bu kitabı bitirir bitirmez kağıda, kaleme sarılıp bir şeyler karalama ihtiyacı hissettim. Kesinlikle okunması gerekenlerden! Kitapta 1700'lü yılların Fransa ve Ingiltere'sini anlatıyor. Muhteşem bir hayal gücü bu. Krallar, soylular ve köleler...Yazar dönemin o fakirliğini, umutsuzluğunu ve soylulara olan kini o kadar güzel tasvir etmiş ki okumaktan da öte yaşıyorsunuz adeta. Ilk başlarda farklı farklı karakterlerin hikayeleri aracılığıyla anlatılmaya başlanıyor kitap, bu yüzden kitabın başlarını bir miktar sıkıcı bulabilirsiniz. Ama daha sonra raylar yerine oturunca ve tüm karakterler ortak bir noktada birleşince inanılmaz bir akıcılıkta ilerliyor. Aslında Fransız Ihtilali'nin tarih kitaplarında okuduğumuzdan bambaşka olduğunu, bunun tam anlamıyla bir vahşetin hikayesi olduğunu görüyorsunuz. Halkın senelerdir süregelen köleliğinin, değersizliğinin vermiş olduğu intikam duygusuyla örgütlenip, bütün o soyluların, kralların kellelerinin sokaklarda gezdirilmesinin ve dahası bundan büyük bir zevk aldıkları bir hikayeyi okuyorsunuz. Suçlu, suçsuz kim varsa zevkle öldürülüp bir de bununla gurur duyan daha fazla kelle yok mu diyen cığırından çıkmış Fransız halkı... Bir de kitabın sonundaki o fedakarlık boğazımda yutkunamadığım bir yumru oluşturdu.. beni etkileyen kitaplar arasına girdi bu yönüyle.

kitap hakkında yorum yapma fikrini ne çok beğenmişim yorumların vesile olup bu kitabı erteletmeden okumamdan anladım. Fransız ihtilali hakkında bilgi sahibi olmak istedim ayrıca ekmek yoksa pasta yiyin diyen Marie Antoinette den daha ağır bir fransız ihtilali meşhur sözü yani açlıktan ölen halkına ot yiyin diyen joseph faulon'u öğrenmiş oldum. http://en.wikipedia.org/...Foullon_de_Dou%C3%A9 evet olaylar birbirine gerçekten şahane bağlantılı ;)

Eren BİÇER 
28 Ağu 2015 · Kitabı okudu · 29 günde · 8/10 puan

Paris; bunalımlar şehri, ihtilale gebe yoksulluktan bunalmış bir şehir.
Londra; huzurun, paranın, saygınlığın bulunduğu güvenli liman.
Bu iki şehir arasında hayatları geçen üç önemli karakter: Doktor Manette, kızı Lucie Manette ve Lucie'nin aşkı Charles Darnay.
Fransız İhtilali'nin yıkıcılığını anlatan, ihtilal adı altında yok edilen hayatların dile getirildiği bir eser.
Kitap oldukça sürükleyi ve kahramanlar insanı gerçekten şaşırtıyor. Özellikle yardımcı kahraman Sydney Carton'ın kitabın sonlarına doğru üstlendiği rol okuru gerçekten üzüyor.

ali sahin 
04 Haz 07:15 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

sınıflı toplumun feodalite konagında ilerici burjuva jakobenlerin tüm güzel duygular ve ülküyle dünya insanlıgını daha özgür bir toplum olma yolunda adım attıgı çağ açıp çağ kapattıgı tarihe damga vuran Fransız devrimini anlatan güzel bir roman .Aynı zamanda sevginin aşkın yeri geldiğinde hayatını ortaya koyarak anlamlaştırıgı güzel bir örnek...

Kitaptan 419 Alıntı

Elif Kimya Salt 
20 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Şu bir gerçek ki her insan diğerleri için derin bir sır ve gizemdir

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 18)İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 18)
McCreâdy 
19 Tem 20:23 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Oysa şimdi ben ondan daha yaşlıyım ve hayallerimin bahçesinde gezindiğim çocukluğumu şimdi dün gibi hatırlıyorum...

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickensİki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens
Tuğba Karadağ 
24 Haz 15:40 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Kutlama
+"Sizce ben sizi seviyor muyum?"
-"Doğrusunu isterseniz bunu hiç düşünmedim."
+"O halde şimdi düşünün."
-"Seviyor gibi davrandınız ancak böyle olduğunu düşünmüyorum."

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 88 - Elips Kitap)İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 88 - Elips Kitap)
Elif Kimya Salt 
20 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Dünya üzerindeki erkekler, cennette hep yaz mevsiminin yaşandığı günlerden, günümüzün günahkar diyarlarındaki kış günlerine kadar daima aynı yolda bir kadının aşkına uzanan yolda ilerlemiştir.

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 164)İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 164)
Sadettin TANIK 
31 Ara 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Yaşayabilmek için her şey vardı önümüzde ve yaşayabilmek için önümüzde hiçbir şey yoktu.

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickensİki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens
Burak Öztürk 
07 Mar 00:49 · Kitabı okudu · 10/10 puan

"...Şimdi de ağlıyorsun... Ağla... Ağla...
Yitik yılların için ağla..."

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 78 - Lucie)İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 78 - Lucie)
Hacı Seydaoğlu 
 12 Eyl 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Etkileyici kitap başlangıç paragrafları
En iyi zamanlardı; en kötü zamanlardı. Bilgelik çağıydı; ahmaklık çağıydı. İnanç dönemiydi; şüphecilik dönemiydi. Aydınlığın mevsimiydi; karanlığın mevsimiydi. Umut baharıydı; umutsuzluk kışıydı. Öncemizde her şeyimiz vardı; öncemizde hiçbir şeyimiz yoktu. Hepimiz doğrudan cennete gidiyorduk; hepimiz doğrudan cehenneme gidiyorduk. Kısacası o dönem de bugünkü gibiydi; öyle ki, dönemin en gürültücü yetkililerinden kimileri, hem iyisi hem de kötüsü için 'en' ile başlayan karşılaştırmalarda ısrarcıydılar.

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 1 - İlk paragraf)İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 1 - İlk paragraf)

Evet bu böyle, Charles... İnsanlar bazen karşılarındakine kalben uzak oldukları için anlamakta güçlük çekerler. Bazen her ne kadar karşımızdakine yakın olsak bile

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 85)İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 85)
Burak Öztürk 
07 Mar 00:46 · Kitabı okudu · 10/10 puan

"Seni ne zaman gömdüler?"
"On sekiz yıl önce."
"Yeniden dirilmekten umudunu yitirmiş miydin?"
"Evet...Hem de yıllar önce."
"Yaşamak istiyorsun değil mi?"
"Bilmem ki."

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 36)İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 36)
42 /

Kitapla ilgili 3 Haber

Dünya Çapında En Çok Okunan Kitaplar
Dünya Çapında En Çok Okunan Kitaplar Dünyada bugüne kadar birçok kitap yayımlandı. Bunlardan birçoğu filme uyarlandı, tiyatro oyunu olarak sahnelendi ya da çeşitli ürünlere çevrilerek edebiyatseverlere sunuldu. Bizde en çok tercih edilen 20 kitaptan oluşan bir liste hazırladık…
Edebiyat Tarihinin En İyi 100 Giriş Cümlesi
Edebiyat Tarihinin En İyi 100 Giriş Cümlesi Bazı romanları elimize aldığımızda, daha kapağını açtığımız anda, ilk cümleleri okurken biri sarıp sarmalamaya başlar. Bazılarında ise 50. sayfaya geldiğimiz halde okumakta zorlanırız. Özellikle sıradışı girişler bizi daha çok etkisi altına alır. Ve elbette romanı okuyup tamamadıktan sonra ilk sayfaya dönme isteği uyandıran romanlar.