·
Okunma
·
Beğeni
·
193,5bin
Gösterim
Adı:
İki Şehrin Hikâyesi
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
464
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750738869
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A Tale of Two Cities
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Dünya edebiyatının en önemli yapıtlarından olan İki Şehrin Hikâyesi, Paris ve Londra arasında gelişen olay kurgusuyla, tarihin en hareketli anlarından birinin, Fransız Devrimi’nin ekseni etrafında biçimlenir. Edebiyat dünyasının “Dickens’ın en büyük tarihî romanı”, yazarın kendisinin ise “yazdığım en iyi hikâye” diye tanımladıkları yapıt, Fransız Devrimi’nin Terör döneminde, Paris’in öfkeli, kana bulanmış sokaklarında, giyotinin gölgesinde yaşamak zorunda kalan bir grup insanın hayatına odaklanır.

On sekiz yıl yattığı Bastille Hapishanesi’nden çıkan Doktor Manette’ le, İngiltere’ye gönderdiği kızının Londra’da sürdürdükleri yaşamları, yollarının tekrar Paris’e düşmesiyle iradeleri dışında bir seyir kazanır. Sürükleyici gerilimi, güçlü lirizmiyle devrimi, toplumsal mücadeleyi, zalimliği, yoksulluğu ve aşkı çağının nabzını da tutarak olanca ihtişamıyla anlatan İki Şehrin Hikâyesi, bu nitelikleriyle hem klasik edebiyatın zirvelerinden hem de tarihin en güçlü hikâyelerinden biridir.
112 syf.
·3 günde·7/10 puan
Charles Dickens. İlk olarak bu romanı bir genel kültür sorusu aracıyla öğrendim. Fransız devrimi ve etkilerini konu alan dünya klasiği nedir diye sormuşlardı.

Paris ve Londra'da geçen bu roman anlatıldığı kadar sürükleyici olmamakla birlikte sıradan bir eser sayılamayacak kadar da iyiydi.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
464 syf.
·12 günde·9/10 puan
Öncelikle incelemeye geçmeden önce
bir şeyler söylemek istiyorum.

Kitabı https://1000kitap.com/avsar_kizi38 ile ortak düzenlediğimiz "Charles Dickens okuma etkinliği" dahilinde okudum. Biz etkinliği düzenleme kararı alırken güzel olacağına en başından inanmıştık,ancak katılımın bu kadar fazla olacağını ben tahmin etmiyordum açıkçası.Yaklaşık yüz-yüz beş okurun katılımı ile gerçekleşen güzel bir etkinlik oldu. Katılım sayısının bu denli fazla olması da etkinliği daha güzel kılan bir detay oldu bence. Ricalarımızı kırmayan, davetimize icabet eden ve bu etkinliği daha güzel kılan herkese çok teşekkür ediyorum ben.

Evet, teşekkür faslı bitti.Sıktıysam özür dilerim. Uzun bir inceleme olacak. Kitabı her yönüyle, sizin okuma hevesinizi kıracak cümleler(Spoiler) kullanmamaya özen göstererek incelemeye çalışacağım. Başlayalım.

İncelememe "Her şeyin kitabı" başlığını attım;çünkü kitabımız aşk, heyecan, dram, sefalet, açlık, gizem, korku ve savaş sahneleri ile dolu.

Fransız İhtilali ve öncesini konu alan kitapta kurgu sadece savaşa neden olan soylular sınıfı üzerine değil, toplumun her kesiminden insanlar üzerine yapılıyor. Savaşa yine her zamanki gibi zenginler neden oluyor.

Kitapta açlıktan ot ve çimen yiyen sefilleri, dini değerlerden nefret ettiği gibi başkalarının da dini yaşamasına engel olmaya çalışan abileri, kendisi ve ailesine dua etmesinden dolayı kocasından dayak diyen ablaları, dedikodu meraklılarını, kana susamış savaşçıları ve kafa koparan tonton teyzeleri göreceğiz.

Bozulmuş adalet yapısı; haksızlığa uğramış, nedenini bile bilmeden yıllarca hapis yatmış insanlar ve haksız yargılar ile idam edilen veya idamın eşiğine sürüklenen masumlar...
Dickens, kitapta dönemin bu ve bunun gibi tüm olumsuzluklarına değiniyor.

Gördüğümüz gibi kitabın içerik bakımından maşallahı var. Her şeyi içeriyor. Tabiki bu yazdıklarım sadece birkaç küçük örnek. Bunların çok daha fazlası var kitapta.

Dickens, kitabı 1859 yılında gazetelerde tefrika etmek amacı ile yazmış ve birçok tarihsel iz taşıyan kitabımız 200 milyonun üzerinde satışı yapılarak "Tüm zamanların en fazla satılan, en meşhur kitabı" ünvanını kazanmış.

Kitabımızın ismini belirleyen "iki şehir" de Paris ve Londra şehirleri bu arada. Fransız bir aristokrat ve İngiliz bir avukatın yolları bir aşk dolayısı ile kesişiyor ve ana ve yan karakterlerimiz bu şehirler arasında geçiş yapmış kişilerden oluşuyor. Kimisi Londra'dan Paris'e, kimisi de Paris'ten Londra'ya geçiyor...

"Zamanların en iyisiydi, hem de en kötüsü. Akıl çağıydı, hem de budalalık çağı. İnanç çağıydı, hem de inkar çağı. Bir taraftan aydınlık, diğer taraftan karanlık bir çağ yaşanıyordu. Umudun baharıydı, yeisin kışı. Her şeyimiz vardı ama hiçbir şeyimiz yoktu. Hepimiz cennete gidiyorduk, hem de cehenneme" gibi tezatlar içeren cümlelerden oluşturulmuş bir paragraf ile başlıyor kitabımız.

Aslında bu tezatlar savaşa neden olan kesimin hangi kesim olduğunu az çok belli ediyor. Zenginlerin halkı sefalete sürüklemesi Fransız Devrimi'nin patlak vermesine neden oluyor. Halk artık açlığa, sefalete ve ezilmeye daha fazla tahammül edemeyip önüne geleni asıp kesiyor.

Halk, kendi göbeğini kendisi kesiyor kısacası. İhtilal sonuçları irdelendiğinde dünya çapında birçok farklılığın ortaya çıktığı görülüyor. Yeni Çağ'ı kapatıp, Yakın Çağ'ı başlatan bu ihtilal köleliği ve sınıflı toplum yapısını yok ediyor. Tüm insanların hukuksal eşitliğini sağlıyor. Milliyetçilik akımının ortaya çıkmasına neden olan devrim ayrıca insan haklarına verilen değerin artmasına ve bazı gelişmelerin yaşanmasına neden oluyor.

Çok kan akıyor, ancak ihtilal Fransa'da ve tüm dünyada birçok gelişmeyi ve değişmeyi beraberinde getiriyor.

Kitabın içeriğinden devam edelim...
Bunca açlık, sefalet ve savaş sahnelerinin yanında, insanın içini ısıtan aşk sahneleri kitabı daha da güzel kılıyor.

Bütün aşk mevzuları aslında bir kişinin etrafında gelişiyor. Doktor Manette'nin güzel kızı Lucie... Neredeyse ülkenin tüm avukatları bu kıza aşık :)

"Bir kızı bin kişi ister, bir kişi alır" sözü bu kız için söylenmiş sanki. Lucie, kocasına gönül rahatlığı ile"Beni ne doktorlar, ne avukatlar istedi de ben sana vardım."diyebilir yani.

Savaşın işlendiği sayfalara gelecek olursak...
Savaş sahneleri o kadar gerçekçi ki ihtilalin ateşi ile yanan insanları çok iyi hissediyoruz.İntikam arayışı içinde olan, kan isteyen insanlar bize savaşı yaşatıyor. Kırmalı, dökmeli, kesmeli, parçalamalı; kan dolu sahneler... Kadınlı, erkekli;gözlerini kan bürümüş insanlar sefaletlerine dur demek için adeta kan emici yaratıklara dönüşüyorlar. Ne açlık, ne de susuzluk durdurabiliyor onları... Bir ara kitaptan yüzüme kan fışkırdı.

Halk, sefaletlerine neden olan kişilerin vücutlarını "milli ustura" diye adlandırdıkları giyotin ile parçalıyor ve kellelerini mızrakların ucuna asıyor.Cumhuriyet destekçisi olmayanlar mahkemelerde hızlı bir şekilde, yeterli kanıta bile sahip olunmadan idama mahkum ediliyor ve parçalara ayrılıyor. Kısacası savaşlar ve ölümler çok gerçekçiydi.

Kişilere gelelim...
Kitapta iyiler çok iyi, kötüler de çok kötüydü. Herkes uçlarda yaşıyordu adeta. Benim en çok etkilendiğim karakter Sydney Carton oldu. Bu adam gerçek bir aşık, gerçek bir vefalı dost ve gerçek bir karizmaydı. Unutamayacağım roman karakterlerinden biri oldu. Bu adamı seveceğinize eminim. Carton kitaba muhteşem bir son hazırlıyor gerçekten. Kitabın son sayfaları çok etkileyiciydi.

Etkinlik başladığı günden itibaren kitapla ilgili bazı gözlemlerim oldu. Kitabı okumaya başlayan birçok kişinin yarım bıraktığını ve incelemesini yapan bazı kişilerin bu kitabı bitirmenin çok zor olduğunu yazdıklarına şahit oldum.
Kitabın ilk sayfalarının biraz sıkıcı olduğu ve kitabın tamamı değerlendirildiğinde de yer yer sıkıcılaştığı doğrudur. Bence kitabın bazı bölümlerde sıkıcılaşmasının nedeni içeriğinin çok geniş olması. Yazar sizi aniden farklı farklı olaylara götürebiliyor. Bu da okuyucularda odaklanma sorunu yaratıyor olabilir, ki ben de yer yer odaklanma sorunu yaşadım.

Kitabın, "Dünyanın en meşhur kitabı, en çok satılan kitabı" ünvanını ne kadar hak ettiği tartışılır."Acaba neden bu kadar fazla satılmış?" diye ben de sorguladım açıkçası.

Ben kitabın büyük bir edebi deha ile yazılmış, çok iyi bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bence yarım bırakanlar ayıp etmişler. Bu kitap yarım bırakılacak kitap değil. Konu, kişiler, tarihi olayların yansıtılması... Tüm bu detaylar çok iyi düşünülmüş ve yazılmış.

Her kitapta olduğu gibi ara sıra sıkıcı bölümler vardı ama olacak o kadar. Dediğim gibi, kitap çok iyi. En iyi olmadığı için 1 puan kırıyorum ve 9 puan veriyorum bu kitaba.

Klasikleri okumayı seven herkesin okuması gereken;benim severek okuduğum ve bitirdiğimde "İyi ki okumuşum." diye düşündüğüm bir kitap oldu. Öneriyorum bu kitabı.

İncelememi okuyan herkese çok teşekkür ediyorum. :)
  • Beyaz Diş
    8.6/10 (9,6bin Oy)9,3bin beğeni38,9bin okunma16,6bin alıntı291,3bin gösterim
  • Yüzyıllık Yalnızlık
    8.3/10 (6,2bin Oy)6,4bin beğeni21,9bin okunma16bin alıntı153,1bin gösterim
  • Denemeler
    8.7/10 (7,3bin Oy)7,7bin beğeni30,1bin okunma93,9bin alıntı138,3bin gösterim
  • Beyaz Zambaklar Ülkesi
    8.8/10 (14,5bin Oy)14,2bin beğeni49,5bin okunma47,4bin alıntı303,3bin gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.1/10 (5,9bin Oy)5,4bin beğeni23bin okunma23,5bin alıntı216,2bin gösterim
  • Dava
    7.7/10 (7,3bin Oy)6,8bin beğeni31,2bin okunma18,3bin alıntı168,2bin gösterim
  • Beyaz Geceler
    8.2/10 (9bin Oy)8,2bin beğeni33,3bin okunma47,6bin alıntı193,5bin gösterim
  • Saatleri Ayarlama Enstitüsü
    8.6/10 (6,8bin Oy)7,3bin beğeni23,2bin okunma58,9bin alıntı165,2bin gösterim
  • Sefiller
    9.2/10 (12,8bin Oy)15bin beğeni51,8bin okunma75,2bin alıntı345,5bin gösterim
  • Sofie'nin Dünyası
    8.6/10 (5,9bin Oy)6,5bin beğeni22,5bin okunma31,2bin alıntı163,2bin gösterim
464 syf.
İki Şehrin Hikayesi, dünyada tüm zamanların en çok satan kitabı (200 milyonun üzerinde) Lisedeyken okumuş olmama, sonunu bilmeme rağmen tekrar heyecanla okudum. Kitap 1700 lü yılları, Fransız İhtilali' ' ni ve öncesini anlatıyor. İhtilal öncesi ezilmiş, sömürülmüş, sefalete sürüklenmiş halk, sefa içinde yaşayan asilzadelere, adaletsizliğe başkaldırmış ve devrimle birlikte yeni bir dönem başlatmıştır. Fakat yıllarca ezilip, sömürülen halk, bundan kaynaklı bir kin ve öfke biriktirmiştir. Bu öfke onları aslında asilzadelerden daha acımasız yapmış ve suçlu, suçsuz pek de ayırt etmeksizin yüzlerce insanı giyotinle idam ettirmiştir.

Haksız yere hapsedilmiş ve 18 yıl hapishanede kalmış, bundan dolayı da çıldırmış Dr. Manette, Dr Manette'nin kızı Lucie ve Lucie'nin eşi asilzadelerinden olan Charles Darnay, Dr. Manette' nin eski uşağı Defarge ve karısı, Dr. Manette' nin sadık dostu banka müdürü Lorry ' in Paris ve Londra arasında yaşanan hikayesi. Ama benim için bu kitabın en önemli karakteri Lucie ' ye platonik şekilde aşık olan Avukat Sydney Carton ' dur. Gerçekten kitabın seyrini değiştiren ve muhteşem bir finale sebep olan Carton, bu romanın olmazsa olmazı bana göre. Bunca vahşete ve zulme tanık olmuş insanların ruhsal değişimlerini ele almış yazar. Aynı zamanda kitaptaki tarihi bilgilerden de faydalanabilirsiniz. Ama kitapta İngiltere ve İngilizler bir tık üstün tutulmuş gibi. Bu da sanırım yazarın İngiliz ve biraz da milliyetçi olmasından kaynaklı. Kısacası dünyada en çok satan kitap ünvanını sonuna kadar hakkeden bir roman ve tavsiye ederim.
464 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
Fransız ihtilalini Charles Dickens anlatımıyla buluşturan bu kitaptan bahsetmek istiyorum sizlere. İnsanlık tarihinde bu kadar derin izler bırakmış bir dönemi çok önem verdiğim bir yazarın kaleminden okumuş oldum. Bu açıdan memnunum. Ama yazmak öyle değil, bu kadar bilinen bir kitaba, hem de 457 tane inceleme yazılmışken niye bir şeyler yazalım ki!

Evet sadece sert bayana kalsa, Fransa’nın tepesindeki bir giyotinin hikayesini okumuş olurduk. Neler söylenmemiş ki giyotin için, sert bayan demişler önce, hatta “milli ustura” koymuşlar adına. İyice kanıksamışlar artık, şakaya vurmuşlar işi. Baş ağrısına iyi geldiği, saçların ağarmasını önlediği, cilde özel bir zarafet verdiğini söylemişler. Örgüsünü örüp, yemeklerini yerken, toplu idam kararları onaylanmış jürilerde. Belli sayı hedefleri koymuşlar kendilerine. Hep birlikte karar verirken vicdan sorun değil nasılsa! Coşkuyla verilen bir idam kararından sonra tekrar daha büyük bir coşkuyla bu kararın bozulmasına sevinebilirler. İnsanların duyguları o kadar değişken ki, nabzı yakalamak asıl mesele. İnsanların görüşünü topluca etkilemek, tek tek ikna etmekten daha kolay sonuçta. Anne, baba, eş, çocuk, arkadaş, komşu değil bunlar. Bir sayı sadece, 50,51,52…Tarihsel olarak önemli bir dönem, ama yazıyorsam bundan değil.

Neden yazmak istedim diye soracak olursanız; Lucie o duvarın kenarında bekledi ya günlerce dokundu yüreğime, yazmak istedim. Sait Faik gibi, deli olacaktım yoksa! Ben şimdiye kadar batıda bir aşkın böyle anlatıldığına şahit olmadım. Hayır, Zweig demeyin bana, bu başka! Kendi görmeden sevgilisinin görmesi için günlerce, saatlerce bir sokağın köşesinde dikilmek, hem de korkunun hüküm sürdüğü can pazarı kurulmuş sokaklarda! Böyle karşılıksız, fedakârca bir aşk Leyla ile Mecnun’a yakışırdı ve bunu en iyi Fuzuli yazardı!

Yine aynı şekilde Mr. Carton’ın kendini bu aşk için feda etmesi, (Ağrı dağı efsanesindeki zindancı gibi) yüreğe dokunan başka bir detaydı. Platonik aşk ve feda yerine ne kullanabiliriz? Az önce kaça kadar saymıştık, evet bir sayıydı sadece 52!!!

Başka bir noktaya dikkat çekmek istiyorum bu aşamadan sonra. Yazarın durduğu yer konusu benim için çok önemli. Birçok yazar; benim için ne anlatıldığı değil, nasıl anlatıldığı ve kurgu önemli dese de, nihayetinde ortaya koyduğu eserde bir yerde duruyor olması kaçınılmaz. İşte ben bu yerin neresi olduğunu kestirmeye çalışıyorum. Bazen bir karaktere söylettiği, bazen de söyletmedikleriyle, yaptıkları ve yapmadıklarıyla yazar bize doğru anlayışının ne olduğu ve kimden yana olduğunu hissettirir. O anda davranışın etik olup olmadığından bağımsız şekilde, sebep-sonuç ilişkisi veya farklı yöntemlerle kendi arka planında olan doğruyu bize aktarmak ister. Eğer sorularla sıkıştırılmaya kalkarsa, konuyu kurguya veya kahramana yükleyerek işin içinden sıyrılma şansı bulur.

Bu anlamda; Fransız İhtilali gibi önemli bir tarihsel döneme ilişkin, yazarın son derece nesnel bir gözle ve edebi bir dille olayları aktardığını gördüm. İhtilal öncesi döneme ait adaletsizliği monsenyör ironisiyle etkili bir şekilde eleştirirken, ihtilal sonrası dönemin adalet ve insaniyet açısından daha beter bir hale geldiğini, insan canının her iki dönemde de ne kadar kıymetsiz olduğunu bize aktarma biçiminin tarafsız ve usta bir anlatım olduğunu düşünüyorum.

İsimlendirme ve benzetmelerdeki Charles Dickens ustalığı bu eserinde de devam ediyordu yazarın. Örnek vermek gerekirse;
- Söylenti zayıflığı ile köy sakinlerinin fiziksel zayıflığının benzetilmesi,
- Balıkçılık ve mezar soygunculuğu benzetmesi,
- Bankanın durumu ile ülkenin durumunun birbirine benzetilmesi
Bu tür benzetme ve kelime oyunları beni yazara bağlayan en önemli etken, bunu paylaşmak isterim. Daha önceki kitaplarında da bu eserinde de buna şahit oldum.

Bunların dışında en fazla dikkatimi çeken noktalara kısa değinmem gerekirse;
- Pırıl pırıl güneşli bir günde bozuk bir paranın bayır aşağı inişi gibi çabuk, bir ışık ya da gölge geçti Carton’ın yüzünden…
- Sanki kırk tane bacağı varmış gibi sık sık bacak değiştiriyordu ve her birini deniyordu…
- Miss Pross’un bir özelliği (ondan önceki ve sonraki pek çok insanda olduğu gibi) söylediği bir söz kurcalandığında bunu abartmasıydı. Vb…
Ayrıca, Sidney Carton ile casusun pazarlık yaptığı sahnelerde, Suç ve Ceza’daki Raskolnikov ile savcının zeka savaşının tadı vardı.

Kasvet kelimesi Kasvetli Ev ve Büyük Umutlar’dan beri ilgimi çekiyor. Ama burada kullanma sayısını abartmış, bir puan kırıyorum bu yüzden. (Saydım tam 19 defa kullanmış) Belki bu abartmayı da bilinçli olarak yapmış olabilir ama bundan emin değilim.

Geri kalan 9 puanda büyük bir ustalık eseri göreceğinizi düşünüyorum.

En sevdiğim alıntı, acı duygusunun altındaki kederli huzurla ilgiliydi, bunu çok değerli buldum. #61778657

Son sözüm Lucie için; Daha fazla bekleme orada, sert bayan tepede bekliyor seni de…

Keyifli okumalar…
464 syf.
·Puan vermedi
İki Şehrin Hikayesi

Fransız İhtilalinin öncesi ve sonrasında gerçekleşen burjuva ve aristokrasi arasındaki kanlı çatışmalar, bir kurgu içerisinde anlatılmıştır. Artık ezilen halkın aristokrasiye tahammülü kalmamış ve halk önüne gelen soyluyu parçalayan kana susamış bir köpek balığına dönüşmüştür.

Kitabın karakterlerinden, Charles Darnay:  Fransız Aristokrat bir aileye mensuptur. Ama Charles aristokratlar gibi halkı ezen değil aksine daima yoksul halkın yanında yer alan ve yoksullara yardım eden bir kişidir. Ama buna rağmen aristokrat bir aileye sahip olduğu için ölüm cezasına çarpılmaktan kendini kurtaramamıştır.

Halk bezgin perişan bir halde, açlık yoksulluk diz boyudur, halk artık çileden çıkmış ve bu duruma bir dur demek için Oteriye - aristokrasiye- karşı isyan etmiştir. İsyanın neticesinde suçlular haklı ya da haksızın belli olmadığı makkemelerde sözüm ona adil yargılanmış; Giyotin de idam edilmiştir . İşte idam listesinde adı geçenlerden biri de Charles Darnay'dir.

Charles, Doktor Manette'in kızıyla evlenmiş. Paristen gelen bir mektup sebebiyle Londra dan Parise gitmiş ve tutuklanmıştır.

Pariste damadının başının dertte olduğunu öğrenen Doktor Manette ise soluğu damadının yanında almış onu kurtarmanın çarelerini aramıştır. Nitekim Charles'ın yardımına beklenmedik biri koşmuştur: O da Sydney Carton' dan başkası değildir.

Sidney, Lucia'ya âşık İngiliz bir avukattır. Fiziki görüntüsü, Charles Darnay'e çok benzemektedir.

Eleştiri mahiyetinde değil de ne biliyim aklıma takıldı. Söylemeden edemeyeceğim..
Sidney, Charles'ı kurtarmak için hapisane gardiyanı Barsad’ın içkisine uyuşturucu katıp, Charles'a benzerliğinden dolayı, Charles ın yerine geçmeyi akıl etti ki Charles'ı kurtaracaktır.
Burada mantık hatası var sanki.
Sidney, Charles'ın hücresine geliyor. Darney ile yer değiştirecek. Ama durumu anlayan Darney buna itiraz ediyor. Sonra bunun üzerine Sidney, Charles'a bir darbe vurup Charles' ı bayıltıyor.
Baygın adam nasıl oluyor da hapisane kolidorlarından tek başına yanında kimse olmadan dışarı çıkabiliyor?
Hadi diyelim hapishanenin çıkış kapısına kadar Cidney, Charles'ı omuzunda taşıdı da çıkardı diyeceğim. İyi de o zaman Cidney niye kaçmadı? Tekrar geri dönüp Charlesın hücresine gitti? Kaçıp canını kurtarmak varken niye Giyotine başını verdi? Darnay ölmeye çok mu meraklıydı? Aklımda deli sorular..

Bir de bana eserin nispeten tarafsız bir bakış açısıyla kaleme alınmadığı geldi. Yazarın kendisi İngiliz, Fransız bir genci idam sebbasından yine bir ingiliz kurtarıyor.
Burada üstü kapalı bir metafor var. Fransayı çıkmazdan kurtarsa kurtarsa İngiltere kurtarır gibi bir semptom algısı - imajı- verilmiş. Tabi yanılıyor da olabilirim.

Eser takriben 18 yy da yazılmış, tamam o zamanın şartlarında Fransa - Paris te- bir buhran sıkıntı var, milletçilik akımı. İyi de o zamanın İngiltere'si - Londra'sı- güllük gülistanlık mı? Tabiki değil. O da Fransız İhtilalinden payını almış. Amerikadaki kolonilerine yüklediği vergiler yüzünden, bağımsızlık mücadelesiyle uğraşmıştır, orada da kanlı hesaplaşmalar vardır. Ama yazar kendi ülkesindeki sıkıntıları geçiştirmiş, Londra'yı yaşanılabilir bir şehir olarak anlatırken, Paris'i köşeye sıkışmış dipsiz bir kuyu olarak anlatmıştır.

Netice itibariyle eserin günümüze kadar çok ses getirmesinin sebebini, - iki devlet Fransa ve İngiltere'nin arasındaki çekişmeye- bağlı kalarak yazılmış olmasına bağlıyorum.
464 syf.
·9/10 puan
“Hayatımızı boşa harcadığımızda hiçbir değeri olmaz,oysa bu çabaya değer hayat.Öyle olmasaydı bunu bir kenara atmak bu kadar zor olmazdı...”
Dünyanın en çok okunan kitapları arasında yer alan İki Şehrin Hikayesi yazarının dediği gibi “yazdığım en iyi hikaye” gerçekten de en değerli eserlerinden birisidir.Kitap konu itibariyle 18.yüzyılın sonlarında ortaya çıkan Fransız İhtilalinin dönemi öncesi ve sonrasındaki ilk yıllar anlatılmaktadır.Fransız İhtilali hakkında bilgisi olmayan okurlarda hissederek o dönemdeki bir tarafta açlık sefalet yoksulluk diğer tarafta bolluk zenginliğin hüküm sürdüğü döneme şahit olacaklar.Ayrıca kitabı okurken o döneme ait çarpıcı detayları görme şansınız olacaktır.Konu olarak suçsuz yere hapis yatan Doktor Mannette’nin hiç görmediği kızını bir bankacı aracılığıyla bulup Londra’ya getirmesiyle başlamaktadır.Akıl sağlığını kaybetmiştir,kızını bulmanın mutluluğunu tam yaşamadan Londra’dan Paris’e tekrardan sürüklenmelerine yer verilmiştir.Yaşanan olaylar ,isyanlar,soylu sınıfın gitgide düşüşü ve fakir halkın intikamını okuyacaksınız.Karakterler arasında en beğendiğim Dr.Mannette ve Sydney Carton en nefret ettiğim ise Madam Defarge oldu.Üslup olarak tek kelimeyle muazzamdı.Geç kalınmadan okunması gereken bir klasik eserdir.
Keyifli Okumalar Dilerim
464 syf.
·15 günde·Puan vermedi
Aşk için neleri feda edersin? Kitabı bitirdikten sonra kafamda tam olarak beliren soru bu oldu.
İki sehrin hikayesi tüm zamanların en çok satan kitabı olmasıyla ün salmış bir roman. Peki bunu hakedecek ne var kitapta der dediğinizi duyar gibiyim. Kitapta her şeyden bir miktar yerleştirilmiş. Kitabın en başından beri belirsiz olaylar örgüsü var ve kitabın sonuna kadar bu durum sürüyor ve en sonunda gizemler tam olarak çözülüyor. Peki içerigi nedir derseniz adına layık bir şekilde iki şehrin hikayesini anlatıyor. İngiltere ve Fransa..
Fransız Devrimi öncesi sefalet içerisinde yaşayan halk ile tam bir şekilde yoksulları sömüren asilzadeleri anlatıyor. Fransız devrimiyle beraber bu olay tam tersine dönüşüyor. Ezilen halk bir anda gözünü kan bürümüş bir canavara dönüsüyor denilebilir.
Kitap genel olarak Dr. Manette ve kızının yaşadığı olayların üzerinde dönüyor. Kitabın sonuna kadar farklı karakterlerimiz devam ediyor fakat spoiler vermemek için karakterlere çok değinmek istemiyorum. Belli bir düzensizliğin kitabı hiçbir zaman adil bir hayat olmuyor kitabın sonunda da bunu gayet iyi anlıyoruz. Bir zamanlar gaddarlığı ve acımasızlığı yaşayan insanlar durum tam tersine döndüğünde neden daha gaddar olurlar ki ? Kitabı bitirdikten sonra bunu sorguladım. Demek ki insanlık olarak acımasızlık bizim içimizde. Merhamete sığınan günler dileğimle...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İki Şehrin Hikâyesi
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
464
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750738869
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A Tale of Two Cities
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Dünya edebiyatının en önemli yapıtlarından olan İki Şehrin Hikâyesi, Paris ve Londra arasında gelişen olay kurgusuyla, tarihin en hareketli anlarından birinin, Fransız Devrimi’nin ekseni etrafında biçimlenir. Edebiyat dünyasının “Dickens’ın en büyük tarihî romanı”, yazarın kendisinin ise “yazdığım en iyi hikâye” diye tanımladıkları yapıt, Fransız Devrimi’nin Terör döneminde, Paris’in öfkeli, kana bulanmış sokaklarında, giyotinin gölgesinde yaşamak zorunda kalan bir grup insanın hayatına odaklanır.

On sekiz yıl yattığı Bastille Hapishanesi’nden çıkan Doktor Manette’ le, İngiltere’ye gönderdiği kızının Londra’da sürdürdükleri yaşamları, yollarının tekrar Paris’e düşmesiyle iradeleri dışında bir seyir kazanır. Sürükleyici gerilimi, güçlü lirizmiyle devrimi, toplumsal mücadeleyi, zalimliği, yoksulluğu ve aşkı çağının nabzını da tutarak olanca ihtişamıyla anlatan İki Şehrin Hikâyesi, bu nitelikleriyle hem klasik edebiyatın zirvelerinden hem de tarihin en güçlü hikâyelerinden biridir.

Kitabı okuyanlar 26,7bin okur

  • Nergis Kurt
  • Rozerin
  • Zeynep Özcan
  • Fatma Demirci
  • Numan Koç
  • H.
  • Seher ARSLAN
  • Gül DURSUN
  • Aygül
  • GÖZDE ÇEBİ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%17.3
13-17 Yaş
%4.9
18-24 Yaş
%23.1
25-34 Yaş
%30.1
35-44 Yaş
%14.6
45-54 Yaş
%6.2
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.3
Erkek
%36.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.4 (1.339)
9
%14.3 (1.042)
8
%13.8 (1.002)
7
%5.3 (388)
6
%2.3 (164)
5
%1.3 (98)
4
%0.6 (42)
3
%0.4 (27)
2
%0.2 (14)
1
%0.2 (15)

Kitabın sıralamaları