İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens

·
Okunma
·
Beğeni
·
40.303
Gösterim
Adı:
İki Şehrin Hikâyesi
Baskı tarihi:
Eylül 2012
Sayfa sayısı:
464
ISBN:
9789750713392
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A Tale Of Two Cities
Çeviri:
Meram Arvas
Yayınevi:
Can Yayınları
Dünya edebiyatının en önemli klasik yapıtlarından biri olan İki Şehrin Hikâyesi, Paris ve Londra arasında gelişen olay kurgusuyla, tarihin en hareketli anlarından birinin, Fransız Devrimi'nin ekseni etrafında biçimlenir. Edebiyat dünyasının "Dickens'ın en büyük tarihî romanı" olarak, yazarın kendisinin ise "Yazdığım en iyi hikâye" diye tanımladıkları yapıt, Fransız Devrimi ile Terör Dönemi kargaşasında yaşamak zorunda kalan bir grup insanın özel yaşamlarını aktarırken, dönemin acımasız toplumsal koşullarını da irdeler.

Hapsedildiği Bastille zindanından kurtarılan Doktor Manette ile iş işten geçmeden İngiltere'ye göndermiş olduğu kızının on sekiz yıl sonra buluşmaları ve Londra'da yeni bir yaşam kurmaları; sevgi, dostluk, özveriyle örülmüş bu yaşamın Paris'te gelişen devrim dalgasının haberleriyle gölgelenişi, iki şehri yansıtıyor okuyucuya. Paris'teki karanlık günlerin karşısında Londra'daki aydınlık ve dingin günler yer alıyor. Ancak her iki şehir de karanlığın içinde umudu, aydınlığın içinde hüznü taşıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Arkadaşların ricası üzerine bir inceleme yapmaya çalışacağız...

Bana kitabı hediye eden çok değerli arkadaşım, kardeşim olan Melek yeter 'e sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Şöyle bir not da yazmış: " Sozdar Bey'e hediyemdir
Melek Yeter"

Kitabı Melek ile beraber birçok insan övmüştü bana. Yani anlamadım çok övdükleri kadar bulamadım kitabı. Akıcı desen akıcıydı acaba kurgusunda mı hata vardı... Onu bir türlü çözemedim. Berbat bir kitaptı diyemem. Kesinlikle değildi. Bilâkis güzel bir kitaptı. Fakat övdükleri kadar benim zihnimde karşılığı yoktu.

Kayda değer bütün incelemeleri okudum. Yani biraz uzun olanları. Daha çok spoilerle anlattıkları için -hatta uzun olanların hepsi aşırı spoiler içeriyor incelemelerin- ben de az spoiler vererek anlatmak istiyorum. Kitabın kimi incelemeleri Sosyolojik kimi incelemeleri de Tarih bilimi bazında kaleme alınmıştır. Onlara diyeceğim yoktur. Hakikaten çok güzel incelemeydiler. Onların mecburen spoiler vermeleri gerekiyor. Çünkü bu işi masaya yatırarak adeta 'kılı kırk yararak' yapmaları gerekiyor. Açıkçası okurken büyük keyif aldım.

'İki Şehrin Hikayesi' adlı kitap ilk sayfalarında ikili zıtlıklarla (diyalektik) başlıyor. Âdeta kulak aşinası olsun diye iki şehri de bu düşüncenin tabanına alarak konuya giriş yapıyor. En İyi-En Kötü, Akıllı-Aptal, Karanlık-Aydınlık... "Bunlar tamam da Londra-Paris... Bunların zıtlıkla ne alakası var." Demeyin. Tarih boyunca sizin de malumunuz üzere İngiltere ve Fransa arasında birçok savaş yaşanmıştır. Bunlar günümüzde yok ama Fransız ihtilâli ve öncesinde hâlâ kinli zihinler adeta bu işin piyasası olup düşmanlıklarını devam ettirmişlerdi.

Tarih 1775... Fransa'da ihtilal temelleri atılıyordu. 1789'da bu temeller üzerine Milliyetçilik inşaa edilecekti. Diğer adıyla Ulusalcılık... Bunlar etrafında dönen ve insanların bedenlerinin sürekli ahirete irtihal ettiği bir dönem... Suçsuz insanların hapis yattığı bir dönem... Onlardan biri de Doktor Manette... Kızı Lucie ile yeni bir yaşam kurmanın peşindedir. Tabi bunu dönemin buhranlarından sıyrılarak yapmaya çalışacaklar. Charles Darney de... O da Lucie'yi seviyor. Zamanla evleniyorlar. Bunların etrafında birkaç karakter daha var. Fakat bu karakterlerden benim ilgimi çeken Defarge çifti oldu. Bana Sefillerdeki Otelci Tenardier çiftini hatırlattı. Okuyunca-veya okuyanlar- ne demek istediğimi anlayacaksınız. Âdeta başlarına bela oluyorlar. Kitaptan spoiler verme taraftarı değilim. Bu yemek yapmaya benzer; hangi baharatını fazla atarsan o baharat yemeğin tadını kaçırır. Bu benim ilkemdir.

Kitap üzerine yazılan incelemelerden bahsetmiştik. Tekrar dönecek olursak birkaç şey daha eklemek istiyorum. Daha doğrusu sade bir eleştiri değil. Aynı zamanda kitabı da ele alıp değerlendireceğiz. "Bir ülkenin yöneticileri halkına benzer diye bir söz hatırlıyorum. Kime ait olduğu aklıma gelmedi. Hakikaten çok doğru bir söz. Ya arkadaşlar bunların Aristokratları ve yönetici sınıfına mensup olan insanları kadar halkı da zalimlik yapmıştır. Nasıl ki halk kalkıp Ulusalcılığı savunarak ihtilal yapıp hatta bu işi çığırından çıkardıysa yansıma olarak demek ki bu yöneticiler ve aristokrat sınıfındakiler de aynı şekilde halka zulmetmişlerdir. Kısacası al birini vur ötekine. Milletin başı giyotinde giderken Fransa Millet'i dans edip zafer sarhoşluğu yaşıyordu. Kadınlar elinde iğne iplik bir şeyler örüyordu. Hayırdır ya film mi oynatıyorlar. (Çok heyecanlandım bırakın beni dalacağım) Akıllı olun! Bunlar bize medeniyeti öğretemezler! Bunların sarayında tuvaletleri dahi yoktu. O yüzden parfüm sektörleri gelişkindir. Bunlar yani bunlar dediğim Fransız ihtilâli... Milliyetçilik... Ulusalcılık... artık ne derseniz, onlara yaradı. Fakat dünyaya yansıyan haline ne demeli. İngiltere çabuk hissedip önlemini aldı. Dershaneye gittiğim zamanlardaki tarih hocamın deyimiyle: "İngiltere kendi sömürülerine 'otur oturduğun yerde' demiştir." Osmanlı parçalanmış ve diğer milletler de kendi bağımsızlığını kazanma peşime düşmüştür. Hâlâ da acısını çekiyoruz. Fransa İhtilal'ini çok iyi işlemiştir. Fakat her nedense bunlar bana çok basit geliyor. Acaba günümüzde yaşananlardan dolayı mı. Ki zaten esamisi okunan ülkeler sonrada kardeş olup 1. Dünya Savaşı ve öncesinde Osmanlı'yı perişan eden ülkelerdi. Belki de bu yüzden umurumda olmadı. Kitabın bir faydası daha var. Hani bize öğretilen tarih derslerinde sadece teknik bilgiydi. Burada neler yaşanmış bir göz atın derim. Bu yönüyle çok faydalı buldum. Adolf Hitler'in yaptığı da Ulusalcılık idi. İtalya da çıkan faşizm'in de temeli buraya dayanıyor. Kalkıp Fransadaki ihtilale sırf bu yüzden alkış tutamam. Bir tarihi veri olarak nazar-ı itibare alırım. Yani bize zararı olmuş faydası olmamıştır. Osmanlı döneminde imtiyaz denince İlk Fransa akla gelir. Ama bu ülke kalkıp çok sonraları başımıza bela oldu. Besledik kargayı oydu gözümüzü. Zaten ben de bir türlü anlam veremedim hâlâ da veremiyorum. Osmanlı en güçlü döneminde bile Fransa'ya ayrıcalıklar tanımıştır.


Kitap amaca bağlı bir şekilde iyi veya çok iyi olabilir. Bunu yukarıda da zikretmiştik.
Tekrarlamanın bir manası yoktur. Benim fikrimce okunması gereken bir kitaptır. Birçok ilimle alakalı bir romandır. Dönemi anlamak adına çok önemli bir yapıttır. Okuyunuz.
Fransız Devrimi, Aydınlanma düşüncesi, kuldan yurttaşa geçiş, ulus devlet ve seküler bir yaşam kültürünün oluşması açısından insanlık tarihinin önemli bir aşamasıdır. Fransız devrimi her ne kadar özgürlük, eşitlik ve kardeşlik sloganı ile anılsa da, esas simgesinin kan olduğu söylenir. Devrimin kan dökülerek yapılabilir olduğu ve devrimin kendi evlatlarını da yediği birer klişe olarak kabul edilse de, “İki Şehrin Hikayesi” bu klişe perdesini yıkıp, bizi Fransız Devrimindeki bu gerçekle yüzleştiriyor. O kadar insan ölüyor ki, neredeyse kitabın sayfalarından kan damlıyor. Ama bu yanıyla kitap bizlere devrim kavramını da sorgulatıyor.

1859 yılında tefrika edilmeye başlanan roman, yazıldığı yıldan yaklaşık 75 yıl öncesini anlatıyor. Kitabı okumadan önce, 18. Yüzyılda Londra ve Paris şehirlerinin toplumsal ve siyasi karşılaştırması konusunda geniş bir gözlemle karşılaşacağımı düşünürken, toplumsal detaylar, dar bir çevrenin hikayesinin arkasında fazla silik bir gölgeye dönüşmüş.

İki şehir arasında geçiş yapan ve aslen Fransız iken İngiltere’de yaşayan karakterlerin (Dr. Manette, Dr Manette'nin kızı Lucie ve Lucie'nin eşi Charles Darnay) etrafında dönen roman, aslen İngiliz olan ama ana karakterlerin etrafında devrim sonrası Fransa’ya geçmek zorunda kalan yan karakterlerle (banka görevlisi Mr. Lorry, Avukat Sydney Carton, banka koruma görevlisi Mr. Chuncher, evin dadısı Mrs. Pross) besleniyor.

“İki Şehrin Hikâyesi”nin, olayın örgüsünün, karakterlerin derinliğinden daha güçlü olduğu bir roman türü olduğunu söyleyebiliriz. Gizemli bir Paris seyahati ve orada bir şaraphane ziyareti ile başlayan ve gizemli bir ismin Londra’ya götürülmesi ile hızlanan roman, bir anda bizi Londra’da bir mahkeme salonuna taşıyor.

Mahkemedeki dava ve karakterler, romanın kilit noktasını oluşturuyor. Roman bize, mahkeme sonrası bir aşk hikâyesi ile rutinine geçiş yaptığımızı düşündürüyor. Londra’daki bu mutluluk tablosu esnasında, romanda ara ara, Fransa’ya geçiş yapıp, kırsalda bir aristokratın gizemli ölümü ile Paris sokaklarındaki ajan ve devrimcilerin gizemli koşuşturmasına tanıklık ediyoruz. Romanın en çarpıcı sahneleri ise, Paris’te yaşanan devrim ve sonrasında aristokratlara yönelik büyük nefret ve şiddetle ortaya çıkıyor. Charles Dickens’in roman boyunca parça parça kesip, biriktirdiği kumaş parçaları yavaş yavaş birleşip, göz çarpıcı bir kostüme dönüşüyor.

Her ne kadar gölgede kaldığını düşünsem de, Paris ve Londra’nın toplumsal dokularının benzerliği veya farklılıklarına dair gözlemler göze çarpıyor. 18. Yüzyılda şiddetin, ya da toplumların linç veya kan görme histerisinin nasıl doruk yaptığını kolaylıkla fark ediyoruz. Londra’daki davada da, devrim sonrası Paris’teki davalarda da, toplumun davalara nasıl müdahil olduğu ama bu müdahilliğin aslında bir kitlesel lince dönüştüğünü görmek mümkün. Bunda ortaçağın karanlık döneminin etkisi olduğu kadar, burjuva devrimi öncesi toplumlarda yaşanan ekonomik dönüşüm ve beraberinde getirdiği krizin de etkili olduğunu düşünebiliriz. Ama roman bize bu konuda ipucu vermiyor.

Ancak bu benzerliğe karşın, monarşiden burjuva demokrasilerine geçiş dönemlerinde, Fransa bu dönüşümü kanlı bir devrimle yaparken, İngiltere’nin bu süreci daha yumuşak bir geçişle ve keskin hatları olmayan dönüşümle yaşamasının cevabı da bu romanda yok. Bir İngiliz olan Charles Dickens’in, romanda sanki bunu İngilizlerin centilmenliğine bağladığını düşündürten nüanslar var. Örneğin son sahnelerden birisi olan, Mrs Pross ile Mrs. Defarge’nin kozlarını paylaştıkları sahnede, Dickens, tüm kitap boyunca sergilediği İngiliz ve Fransız toplumlarını bu iki karakter nezdinde hesaplaştırıyor. Ve galip gelen İngiliz oluyor. Bu sanki İngiliz sisteminin, Fransız sitemine üstünlüğüne dair bir simgesel çatışmaya denk gelen bir sahneye dönüşüyor.

Kitabın en önemli etkilerinden birisi, Fransız Devrimini sorgulamamıza neden olması. Akan kanın miktarı, basit anlamda bir iktidarı devralmanın çok ötesine geçiyor ve devrim sonrasının şiddeti, hemen hemen neredeyse devrim öncesini aratmıyor. Cumhuriyetin içeriğinden çok slogan olarak ön plana çıkması ise, belki de 20. Yüzyılda ulus devletlerin gireceği krizi, bize o günlerden işaret ediyor.

2016’da okuduğum bir klasiğin daha İngiliz Edebiyatına denk gelmesi rastlantı olsa da, 2017’de okuma listeme klasikleri ekleme hususunda beni bir kere daha teşvik eden bir eser oldu.

Benzer kitaplar

Arkadaşlar bu kitabı okuyun, okuyun, ben de bir kez daha okuyacağım.
1789 Fransız İhtilali, halkın yıllarca boyun eğdiği kralın kafasını alıp sokaklarda dolaşması, soylu sınıfının düşüşü, giyotinin masum canları bile acımasızca götürüşü, 1.Cumhuriyet'in ilanı, halkın kana susamışlığı ve intikam...
İntikam çok daha ağır basıyor. Zamanında soylu sınıfının geniş kısmının zerre değer vermediği aşağı tabaka dizginleri ele alıyor ve döktükleri her damla kanın fazlasını istiyor. Yıllarca açlıkla mücadele eden, köle durumuna düşüren sisteme karşı çıkan halk, cahilliği yüzünden sesi en çok çıkanı destekliyor, mahkemeler artık kim daha çok zenginse değil, kim daha çok bağırıyorsa onu haklı çıkarıyor. Halk cahil, o yüzden suçsuz insanlar da giyotine gönderiliyor, ama halkı cahil bırakan da onu açlığa terk eden de kralın soytarıları ve kral, kendi idamlarında kendi parmakları var.
Roman, masum olmasına rağmen, ailesinden kalan soylu ünvanı yüzünden idama mahkum edilen, ilkinde haklı bulunan ama intikam için tekrar mahkemeye çıkarılan Charles Darnay, ona tıpatıp benzeyen, hayatın sillesini yemiş, oldukça zeki, hak etmediğini düşündüğü duyguları yoksayan, bunun içindir ki duygusuz sanılan Sydey Carton üzerine kurulmuş. Bu iki gencin sevdiği masum bir genç kız da hikayeyi tamamlıyor.
Kitabın sonlarına doğru Sydney Carton'un tavrı, hüznü hala aklımda, onu unutamam.
Kitap olağanüstü, ilk elli sayfa konuya girmeye zorlanabilirsiniz ama devam etmeye değer. Charles Dickens beni derinden etkiledi, ne desem az gibi geliyor. O yüzden topu size bırakıyorum :)
Bu kitabı bitirir bitirmez kağıda, kaleme sarılıp bir şeyler karalama ihtiyacı hissettim. Kesinlikle okunması gerekenlerden! Kitapta 1700'lü yılların Fransa ve Ingiltere'sini anlatıyor. Muhteşem bir hayal gücü bu. Krallar, soylular ve köleler...Yazar dönemin o fakirliğini, umutsuzluğunu ve soylulara olan kini o kadar güzel tasvir etmiş ki okumaktan da öte yaşıyorsunuz adeta. Ilk başlarda farklı farklı karakterlerin hikayeleri aracılığıyla anlatılmaya başlanıyor kitap, bu yüzden kitabın başlarını bir miktar sıkıcı bulabilirsiniz. Ama daha sonra raylar yerine oturunca ve tüm karakterler ortak bir noktada birleşince inanılmaz bir akıcılıkta ilerliyor. Aslında Fransız Ihtilali'nin tarih kitaplarında okuduğumuzdan bambaşka olduğunu, bunun tam anlamıyla bir vahşetin hikayesi olduğunu görüyorsunuz. Halkın senelerdir süregelen köleliğinin, değersizliğinin vermiş olduğu intikam duygusuyla örgütlenip, bütün o soyluların, kralların kellelerinin sokaklarda gezdirilmesinin ve dahası bundan büyük bir zevk aldıkları bir hikayeyi okuyorsunuz. Suçlu, suçsuz kim varsa zevkle öldürülüp bir de bununla gurur duyan daha fazla kelle yok mu diyen cığırından çıkmış Fransız halkı... Bir de kitabın sonundaki o fedakarlık boğazımda yutkunamadığım bir yumru oluşturdu.. beni etkileyen kitaplar arasına girdi bu yönüyle.
18.Yüzyıl Fransa'sında soylu kesim lüks ve sefahat içinde bir yaşam sürerken, halk sefalet ve yoksulluğun pençesinde kıvranmanın yanında, şımarık ve insanlıktan çıkmış soylu zenginlerin aşağılama ve türlü işkencelerine de maruz kalmaktadır. Fakir halkta soylulara karşı oluşan nefret, ülkeyi adım adım 1789'da yaşanacak olan Fransız İhtilaline götürmektedir. Bu süreçte hayatının on sekiz yılını, neyle suçlandığını dahi bilmeden hapishanede bir hücrede geçiren doktorun, yıllar sonra bulduğu kızının, bir banka görevlisinin, Fransa'yı terk edip İngiltere'ye kaçan genç bir soylunun ve genç bir avukatın yolları bir noktada kesişir. Farkında değillerdir ama hepsinin hayatı birbirine bağlanmıştır. Fransız ihtilalinin korkunç yüzü, yaşanan vahşet çarpıcı bir biçimde anlatılırken, dönemin sosyolojik yapısı, halkın yaşam biçimi de çok güzel yansıtılmış. Güzel bir kitap.
Kitabı okumaya başladığımda acaba sıkıcı olabilir mi, diye düşündüm ve yanıldım. İki asır yıl önce yazılan bu eser, Fransız ihtilali dönemini ve bu ihtilalin güle oynaya zafere gitmediğini anlatıyor...Bazı yerlerde çok sürükleyici ve merak uyandırıcıydı...Adli tıp içerikli polisiye romanlar seven biri olarak, bu klasiği de yer yer heyecan verici buldum. Ve şunu bir kez daha anladım. Her güzel sonun bir bedeli var. Hiçbir zafer kolay elde edilmemiş ....Insanlar ,tarih boyunca özgürlük uğruna birçok fedakarlık yapmış...Kurunun yanında yaşta yanmış mazlum olanlar da kurban olmuş, asılmış, kesilmiş... vs.
Uzun lafın kısası tarih kokan ve Dünya 'da "en çok satan kitap" ünvanına sahip bu kitabı beğenmekten başka bir şey düşmez bana...iyi okumalars
İki şehrin ve iki erkeğin hikayesi. Darnay ve Carton birbirlerine sima olarak çok benzeyen iki genç ve yakışıklı adamdır. Talih bu ya aynı kıza aşık olurlar. Dönemin Paris ve Londrasında geçen bir hikaye. Tabi o zamanlar ortalık bir hayli karışık. İhtilal baş göstermiş. Özellikle Paris için konuşursak soylular halkın üzerinden geçinmiş ve acımamış. Halk açlık, sefalet kısacası büyük bir rezilliğe yıllarca katlanmış. Yalnız kendi içlerinde örgütlenmeleri ve intikanlarını almak için ortalığı kana bulamaları geç olmamış.

Aristokrat kesimin sefil halka hayvanlar gibi hatta daha da aşağı muamele yapmalarının tabii sonucu bu olsa gerek. Tabi giyotinin yeni "ölüm makinesi" olarak sahneye çıkışı da bir hayli mide bulandırıcı. Pek çok suçlunun yanında belki de onlardan sayıca daha fazla olan masumun başını gövdesinden giyotin ayırmış.

Hikayenin asıl heyecanlı kısmı Darnay ın bir mektup üzerine Gabell'i kurtarmaya İngiltere den Fransa ya gitmesiyle başlıyor. Çok sevdiği karısını dahi durumdan haberdar edemiyor. Çünkü sakladığı kirli bir aile geçmişi var. Kendisi ne kadar masum ve şerefli olursa olsun ailesinden bazı kişiler eski zamanlarda halka çok zulmetmiş soylulardandır.

En sonunda giyotin onunda başını gövdesinden ayırmak isteyecektir. İşte ölüm bir aileyi daha paramparça edecek, güzel olan ne varsa dağıtacak derken beklenmedik gelişmeler oluyor.

Bence okunması gereken bir kitap. Üstelik yazarı bu kitap hakkında "baş yapıtım" diye söz ediyor. Sizce de denemeye değmez mi ?

Sevgiyle kalın...
kitap hakkında yorum yapma fikrini ne çok beğenmişim yorumların vesile olup bu kitabı erteletmeden okumamdan anladım. Fransız ihtilali hakkında bilgi sahibi olmak istedim ayrıca ekmek yoksa pasta yiyin diyen Marie Antoinette den daha ağır bir fransız ihtilali meşhur sözü yani açlıktan ölen halkına ot yiyin diyen joseph faulon'u öğrenmiş oldum. http://en.wikipedia.org/...Foullon_de_Dou%C3%A9 evet olaylar birbirine gerçekten şahane bağlantılı ;)
Kitap 1770'li yıllarda geçiyor, yerler ise Fransa ve İngiltere. Halkın ayaklandığı, yönetimin yerle bir olduğu, adaletin yönetim elitinin çıkarlarına kullanılmasıyla halkın buna isyan edip, giyotine sarıldığı bir dönem. Kitap genel olarak Fransa'da halkın aşırı fakirleşmesiyle, isyan edip, Fransız yönetiminin yıkılmasını ve halkın bir nevi ''kendi adaletlerini kendilerinin oluşturması''nı anlatıyor, ki ne adalet! Öylesine bir gözü dönmüşlük hakimleşmiş ki, hakkını aramakta haklı olan halk suçsuzların, sessizlerin de ölmesini sağlayarak, öldürerek ''haksızlığın en büyüğünü'' yapıyorlar.
Kitap her şeyden önce muhteşem bir sosyoloji kitabı bana göre. O dönemin sosyal oluşumunu, yani iki ayrı sınıfı, zenginler ve fakirleri son derece gerçekçi ve net anlatıyor. Onun dışında yönetim, hukuk, siyaset, dünya görüşü ve elbette psikolojik pek çok analizler mevcut. Sanırım bir klasiği pek çok türden ayıran en önemli özellik bu. Resmen bir tarih dilimi tüm yönleriyle anlatılmış. Kesinlikle okunmalı!
Güzel ve hüzünlü bir son daha.. Kitabın sonlarına doğru sürükleyici ve merak uyandıran, heyecana sevk eden anlar geçiriyorsunuz. Fransız devrimini konu alan kitap farklı karakterler üzerinden o yılları gözler önüne sermiş. Her bölüm başlarda birbirinden kopuk gibi gelse de aslında farklı olayları ve kişileri anlatmakla olay örgüsünün bütünlüğünü bozmayıp eksik kalan yerleri tamamlıyor. Acının ve sıkıntının kol gezdiği o yıllarda umudun da hep var olduğunu da görmemizi sağlamış yazar. Öyle ki beni en çok etkileyen karakterler ve olaylar üzerinde düşündüğümde ben bunu açık bir şekilde gördüm. Ve umutla birlikte merhameti ve sevgiyi ve fedakarlığı ve dostluğu da... Kısacası kitabın sonu tüm bunlara güzel bir nokta olmuş.
Sınıflı toplumun feodalite konagında ilerici burjuva jakobenlerin tüm güzel duygular ve ülküyle dünya insanlıgını daha özgür bir toplum olma yolunda adım attıgı çağ açıp çağ kapattıgı tarihe damga vuran Fransız devrimini anlatan güzel bir roman .Aynı zamanda sevginin aşkın yeri geldiğinde hayatını ortaya koyarak anlamlaştırıgı güzel bir örnek...
Paris; bunalımlar şehri, ihtilale gebe yoksulluktan bunalmış bir şehir.
Londra; huzurun, paranın, saygınlığın bulunduğu güvenli liman.
Bu iki şehir arasında hayatları geçen üç önemli karakter: Doktor Manette, kızı Lucie Manette ve Lucie'nin aşkı Charles Darnay.
Fransız İhtilali'nin yıkıcılığını anlatan, ihtilal adı altında yok edilen hayatların dile getirildiği bir eser.
Kitap oldukça sürükleyi ve kahramanlar insanı gerçekten şaşırtıyor. Özellikle yardımcı kahraman Sydney Carton'ın kitabın sonlarına doğru üstlendiği rol okuru gerçekten üzüyor.
mutsuz bir başlangıçtan da mutlu bir sonuç çıkmıyor.
Charles Dickens
Sayfa 454 - Koridor Yayıncılık
Tekrar buluşacağız, bu dünyadan yorgun ayrılanların huzura kavuştuğu o yerde!
Charles Dickens
Sayfa 453 - Koridor Yayıncılık
Eğer bir bayan, bebek gibi olsun olmasın, gözünün önünde düşüp bayılıyorsa bunu görmek için dürbüne ihtiyaç yok.
Şimdiye kadar yaptığım her şeyden çok daha güzel bir şey yaptım ben ve artık şimdiye kadar bildiğim her yerden daha büyük bir huzurla dinleneceğim bi yere doğru gidiyorum
Charles Dickens
Sayfa 511 - Koridor Yayıncılık
Yaşayabilmek için her şey vardı önümüzde ve yaşayabilmek için önümüzde hiçbir şey yoktu.
En iyi zamanlardı; en kötü zamanlardı. Bilgelik çağıydı; ahmaklık çağıydı. İnanç dönemiydi; şüphecilik dönemiydi. Aydınlığın mevsimiydi; karanlığın mevsimiydi. Umut baharıydı; umutsuzluk kışıydı. Öncemizde her şeyimiz vardı; öncemizde hiçbir şeyimiz yoktu. Hepimiz doğrudan cennete gidiyorduk; hepimiz doğrudan cehenneme gidiyorduk. Kısacası o dönem de bugünkü gibiydi; öyle ki, dönemin en gürültücü yetkililerinden kimileri, hem iyisi hem de kötüsü için 'en' ile başlayan karşılaştırmalarda ısrarcıydılar.
Charles Dickens
Sayfa 1 - İlk paragraf

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İki Şehrin Hikâyesi
Baskı tarihi:
Eylül 2012
Sayfa sayısı:
464
ISBN:
9789750713392
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A Tale Of Two Cities
Çeviri:
Meram Arvas
Yayınevi:
Can Yayınları
Dünya edebiyatının en önemli klasik yapıtlarından biri olan İki Şehrin Hikâyesi, Paris ve Londra arasında gelişen olay kurgusuyla, tarihin en hareketli anlarından birinin, Fransız Devrimi'nin ekseni etrafında biçimlenir. Edebiyat dünyasının "Dickens'ın en büyük tarihî romanı" olarak, yazarın kendisinin ise "Yazdığım en iyi hikâye" diye tanımladıkları yapıt, Fransız Devrimi ile Terör Dönemi kargaşasında yaşamak zorunda kalan bir grup insanın özel yaşamlarını aktarırken, dönemin acımasız toplumsal koşullarını da irdeler.

Hapsedildiği Bastille zindanından kurtarılan Doktor Manette ile iş işten geçmeden İngiltere'ye göndermiş olduğu kızının on sekiz yıl sonra buluşmaları ve Londra'da yeni bir yaşam kurmaları; sevgi, dostluk, özveriyle örülmüş bu yaşamın Paris'te gelişen devrim dalgasının haberleriyle gölgelenişi, iki şehri yansıtıyor okuyucuya. Paris'teki karanlık günlerin karşısında Londra'daki aydınlık ve dingin günler yer alıyor. Ancak her iki şehir de karanlığın içinde umudu, aydınlığın içinde hüznü taşıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 4.759 okur

  • Alaycı Kız
  • Ecem Koyuncuoğlu
  • Salyangozz
  • Büşra Efendioğlu
  • Şevval Atalay
  • Petek Aslan
  • Yaren Sakar
  • Berivan Gul
  • Fatma
  • aslı çevik

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.8
14-17 Yaş
%8.6
18-24 Yaş
%28
25-34 Yaş
%28
35-44 Yaş
%17.5
45-54 Yaş
%6.3
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.4
Erkek
%36.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.8 (455)
9
%23.4 (316)
8
%23.7 (319)
7
%9.2 (124)
6
%4.1 (55)
5
%2.7 (36)
4
%1.6 (21)
3
%0.8 (11)
2
%0.4 (5)
1
%0.4 (6)

Kitabın sıralamaları