İnsancıklar

8,0/10  (288 Oy) · 
1.127 okunma  · 
206 beğeni  · 
6.120 gösterim
Yıl 1846’dır. Genç Dostoyevski, ilk romanı İnsancıklar’ı tamamlar tamamlamaz ev arkadaşı yazar Grigoroviç’e okutur. Grigoroviç o kadar heyecanlanır ki birkaç kez kalkıp Fyodor’un boynuna sarılmak ister; fakat arkadaşının aşırı duygu gösterilerinden hoşlanmadığını bildiği için yapmaz. Grigoroviç ertesi gün romanı yazar ve yayımcı Nekrasov’a götürür; kitaptan çok etkilenen Nekrasov da eleştirmen Belinski’ye... “Yeni Gogol doğdu!” der, Nekrasov, daha kapı ağzında. Aynı günün akşamı, Belinski’ye tekrar uğradığında onu heyecan içinde bulur: “Nerede kaldınız? Nerede bu Dostoyevskiniz? Genç mi? Kaç yaşında? Hemen getirin bana onu!”

Belinski’nin evine getirilen yirmi üç yaşındaki genç yazar, daha sonra orada olanları şöyle anlatacaktır: “Ve işte... beni onun yanına götürdüler. Belinski’yi birkaç yıl önce heyecanla okumuştum, ama bana ürkütücü ve sert gelmişti ve benim İnsancıklar’ımla alay edecek diye düşünüyordum. Beni çok saygılı ve ağırbaşlı bir şekilde karşıladı; ama daha bir dakika bile geçmeden her şey bambaşka oldu... Ateşli ateşli, alevli gözlerle konuşuyordu. “Siz kendiniz anlıyor musunuz?” diyordu bana tekrar tekrar, alışkanlığı olduğu üzere bağırarak, “Ne yazmış olduğunuzu anlıyor musunuz?.. Bütün bu korkunç gerçeği, bizlere göstermiş olduğunuz bu gerçeği siz mi düşündünüz? Olamaz, sizin gibi yirmi yaşında birinin bütün bunları anlamış olmasına imkân yok... Gerçeği keşfetmiş ve bir sanatçı olarak ilan etmişsiniz, size bir yetenek verilmiş, yeteneğinizin değerini bilin ve emin olun, siz büyük bir yazar olacaksınız.”

Yıl 2013. 167 yıl sonra Dostoyevski her kuşağın başucu yazarlarından olma özelliğini koruyor ve İnsancıklar, onun dünya edebiyatına ilk armağanı...
Özge Uzun 
20 Mar 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

dostoyevski 24 yaşında bu romanı yazarken günün birinde bu kadar kıymetli olabileceğini tahmin etmiş midir acaba? ilk roman da olsa yazarın ustalığını gerçekten yansıtıyor kitap. Ama nedense dostoyevski'nin karakterleri beni hep kızdırıyor bir yandan da. hep zayıf, hep bencil. gerçek dünyada yaşayan gerçek insanlar da böyle olduğu için belki.

Yasemin Bektaş 
 21 Oca 20:11 · 9/10 puan

Dostoyevski'nin ilk kitabı olan İnsancıklar; Petersburg'da bir devlet dairesinde çalışan orta yaşlı, alçakgönüllü Makar Devuşkin ile genç bir kadın olan Varvara Dobroselova arasındaki mektuplaşmalardan oluşan bir kitap. Dostoyevski henüz 24 yaşındayken karakterlerin gizli ve konuşulmayan düşüncelerini mektuplar aracılığı ile satırlara dökmüş.
Evet sade bir şekilde böyle ifade edilebilir fakat o ruh tahlilleri, satır aralarına sıkıştırılan detaylar gerçekten etkiliyor.Alçakgönüllü, sürekli fedakar, fakir, parasız olan Devuşkin'e karşı insancıklar.
Dostoyevski'nin fazlaca ironi barındıran İnsancıklar'ında ahlak, dürüstlük, fakirlik, cömertlik konuları hakimdir. Ama o satır aralarında namussuzluk, bencillik, fakirlik ve pespaye insanlar oldukça fazladır.
İnsan, insancıklara karşı sürekli mücadelede...

ANIL AKCAN 
 07 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Çok enteresandır. 6-7 yıl önce okuduğum bir kitap vardı. Bilinç altımda yıllarca aradığım, fakat ismini cismini hatırlayamadığım. Geçen aylarda yayınevinden toplu kitap aldım. Onları sıraya koydum ve sıra " İnsancıklara" geldi. Kitabın henüz ilk sayfasında inanılmaz bir duygu hissettim. Nasıl bir duygu olduğunun tarifi oldukça zor. Tamamlandım sanki. Ve kitap hakkında araştırma yapınca, neden bilinçaltımda yer ettiğini anladım...
İyi okumalar...
:)

Beyza 
16 Haz 2016 · Kitabı okudu · 9/10 puan

İnsancıklar, yazarımızın ilk kitabıdır. İlk olmasından mıdır bilmiyorum ama karakterler ve mektuplaşmalardaki yazışmalar bana oldukça samimi geldi. Yoksulluğun en dibini yaşayan bu karakterler, zaman zaman yokluğun verdiği çaresizliği fazlasıyla okura geçiriyor. Samimi ve karşılıksız bir sevgiyi, maddi unsurları bir kenara bırakarak değerlendirme fırsatı sunan bir kitap.

Öz 
 17 Şub 22:42 · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Dostoyevski'nin edebi hayata giriş yaptığı ilk romanını okumuş olmanın verdiği hazzı ayrı yaşarken bu konuda geç kalmış olmanın düşüncesine ise ayrıca içerledim.24 yaşında yazmış olduğu bu ilk romanını hangi ruh hallerinde yazdığını,o dönemdeki yaşamını,heyecanlarını,acılarını,sevinçlerini düşünmeden;hele de romanın bazı sayfalarını yazarken önündeki kağıtları,odasındaki gaz lambasının o sarı ışığını ve belki de kimi sayfalarını yazarken dışarıda yağan yağmurun sesini ruhumda betimlemeden hissetmeden edemedim..Başka bir ruh halinde okudum bu kitabı, farkında olmadan o evin yakınında oturan ve onları tanıyan biri gibi izleyip durdum sanki..ve hangi çağda yaşarsak yaşayalım yoksulluğa bakış açısının hiç değişmemiş olduğunu,yoksulluk duygusunun insan psikolojisinde yarattığı etkileri ve başka insanların yoksulluğa karşı düşünüşlerinin hep şahit olduğumuz bunca gerçeklikle nasıl örtüştüğünü de yeniden gözler önüne serebilen güçlü bir yapıt olduğunu ifade edebilirim.İnsani değerlerin,dostluğun,alçakgönüllülüğün ve sevginin altını kalınca çize çize bize yeniden anlatan bu kitabın kesinlikle ders verici niteliğe sahip olduğu kaçınılmaz bir gerçek..Sevgiden uzaklaşmış,dostlukları çıkarlara dayalı kurulan,manevi değerlerin ise artık hiçe sayıldığı günümüz toplumunda çokça iç geçirdiğim hayıflandığım duyguların üzülerek etkisinde kaldım..Her şey eskiden güzeldi,demek kalıyor hep geriye,klasik te olsa..

Samet Dönmez 
12 Ara 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 8/10 puan

Dostoyevski'nin ilk eseri olan ve ona büyük bir çıkış yakalatmayı başaran kitaptır. Kitapta Makar Devuşkin ve Varvara Dobroselova'nın karşılıklı mektuplaşmalarına yer verilir. Dönemde insancıklıkların yaşadığı fakirlik ve yoksulluk çok güzel yansıtılmıştır. Dostoyevski her ne kadar kitapda kendini anlatmadığını öne sürsede onun kendi yaşamında edebi anıştırmaları kitabın her yerine serpiştirildiğini hissederiz. Roman-Mektup şeklinde yazılmış kitapda ayrıca Puşkin, Gogol gibi ünlü yazarlara göndermeler vardır. Ayrıca yazarın eserde çok defa karşımıza çıkardığı epizodlarda dikkatle incelenmeli ve oradaki derin ironilere dikkat çekilmelidir.

mustafa adak (aktivist) 
20 Oca 23:23 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

İnsancıklar işte insancıklar... Kirli ve yapışkanlar...

Direk romanın psikanalizine geçmek istiyorum(bana göre kitabın asıl anlamı psikolojik tarafıdır, mesajıdır, toplum ve insani yanıdır. Kelimeler, cümleler, karakterler, mekanlar, zamanlar, olayların hepsi toplum ve insani mesajı vermek için bir-araya gelir)... İnsancıklar, kelimesinin ihtişamını ve büyülü anlamını bana uzun uzun tattırdı..

İnsancıklar, kanayan her insan insancıklardan şikayetçidir.. Roman: Hayat, ölüm, fakirlik, yalnızlık, adaletsizlik, çaresizlik, utangaçlık, gizli duyulan aşk, anlam, insani değerler, toplum değerleri gibi kavramları mektuplarla (mektuplu roman diyebiliriz) caydırıcı, can alıcı bir şekilde dile getirmiş. Bu gibi kavramları böyle kitaplarda gördükçe hayatımdan ve kelimelerden haz alıyorum, nefes alıyorum, yaşam alıyorum...

Devlet kademelerinde oturanlarda kaybolan insanlığını çarpıcı bir şekilde veriyor. Aynı yerde birlikte çalıştığı iş arkadaşlarının duygusuz, alaycı, acımasız hal ve hareketlerini çarpıcı bir şekilde veriyor... İnsancıklar işte... Ahmet Telli sanırım ''Belki Yine Gelirim'' şiirinde ''okuduğum bütün kitaplar paramparça'' diyor. Ne tuhaf kitapta mektuplarda geçen cümlelerde aynen bu durumu yansıtıyor.

Fakirlik karşısında kitaplar paramparça, kaybolan değerler karşısında kitaplar paramparça, insanlık karşısında kitaplar paramparça.. Kitap, kitapsızlık karşısında çaresiz(yani kitap okumayanlar, kitapları ve kitap yüklü dürüst insanları rahatlıkla 'cahillikleriyle' yıkabiliyorlar, kırabiliyorlar bu durum karşısında okuyanlar çaresiz) romanda bu taraftan çok iyi bir çözümleme yapılmış.

Normal insanlar olarak gördüğümüz insanların normal olmadığını görüyoruz romanda. Kalbimiz o kadar kirlenmiş ki ayırt edemiyoruz insanları.. Romandaki iki kahraman aynamızın pasını silmemiz için bizi harekete geçiriyor.

İnsancıklar, insanlığımızı yerden yere vuruyor, gözümüze, unuttuğumuz onca anlamı bir arı gibi sokuyor, unuttuğumuz yarayı kanatıyor, özümüzü dilimize söyletiyor, görevimizi ve içimizdeki insanı tekrar hatırlatıyor...

İnsancıklar işte.. İnsancıklar..

İhtimal son defa dünyayı, güneşi görmek istiyordu. Perdeyi çektim; fakat doğan gün de ölmekte olan gencin zavallı hayatı gibi ışıksız, hazindi...

Esma Tezgi 
18 Ara 2015 · Kitabı okudu · 1 günde · 9/10 puan

İnsancıklar Varvara Dobroselova ve Makar Devuşkin'in mektuplarından oluşuyor. İkilinin birbirine yazdığı mektuplarla onlarının hayatına ve ruh dünyalarına konuk oluyorsunuz. Karakterler ve yaşamları çok güzel anlatılmıştı, olaylar hem gerçek hem de içler acısıydı. Kitapta yer alan günlükten bölümü de çok beğendim ve keşke o kısım daha uzun olsaydı demeden edemedim.

Bir yazarın ilk romanı için çok güzel bir roman ve konu Dostoyevski olunca beğenmemek elde değil. Kitabı da karakterleri de çok beğendim özellikle son sayfalar baya etkileyici olmuştu, kolay kolay etkilenen biri olmasam da İnsancıklar da ki olaylar beni etkiledi.

http://yorumatolyesi.blogspot.com/...ki-kitap-yorumu.html

Serpil Ağ 
17 Eki 2016 · Kitabı okudu · 23 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitabı okumaya başladığımda, daha ilk satırlarda ne hissettim bilmek ister misiniz? Neden bu zamana kadar okumadım, niye erteledim diye hayıflandım kendi kendime. Dostoyevski kişi ve yer tasvirlerinden tutunda kahramanlarının duygusal hislerini mükemmel bir şekilde yazıya dökebilen ayrıca okuru da konuya adapte edebilen ender yazarlardandır. Evet her okur gibi, öne çıkan belli başlı eserlerini bende okumuştum. Ama bu eseri benim için hep muallakta kalmıştı. Ta ki okuduğum bugüne kadar. Kitap fakir bir devlet memuru olan, Makar Alekseyeviç ile uzaktan akrabası olan Varvara Alekseyevna arasındaki ilişkileri konu alan mektuplardan oluşmaktadır. O mektuplar, o kadar etkin bir dil kullanılarak yazılmış ki, okurken hissettiklerimi şu anda yazıya dökmekte zorlanıyorum. Özellikle Varvara Alekseyevna'nın Makar Alekseyeviç'e trajik hayat hikayesini ve Pekrovski ile aralarında gelişen duygusal yakınlığı anlattığı mektup. Aslında Varvara Alekseyevna ile Makar Alekseyeviç arasında da bir yakınlık var ama asıl beni etkileyen Varvara ve Pokrovski arasında gelişen duygusal bağ. Varvara ile Pokrovski arasındaki gelişen bağa duygusal bağ diyorum çünkü, hani adı konmamış birliktelikler vardır ya,zamanla yitirilip kaybolan. İşte ikili arasındaki söze dökülmeyen bağ bende bu düşünceyi pekiştirdi. Hele Pokrovski 'nin ölüm anı. Nasıl bir yazar, dile dökmekte dahi zorlandığımız duygu ve düşünceleri bu kadar detaylarıyla , derinlemesine mükemmel bir şekilde okuyucuya hissettirebilir. Unutmak istediğimiz halde unutamadığımız, zihnimizden koparıp atmak istediğimiz halde atamadığımız acı hatıralarımız vardır ya... Ben de altı yıl önce bir hastane odasında babamı kaybettiğimde aynı hislerin birebir aynısını yaşamıştım. Öyle ki Pokrovski gibi, son kez yağan yağmuru izlemiştik babam ile birlikte... Sevgili okurlar, sizlerde benim gibi hala kitabı okumadıysanız sakın, erteleme gafletine düşmeyin! Benim gibi, mektuplardan ibaret olan kitapları sevmiyorum demeyin! Önyargılarınızı bir kenara bırakın, insanların o yıllarda nasıl ekonomik sorunlar yaşadığını ve bu sorunların üstesinden gelebilmek için nasıl birbirlerine destek olduklarını anlatan bu kitabı mutlaka okuyun...

mustafa tamer akder 
09 Ara 2015 · Kitabı okudu · 7 günde · 9/10 puan

Öncelikle Dosto amcanın bu kitabını başlamadan Gogol'un plato ve Puşkin'nin mezar bekçisi'ni okumanızı tavsiye ederim. Çünkü bazı yerlerde aleni olarak göndermeler var be ben sadece Gogol'un palto öyküsünü okuduğum için kitap benim için yarım kaldı hissi oluşturdu diyebilirim. Sonrasında bu kitabı kesinlikle bir kez olsun iletişim yayınından okuyun. Kitabı ilk kez iletişim yayınından okuyorsanız, benim gibi olayları okudukça takip etmesini seviyorsanız, önsözü kısmını kitabı bitirince okuyun. Sonsözü kısmı Dosto amcayı sevipte Gogol ve Puşkin'e çok düşük puan verenlerin kesinlikle okumasını öneririm.
Gelelim kitaba genel olarak dil bakımından yalın ve içten, kurgu bakımından ana hatlar bakımından edilebilir ama ara kurguların bazıları sisli dikkatli baktığınızda fark ediyorsunuz. Bazıları bulanık ne kadar dikkatle baksanız da net bir durum ortaya koyamıyorsunuz. Bazıların da ikilemle karşılaşıyorsunuz. Bunlarda ise çok ince mesajların olduğu kısımlar bence. Konu olarak maddi olarak güç durumda ve açlık sınırına yakın iki ana karakterin birbirlerine maddi ve manevi destekleri ile yaşama mücadelelerini gözlemliyorsunuz. Ara konular ise çok çeşitli ve derin konulardır. Buraya yazıp da heves kaçırmak istemiyorum veya merak içerisinde bırakmak istiyorum. :D Yukarıda belirttiğim aleni göndermelerden başka, gizli saklı göndermeler ve eleştirmelerle dolu bir kitap. Birde zeki, iç dünyası karmakarışık ve duygusal olarak dengesiz bir karakter bulunması(Şuana kadar okuduğum bütün kitaplarında en az bir tane vardı.) Dosto amcanın kişisel imzası veya kendine ait bir parça bence. Bu kitapta ara karakter olarak görmek biraz şaşırttı beni açıkçası. Jack amcanın uçurum insanlarında sonra okumanızı tavsiye etmem. Buradaki olaylar o kadar basit kalıyor ki insanın gözünde anlatamam. Velhasıl Dosto amcayı seviyorsanız, bu kitabı okumadan dönülmez gemiye binmeyin.

Kitaptan 251 Alıntı

Şehri 
14 Nis 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Anıların güzel olanları da, kederli olanları da insanı hep hüzünlendirir."

İnsancıklar, Dostoyevski (Sayfa 40)İnsancıklar, Dostoyevski (Sayfa 40)

Ne kadar garip bir zamanlar bize kötü gelen, bizi kızdıran olaylar bile birer anıya dönüşünce bütün kötülüğünü kaybediyor.

İnsancıklar, Dostoyevskiİnsancıklar, Dostoyevski

İnsanların çoğu kendileri için değil, başkaları için giyinir. Daireye gelen pasaklı bir köylü ile iyi giyimli bir çiftlik ağası aynı muameleyi görmez. Pasaklı köylüye bağırır çağırırlar; bugün git yarın gel derler. Çiftlik ağası, general gibi itibar görür; işleri tıkır tıkır yürür. General deyince aklıma geldi. Bir general kişiliğinden dolayı mı, yoksa omuzundaki yıldızlardan dolayı mı itibar görür?

İnsancıklar, Dostoyevskiİnsancıklar, Dostoyevski
kitapları seven 
02 May 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Yiyecek bir lokma ekmeğim var.
Gerçi yavandir, bazen de bayat.
Ama alın teriyle, dürüstçe kazanilmiştir. ...

İnsancıklar, Dostoyevski (Sayfa 62)İnsancıklar, Dostoyevski (Sayfa 62)
seher 
29 Eki 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Edebiyat çok iyi bir şeymiş Varenka. Bunu evvelsi gün aralarındayken öğrendim. Derin ve öğretici! İnsanın kalbine güç veriyor. Okudukları kitapta buna dair başka fikirler de vardı. Edebiyat bir resime, daha doğrusu hem resime, hem aynaya benziyor. İhtiraslar, ifade, çok ince tenkit, faydalı dersler ve vesikalar…”

İnsancıklar, Dostoyevskiİnsancıklar, Dostoyevski
Nisa 
13 Eyl 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Kalbimden geçenleri söyleyebildiğim zaman kendimi daha iyi hissediyorum."

İnsancıklar, Dostoyevski (Sayfa 72)İnsancıklar, Dostoyevski (Sayfa 72)
Bengü 
13 Şub 2015 · Kitabı okudu · 10/10 puan

En çok kapı dinleyen insanlardan nefret ederim. İnsanın hırsız olması için başkasına ait bir eşyayı çalması gerekmez; başkasına ait sırları çalmak da hırsızlıktır. Hem de hırsızlığın en bayağısıdır.

İnsancıklar, Dostoyevskiİnsancıklar, Dostoyevski