İnsancıklar

8,1/10  (478 Oy) · 
1.800 okunma  · 
410 beğeni  · 
8.195 gösterim
Yıl 1846’dır. Genç Dostoyevski, ilk romanı İnsancıklar’ı tamamlar tamamlamaz ev arkadaşı yazar Grigoroviç’e okutur. Grigoroviç o kadar heyecanlanır ki birkaç kez kalkıp Fyodor’un boynuna sarılmak ister; fakat arkadaşının aşırı duygu gösterilerinden hoşlanmadığını bildiği için yapmaz. Grigoroviç ertesi gün romanı yazar ve yayımcı Nekrasov’a götürür; kitaptan çok etkilenen Nekrasov da eleştirmen Belinski’ye... “Yeni Gogol doğdu!” der, Nekrasov, daha kapı ağzında. Aynı günün akşamı, Belinski’ye tekrar uğradığında onu heyecan içinde bulur: “Nerede kaldınız? Nerede bu Dostoyevskiniz? Genç mi? Kaç yaşında? Hemen getirin bana onu!”

Belinski’nin evine getirilen yirmi üç yaşındaki genç yazar, daha sonra orada olanları şöyle anlatacaktır: “Ve işte... beni onun yanına götürdüler. Belinski’yi birkaç yıl önce heyecanla okumuştum, ama bana ürkütücü ve sert gelmişti ve benim İnsancıklar’ımla alay edecek diye düşünüyordum. Beni çok saygılı ve ağırbaşlı bir şekilde karşıladı; ama daha bir dakika bile geçmeden her şey bambaşka oldu... Ateşli ateşli, alevli gözlerle konuşuyordu. “Siz kendiniz anlıyor musunuz?” diyordu bana tekrar tekrar, alışkanlığı olduğu üzere bağırarak, “Ne yazmış olduğunuzu anlıyor musunuz?.. Bütün bu korkunç gerçeği, bizlere göstermiş olduğunuz bu gerçeği siz mi düşündünüz? Olamaz, sizin gibi yirmi yaşında birinin bütün bunları anlamış olmasına imkân yok... Gerçeği keşfetmiş ve bir sanatçı olarak ilan etmişsiniz, size bir yetenek verilmiş, yeteneğinizin değerini bilin ve emin olun, siz büyük bir yazar olacaksınız.”

Yıl 2013. 167 yıl sonra Dostoyevski her kuşağın başucu yazarlarından olma özelliğini koruyor ve İnsancıklar, onun dünya edebiyatına ilk armağanı...
Hacı Seydaoğlu 
16 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

İki insanın birbirlerine yazdıkları mektuplardan oluşan, Dostoyevski'nin ilk kitabı. İki karakter de yoksul ve yalnız. Genç bir kadın ile yaşlı bir erkek. Haddinden fazla gerçekçi bir kitap. Yoksulluğun acısını çok güzel yansıtmış bir kitap.

Dikkatimi ilk çeken kitapta bahsedilen yoksulluğun insanımızın neredeyse yaşam biçimine dönüştüğü oldu. Bizim "kendimizden düşüklere bakarak şükrettiğimiz" durumun adı aslında yoksulluk. Ama bu durum bizde o kadar yaygın ki ancak açlıktan ölecek insanlara yoksul diyoruz. "Yoksulluk sınırı" ile "açlık sınırını" karıştırıyoruz sanırım. Etrafımızda affınıza sığınarak söylüyorum ki "köpek gibi" günlerce çalışarak sadece aylık minumum masraflarını çıkaran binlerce asgari ücretli var. Bu insanlar bırakın bir iş kurmayı, ev almayı, araba almayı bayramlarda bile et alamama, elbise alamama sorunu ile karşı karşıya kalıyorlar. Ama "Allah'a şükür" bir şekilde geçiniyorlar. Bu yazdıklarım kitap ile biraz alakasız duruyor olabilir. Fakat kitabın sonunda aklıma ilk gelen bunlar oldu. Aç insan nasıl kitap okusun, sinemaya tiyatroya gitsin? Kendisini geliştirip bilinçlensin? Kısır döngü işte. Afrika'nın bir üst versiyonu. Çünkü karnı doyan -mecazi olarak- bir insanın yapacağı ilk şey adamakıllı düşünmek olacaktır. Düşünemeyince sistem de değişmiyor.

Sözün özü İnsancıklar canınızı gerçekten sıkacak bir kitap.

Serpil Ağ 
17 Eki 2016 · Kitabı okudu · 23 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitabı okumaya başladığımda, daha ilk satırlarda ne hissettim bilmek ister misiniz? Neden bu zamana kadar okumadım, niye erteledim diye hayıflandım kendi kendime. Dostoyevski kişi ve yer tasvirlerinden tutunda kahramanlarının duygusal hislerini mükemmel bir şekilde yazıya dökebilen ayrıca okuru da konuya adapte edebilen ender yazarlardandır. Evet her okur gibi, öne çıkan belli başlı eserlerini bende okumuştum. Ama bu eseri benim için hep muallakta kalmıştı. Ta ki okuduğum bugüne kadar. Kitap fakir bir devlet memuru olan, Makar Alekseyeviç ile uzaktan akrabası olan Varvara Alekseyevna arasındaki ilişkileri konu alan mektuplardan oluşmaktadır. O mektuplar, o kadar etkin bir dil kullanılarak yazılmış ki, okurken hissettiklerimi şu anda yazıya dökmekte zorlanıyorum. Özellikle Varvara Alekseyevna'nın Makar Alekseyeviç'e trajik hayat hikayesini ve Pekrovski ile aralarında gelişen duygusal yakınlığı anlattığı mektup. Aslında Varvara Alekseyevna ile Makar Alekseyeviç arasında da bir yakınlık var ama asıl beni etkileyen Varvara ve Pokrovski arasında gelişen duygusal bağ. Varvara ile Pokrovski arasındaki gelişen bağa duygusal bağ diyorum çünkü, hani adı konmamış birliktelikler vardır ya,zamanla yitirilip kaybolan. İşte ikili arasındaki söze dökülmeyen bağ bende bu düşünceyi pekiştirdi. Hele Pokrovski 'nin ölüm anı. Nasıl bir yazar, dile dökmekte dahi zorlandığımız duygu ve düşünceleri bu kadar detaylarıyla , derinlemesine mükemmel bir şekilde okuyucuya hissettirebilir. Unutmak istediğimiz halde unutamadığımız, zihnimizden koparıp atmak istediğimiz halde atamadığımız acı hatıralarımız vardır ya... Ben de altı yıl önce bir hastane odasında babamı kaybettiğimde aynı hislerin birebir aynısını yaşamıştım. Öyle ki Pokrovski gibi, son kez yağan yağmuru izlemiştik babam ile birlikte... Sevgili okurlar, sizlerde benim gibi hala kitabı okumadıysanız sakın, erteleme gafletine düşmeyin! Benim gibi, mektuplardan ibaret olan kitapları sevmiyorum demeyin! Önyargılarınızı bir kenara bırakın, insanların o yıllarda nasıl ekonomik sorunlar yaşadığını ve bu sorunların üstesinden gelebilmek için nasıl birbirlerine destek olduklarını anlatan bu kitabı mutlaka okuyun...

KörKalem | Halil K. 
 28 Tem 22:06 · Kitabı okudu · 5 günde · 7/10 puan

İşbu inceleme bir KörKalem (N.K) incelemesidir. Sevgili Eşim Halil K. ile uzaktan yakından bir alakası bulunmamaktadır. Sevgiler :)

Dostoyevski'nin ilk kitabı, mektup roman, şu yaşında yazmış falan gibi konulara girmeyeceğim elbette, zira hepimiz tabiri caizse bu girişlerden "kustuk."

Ben kitabın kendi düşüncelerimle ilgili olan kısmından bahsetmek istiyorum,zira kitabın nasıl olduğu ile alakalı zaten çok inceleme var ve kitabı kimin yazdığı da ortada, çok da yoruma gerek yok aslına bakarsanız.

Dostoyevski benim enn sevdiğim yazardır, o yaptığı betimlemeler, insanların duygularını muazzam şekilde aktarışı her kitabı gibi ilk kitabında da kendini bariz şekilde hissettiriyordu. Lakin uzun süredir yabancı yazar okumamaktan kaynaklanan bir hamlık vardı üzerimde, pek konsantre olamadım metne, çeviri metin çok tuhaf geldi bana. Onun için çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim.

Yazarımızın kitaplarında hep bir para sıkıntısı, kalabalık yerlerde yaşama, kendini tüm insanlardan aşağılık görme gibi psikolojik ve sosyolojik problemler işlenir. İnsancıklar ile başlamış meğersem bu silsile, dediğim konuların aynısı değişik öykü ve kişilikler üzerinden okura aktarılmış.

Yine tüm okuduğum kitaplarında dikkatimi çeken, kitaplarda bulunan mevcut cahil kişiliklerin, sadece iki kitap okumuş diye kendini üst sınıf zanneden, aristokrat takılan insanlara nasıl da çarpıcı bir saygısı var.. Nasıl, o kişileri kendilerinden çok üstün, onların geldiği seviyeyi ulaşılması güç bir seviye olarak görüyorlar, her bir kitabını okuduğumda ayrı şaşırıyorum.
Şimdiyle kıyasladığımda herkes bilgin, cahil kimse yok. Bilgiye ulaşmak 0.01 saniye. Madem bu kadar biliyoruz, dünya neden bu halde? Neden insanlar hala sömürülüyor? Hala neden bir değiliz? Böyle okumak, bilmek ne işe yarar ki? Global dünya'ymış, peh! İnsanlar birbirlerine ne kadar çabuk ulaşıyor değil mi? Peki bu ne işe yarıyor, hiç düşündünüz mü? İnsanlar birbirlerinden daha uzak, dışarıda herkes buzdolabı gibi. Kimsenin kimseye minneti yok, öğrendiklerini paylaşmak, ya da onları yaşamına uygulamak gibi bir derdi hiç yok. Ah Makar Alekseyeviç ah! Binlerce kitap okuduk da ne olduk ki?

Daha aydınlık yarınlara...
Keyifli okumalar dostlar...

Özge Uzun 
20 Mar 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

dostoyevski 24 yaşında bu romanı yazarken günün birinde bu kadar kıymetli olabileceğini tahmin etmiş midir acaba? ilk roman da olsa yazarın ustalığını gerçekten yansıtıyor kitap. Ama nedense dostoyevski'nin karakterleri beni hep kızdırıyor bir yandan da. hep zayıf, hep bencil. gerçek dünyada yaşayan gerçek insanlar da böyle olduğu için belki.

rukiye altop 
01 Ağu 17:32 · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

İnsancıklar, Dostoyevski'nin yazdığı ilk roman. Bu romanda Dostoyevski gelecek vaat eden yazarlar arasına girmiş ve benimsenmiştir.


Eser, Petersburg'da geçiyor. Romanda yaşlı ve fakir bir katip olan Makar Aleksiyeviç ile öksüz ve yoksul bir kız olan Varvara Dobroselova arasında karşılıklı mektuplaşma şeklinde yazılmıştır. Kitabın ama teması: sevgi, fedakarlık, dostluk ve acımadır.


Dostoyevski, gerçekleri akıcı bir üslupla ve eleştirel bir dille yazmış. Özellikle ''Palto'' kitabı için yazdıkları beni meraklandırdı. Palto kitabını okumadım ama en kısa zamanda okuyacağım.

Bu eser için başka bir isim düşünsem İnsancıklardan başka bir isim bulamam sanırım. Ben okurken bir kez daha Dostoyevskiye hayran kaldım. Herkese tavsiye ederim. İyi okumalar.

Yasemin Bektaş 
 21 Oca 20:11 · 9/10 puan

Dostoyevski'nin ilk kitabı olan İnsancıklar; Petersburg'da bir devlet dairesinde çalışan orta yaşlı, alçakgönüllü Makar Devuşkin ile genç bir kadın olan Varvara Dobroselova arasındaki mektuplaşmalardan oluşan bir kitap. Dostoyevski henüz 24 yaşındayken karakterlerin gizli ve konuşulmayan düşüncelerini mektuplar aracılığı ile satırlara dökmüş.
Evet sade bir şekilde böyle ifade edilebilir fakat o ruh tahlilleri, satır aralarına sıkıştırılan detaylar gerçekten etkiliyor.Alçakgönüllü, sürekli fedakar, fakir, parasız olan Devuşkin'e karşı insancıklar.
Dostoyevski'nin fazlaca ironi barındıran İnsancıklar'ında ahlak, dürüstlük, fakirlik, cömertlik konuları hakimdir. Ama satır aralarında fakirlik ve pespaye insanlar oldukça fazladır.
İnsan, insancıklara karşı sürekli mücadelede...

Beyza 
16 Haz 2016 · Kitabı okudu · 9/10 puan

İnsancıklar, yazarımızın ilk kitabıdır. İlk olmasından mıdır bilmiyorum ama karakterler ve mektuplaşmalardaki yazışmalar bana oldukça samimi geldi. Yoksulluğun en dibini yaşayan bu karakterler, zaman zaman yokluğun verdiği çaresizliği fazlasıyla okura geçiriyor. Samimi ve karşılıksız bir sevgiyi, maddi unsurları bir kenara bırakarak değerlendirme fırsatı sunan bir kitap.

Öz 
 17 Şub 22:42 · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Dostoyevski'nin edebi hayata giriş yaptığı ilk romanını okumuş olmanın verdiği hazzı ayrı yaşarken bu konuda geç kalmış olmanın düşüncesine ise ayrıca içerledim.24 yaşında yazmış olduğu bu ilk romanını hangi ruh hallerinde yazdığını,o dönemdeki yaşamını,heyecanlarını,acılarını,sevinçlerini düşünmeden;hele de romanın bazı sayfalarını yazarken önündeki kağıtları,odasındaki gaz lambasının o sarı ışığını ve belki de kimi sayfalarını yazarken dışarıda yağan yağmurun sesini ruhumda betimlemeden hissetmeden edemedim..Başka bir ruh halinde okudum bu kitabı, farkında olmadan o evin yakınında oturan ve onları tanıyan biri gibi izleyip durdum sanki..ve hangi çağda yaşarsak yaşayalım yoksulluğa bakış açısının hiç değişmemiş olduğunu,yoksulluk duygusunun insan psikolojisinde yarattığı etkileri ve başka insanların yoksulluğa karşı düşünüşlerinin hep şahit olduğumuz bunca gerçeklikle nasıl örtüştüğünü de yeniden gözler önüne serebilen güçlü bir yapıt olduğunu ifade edebilirim.İnsani değerlerin,dostluğun,alçakgönüllülüğün ve sevginin altını kalınca çize çize bize yeniden anlatan bu kitabın kesinlikle ders verici niteliğe sahip olduğu kaçınılmaz bir gerçek..Sevgiden uzaklaşmış,dostlukları çıkarlara dayalı kurulan,manevi değerlerin ise artık hiçe sayıldığı günümüz toplumunda çokça iç geçirdiğim hayıflandığım duyguların üzülerek etkisinde kaldım..Her şey eskiden güzeldi,demek kalıyor hep geriye,klasik te olsa..

BERK ÜNAL 
18 Tem 03:09 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 7/10 puan

Genç bir kadın ve yaşlı bir adamın mektuplaşmasında oluşan bir eser.Nasıl başlıyorsa öyle bitiyor aslında..Dostoyevski'nin ilk eseri olmasına rağmen o güzel düşünce dokunuşlarını bırakmadan eseri bitirmemiş.
Dünya düzenin adaletsizliğini,saf sevgiyi,masumiyeti ve merhameti hissettiriyor.Bundan 100 yılı aşkın zaman önce bile şu an ki yoksulluğun aynısının yaşanması ve bunların hala değişmemesi günümüz çağının ayıbı sanırım..Her şeyi küçük bir kağıt parçasına bağlı olduğu bir düzende maneviyatın değerini yitirip sadece maddiyata bağlı olan bir düzen,en kötüsü de bize buna mecbur etmeleri ve başka türlü yaşayamamamızdır.
Hayat kısa ve sevgi en değerli şey, değerinin bilip başka şeylerin önüne geçmesine izin vermeyelim efenim..

Çoban yıldızı 
18 May 02:53 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Nasıl bağlanıp kendinden vazgeçebilirsen,işte öyle bir sevgi.karşılığı olmayacak bu sevgisinin oda çok iyi biliyor.Belkide o da sadece onun için bir şeyler yapmaya aşıktır yada onun için aç kalmaya yada ne bileyim onun çehizliği için kendi lüksünden vazgeçmeye.Ama en çokda sevmeye...

Kitaptan 597 Alıntı

Şehri 
14 Nis 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Anıların güzel olanları da, kederli olanları da insanı hep hüzünlendirir."

İnsancıklar, Dostoyevski (Sayfa 40)İnsancıklar, Dostoyevski (Sayfa 40)

Ne kadar garip bir zamanlar bize kötü gelen, bizi kızdıran olaylar bile birer anıya dönüşünce bütün kötülüğünü kaybediyor.

İnsancıklar, Dostoyevskiİnsancıklar, Dostoyevski

İnsanların çoğu kendileri için değil, başkaları için giyinir. Daireye gelen pasaklı bir köylü ile iyi giyimli bir çiftlik ağası aynı muameleyi görmez. Pasaklı köylüye bağırır çağırırlar; bugün git yarın gel derler. Çiftlik ağası, general gibi itibar görür; işleri tıkır tıkır yürür. General deyince aklıma geldi. Bir general kişiliğinden dolayı mı, yoksa omuzundaki yıldızlardan dolayı mı itibar görür?

İnsancıklar, Dostoyevskiİnsancıklar, Dostoyevski
kitapları seven 
02 May 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Yiyecek bir lokma ekmeğim var.
Gerçi yavandir, bazen de bayat.
Ama alın teriyle, dürüstçe kazanilmiştir. ...

İnsancıklar, Dostoyevski (Sayfa 62)İnsancıklar, Dostoyevski (Sayfa 62)
seher 
29 Eki 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Edebiyat çok iyi bir şeymiş Varenka. Bunu evvelsi gün aralarındayken öğrendim. Derin ve öğretici! İnsanın kalbine güç veriyor. Okudukları kitapta buna dair başka fikirler de vardı. Edebiyat bir resime, daha doğrusu hem resime, hem aynaya benziyor. İhtiraslar, ifade, çok ince tenkit, faydalı dersler ve vesikalar…”

İnsancıklar, Dostoyevskiİnsancıklar, Dostoyevski
Bengü 
13 Şub 2015 · Kitabı okudu · 10/10 puan

En çok kapı dinleyen insanlardan nefret ederim. İnsanın hırsız olması için başkasına ait bir eşyayı çalması gerekmez; başkasına ait sırları çalmak da hırsızlıktır. Hem de hırsızlığın en bayağısıdır.

İnsancıklar, Dostoyevskiİnsancıklar, Dostoyevski
60 /