Adı:
Beyaz Geceler
Baskı tarihi:
Eylül 2020
Sayfa sayısı:
218
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053321392
Orijinal adı:
Belıye Noçi
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Beyaz Geceler

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881): İlk romanı İnsancıklar 1846’da yayımlandı. Ünlü eleştirmen V. Byelinski bu eser üzerine Dostoyevski’den geleceğin büyük yazarı olarak söz etti. Ancak daha sonra yayımlanan eserleri çağımızda edebiyat klasikleri arasında yer alsa da o dönemde fazla ilgi görmedi. Yazar 1849’da I. Nikolay’ın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Kurşuna dizilmek üzereyken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildi. Sibirya sürgününden sonra yazdığı romanlarla tekrar eski ününe kavuştu. Bu kitapta sürgünden bir yıl önce yazdığı ve en tanınmış eserlerinden biri olan Beyaz Geceler’in yanı sıra hepsi 1848 yılına ait Başkasının Karısı ve Yatağın Altındaki Koca, Noel Ağacı ve Nikâh, Haysiyetli Hırsız, Yufka Yürekli öyküleri de yer almaktadır.

Barış Zeren (1978): İ.Ü. Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitede İktisat Tarihi Bilim Dalı’nda yüksek lisansını tamamladı. Lomonosov Moskova Devlet Üniversitesi Slav Tarihi Bölümü’nde araştırmacı olarak bulundu. Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü ve Fransa’da EHESS’te doktora çalışmalarını sürdürüyor. İngilizce ve Rusça’dan sosyal bilim, tarih ve edebiyat çevirileri yapıyor.

İçindekiler

Beyaz Geceler
Başkasının Karısı
Noel Ağacı ve Nikâh
Haysiyetli Hırsız
Yufka Yürekli
218 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
YouTube kitap kanalımda Dostoyevski'nin hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
https://youtu.be/0i9F0L1dcsM

Beyaz Geceler : St. Petersburg'da mayısın son haftası başlayıp temmuzun 15'ine kadar devam eden, geceleri havanın bir türlü kararamaması olayına verilen isimdir. Yani, güneşin doğup batma konusunda karar veremeyip muallakta kalması sonucunda gecelerin kısa bir dönem için siyah renkte olamaması ve St. Petersburg'daki annelerin çocuklarını dışarıda top oynamaları için akşam ezanından önce eve çağırmamaları aslında.

Peki, Dostoyevski neden kitabındaki karakterlerin arasındaki etkileşim için özellikle bu ismi ve sadece St. Petersburg'da kısa bir süre için deneyimlenebilen bu özel dönemi seçmiştir? Aşık olduğumuzu gerçekten hissettiğimizde gönlümüz ferahlayıp, daha önce hiç yaşamamışçasına bir duygu hissetmeye başlamaz mıyız? Aşkın farkındalığında gecelerimizin gündüzlere karıştığını, günlerin bile artık ayırdına varamadığımızı hissetmez miyiz? İşte aynı bu özel dönemde yaşanan olayın aşktaki karşılığı da saflığı ve temizliği temsil eden beyaz renktir. Aynı gelinliklerde hakim olan ve masum bir temizliği ifade eden o renk gibi.

Yalnızlığı tanımıyoruz. Kendimizi bile tanımazken yalnızlığımızın değerinin nasıl farkında olalım? Her gün konuşmak zorunda kaldığımız insanlar yüzünden kendimizle, kentimizle, anılarımızla ve esas konuşmamız gereken deneyimlerimizle konuşmaya vakit mi bulabiliyoruz? Bunların hiçbiri bahane değil, kendimizi kandırmayalım. Kendini ve kentini dinlemek, öyle Spotify'ın haftalık keşfinde istediğin şarkıya tıkladığın an şarkının aniden açılmasıyla elektrik enerjisinin etkisinin mıknatıs özelliği kazanan bobin ile sabit mıknatısın birbirlerine itme ve çekme uygulaması prensibinde çalışan bir kulaklık vasıtasıyla da olmaz ki... Bu yüzden, insanoğlunun kulaklığındaki daimi müzik sevgidir. Her ne kadar kulaklığınızı çıkartıp onu göz ardı etmeye çalışıp dinlememeye kalkışsanız da tınısı aynı Dönence şarkısında Barış Manço'nun "Simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor." sözlerini yazarken belki de gizli bir gönderme yaptığı Beyaz Geceler kitabındaki St. Petersburg'un geceyi aydınlatan bir güneş misali sevgisindeki gibidir.

Kitabın ana karakteri olan sevgiye muhtaç yalnız hayalpereste bir tüyo olarak Cemal Süreya'nın "Kim istemez mutlu olmayı, Mutsuzluğa da var mısın?" dizelerini hediye ediyorum. Mutsuzluğa bile varım demenin, yalnızlığın değerinin, dünyadaki bütün fani seslerin ve klonlaşmış sahte duyguların olmadığı bir dünya kurgulamak istiyor insan kendi kafasında. Ve çoğu zaman da mutsuzluğa bile mecburen varım dediğimiz sabahlara kalkıyoruz. Ama aklımıza bile gelmiyor ki geceler olmadan sabahların, sabahlar olmadan da gecelerin anlamının olmadığını. İşte bu kitap da belki edebiyat dünyasında gecelerin tam olarak olamadan sabahların anlamının olduğu tek kitap olabilir.

Eğer bir gün St. Petersburg'a giderseniz, bu kitabı beyaz gecelerin olduğu dönemde bir de sabahlayarak/geceleyerek okuyun ki kitabın ana karakterinin nasıl Rusya'nın Kezbanskasına denk geldiğini iyice anlayabilin diye.
218 syf.
·3 günde·8/10 puan
Uzun bir aradan sonra Dostoyevski'nin cümlelerini okumak benim için çok güzel oldu. Özlemişim doğrusu...

Öncelikle bu kitap Dostoyevski'nin diğer bilinen kalın romanlarına karşın kısa bir öykü kitabı. Başka öykü kitabı var mı bilmiyorum; ama öykücülükte de bir hayli başarılı buldum kendilerini. Yazar, Beyaz Geceler isimli bu öyküsünde Petersburg'da "hayalperest" ismini verdiği kahramanımızın başından geçen 4 günü anlatmış. Diğer önemli karakterimiz de Hayalperest'in aşık olduğu Nastenka...

Kitabın ismi olan Beyaz Geceler ise Hayalperest'imizin Nastenka ile birlikte geçirdiği günlere verdiği isimdir. Nastenka'nın içerisinde olduğu günler ve geceler Beyaz Geceler olarak adlandırılıyor kahramanımız tarafından. Benimse kitaba başladığım ve kitabın ismini gördüğüm ilk andan itibaren kafamda sürekli Seda Sayan'ın "Ah geceler sensiz geceler" şarkısı çaldı durdu. Bir türlü Seda Sayan'ın sesi arka fondan gitmek bilmedi...

Konu ise, tam bir Yeşilçam filmi konusu. Kahramanlarımız bir akşam üzeri Petersburg'da karşılaşıyorlar ve Hayalperestimiz Nastenka'ya birkaç dakika içerisinde aşık oluyor. Ancak Nastenka'nın sevdiği ve 1 senedir beklediği bir başka adam da vardır hikayenin içerisinde. İşte kitap, bu aşk üçgeni arasında Nastenka'nın gelgitleri ile Hayalperest'in aşk acısını anlatıyor. Konu ile ilgili bu kadar bilgi vermek yeterli diye düşünüyorum.

Dostoyevski bu kısacık öykü içerisinde birçok konuya değinmiş, birçok toplumsal mesaj vermiş anlayana. Ancak bir konu özellikle ilgimi çekti ve dönemin Rusya'sını ve kadınlara bakış açısını eleştirmeden geçemeyeceğim.

Okuduğum diğer bazı Rus Edebiyatı kitaplarında olduğu gibi bu kitapta da, yolda tek başına yürüyen kadınların mutlaka erkekler tarafından rahatsız edilmesi söz konusu. Belki o dönemde bu durum normal karşılanıyor olabilir; ama ben her okuduğumda bu konudan rahatsız oluyorum. Yolda tek başına yürüyen bir kadına kötü gözle bakılıyor resmen ve erkekler tarafından taciz edilmesi ve peşinden takip edilmesi normal bir durummuş gibi anlatılıyor. Bu kitapta da Hayalperestimiz Nastenka'yı böyle bir tacizcinin elinden kurtarıyor. İşin ilginç kısmı ise, yukarıda dediğim gibi bu durumun doğal bir durum olarak karşılanması...

Kısacık ve keyifli bir kitaptı. Dostoyevski'yi özlemiş olan ruhuma ilaç gibi geldi. Siz de eğer Dostoyevski'yi özlediyseniz bu kısacık öyküyle Dostoyevski'yi hatırlayabilirsiniz.
  • Bir İdam Mahkumunun Son Günü
    8.5/10 (14,3bin Oy)12,9bin beğeni48,8bin okunma54bin alıntı202,1bin gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (14,5bin Oy)13,2bin beğeni54,2bin okunma104,7bin alıntı385,6bin gösterim
  • Dava
    7.7/10 (7,2bin Oy)6,7bin beğeni30,6bin okunma17,7bin alıntı164,8bin gösterim
  • İki Şehrin Hikâyesi
    8.5/10 (7,1bin Oy)7,1bin beğeni26,1bin okunma27,6bin alıntı188,9bin gösterim
  • Denemeler
    8.7/10 (7,1bin Oy)7,6bin beğeni29,4bin okunma90,3bin alıntı134,7bin gösterim
  • Beyaz Zambaklar Ülkesi
    8.8/10 (14,2bin Oy)13,9bin beğeni48,3bin okunma45,5bin alıntı296bin gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.1/10 (5,8bin Oy)5,3bin beğeni22,5bin okunma22,4bin alıntı212,9bin gösterim
  • Aylak Adam
    8.1/10 (9,5bin Oy)8,8bin beğeni34,5bin okunma66,6bin alıntı165,1bin gösterim
  • Ermiş
    8.3/10 (10,5bin Oy)9,2bin beğeni35,7bin okunma80,9bin alıntı152,9bin gösterim
  • Martin Eden
    9.2/10 (12,4bin Oy)17,8bin beğeni31,6bin okunma79,2bin alıntı398,1bin gösterim
218 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Sevgi çiçekleri açtı bu mevsim
Sevgi neymiş diye sorduğun yerde
Yolduğun yapraklar şahidim oldu
Bilmeden kalbimi kırdığın yerde

Halil Soyuer

HERKESİN BİR NASTENKA'SI VARDIR DURUR İÇERİSİNDE

Bu kitabı yaklaşık 10 sene önce okumuştum, Nastenka'm gideli 2 sene olmuştu.

Dostoyevski 20'li yaşlarında yazdığı bu kısa kitapta, bu öyküde belki çokça kendini ve belki biraz da gözlemlerini anlatır. Kahramanımız bir kere dünyaya gelmiş bulunmuştur ve gençtir artık, sevmesin midir? Aşık olmasın mıdır?

Kitabı okuyanlar zaten biliyor, okumayanlar için ise biraz yeşilçam , biraz Türkiye'deki diziler, biraz nostalji, biraz da hepimizin hayatı tadında bir öykü diyelim.

Kahramanımız bir vesileyle tanıştığı genç hanıma aşık oluverir. Hepi topu birkaç günlük bir kendini kaptırma süreci. Sen gel de aşığa sor tabi bunu bakalım ne çekti..

Nastenka da gençtir işte yahu, su gibidir. Kafası da karışıktır, olmasın mı? Güzelliğinin de farkında, birkaç erkeği peşinde koşturmak istemiş, istemesin mi? Hakkıdır kim ne derse desin. Herkes kendi kararlarında özgür değil midir?Hele ki gencecik bir kızdan biz neyin hesabını sorabiliriz ki?

Kahramanımıza yakınlık gösterir, ilgisini karşılıksız bırakmaz ama bir yandan da daha cazip bir eş adayı kovalamaktadır.Ne yani çok mu şaşırtıcı, insan dediğimiz varlık için normal değil mi?

Neyse amacım bu kitabı çok da detaylı analiz etmek değil. Sadece insanın hayatta bir kere 20lerini sürdüğünü ve hata yapma hakkı olduğunu söylemeye çalışıyorum. Kadın olsun erkek olsun.

Kitabı okuduğumda benim de Nastenka'm gideli 2 sene olmuştu. Neyse ki kabullenip anlamıştım onu da böylece kitap beni hüzünlü bir şekilde gülümsetti. Nastenka kim miydi? Dünyalar güzeli (aşığa öyle gelir laf etmeyin ha) ve 20lerin başında bir kızdı işte.

Biz onunla kamuya açık, onun çalıştığı iş yerinde benim ise sadece müşteri olduğum bir yerde tanıştık. Birkaç kere kısa sohbetler işte. Biraz daha ilerleme ama hep benim çekingenliğim eşliğinde.Fakat 1 yıla yayılan bir süreç. Dışarda bir kere olsun buluşamadık bile. Sevgili olmak falan değil yahu anlayın işte.

Ne anlatayım ki detaylarını hatta kimin umrunda olur ki?Tam bir aşama kaydedebilir miyiz derken(yoksa kendimi mi kandırıyordum) bir gün aniden habersiz iş yerinden ayrılmasıyla bu macera da tarihe karışmış oldu. Bunları da kitap incelemesi niyetine anlatıyorum ama bağışlayın hatam varsa.

Son olarak onun gidişinin üzerine tabi ki hayli melankolik bir ruhla yazdığım bir yazının, sadece birkaç cümlelik kısmıyla ve en başta eklediğim Halil Soyuer'in(ki yeterince tanınmayan çok iyi bir şairdir rahmetli)şiirinin devamıyla bitireyim.

"Hiç miydik biz yani? Hiç miydi gözlerimiz? Hiç miydi ürkekliğimiz?Sen anne olacaksın ihtimal ki. Dilerim olursun. Belki bir oğlun olacak benim kadar çekingen. Belki güzel bir kızın bakışlarında kaybolacak ansızın. Belki şahit olacaksın evladının derin kederine. Elinden bir şey gelmeyecek.Neden diye soracaksın. İhtimal ki hiç düşünmeyeceksin bir zamanlar nasıl çekip gittiğini. Aradan yıllar geçmiş olacak. Belki oğlun bir şehrin en kuytu parkında ağlarken bulacak kendini. Ve ben kim olduğunu bilmediğim bir delikanlıya seni anlatacağım."

Hayatın sonuna daha varmadık
Mutluluk diyorlar, henüz ermedik
Bir yerim mi kaldı yara görmedik
Vurma bundan sonra gördüğün yerde

Bilmem gözlerinin bana kastı ne
Ayrılığı reva gördü mestine
Yüreğim yatıyor, basma üstüne
Yüzünde duvakla girdiğin yerde

Halil Soyuer

Son bir not :Evlenmiş ve bir oğlu olmuş. Aşka düşsün mü? Düşsün be o da bir kere genç olacak..
218 syf.
·13 günde·Beğendi·9/10 puan
•Dostoyevski, insan ruhunun haritasını çizen yazarlardan birisi; benim içinse tam anlamıyla çok özel bir yazar.
•Dostoyevski gibi bir edebiyat ustasının kaleminden çıkan hikayeler elbetteki farklılığını hissettirecektir.
•Beyaz Geceler hikayesi beni ters köşe yaptı resmen ve üzüldüm de ama aynı zamanda çok etkilendiğimi de söylemeliyim. İnsanın çözülmesi bu kadar kolay bir varlık iken, bir anda, aslında insanın ne kadar da karmaşık ve zor bir varlık haline dönüşebildiğini etkileyici bir şekilde göstermektedir.
•Haysiyetli Hırsız hikayesi kalbimi kanattı resmen.Sanki yaşanmış gibi hissettim: detaylar, duygular, gel gitler... En çok üzüldüğüm hikaye buydu diyebilirim.
•Yufka Yürekli hikayesi ise beni öyle sarmaladı ki kendimi kurtarmaya çalışmama rağmen bir türlü kurtaramadım. Arkadaşlık, dostluk nasıldır, bir de Dostoyevski’nin coşkulu kaleminden mutlaka okumalısınız. Mutluluk, coşku, keder ve travmayı bu hikayede mutlaka ama mutlaka okumalısınız. Hikayenin sonu, beni öyle gerdi ki uyumakta gerçekten zorlandım.
218 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Beyaz Geceler kitabı hayalperest adamın hayatından 4 gün anlatılıyor.Kitap yazarın doğduğu şehir olan St. Petersburg’da geçmektedir.Başkahramanımız yirmili yaşlarda asosyal yalnız ve hüzünlü biridir.Hayattan kendini soyutlayarak bilime adamıştır kendini.Başkahramanımızın 4 beyaz gecede tanışıp zaman geçirdiği Nastenka’ya aşık olur ve onunla ilgili olan görüşlerini ve gelecekle olan planlarını belirtir.Ancak Nastenka’nın gözü bir yıldır uzakta olan ama büyük bir sadakatle beklediği sevgilisinden başkasını görmemektedir.Daha sonra Nastenka’nın eski sevgilisine dönmesi ve başkahramanızın eskisi gibi hüzünlü ve yalnız hayatına döner.Bunu da belirtmek isterim kitabı okuduktan sonra filmini de izleyebilirsiniz
Keyifli okumalar dilerim
218 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
"Beyaz Geceler Öyküsü Yazısı"
Ah Tanrım, nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Merhaba demedim, çünkü duyguluyum ve sinirliyim biraz. Dostoyevski’den okuduğum ikinci kitap. İlk İnsancıklar romanını okudum, pek sevemedim. Ama bu, bu mükemmeldi. 62 sayfalık öykü iki günde ruhuma ilmik ilmik işlendi. Bu dünyada kadınlara- daha doğrusu bütün insanlara- yürekten bağlanılmaması gerektiğini öğrendim. Yani kaderini, yaşamını ve duygularının akışını, yürekten bağlandığı bir insan kolayca değiştirebilir. Onunla oynayabilir, bir nevi onu esir almış olur. O kadının-erkeğin esiri olur. Ne kötü şey, ne büyük bir zaaftır şu aşk denen şey aslında! Bu bakımdan şunlar aklıma gelir, keşke duygularımız olmasaydı.(sizin görüşleriniz farklı olabilir, ama ben bunları tercih ederdim. Sonuçta olmasaydı; bundan haberimiz bile olmazdı, üzülemezdik, yakınamazdık duygularımızın olmamasından. Eee zaten çünkü yoklar. Aklıma gelmişken yazayım, bu yazdıklarımdan kitapla ilgili pek bir şey beklemeyin onları zaten her yerde bulabilirsiniz. Ben bu kitabı okuduktan sonra zihnimde yaptığı çağrışımları kağıda dökmeye çalışıyorum. Neyse en son duygularda kalmıştık, evet şu duygular ne menem şeydir?! Tek aşk anlamında değil, başka bir anlamda da ele alalım. Mesela ailenizden biri, anneniz. Onunla büyüdünüz(genel konuşuyorum) , evden ayrılana kadar hep aynı ortamda bulundunuz, ve acısıyla tatlısıyla bir geçmişiniz var. Ve öldü( Allah geçinden versin). O kişiye ne olur?( Küçükken de aklıma takılırdı bu ölüm, annemle babam bir gün ölecekti ve bunu biliyordum. Ama onlarla iyi vakit geçirirsem onlar bu dünyadan ayrıldıklarında zamanla alışırım diye düşünüyordum. Ama büyüdükçe kavrıyorum ki, böyle bir şey asla olmayacak. Yani zamanla alışmayacağım, bu sadece ruhumu rahatlatmak için attığım bir yalan olacak.) Bedensel olarak bu dünyadan bir kişi daha göç etmiş olur. Fakat ruhsal olarak o kişinin üzerinde bir yıkım etkisi bırakır. Ve umarım hepimiz bu yıkım etkisini geç yaşarız… Madem aklımdan geçeni yazıyorum aklıma şu geldi: İçimde Ölen Biri Var “şarkısı(https://www.youtube.com/watch?v=ib5bdID79a0) . Şu dizelerini yazıyorum:
“Her yanımda susmuş insanlar susmuş
İçimde ölen biri var”

İşte o kişinin içinde ölen biri vardır, herkes susmuştur ama yüreği susmaz, isyan eder. Yıllarca yanında bulunmuş birinin ansızın gitmesi, “lanet olsun!” der insan içinden. Zaten başka ne denir ki?.. Yokluğuna alışamaz, - ama bir süre sonra alıştım sanar – hep aklına gelir. Bu da bana şunu hatırlattı:
Babamın teyzesi bana yelek dikmiş (kolsuz yelek) fakat cepsiz. O üzerimdeyken hep elimi kıyafetlerde cep olan kısma atardım, fakat her atışımda cebin olmadığını farkederdim. Sonra yüzümde bir tebessüm belirirdi. İşte aslında olaylar özünde aynıdır ama değildir çünkü işin içinde duygu olduğu için bu kadar basite indirgenemez. İşte ölüm, yakınını kaybetmiş kişinin yüzüne böyle bir tokat gibi çarpar. Fakat bu sefer gülümsemez. Ruhu sıkışır, gözleri bir şey arar ama bulamaz. Ve sonunda pes eder, ardından şöyle der ”ölenle ölünmüyor ki…” o sonunda ki üç nokta da çok şey ifade eder. Dediğim gibi, yine gerçekler tokat gibi çarpmıştır yüzüne. Cevap olarak şöyle diyorum:” kalanla da kalınmıyor…” galiba bu ifade Ruhi Mücerret kitabında geçiyordu. Bir alıntı daha geldi aklıma,
"Söylesem tesiri yok, sussam, gönül razı değil"
Fuzuli’nin cümlesi. İşte o kişi ruhuna artık onun olmadığını söyler fakat ruhu kabullenmez, yani tesiri olmaz. Lakin gönlü susmakta istemez, isyan etmek ister. Yani bu cümle anlattıklarım için biçilmiş kaftandır. Konu aşktan buraya geldi ama olsun. “Sen bunları nereden biliyorsun?” derseniz, ben hiçbir yakınımı kaybetmedim. Ve en çok korktuğum şey yakınımı kaybetmektir. Kaybedersem böyle olacağından eminim çünkü. Gördünüz “ölüm”’ün geçek yüzünü. Böyle düşünmeme ve yazmama neden olan şeyler var. En basitinde büyüyorum ve etrafımdaki ölümlerin daha çok farkındayım. Annesini kaybeden yakınımı görmüştüm, en küçük evlattı ve eminim onun halini görseniz yürek dayanmaz. 28 veyahut 26 yaşında olmalı. Tam yaşını bilmiyorum. Gözleri sanki ağlamaktan kanayacak gibiydi. Gözlerinde okunan o keder, yukarıdaki yazdıklarımı anlamanıza yeterdi. Ve o gözler hep bir şey arıyordu… İşte böyle, duyguların nelere sebep olduğunu görüyorsunuz. Ben diyorum ki keşke insanlar duygusuz olsaydı. Nereden devam edelim ki, ah evet duygular, çoğu şeyin nedeni. Okuduğum çoğu, hatta her kitapta hemen hemen hep duygulara esir olan insanlar vardı.(ve bugün ekliyorum, bence hepimiz duygularımızın esiriyiz.) Martin Eden, Oblomov, Selim Pusat, Berger, Loperella, Ömer vs. gibi kişiler. Biraz kitaptan devam edelim, 2-3 kere ters köşe oldum kitabı okurken. Çok şaşırdım, yani sanırım en yoğun duygu değişimleri yaşadığım kitaplardan biri bu kitapta. Yazar duyguyu öyle geçiriyor ki şaşırtıcı bir olay olduğunda tam anlamı ile şaşırıyorsunuz. Şunu söyleyebilirim ki, kitabın son sayfalarına gelirken bu incelememsi yazıya şu cümleleri katacağımı düşünürdüm:

“Sonunda mutlu biten bir kitapla karşılaştım! Bu iyi geldi ve Nastyenka sana müteşekkirim.”

Ama Dostoyevski sağ olsun Nastyenka artık benim gözümde kötü karakterler(kötü karakterler derken sevmediklerim anlamında) arasına girmiş bulunmakta ve onu hayalperestin katili olarak hatırlayacağım hep. Ha birde hani karakterleri gözünüzde canlandırırsınız ya, ben Nastyenka’yı canlandırınca aklıma ya Edanur Hancı ya da Kaya Scodelario geliyor:) Bunu da yazayım dedim sonuçta aklımdan geçti. Diğer karakterleri de yazarsam burası ÇGHB2 oyuncu kadrosuna dönecek o yüzden geçelim Şuna da değineyim, başlarda hayalperest Petersburg sokaklarında yalnızlıktan kavrularak dolaşırken Nastyenka’yı yani tutamağını buldu, (tutamak derken bir incelememin altında yorum olarak biri bu kelimeyi yazmıştı, burada işime yaradı bu kelime, Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam kitabında geçiyormuş.) ve o tutamak hayatın Berger’e yaptığı gibi “önce umut, sonra hayatı unut” dedi(kendim uydurdum sözü). Yani tutamak onu tuttu ve sonra gözünün içine baka baka bir daha çıkamayacağı bir çukurun içine koydu…
Ya başka bir şey eklemeyecektim lakin tekrar yazayım bu yazıdan bir inceleme beklemeyin, lütfen.

Eklemeden duramadım:) , gece gece üzdün be hayalperest, senin gibi bir adama yapılacak şey miydi bu, Nastyenka kolay sanıyor tabi unutmayı, kendisi mesut. Ve bu yüzden senin de mutlu olacağını sanıyor, haklı da.(İşte duygular, aşk öyle bir şey ki sanki onun esiri gibisin, o mutlu olunca sen de mutlu oluyorsun. Çünkü onu seviyorsun, kendini ona adamışsın, senin iyi olmaman önemli değil, o mutlu olsun yeter.) Bence mutlu olacaksın fakat gereksiz bir mutluluk. Aynı gün içerisinde envai çeşit duyguyu sana yaşatan o kadını seveceksin, aşkına sadık kalacaksın.( O ne yaptı, sana aşığım dedi, ama sonra sevmiyorum dediği kişinin boynuna atıldı. Sen de kabak gibi kaldın orada.)İşte en başa geldik, yani onun esiri olacaksın! O senin mutlu olduğunu düşünerek vicdanını rahatlatacak, sen ise mutlu olduğunu sanacaksın. Sen yine onunla dost olmaya devam edeceksin, fakat ruhun eskisi gibi yalnızlıkta kavrulacak. Ve sonunda Oblomov gibi öleceksin. Sana bu şarkıyı hediye ediyorum hayalperest,

“Bir kadın çizeceksin
Onun gibi bırakıp gitmeyecek
Saklayıp gömeceksin
Kimseler sevemeyecek”

İşte bu dizeler senin için çok anlamlı…

Duygulara esir olmamaya çalışmanız dileğiyle.

8 Şubat, 1.50, Nastyenka’ya nefretlerimle.

Burak
96 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Yine Dostoyevski ve yine muhteşem bir eser...
Kitabın diğer incelemelerine göz atarken çoğu kişinin konuyu yeşilçam filmlerine ve günümüzün kısa vadeli aşk anlayışına benzettiğini gördüm.
Herkesin fikirlerine fazlasıyla saygı duyuyorum, ama bu kitapta anlatılmak istenilen olayların, verilen mesajların, sıradanlaşmış benzetmelerden daha anlamlı olduğunu düşünüyorum.
Bunun bilincine varmak içinde galiba eserle duygusal bağ kurmak gerekiyor.

Dört geceye adeta bir ömür sığdıran Dostoyevski'yi okurken eserle aramda duygusal bir bağ oluştu.
Kahramanımızın yalnızlığı ve yaşadıkları bana benziyordu; "işte şimdi hayatımın kızını buldum derken" onu kaybetmenin ne demek olduğunu anlayabiliyorum.
Bende aynı duyguları yaşadım sadece şartlar farklıydı ve kahramanımız gibi hislerimi söyleyemedim.
Hissedilen duyguyu ve geride kalan kocaman enkazı tarif etmeye kelimeler yetmez.
Ama bu incelememde tüm cesaretimi toparlayıp itiraf edeceğim; 7 yıl önce sosyal medyada tesadüfen gelen bir istek üzerine tanıştık... Ardından görüştük.
İlk zamanlar aramızda bir dostluk havası vardı ardından gelişen olaylar ona aşık olmama sebep oldu.
Yine bir gün buluşma esnasında hava çok soğuktu ve üşüdüğünü söylediğinde ellerini, ellerimin arasına ısıtmak için almıştım... ben o gün, ilk kez onun ellerini tutmuştum ve galiba hayatımda ilk defa hava soğuk olduğu için bu kadar mutlu olmuştum.
Buluşmalar sıklaşmış, telefon görüşmeleri saatlerce uzamış ve kalbim onun sayesinde umutla atmaya başlamıştı... o bana hep hayatını, çevresindekilerle yaşadıklarını ve sevgilisi ile arasında geçen olayları anlatırdı.
Ben onu her zaman büyük bir sevgi ile dinlerdim ama itiraf edeyim çoğu şeyi birlikte yaşayamadığımız için kalbimde sızlardı.
Ben ona karşı çok güzel duygular besledim ama hastalığımdan dolayı hak ettiği hayatı yaşatamayacağımı düşündüğüm için ona aşık olduğumu hiçbir zaman söyleyemedim.
Hayatımda hastalığımdan ilk ve son kez o zaman utanmıştım...
O artık evlendi ve bir çocuğu var.
Gözleri hala çok güzel, saçları eskisi gibi uzun değil... evlendikten sonra beyninde tümör oluştu zorlu günler geçiriyor, elimden geldiğince yanında olmaya çalışıyorum ve o aşık olduğumu hala bilmiyor.
Yaşadığım acının tarifini sizlere veremem ama en azından içimde beni kemiren ve bir türlü söyleyemediğim sırrımı, size söylediğim için bir nebze rahatlayacağımı düşünüyorum.
Bazı kişilerin inanmayacağı veya demogoji yapma diyebileceğini bilsemde, hayatın herkese eşit davranmadığını ve herkesin benimkine benzer yaşanmışlıkları olabileceğini hatırlatmak isterim.
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim, eğer sıktıysam lütfen kusuruma bakmayın.

Kitaptanda kısaca bahsetmek gerekirse;
Hayalperest kahramanımız 20'li yaşlarda yalnız ve hüzünlü bir kişilik olarak St. Petersburg sokaklarında gecenin bir vakti dolanırken karşısına Nastenka çıkıyor.
Nastenka gecenin o saatinde köprü de bir başına ağlarken kahramanımızın ona doğru yöneldiğini gördüğü an korkar ve gözyaşlarını silip oradan hızla ayrılmaya karar verir.
Kahramanımızın içinde garip bir his oluşur ve onu takip etmeye başlar.
Biraz ilerledikten sonra yabancı bir erkek tarafından rahatsız edileceğini fark eden kahramanımız, Nastenka'nın yanına giderek bir anda koluna girer ve onu yabancıdan korur.
O andan itibaren bu ikili arasında gelişen diyalog, dostluğa dönüşür ve diğer üç gece bu diyaloglar şekillenerek, tek taraflı aşka dönüşür.

Kitap kesinlikle film tadında akıcı ilerliyor, aktarılan psikolojik olaylar taş kalpli bir insanı bile etkileyeceğini, ayrıca içinde çeşitli mesajlarında verildiğini düşünüyorum.
Okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum.
112 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10 puan
Hayat bizi bir tarafa sürüklesede öyle olmasaydı nasıl olurdu her zaman deriz ya gerçekten öyle olmasaydı ne yaparız hayatın bizi sürüklediği yerde devam mı ederiz geçmişe bir şans daha mı veririz? Kitap bize bu ikilemin güzel bir örneği
96 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Nastenka babannesiyle yaşayan genç bir kız. Kiracısına aşık olmuş ve onun dönmesini 1 yıl beklemiş dönmediği içinde ağlarken asıl kahramana rastlanmıştır. Bir kaç gün içinde kahramanımız Nastenkaya aşık olmuş ve onunda aşkına karşılık alamadığını gördüğü için duygularını dile getirmiştir. Bu durumu kabullenen Nastenka yolda sevdiği adama rastlamış ve çekip gitmiştir.
80 syf.
·1 günde·7/10 puan
Yeşilçam filmlerini aratmayacak bir Dostoyevski öyküsü.

Çağımız aşklarını gölgede bırakacak denli hızlı yaşanan bir aşk hikayesi yazmış Dostoyevski. Tanışma, kaynaşma, aşık olma, ayrılma hepsi 4 gecede gelişen olaylar sonucu böyle bir öykü çıkmış meydana.

Buradan sonrası biraz SPOILER olabilir.

Yeşilçam filmlerini aratmaz dedim ya hani, öykünün baş kahramanı olan yazarımız çok yalnız bir adamdır, doğru düzgün arkadaşı bile yoktur; bir gece rıhtımda ağlayan bir kıza rastlar, sonra gece vakti kız kimsesi yalnız gezer mi düşüncesiyle adamın birisi kızın peşine takılır, kahramanımız kızı kötü adamlardan korur. Sonra ertesi gün buluşmak için sözleşirler ve buluştuklarında birbirlerine hayat hikayelerini anlatmaya başlarlar günden güne. Adam içini döktükçe yalnızlığını giderdiğini hisseder.

Olaylar yeşilçam kıvamını korumaya devam eder ve birden adam kıza aşık oluverir, ama kızın gönlü başkasındadır. Zaten adı Nastenka olan bu kız da beni bitirdi, bitirdi. Böyle bir kezbanlık olamaz. Hatta tarihteki ilk kezban Nastenka bile olabilir. Sürekli ben çok güzelim her gören bana aşık olur, sen bana sakın aşık olma... Ben senin bildiğin kızlardan değilim... Beni basit kız sanma... Kızım bu ne özgüven ya anlat biraz!! Çıldırdım arkadaşlar çıldırdım!! #28734929

Neyse kahramanımız "Bir tek dileğim var Nastenka, mutlu ol yeter!" diyerek, kızı aşık olduğu adamla tekrar bir araya getirmek için uğraşır da uğraşır. Mektuplar yazılır, ortak tanıdıklara haberler salınır... Kız da baktı çıkarı var, kardeşimsin, dostumsun diye gazlaya gazlaya işini halletmeye bakar. Sonra adam bağrına taş basmaya razı olup kızla birlikte, kızın sevdalısını beklemeye başlar buluşmak için sözleştikleri yerde. Adam gelmeyince bizim adamın birden aşkını itiraf edesi tutar. ( Allaaamm sana geliyorum.) Hüngür şapırt ağlaya zırlaya gelen itiraf sonucu bizim kezban bir durum değerlendirmesi yapar. Eskisi dönmüyor, bu adam da saf aşık beni seviyor, e ninemden de başka kurtuluş yok en iyisi bu salağa varayım ben der ve ben de seni seviyorum, şuan çok mes'ud'um bla bla zırvalar.

Durun finali daha da beyin yakıyor, tam bunlar oturdukları banktan kalkıp kolkola kırlara doğru koşacaklarken karşıdan kızın sevdiği adamın geldiğini görürler. Kız bizim adamın kolundan çıkıp eski sevgilisine koşar ve beraber el-ele uzaklaşırlar, bizim adam da öööylee arkalarından bakar kalır. Yemin ediyorum Yeşilçam böyle final görmemiştir, böyle ihanet de olmaz. Bir de yüzsüz kezban kalkıp adama mektup yazıyor, bize gelirsin ziyarete, ikinizi birden sevebilirim göğe bakalım falan diye. #28736299
Hem ikiyüzlü hem arsız!!

Şimdi erkek karakterin yaptığı şey özveri mi, yüce gönüllülük mü, aşk mı adını siz koyun ama çok saçma değil mi?

Gerçekten çok sinirlendim, bu saçma aşk hikayesini bir kenara bırakıp kitabın hakkını teslim etme kısmına geçersem yalnızlık ve hayalperestlik üzerine yazarın kurduğu cümleler çok etkileyiciydi.

Dostoyevski kitabı yazarken Rossini'nin "Sevil Berberi" operasından epey esinlenmiş olsa gerek ki bazı yerlerinde onun bazı kısımlarını kastettiğini söyleyen çeviri notları vardı.
Şöyle bir üvertür buldum kendisiyle ilgili :
https://youtu.be/dhL1nLuXN4o

Bir de Ilya Glazunov isimli Rus ressamın kitapla ilgili çizimlerini ekleyip incelemeyi bitireyim.

Anlattığım final sahnesi : http://glazunov.ru/...stenka-is-going-away

Nastenka'nın gönderdiği mektubu okurken : http://glazunov.ru/...ng-nastenka-s-letter

Finalden bir önceki sahne : http://glazunov.ru/...orks/173-rendez-vous

Hayalperest : http://glazunov.ru/...orks/153-the-dreamer

Kezban şey pardon Nastenka : http://glazunov.ru/...e/works/160-nastenka
218 syf.
·6 günde
Dostoyevski kaleminden çıkma olduğunu birkaç satır içerisinde anlayabileceğiniz muhteşem bir eser. Neden öyle söyledim, çünkü Dostoyevski'nin kendine has öyle bir dili var ki, hem okuyucuya bağımlılık yapıyor hem de bariz ben buyum diyor. Tam bir klasik. İçerisinde beş öykü barındırıyor, bu öykülerden ilki kitaba adını vermiş bulunmakta. Biraz içerik detayı vermek gerekirse ilk öykü olan beyaz geceler insana aşk ile sevgi arasındaki farkı çok net göstermiş. Hani hep sorarız ya aşk mı sevgi mi, veya hangisi kuvvetli, veya hangisi değerli vs vs işte bu soruların yanitlari bu öyküde saklı. Aşıksak eğer ve olumsuzluklar yaşayıp farklı bir sevgi ile üstünü yamamaya çalıştığımız durumlarda aşk geri gelirse ilk çöpe atacağımız sonradan gelen sevgi olacaktır. Ben okurken fazlaca hüzünlendim ve bu hikayeyi çok sevdim. Diğer hikayeler de çok güzeldi ama Beyaz Geceler'in yeri hep ayrı kalacak.

Başkasının Karısı isimli öykü tiyatroda harika gider, okurken sürekli bunu düşündüm. Trajikomik olaylar var. Kıskanç bir koca, sürekli karısından şüphe duyup peşinde ajanlık yaparken asla evli olduğunu söylemiyor. O benim karım değil başkasının karısı fakat ne yaptığını merak ettim bayım şeklindeki cümlelere hazır olun. Aynı zamanda açık söyleyeyim en olmayacak anlarda cümlelerin kibarlığı insanı çileden çıkarıyor. Tartışma esnasında bile "Rica ederim bayım, bu nasıl bir ses tonu?" sözleri geliyor

Diğer üç öykü de okunmaya değer. Zaten Dostoyevski'nin yazdığı her şey okunmaya değer. Çok sağlam bir kalem, klasik okumayı seviyorsanız Dostoyevski'nin dilinden kendinizi mahrum etmeyin.
Hiçbir zaman gerçek bir yaşam yaşayamayacağım; çünkü bana öyle, bütün inceliğimi, şimdiye, gerçekliğe ait bütün duygularımı kaybetmişim gibi geliyor, çünkü, sonunda, kendi kendimi lanetlemişim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyaz Geceler
Baskı tarihi:
Eylül 2020
Sayfa sayısı:
218
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053321392
Orijinal adı:
Belıye Noçi
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Beyaz Geceler

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881): İlk romanı İnsancıklar 1846’da yayımlandı. Ünlü eleştirmen V. Byelinski bu eser üzerine Dostoyevski’den geleceğin büyük yazarı olarak söz etti. Ancak daha sonra yayımlanan eserleri çağımızda edebiyat klasikleri arasında yer alsa da o dönemde fazla ilgi görmedi. Yazar 1849’da I. Nikolay’ın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Kurşuna dizilmek üzereyken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildi. Sibirya sürgününden sonra yazdığı romanlarla tekrar eski ününe kavuştu. Bu kitapta sürgünden bir yıl önce yazdığı ve en tanınmış eserlerinden biri olan Beyaz Geceler’in yanı sıra hepsi 1848 yılına ait Başkasının Karısı ve Yatağın Altındaki Koca, Noel Ağacı ve Nikâh, Haysiyetli Hırsız, Yufka Yürekli öyküleri de yer almaktadır.

Barış Zeren (1978): İ.Ü. Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitede İktisat Tarihi Bilim Dalı’nda yüksek lisansını tamamladı. Lomonosov Moskova Devlet Üniversitesi Slav Tarihi Bölümü’nde araştırmacı olarak bulundu. Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü ve Fransa’da EHESS’te doktora çalışmalarını sürdürüyor. İngilizce ve Rusça’dan sosyal bilim, tarih ve edebiyat çevirileri yapıyor.

İçindekiler

Beyaz Geceler
Başkasının Karısı
Noel Ağacı ve Nikâh
Haysiyetli Hırsız
Yufka Yürekli

Kitabı okuyanlar 32,4bin okur

  • ece
  • Arzu
  • Aşkın Serdar
  • Ayşegül avcı
  • Asmin Dayan
  • Turgut Durmuş
  • Yasin Demirçelik
  • Ahmet Temel
  • bi büşü varmış
  • Gizem Uçar

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%16.5
13-17 Yaş
%6.1
18-24 Yaş
%26.6
25-34 Yaş
%27.8
35-44 Yaş
%15
45-54 Yaş
%5.2
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.2
Erkek
%39.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.8 (1.123)
9
%11.3 (991)
8
%15.2 (1.330)
7
%8.9 (781)
6
%3.5 (310)
5
%1.5 (129)
4
%0.5 (43)
3
%0.3 (23)
2
%0.1 (8)
1
%0.1 (13)

Kitabın sıralamaları