Adı:
Beyaz Geceler
Baskı tarihi:
Aralık 2019
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750739507
Orijinal adı:
Белые ночи
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Öykünün yalnız ve hayalperest anlatıcısı, Petersburg’un “beyaz geceler”inde sokaklarda dolaşırken Nastenka adında bir genç kızla tanışır. Nastenka da bir o kadar yalnızdır. İkinci buluşmalarında aralarında bir dostluk doğar; Nastenka, ona yaşamöyküsünü anlatır: Âşık olduğu genç adam, bir yıl sonra geri döneceğini söyleyerek Moskova’ya gitmiş ama aradan bir yıl geçmesine karşın tek bir mektup bile yazmamıştır. Kahramanımız, Nastenka’yı dinlerken ondan çok etkilenir ama duygularını gizler.

Yalnızca XIX. yüzyıl Rus edebiyatının değil, dünya edebiyatının da en büyük yazarlarından Dostoyevski’nin 27 yaşında yazdığı Beyaz Geceler, okuru sarıp sarmalayan sevecen ve hüzünlü bir uzun öyküdür. Hem “dört gece süren bir aşkın hayali” hem de bir kişilik parçalanmasının öyküsüdür.
107 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Dostoyevskinin gençlik yıllarında kaleme almış olduğu bu eser, duygusal derinlikleri içermektedir. Ayrıca hikaye içinde hakiyecikler barındırmaktadır. Duygusal derinliği anlatan eserleri sevenler için oldukça keyifli bir eser.
218 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
“Beyaz Geceler” Dostoyevski’nin, 1948 yılında, henüz 27 yaşında iken, bir gazetede yayınlanmak üzere tasarlayarak kaleme aldığı, saf, sade, sıcacık ve fazlasıyla melodramatik bir uzun öyküsüdür.
Öykünün konusu, Dostoyevski’nin hayalperest diye tanımladığı ve kendisine bir isim vermeyi dahi fazla bulduğu 26 yaşındaki sefil bir adam ile 17 yaşında güzel, cahil ve fakat her zaman olduğunun aksine, -cehaleti ve güzelliğine rağmen- merhametli Nastenka arasında geçen ve 4 beyaz gece içerisinde doğup gelişen ve neticeye bağlanan acı bir aşk hikâyesidir.
Bu 26 yaşındaki “sefil” hayalperest, 8 yıldır Petersburg’ta yaşayan, öykünün sonlarına doğru öğrendiğimiz üzere çok fazla olmasa da düzenli bir geliri olan, hayal kurmaktan yaşamaya fırsat bulamamış ve pek çok şeyi kaçırmış zarif bir Dostoyevski bedbahtıdır. 8 yıldır yaşadığı kentte tek bir tanıdık dahi edinemeyen bu adam, zaruri yalnızlığını, yalnız bir adamın muzip, hastalıklı, zengin ve derin iç dünyası ile kentin mekanik işleyişi arasında kurduğu arkadaşlık ile teselli etmektedir.
İsimsiz kahramanımız, birbirinin aynı nice sefil günlerinden birinde, Petersburg şehrinin mekanik akışına o sabit, acınası, kimse tarafından fark edilmeyen köşesinden şehadet etmekteyken talih yüzüne güler. Köprübaşında ağlayan kederli bir tazeye rast gelir. Zayıf iletişim teşebbüsü tazenin zarif reddiyle karşılaşır. Fakat talih kendisine melodramatik bir şekilde gülümser ve tazenin başına, bu sefil adam için kahraman olma fırsatını yaratan o kart zamparayı musallat eder. Budaklı sopa ve bu beyaz gecelerde bir miktar melodramatik olmaya kararlı talih sayesinde, kederli genç tazeyi bu geçkin tacizciden kurtarır.
İsimsizliğinin yanına bu talihli kahramanlığı ekleyen hayalperestimiz, büyük bir coşkunlukla girer sohbete. Kahramanına minnet ve güven duyan taze de zarafetle mukabele eder kendisine. Olabildiğince süratli bir şekilde birbirlerine karşı güven ihtiyaçlarını tatmin eden romantik kahramanlarımız, kederli genç kızın önerisi üzerine coşkulu kahramanın düşüncesiz bir coşkunlukla kabul ettiği bir akitle ilk tanışma gününü tamamlarlar. Bu akit, genç kızın –kim bilir belki de flörtöz bir şımarıklıkla- kahraman gencin kendisine kesinlikle âşık olmaması şartıyla ertesi gün yine aynı yer ve saatte buluşmaktan ibarettir.
Cahil ve iyi yürekli kızın bu ilk tanışma günündeki kimi tavırları çekingen gencin kırılgan ve ürkek kalbinde küçük bir cesaret peydahlamıştır. Zira sekiz senedir kimsiz, kimsesiz ve kimliksiz yaşadığı şehirde bir âdemoğluyla konuşmak fırsatını bu denli güzel bir genç kızla yakalayan yorgun hayalperest var gücüyle kendisini ifşa etmekteyken genç kızın, bu coşkulu anlatının satır aralarına yaptığı katkı, bu gün otuzunu geçmiş her erkeğin fark edeceği niteliktedir. Zincirinden boşalmış kahramanımız çok da gereği yokken kadınlar konusundaki beceriksizliğini ve çekingenliğini ayan beyan ilan ederken kederli genç kızın onca kederi arasında bu kahramana “böyle çekingenliklerden kadınlar hoşlanır. İsterseniz dahasını da söyleyeyim, böyle çekingenlikler benim de hoşuma gider ve yanımda eve kadar gelmenize izin vereceğim” demesi, değil bu kırılgan adamı, kitabın başındaki bizleri dahi heyecanlandırmaktadır.
Fakat beğenildiğinin “bal gibi farkında olan” her güzel genç ve cahil kızın özgüveni ve şımarıklığıyla Nastenka, yeşillenmekte olan kahramanı âşık olunmaması konusunda ikaz ederken zalimce bir randevu verir. Zalimcedir çünkü buluşma saati ve yeri bu tez canlı genç için değil, bir yıldır yolu gözlenen o “hayırsızın biri” için tasarlanmıştır. Fakat minik bir dipnotla da uyarmıştır: “size randevu verdiğimi düşünmeyin. Sizi uyarıyorum, benim kendim için burada olmam gerekiyor.”
İkinci beyaz gece hayalperestimizin coşkulu ve heyecanlı bekleyişi refakatinde geliverir. İsimsiz kahramanımız tüm açıklığıyla anlatır küf kokulu yalnızlığını. 26 yaşındaki kahramanımız, henüz geçkin olmasa da fiziksel olarak yaşı, çok düşten yüz üstü düşenlerin düş kırıklığı ile bu fırtınalardan güzel bir genç kızın saf ilgisinin huzurlu ve güvenli limanına demir atmak arzusuyla aktarır bu hayal âleminin açıklarında başından geçen badireleri. O limandan izin çıkar sonra ve fakat kısa süreliğinedir. 26 yıllık tırtıl 4 günlüğüne kelebek olmuştur.
Sonra Nastenka başlar anlatmaya. Ve sırf flört sandığı şeyin aslında gerçeğin ta kendisi olduğunu anlamak zamanı gelmiştir kelebeğimiz için. Sevdiği kızın kendisini, bizim kültürümüzdeki karşılığı şarkılara da konu olan ve alt kültür tarafından “sevdiğim kız bana abi dedi!” diye kavramsallaştırılan realiteyle karşılaşması kelebeğimizin kolunu kanadını kırar.
Nastenka çengelli bir iğneyle bağlı olduğu büyükannesinin hayatından, zarif ve muhtemelen kadınlardan anlayan parasız bir yakışıklının aşk atına binip uzaklaşmak istemiştir tam bir sene önce. Parasız yakışıklı bir kadının mutsuzluğunun kaynağını tespit edip tam da o noktaya hitap edecek ve bir erkeğe ancak yaratılış anında hediye edilebilecek donanıma sahiptir. Öyle de olur. Nastenka’nın yarasını deşer ve zarif parasız yakışıklılığını da sinsi bir sessizlikle merhem olarak önerir. Bu hiç söze dökülmeyen öneri Nastenka tarafından, tüm kadınlık gururunun yok sayıldığı bir heyecanla ve gizlice hazırlanmış bir bohçayla kabul edilir. Fakat parasız yakışıklı bizim aşina olduğumuz ve Atilla İLHAN’ın şiirini de yazdığı o “hayırsızın biri” değildir. Zira dürüst bir mazeret ve açık bir yüreklilikle bir yıl sonrasına bir randevu verir Nastenka’ya. Tırtıl sessiz ve vakur bir şekilde kavrar böylece, kısa süreliğine demir attığı bu limanı kimin ve hangi hikâyenin neticesinde keşfettiğini.
Kahramanımız bizlerin pek de aşina olmadığı bir hamurdandır. “Ya benimsin ya toprağın” dememiş ve delicesine sevdiği kız tarafından delicesine sevilen bu parasız yakışıklı ile etik dışı bir mücadeleye girmemiş bilakis benimle olmasa da mutlu olsun sevdiğim diyecek derecede bir erdemle, bu genç kızın kederine ortak olmuş, -evet hiçbir erkeğin kolaylıkla empati kuramayacağı bir şekilde- ve onu neticeye ulaştıracağına inandığı samimi önerileriyle desteklemiştir. Bu ideal etiğin bizdeki karşılığı ancak taverna müziğinde “nikâhına beni çağır sevgilim” bayağılığı ile vücut bulabilmiştir.
Üçüncü beyaz gecede kahramanımız aşağılanmanın zirvelerine ulaşır. Delicesine sevdiği kızın delicesine sevdiği erkek tarafından, hiç açıklamasız bir şekilde bekletilerek hüzünlere gark edildiği bu gecede kahramanımıza, seven bir erkeğin kimyasıyla yanıp kavrulmaktayken “bir genç kız kankası” olarak sevdiğine dert ortağı olmak talihsizliği düşmüştür.
Ve nihayet son geceye ulaşırlar. Hemen yanı başında, tüm kalbini dolduran kadının, hoyrat bir yabancı için acı çektiğine şahit olmak ve teselli kadrosundan da olsa onun yanında yer almak ayrıcalığına sahip olabilmek için aşağılanmaların en büyüğüne katlanmak felaketini yaşayan kahramanımız dile gelir nihayet. Tüm açıklığıyla anlatır sefil aşkını hiçbir şey ummadan. Fakat talih kendisine giderayak arifeyi gösterecektir. Parasız yakışıklı tarafından hayal kırıklığına terk edilen genç, güzel, cahil fakat buna mukabil merhametli Nastenka, tüm dürüstlüğüyle bu sefil aşka karşılık vereceğini söyler.
Büyükannesinin, çengelli iğneyle bağlı olduğu hayatından, parasız yakışıklının aşkıyla hürriyet hayal eden genç kızımız bu seferde, bir yıldır boş bir umutla bağlandığı bu hayırsızın aşkından, sık sık “keşke o sen olsaydın” dediği bu iyi yürekli adamın sevgisiyle arınmak istemektedir. Her cahil ve güzel genç kız gibi pragmatik bir cins-i latiftir Nastenka. Fakat tüm pragmatik genç kız heyecanlarının hemen yanı başında görkemli bir de dürüstlüğe sahiptir ve önlerine açılan yeni hayatın ilk gündem maddesinin sarılması gereken bu yara olduğunu sarih bir şekilde ifade eder. Seri bir şekilde yapılır evlilik planları. Merhametli ve vefakar bir şekilde, kuracakları yeni hayatlarına geride bıraktıkları hayatlarının demirbaşı ihtiyar ve alık yüklerini entegre etme üzerine çabucak ve iyimser bir mutabakata varırlar.
Bir sonraki gün ilk somut adımlar atılacaktır artık. Kelebeğimizin önünde sonsuzluğun kapısı açılmış gibidir ve fakat ansızın bir genç adam geçer yanlarından.
Bu odur…
Kız kanatlanır ve bir serçenin telaşıyla uçup gider parasız yakışıklıya.
Kelebek ölür…

Ertesi sabah bu tip durumlarda mutlaka olması gerektiği gibi pis bir yağmurlu güne uyanır kahramanımız. Kahramanlık ve kelebeklik geride kalmıştır artık. Dört gün önce bıraktığı hayata, çok daha fazla yenik bir şekilde başlar hayalperestimiz. Ve hiç beklenmedik merhametli bir mektup, hayalperestimizin bu pis yağmur eşliğinde yeniden girdiği Petersburg tabutunda nefes alacağı bir delik açar.
Bu acı hikâyeyi Dostoyevski’nin sefil bedbahtının ağzından dinleriz. Anlatıcımız sefil yalnızlığının ve kısa süren saadet günlerinin ta içerisinden seslenir bize ve tüm hikâye olaylarına bu acınası delikten (içten) bakar. Kalender meşrep anlatıcımızın isyan ve itiraz ettiği, eleştirdiği hiçbir şey yoktur. Naif bir şekilde benimsemiştir başından geçen hadiseleri.
Olayları ve mekânı çarçabuk ve son derecek ekonomik bir şekilde aktaran anlatıcımızın hikâyesi, çok uzun diyaloglar olarak sunulmuştur.
Orhan PAMUK, İletişim yayınlarından çıkan nüshası için yazdığı önsöze “yirmi yaşlarında hangi yalnız ve mutsuz erkek yıldızlı bir bahar gecesi şehrin sokaklarında yürürken bir köprübaşında gözyaşları döken bir genç kızı hayal etmez!” diye başlıyor. Fakat hikâyenin hazin sonunu gördükten sonra bu düşüncenin ne denli yersiz olduğu –en azından bu topraklar için- çıkıyor ortaya.
Dostoyevski kim bilir hangi mazoşist duygularla, 27 yaşındaki karmaşık ruhundan bir kahraman yaratmış ve tüm acımasızlığı ile yaklaşık 100 sayfa boyunca bu kahramana eziyet etmiştir. Nastenka’yı merhametli bir şekilde tasarlaması okura kurulmuş zekice bir tuzaktır; zira bu devasa acının tek tesellisi olabilecek şeyi; yani ihanet ve zulme uğramış bir erkeğin meşru öfkesinin huzurundan mahrum etmiştir bir ismi bile çok gördüğü ve her erkeğin içinin bir yerinde sinik bir şekilde yaşayan yalnız “hayalperesti.”
  • Bir İdam Mahkumunun Son Günü
    8.5/10 (15,5bin Oy)13,8bin beğeni52,8bin okunma59,7bin alıntı217,9bin gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.2/10 (15,4bin Oy)13,9bin beğeni57,6bin okunma114,4bin alıntı406,9bin gösterim
  • Dava
    7.7/10 (7,5bin Oy)7bin beğeni32,1bin okunma19,1bin alıntı173,8bin gösterim
  • İki Şehrin Hikâyesi
    8.5/10 (7,6bin Oy)7,6bin beğeni27,8bin okunma30,6bin alıntı201,5bin gösterim
  • Denemeler
    8.7/10 (7,6bin Oy)8bin beğeni31,1bin okunma99,7bin alıntı144bin gösterim
  • Beyaz Zambaklar Ülkesi
    8.8/10 (15bin Oy)14,7bin beğeni51,4bin okunma50,2bin alıntı314,6bin gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.1/10 (6,2bin Oy)5,6bin beğeni23,8bin okunma24,8bin alıntı221,4bin gösterim
  • Aylak Adam
    8.1/10 (10bin Oy)9,2bin beğeni36,4bin okunma72,2bin alıntı175,5bin gösterim
  • Ermiş
    8.3/10 (11,4bin Oy)9,8bin beğeni38,6bin okunma88,5bin alıntı165,3bin gösterim
  • Martin Eden
    9.2/10 (13,6bin Oy)18,9bin beğeni34,6bin okunma90,3bin alıntı422,7bin gösterim
96 syf.
·Puan vermedi
İsmi gibi beyaz olan bir aşkın, günümüzde yaşanmayan veya yaşanması da pek muhtemel olmayan saf, temiz, karşılıksız, çıkarsız, hesapsız duyguların yolculuğuna çıkmak için okumanız gerek. Dostoyovski'nin Budalası' ndaki Prens Mışkın ana karakterini melankolik, saf, samimi, sosyopatik yapısıyla biraz anımsatsa da, onun kadar karmaşık ve analiz edilmeye muhtaç değil.En azından hikaye tarzında, akıcı , karakterler daha az...İyi okumalar ve düşünmeler
218 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
YouTube kitap kanalımda Dostoyevski'nin hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
https://youtu.be/0i9F0L1dcsM

Beyaz Geceler : St. Petersburg'da mayısın son haftası başlayıp temmuzun 15'ine kadar devam eden, geceleri havanın bir türlü kararamaması olayına verilen isimdir. Yani, güneşin doğup batma konusunda karar veremeyip muallakta kalması sonucunda gecelerin kısa bir dönem için siyah renkte olamaması ve St. Petersburg'daki annelerin çocuklarını dışarıda top oynamaları için akşam ezanından önce eve çağırmamaları aslında.

Peki, Dostoyevski neden kitabındaki karakterlerin arasındaki etkileşim için özellikle bu ismi ve sadece St. Petersburg'da kısa bir süre için deneyimlenebilen bu özel dönemi seçmiştir? Aşık olduğumuzu gerçekten hissettiğimizde gönlümüz ferahlayıp, daha önce hiç yaşamamışçasına bir duygu hissetmeye başlamaz mıyız? Aşkın farkındalığında gecelerimizin gündüzlere karıştığını, günlerin bile artık ayırdına varamadığımızı hissetmez miyiz? İşte aynı bu özel dönemde yaşanan olayın aşktaki karşılığı da saflığı ve temizliği temsil eden beyaz renktir. Aynı gelinliklerde hakim olan ve masum bir temizliği ifade eden o renk gibi.

Yalnızlığı tanımıyoruz. Kendimizi bile tanımazken yalnızlığımızın değerinin nasıl farkında olalım? Her gün konuşmak zorunda kaldığımız insanlar yüzünden kendimizle, kentimizle, anılarımızla ve esas konuşmamız gereken deneyimlerimizle konuşmaya vakit mi bulabiliyoruz? Bunların hiçbiri bahane değil, kendimizi kandırmayalım. Kendini ve kentini dinlemek, öyle Spotify'ın haftalık keşfinde istediğin şarkıya tıkladığın an şarkının aniden açılmasıyla elektrik enerjisinin etkisinin mıknatıs özelliği kazanan bobin ile sabit mıknatısın birbirlerine itme ve çekme uygulaması prensibinde çalışan bir kulaklık vasıtasıyla da olmaz ki... Bu yüzden, insanoğlunun kulaklığındaki daimi müzik sevgidir. Her ne kadar kulaklığınızı çıkartıp onu göz ardı etmeye çalışıp dinlememeye kalkışsanız da tınısı aynı Dönence şarkısında Barış Manço'nun "Simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor." sözlerini yazarken belki de gizli bir gönderme yaptığı Beyaz Geceler kitabındaki St. Petersburg'un geceyi aydınlatan bir güneş misali sevgisindeki gibidir.

Kitabın ana karakteri olan sevgiye muhtaç yalnız hayalpereste bir tüyo olarak Cemal Süreya'nın "Kim istemez mutlu olmayı, Mutsuzluğa da var mısın?" dizelerini hediye ediyorum. Mutsuzluğa bile varım demenin, yalnızlığın değerinin, dünyadaki bütün fani seslerin ve klonlaşmış sahte duyguların olmadığı bir dünya kurgulamak istiyor insan kendi kafasında. Ve çoğu zaman da mutsuzluğa bile mecburen varım dediğimiz sabahlara kalkıyoruz. Ama aklımıza bile gelmiyor ki geceler olmadan sabahların, sabahlar olmadan da gecelerin anlamının olmadığını. İşte bu kitap da belki edebiyat dünyasında gecelerin tam olarak olamadan sabahların anlamının olduğu tek kitap olabilir.

Eğer bir gün St. Petersburg'a giderseniz, bu kitabı beyaz gecelerin olduğu dönemde bir de sabahlayarak/geceleyerek okuyun ki kitabın ana karakterinin nasıl Rusya'nın Kezbanskasına denk geldiğini iyice anlayabilin diye.
88 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Hayattan tamamen kopmuş bütün düzenini yalnızlığın üzerine kuran bir adam…
Aşktan kaçıp sevmekten korkan bir kadın Nastenka…






“Dostluğa hazırım,işte elim.Ama lütfen bana aşık olmayın…”
218 syf.
·3 günde·8/10 puan
Uzun bir aradan sonra Dostoyevski'nin cümlelerini okumak benim için çok güzel oldu. Özlemişim doğrusu...

Öncelikle bu kitap Dostoyevski'nin diğer bilinen kalın romanlarına karşın kısa bir öykü kitabı. Başka öykü kitabı var mı bilmiyorum; ama öykücülükte de bir hayli başarılı buldum kendilerini. Yazar, Beyaz Geceler isimli bu öyküsünde Petersburg'da "hayalperest" ismini verdiği kahramanımızın başından geçen 4 günü anlatmış. Diğer önemli karakterimiz de Hayalperest'in aşık olduğu Nastenka...

Kitabın ismi olan Beyaz Geceler ise Hayalperest'imizin Nastenka ile birlikte geçirdiği günlere verdiği isimdir. Nastenka'nın içerisinde olduğu günler ve geceler Beyaz Geceler olarak adlandırılıyor kahramanımız tarafından. Benimse kitaba başladığım ve kitabın ismini gördüğüm ilk andan itibaren kafamda sürekli Seda Sayan'ın "Ah geceler sensiz geceler" şarkısı çaldı durdu. Bir türlü Seda Sayan'ın sesi arka fondan gitmek bilmedi...

Konu ise, tam bir Yeşilçam filmi konusu. Kahramanlarımız bir akşam üzeri Petersburg'da karşılaşıyorlar ve Hayalperestimiz Nastenka'ya birkaç dakika içerisinde aşık oluyor. Ancak Nastenka'nın sevdiği ve 1 senedir beklediği bir başka adam da vardır hikayenin içerisinde. İşte kitap, bu aşk üçgeni arasında Nastenka'nın gelgitleri ile Hayalperest'in aşk acısını anlatıyor. Konu ile ilgili bu kadar bilgi vermek yeterli diye düşünüyorum.

Dostoyevski bu kısacık öykü içerisinde birçok konuya değinmiş, birçok toplumsal mesaj vermiş anlayana. Ancak bir konu özellikle ilgimi çekti ve dönemin Rusya'sını ve kadınlara bakış açısını eleştirmeden geçemeyeceğim.

Okuduğum diğer bazı Rus Edebiyatı kitaplarında olduğu gibi bu kitapta da, yolda tek başına yürüyen kadınların mutlaka erkekler tarafından rahatsız edilmesi söz konusu. Belki o dönemde bu durum normal karşılanıyor olabilir; ama ben her okuduğumda bu konudan rahatsız oluyorum. Yolda tek başına yürüyen bir kadına kötü gözle bakılıyor resmen ve erkekler tarafından taciz edilmesi ve peşinden takip edilmesi normal bir durummuş gibi anlatılıyor. Bu kitapta da Hayalperestimiz Nastenka'yı böyle bir tacizcinin elinden kurtarıyor. İşin ilginç kısmı ise, yukarıda dediğim gibi bu durumun doğal bir durum olarak karşılanması...

Kısacık ve keyifli bir kitaptı. Dostoyevski'yi özlemiş olan ruhuma ilaç gibi geldi. Siz de eğer Dostoyevski'yi özlediyseniz bu kısacık öyküyle Dostoyevski'yi hatırlayabilirsiniz.
96 syf.
·4 günde·10/10 puan
Bu öykü genç bir adamın öyküsü.Hah! Eksik epey eksik oldu.Yalnız, hayalperest, adını bile öğrenemediğimiz genç bir adamın öyküsü. Neredeyse 26 yıllık bir ömrü tüketmiş. Ama gel gör ki pekte insan içine çıkmış değil, insan ayağı değmeyen kuyutuları mesken tutmuş.Yaşadığı olaylarda bir hayli az.Dahası bir kadınla konuşuyor olmak ona etkisini yılların bile silemeyeceği bir düşü görüyor gibi hissettiriyor.O içinde aşık olanlardan, istediği biçimi veren, kuran. Hayalinde roman yaratanlardan.İşte biz küf kokulu yalnızlığıyla başbaşa olan bu hayalci'nin yalnızlığını perde arkasında bıraktığı, bir elin parmağını geçmeyen gecelerini. "Beyaz Gecelerini"okuyoruz.
***
(Öyküdeki hayalciyle epey denk düştüğümüzden,bir süre sonra onun için yazılmış olan satırları paylaşır olduk. Ben epey etkilendim umarım hiçbir yalnız yalnızlığını açtığı insan tarafından böyle bir sonu görmez...Kitabı okuduğunuzda ne demek istediğimi anlayacaksınızdır.)
96 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Yine Dostoyevski ve yine muhteşem bir eser...
Kitabın diğer incelemelerine göz atarken çoğu kişinin konuyu yeşilçam filmlerine ve günümüzün kısa vadeli aşk anlayışına benzettiğini gördüm.
Herkesin fikirlerine fazlasıyla saygı duyuyorum, ama bu kitapta anlatılmak istenilen olayların, verilen mesajların, sıradanlaşmış benzetmelerden daha anlamlı olduğunu düşünüyorum.
Bunun bilincine varmak içinde galiba eserle duygusal bağ kurmak gerekiyor.

Dört geceye adeta bir ömür sığdıran Dostoyevski'yi okurken eserle aramda duygusal bir bağ oluştu.
Kahramanımızın yalnızlığı ve yaşadıkları bana benziyordu; "işte şimdi hayatımın kızını buldum derken" onu kaybetmenin ne demek olduğunu anlayabiliyorum.
Bende aynı duyguları yaşadım sadece şartlar farklıydı ve kahramanımız gibi hislerimi söyleyemedim.
Hissedilen duyguyu ve geride kalan kocaman enkazı tarif etmeye kelimeler yetmez.
Ama bu incelememde tüm cesaretimi toparlayıp itiraf edeceğim; 7 yıl önce sosyal medyada tesadüfen gelen bir istek üzerine tanıştık... Ardından görüştük.
İlk zamanlar aramızda bir dostluk havası vardı ardından gelişen olaylar ona aşık olmama sebep oldu.
Yine bir gün buluşma esnasında hava çok soğuktu ve üşüdüğünü söylediğinde ellerini, ellerimin arasına ısıtmak için almıştım... ben o gün, ilk kez onun ellerini tutmuştum ve galiba hayatımda ilk defa hava soğuk olduğu için bu kadar mutlu olmuştum.
Buluşmalar sıklaşmış, telefon görüşmeleri saatlerce uzamış ve kalbim onun sayesinde umutla atmaya başlamıştı... o bana hep hayatını, çevresindekilerle yaşadıklarını ve sevgilisi ile arasında geçen olayları anlatırdı.
Ben onu her zaman büyük bir sevgi ile dinlerdim ama itiraf edeyim çoğu şeyi birlikte yaşayamadığımız için kalbimde sızlardı.
Ben ona karşı çok güzel duygular besledim ama hastalığımdan dolayı hak ettiği hayatı yaşatamayacağımı düşündüğüm için ona aşık olduğumu hiçbir zaman söyleyemedim.
Hayatımda hastalığımdan ilk ve son kez o zaman utanmıştım...
O artık evlendi ve bir çocuğu var.
Gözleri hala çok güzel, saçları eskisi gibi uzun değil... evlendikten sonra beyninde tümör oluştu zorlu günler geçiriyor, elimden geldiğince yanında olmaya çalışıyorum ve o aşık olduğumu hala bilmiyor.
Yaşadığım acının tarifini sizlere veremem ama en azından içimde beni kemiren ve bir türlü söyleyemediğim sırrımı, size söylediğim için bir nebze rahatlayacağımı düşünüyorum.
Bazı kişilerin inanmayacağı veya demogoji yapma diyebileceğini bilsemde, hayatın herkese eşit davranmadığını ve herkesin benimkine benzer yaşanmışlıkları olabileceğini hatırlatmak isterim.
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim, eğer sıktıysam lütfen kusuruma bakmayın.

Kitaptanda kısaca bahsetmek gerekirse;
Hayalperest kahramanımız 20'li yaşlarda yalnız ve hüzünlü bir kişilik olarak St. Petersburg sokaklarında gecenin bir vakti dolanırken karşısına Nastenka çıkıyor.
Nastenka gecenin o saatinde köprü de bir başına ağlarken kahramanımızın ona doğru yöneldiğini gördüğü an korkar ve gözyaşlarını silip oradan hızla ayrılmaya karar verir.
Kahramanımızın içinde garip bir his oluşur ve onu takip etmeye başlar.
Biraz ilerledikten sonra yabancı bir erkek tarafından rahatsız edileceğini fark eden kahramanımız, Nastenka'nın yanına giderek bir anda koluna girer ve onu yabancıdan korur.
O andan itibaren bu ikili arasında gelişen diyalog, dostluğa dönüşür ve diğer üç gece bu diyaloglar şekillenerek, tek taraflı aşka dönüşür.

Kitap kesinlikle film tadında akıcı ilerliyor, aktarılan psikolojik olaylar taş kalpli bir insanı bile etkileyeceğini, ayrıca içinde çeşitli mesajlarında verildiğini düşünüyorum.
Okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum.
218 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Dostoyevski ile ilk kez bu eserinde tanıştım. Oldukça sürükleyici olan Beyaz Geceler, Nastenska, Hayalperest ve "O" arasındaki aşk üçgenini konu almaktadır. Açıkçası Hayalperest'in gözünden görmemi sağlayan Dostoyevski'nin güçlü betimlemelerinden oldukça etkilendim. Benim gibi Dostoyevski'ye yeni başlayacaklar için gerçekten bir solukta okunabilecek bir kitap.
218 syf.
·3 günde
Dünya edebiyat tarihinin en büyük isimlerinden biri şüphesiz Dostoyevski’dir. Onun eserlerini hakkını vererek okuyabilmek ve anlayabilmek için hayat hikâyesini bilmek gerekiyor. Yoksa kitaplarını okurken kahramanlarının dünyasına nüfuz etmekte zorlanıyor insan. Gerçekten de onun hikâyesi acıların kıskacında yoğrulmuş bir hikâye. Çektiği yalnızlığı, yoksulluğu, hastalığı, sefaleti ve sıkıntıları adeta iliğine kadar işliyor. Hayatında üç kere zirveye çıktığı halde her defasında tekrar geldiği noktaya dönüyor. O bunların hiçbirinden şikâyetçi olmadan düştüğü yerden kaleme aldığı muhteşem eserleriyle kalkmayı başarıyor.    
• • •
“Beyaz Geceler” onun bir insan olarak yalnızca bir eser meydana getirme zevkiyle yazdığı ilk ve son kitabı olarak biliniyor. Bundan sonra onun için yazmak para kazanmak, borçlarını ödemek ve sefaletle mücadele etmek anlamına geliyordu. Öyle ki eserlerini daha doğmadan önce sattığından yazarlık mesleği onun için bir kölelik haline gelmişti. Stefan Zweig’in ifadesiyle o, yaşamı boyunca “edebiyatın kürek mahkûmluğu”nu yapmıştı. Ayağındaki bukağılardan ancak ölümüyle kurtulabilmişti.
• • •
Stefan Zweig, “Üç Büyük Usta” adlı eserinde onun bu halini, “Eşi bitişik odada doğum sancıları içerisinde kıvranırken, o bütün gece çalışıyordu. Sara illeti yakasına yapışmıştı, kirasını alamayan ev sahibi onu polise vermekle tehdit ediyordu; ebe, ücretini istiyordu. O ise Suç ve Ceza’yı, Budala’yı, Ecinniler’i, Kumarbaz’ı, manevi dünyamıza biçim veren, 19. yüzyılın o büyük eserlerini yazıyordu” ifadeleriyle anlatıyor. Doğrusu böylesi bir yaşamı sıradan her insanın kaldırabilmesi, omuzlarında bir yük olarak taşıyabilmesi ve düştüğü yerden yeniden ve yeniden kalkabilmesi mümkün görünmüyor.
• • •
Dostoyevski insanı çıldırma noktasına getiren tüm bu zorlukların üstesinden roman ve hikâyelerindeki kahramanlarını konuşturarak gelmeye çalışıyor. Zira o konuşturduğu her bir kahramanın şahsında adeta kendi yüreğindeki dertlerini, sıkıntılarını ve acılarını dökerek rahatlıyor ve yaşama tutunuyor. İşte bu yönüyle tüm romanlarında olduğu gibi henüz yirmi yedi yaşındayken hikâye olarak kaleme aldığı “Beyaz Geceler”de de yalnızlığını, kimsesizliğini, hayalperestliğini, aşkını ve hayal kırıklığını anlatan psikolojik çözümlemelerinden ipuçları görüyoruz. Nitekim bu hikâyenin kahramanı olan genç adam, bir gün Petersburg sokaklarında dolaşırken genç bir kadınla tanışıyor. Bu genç kadınla dört gün boyunca sanki yirmi yıldır tanışıyormuş gibi hikâyelerini ve hayallerini paylaşıyor.
• • •
Dostoyevski’nin “Beyaz Geceler” adıyla yayınlanan bu eserinde yalnızca bu başlıktaki hikâyesi yer almıyor, aynı zamanda “Başkasının Karısı”, “Neol Ağacı ve Nikâh”, “Haysiyetli Hırsız” ve “Yufka Yürekli” başlıklarını taşıyan “kıskançlık, çıkarcılık, yoksulluk, hırsızlık ve yufka yüreklilik” gibi konuların işlendiği hikâyeleri de yer alıyor. Kitaptaki tüm hikâyelerini sevmekle birlikte en çok “Beyaz Geceler”den etkilendiğimi söyleyebilirim.  Özellikle de “Beyaz Geceler” ve “Başkasının Karısı” adlı hikâyeleri bir tiyatro eseri tadındaydı. Petersburg’un beyaz gecelerinde dolaşmak, yalnız ve hayalperest bir gencin dünyasına konuk olmak, kıskanç bir adamın dünyasını keşfetmek, hırsızın haysiyetlisi de olur muymuş sorusuna cevap aramak, yufka yürekli bir adamın psikolojisini anlamak isteyen okurlara “Beyaz Geceler”i mutlaka okumalarını tavsiye ederim.   
 
“Yüreğim konuşurken ben susmayı beceremem” (#117415424) sözünü merak eden okurlara…
Keyifli okumalar dilerim! 
107 syf.
·8/10 puan
Başkasını seven bir kalp üzerine inşaa ettiğin ümit kağıttan kule gibi ilk rüzgarda yıkılır...Genç Wertherin Acılarında oldugu gibi bunda da ruhumun yaraları sızladı. Ah hayır bunu bu kadar derinden hissetmemelisin diye seslendim her iki romandaki her iki gence de... Gözlerimin önünde oluşan bir kaza anında gerildiğim gibi gerildim.Romanın kahramanı genç Hayalperesti coşkulu duygu selinden alıkoyamadım. Ama duyguların coşkusu kadar naifliği de o gerilim ile yaşanmaya ve okunmaya değer...
80 syf.
·45 günde·Beğendi·9/10 puan
Merhaba kitap dostları !!!
Aslında bu eseri okumaya başladığım ilk gün bitirmiştim ,fakat ardından Orta Dünya'nın büyüsüne kendimi kaptırdığım için ,incelememi ve alımtılarımı paylaşamamıştım...
Gayet akıcı ve sürükleyici bir eser , anlatımı da bir o kadar harika ...
_
Dört beyaz ve aydınlık geceden sonra gelen , zifiri karanlık bir sabaha uyanmak ne acı , umutları yıkan , hayalleri yok eden , güveni inciten , kalbi kıran ,zifiri karanlık bir sabah !!!
Bazen ne kadar vefalı olursan ol , ne kadar fedakarlık yaparsan yap , kendinden ne kadar ödün verirsen ver sevdiğin kadar sevilmezsin...
Dostoyevski ' nin yeri benim yanımda zaten bambaşka olduğu için diğer esrlerini keyifle okuduğumdan ,bu eserini de tüm okuyuculara öneririm...
Keyifli okumalar dilerim...
Tabii ki kıt kanaat yaşayacağız, ama mesut olacağız; yani bir masal olmayacak tabii; bizim mutluluğumuz kitaplardakine benzemeyecek: Biz gerçekten mutlu olacağız!..
Fyodor Dostoyevski
Sayfa 156 - Yufka yürekli
Bakın, neden hepimiz kardeş gibi değiliz? Neden en iyi yürekli insan bile sanki karşısındakinden her zaman bir şeyler saklıyor ve ondan sakınıyor?
Mutludur, çünkü kendisini usandıran bütün o işlerden yarına dek kurtulmuştur ve sınıftaki sırasından en sevdiği oyunlara, şakalara koşan bir okul çocuğu kadar neşelidir.
Fyodor Dostoyevski
Sayfa 21 - Beyaz Geceler

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyaz Geceler
Baskı tarihi:
Aralık 2019
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750739507
Orijinal adı:
Белые ночи
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Öykünün yalnız ve hayalperest anlatıcısı, Petersburg’un “beyaz geceler”inde sokaklarda dolaşırken Nastenka adında bir genç kızla tanışır. Nastenka da bir o kadar yalnızdır. İkinci buluşmalarında aralarında bir dostluk doğar; Nastenka, ona yaşamöyküsünü anlatır: Âşık olduğu genç adam, bir yıl sonra geri döneceğini söyleyerek Moskova’ya gitmiş ama aradan bir yıl geçmesine karşın tek bir mektup bile yazmamıştır. Kahramanımız, Nastenka’yı dinlerken ondan çok etkilenir ama duygularını gizler.

Yalnızca XIX. yüzyıl Rus edebiyatının değil, dünya edebiyatının da en büyük yazarlarından Dostoyevski’nin 27 yaşında yazdığı Beyaz Geceler, okuru sarıp sarmalayan sevecen ve hüzünlü bir uzun öyküdür. Hem “dört gece süren bir aşkın hayali” hem de bir kişilik parçalanmasının öyküsüdür.

Kitabı okuyanlar 34,7bin okur

  • Berivan Alkan
  • Deniz Polat
  • Selcan Kahramanoğlu
  • Emre Baştuğ
  • Yenigün
  • nur
  • Osman
  • Yasemin Guner
  • ekin.
  • Elfin Beyza Kılınç

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.5 (43)
9
%0.5 (43)
8
%0.5 (47)
7
%0.2 (17)
6
%0.2 (15)
5
%0 (3)
4
%0 (1)
3
%0 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları