Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali

·
Okunma
·
Beğeni
·
164.087
Gösterim
Adı:
Kürk Mantolu Madonna
Baskı tarihi:
Şubat 1998
Sayfa sayısı:
164
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753638029
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Kürk Mantolu Madonna
Madonna in a Fur Coat
Die Madonna im Pelzmantel
Sabahattin Ali – Eserin ana fikri ile ilgili düşüncelerini bu sözlerle belirtmiştir:

”Dünya’nın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!... Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?”

1998’ten bu yana YKY (Yapı Kredi Yayınları) tarafından basılan kitap müthiş bir satış başarısı yakalayan ve ilk basımı 1943 yılında Remzi Kitabevi’nden çıkan “Kürk Mantolu Madonna”, kitap olarak basılmadan önce 1941 yılında 48 bölüm halinde “Hakikat” gazetesinde “Büyük Hikaye” başlığı altında yayımlanmıştır.

Sabahattin Ali, Büyükdere’de ikinci kez askerliğini yaptığı dönemde sol bileğini sakatlamasına rağmen romanı yazmaya devam etmiştir.

Kitap 73 yıl sonra 2016 yılında İngilizceye çevrilerek “Modern Klasikler” serisi adı altında “Madonna In A Fur Coat” ismiyle Penguin yayınları tarafından yayımlanmıştır. Kitabın İngilizceye çevirisini “Maureen Freely” ve “Alexander Dave” gerçekleştirmiştir.

Hep başkalarının istediği gibi yaşayan Raif Efendi, memnuniyetsiz hayatının tek bir anıyla değiştiğine şahit olacaktır: Maria Puder isminde bir kadına âşık olduğunda... Babasının isteğiyle Berlin’e giden ve oradaki bir sanat galerisinde hayran kaldığı bir tabloyla karşılaşan Raif Efendi, tabloda resmedilen kadın portresinin Andrea Del Sarto tarafından resmedilmiş "Madonna delle Arpie" adlı tablodaki Meryem Ana (Madonna) tasvirine benzediğini düşünür. Raif Efendi, daha sonra takıntı derecesinde hayran olduğu tablodaki yüzün sahibiyle karşılaşacaktır.

Madonna ismi, Orta-Çağ İtalyancasında “ma donna” öbeğinden gelmektedir. “Ma donna”, kısaca “leydim” anlamına gelir ve Hz. Meryem’in sıfatlarından biridir.
Her gün etrafınızda gördüğünüz insanları aslında ne kadar görüyorsunuz hiç sorguladınız mı?

Kendiniz için yıllar sonrasına zaman kapsülü niteliğinde bir mektup bıraktınız mı? Bilinmeyen bir kadın ya da bilinmeyen bir adam olabildiniz mi? Asıl değerin, bilinen ve alışılmış doluluklarda değil, bilinmeyen ve tarif edilemeyen boşluklarda olduğunu anlayabildiniz mi?

Sizin hiç Tyler Durden'iniz oldu mu?

Peki hiç mi kafes olup bir kuşu aramaya çıkmadınız?

Kürk Mantolu Madonna, boşlukların felsefesidir. Tablodaki kadının aşağıya doğru gizemli bakışından tümevarım yoluyla bütün romana yayılmış kocaman bir boşluktur. Bu öyle bir boşluk ki, çukur ve kapanmamış yer olarak tanımlanan bir boşluk. Peki Raif Bey TDK'ya cevap olarak ne diyor?
"Ben de, o zamana kadarki hayatımın boşluğunu, gayesizliğini sırf böyle bir insandan mahrum oluşumda bulmaya başlamıştım." 86. sayfa

Boşlukların farkındalığında olarak yaşamak gerçekten kolay mı zannediyorsunuz? Dolu dolu geçirdiğimiz hayatların niteliği konusunda kendinizi hiç sorguladınız mı?
Hayatı genel izleyici çemberi içinde yaşamak nasıl bir histir peki?

Raif Bey, koşuyor, hastalanıyor, çevirmenlik yapıyor, seviyor, deliriyor. O da benim, senin, onun gibi sadece bir insan. Bir ruhunun bulunduğunu geç de olsa fark etmiş bir insan. Peki biz vücutlarımızla yaptığımızı sandığımız bu eylemleri gerçekten de ruhumuzu ve yüreğimizi de ortaya koyarak gerçekleştirebiliyor muyuz? Gerçeğin mayasını gözümüzle değil, esas yüreğimizle görmek istiyor muyuz?

Kürk Mantolu Madonna, boşlukların ütopyasıdır. Boşlukların anlamını en güzel şekilde idrak edeceğiniz romanlardan birisidir. Raif Bey anlatıcı için, Maria Puder de Raif Bey için bir ütopyadır. Fakat aynı zamanda boşlukların distopyasıdır da diyebiliriz. Çünkü boşluklar bu ikilemde kaldıkları sürece anlamlı olan olgulardır zaten. O bilinmez boşluğun kapanıp kapanmayacağını bilmeden yaşamak, beynini ve ruhunu bitirmek harika bir distopya değil midir? Bu kalabalık hayatta, bu dolulukların kirlettiği hayatta, yüreğimizi ve ruhumuzu gereksiz şeylerle doldurmaya çabalayan yüzlerce olayın, nesnenin, insanın olduğu bu hayatta biraz da boşlukların olmasını arzulamak harika bir ütopya değil midir?

Kürk Mantolu Madonna, toplumların analizidir.
"Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi." diyor bize Raif Bey 149. sayfada. Gerçekten de bir kişiden bütün insanlara yayılan bir tümevarım mümkün müdür? Sınırların denendiği bir romandır Kürk Mantolu Madonna. Sınırlardan korkmamamızı öğretir, sevmenin sınırı mı olurmuş yani?

O aşağı bakış yok mu o aşağı bakış. Ah, Raif! Seni anlıyorum. Anlamaz mıyım hiç? Belki o kadın yukarıya ya da sana doğru baksaydı sen o kadınla hiç ilgilenmeyecektin. Ama o kadının aşağı doğru bakması yok mu... O aşağı ki neler olmuyor o yeryüzünde. Her gün bombalar atılıyor, çocuklar ve masumlar ölüyor o aşağıya bakılan yerde. Boşluklar her gün bombalarla, ölümlerle, yalanlarla dolduruluyor. Belki de bu ilk bakış sana bu kadar şeyi düşündürdü. Neden olmasın? Hayatla savaşı olan bir insanı tanımak istedin diye suçlu mu oldun yani?

O zaman Raif, sana diyorum... Boşluklarını bir insanla kapatmaya veya kapatmamaya çalışan sana diyorum ki, senin Maria'nı günümüzde Madonna ile karıştıranlar var Raif. Biliyorum, üzüleceksin bunları okuyabiliyorsan eğer fakat gerçek bu. Özür dilerim sana o hasta yatağında bunu söylediğim için. Biz de senin defterini okuduk işte fena mı? Hem sen de seni dinleyecek ve anlayacak birilerini aramıyor muydun? Bir kişiye de olsa içindekileri dökmek istiyordun... Artık içini dökebildiğin ve onları anlayan milyonlarca insan oldu. Biz bu kitap oldukça senin boşluklarını kapatmaya her zaman devam edeceğiz Raif.
Güzel bir hayat yaşarken, beklenmedik bir durum ortaya çıkar ve bütün mutluluk yok olur. Dıştan sakin görünen fakat içinde fırtınalar kopan, hayata küsmüş bir şekilde devam eden insandır Raif.. Yüreğimde Raif 'e karşı bir acı hissediyorum hala.. Mükemmel roman.
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.954 Oy)12.400 beğeni31.543 okunma2.694 alıntı131.592 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.099 Oy)10.757 beğeni26.377 okunma1.372 alıntı139.019 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.793 Oy)8.079 beğeni25.815 okunma614 alıntı125.703 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.178 Oy)8.090 beğeni23.796 okunma1.853 alıntı101.511 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.921 Oy)8.304 beğeni23.062 okunma1.114 alıntı111.931 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.398 Oy)8.351 beğeni22.634 okunma1.404 alıntı104.621 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.776 Oy)7.304 beğeni20.411 okunma657 alıntı78.796 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.019 Oy)7.276 beğeni19.704 okunma3.085 alıntı115.566 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.216 Oy)5.327 beğeni18.010 okunma677 alıntı91.603 gösterim
  • Olasılıksız
    8.5/10 (5.830 Oy)6.522 beğeni18.798 okunma556 alıntı106.440 gösterim
Çok güzel bir roman deyip geçmek kitap ve Sabahattin Ali için büyük haksızlık olur. Kitabı okumadan önce popülerliğini biliyordum. O nedenle büyük beklenti içerisinde okudum. Genellikle büyük beklenti oluşunca insan istediğini bulamadığı için beğenemiyor. En azından ben böyleyim. Fakat bu kitapta böyle bir şey olmadı. Beklediğimin de üstünde çıktı. En beğendiğim yönü ise yazarın Türkçe'yi kullanma tarzı. Kişisel bir takıntım var. Anlatım bozukluklarına çok dikkat ederim bir şey okurken. Bu kitapta o kadar uzun, karışık ve devrik cümle kullanılmasına rağmen bir tane bile anlatım bozukluğuna denk gelmedim. Zaten kitabın bu muhteşemliğini anlayınca yarısından sonra anlatım bozukluklarını aramayı bıraktım. :)

Kitabın hikayesi de muazzamdı. Özellikle 1900'lü yıllarda Almanya'daki yaşamı ve Türkiye'deki yaşamı merak edenler için güzel olacaktır. Değişik bir roman işte. Bitirdikten sonra bir kaç gün hikayeyi düşünmeden edemiyor insan. Sanırım yerli edebiyatımızda bundan 5 tane daha kitap bulamayız.

1 puanı nereden kırdım bilmiyorum. Belki de ileride puanımı değiştirip 10 veririm. Fakat bence bir kitaba 10 vermek zor olmalı. Çünkü 10 verdiğiniz bir kitap sizin için her yönüyle kusursuz ve hayatınızı etkileyen bir kitap olmalı bence. Sanırım ciddi anlamda bir etki doğurmadığından dolayı 10 veremedim.

Son olarak kitabı bitirme durumum üzerine bir şey söylemek istiyorum. Sabah 11'de sınavım vardı. Antalya'dan İstanbul'a akşam 9 arabasıyla gidiyorduk İbrahim'le (@ibrahimkorhan). Sınava hiç çalışmamıştım. 20-30 sayfa okuyayım diye elime bir aldım, sabaha kadar bırakamadım. O kadar içine çektiki hikaye gerçekten bırakamadım. Sınavı bir şekilde geçtim o ayrı mesele tabi. :)

Velhasıl okuyun derim. Bu türde kitapları sevmiyorsanız bile okuyun.
Bu kitabı starbucks bardağı ile fotoğraf çekilmeyeni dövüyorlarmış dediler. Ben yine de çekilmedim. Hatta tuttum balkona koydum arkaya da Hekimbaşı Mezarlığı'nı aldım öyle çektim. Altına da şunları yazdım:
" Ölüm değilmi ki içimizde kalanları bir daha söylememize engel olan en can yakıcı ve en büyük pişmanlığımız ? Bugün içim bulutlu. Bugün umut yok. Bugün duygularım karışık. Maria Puder ve Raif Efendi'nin aşkı ile yok olup gitti tüm umutlar, ihtimaller ve hatta yaşama dair iyi şeyler... Gömdüm hepsini karşıdaki mezarlığa.
Bugün ikinci okuyuşum. Belki ilerde yirmi iki...
Çünkü bazı kitaplar hafızadan silinip gitmemeli.
"Ah Maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? Niçin rüzgârlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?"

Bence iyi olmuş, güzel de olmuş. Çok beğeni almadı ama olsun. Hep o lanet olası starbucks bardağının eksikliği :D

Okumayan kalmadıysa da gözünüze bolca sokulduğu için illaki bir kaç fikir oluşmuştur kitaba dair. Yine de bilmeyenlere içeriği hakkında bilgi vermek, bilenlere de bende hissettirdiklerini anlatacak bir kaç cümle kurayım.
Raif Efendi tüm ön yargıları alt üst eden bir adam. Dışarıdan bakıp herkesin pasif görüp hiçbir işten anlamadığını düşünmesine rağmen bambaşka bir dünya ve yaşanmışlık var kendi içinde.
Maria Puder ise tam güçlü bir kadın örneği benim gözümde. Tüm yaşanmışlığına rağmen dik duruşu ile adeta taht kurdu kalbimde. Çünkü Raif Efendi içine kapanık bile olsa hayatına devam etmişken, Maria tüm yükü tek başına omuzlayıp göğüs gerdi her şeye. Genel olarak kitap özetlerinde hep Raif Efendi üzerinde durulmuş ama bence Maria da başlı başına ele alınıp psikolojisi üzerine düşündürecek bir karakter.
Ve aralarındaki müthiş aşk...
Aşk diyince sizin anladığınız şey gelmesin aklınıza. Hani yaşı, mesleği, geliri, memleketi, kültür seviyesi, evi, arabası... yani kısacası kriter kelimesi altında topladığınız ve bunlar uyuyuyorsa kabul ettiğiniz değil, tüm bu ıdı vıdılardan bambaşka bir şey onların ki.

Daha tanımadan, tanışmadan aşık oluyor Raif Efendi. Hem de bir tabloya. Günlerce gitmiyor tablonun önünden. Her detayına kadar ezberliyor tabloyu ve bir gün ressamıyla da tanışıyor. Ama öyle kaptırmış ki kendini tabloya, konuştuğu kişinin o olduğunu fark etmiyor bile. Başka zaman bambaşka şartlarda üstelik hiç de istemediği bir durumda tekrar karşılaşıyor Maria Puder ile. İşte o zaman başlıyor her şey. Ama istediğiniz gibi güllük gülistanlık da gitmiyor malesef. Ama yine de aşklarını yaşamaktan vazgeçmiyorlar.

Çünkü Atilla Şanbay'ın dediği gibi;
Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli,
Titanic batmalı
Ve aşk
Her şeye rağmen yaşanmalı.

En başından beri sürükleyici olan, Maria Puder ile tanışmasından sonra sizi daha çok içine alan bir kitap.
Kısacası efendim. Okuyun ve ısrarla okutun lütfen. Olmazsa bir kahve ısmarlayın. Okuma isteği otomatikmen gelir zaten :D

Sevgiler <3
Iyi okumalar ^_^
Hepimiz bir Raif efendi olmak istememiş miydik kitabı okurken?.. Sonra kendimiz engel olduk kendimize, zor geldi vazgeçmek kendimizden.Hiçbir getirisi olmayan ve; gönlümüzü değil sadece bedenlerimizi tatmin eden saçma şeyler peşinde koşmamış mıydık? Çünkü biz insandık, insanlıktık...
Yıllarca herkes tarafından çok okunduğu için uzak durduğum fakat bir gün elime aldığım ve bitirene kadar bırakamadığım, satırlarının çoğunu çizdiğim bir romandı... hepimizin içinde hayata ve insanlara küskün bir Raif yatıyor.
Defalarca okunabilen, her okunuşta yeni dokunuşlar bulunabilen, Türk edebiyat tarihinin en güzide, en naif ve en sarsıcı eseridir.

Çoğunlukla ülkemizde, bir Sabahattin Ali hayranının ısrarlı ve bıktırıcı tavsiyesi üzerine okunmaktadır. Tavsiye üzerine okunan kitaplardan hoşlanmayan biri olarak, bu harika eserle tanışmam, kitabevinin ''en çok satılanlar bölümü''nde gerçekleşmişti. Kitabın yalnızca arka kapağını okuduğumda aldığım o anki edebi hazzı ve yazarın samimiyetini unutmam asla mümkün değil.

Eseri okumaya başladıktan sonra peş peşe 5 kere daha ara vermeksizin okuyup hemen çevremdeki insanlara da okutma gayretine giriştim. Zira kitap benim için Türk edebiyat tarihinin adeta Kuranı haline gelmişti. Tavsiye üzerine kitap okumaktan hoşlanmayan biri olan beni, kısa sürede tavsiye ederek kitabı okutmaya çalışan birine çevirmişti. Bu kişisel değişimim üzerine, samimiyetime ve kitap zevkime güvenen onlarca kişiye kitabı tavsiye ederek okuttum ve o okuyan kişilerden bazıları şimdinin hakimi ve savcısı oldular. Birçoğu da kitabı onlarca kişiye okuttu, Tıpkı benim onlara okuttuğum gibi. Böylece tanımadığım birçok kişinin hayatına dokunmamı sağladı, Kürk Mantolu Madonna...

Şimdilerde ise sosyal medyada, kitap okuduğunu göstermenin ve entelektüel kişiliğini ön plana çıkarmanın en önemli ögesi haline gelmiş durumda. Bilinçsiz okurlar tarafından içi boşaltılmış halde ve birçok hadsiz fenomen tarafından espri konusu olmakta. Varsın, o cahiller basit esprilerine konu ededursunlar, biz edebiyat severler için Kürk Mantolu Madonna'nın yeri tartışılmayacak bir şekilde zirvededir.
Ah Raif sabaha kadar seni düşündüm durdum. Kendimi Maria'nin yerine koyup bana olan aşkını hayal ettim.

Ah Raif gelsen tutsan elimden dolaşsak sokaklarda yağmur damla damla yağsa, ıslatsa.

Ah Raif senin aşkını gözlerinden okusam da sana yine seni sevmiyorum hiç bir erkeği sevemiyorum desem ama gizli gizli senin aşkından yanıp tutuşsam.

Ah Raif yine al ruhumu okşa sarıp sarmala şevkat göster. Korkma düşünme seninle gelir miyim diye uzaklara.

Ah Raif bir deniz olsan aksan söndürsen kalbimdeki yangın yerini.
Bir yağmur olsan yağsan kurak iklimlerime.
Bir ağaç olsan döksen yapraklarını üzerime geceleri üşüdüğümde.
Bir masal olsan daldırsan beni en güzel uykulara.
Bir güneş olsan aydınlatsan karanlık dünyamı.

Acaba ne hisseder bir kadın böylesine derin böylesine büyük sevilince. Dünyanın en mutlu insanı mı olur yoksa korkar mı benim gibi bu aşkın büyüklüğünden.

Sahi günümüzde var mıdır böyle büyük aşklar. Olmadığı için mi bu aşk hikayesi bu kadar ünlenmiştir.

Okuyan her kızın Raif Efendi'nin büyük aşkını kıskandığı, Maria'nın yerinde olmak istediği, okuyan her erkeğinde biz Raif efendi gibi olamayız, bir kadını böylesine büyük sevemeyiz diye düşündüğü kitaptır.
Ahh be Raif ...Nasıl da yaktın yuregimi.Elimi kolumu çaresiz bıraktın.Kitabı bitirdim boğazımda kocaman bir yumru oturdu iste gitmiyor.Şu an bile gözlerim yaşlarla doluyor.Kalbimi sızlattin niye bilmiyorum.İnsan neden hayatının en güzel anlarina hep geç kalır ki ?Saadeti tam yakaladığıni dusundugu anda zelzeleler,tufanlar,seller,engeller birlik olup neden ayırmaya çalışır ki.Varlığıyla hayatına canlılık katan en sevdiğiyle en güzel günlerin hayaliyle gün sayarken...Onunla birlikte yaşadığı tüm an'ların,hatıraların sağanak sağanak kalbine yagmasina semsiyeler bile korumasiz kalırken.Gezdiğin her yerde,gördüğün her bakışta onun kalbini mesken tutmusken.

Üşüyorum şimdi anlıyor musun ?

Etrafımdaki tüm kalabaliklara rağmen ürkek bir güvercin gibi savunmasızca.Yıkık yüreğimin enkazlarini sana kavuşma hayaliyle kalbinin kıyısında kuruyan çorak duygularımı yesertmeye çalışırken.
Tüm boğulmusluklarimiza ayrı ayrı yerlerde olsak da, yastığa başımızı koydugumuzda aynı gökyüzünün hayaliyle uzaktan bize güzel günleri göz kırpan yıldızlara tutunurken.

Ah be Maria sevginin kalıpları darken,herkese karşı yüreğinin kapılarını sımsıkı kapatmisken,yasadiklarinla herkesle arana duvar örmeye çalışırken,bir kere güvenin sarsilmisken,herkese güvenme cesaretini gosteremezken,kalbinin odasında kendini nefessiz birakmisken tutmuştu Raif ellerinden ,tutunmustun samimiyetine,
sevgisine...Yıkmıştı kaliplarini tastikca tasmisti sevgi selleri yuregindeki tum setleri asarak coşkuyla.Her şeyden önce inanmistin.Beklemistin...
Kavusmaniza en müjdeli haberi hediye bırakmıştın.Nerden çıkmistı ki bu gidiş?

Ahh be Raif ...En kısa anları en zengin hatıralarla doldurmusken,nazar değmesin diye kalbin titreye titreye hasretini beklediğin anları avuç avuç toparlamaya çalışırken.Gözünden kalbinden bile kül olmasın diye sakinirken.Kaybetmiştin işte.Ruhunun kanamasi bir türlü durmak bilmiyordu.
Mutlugunu dayandığın duvarın yıkılmıştı işte.İnsan en inandığı,en sevdiği insanı kaybedince başkalarına emniyet veremiyordu işte.En sevdiği insan onu bırakıp gidince neyiniz var neyiniz yoksa beraberinde götürüyordu demek ki.Bir kere düştü mü ,kalkmaya gücü kalmıyordu belki de.

Onun hasretiyle yanıyordu ömrünüz.Kalabalıklar içerisinde yalnizdiniz.Sirrinizi gommustunuz işte yüreğinizin enkaziyla beraber.
Herkesle ,her şeyle aranıza mesafe koymustunuz.Konuşursanız insanların gözlerinizden sirrinizi okuyacaklarini düşünüp gözünüzü gözlerden ,dilinizi dillerinden çekmiştiniz.Içinizi kamufle etmistiniz tum sevgilere,aldatilmisliklara.Içinizi doktuklerinizi toparlayacak samimi bir sineye hasret kalmistiniz.Eylemsizliginizi muhafaza etmeye calismistiniz etrafın hoyratça bagirislarina,vurdumduymaz kizginliklarina.Içinizi doktuklerinizi toparlayacak samimi bir sineye hasret kalmistiniz.Tam bulduğunuzu düşündüğünüz an'da size dost olan,yaralarinizi sarmaya çalışan o insana da geç kalma sancisiyla kıvranmistiniz.Onu kaybetme korkusuyla inkisara boğulmustunuz.Henüz yaraniz taze iken yeniden bir darbe almak ağır gelirken yüreğinize .Içinizde tutundugunuz dağlar yikilmisken ,varlığına dayanıp ayakta durmaya çalışırken...Veda edemediklerinize bambaşka yasamlarda duraklayip teselli olmaya çalışırken."Her şeyi, her şeyi, bilhassa ruhumu hiç bulunmayacak yerlere saklamalı..." diye Raif misali düşünürken geç kalmistiniz işte.Gerçek yaşamla hayalleriniz arasına koca koca dağlar girmişti.Duygularinizi esirgediginiz koca koca dağlar.Geçmişin faturasını sahip olduklarinizdan çıkarmaya çalıştıniz merhametsizce.Gulusunuze hasret biraktiniz masum yüreklerden,sefkatinizi esirgediniz.Geç kalmistiniz ya...Mutluluğun kirintisiyla bile yollariniz kesissin istemiyordunuz..Ama hayır Raif yapma lütfen yapma...Hasta yatağında eriyip gidiyorsun.Bizlere emanet bıraktığın siyah defterine yazdıklarına şahit olunca seni defalarca silkeledim omuzlarından.Maria'yi kaybetmiş olabilirsin,en güzel anlarina gec kalmış olabilirsin.Hayat bu keşke istediğimiz gibi gitse.Lütfen aç icinin kafeslerini.At o kafesleri dışarı.Daha fazla sıkışıp kalma. Çalışma arkadaşlarına ,ailene karşı kendini günden güne tuketerek zulmetme.Harcama kendini.Evlatlarının tebessumuyle tirman yalnızlık,karamsarlık yokuslarini.Hatıralarını sakla yine kalbinin en güzel yerinde.Silinmesin ama silmesin de yaşanacak güzel izlerin neşesini çehrenden.Sen'de kalsın,seninle kalsın.Ama kaybettiğin geçmiş güzel günler için gelecek güzel günlerini de feda etme lütfen.Kaysa da kalbinden yildizlar,bıraksa da seni bir başına eksiltme yüreğindeki sevgiyi.Esirgeme ...!

Not: Kitabın bana hissettirdiklerini
sıcağı sıcağına kelimelere yüklemek istedim.
https://youtu.be/yUqXoKwoh9Q

Keyifli Okumalar ...
Raif Efendi...Ruhunu analiz ederek yaşadığı aşkla, kendini keşfedip diğer insanlarda görmediği sevgiyi ve tutkuyu Kürk Mantolu Madonna Maria Puder'le tanıştıktan sonra daha iyi anlamaya başlayacaktı. Bomboş hayatının, ruhunu besledikçe doyduğunu tecrübe edecek ve yaşamı boyunca bu doyumu sağlayan tutkuya sarılacaktı...
İnsanın dış görünüşünden ziyade iç dünyasının anlatıldığı muhteşem bir eser...
Okuyacak olanlar asla pişman olmayacak, aksine son sayfasından sonra keşke devam etseydi diyeceğiniz etkisinde uzun süre kalacağınız bir kitap...
Mavi kapağıyla, yanında kahvesiyle, belki de çimenlikte instagram kullanıcılarının vazgeçilmez romanı Kürk Mantolu Madonna...

Popüler olan şeyleri okumama, izlememe gibi huylar edinmeseydim belki de çok daha önce tanışmış olacaktım bu şaheserle. Öğretmene sinir olup derse küsen öğrenci sendromumu en sonunda yenebildim ve hüzünlü bir aşk hikayesine yelken açtım...

İş arkadaşlarımızı, komşumuzu, ailemizi ne kadar tanıyoruz acaba?
Onlar bizi tanıyorlar mı?
Birini tanıma sürecine girerken kıstas aldığımız kriterler ne?
Bu gibi sorularla baş etmek gerekiyor öncelikle. Bana kalırsa kimse kimseyi tamamen anlayamaz, tamamen yakınlaşamaz. Ama anlayabileceği yakınlaşabileceği kadarını da yapmak istemez. Çünkü zamanımız kısıtlıdır, çünkü gerek yoktur, çünkü daha kendimizi bile anlayamamışken başkası da nerden çıkmıştır? Gördüğümüz insanla ilişiğimize devam edip etmeyeceğimizi, gördüğümüz ilk andaki saliselik dilimle karar veririz. Karşımızdaki kişiyle insan olduğu için değil, göze çarpan bir özelliği olduğu için ilgileniriz.

Raif Bey'i de kimse tanımak istememiş. O da bir başkasının ilgi alanına girmemeye gayret etmiş, saklamış sahip olduğu değerli şeyleri en ücra köşelere bir kadının gelmesini beklemiş. Kadın gelmiş, hikaye başlamış...

Kitap kadınlık/erkeklik olgularını oldukça iyi işlemiş. "Sen kadın olmalıymışsın." der Raif Bey'in babası. İçe kapanık olmak, itaatkar olmak, sessiz olmak... Bütün bu edilgen tutumlar toplum nazarında kadın olduğunda ne kadar iyiyse, erkek olduğunda ise o kadar kötüdür. Toplum ataerkildir, aile ataerkildir ve otoriteden uzak bir baba başarısız kabul edilir. Maria Puder ise daha cüretkar, daha konuşkandır. Onun da toplumda yeri pek yoktur. Erkeklik gururunu yüceltmeli, en üstlere koymalıdır ya namuslu(!) olmalıdır ya da barda bir erkeğin onu tamamen etten kemikten görmesine, dokunmasına ses çıkarmamalıdır.

Bir şekilde belirlenen bu rollerin dışında kalmış, iki farklı karakter. Biri özgüvenini muhafaza edemememiş, öbürü insanlara olan inancını. Peki bu rolleri kabullenselerdi daha büyük bir facia çıkmaz mıydı? Kendisi gibi olamayan mutsuz iki insan. Hiç başlamayan bir aşk. Maalesef insanlar hoşlandıkları gibi insanları tercih edip gerisini boş vermektense toplumun tamamını sıraya dizme görevini kendinde hak görüyor. Mutsuzluk da işte tam orada başlıyor.

Bazen de tamamen rastgele buluyor bizi mutsuzluk. Birbirinden alakasız önemsiz olaylar birleşe birleşe bize yeni bir kader örüyor. Tamamen tesadüfi bu olaylar silsilesinde ufacık bir kesiti geçmişe gidip değiştirsek değişen kaderimiz, o anda çoktan var olmuş oluyor. Raif Bey'in babası ölmese diyorum, enişteleri dolandırmasa, Maria annesine Raif Bey'in ismini verse veya da o gazete kağıdını en başta Raif Bey hiç cebine atmasa... Böyle sürüp gidiyor işte. Belki böyle olmazdı.

Sabahattin Ali'yi daha önce hiç okumamayı o kadar büyük bir eksiklik olarak görüyorum ki en yakın zamanda telafi edeceğim. Kitabın ününe gelecek olursak da iyi ki diyorum. En azından popüler kültür nadiren de olsa kaliteyi de besleyebiliyor. Bu diğer olasılıktan bin kat daha iyi.
Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.
Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
Benim beklediğim aşk başka! O bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka; istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka... Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!.
Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan insanı vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Fakat hep böyle değil midir ? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?
“Ben böyleyim işte!” dedi. “Ben garip bir kadınım. Benimle ahbaplık etmek isterseniz birçok şeylere tahammüle mecbur kalacaksınız."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kürk Mantolu Madonna
Baskı tarihi:
Şubat 1998
Sayfa sayısı:
164
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753638029
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Kürk Mantolu Madonna
Madonna in a Fur Coat
Die Madonna im Pelzmantel
Sabahattin Ali – Eserin ana fikri ile ilgili düşüncelerini bu sözlerle belirtmiştir:

”Dünya’nın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!... Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?”

1998’ten bu yana YKY (Yapı Kredi Yayınları) tarafından basılan kitap müthiş bir satış başarısı yakalayan ve ilk basımı 1943 yılında Remzi Kitabevi’nden çıkan “Kürk Mantolu Madonna”, kitap olarak basılmadan önce 1941 yılında 48 bölüm halinde “Hakikat” gazetesinde “Büyük Hikaye” başlığı altında yayımlanmıştır.

Sabahattin Ali, Büyükdere’de ikinci kez askerliğini yaptığı dönemde sol bileğini sakatlamasına rağmen romanı yazmaya devam etmiştir.

Kitap 73 yıl sonra 2016 yılında İngilizceye çevrilerek “Modern Klasikler” serisi adı altında “Madonna In A Fur Coat” ismiyle Penguin yayınları tarafından yayımlanmıştır. Kitabın İngilizceye çevirisini “Maureen Freely” ve “Alexander Dave” gerçekleştirmiştir.

Hep başkalarının istediği gibi yaşayan Raif Efendi, memnuniyetsiz hayatının tek bir anıyla değiştiğine şahit olacaktır: Maria Puder isminde bir kadına âşık olduğunda... Babasının isteğiyle Berlin’e giden ve oradaki bir sanat galerisinde hayran kaldığı bir tabloyla karşılaşan Raif Efendi, tabloda resmedilen kadın portresinin Andrea Del Sarto tarafından resmedilmiş "Madonna delle Arpie" adlı tablodaki Meryem Ana (Madonna) tasvirine benzediğini düşünür. Raif Efendi, daha sonra takıntı derecesinde hayran olduğu tablodaki yüzün sahibiyle karşılaşacaktır.

Madonna ismi, Orta-Çağ İtalyancasında “ma donna” öbeğinden gelmektedir. “Ma donna”, kısaca “leydim” anlamına gelir ve Hz. Meryem’in sıfatlarından biridir.

Kitabı okuyanlar 39.210 okur

  • Melike Özen
  • Elif
  • Ozgur
  • Selbi GÖKDEMİR
  • Gül Deren
  • Melek Taşdemir
  • Hilal Sargın
  • Elif Nur
  • Marcus Talih
  • Zehra E

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%41.9
14-17 Yaş
%15.3
18-24 Yaş
%11.8
25-34 Yaş
%8
35-44 Yaş
%9.9
45-54 Yaş
%7.8
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70
Erkek
%30

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%47 (6.579)
9
%23.3 (3.261)
8
%16.4 (2.297)
7
%7.1 (989)
6
%2.6 (362)
5
%1.7 (242)
4
%0.7 (93)
3
%0.5 (74)
2
%0.2 (34)
1
%0.4 (60)

Kitabın sıralamaları