Yakup profil resmi
Uludağ Üniversitesi
Bursa
İstanbul
Erkek
1512 okur puanı
07 May 2017 tarihinde katıldı.
  • Yakup paylaştı.
    104 syf.
    Hepimiz her şeyde aşağı yukarıyız.

    Düş gücü fazlalığı ya da eksikliği ikisinden birine sahip olmanın verdiği kıvanç, yok kıvanç olmadı. İç rahatlığı? Haah bu biraz daha anlam bütünlüğüne yakıştı. Anlam bütünlüğü daima önemlidir. İnsanların dinlememek, dinlese de anlamamak gibi naçiz yetenekleri büyüdü, gelişti son zamanlarda ancak anlam bütünlüğüne olan bağları daima sıkı kaldı. Ne demiştik son zamanlarda gelişen bir anlamama, dinlememe sorunsalı. Hangi son zamanlarda şöyle Adem'den beridir diyebilir miyiz? Habil - Kabil düellosuna kadar uzanır hani bu anlamamazlık. Ne diyordum ben? Ya da ne dememeliyim? Kelimeleri özenle seçip, elekten, süzgeçten, fikir haznesinden geçirdiniz mi bayım? Evet, aslında hayır aklımın düzgün kelimeler seçebileceğine inanıyorum. Fazlasıyla güvenli, ama birtakım eksiklikler doğuran cinsten. Ama üzülme, ne demiştik iç rahatlığının verdiği kıvanç. Öyle dememiştik, ne demiştik biz. Ne dediğimizin biz de farkında değiliz albayım. Albayım'ı unut, tehlikeli oyunlardan çıkalı çok oldu. Gel şöyle Fransız kıyılarına. Hitler de ne zalim adammış doğrusu. Cehennem - ahiret döngüsünün sırf o adama has doğru olmasını dilerdim. Doğru olmadığını nereden biliyorsun, ben mi? Ben bir şey bilmem. Sokrates'in torunuyum, her cevaba bir neden ararım. İyi o halde Antik Yunan'dan Hesiodos'un ruhu şad olsun. İyi adam diyorlar. Ben şahsen Homeros'un sanatının kölesi olurum. Hesiodos'un ozanlığını ayaktakımı okur ancak. Antik Yunan'dan da çıkalım bayım. Ha bayım ha albayım, ne fark eder? Fark eder, çok fark eder. Burası Fransa, sanatın başkentidir. Eyfelden tüm dünyayı görürsün. Gerçekleri de görür müyüz bayım? Hangi gerçekler olduğuna bağlı tabii, rasyonel gerçekler mi? yoksa sürreal gerçekler mi? Şahsen ben gerçeğin ölçüsü olması gerektiğini düşünüyorum. Yalanın bir miktar rahatlatıcı tarafı yok mu sence de, yalanın olmadığı bir evren hayal edemiyorum. Onu bir kıyafet gibi düşünüyorum, üzerine giydiğinde iyi ya da kötü tüm kusurları gizleyen ayıpörter oluveriyor.

    Aşağı yukarı iyi insanlarız, aşağı yukarı giyimimizle toplumda sırıtmayan, dikkat çekmeyen tipleriz. Aşağı yukarıda yaşımız neyse onu gösteriyoruz, kimse sınırlarından dışarı çıkıp 4 5 yaş genç ya da yaşlı görünmüyor. Sınırlarımızdan mutlak suretle ayrılmıyoruz, resmen cephelerde savaşan askerler gibiyiz, cephe mi? Aşağı yukarı iyi insan olma ihtimalimizi de bu cephede olma durumu ortadan kaldırıyor. Yani aşağıda olan yukarı çıkıyor. Şehir sakinleri olarak aşağı yukarı mutluyuzdur değil mi?

    Size bir sorum olacak dine inanır mısınız? İnanıyorsunuz, güzel. Peki iyilik yapma alışkanlığına sahip misiniz? Bugün Allah için ne yaptın emekçilerinden değilsiniz belli ki, çünkü sorumdan sonra bir duraksama yaşadınız. Utanmayın, bunda utanılacak ne var. Elhamdüllillah deyin geçer. Sizin ve benim arama koyulan çizginin saçmalığını incelemek, irdelemek ister miydiniz? Aşağı yukarı evet dediğinizi duyar gibiyim. Yoksa hayır mı? Ben de öyle tahmin etmiştim. Duyumsanan çoğu olgunun duyulmuş haliyle derdimiz vardır. Milyonlarca insandan biri olduğunuza, eylemlerin bir sürü psikolojisinin takibine uğradığına, cebinizle gönlünüz arasına müthiş bir köprü kurulduğuna, varolmanın dayanılmaz hafifliğine kapıldığınıza, bir yanılsamanın geleceğini oluşturduğunuza kati suretle eminim. Ancak yine de Sokrates'in torunu olduğumdan bunu es geçip bilmiyorum diyeceğim. Neden diye sormak da gelmedi içimden. Çünkü bağlı bulunduğunuz sürünün ve hafif suretle kapıldığınızı sandığınız varoluşunuzu etinden tırnağına kadar bilirim. Bak yine emin konuştum ah benim şu Sokratesbilmez davranışlarım. Özür ey atam!

    Sorgulayan gözlerinizle beni hedef aldığınızın farkındayım bayım. Hep kınayan, eleştiren insanların o konularda başrol olduğunu düşünüyorsunuz. Ancak ben sizi eleştirmiyor ya da kınamıyorum. Bu söylediklerimi ''ben bilirim''le izaha kalkışmayınız. Şu oturduğum koltuğun üstündeki ağırlığım aslında düşünce dünyamda başka yerde olmamla anlamsız hale geliyor. Sürekli bir düşünce halindeyim. Bir istikametin yokluğundan değil varamayışım, istikamet çokluğundan. İnsanların milyonlarca sav ileri sürmesi değil yine beni rahatsız eden donuk gözlerle bir robotu andırmaları. Odessa'nın hizmetçileri gibi olmaları. Kayıtsız, şartsız efendileri olan hayata bağlılık. Hayatın içindeki rollere, insanlara. Her sabah dışarı çıkışımla birlikte ilk doğayı selamlarım bayım, içten ve naziktir. Sonra her adımım da ayrı bir müziği içimde hissederim. Müzik benim şifahanemdir. İşyerine vardığımda kapıdaki görevlileri daima selamlarım. Tebessümü sadaka niyetine değil kendi ruhumu ihya adına salarım ortaya. İnsanlar arasında sevildiğimi de zannederim. Zannetmek, ne güzel düş! İnsan zannettiği kadardır değil mi? Koskoca evren nasıl gördüğümüzle sınırlı ise arkamızı döndüğümüz an arkası aslında yok ise zannettiğimizden ötesi de yoktur bayım. Şu an beni gördüğünüz kadarıyla anlayabilirsiniz, daha doğrusu zannettiğiniz kadarıyla. Ötesini sizden istemeye belki de hakkım yok. Niyetim de yok pekala. O sebeple ben ılımlı bir şüpheciyim. Kuşku kanıtlarla bir kuş olur uçar kucağımdan. Zihnim parlak bir yıldızdır nedenlerimin arasında, hiç kimsenin bir şey bilmediği dünyada onların ardına düşerek cevapların izini sürerim. Geçelim bunu.

    İnsan belli bir yere kadar ölümü düşünür bayım, sonra da onu düşlemeye başlar. Düşüşlerin mevsiminde gizlidir ölüm isteği. Düşüşlerden sonra gelir. Ben adamakıllı hiç düşemediğimden hep düşüncelerimde kaldı ölüm. Belki de zamanım gelmemiştir, bilemiyorum. Buz dağının görünen kısmıyla aram iyi. Yani umrumun dışında olan şeyler sanki yaşanmamış gibi, düş gibi, tabii bunu bir de yaşayana sormak lazım. Yaşayana dek kendime sormayacağım sorular var. Nefes adildir bayım. Soylu, soysuz, iyi ya da kötü ayırt etmeksizin kendini hizmete sunar. Bundandır ki nefesin değeri de vermekte güçlük çekebildiğimiz kadarıyla ölçülebilir. İnsanlar bayım, insanları kalpleri yönetir sanırsınız öyle değil mi? Bana kalırsa durum sandığınız gibi değil. İnsanlar mideleri kadardır. Midelerinin kaldırabildiği kadarının yaşanmasına izin verir ya da isterler. Benim de midemin kaldıramadığı milyon adet bulantı var. Sartre'nin Roquentin'inden daha samimi bulantılar. İçten içe solan bir çiçek gibi olduğumu zannediyordum. Sonra anladım ki bayım, ben hiç açmamışım. Yalnızca silüetim şereflendirmiş dünyayı. Bedenim kalıntılarıyla dünya için bir enerji kaynağı olacak. Ne demişti kader ortağım Camus ''Bana öyle geliyordu ki, hiç öğrenmemiş olduğum, ama yine de çok iyi bildiğim bir şeyi, yani yaşamayı unutuyordum.'' Evet, sanıyorum ki, her şey o zaman başladı. Burada kader ortağımla yollarımız ayrılıveriyordu. O zamanında açmış ancak söndüğünü hissediyordu.

    Albert Camus, Düşüş ve ...

    Bir yazar, bir kitap, milyonlarca düşüş, beraberinde bir düşüş, Albert Camus'nün dünyası: dışavurumculuk bir çığlık olup kimlik kazanır. Yukarıda yazılanlar hayal ürünüdür demeliyim, çünkü dünya hayalden ibaret. Belki de Albert Camus hiç nobel almadı, belki de şu an bunları okumuyorsun, tüm şüphelerin Pyrrhon'un bağrından kopup bugünlerde aklımızı işgal etmesi. Korkunç.

    Birisi hayranlığını nasıl dile getirebilir. Hem de hayran olduğu kişi ölmüş ise bu uzaktan imkansız gibi görünür. Öyledir de, yapılacak tek iş içsel anlamda protokoldür. Yani kişiyle düşünceler arasında kurulabilecek bir bağ. Camus'nün yaşamını, eserlerini okurken ''aa bu ben, kesinlikle evet, beni anlatıyor'' gibi ifadelerin ilk kez dışına çıkabildim sanırım. Madem içseldi kurabileceğimiz bağ çelenkler gönderiyordum Fransa'ya. İnsan yönü ile yazar yönü arasında kalmış tüm duvarların yıkıldığını da bizzat dile getirebilirdi mesela. Bunun için fazlasıyla kanıt var elimde. Örneğin Düşüş. Camus diğer yazarlar gibi (Dostoyevski, Hakan Günday, Celine, Orhan Pamuk) kendini aleni ortaya koymuyor. Ama biliyorsun. O Camus. Anlatılan, çekilen çileyi ağlamadan, sızlamadan nasıl da sıkıştırıyor cümlelerin içine. Sonra bazı cümleleri okurken ''ee bunu herkes dile getirebilir, yazarın kattığı büyü nerede'' durumları oluşuyor, utancın boynu vuruluyor diğer sayfalarda. Çünkü haz almak için açtıysan bu sayfanın kapağını girişte yazan düşüşün kralını da bulacaksın tahtında. Öyle zehirleyici satırlar vardır ki yazarların kaleminden çıkan keşke dersin keşke suya yazsaydın, rüzgara emanet etseydin sözünü. Etmemişler işte varoluş sancılarını nesiller boyu sürecek bir şekilde aktarmışlar yazıya.

    Gözlerinizle dinlemek, kulaklarınızla görmek, zihninizle dokunmak vb. şeyler. Burası Camus'ün dünyası. İyi okumalar.

    https://youtu.be/RBtlPT23PTM
  • insan bu dünyada acı çekerse, attığı yanlış adımlar yüzündendir.
  • Dünya bizi kurtarma ve bize iyilik yapma aşkıyla dolu insanlar tarafından hep kana bulandı. Tarihteki bütün savaşları içi iyilikle dolup taşan, kendini bir dava uğruna feda ettiğini düşünen kurtarıcılar çıkardı.
    Hitler Almanları, Stalin işçileri, Mao köylüleri kurtarmak için dünyayı kana buladı. Milyonlarca insan kurtarıcıların şefkat dolu ellerinde can verdi. Hep Biz dediler, hiç Ben deyip kendilerini düşünmediler.
    Ama bilim, zenginlik, hayatı kolaylaştıran, hayatı yaşanır kılan her türlü buluş kendi çıkarları için çalışan, işini iyi yapan Ben-cilerin eseriydi. Onlar hiçbir zaman “bizci” olmadılar. Sadece işlerini iyi yapmaya çalıştılar ve bizlere rağmen başardılar.
  • Yakup paylaştı.
    268 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Fazla SPOİLER İÇERİR hatta Yakup 'un deyimiyle kitabı okumuş gibi olabilirsiniz ben uyarımı yapayımmm !
    Dibs isimli bir çocuğun zihinsel engelli olduğu düşüncesi ile oyun terapisine yönlendirilmesi ve bu süreçte çocuğun ailesi ve benliğine dair tüm soruların yanıt bulduğu gerçek bir hikayedir.
    İlk önce genel bir yorumda bulunulacak olursa okuyucuyu sıkmayan, dili gayet sade ve akıcı olan bir kitaptı.Günlük yaşamımızda rastladığımız aile ilişkilerimize benzediği için kitabın sonunu heyecanla çektim.2 günde bitirdim ve inanın bitmesini istemediğim ve gerçekten her ebeveynin kesinlikle okuyup pay çıkarması gereken bir kitap olduğu kanaatine vardım.
    Dibs’i bir çok insan gözlemliyor ve onun bu gelişimsel geriliğine kimse anlam veremiyordu herkes bir elden çabalıyor ama gelişme kaydedemiyordu ben kitabın ilk bir kaç bölümünü okuyup bu kısımları gördüğümde çocuğun ailesi ile ilgili bariz bir sıkıntısı olduğunu daha devamını okumadan anlamıştım çünkü gerçekten canhıraş bir uğraş söz konusu idi onunla ilgili.Nitekim de öyle çıktı.Çocuğa test uyguladıklarında gelişimsel bir geriliği olmadığı ortadaydı.Sürekli bu davranışlarını zihinsel ve gelişimsel bir geriliğe bağlayan ailedeydi sıkıntı.Aslında bu kitapla şunu düşündüm çocuk bizim ona gösterdiğimiz sevgi kadar var olur ve ne kadar belli etmesek de kendisi ne kadar istenmediğinin, sevilmediğinin, bir değeri olmadığının farkına varır.Neden konuşup kendini bir daha böyle insanlar için yorsun ki.Freud’ a göre fallik dönemin içindedir.Kitapta görülür bir oidipus kompleksine rastlamadım ayrıca babasıyla bir özdeşim kurma girişimi de görmedim.Erikson’a göre ise Girişimciliğe karşı suçluluk evresi içindedir bu evrede çocuklar bir şeyleri gerçekleştirmek için algısal,motor,bilişsel ve dil becerilerini kullanır.Düşünce ve eylemde cinsel konulara, bilinmeyen şeyleri öğrenmeye,çevresini genişletmeye yönelik artmış bir merak ve haz duygusuyla yönelmeye başlar.Bu dönemde engellenen ve cezalandırılan çocuklar suçluluk duygusu geliştirir.Dibs’in hareketlerinden ve davranışlarından aşırı bir engel ve cezalandırma görülüyordu zaten.Bu da onda suçluluk duygusu yaratmıştı.Dibs’in bağlanma stili ile ilgili olarak da güvensiz dağınık bağlanma stiline sahip olduğunu görüyoruz nitekim güvensiz dağınık bağlananlar güvensizliklerini dağınıklık ve uyumsuzluklarıyla gösterirler.Dibs’te bu uyumsuzluğu her yönü ile görebiliyoruz.Uyumu etkileyen faktörlere baktığımızda ailenin tutumunun ne kadar önemli olduğunu görebiliyoruz.

    Sıcak bir ilişki çocukların sorumlu ve kendi kendini denetleyebilir bir kişilik geliştirmesine yardım ederken, düşmanca ilişki ise saldırganlığı destekleme eğiliminde olur.

    Evet Dibs annesinin deyimiyle onun kariyerini bitiren(hatrı sayılır bir doktordur kendisi),bu sebeple de bilim insanı olan kocasının ondan soğumasına neden olan bir çocuk olarak o ailede var oldu.Evde onun yüzünden sürekli tartışma çıktığı için pek de sevilmedi.Bu sevgisizlik zamanla onun her şeyine yansıdı ama aile suçu üstlenmek yerine Dibs’te bi sıkıntı olduğunu ileri sürdü aslında burada bile ne kadar ötelendiğinin farkına varabiliriz.Sırf o düzelsin diye kardeş yaptılar ama Dibs’in istediği sevgi ve şefkat olduğu için bu da bir çözüm olmadı.Çocuk ise sırf onların bu sevgisizliği ile baş etmek için bu yolu geliştirmişti kendine.İçinde bulunduğu duruma karşı hedonik bir adaptosyon sağlayamadı.Zaten böyle bir duruma karşı bunu göstermesi de normal karşılanmazdı.Bu durum yine çocukta düşük benlik saygısına sebep olmuştu. .Piaget çocuğun kişilerarası ilişkilerde en fazla deneyimlediği şeyin sosyal duygular olduğunu belirtmiştir.Onun bilişsel yapısının da ahlaki yaşamını etkilediğini düşündüğü 3 tip duygusal eğilimden bahsetmiştir bunlardan birincisi doğumdan ergenliğe kadar olan bireyin gelişimi üzerinde önemli rol oynayan sevgi gereksinimidir.İkinci duygu durumu ise itaat ve uyma davranışında etkili olan, büyük ve güçlü olana karşı duyulan korku hissidir.Üçüncüsü ise sevgi ve korkudan oluşan ve ahlak gelişiminde oldukça önemli olduğu düşünülen saygı hissidir.Piaget’e göre çocuğun kuralları içsel olarak kabul etmesi ve bunu gerçekleştirmede zorunluluk hissi duyması,kuralların saygı duyduğu bir kişiden yani hem sevdiği hem de korktuğu bir kişiden gelmesi gerekir.Sadece korktuğu ve ya da sadece sevdiği birinden gelmesi onda içsel kabul yaratmayacaktır.Dibs de babasına ve annesine karşı sadece korku hissettiği için itaat etmiyordu.Kuralları içselleştirmiyordu.Kardeşine ve arkadaşlarına karşı salgırgan davranışlar göstermesinin nedenin altında yine aile tutumu yatıyordu.Düzensiz aile ortamı,anne-baba tutumları, anne babanın çocuk yetiştirme biçimi, anne-baba ilişkileri, ihmal ve istismar,travma ve toplumsal riskler oluşturabilir.Anne-babanın çocuğun saldırgan davranışlarına karşı baskıcı,otoriter tutumu,çocuktaki kavgacı davranışın ona daha çok yerleşmesini sağlar. Çocukta var olan enerjinin boşalmasına izin verilmemesi, engellenmesi,çocuğa karşı ilgisiz tutum sergilemek de çocukta saldırganlığa sebebiyet vermektedir.Ayrıca Dibs’te parmak emme davranışı da görülüyordu bu da yine aynı şekilde baskıcı aile ortamından ve ailedeki gerginlikten oluşan bir durumdu.

    Çocuk terapisi ile Bayan A (Dibs’in isimlendirdiği Bayan A diye hitap etmek istiyorum)Onun ruhunun derinlerine indi ve çocuğa doğası gereği beklediği sevgi ve şefkatle yaklaştı. Her türlü sosyal destek sağladı ona karşı.Çocuklar aslında bir oyun kurgularken bize yaşantılarından bahsetmiş olurlar,nitekim Dibs de oyun terapisi boyunca oyuncaklara bir çok anlam yükledi.Ona karşı sergiledikleri tutum yüzünden çocuk onları affetmekte hayli zaman harcadı. Oyuncaklara atfettiği anlamlar sayesinde aile ilişkilerine,arkadaş ilişkilerine,ideallerine her şeyine ulaştı Bayan A ve tabi bilinçdışına bastırdığı duyguları da . Minimal düzeyde görülen ya da hissedilen demek daha doğru olur psikopatolojik sıkıntılar da yavaş yavaş varlığını yitirdi.Kitapta Bayan A ve Dibs’in annesi hakkında bir terapiden bahsedilmiyor ama Dibs ile eş zamanlı olarak anneye de terapi yaptı diye düşünüyorum çünkü annesi zamanla kendisini açtı Bayan A’ya ve her şey buradan sonra başladı.Aile kendini düzeltmeye çalıştıkça Dibs de kendine bir düzen verdi.Ailesi onun üzerine kilitlediği kapıları, pencereleri açtıkça(somut bir şekilde gerçekten öyle yapmışlardı)Dibs de gerek zihninin gerekse yüreğinin kapılarını onlara açtı.Mutsuz halinden,saldırgan davranışlarından,masanın altına saklanmalardan,tek düze konuşmalardan hepsinden geçti ve bu değişim için herkes çok mutlu oldu.Baştan beri dediğim ve anladığım en büyük şey değişim ailede başlar ve çocuk da bu değişime ve düzene ayak uydurur.Oyun terapisi boyunca Bayan A Dibs’e sadece soru sorarak onu açtı ona asla bir yönlendirmede bulunmadı bu benim dikkatimi çok çekmişti çocuk o sorularla bile kendisinin önemsendiğini ve ona soru sorulduğunu düşünüyordu.En sonunda aile tüm durumun geç de olsa farkına vardı onu aslında olduğu gibi kabul etmeyi varlığı üzerine büyük bir sevgi ve saygı beslemeyi öğrendi ve tabiki en çok öğrendikleri şey paranın çocuklarının o güzel yüreği ve sevgisi üzerine hiçbir anlam ifade etmeyeceği idi.Anne bir konuşmasında şu cümleleri sarf etmişti ‘’Ona bir faydası olur diye paranın satın alabileceği her şeyi verdik’’ çocuk ruhu parayla değil sevgiyle sarılırdı oysa.
    Ve Dibs’in içimi parçalayan şu sözü aslında benim anlattığım her şeyi özetler nitelikte’’Sevgiyi hissettiğimde mutsuz olmadığımı fark ettim.’’En çok tedirgin olduğum yeri ise Dibs’in oyuncaklara anne baba kardeş vasfı yükledikten sonraki onları öldürme planları idi.O bir çocuktu sonuçta.Nasıl dedim ya nasıl olur da doğası gereği masum,mutlu,iyimser olan bir çocuk cinayet planları yapabilir? Biz bile kötümser olmayı bazı şeyleri görerek zamanla öğreniyoruz o yaşında bunu öğrenecek kadar nasıl bozabilirler doğasını bir çocuğu ?
    Dibs, hikayesi ile tüm ebeveynlere örnek olur nitelikte bir çocuk gerek kurduğu dünyası ile gerek oyuncaklara atfettiği anlamlar ile.Bir çocuk bizden hanlar,hamamlar istemez ki onlar bilmez ki zenginlik nasıl olur sadece gönül zenginliğini bilirler o işler sadece.Yoksa koskoca bilim adamının ve başarılı bir doktorun oğlu ol sana her şeyi alsınlar üzerine de bir kilit vursunlar ya da çok fakir bir ailede ama zengin yüreklerle büyük sevgi versinler sana hayallerinin de özgürlüğünün de sınırı olmasın bir çocuk hangisini seçer ki ? Bunun cevabı çok zor olmasa gerek.
    Onlara asla büyük insanlara yaklaştığımız gibi yaklaşmamayı öğretti Dibs bana her şeyden önemlisi de buydu.Meslek hayatıma da çok büyük katkısı olacak bu düşüncenin.Çünkü onlarla iletişim kurarken onların yaşına inerek dinlediğimizde olaylara daha somut baktığımızda çok da zor gelmeyecek yaptığım iş bana.Ayrıca değişimin bir anda olmayacağını zaman alacağını ama sonu sağlam olacağını da öğretti bu hikaye bana.Rabbim nasip eder de öğretmen olursam velilerime şiddetle tavsiye edeceğim hatta görüşmelerimde değineceğim bir kitap olarak kitaplığımda en güzel köşeye sahip olacak.Dibs’in bir abla olarak bile bana kattığı çok şey oldu.

    Sonuna kadar tahammül edip okuduğunuz için teşekkür ederim.Sağlıkla kalın :)
    Sevginin yeşillendiremeyeceği çöl yoktur!...
  • Herkes kendi boşluğunu bir parça duygu ile doldurmak, kendini süslemek istiyor.
  • Hepimiz kendi masallarımızın kurbanıyız.
  • Yakup paylaştı.
Uludağ Üniversitesi
Bursa
İstanbul
Erkek
1512 okur puanı
07 May 2017 tarihinde katıldı.

İkinizin de okuduğu 2 kitap

  • Çocukluğun Soğuk Geceleri
  • Denemeler
2020
14/50
28%
14 kitap
5.264 sayfa
35 alıntı
6 günde 1 kitap okumalı.

Şu anda okuduğu kitap

  • Hayatın Kaynağı