Yakup profil resmi
Edebiyat öğretmeni adayı
Uludağ Üniversitesi
Bursa
İstanbul
Erkek
951 okur puanı
07 May 2017 tarihinde katıldı.
  • Yakup paylaştı.
    10 dakikalık bir filmin yılın en iyi kısa film ünvanını kazandığı ve sinemada gösterime gireceği açıklandı.
    Filmi merak edip izlemeye gelen büyük bir kalabalık toplandı.
    Seyirciler salona girdi ve film oynamaya başladı ama bir gariplik vardı.
    Filmin başlamasına 6 dakika olmasına rağmen ekranda aynı sahne vardı, kamera açısı sadece bir odanın tavanını gösteriyordu.
    7 dakika da aynı sahnede bir değişiklik olmadan geçince, seyirciler şikayet etmeye başladılar ve bazıları zamanını kaybettiği söyleyerek salondan ayrılmak istedi.
    Aniden kamera açısı tavandan yere indi ve omurilik felci olan, yatağa uzanmış bir çocuk görüldü ve şu cümle yazılıydı"Bu engelli çocuğun hayatının her saatinde gördüğü sahnenin sadece 8 dakikasını size sunduk ve siz buna 8 dakika bile katlanamadınız. "
    Bizler siz şükredin diye yaşamıyoruz.
  • Yakup paylaştı.
    Sözle her şey söylenebilir, çıtlatılır, ama karar verip de gerçekten bunu yerine getirmek her babayiğitin harcı değildir. Ben buna karakter derim!
    Dostoyevski
    Sayfa 669 - Engin Yayınevi
  • Yakup paylaştı.
    136 syf.
    ·Beğendi·10/10
    UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

    Selamlar olsun herkeslere .. Öncelikle sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim ve hemen anlaşalım .. BU KİTABI MUTLAKA OKUYUN CANİKOLAR!!

    Bilenler biliyor ama bilmeyenler için ben tekrar edeyim .. Aziz Nesin ' in cidden fanatizm derecesinde hayranıyım.. Çok şey öğrendim sayesinde .. İşte hayatıma kattıklarından biri de Cengiz Aytmatov oldu .. İlkin Aytmatov ' un ismiyle bir Tutam Aydınlık adlı kitabında karşılıklı sohbet ederlerken Aziz Nesin ' e aktardığı bir anısını okurken karşılaştım .. Not ettim ismini bir yerlere .. Aradan zaman geçti..Unutuldu .. Sonra bir başka kitabında daha rastgeldim .. Ne oldu , nasıl oldu bilmiyorum ama senelerdir bilmeme rağmen kendisini bir türlü okuyamadım .. Denk gelemedik kendisiyle bir türlü .. Ama çok gariptir ki , hiç okumamış , neye dair yazdığı hakkında dahi bir bilgim olmayan bu adamı, okumazdan evvel de seviyordum.. Komünist ve vatan haini ilan edilen Aziz Nesin bir kitabında kendisi için bakın ne yazmış :

    "TÜRKLÜĞÜN bilincinde bir adam" ..

    Yanlış hatırlamıyorsam sanırım Moskova ' da buluşup konuşmuşlar başbaşa verip bir dönem .. Söz Türklerden açılınca Cengiz Aytmatov federasyondan ayrıldıktan sonraki dönemde Türklerin yaptığı yanlışları sıralamış Aziz Nesin 'e .. "Biz" ,demiş.. "SSCB ' den sonrasında birbirimiz arasında da ayrıldık Türkler olarak.. Bu yetmezmiş gibi bir de düşman olduk birbirimize .. Herşeyden önce milli şuuru kaybedip , üstüne üstlük bir de kendimize rusların kiril alfabesini aldık" .. Sonra Aziz Nesin ' e aktaracağım anısını anlatmış .. Burayı bence çok dikkatli okuyun çünkü bu adamın kitaplarında (hepsini okumadım ama yaptığım araştırmalara göre ) bu zihniyetin karşısında duran bir adamın düşünceleri ve tavırları gizli ..

    "Yıllarca önce Cengiz Aytmatov anlatmıştı. Kırgızistan'da bir yahudi, Cengiz'e,
    - Siz Türkler domuz kılına benzersiniz, demiş.
    şaşıran Cengiz,
    -Niçin? diye sorunca, yahudi şu yanıtı vermiş:
    -Çünkü bütün tüylü ve kıllı hayvanların tüyleri yanyana gelir, bitişir, dokuma olur, salt domuzun kıllarından dokuma olmaz, ancak fırça olur. siz Türkler de öylesiniz."

    Kaynak : Aziz Nesin - Bir Tutam Aydınlık(s. 130)

    İşte Cengiz Aytmatov' a dair bildiklerim sadece bundan ibaretti .. Ta ki bu kitabı okuyana dek .. Kendisi sanırım yirmili yıllarda doğduğu için çocukluğuna ekim devrimi ve 2. dünya savaşı gibi iki büyük buhranı yerleştirmeyi başarmış istemeden .. Babasının kurşuna dizilip öldürülmesi de üstüne cabası .. Stalin ' in devrime ihanet ederek ülkeyi demir yumruk ve tarifi imkansız bir istibdat rejimi ile yönettiğini görmüş .. Tarlalarda geçmiş çocukluğu .. Siyasetle ve gazetecikle de uğraşmış bir insan aynı zamanda .. Bu bakımdan benim onu okurken sevmemin en büyük nedenlerinden biri de hem yukarda saydıklarım , hem değerlerine ve özüne sırtını dönmemiş halkının sorunlarını anlatarak sahip çıkmış olması , hem de buraya kadar saydıklarımın Aziz Nesin ' in hayatı ile gösterdiği inanılmaz benzerlikler .. Hafif bir Soljenitsin aurası da var yalnız onu da belirtmeden geçemicem..Çok uzattım farkındayım ama kitaba dair duygularımı üstünüze gözyaşı gazı boca edip paylaşamıcam .. Yalnız bir kaç kelam da etmeden olmaz ..

    Kitap 2. Dünya Savaşı döneminde geçiyor .. Pek çok 2. Dünya Savaşı konulu roman okudum .. Yeri geldi Simonov ile Stalingrad 'a , yeri geldi Henrich Böll ile Almanya' ya uzandım . Kimi zaman K. Hannah ile işgal altında Fransa' ya da gittim .. Hem müttefik ,hem mihver cephelerinde bulundum .. Kırgızistan' a bu ilk yolculuğum oldu.. Tüm bu anlattıklarım dahilinde bu kitap , pastoral ortamların "gerisine" serpiştirilmiş , dramlar zinciri ile sarmalanmış bir savaş romanı..Ama TEK EL SİLAH SESİNİN DAHİ DUYULMADIĞI cinsinden .. Aytmatov ' u bu konuda alkışlamak hem de ayakta alkışlamak lazım ..Bu kadar sade bir dil ile bir savaş bu denli güzel anlatılabilir mi? İnsanların yaşadığı dramlar bu kadar vurucu bir şekilde bünyeye empoze edilebilir mi bilmiyorum .. Buna en yakın hissiyatı Henrich Böll ' ün Ademoğlu Neredeydin ' i okurken almıştım sanırsam.. Sanki Anadolu köyülüsünün içine düştüm Kurtuluş Savaşı yıllarında .. Saf , tertemiz köylülerin , sarı sarı başakların arasında çalışan , tarlalarından gece vakti evlerine yorgun argın dönen köylülerin arasına.. İlkin herşey çok güzeldi.. Beklemiyordum daha doğrusu bir savaş falan .. Sonra işgal başladı .. Bir kadın yapayalnız kaldı .. Oğulları , kocası hatta ve hatta gelini.. Öyle yalnız kaldı ki dertleşeceği sadece kara topraklar kaldı geriye yıllar geçtikten sonra .. Kitap mı okudum dikenli tel mi yuttum anlayamadım doğrusu .. Bu kadar acıya rağmen ayakta kalan yine de bir umudum var diyen Ana.. Sen evlat özlemiyle o etleri kızarttın , hamur yoğurup ekmek yapıp bohçaya sardın sarmaladın , bekledin istasyonda topu topu üç dakika için hiç durmadan geçip gidecek treni o soğuk havada.. Düştün koşacam diye ardından.. Sen kalktın ayağa orada ama bizim ciğere köz bastılar , aklımız orda vücudumuz yerde kaldı .. Kalkamadık yerden o kısımdan sonra .. Bitirdim kitabı az önce..Sonra 2 sigara yaktım arka arkaya şunu dinleyerek ..

    https://www.youtube.com/watch?v=HklW6YxfjO4

    İşte böyle bir kitap bu .. Dikenli tel yutturanından ..
  • Yakup paylaştı.
    266 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    ***
    Çalın TAMTAMLARI!!!
    https://www.youtube.com/watch?v=nWOixCO1MC0

    "Hisset Yüce Varlık'ın gelişini!
    Neşelen ve neşe içinde öl!
    Davulların müziğinde eri!
    Bende seni, sende beni gör." #38699979

    ***

    Merhaba 1k okurları, akla hayale bile gelmemesi gereken yılların birinde Aldous Huxley adında bir yazar çıkar ve yaşadığı dünyaya kafa tutar. Ve bu dünyayı kendi kafasında yarattığı dünya ile birleştirip Cesur Yeni Dünya ‘yı meydana getirir. 1930’lu yıllarda klonlama üzerine yazabilmek, ileri görüşlülüğün ve bilimin bile ötesindedir. Ülkelerin yaşadığı çağ dışılık, fakirlik ve yıkıcılık göz önüne alınırsa, demek
    istediğim şeyi anlayacaksınız.
    *
    “Spoiler olma ihtimali olan sürpriz bozanlar olabilir. Bu uyarı sadece bilgilendirme amaçlıdır.”
    *
    Sizler İçin Özel Hazırlanan PDF Formatında Okuyabilirsiniz:
    https://yadi.sk/i/zPgI9XKMsLjOOQ

    *

    Bu inceleme üç bölümden oluşmaktadır;

    1- Ford’a Selam Olsun! (Doğaçlama bir inceleme),
    2- Cesur Yeni Dünya nasıl ortaya çıktı, esin kaynağı neydi, nelerdi, ne anlatmak istiyor?
    3- Kısaca 1984 ve Cesur Yeni Dünya karşılaştırması.


    Modernizmin kokuşmuşluğu, Yeni Dünya içine haplanmış; Özgürlüğün bedeli Vahşilik ile taçlanmış!

    Burası, CESUR YENİ DÜNYA!

    *

    BİRİNCİ BÖLÜM:

    *HERKES, HERKES İÇİNDİR*

    Kirlenmiş bir dünya, küllerinden doğmak için kendi sürecini başlatır. Tarihin derinliklerine indikçe bunun rahatsız edici örnekleri ile karşılaşırız. Her dönem karanlık, her dönem bataklık içindedir. Kendi karamsarlığı içinde kendi sistemini yaratmayı başarmıştır.


    Günümüzün sözde pembe düşleri gerçeği yansıtmadığı gibi, geçmişin dünyası da pembe düşlere gebe değildi. Tam da çamura saplanmış diktatörlüklerin yönetimleri ile doluydu.

    Çeşitli çeviri farklılıklarını göz önüne alarak ve birden fazla ünlü ismin adına imza edilen şu sözü hatırlayalım:

    “Süngüyle her şeyi yapabilirsiniz ama süngünün üstüne oturamazsınız.”

    İnsanları hangi forma sokarsanız sokun, içlerinde barındırdıkları RUH her zaman ortaya çıkmaya meyillidir. İnsan olarak doğmayan ama bu Ruhu bulan distopya ve bilimkurgu filmi örnekleri de mevcuttur. İnsanın düşmanı insandır. İnsanı, insandan koruduktan sonra her şey çözülecektir. “simple”

    İnsanlığı yönetmek için ya onların rızasını alırsınız yani demokrasi gibi yollarla, oy ile iktidara gelirsiniz ya da itaat etmek durumunda bırakıp, dikta ederek diktatörlüğünüzü ilan eder, topluluğu silah gücü ile kontrol altına alırsınız.

    Cesur Yeni Dünya, Ford ülküsünün izinde, bilimin sonsuzluğunda insanları etki altına almak için çeşitli ilaçlar kullanmaktadır. Bu ilaçlar sayesinde insanlık kontrol altına alınmaktadır. İnsanların üremediği, klonlandığı bir dünya hayal edin ve kavanozlarda dünyaya gelen seri üretim insanlık düşünün:

    https://giphy.com/...r-3ohzdQhmr2YrxHT45y

    Bu klonlar kendi aralarında sınıflandırılıyor. Nasıl ki, Zenginler, orta halliler, fakirler ve evsizler gibi
    tanımlar var, kitapta da Alfa, Beta, Gama, Delta ve Epsilon sınıflandırmaları var. Şekil A: https://ibb.co/123Z2g7

    Bu üretimlerin hepsinin birbirinden farkları var ve hepsi üretim esnasında çeşitli kimyasallar ile
    kontrol altına alınıyor. Daha sonra ise düşünmelerini engelleyen SOMA karışımını alıyorlar. Kafalar güzel yani. Uykularında şartlandırılan bu insanlar, günlük yaşamlarında mutlu bir dünya da yaşadıklarını sanıyorlar. Aslında yaşadıkları dünyanın nasıl bir dünya olduğunu bilmemektedirler.

    Aile kavramı yoktur, herkes herkesindir. İlk insan yaşamını düşünürsek ya da kabilelerin yaşam tarzı buna yakındır. Herkes, herkesle birlikte olabilir ve bu çok doğaldır. Cinsel yolla üremek söz konusu değildir, çağ dışıdır, böyle bir durum olması halinde hızlıca cezanızı çekeceğiniz adalara gönderilirsiniz.
    Ahh, Cesur Yeni Dünya!

    Modernizmin ve uyuşukluğun dışında kalan bölgelerde bulunmakta. Bu bölgelerde yaşayanlara VAHŞİ adı verilmekte. Vahşilerin kendi yaşam tarzları olmakla birlikte, özgür bir şekilde yaşayabilmektedirler. Teknolojiden ve tüm gelişmelerden yoksun fakat, özgür bir dünya!


    İKİNCİ BÖLÜM:

    *Modern Kölelik, Masallar Ve Mutluluk Patlaması*

    Kitabın Karakterleri Hakkında Bilgi vermek istiyorum. İsimlerin nasıl oluştuğunu bilmenizde fayda var, bunu kitabı okumadan bilmek spoiler değil, kitaba olan borcunuzdur. Bilmeden okumaktansa bilip okumak daha iyi değil midir? İlk adlar kitaptaki karakterler, ikinci adlar Huxley’in karakterleri esinlendiği isimlerdir.

    Mustapha Mond: Mustafa Kemal Atatürk, Sir Alfred Mond
    Bernard Marx: George Bernard Shaw ve Karl Marx
    Lenina Crowne: Vladimir Lenin Fanny Crowne: Fanny Kaplan Polly Trotsky: Lev Troçki
    Benito Hoover: Benito Mussolini, Herbert Hoover
    Helmholtz Watson: Hermann von Helmholtz, John B. Watson Darwin Bonaparte: Napoleon Bonaparte, Charles Darwin Herbert Bakunin: Herbert Spencer, Mikhail Bakunin
    Primo Mellon: Miguel Primo de Rivera, Andrew Mellon Sarojini Engels: Friedrich Engels, Sarojini Naidu
    Fifi Bradlaugh: Charles Bradlaugh Joanna Diesel: Rudolf Diesel
    Jean-Jacques Habibullah: Jean-Jacques Rousseau, Habibullah Khan

    Bu önemli isimlerden esinlenerek oluşturulmuş karakterler, kitabın içerisinde ki diyaloglarda
    kendisini fazlasıyla hissettiriyor.

    Cesur Yeni Dünyada insanlar cinsel yolla değil, tüp ile dünyaya gelir. Bu sitemin adı Bokanovski’dir. Yapay bir insan üretimidir. Üretim yapay olursa, insanlarda yapay olur. Bu söze karşılık gerçek dünyamıza bakarsak, normal yolla dünyaya gelmiş insanlarında ne kadar yapay olduğunu söylememe gerek yok, hatta birçoğu; yapay sanat dalında ödül dağıtsalar, birbirleri ile kapışacak seviyededirler.


    "...Oturup kitap okursanız fazla bir şey tüketemezsiniz." #38646208

    Tüketmek,
    Daha çok tüketmek,
    Sürekli meşgul olmak, ama kitaplarla değil,
    Bu dünyada gelecek ya da geçmiş kaygısı yoktur, Anı yaşamanın mutluluğu vardır,
    "Dört yıldan daha az bir sürede altı yüz kırk kadınla birlikte olduğu söyleniyordu."
    #38658108

    İsteyen istediği kadınla birlikte olur,
    Bu sav kitapta ki gibi altı yüz yıl sonra değil,
    Çok kısa bir zaman sonra modern dünyanın klasik davranış biçimi haline gelmiştir.

    "Bugün alabileceğin keyfi asla yarına erteleme." #38701346

    *

    Bir hap atarsın ağzına,
    Tüm olumsuzluklar kaybolur,
    Umutsuzluğun olduğu yerde,
    isyan vardır, Hapın olduğu yerde huzur vardır,
    Yaşasın Ford demek için,
    Yanında Hap olmalıdır,
    Hap yoksa,
    Hapı yuttun demektir,
    Bu hapın adı SOMA’dır!

    *

    Toplum uyuşturulmuştur,
    Düşünemez haldedir,
    Haplar ve bilinçaltına girilmesi sayesinde
    Pablo Escobar’ın beyaz rüyasında yürür gibi kafaları iyidir.
    Fikir diye bir şey yoktur,
    Sublimal mesajlar,
    Telkinler,
    Anonslar,
    Sürekli gülen suratlara ne yapması gerektiğini söyler, Tıpkı 1984’de ki gibi!
    “Big Brother is Watching You!”

    *

    Sistem eleştirisi yapmak hatta bunun üzerine kurgusal kitaplar yazmak basit gibi gözükebilir. Ama sırf eleştiri yapmayı becerdiğini sanıyorsun diye bunu yapamazsın. Herkes yapamaz, yapabilmek için; akıl ve mantığını kullanarak, bilgi birikimini ortaya dökerek, aklın uç noktalarında yürüyüp, gerektiğinde
    koşarak, sistemi eleştirirken dahi sistemi sistemin içerisinde bozguna uğratarak, okuyucuyu da kaba tabirle dumura uğratarak yapabilmek lazımdır, bu da herkese nasip olmaz. Aslında bu tanım neden herkes yapamazın tanımıdır.


    *

    Düşünmek, YOK!
    Sorgulamak, YOK!
    Hüzün, YOK!
    Çözüm Üretmek, YOK!
    Fikir söylemek, YOK!
    Yalnız kalmak, YOK!
    Şüphe, YOK!
    Öfke, YOK!
    Kaygı, YOK!
    Soma, VAR!*

    Devletlerin insanlardan beklentileri çoğu zaman bu şekildedir. Özelikle dikta rejimler de, halkın sorgulaması kesinlikle beklenmez. Sorgusuz bir şekilde itaat etmeleri beklenir. İnsanlar çalışmadan

    birçok şeyi elde etmek istiyorlar. Bu sistemde biraz çalıştırıp, insanların rahatını sağlıyorlar. İnsanlar sürekli bir şeylerle meşgul olurlarsa, o zaman hükümetlerin karşısına çıkmazlar. Çok uzak değil, yakın bir geçmişte, Elon Musk aynen şu ifadeleri kullandı;


    “Çalışmanın daha kolay olduğu yerler de var, ancak kimse dünyayı haftada 40 saat çalışarak
    değiştirmedi.” dedi. “Dünyayı değiştirmek için kaç saat çalışmak gerekir?” sorusunu ise, “80 ila 100
    saat arasında olduğu” şeklinde cevapladı.


    İnsanların rahata ermesi teknoloji ile olacak gibi görünmüyor. Teknoloji hep var olacak olacağı düşünülse de, insansız iş gücünden yoksun bir dünya pek düşünülür gibi durmuyor. İnsanlar sorun yaratmamak içiN, sürekli bir şeylerle meşgul edilmelidir. Bunun en bariz örneği, tamamen içine battığımız, Tüketim Toplumudur!


    Sadece tüketirsek, tüketecek bir şeyin kalmayacağını çok yakında anlayacağız!


    “Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”


    ~Mustafa Kemal Atatürk

    Gazi Paşa durumu özetlemiş, dünyadan bağı kopmuş devletten, modern bir ülke yaratması Huxley'in gözünden kaçmamış, kitaba konu olan karakter Mustafa Mond, Mustafa Kemal'den esinlenilmişti.


    *


    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM:


    Kısa Kısa Cesur Yeni Dünya ve 1984 Karşılaştırması;


    1984’te Terör ve fiziksel şiddet yöntemleri kullanılarak bir diktatörlük öngörülmüştür,

    CSY’da ise; ilaçlarla insanlar uyuşturulmuş, bu şekilde itaat etmeleri sağlanmıştır, kısacası bilimin
    etkisi altındadır.


    1984’te kitapların yasaklanması ve yok edilmesi konu edilirken,

    CYD’da ise; insanların kitapları okumayı kendilerinin bırakacağından, okuma oranının azalacağından,
    sonra akıllara kitapların hiç gelmeyeceğinden bahseder.


    1984’te insanların baskı altında yaşaması, sürekli izleniyor olması konu edilirken,

    CYD'da ise haplar sayesinde mutlu insan toplulukları konu edilmiştir. Bilinçsiz bir toplum tasviri vardır.


    1984’te gizli bir başkaldırı örgütü vardır, ve bu örgüt ile her şey düzelecektir, bunun hayali vardır,

    CYD'da ise, böyle şeylere yer yoktur, gerekte yoktur. İnsan zaten kendi bilinçsizliği ve vurdumduymazlığı sayesinde, kendisi böyle bir kurtuluşu akıl dahi edememektedir.


    Kısacası özetlersek, bu iki önemli distopya’nın Orwell tarafı daha karanlık ve kötücül bir dünya sunar, yüzümüze postallarla basılıp geçilir, korku insanlığın efendisi olur! Huxley tarafı ise, insanlığın tüketim toplumu olacağını öngörür, vurdumduymazdır, düşünemez, zaten kendisi, kendi pimini çekmiştir.
    Bilimin ve teknolojinin yaygınlaşmasıyla, bu tamamen yok olur ve insanlık kendisini hapların kaderine
    koy verir.


    "Bilim tehlikelidir; büyük bir özenle ağzına gem vurmak ve zincire bağlı tutmak zorundayız."
    #38837919


    Mutlu olmak varken, neden mutsuzluğu seçesin ki diye soruyor CesurYeniDünya!


    *


    Bu dünyada “HERKES, HERKESE AİTTİR,”

    Burası “CESUR YENİ DÜNYA!”


    *


    İncelemeyi okuduğunuz için teşekkür ederim.

    10/10


    *

    Iron Maiden – Brave New World (Cesur Yeni Dünya)
    https://www.youtube.com/watch?v=4_FDjDwNygM


    “Kayboldu hepsi,
    Satıldı ruhun;
    Bu Cesur Yeni Dünya ‘ya.”
  • Görünüş sizi aldatmasın. Gerçek daima tektir.
  • Yakup paylaştı.
    171 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Falih Rıfkı Atay etkinliği kapsamında yapacağım ilk incelemem olacak. Etkinlik için Link: ->> #27899814

    Tarihi bir yolculuğa hazırlanın; geçmişe, bir İmparatorluğun Çöküşüne ve kaybedilen topraklarda yaşanan büyük acılara tanık olacağız. .

    Daha önce, Mustafa Kemal'in Mütareke Defteri ve Mustafa Kemal'in Ağzından Vahidettin kitaplarını okumuştum. Falih Rıfkı’nın duruşunu, karakterini ve Cumhuriyeti sahiplenmiş bir idealist oluşunu her zaman sevmişimdir. Zeytindağı ile kaybedilen topraklara gidiyoruz. Balkan Harbi ve I. Dünya Savaşı hakkında biraz bilginiz var ise anlatılan yerleri ve durumu daha iyi kavrayacaksınız.

    Kesinlikle Spoiler içermeyen ve kitabı okumadan önce rehber olarak kullanabileceğiniz bir inceleme yapacağım. Detaylı bilgi istemeyenler BİRİNCİ BÖLÜM'ü es geçip, İKİNCİ BÖLÜM den başlayabilirler.

    Biz Paşalarımızı kötülemek için tek satır yazmayız, kötü şeyler de ağzımızdan çıkmaz. Yaptıkları hatalarıyla bizim paşalarımızdır bu paşalar. Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa. Büyük facialara neden olan yanlışlarını da dile getirmek gerekir. Falih Rıfkı Cemal Paşa ile fazlasıyla zaman geçirmiş, bu zaman diliminde yaşananları da kaleme almıştır. Kendisi de özellikle belirtir ki Cemal Paşa’yı yermek veya kötülemek için değil, olan durumları anlatmak için yazmıştır.

    Kitap incelemesini bölüm bölüm yapacağım ve alışık olduğunuz gibi kısa bir inceleme olmayacak. İlk önce birkaç detay vereceğim daha sonra ana incelemeye geçeceğim.

    BİRİNCİ BÖLÜM: Kısa kısa Balkan Savaşları ve I. Dünya Harbi hakkında bilgi, Savaşa neden ve nasıl girdik, Hangi Cephelerde savaştık, Osmanlı Devletinin son durumu nasıldı?

    Osmanlı Devleti I. Dünya Harbine girmeden önce, Balkan Savaşlarında ağır yara almıştı. Balkan ve akabinde kaybedilen I. Dünya Harbi’nin faturası Devlet-i Âliye-yi Osmâniyye’ye ağır olmuş, imza edenin hain ilan edilebileceği antlaşmaları imzalamak zorunda kalmışlardır. Tabi Balkan Savaşı öncesi bir Trablusgarp Savaşımız vardır. Mustafa Kemal’in sahneye çıktığı ilk savaştır. https://ibb.co/cOyTTd

    Trablusgarp ı fırsat bilip Osmanlıya savaş açan devletler Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ ‘dır. Bunların hepsi yıllardır gelen güç kaybının ve çöküşün diğer devletler tarafından değerlendirilme çabalarıdır. İşte balkan Savaşı bu fırsat ve iştahla çıkmıştır. Trablusgarp savaşının detayını verirsem incelemeyi uzatırım. Mustafa Kemal’in ilk savaşı ile ilgili detayları ve o dönemde öngördüğü durumları telgraflarla ilgililere aktardığı yazışmaları buradan okuyabilirsiniz. https://isteataturk.com/...ablusgarp-Savasi/672


    Balkan Savaşı hakkında kısa ve hızlıca bilgi edinebileceğiniz bir link veriyorum. http://www.kurtulussavasi.gen.tr/balkan-savaslari.html Bu linkten kısaca savaş ile ilgili bilgi alabilirsiniz.
    Öncelikle Osmanlı Devleti içerisinde müthiş bir Almanya sevdası vardır. Almanlara olan güven yüzünden kaybedilen topraklar ve ölen onca can vardır. Almanlar ise Osmanlıyı öyle bir kullanmıştır ki, bunu sezen ve üst makamlara ileten tek kişi olmuştur, o da Mustafa Kemal. O zamanlar rütbeli olmadığı için malum üçlü Talat, Enver ve Cemal Paşayı ikna edememiş, bakanlıkları devreye sokamamıştır. Tarihimiz belirli bir döneme kadar bu hatalarla doludur.

    "İttihat ve Terakki'yi sorumsuz adamlar soysuzlaştırmıştır." Sy.42

    İttihat ve Terakki, II. Abdülhamit’i tahtan indirmiş, kontrolü eline almıştır. Daha doğrusu tam olarak alamamıştır. Bir vizyon, yani bir plan olmadığı için kendi aralarında yaşadıkları anlaşmazlıklar, rütbe kavgaları, Enverciler, Talatçılar derken ayrışmanın doruğuna ulaşmışlardır. Hazinenin boşalmasına da büyük katkıları olmuştur.

    "Harbe nasıl, niçin ve ne hesapla girmiştik? Bunu bir adam biliyor: Enver!" Sy.33

    Osmanlı ve Almanya arasında gizli bir anlaşma imzalanmıştır. İlk başta bu anlaşma gizli tutulmuş, daha sonra ortaya çıkarılmıştır. Alman seviciliğimiz tam olarak bu noktada imza altına alınmıştır. Almanya tek bir şartla imzalamıştır bu anlaşmayı: Osmanlı Ordusunu Alman Generaller yönetecek. Yani şunu diyorlardı: "BİZ SİZİN BECERİKSİZ ASKERLERİNİZE VE GENERALLERİNİZE GÜVENMİYORUZ!" İşte tam bu nokta da Mustafa Kemal dirayeti beklerdik paşalarımızdan ama maalesef. Öyle bir şey olmamıştır.

    Alman seviciliği sayesinde savaştığımız cepheler;

    Topraklarımızda Savaştığımız Cepheler :
    1. Kafkas Cephesi, 2. Çanakkale Cephesi, 3. Kanal Cephesi, 4. Irak Cephesi, 5. Filistin Cephesi, 6. Hicaz-Yemen Cephesi, 7. Suriye Cephesi

    Topraklarımız dışında savaştığımız cepheler :
    1. Makedonya 2. Galiçya 3. Romanya

    Şimdi buradan başarı ile çıkılma imkanı nedir? Böyle bir imkan, cephane ve ordu yoktur. Her türlü zor durumda olan bir devlet, bu cephelere sadece ölmek için asker göndermiştir. Bunun izahı yoktur. Bu gençler alman generallerin ellerinde birer birer öldürtülmüştür. Sonuç? Sonuç yenilgi…! Öyle saçma sapan savunmalar ve taarruzlar yapılmıştır ki, anlama şansımız yoktur. Alman generallerin ellerinde kurşun sıkılmadan verilen yerler bile vardır!

    İşte Zeytindağı bu manzaranın etrafında şekillenmiştir.

    İKİNCİ BÖLÜM: Zeytindağı!

    Falih Rıfkı cephenin gerisinden Cemal Paşa ile yaptığı gezileri ve gezilerde tanık olduğu durumları aktarmıştır. Bunların akabinde dönemin gazetelerinde yayınlanmış birkaç anıya ve mektuba yer vermiştir.

    Osmanlı Devleti zayıf, hükumet devrilmiş, İttihat ve Terakki kendi içinde bölünmüş, onlara yaptıkları hataları gösteren Mustafa Kemal gibi subaylarla ters düşmüş, kendi ünleri peşinde koşan bir duruma gelmiştir. İttihat ve Terakki’nin yapmak istediği ile yaptığı arasında çok büyük farklar vardır. İyi bir amaç için bir araya gelen bu ilerici paşalar, daha sonra kendi iç çatışmalarına yenik düşmüşlerdir. Bu konuda daha detaylı bilgi için doğru argümanla yayınlanmış kitaplara bir bakabilirsiniz.

    Döneme baktığımızda Vatan Toprağı dediğimiz yerler aslında vatan toprağı değilmiş hissiyatı vermektedir. Çöllerde yaptığımız savunmalar ve savaşlar büyük can kayıplarına yol açmıştır. Basit bir şekilde yazdığımız ÇÖL kelimesi basitlikten çok fazlasıdır. Susuzluk, sıcaklık, eksik mühimmat, yırtık kıyafetler, ulaşım büyük sıkıntıdır. Karşı tarafa baktığınızda ise İngilizler tam teşekküllüdür. Onları durduran ve yavaşlatan TÜRK’ün inanılmaz vatansever yüreğidir. Mevcut şartlara bakıldığında kendi yönetimleri ve düzensiz düzenleri olan topraklardır buralar. Özellikle Arapların bu savaş esnasında yaptıkları affedilir şeyler değildir.

    "Aşiretlerin bulunduğu çöllerin içine henüz paradan büyük bir kudret girmemiştir. Para Uğruna yapılan her şey, Allah uğruna yapılmış gibidir." Sy.104

    Falih Rıfkı’nın bahsetmiş ve bizzat şahit olduğu bir durum vardır. Şeyhlere yardımcı olması ve taarruz esnasında yanlarında olmaları için üç defa para verilmiş, asla ne taarruza ne de yardıma gelmemişlerdir. Verilen altınlar aralarında bölüşülmüş ve devlet sırtından vurulmuştur. Bizzat Saraydan gelen talimatlara bile uymayan arapların olduğu topraklar TÜRKler tarafından savunuluyor ve binlerce insan şehit oluyordu. Bu kadar gencin kolay harcanmasının bedelini kurtuluş mücadelesinde daha iyi anlıyoruz. Askere gidecek insan sayısı o kadar azalmıştır ki, yaşlılar ve çocuklar savaşmıştır!

    Karargâhın içinde: “Kudüs düştü!” sözü ölüm haberi gibi yayıldı. Daha şimdiden Beyrut’a, Şam’a, Haleb’e göz yaşlarımızı hazırlamak lâzımdı.

    "Artık yalnız Anadolu’yu ve İstanbul’u düşünüyorduk. İmparatorluğa, onun bütün rüyalarına ve hayallerine, Allahaısmarladık!" Sy.116

    Savaşın kaybedileceği ayan beyan ortadayken, Almanya tarafından oyuna getirilen paşalarımız durumu kavrayamamış güvenlerinin devam ettiğini sürekli deklare etmişlerdir. Almanlara güvenmeyenleri Almanya ya götürerek gözleri boyanmaya çalışılmıştır. Bu gezilerin bir örneği vahdettin ve Mustafa Kemal arasında da geçmiştir. Bu gezi ve anılar için Mustafa Kemal'in Ağzından Vahidettin kitabına bakabilirsiniz. Bu gezileri tek bir amaçla kullanan paşalar vardır! Savaştan uzak olmak ve Avrupa! Bunlar yapıldığı esnada Anadolu’dan bin bir zorluklara cephelere giden gençler şehit olmaktadır.

    Kudüs ve Medine üzerine;

    Günümüzde olan durumlar geçmişte de yaşanmıştır. Din üzerinden yapılan sömürü bizzat Hz. Muhammed’in kabri yakınlarında, bizzat içinde ve etrafında da yapılmıştır. Paranın ele geçirmediği yer ve zaman dilimi kalmamıştır. Paylaşacağım üç alıntı bu konuda yeterli olacaktır.

    "Medine’de Peygamber kabri ile tüccarlık eden bayağı ahlâksız simsarlara rastlanır. Her Medine’li uzaklardan gelen saf halka, bu harap köyün taşını, toprağını, kuyu suyunu kırk defa öptüre öptüre satar." Sy.63

    "Asıl Müslüman şehri, din şeyhlerine hürmet olunan, dini sanatlaştıran ve asilleştiren şehir İstanbul olduğunu Medine’de büsbütün anladım. Orada Peygamber’in amcasının mezarı sakaların (su taşıyıcısı) kulübesi olmuştur ve sandukasının üstünde kırbalar (su kabı) asılıdır." Sy.64

    "Medine, dini mallaştırmış ve maddeleştirmiş bir Asya pazarı idi. Kudüs dini oyunlaştırmış bir Garp tiyatrosudur." Sy.71

    İşin ilginç tarafı KUDÜS’tür ayrıca. Kudüs her zaman siyasetin odak noktası olmuştur. Burada oynanan büyük bir oyundur. Bu oyun hala da oynanmaya devam etmektedir. Olan sivil halka olmaktadır. Falih Rıfkı olayı çok güzel özetlemiştir.

    "Kudüs kelimesi Hıristiyanlığı hatıra getirir. Fakat ne Kudüs’te, ne de Filistin’de Hıristiyanlık diye bir mesele yoktur. Kudüs’ün Hıristiyanlığı, Ortodoks Petesburg, Protestan Berlin, dinsiz Paris, Katolik Roma ve Anglikan Londra’nın politika meselesidir.

    Kudüs’ün yerli meselesi, Yahudi-Arap meselesi: Bir avuç Yahudi, altı yüz bin Arap!" Sy.73

    Bütün bu yaşananlar ve anlattıklarımın haricinde daha da ilginç bir durum vardır ki, o da TÜRKLÜK meselesidir. Anadolu boşaltılmış, bu toprakları savunmaya binlerce insan gönderilmişlerdir. Buraya gitmek için bir çok kontrol noktasından kaçak olarak geçmişlerdir. Sınırlar düşmanlar tarafından kontrol edilmekte, destek kuvvet gitmesi engellenmekte, mühimmat istihbaratı gelirse demiryolları bombalanmakta ve tahrip edilmektedir. Bunca eziyete rağmen vatan toprağını savunmaya giden insanımız karşılığında ne alıyor peki?

    "Suriye, Filistin ve Hicaz’da:

    — Türk müsünüz?

    Sorusunun birçok defalar cevabı:

    — Estağfurullah! idi." Sy.44

    Diyebileceğim hiçbir şey yoktur. Osmanlı Devleti öyle bir dağılmıştı ki, sadece onu yönetenler farkında değildi. Oynanan tiyatro karşısında sevildiğini sanan paşalar aslında kandırılıyordu. Almanların tek amacı savaş sonrası istedikleri toprakları Osmanlı sayesinde elde tutmaktı. Milli Mücadele evresine kadar Osmanlı donanması Almanların elindeydi. Murat Bardakçı’nın kaleme aldığı çok güzel bir yazı var. Vaktinizi ayırırsanız benim ne demek istediğimi daha detaylıca anlarsınız. Alman komutanlardan zamanında ne kadar çok çektiğimizi anlayacaksınız. Buyurun: http://www.hurriyet.com.tr/...cok-cekmistik-128123 Bu yazı dönem ile ilgili de bilgi edinmenizi sağlayacaktır.

    Yavaş yavaş incelemeyi sonlandırayım. Uzun olduğunun farkındayım lakin, bu dönemler ve bu kitap kısa bir inceleme ile geçiştirilebilecek bir kitap değildir. Daha fazlasını da yazardım fakat, uzun yazıların okunma oranının azlığının bilincindeyim.

    Osmanlı Devleti neden dağıldı, topraklar neden kaybedildi, İttihat ve Terakki, Talat, Enver ve Cemal Paşalar hakkında biraz bilgi ve dönemi inceleme ve fikir edinme bakımından okumanız gereken nadide bir eserdir Zeytindağı.

    Son olarak sözü Falih Rıfkı Atay’a bırakıyorum.

    "Mustafa Kemal, Büyük Harbe girmek aleyhinde idi: Kafa ve sanat adamı olduğu için!

    Mustafa Kemal Kurtuluş Harbini bırakmak fıkrinde asla bulunmadı: Vatan adamı olduğu için!

    İşte size bütün kitabın özü: İlim ve vatan adamı olunuz.

    Hiçbiri yalnız başına, ne sizi, ne de milletini kurtarabilir." Sy.120

    İsmini saydığım paşaların ülkeyi nasıl terk ettiklerini ve nasıl öldüklerini araştırınız. Ülkeyi terk etmeyen ve hastalıklı adam diye tabir edilen Devlet-i Âliye-yi Osmâniyye’den bir Türkiye Cumhuriyeti var eden Mustafa Kemal ATATÜRK’ü iyi tanıyınız. İncelemenin başında da dedim, onların hatalarını yazmak, kötülemek değildir. Yaptıkları hataların bedeli basit değil, ağır olmuştur. Her ne kadar kalpleri vatan için çarpsa da aralarında yaşadıkları durum ve anlaşmazlıklar bir devleti bu duruma sokmamalıydı.

    Bütün şartlara karşı yılmayan, ülkesini terk etmeyi bir saniye bile düşünmeyen bu vatan sevdalısının bu işi nasıl başardığını okuyunuz, öğreniniz.! Bu sizin ona karşı borcunuzdur! Onu tanıyın! Bilgisizce adını kirletmeye çalışanlara karşı gereken dersleri veriniz! Mustafa Kemal sadece cephede savaşmamıştır. En büyük savaşı cahillik ile olmuştur. Mustafa Kemal'in yanında saf tutan ve Vatan'ı vatan yapan tüm Vatan evlatlarına, Komutanlarımıza ve Milletimize huzurlarınızda bir kez daha teşekkürlerimi iletmeyi büyük bir borç bilirim!

    "Bizim emperyalizm, Osmanlı emperyalizmi, şu ana fikir üstünde kurulmuş bir hayal idi: Türk milleti kendi başına devlet yapamaz!" Sy.45

    Bakınız: Türkiye Cumhuriyeti, Kuruluş: 29 Ekim 1923!!! Kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK!

    19 Mayıs 1919 ilk adımını, 23 Nisan 1920 Temelini'de unutma!

    “Bu kitabı okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir.” -Behçet Kemal Çağlar

    “Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.”

    - Mustafa Kemal Atatürk

    Herkese iyi okumalar dilerim.
  • Yakup paylaştı.
    Girmeyelim, hiç girmeyelim bu konulara! Ne diye dalalım bu sevimsiz konulara?
  • Yakup paylaştı.
    160 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    ITİRAF EDİYORUM ..

    Ben bir Aziz Nesin hayranı değilim ..
    Ve bu bir inceleme değil ..

    Bu yazıda kitap hakkında
    #Spoiler da yok ...

    Anılardan oluşan derlemeler , yaşanmış hikayeler var içerisinde ..hatıralar hatıralar
    Bunlar okurken tanımadığım bu adam hakkında ipuçları. .

    Ama neden yazmak istedim .. ?
    çünkü kalemim "durma yaz" dedi ..

    __demekki bir şeyler öğretiyor Aziz Nesin okumak .. (faydalı huylarından, faydalanmak gerek ) kimi "insan" ların. .

    Mesela neredeyse 90 yaşına gelmesine rağmen yılmadan günde 24 saat çalışmasını örnek alabiliriz ..

    Mizah yazarı Aziz Nesini sevmesek
    Dava Adamı Aziz Nesini seçebiliriz

    Ki o pekte ayrım yapmayan bir "insan"
    her türlü gel diyen ..
    Bizim onu ayırdıģımız kadar, o bizi ayırmıyor inanın. .

    "Şimdi dinsizdi öyleydi böyleydi diyenler için de şöyle bir şey söylemek isterim
    Bilerek red_eden değil ,bilmeyerek kabul eden daha tehlikelidir ..
    Bilerek reddeden kendini yakar
    Bilmeyip kabul eden "herkesi"

    Özellikle "insan " vurgusu şuradan takıldı aklıma bir röportajında__dönem ve zamanın da __"türban" konusunu sorduklarında "herkese saygı duyduğunu bunun sadece müslümanlık için değil ,ister doğaya ,ister isa"ya " kime inanırsan inan "önce insan " ilkesiyle hareket ettiğini cani gönülden ifade ediyor .. (türban hakkındaki görüşlerini de ayrıca sorarsanız : Bu zamana kadar kalıplar icinde böyle yetiştirimiş bir ferde universite kapısında "dur" diyemezsiniz diyor ) bende roportajlarina göz gezdirerek öğrendim. İzleyebilirsiniz. ..

    Başka Ne var Aziz Nesinde mesela "cimri" diyorlar ona .. hiç bir şeyin boşa sarf edilmemesi düşüncesine sahip olduğu için .. bu etiketi "tutumlu" ile değiştirmek şart ..neden tutumlu çünkü "yokluk" nedir görmüş. .şimdi biz tencere yemeğine burun kıvırırken "bir tencere fasulyenin " ne anlama geldiğini bu eski adamlardan tekrar öğreniyoruz (ben öğreniyorum şahsım adına )

    Bir başka nokta
    SÜREKLİ Canına kast edilen bir adam olarak hiç kimseyi öldürmemiş mesela
    Asalım(mahkemeler) demisler
    kurşunlayalım (3kez) yapmışlar
    yakalım(Sivas) ateşe de vermişler..
    Daha benim bilmediğim bir sürü olay geçmiş başından ..

    O ve diğerleri ..
    bu insanlar artık yoklar. ..
    bizim adımıza "sen bunların avukatı mısın? Dendiğinde EVET ! diyen o adam da artık yok
    Hepimize geçmiş olsun .. bravo bize alkış. ..
    Hem susar hem sustururuz ... !

    _Örnek alınmayacak şöyle bir iki huyda buldum Aziz Nesinde

    Çay _sigara düşkünlüğü mesela .. :)
    Yada
    "Sahi yahu hiç bir şey yemedim " diyene kadar acıktığını bile fark etmeyecek kadar işine düşkün olmak ..
    Ve tabii kısa bir öykü yazabilmek için binlerce taslakla mükemmelleştirmeye çalışmak ..
    Şimdilik bildiğim bunlar ..

    Mehmet Nusret Nesin maaşlı bir yurtsever değilim demiş. O bir gönül adamı ..yavaş yavaş tanıyorum, tanımaya çalışıyorum
    Hikayelerini henüz sevmiyorum ama o hikayelere verdigi emeğini okuyup saygı duyuyorum ..

    NesinVakfı konusuna hiç girmedim çünkü gerçekten BÜYÜK bir konu daha uzun uzun konuşuruz ilerleyen zamanlarda ..


    Hele ki şairliği de var sırada .. :)


    Yüreğim gövdeme sığmıyor
    Gövdem odama
    Odam evime sığmıyor
    Evim dünyaya
    Dünyam evrene sığmıyor
    Patlayacağım


    Dip Not : Bu kitap babamın kütüphanesinden gelen ikinci Aziz Nesin kitabıydı. ."Şunu da yeri gelmişken söylemeliyim ki Aziz Nesinin bir sürgünün anılarında çocuklarına olan düşkünlüğü beni çok şaşırtmış, hayrete uğratmisti gercekten bir "baba" figürü olduğuna kani olmuştum "

    Extra dip not :)
    bitirirken ...
    bu kitap ,bu sitede Tuco adında bir "insan" olmasa belki de "asla" okunmayacaktı ..

    Teşekkürler ... :)
    iyi okumalar ...
Edebiyat öğretmeni adayı
Uludağ Üniversitesi
Bursa
İstanbul
Erkek
951 okur puanı
07 May 2017 tarihinde katıldı.

İkinizin de okuduğu 2 kitap

  • Denemeler
  • Çocukluğun Soğuk Geceleri
2019
8/103
8%
8 kitap
2.578 sayfa
9 alıntı
3 günde 1 kitap okumalı.

Şu anda okudukları 2 kitap

  • 1Q84
  • Teknenin Ölümü

Okuduğu kitaplar 229 kitap

  • Öteki Şiirler
  • İnilti
  • Bulantı
  • Denemeler
  • Az
  • Son Sefarad
  • İbrahim'in Çocukları
  • Leyleklerin Uçuşu
  • Kızıl
  • Lyon'da Düğün