Adı:
Mülksüzler
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
348
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753425285
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Dispossessed
Çeviri:
Levent Mollamustafaoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
Mülksüzler
Mülksüzler
The Dispossessed
Mülksüzlər
"...Vermediğimiz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim'i satın alamazsınız. Devrim'i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiç bir yerde değildir." Konuşmasını bitirirken, yaklaşan polis helikopterlerinin gürültüsü sesini boğmaya başladı.

"Romanım Mülksüzler, kendilerine Odocu diyen küçük bir dünya dolusu insanı anlatıyor; Odo romandaki olaylardan kuşaklarca önce yaşamış, bu yüzden olaylara katılmıyor, ya da yalnızca zımnen katılıyor, çünkü bütün olaylar aslında onunla başlamıştı.

"Odoculuk anarşizmdir. Sağı solu bombalamak anlamında değil: kendine hangi saygıdeğer adı verirse versin bunun adı tedhişçiliktir. Aşırı sağın sosyal-Darwinist ekonomik özgürlükçülüğü de değil; düpedüz anarşizm: eski Taocu düşüncede öngörülen, Shelley ve Kropotkin'in, Goldmann ve Goodman'ın geliştirdiği biçimiyle. Anarşizmin baş hedefi, ister kapitalist isterse sosyalist olsun, otoriter devlettir; önde gelen ahlaki ve ilkesel teması ise işbirliğidir (dayanışma, karşılıklı yardım). Tüm siyasal kuramlar içinde en idealist olanı anarşizmdir; bu yüzden de bana en ilginç gelen kuramdır."
(Arka Kapak)
348 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Bilimkurgu seviyorum diyenler bu kitabı kaçırmamalı..
Öncelikle kitaba ilk başladığınızda dünyalar, isimler ve siyasi yapılar hakkında kafanız karışabilir. Ancak 25-30 sayfa sonra kafanızda bir şema oluşuyor ve kitap kesinlikle o andan sonra akıp gidiyor. Yazarın yarattığı dünyayı bu kadar ustalıkla tanıtması ve betimlemesi gerçekten takdire şayan. Okurken yaratılan dünya zihninizde çok net bir şekilde canlanıyor. Sanki daha önce filmini izlemişsiniz de o görüntüler tekrar zihninizde canlanıyordu.
Benim açımdan kitabın en büyük artısı ise yazarın bizlere doğrudan iyi ,kötü, doğru ve yanlış gibi kavramları sunmamasıydı.Yazar belli bir ideolojiyi savunmak yerine kendince gördüğünü-düşündüğünü aktarmaya çalışmış. Okuyucu doğru-yanlışı okumuyor. Okuyucuların sorgulaması ve neyin doğru neyin yanlış olduğunu okuyuculardan keşfetmesi bekleniyor. İdeal olan dünya düzeni nedir? Herkes için bir tane ideal dünya düzeni olabilir mi? Bu soruların cevaplarına sizler kendi çıkarımlarınızla ulaşacaksınız..

Yazarın yarattığı dünya çok güçlü ve ayrıntılıydı. Beni birçok açıdan düşündüren bir kitaptı. Hak, hukuk, kurallar, toplum, birey, sevgi, aşk, vicdan... Çok fazla sorgulanacak şey vardı.  Birkaç cümle okuyup birkaç dakika da düşünmek için kendinize zaman vermek zorunda olduğunuz kitaplardandı.

Ay ve Dünya. Dünya ve Ay. Hangisi ay? Hangisi dünya? Nereden baktığınıza bağlı değişiyor. Anarres ve Urras. Anarres anarşist bir toplumken Urras devletçi bir toplum. Kendini bir yere tam olarak ait hissedemeyen ve kendini anlamaya çalışan Anarres'li Shevek' in ağzından anlatılıyor kitap. Shevek toplumdan soyutlanıyor. Bir bilim adamı olarak Anarres'te istediği gibi var olamadığını düşünüyor. Bu soyutlamanın ne kadarı ondan kaynaklı ne kadarı toplumdan kaynaklı okuduğunuzda sizlerin kararına bırakıyorum. Shevek yabancı gibi hissederek atalarının oradan göç etmiş olduğu Urras'a gidiyor. Kafasında birtakım düşünceler var ve bunları gerçekleştirmek istiyor. Toplumları birleştirmek ve aradaki duvarları yıkmak istiyor.Ancak kendi toplumuna yabancılaşmış olan ve Urras'ta ise tamamen yabancı olan Shevek bunu başarabilecek miydi? Urras zorlayıcıydı. Özgürlükçü bir toplumdan gelen Shevek'in sözlüğünde kural,yasa,statü,para gibi birçok kavram yoktu. Çünkü kendinin de söylediği gibi ' Elleri boş gelmişti çünkü Anarres'te kimse bir şeye sahip değildi.'
Urras'ta ise güçlü kişiler çok şeye sahipti.
Shevek öncelikle bu iki dünyanın nasıl bu kadar farklı olabileceğine hayret ediyor. Sadece toplumsal düzen değildi farklı olan. Kendi dünyası olabildiğince kurak ve verimsizken Urras'ta bir toplumun hayatta kalabilmesi için her şey vardı. Havası, toprağı ve suyu verimliydi. Bu konularda kendi toplumundaki gibi bir kıtlık yoktu. Urras'ta zengin çok zengin, fakir çok fakirdi. Anarres' te ise herkes fakirdi.
Ortak noktaları da yok değildi bana kalırsa. İki toplulukta da katı kurallar vardı. Birinde açıkça belirtilmiş yazılı kurallar vardı. Birinde ise yazılı olmayan ve konuşulmayan ama herkesin uymayı tercih(!) ettiği kurallar vardı. Urras' taki kurallar yasalarla-devlet eliyle var oluyordu . Anarşist Anarres'te ise sözde olmayan kurallar-yasalar vicdanla var oluyordu. Hangisi daha bağlayıcıdır acaba? İnsanı hangisine uymamak daha çok rahatsız eder?
Kitabı okurken kafanızda bir soru beliriyor. Özgürlükçü ancak fakir,verimsiz bir dünyayı mı tercih edersiniz yoksa kısıtlanmış bir özgürlük içinde her yönden zengin bir dünyayı mı tercih edersiniz? Kitabı okumadan önce böyle bir soruya daha hızlı cevap verebilirdim belki. Ancak yazarın bizlere sunduğu dünyaları teraziye koyup düşünürken tereddüt ettiğimi itiraf etmeliyim. Shevek'in gelgitleri olduğu gibi benim de oldu..
Bu kitabı sadece bilimkurgu olarak görmek yanlış olur. İçinde birçok şeyi barındıran ve bunların sentezlemesini de başarılı bir şekilde gerçekleştiren bir kitap. Okuyun, pişman olmayacaksınız. :)
348 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Hakkında edindiğim bilgilerle okumaya karar verdiğim romanı yaklaşık bir ay önce satın almıştım. Aslında kısa süreli okuma planlarım arasında bu romanı okumak yoktu ama sitede düzenlenen bir aktivite vasıtasıyla ilk okunacak roman konumuna geldi. İyi ki bu romanla daha erken tanışmışım, buradan aktiviteye düzenleyen arkadaşa bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum.

Esere gelecek olursak; eserin girişinde farklı iki dünyayı birbirinden ayıran bir duvar ve diğer gezegene yolculuk eden bir uzay gemisi karşılıyor sizi. Ya da gezegen demeyelim de birbirlerinin tamamlayıcı farklı iki dünya. Birinde yaşayanlara göre kendileri dünya diğer gezegen ay; diğer gezegende yaşayanlara göre ise tam tersi. Dünyalarımızdan birisi anarşizmin hüküm sürdüğü “Anarres”, diğer ise kapitalist ve devletçilerin dünyası “Urras”.
Baş karakterimiz ise bizi romanın girişinde karşılayanlardan bir diğeri, Doktor Shevek yada unvan kullanmayan Anarreslilere göre Shevek. Kendisi, adı Anarres’i aşan bir fizik profesörü. Gemimizde Anarresten Urrasa gidiyor. Bu yolculuk sadece dışa kapalı bir alandan yapılan ticaret dışında, aralarında iletişim bulunmayan iki farklı dünya arasında yapıldığından tehlikeli olsa da, Shevek’in yüce bir amacı var. Anarres de yapamadığı fizik çalışmalarını tamamlamak ve anarşizmin başarılı olduğunu Urras’a göstermek. Tabi bu göründüğü kadar kolay değil; Urras’ın gösterişli ve rahat hayatı en büyük zorluk. Shevek gösterişe ve rahata mı kapılacak yoksa amacına ulaşabilecek mi?

Tabi bu romanın olay kurgusu, bunun altından bir öğreti bir felsefe var. Anarres, bu yakın zaman komünleriyle karıştırılmasın, tam olarak teorik anarşizmin uygulandığı bir dünya düzeni. Devlet yok, hiçbir yönetim merkezi yok, bürokrasi yok, para yok, aile yok, mülkiyet yok ve yasa yok. Elinizde sahip olduğunuz tek şey özgürlüğünüz.
Urras ise her şey ile tam bir merkeziyetçi dünya. Yönetenler, yönetilenler, yasalar, zenginler, yoksullar, basın, isyancılar, polis, gösteriş. Kısacası paranın ve hükmetme arzusunun getirdiği her şey var. Var olan her şey güzel, gösterişli, rahat ama sadece zenginler için.

Çeviri ve zorluk seviyesine gelecek olursak; bendeki çeviri Metis yayınlarının Levent MOLLAMUSTAFAOĞLU çevirisiydi. Birkaç yazım hatası dışında çevirmen ve yayınevi güzel iş çıkarmış. Özellikle çevirmeni tebrik etmek istiyorum. Böyle zor bir eser için gayet başarılıydı.
Zorluk seviyesi açısından aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Eser felsefesinin ağır olması, betimlenen yerlerin zihinde canlandırılmasının zor olması, baş karakterinin fizik profesörü olması sebebiyle teknik terim ve anlatıların olması (çok sık değil eserin yüzde onu, anlaşılmasa da eserin ruhuna zarar vermiyor) ve yazı puntosunun küçük olması sebebiyle baya bir zorluyor. Ama emin olun okuduğunuza değiyor. Eserden öğrenilecek çok şeyimiz var. Özellikle anarşizm düzeninin ne olduğunu nesnel olarak öğretiyor. Yazar olumlu yönlerini anlattığı gibi, olumsuz yönlerini de çok güzel işlemiş.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
335 syf.
·3 günde·Puan vermedi
“Bir duvar vardı.” Böyle başlıyor roman. Kendi kendimize ördüğümüz duvarlar, kendimize söylediğimiz yalanlar.

‘Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı.’

İki dünya. Annares ve Urras.

‘Bizim dünyamız onların Ay'ı, bizim Ay'ımız onların dünyası’

Ne taraftan baktığımıza bağlı.

Annares anarşizmi, Urras ise arşizmi temsil ediyor. Annares'te Pravca, Urras'ta İo'ca konuşuluyor. Her açıdan bambaşka iki dünya.

Annares Odo felsefesiyle yaşayan bir topluluktan oluşuyor. Nedir bu felsefe?

“Sahip olmak yanlıştır, paylaşmak doğrudur.”

“Bütün olmak parça olmaktır
Gerçek yolculuk geri dönüştür”

“Aşırılık dışkıdır.” diye yazıyordu Odo Analoji'de.

“ ‘Bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın; suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.’ Toplumsal Organizma.”

Ve dahası...

Peki kim bu Odo?

‘Odo bir yabancı, bir sürgündü.’ Urras'ta doğmuş bir düşünür. Odo'nun bir kadın olması ayrıca dikkate değer. Kitabın üzerinde durduğu konulardan biri de kadın-erkek eşitliği. Tabi ki bu Urras'ın konusu.

“Siz Odocular kadınların bilimle uğraşmasına izin veriyor musunuz?”

“Sizin işinizde kadınların sizinle eşit olduğunu iddia edemezsiniz değil mi? Fizikte, matematikte, zekâda? Kendinizi sürekli onların düzeyine indirdiğinizi iddia edemezsiniz!”

!!!


Annares ‘mülk sahibi olmayan’larla Urras ise ‘mülk sahibi olanlar’la kısaca ‘sahipler’le dolu bir dünya.
Annares ve Urras üzerine söylenecek çok şey var ama okurken daha çok ilgimizi çeken dünya Annares. (Çünkü biz de Urras'lıyız.) Bir ütopya diyemesek de oraya anarşizmin hüküm sürdüğü bir yerde dilden yönetim işleyişine yaşam şekline kadar her şey çok farklı ve dikkat çekici.

Annares'te en çok ilgimi çeken şeylerden birisi yer isimleri mesela: Toz, Yalnız, Ençok, Barış ve Bolluk. Özellikle Toz üzerine uzun uzun düşündüm.


Ve kahramanımız fizikçi Shevek. Mükemmel değil, yalnız, içe kapanık, sorunlu, sorularla dolu. Zaman fiziğiyle, ardışıklık ve eşzamanlılık kuramıyla ilgileniyor ve genel zaman kuramını oluşturmaya çalışıyor. Bunun için de çareyi kendi dünyasından çıkıp eski dünyaya, Urras’a gitmekte buluyor çünkü Annares Shevek'in hayallerine pek de sıcak bakmıyor. Shevek duvarları yıkmak gerektiğine inanıyor. Yıkabilecek mi peki?

- Duvarlar yıkıldı.
- Duvarların arkasında başka duvarlar var, dedi Bedap.

Bu konuşma geçiyor Bedap'la aralarında Urras’a gitmeden önce. Duvarlar hep olacak ve mücadele hep devam edecek.


Çok etkileyici diyaloglar var romanda. Uzun uzun düşünmenizi, yeniden sorular sormanızı isteyen. Annares'te Shevek ve arkadaşlarının ‘acı’ kavramı üzerine konuşmaları (#33242659) ve Urras’ta bilim adamlarıyla ‘zaman fiziği’ üzerine tartışmaları, ve Shevek’in devrimci konuşması benim için bunların başında geliyor.


Beni etkileyen bir diğer konu ise Takver ve Shevek arasındaki büyülü aşk. Arka planda ama bu onu daha da anlamlı kılıyor belki de.

“Çok uzun bir yoldan, diye düşündü Takver, birbirimize geldik. Her zaman bunu yaptık. Büyük uzaklıkları, yılları, rastlantı uçurumlarını aşarak. Bu kadar uzaktan geldiği için artık bizi kimse ayıramaz. Hiçbir şey, hiçbir uzaklık, hiçbir zaman aralığı zaten aramızda olan uzaklığı, cinsiyetlerimizin uzaklığını, varlıklarımızın, akıllarımızın farklılığını aşamaz; bir bakışla, bir dokunuşla, dünyadaki en kolay şeyle, bir sözcükle üzerinde bir köprü kuruverdiğimiz o boşluğu, o uçurumu. Ne kadar uzak olduğuna bak, her zaman ne kadar uzak olduğuna. Ama geri dönüyor, geri dönüyor, geri dönüyor...”

Shevek çıktığı yolculukta, Urras'ta sorularla dolu aklını yeni sorularla dolduruyor. Bazen tüm bildiklerini ve sorularını yitiriyor Urras'ta, kayboluyor.

Annares'te onun yeniden sorgulamasını sağlayan arkadaşı Bedap gibi Urras'ta da ona ne için orada olduğunu hatırlatan kişiler çıkıyor karşısına. Hatırlıyor ve artık susmayıp konuşmaya karar veriyor.

“Bizi bir araya getiren şey, acı çekmemiz.”

“Sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir.”

“Özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok.”

“Biz paylaşırız, sahip olmayız.”

“Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim'i yapamazsınız, devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır, ya da hiçbir yerde değildir.”

Bu konuşmadan sonra başlıyor geri dönüş yolculuğu. Çünkü Odocu felsefeye göre ‘Gerçek yolculuk geri dönüştür.’

‘Özgürlük hiçbir zaman çok güvenli değildir. Kendinizi yalnız hissedeceksiniz.’

Shevek duvarları ona inanmayanlarla mücadele ederek, bütün yalnızlığına rağmen bedeller ödeyip kendini özgür kılarak, çıktığı o yolculuktan yeni bir Shevek olarak geri dönüş yaparak yıktı aslında.


Ursula K. Le Guin bu iki dünyayı (Anarres ve Urras ) ayrıştırıp, birini alçaltıp diğerini yüceltmiyor. Her ikisi üzerinde de düşünmemizi ve sorgulamamızı, her şeyi yeniden anlamlandırmamızı sağlıyor ve bunu inanılmaz bir zekayla yapıyor, kendine hayran bırakarak. Ursula K. Le Guin başlı başına başka bir kitap konusu olabilir.


Bir de kitabı okurken muhakkak hatırlayacağımız başka kitaplar var: Orwell, 1984, Huxley, Cesur Yeni Dünya ( Vahşi'yi hatırladım Shevek'in Urras macerasında), henüz okumadığım Zamyatin, Biz.

Romana dönersek:

Annares’e ‘her zaman olduğu gibi, elleri bomboş’ dönen Shevek bize ne çok şey anlatıyor. Hiçbir şeyi olmayan, sahip olmayan, mülksüz olan. Özgür olan...

Ruhumuza “ellerimiz bomboş” bir geri dönüş yolculuğu yapmalıyız belki de.
348 syf.
·9/10 puan
İki gezegeni birbirinden ayıran bir duvar ve diğer gezegene yolculuk eden bir uzay gemisi ile başlıyor ütopik kitabın serüveni.Urras ve Anarres gezegenleri...Yazarın değişi ile diğer tüm duvarlar gibi iki anlamlı iki yüzlüydü ayırıcı duvar.Neyin içerde,neyin dışarda olduğu,duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı...
Gezegenin birinde yaşayanlara göre kendileri dünya diğer gezegen ay; diğer gezegende yaşayanlara göre ise tam tersi.
Romanın girişinde bizi ilk karşılayan Dr.Shevek yada unvan kullanmayan Anarreslilere göre Shevek.Bir fizik profesörü. Gemi ile Anarres’ten Urras’a bir amaç uğruna tehlikeli bir yolculuk yapıyor.Shevek’in amacı,Anarres de yapamadığı fizik çalışmalarını tamamlamak ve sosyalist anarşizmin başarılı olduğunu Urras’a göstermek.
Kitap bu iki gezegendeki yaşamı,kapitalizme karşı sosyalist anarşizm düzenini aktaran zekice bir kurgu.
Annares Odo felsefesiyle yaşayan bir topluluktan oluşuyor. Odo bir yabancı, bir sürgündü.Urras'ta doğmuş bir kadın sürgün.Yüzlerce yıl önce yazdığı felsefe Anarres’in yaşam biçimi halini almış...
“Sahip olmak yanlıştır, paylaşmak doğrudur.”felsefenin ilk maddesi.Bu yüzden devlet,yönetim,bürokrasi,yasa,ünvan,görev bölümü,ev,mülkiyet ve hatta kişilerin soyadının bile olmadığı,bir isime sahip tek kişinin olduğu,bir yaşam biçimi.Herkes her işi yapıyor gönüllü olarak hemde.Para yok,üretim ve paylaşmak var.Herkes her şeye ortak.Aile olmak bile bir mülkiyet göründüğünden üreme sadece gezegenin devamı için süregeliyor.Cinsiyet sadece biyolojik anlamda var.Kadınlar yaşamın her aşamasında var.Özel mülkiyet olmadığı için hırsızlık,hapishane vs yok.Anarres’te insanların elinde olan tek şey özgürlük...Elbette herşey güllük gülistanlık değil gezegende.Açlık tehlikesi her zaman var. İşler sürekli değiştiği için uzmanlaşma ve verimlilik sınırlı vs vs...
Urras ise her şey ile tam bir merkeziyetçi dünya. Yönetenler, yönetilenler, yasalar, zenginler, yoksullar, basın, isyancılar, polis, gösteriş. Kısacası paranın ve hükmetme arzusunun getirdiği her şey var. Var olan her şey güzel, gösterişli, rahat ama özgür değiller...Zorlamaya dayalı bir çalışma sistemi var.Kadınların erkekler kadar iş hayatında aktif olmadığı,sosyal sınıfların olduğu bolluk içindeki bir gezegen.
Shevek’in amacına ulaşıp ulaşmadığını da okuyanlar çözer artık
Çok altını çizdiğim cümle var kitapta ama paylaşım karakter sayısını aştığı için yazamadım.Okuyan biri ile tartışmak istediğim,son zamanlarda okuduğum en farklı kitaptı.Kontrolü,düzeni seven biri olarak bu iki dünyanın belli felsefeleri birleşse güzel mi olurdu ne diye düşündüm kitap bitince.
348 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Bilim kurgu ile politikanın birleşmesinden ortaya çıkan en başarılı kitaplardan biridir Mülksüzler. Klasik Ursula K. Le Guin kitaplarında olduğu gibi yine iki dünya yaratılmış ve mülk kavramı ile mülksüzlük kavramı ince ince işlenmiş içerisinde.

Yazarın bir kadın olduğunu düşünürsek, kitabın bir kadının elinden çıkmış olması ve dolayısıyla kadının ideolojik duruşunun bu kitaba yansıması da çok güzeldir. Yazar, iktidar ve ideal kavramı konusunda düşünmeye zorlamış ve her iki alternatifi de sunarak herhangi bir dünyayı övme / yerme hatasına düşmemiştir.. Yani, basit bir şekilde, bilinçsizce, anarşistlik veya solculuk gibi ideolojik düşünceleri yayma amacı gütmemiş. En hoşuma giden kısmı da bu oldu zaten.

Kitabın adından da anlaşılacağı üzere, yazar mülkiyetten yola çıkarak iki farklı dünyayı anlatır. Biri Anarres ( anarşiden yola çıkılmış) diğeri ise Urras ( ussr ve usa'den yola çıkılmış). Bir tarafta özgürlükleri uğruna, ülkelerini terk ederek anarşist bir düzen kuran insanlar; diğer tarafta kapitalist düzenin esiri olmuş ancak bunun farkında olmayan insanlar...

Okurken ideolojik olarak duruşunuz veya düşünceniz ne olursa olsun iki dünyayı da sevemiyorsunuz. Bu sebeple distopyanın en nadide örneklerinden olduğunu düşünüyorum. Kitaptaki betimlemelerin de oldukça başarılı olduğunu da eklemekte fayda var.

Distopya sevenlerin mutlaka okuması gereken, distopya okumak isteyenlerin ise ilk sıralarda okuması gereken kitaplardan biridir.
348 syf.
"Düşünceler baskı altına alarak yok edilemez. Onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir. Düşünmeyi reddederek - değişmeyi reddederek. İşte bizim toplumumuzun yaptığı da bu! "

Herkese selam olsun:-)
Şu dünyada kitap okumak kadar güzel bir şey varsa oda kitap okuyan kardeşlerinin olmasıdır heralde:)
Bir çok kitaba para vermek zorunda kalmıyorsunuz ki fiyatlar çok uçlarda bilen bilir, hele günümüz şartlarında kimisini alıyoruz , alamadığımızı pdf , öylede okumak istemeyen de sahafların yolunu tutuyor (önce sahaflara uğrayın derim) misal ben gibi,
işte Mülksüzler 'de para vermediklerimden ,kardeşim saolsun candır kardeş ya:-)
Neyse daha fazla uzatmıyorum Sevgili Ursula K. Le Guin'le karşınızdayım bu seferde, kendisi anarşist ,sosyolist ve bilim kurgu romanlarda en iyilerden.
Bilim kurgu çok okumasamda çok beğendim cidden, kendini okutuyor kitap, anarşist yazarları okumak ayrıca zevk veriyor bana, dünyaya birde onların gözünden bakıyorsunuz objektif, yansız ,
tarafsız...
Çünkü hep sorgulamamak üzerine büyüdük, sorular karşılığında 'büyüklerin işine karışılmaz' yada ' çok sorgulamak iyi değildir ' gibi cevaplar verildi.
Sorgusuz sualsiz itaat etmek beklendi ve sonuç düşünmeden itaat eden kitle!!!
Sebebsiz yere inanmak en kolayıymış oysa ki bir kere sorguladığın da soruların arkası bitmiyor ve cevabını alana kadar peşinden gidiliyormuş!

(Bu kısımdan sonra spoiler içerebilir.)

Kitapta bunun üzerine ,ben size kahramanımız dilinde anlatmaya çalışacağım içeriğini:

"Merhaba ben Shevek Anneres'liyim ve Urras' a yolculuk ettim çünkü gerçekten burada bahsedilen gibi mi merak ettim?
Ayrıca ben fizikçiyim ve fikirlerimi kendi ülkemde paylaşmak istedim ama kabul etmediler bende şansımı Urras'ta denemek istedim (fikirleri fizikle alakalı hiç alakam ve bilgim yok ben daha çok politik kısımlardan bahsediceğim).
Biz odocuyuz , anarşistleriz hiç bir şeyimiz olmasada özgürlüğümüz var.
Ama Urras' ta öyle değilmiş insanlar mülkiyet sahibi olmak için kendinden bile vazgeçebiliyormuş!
Emekçisi, işçiler ve yoksullar hep arka planda tutulup zenginler hep ön planda.
Ben hep şatafat ve güzelliği gördüm ama arka kısmında ki sefaleti sonra gördüm canım pahasına da olsa!
Benim varlığım onlara göre tehlikeliymiş onların beni görmeleri bana inanmaları demekmiş yani odocuların...
Bende o yüzden ülkeme geri döndüm ya burda kalıp sefalet içinde ölecektim yada ülkemde yaşayacaktım, her nekadar artık kendim olarak dönmesemde!!!"
Ben Urras'ta mı olmak isterdim yoksa Anneres' temi orası biraz karışık gerçekten~
Dilim döndüğünce aktarmak istedim sizlere ,umarım okursunuz keyifle okuyun:-)
348 syf.
·14 günde·9/10 puan
1974 yılında Urras nasıl bir yerdi? A-İo ülkesi, Thu ülkesi, Benbili ülkesi neyi temsil ediyordu? Ursula K. LeGuin’in “Mülksüzler”ini anlamamız için, 1. Dünya savaşı sonrasından, 1968 gençliğine uzanan gelişmeleri kısaca bir gözden geçirmemiz gerekiyor.

1. Paylaşım savaşı olarak da görülebilecek Birinci Dünya Savaşı, dünya üzerindeki büyük imparatorluklara son verdi. Yeni düzenle, İktidar sistemlerinde soy kökenlilik anlamını yitirdi ve sınıf kökenliliği öne çıkmaya başladı. Böylece sermayenin rejimi olan kapitalizm ile emekçi sınıfın rejimi olan sosyalizm iki başat aktör olarak dünya sahnesinde tam olarak yerini aldı. Ancak 20. Yüzyılın başı itibari ile kapitalizmin en az 100 yıllık tecrübesi varken, sosyalizm yeni emeklemeye başlamış bir sistemdi. 20. Yüzyılın tamamı dünya açısından bu iki sistemin rekabeti ve kavgası ile geçti.

Kapitalizm, yüzyılın ikinci çeyreğinin başında, 1929 yılında dünya tarihindeki en büyük ekonomik krizi yaşadı. Büyük buhran o kadar etkili oldu ki, Avrupa başta olmak üzere kapitalist ülkelerin birçoğunun başında diktatörler türemeye başladı. Almanya’da Hitler, İtalya’da Musolini, İspanya’da Franco, Portekiz’de Salazar uzun süreli faşist diktatörlüklere dönüştü. Bunda kapitalizmin girdiği ekonomik bunalım kadar, kapitalizm içindeki paylaşım dengesizliğinin de etkisi vardı. Tüm bu gelişmeler ikinci dünya savaşının yolunu döşedi. İkinci Dünya Savaşının sonuna kadar, sosyalizm ve en önde gözüken reel uygulaması Rusya dünya sahnesinde yeterince etkisini gösterememişti. En büyük yansıması, Amerika ve Avrupa aydınları ve entelijansiyası üzerindeki romantik etkisi oldu.

İkinci Dünya Savaşı, faşist diktatörlüklerin yenilgisi ile sonuçlansa da, gerçek sonucunun sosyalizmin bir devlet gücü ile dünya sahnesine çıkması olduğunu söylemek mümkün. Gerçek anlamda iki kutuplu bir dünya oluştu ve iki kutup arasındaki esas rekabet, dünya üzerindeki bölgeler hâkimiyeti ve silah yarışı şeklinde kendisini gösterdi. Silahlanmanın simgesi ise ikinci dünya savaşını bitiren nükleer bombalar oldu. Dünya 30 yıl içinde nükleer bombalar ve füzelerle doldu. Kapitalizm ve sosyalizm arasındaki rekabet ise sınıf rekabetinden çıkıp, bölgesel hakimiyet yarışına dönüştü. Bunun en büyük yansıması ise, üçüncü dünya ülkelerinde yaşanan direnişçi gruplarla, ülkenin diktatörleri arasında yaşanan çatışmalardı. Kapitalist sistem, üçüncü dünya ülkelerinde diktatörleri desteklerken, sosyalist sistem direnişçi grupları destekliyordu. Zaman zaman yaşanan devrimlerde ise tablo tersine dönüyor ve sosyalist otoriter yapılarla, kapitalist cephe tarafından desteklenen militer güçler çatışıyordu.

Kapitalizmin yüzündeki sevimli boyalar, 1929 buhranından itibaren iyiden iyiye dökülmeye başlamıştı, ancak sosyalizmin sempatisini esas kaybettiren, Avrupa’nın doğusunda kurduğu “Demirperde Sistemi” oldu. Bu sistemi tescilleyen hareket ise 1968 yılındaki Prag Baharı’nın Sovyet tankları ise sonlandırılmasıydı. Sosyalizm, bu gelişme ile Amerika ve Avrupa’daki gençler, aydınlar ve entelijansiya üzerindeki sempatisini ve desteğini de kaybetmeye başladı.

Tüm bu gelişmeler, özellikle 1960’ların başlarından itibaren Amerika ve Avrupa’da gençler üzerinde yeni bir akımın oluşmasına neden oldu. Tüm gerçekliği güç ve para olan kapitalist sistem ile, giderek gücün diğer kutbunu oluşturan sosyalizm arasında sıkışan yeni genç akım üçüncü bir seçeneği yaratmanın yollarını döşemeye başladı. Bu üçüncü yolun köşe başları ise otorite karşıtlığı, silahsızlanma, çevrecilik, cinsel devrim, kastlaşmış toplum yapısı ve kalıplaşmış insan üretmeye odaklı sistem mekanizmalarının yıkılması oldu. Bu kuşağa, farklı süreçler içinde farklı isimler verildi; Beat kuşağı çocukları, çiçek çocuklar ve 68 kuşağı.

Biraz uzun bir giriş olmakla beraber, “Mülksüzler”in bu kuşağın edebiyata yansımış hali olduğunu söylemek mümkün. Her ne kadar bir bilim-kurgu kitabı gibi gözükse de, “Mülksüzler” ayakları fazlası ile dünyaya basan bir roman.

Her ne kadar romanda Arz olarak anlatılan bizim dünyamız, romanın geçtiği Urras ve Anarres gezegenlerine 11 ışık yılı uzakta olsa da, aslında Urras dünyamızın kısa bir özeti durumunda, özellikle de 20. Yüzyılın ikinci yarısının.

Ursula K. LeGuin’in esas peşinde koştuğu şey ise üçüncü seçenek. İşte bu üçüncü seçeneği Anarres’te yaratmaya çalışmış. 170 yıl önce mülkiyetçi ve otoriter iki cepheye ayrılmış Urras’tan ayrılan Odocu bir grup, Anarres gezegeninin uydusu ya da ikizi olan başka bir gezegeni kendilerini mesken edinmiş ve anarşist bir topluluk kurmaya çalışmışlar. Romanın kahramanı Shevek, işte bu toplumun içinde yetişen bir fizikçi ve hikaye onun, 170 yıldır aralarında mal ticareti dışında bir temas olmayan iki gezegen arasındaki geçişini anlatıyor.

Ursula K. Leguin’in bu eserini benzersiz ve özel kılan şey, üçüncü bir seçenek yaratmaya çalışırken kolaycılığa kaçmaması. Mülkiyet ve otoriteden kaçınan bir toplumun huzur ve refaha kavuşmasının kolay olmayacağını da göstermeye çalışması. Anarres, Urras’a göre oldukça kurak, çorak, verimsiz bir coğrafyaya sahip. Yağmurların ve su kaynaklarının yetersiz olması kadar, kendine ait bir doğal ekolojisi olmayan, bitki ve hayvan çeşitliliği barındırmayan bir yer. Ama buna karşın Odocu topluluk, topluluğun temel felsefesi olan dayanışma, fedakârlık ve cefakarlık ile ayakta kalmaya çalışıyor. Shevek’in Urras’a yaptığı ziyarette gözlemlediğimiz üzere, Urras, bizim dünyamızla benzer özelliklere sahip. Doğal kaynakları ve tabiatı ile bir cennet. Ama cennette yaşayanlar orayı cehenneme çevirmeye çalışırken, cehenneme yaşayanlar cenneti inşa etmeye çalışıyorlar.

Anarşizmin, kökleri toplumda oldukça derinlere uzanan mülkiyetçi ve otoriter düzenlere karşı nasıl bir sistem kurabileceğinin cevaplarını üretmeye çalışmış Ursula K. Leguin. Bence bunda da başarılı olmuş ama bu başarının gezegenlerinden hiçbir şey almadan uzaklaşan bir grup tarafından sağlandığını da unutmamak gerekir. Hikayede, Urras’ta kalan Odocuların hala iki cephe arasında sıkışıp kaldıklarını kolaylıkla gözlemleyebiliyoruz.

Romanın zihnimde yarattığı birçok soru oldu ama en önemlisi bence şuydu; Shevek neden sınıfsız ama otoriter, bürokratik Thun ülkesine değil de, mülkiyetçi A-İo ülkesine gitti? Neden Urras’ı oradan tanımaya başladı. Romanda, bir fizikçi olarak, A-İo’lu fizikçilerle bir süredir temas halinde olduğunu görüyoruz. Ama kendi dünyamızla paralellik kurarsak Sovyet düzeninin yansıması olan Thun ülkesinde de önemli fizikçilerin olması ve Shevek’in onlarla da temas halinde olması gerekirdi. Dolayısı ile Urras’a gitmeyi tercih ederken rotasını Thun’a da çevirebilirdi. Büyük olasılıkla bu sorunun cevabı, Ursula K. LeGuin’in, romanı yazarken, kendisi hangi coğrafyada yer alıyorsa, ana karakterini de o coğrafyalarda gezdirmesi gerektiğine karar vermesindedir. Ursula K. LeGuin bir üçüncü seçenek arayışcısı ama bu arayışı mülkiyetçi bir coğrafyada yapıyor. Üçüncü seçeneği yaratmayı başarmış toplumun temsilcisi olan ana karakterini, Urras’a geleceği zaman kendi coğrafyalarına taşımanın daha doğru bir tercih olacağına karar vermiş olmalı.

“Mülksüzler” dünyanın önemli bir döneminde, önemli bir kavşak noktası. Zamanın getirdiklerinin, bu kavşak noktasının önerdikleri ile kesişmemesi, o önerileri önemsiz kılmaz. Bugün dünya iki kutuplu değil ama mülkiyetçi ve otoriter özelliğinden hiçbir şey kaybetmedi. Günün birinde insan zihninde yeni arayışlar filizlenecek ve eminim ki “Mülksüzler” o filizlenen fikirlerin ilk gübresi olacak.
348 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Bir açtım bir kapattım hızında bitti. Ursula'nın eleştirisi içinde dualite barındırıyor. Yeniye ulaşmanın yolunu eskiden geçerek, bilimle yapmak olduğunu savunuyor. Bunu yaparken anarşi ve arşist(dünyacı) iki yapı kullanıyor. Birinde sahipler varken diğeri mülksüzlerin evreni. Aslında ikisi birbirinin ayı. Başka bir evrende olaylar nasıl gidiyor, sorusunu hatırlatıyor insana. Üzerine uzun uzun konuşulabilir bir kitap
335 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Pek bilim kurgu okuyamadım bu zamana kadar ama son zamanlarda bu türde de kitaplar okumaya başladım. Aklımın hep bir ucunda son zamanlarda çok övülen bir bayan yazar vardı. Ursula K. Le Guin. Bu yazarla ilgili Yerdeniz serisi ve Mülksüzler başı çekmekteydi aklımda ve Mülksüzler okumaya karar verdim.

Bu kararı vermemde 1000Kitap sakinleri ve etkinlik planlamama yardımcı olan, benimle birlikte okuyan tüm arkadaşlara teşekkür ederim.

Evet ne bu Mülksüzler ? Ama durun önce yazarın dili çok güzel bunu belirtelim. Betimlemeler, benzetmeler cümleler harika. Çeviren Levent Mollamustafaoğlu’na teşekkürler gayet akıcı bir şekilde çevirmiş. 328 sayfalık bir eser ve Metis Yayınları basmış kitabı. Elimdeki baskı da 12.Baskı ve tür olarak Bilim Kurgu denilse de alt başlık ütopya-distopya da denilebilir. 1984, Cesur Yeni Dünya benzeri bir eser.

Kitabın konusuna gelirsek; aslında bir çok konuyu içinde barındırıyor ama genel anlam taşıyan bölümü Sosyalizm – Kominizm farklarını bir çok altı çizilecek konu ve cümlelerle anlatmış yazar. Kitap öylesine bilgi dolu ve okunması zor ki gerçekten zorlanacağınızı düşünüyorum. Genel kanı da bu yönde. Uzay ve Dünya’yı kıyaslarmış gibi düşünün başta bu kitabı ya da Türkiye gibi düşünelim. Ülkenin temel taşları besin, enerji, hayvancılık gibi kısmı gibi hammadde bölümü nerede ? Doğuda, kuzeyde gibi. Ama tek başına bir İstanbul fabrikaları olan, çok iyi yönetilen ve modernleşmiş bir kent sizce hammaddesi olmadan, enerjisi olmadan bir İstanbul olabilir mi ? Bir fabrika olabilir mi ? Bunu işlemiş. Ortadoğu ve Amerika olarak aslında direk bir örnek verilebilir bu romana.

Anarres ve Urras olarak bir duvarla ikiye ayrılmış bir dünya var. Bir tarafta çok doğru bir sistem, ırk ve cinsiyet ayrımı olmayan ( bu konuda çok bariz kadın – erkek eşitliğini işlemiş ) toplumsal yaşama saygılı olan, üniversiteleri ve ilerlemeye dönük yani kısacası örnekleri çok ama çok çağdaş ama baskıcı bir bölüm yani Urras var. Diğer tarafta ise tam zıttı olan cahil, meraksız ama doğal ve özgür bir yer var.

Bu iki ülke birbirine çok zıt. Duvarın asla aşılmaması gerektiğini düşünüyorlar. Ama bir bilim adamı kendini ilerlemek için Anarres den çıkıp Urras’a gidiyor. Burada çok iyi ağırlanıyor. Devşirme bir bilim adamı oluyor. Sonrasında ilişkiler yaşıyor falan vesaire fazla spoiler vermemek adına aradaki bu duvarın olmaması gerektiğini söylüyor. Anarres olmadan Urres, Urres olmadan Anarres olmaz gibi bir sonuca varıyorlar ama gelin bakalım ki romanın ucu açık. Yazar sonucu bize bırakmış bu açıdan beğendim.

İçerdiği diğer konulara gelirsek; kısa kısa başlıklar halinde söz edeyim:
- Din ve kurallar, cinsellik, ayrımcılık, tarihi öğrenmek, yasaklar, özgürlük , devrimcilik, sendikacılık, sansür ve gazeticilik, ülke yönetimi ve sistemi, sınıf farkı ve korkusu gibi konuları bolca felsefeyle bize düşündürmeyi sağlamış.

Ülkenin toplumsal kurallarına yönelik genel bilgileri bu kitapta bulabilirsiniz. Nasıl bir toplum olunmalı sorusuna göre yazılmış bir kitap bence. Oldukça yoğun ve düşündürücü, doğruyu bulmaya yönelik. Örneklerle direk mesaj verilerek anlatılmış. Günümüz dünyasına çok benzer bir eser olmuş. Tek bir eleştirim var aynı konuyu bazı yerlerde çok fazla uzun uzadıya anlatıp tekrara düşmesi benim açımdan 1 puanlık bir eksiklik yarattı. Diğer tüm yönleriyle mükemmel bir eser.

Sorgulayan, öğrenen ve doğruyu bulmak isteyen herkese tavsiye ederim. Nasıl bir ülkede, toplumda yaşamalıyız ? Nasıl bir DÜNYA’da yaşamalıyız ?

"Farklılıklar bizim kazanımımızdır."
348 syf.
·39 günde·9/10 puan
şu ana kadar okuduğum en güzel ütopik kitaplardan birisiydi. mülkiyetsizleştirme terimi çok güzel anlatılmış. anarşist ve toplumcu bir dünyada bile hâlâ "bencil" insanların var olabileceğini de öğrenmiş oluyoruz. ve toplumculuğun özgürlüğün de önüne geçebileceğine, gerçekte bir iktidar olmasa bile insanların kafalarının içinde bir iktidar yaratabileceklerini anlıyoruz.
348 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
~SpoiTime~

Birbirinin uydusu olan iki ayrı gezegen. Ve her iki gezegene göre o diğerinin uydusu.
Urras zengin yerimiz, Anarres gezegenimiz ise mülksüzlere adını veren anarşizm ile yönetilen yer. Bol kurak toprakları olan Urrasın tam tersi bir çöl.

Bir düzen düşünün ve bunun içinde yaşanmış olan bir başkaldırı. Urras gezgininde yaşayan anarşist bir topluluk olan Odocular Odo denilen bir öncü ile isyan eder ve başka bir gezegende kendi ideolojilerini yaşamaya başlar peki bu ideoloji nasil ve arasındaki farklar ne?
Şöyle ki Urras denilen yerde kadın-erkek ilişkilerinde kadına pek iş verilmez erkekler bu işleri devralır kadınlar süslenir güzel kokular sürerek lüks bir hayat yaşarlar. Tabi erkeklerde öyle ama sorumluluk daha fazladır. Peki bizim mülksüzlerimiz (Anarres) ise kadın-erkek eşittir herkes işleri yapmak zorundadır çöp toplama şu bu her iş ortak yapılır ve kimse yaptığı işten gocunmaz herkes kardeştir isteyen istediği kişi ile birlikte olur evet bir düzensizlik var Çünkü onlar sahiplenmenin en büyük duzensizlik olduğunu düşünüyorlar ve Urrasta her şeyin bir sahibi vardır.

Gel gelelim hikayemize hikaye bir anarresten bir urrastan kesitle devam eder.
Ana karakterimiz Shevek Anarresli bir fizikçi. Çalışmalarındaki göremediği ilgiyi Urrasta bulacağını sanır ve Odonun oluşturduğu 200 yıllık düzende bir çatlaklık olduğunu düşünür. Bunun için arkasında 2 çocuğunu ve çok sevdiği eşini bırakır ve Urrasa gider. Ama orada da isteği şeyleri bulamaz ve asıl değerli olan ailesine kavuşmak için son gücüyle gezegene dönmeye çalışır.

Kitabın bilinen sözü "Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim’i satın alamazsınız. Devrim’i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak."

Asıl mesajın burada olduğu vurgulanıyor. Genelde Le Guin'in oluşturduğu dünya ve bunun dobralığı benim ona olan sempatimi arttırmaya başladı.
348 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Bilinçli Okumaların Sentezi: 2

Bu kitaba inceleme yazarken bu türdeki incelemelerime ekleyeceğim hayatta aklıma gelmezdi!
1. incelememde de anlattığım gibi roman-anı vb. basit türden kitaplar yerine felsefe,sosyoloji,psikoloji gibi ağır ve dolu dolu bilgi içeren konular için yazdığım incelemeleri bu isimleri yazacaktım. Peki sorun bakalım; roman diye adlandırılan bir kitabı ben, neden Bilinçli Okumaların Sentezi'ne koydum?

Neyse şu deli dolu incelememize geçelim bence :D

Öncelikle bana bir çeşit sponsor olan ve bu ay da bu kitabı hediye eden Zafer Beye teşekkür ederim :)

Mülksüzler denilince akla ne gelir? Şahsen benim aklıma hiçbir şey gelmedi ama "Mülk" hani şu bir şeye sahip olma durumu, mülk edinme'den Mülksüzler'miş :D

Ben cidden bunu kitap okurken anladım...
The Dispossessed kitabın orijinal ismidir. Ki kitabı da çok yükseltmemiz gereken nokta burada başlıyor.
Dostoyevsk'nin Ecinniler adlı kitabının İngilizcesi de The Possessed...
Ruhuna sahip olunanlar ya da içine cin girmişler gibi anlamlara gelen bu isme Ursula "Dis" eki getirerek kitabına isim yapar. Bu da bir çeşit "zıttı" demektir.

Kitabımızda iki farklı dünya vardır,birisi Anarres diğeri de Urras.
Anarres Anarşi'den türetilmiş bir kelime olup Urras'ta (USA ve USSR) dan türetilmiştir.

Kitabı efsane kılan nokta ise şudur; Ana karakterle beraber Anarres'ten Urras'a doğru yolculuğa başlarsınız.
Burada tuhaf olan ve sizin bütün olayları sorgulamanıza neden olan olay şudur.
Anarres'te her türlü otorite "anarşik" bir şekilde reddedilir. Herhangi bir devlet yoktur. Kendilerini "özgürlükçü" olarak tanımlarlar.

Urras ise Anarres'e gidenlerin geçmişidir aslında. Orada göç eden insanlar gidip Anarres'i kurar. Ama Urras Anarres'in zıttı gibidir. Devlet sistem yasalar vb. her türlü zıtlık vardır...

Bu noktada ise tekrardan söylemek istediğim şey şu, kitabı mükemmel kılan ve bu listeye de alan şey sorgulatmasıdır.
Anarres gerçekten de Ütopya olabilir mi?
Ve siz bunu yaşayarak öğrenirsiniz.

Örneğin 30. sayfada iki tane çocuğu izlersiniz, çocuklar küçük oldukları için "iyelik ekleri" kullanmaya çalışırlar. Ama onları hemen azarlarsınız.
Çünkü Mülkiyet kavramı yoktur siz Mülksüz'sünüzdür.

Benim diyemezsiniz, ya da benim ellerim acıdı yerine "eller acıdı" demelisiniz. Aynı olay 55. sayfada anlatılır.

30. ile 40. sayfalarda geçen olay ise insana farklı bir açıdan sorgulatma yaşatır. Küçük çocuklar yasalar polisler ve diğer şeylerin dünyalarında olmadığını bildiği için bir gün hapishane ne acaba diye kendi aralarında oynamaya başlarlar. Ve bu olay onlar için aşırı komiktir. Komik olan ise şudur, bizler, yani modern çağın insanları mitoloji ile dalga geçeriz değil mi?

Ne yani birisi elindeki mızrağı oynatıyor ve şimşek mi çakıyor?
Ya da bir boğa hareket ediyor da ondan mı deprem oluyor yeme bizi yaaaa :D

İşte aynı durumda onlar için vardır.

129. sayfada ise tuhaf bir olayla karşılaşırız. Kendisine tuzluk uzatılan ana karakterimiz teşekkür etmediği için azar işitir.
Şaşırdınız mı? Hayır, neden?
Çünkü teşekkür etmek doğaldır değil mi?
Kapıyı açtığımız zaman teşekkür edilmesi gibi ya da birisine yardım edince...

Peki ana karakterimiz ne der?
Onu bana hediye etseydin teşekkür ederdim ama benimle paylaştın ki sen...

Anarres'li olan karakterimizin dünyasında paylaşmak normaldir ve bunun için teşekkür edilmez.

Kitap için incelememi sonlandırmadan önce söylemem gereken birkaç şey daha var.
Öncelikle bu kitaba roman denilmesi bence yanlış olmuş. Felsefe derdim ben olsam. Her sayfasında hissederek, yaşayarak ve zıtlıkları görerek size bazı şeyleri sorgulatıyor ve düşünmenizi teşvik ediyor.

Bu açıdan ilk defa bir romanda bu seviyede bir doygunluğa ulaştım.

İkinci olarak da kitabın akış kısmı biraz karmaşık. Elime kağıt kalem almama rağmen bazı noktaları kaçırdım ve defalarca anlamak için tekrar ve tekrar okudum. Puan kırmamdaki neden de budur zaten.

Kitap hakkında yaptığım incelemeyi buraya kadar okuyabilenlere teşekkür ederim. Kitap hakkında fazla derine girmeden aldığım notlar eşliğinde yaptığım "Sentez"in sonuna geldik.

Kitabı en sevdiğim kitapların listesi olan "Derviş'in Kütüphanesi" adlı listeme ekleyeceğim.

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim.
"Düşünceler baskı altına alarak yok edilemez. Onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilir."
Bir insana, nesneye veya hisse nefret duymak ya da onu baskı altına almak, onu yok etmez güçlendirir. Çare umursamamaktır, yoksaymak görmemektir.
Yaşamdan korkuyorum ! Bazen ben, çok korkuyorum. Herhangi bir mutluluk çok basit gibi geliyor. Yine de her şeyin, bu mutluluk arayışının, bu acı korkusunun tümüyle bir yanlış anlama olup olmadığını merak ediyorum... Ondan korkmak veya kaçmak yerine onun... içinden geçilebilse, aşılabilse. Arkasında bir şey var. Acı çeken şey benlik; benliğin ise yok olduğu bir yer var. Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. " Ama gerçekliğin, rahatlık ve mutlulukta görmediğim, acıda gördüğüm gerçeğin, acının gerçekliğinin
acı olmadığına inanıyorum." Eğer içinden geçebilirsen. Eğer sonuna kadar ona dayanabilirsen.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mülksüzler
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
348
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753425285
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Dispossessed
Çeviri:
Levent Mollamustafaoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
Mülksüzler
Mülksüzler
The Dispossessed
Mülksüzlər
"...Vermediğimiz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim'i satın alamazsınız. Devrim'i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiç bir yerde değildir." Konuşmasını bitirirken, yaklaşan polis helikopterlerinin gürültüsü sesini boğmaya başladı.

"Romanım Mülksüzler, kendilerine Odocu diyen küçük bir dünya dolusu insanı anlatıyor; Odo romandaki olaylardan kuşaklarca önce yaşamış, bu yüzden olaylara katılmıyor, ya da yalnızca zımnen katılıyor, çünkü bütün olaylar aslında onunla başlamıştı.

"Odoculuk anarşizmdir. Sağı solu bombalamak anlamında değil: kendine hangi saygıdeğer adı verirse versin bunun adı tedhişçiliktir. Aşırı sağın sosyal-Darwinist ekonomik özgürlükçülüğü de değil; düpedüz anarşizm: eski Taocu düşüncede öngörülen, Shelley ve Kropotkin'in, Goldmann ve Goodman'ın geliştirdiği biçimiyle. Anarşizmin baş hedefi, ister kapitalist isterse sosyalist olsun, otoriter devlettir; önde gelen ahlaki ve ilkesel teması ise işbirliğidir (dayanışma, karşılıklı yardım). Tüm siyasal kuramlar içinde en idealist olanı anarşizmdir; bu yüzden de bana en ilginç gelen kuramdır."
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 7,3bin okur

  • di tenim
  • Seyhan şar
  • Emir
  • AA
  • Furkan ŞAHİNER
  • Fatmanur Karakuş
  • Hasret TURKMEN
  • dila oş
  • Sena nur paçacı
  • Zeynep Zeynep

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%6.5
13-17 Yaş
%2.8
18-24 Yaş
%18.8
25-34 Yaş
%34.9
35-44 Yaş
%27.2
45-54 Yaş
%6.5
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%2.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%55.8
Erkek
%44

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34 (852)
9
%26.7 (670)
8
%21.8 (546)
7
%8.6 (215)
6
%2.7 (67)
5
%1.5 (38)
4
%0.4 (9)
3
%0.4 (9)
2
%0.2 (5)
1
%0.1 (3)

Kitabın sıralamaları