s

Siyaset

93 üye · 13 yeni gönderi
Çorum Katliamı
“Komünist Alevîler camiye bomba attılar!” provokasyonuyla binlerce insan yine mezhepsel bir çatışmaya sürüklenmek istendi. Ancak Çorum’da sol, “tüm tonlarıyla” birleşip saldırılara karşı koyunca, Ülkücüler kaçmak zorunda kaldılar. Buna rağmen katliamın bilançosu 52 kişi olmuştu.
Chp Adam Olmaz Arkadaşlar
1990'lara girerken SHP, ideolojisi belirsiz, toplumsal tabanı muğlak, kimliği tutarlılıktan uzak, kamuoyu önündeki ima­jı kırılgan, ülkenin sorunlarına çözüm üretmekten çok kendi sorunlarıyla baş etmeye çalışan bir parti görünümü sergiliyor­du. 20 Ekim 1991'de yapılacak milletvekili genel seçimleri ön­cesinde, iktidar adayı olmak bir yana, partiye "gürültü ve ka­rambolden mütevellit sessizlik" hakimdi. 1980'lerin sonuna doğru önce Sol Kanat'la Baykal ekibi, daha sonra İnönü ile Baykal arasında yaşanan yoğun güç mücadele­si, SHP'nin seçmen gözünde iç barışını sağlayamamış, sürekli kavga eden, sadece seçim dönemlerinde yüzünü halka dönen bir parti olarak algılanmasına yol açtı. Programatik metinler­ deki sosyal demokrasi vurgusu ve "emeğin kitle partisi" ' olma iddiasına karşılık, gerçekte SHP'yi diğer partilerden ayırt eden özellikler süreç içinde arka planda kalırken, parti yönetimi, sı­ nıfsal tercihlerden uzak, demokratikleşme eksenli, merkeze ya­kın bir söylem benimsedi.
Reklam
Maraş Katliamı
Ülkücülerin provokasyonu sonucu, Kahramanmaraş’ta, Türkiye tarihinin en kanlı ve en büyük mezhepsel iç çatışması yaşandı. “Allah’ını seven, Peygamber’ini seven yürüsün. Komünist Alevîleri yaşatmayın. Bunları öldüren cennetlik olur. Maraş Alevîlere mezar olacak. Müslüman Türkiye, Alevîler Moskova’ya! Sütçü İmam aşkına vurun!” diye bağıranlar, sonuçta yüzden fazla masum insanı katlettiler.
Türkeş’le birlikte partinin programında da değişiklik oldu. Türkçülüğün yanına Müslümanlık da eklendi. Yeni ideoloji “Türk-İslam sentezi”ydi! “Bozkurt” yerini “üç hilal”e bırakmıştı…
İspanya’da Franco’ya “Coudillo”; Almanya’da Hitler’e “Führer”; İtalya’da Mussolini’ye “Duçe”; Türkiye’de ise Alpaslan Türkeş’e diğerleriyle aynı anlama gelen “Başbuğ” diyordu partili arkadaşları.
Mucizeler yaratan kişilere, yüksek sözle söylenen sözle­re inancımı yitirdim artık. Bir düşünceyi, hatta duyguyu or­taya çıkarmanın yetersizliğinin farkına vardım. Zamanla ve bu farkındalıkla mücadele ederek, sözlü propagandanın ka­lıcı bir etki bırakmadığını, en iyi ihtimalle ancak insanların ataletten kurtulmasına yarayabileceğini idrak ettim. Birçok kişinin mitinglere gazete kaynaklı duygularla ya da avutul­ma beklentisiyle katılması, gerçekten de içlerinde bir öğ­renme dürtüsü bulunmadığının kanıtıdır.
Reklam
1.000 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.