• 320 syf.
    ·10/10
    Bolşevik Parti tarihin gördüğü ideolojik açıdan en kaynaşmış sosyalist partidir..Lenin İn örgütlenme modelinde ideolojik örgütsel politik tarihsel bilinç anlamında tam bütünlü gerekmektedir.Bu hedefi azami ölçüde gerçekleştirebildikleri için devrim şartları olgunlaştığında küçük bir azınlık hem burjuvaziyi hem aristokrasiyi hem de diğer sol yapıları alaşağı ederek iktidara geldi. İktidara gelmek onu devam ettirmekten kolay olduğunu Lenin dahil tüm üst düzey Bolşevikler anladı. Emperyalistlerin kışkırttığı Beyaz Muhafızlar İç Savaşta Ülkenin tüm kaynaklarını yok ettiler.
    İç Savaş bitmiş Polonya savaşı kazanılmış ama ülkenin üretici güçleri yorgun yılgın ve açlar. Köylülük Proleterya ile yaptığı ittifakta geri çekilme emareleri gösteriyor. Kronstattaki Ayaklanma bu bu geri çekilme huzursuzluğu fırsata çevirmek isteyen Kapitalistlerin, Bolşevikleri alaşağı etmek çabasıdır. kapitalistlerle işbirliği yapan Menşevik ve Sosyal Devrimciler bize şu gerçeği gösteriyor. Oportünizm ve reformizm en son tahlilde karşı devrimcidir. Küçük burjuva ideolojisidir .Ayaklanmanın sloganını Bolşeviklersiz Sovyetler diye seçmiş bu karşı devrimci koalisyon. Kitlelerde bilinç bulanıklığı yaratma isteyen bu slogan çok sinsi bir planın turnasol kağıdıdır.
    Lenin ekonomik yıkıntı sorunların politikadaki yansımasını hem parti içinde hem kitleler nezdinde yılmadan anlatmış.Parti içinde yaşanan sendikalist sapmanın(Troçki,Slapyanilov ve Buharin hizbi şeklinde yansıması) kronstattaki bağını şaşmaz netlikte görmüş ve partiyi bu kir bataktan devrimci grubu ile korumuştur.
    Lenin der ki 'Siyaset ekonominin yoğunlaşmış halidir' .Bu o günlerde de kanıtlanmıştır köylülük (küçük ölçekte özel mülkiyet) , burjuva kalıntılar, dünyada emperyalizm olduğu sürece sınıf savaşı mikro ve makro ölçülerde her alanda yaşanacaktır.
    Proleter sınıf bilinci günümüzde çok geri hem sınıf içinde hem de sol içinde bu kitaptaki Lenin in Konuşmaları dikkatle okunmalıdır.
  • 249 syf.
    Roman Ömer Hayyam, Nizamülmülk, Hasan Sabbah'ın içiçe geçmiş hayatıyla başlıyor. Hayran kalınan bir bağlamayla değişim sancıları çeken bir İran’da Ömer Hayyam hayranlığıyla maceralara atılan bir amerikalının hikayesine geçiliyor. Benim en çok sevdiğim kısım Ömer Hayyam'ın ağzından anlatılan bölümdü. Ama ikinci bölümde de Türkiye'nin ve benzer doğu ülkelerinin yaşadığı ve yaşamaya devam ettiği acıları gördüm ve okurken biraz içim sızladı. Batının ve güçlü devletlerin piyonu olan zavallı bizler. Umarım bunu bir gün yenebiliriz. Ağzımda güzel bir tat bıraktı bu roman
  • 67 syf.
    Kitap tamamen Sosyalizmin kisi üzerindeki etkisine odaklı konulari ele almış. Bazı yerlerde görüşün gerçekliğinden sapmış olsa da okunması gereken kitaplardan biri olduğuna inaniyorum. İyi okumalar.
  • 144 syf.
    ·6 günde·Beğendi·6/10
    'İskandinav Sıradanlığı' merak ettiğim, refah ve zenginlikleriyle bildiğimiz İskandinav ülkelerinin (Danimarka, Finlandiya, İsveç, Norveç) geçmişlerinden günümüze refah hikayesini anlatıyor.
    Ben dahil çoğumuzun hayranlıkla baktığı İskandinav ülkelerinin bu başarılarını, sosyalizmle olan ilişkileri ana ekseninde arka plandaki başarı ve refah ilerleyişi grafik, bilimsel makale kaynaklarıyla desteklenerek okuyucuya sunuluyor.

    Bazı bölümlerde tekrarlanma hissi uyandırsa da , anlatım dili oldukça sade ve anlaşır. Çeviri ortalama diyebilirim.

    Sonuç itibariyle siyaset-ekonomi bazlı bir çalışma olduğundan, bölge ülkelerine ilgi duyanların bu alanlarda okuyabilecekleri bir kitap olmuş.
  • 216 syf.
    ·6 günde·8/10
    Yaşayan büyük mütefekkirlerimizden Hilmi Yavuz’un Türkiye’nin Zihin Tarihi’ni tekrar okuduğumda yazılanların tam da günümüz Türkiye’sini anlattığını gördüm, kitabın yayınından yıllar geçmesine rağmen. Türk kültürü üzerine kuşatıcı bir söylev alt başlığıyla Timaş yayınevinden çıkan Türkiye’nin Zihin Tarihi, Osmanlı kültürü ve zihin tarihinin, günümüz Türkiye’sinin fikir hayatının oluşumunun üzerindeki etkisini Hilmi Yavuz’un engin birikimi ve eşsiz üslubuyla sunuyor iddiasıyla tanıtılmış arka kapakta. Hilmi Yavuz sunuş yazısında ‘ Osmanlı’nın kuşatıcı estetik ve entelektüel mirası üzerine yazılanlar, maalesef çoğu defa bilineni tekrarlamaktan veya deskriptif olmaktan öteye gitmiyor. Halbuki, onun sistemli, kavramsal ve analitik bağlamda yeniden inşası gerekiyor. Şayet bu yapılmazsa Osmanlı kültürünün büyüklüğünü, sezgisel idrakimize değil, zihinsel idrakimize mal etmemiz mümkün olmayacaktır. Bu kitap, böyle bir idrake hazırlık mahiyetinde bazı mütevazi teklifleri içeriyor. Kitaptan daha fazlasını beklemek abes olur. Bununla birlikte tekliflerimin Osmanlı kültürünün yeniden inşasında bir manası olacaksa, elbette bundan bahtiyarlık duyarım’ diyerek kitabın mahiyeti ve yazılış amacı hakkında okuyucuyu bilgilendiriyor. Türkiye’nin Zihin Tarihi’nde makaleler üç bölüme ayrılmış: Osmanlı’nın Zihin Tarihi, Kültür Kimlik ve Demokrasi. İlk bölümde Osmanlı hakkında yanlış bilinenler, itirazlar; ikinci bölümde Batı kültürünü örnek alıp geçmişini yok etmeye çalışan bir ulusa teklifler, son bölümde de başta sivil toplum örgütleri olmak üzere yönetici ve yönetilenlere yüksek sesli uyarılar var. Hilmi Yavuz’un ilk ve en büyük eleştirisi Sabri Ülgener, çok az da Şerif Mardin ve Fuat Köprülü dışında aydınlarımızın Osmanlı zihniyet tarihiyle kuşatıcı bir şekilde ilgilenmemeleridir. Okullarda yanlış ve kabataslak öğretilen tarihi Emin Oktay Tarihi olarak değerlendirir, Osmanlı’yı resmi arşiv belgeleriyle değil, başta edebi eserler olmak üzere sanat eserleriyle daha iyi tanıyabileceğimizi savunur Hilmi Yavuz. Başbakanlık arşivindeki milyonlarca belgenin yalnızca üçte birinin tasnif edilebildiğini, geri kalan üçte ikisinin tasnif edilmeyi ve okunmayı beklediğini, bunun da yeni nesillere Osmanlıcayı öğretmekle mümkün olacağını savunan Yavuz; Osmanlı kültür ve medeniyetini soylu ama tepeden bakmayan, muhteşem ama insanı ezmeyen, büyük ama ürkütmeyen bir kültür olarak vurgular. İlk bölümdeki makalelerinde Osmanlı’da felsefe, ahilik, aydınlanma, tüketim, halifelik, hukuk gibi çetrefilli konular hakkında bilgiler ve teklifler sunan Hilmi Yavuz’un altını çizdiğim bazı fikirlerini burada alıntılamak istiyorum: ‘Osmanlı kültürü eşyanın niteliğiyle değil, niceliğiyle ilgilenmiştir.’ ‘Osmanlı İmparatorluğu’nun bürokratik ve despot bir devlete dönüşmesinin, Fatih Sultan Mehmet’le başladığını biliyoruz.’ Hepsi de ayrı tartışma konusu olabilecek özgün fikirler bunlar. İlk bölümdeki makalelerin Osmanlı’yı ve kültürünü farklı bir cepheden tanımaya ve değerlendirmeye yol açacağı tartışmasız bir gerçek, kanaatimce… Kitabın yarısının ayrıldığı Osmanlı müşehadelerinden sonra Türk kültürüne geçiliyor ikinci bölümde. Türk kültürünün kökenlerinin tanımlanması ve temellendirilmesinin şart olduğunu ileri süren Hilmi Yavuz, Cumhuriyetten sonra Batılılaşma ve Batıcı dünya görüşünün egemenliği altına giren Türk kültür ve fikir hayatının İlhan Selçuk gibilerinin iddia ettiğinin aksine Osmanlı kültüründen ve tarihi geçmişinden soyutlanamayacağını özellikle vurgular, Türk tarihini Cumhuriyetin ilanından başlatıp, öncesini tamamen yok sayan sözde aydınlara şiddetle karşı çıkar. Daha sonra birkaç makalesinde Türk felsefesinden, özellikle Ziya Gökalp ve Hilmi Ziya Ülken’den bahseden Yavuz, Türk kültürünün sistemleştirilmesi ve temellendirilmesi işine soyunur, burada da uzun uzun Ahmet Hamdi Tanpınar’ı konu edinir, son kitabıyla epey bir aşağılanan Murat Belge’yi eleştirir. Köylülük, ötekilik, lümpenlik, burjuvazi, Batıcılık, parçalı kimlikler, ulusal kişilik, aydınlar, musikimiz kitabın bu bölümünde değinilen kavramlar. Türkiye’nin Zihin Tarihinin son bölümü demokrasiye ayrılmış. Bu bölümde sivil toplum örgütleri, tek partili hayat, çokseslilik ve Türk jakobenizmi sorgulanıyor. Özellikle Atatürkçü Düşünce Derneği’nin sivil toplum örgütü olarak değil, devletin bir derin kurumu olarak kabul edilmesi oldukça ilginç. Ezeli rakip Attila İlhan üzerine eleştiri ağırlıklı değerlendirmeler de son bölümün temel konularından. Özellikle son bölümün dikkatle okunması ve üzerinde düşünülmesi gerek.Geçmişimizden, geleneklerimizden, tarihimizden ve kültürümüzden uzaklaşmaya ya da uzaklaştırılmaya çalışan yayınların boğucu istilası karşısında Hilmi Yavuz’un ‘Türkiye’nin Zihin Tarihi’, gerçekten de serinletici ve bilinçlendirici bir işlev görüyor ve görecek şüphesiz. Osmanlı, Türk kültürü ve demokrasisi üzerine bilgi vermekten ziyade kuşatıcı yorum ve teklifler sunan kitap, Türk fikir hayatında tartışmaya açılmalı ve teklifleri değerlendirilmeli...
  • 552 syf.
    ·7 günde·8/10
    Kitapta birand askeriyeyi inceliyor. Bir insan neden asker olur? Hangi tabakadan gelir? Nasıl eğitimler alır? Devlete nasıl bakar? Sosyal hayattan nasıl kopar? Nasıl terfi alır ve emekli olunca nasıl yalnızlık girdabında savrulur bu ve bunlar gibi bir çok soruya cevap vermeye çalışıyor kitap.

    Yazar kitapta komutan isimli bir karakter yaratıp onun üzerinden anlatsa da aslında askeri lise öğrencisinden orgeneral emeklisine kadar çeşitli rütbelerden askerlerle yaptığı röportajlar kitaba yön veriyor. Tabi nesnelliği tartışılsa bile yinede askeriyeyi ve askerleri tanımak için okunabilecek bir kitap.

    Özellikle devletin askere verdiği imkanları, anadoluda askere dair saygıyı, askerin siville ilişkisini okurken şaşırdım ve emekli olmuş yüksek rütbeli askere cidden üzüldüm. Kısacası asker-sivil ilişkisini, bir askerin iç dünyasını, askeriyenin nasıl işlediğini anlamak için okunabilir. Tavsiyemizdir.
  • 152 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    İngiliz yazarın 20.yy ortalarında yayınladığı kitap ile iki kutuplu dünyanın kızıl bölümünü hicvettiği romanıdır. Komünizm eleştirisi ile yazılmış olan ve kimsenin eşitlik bakımından aynı olamayacağını anlatan roman, geçmişten günümüze pek de bir şeyin değişmediğini hatırlatması bakımından önemlidir. Keyifle okunacak bir romandır.
  • 250 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Yazar içinde yaşadığımız coğrafyayı 1950 lerde anlatmış. Büyük kardeş her şeyin en iyisini, en doğrusunu, en güzelini bilir. Hatta her şeyi o bilir. Sanki yazar ülke ismini kitapta değiştirse anında pek çok ülke adı olayların geçtiği yerle özdeşleşir. Okurken çok etkilendiğim ironik ve bizden çok şeylerin olduğu roman. Yine hayvan çiftliği romannda olduğu gibi komünizmin eleştirildiği bir roman fakat gelin görün ki gerçekler komünizmden bağımsız hareket etmekte. Biraz kasvetli ve sizi bunalıma sokacaktır belki ama yaşadığımız bugünler sizi etkilemiyorsa bir solukta okuyacaksınız eminim.
  • 86 syf.
    ·2 günde·7/10
    Insan Hakları Evrensel Bildirisi'nin yazılmasına katkıda bulunmuş, Birleşmiş Milletler Örgütü'nün kurucularından biri olmuş, hayatın tüm olumsuzluklarına karşın daima mücadele etmiş Hessel'in hemen hemen her konuda fikirlerini açık yüreklilikle dile getirdiği söyleşi şeklinde yayınlanmış kitapta güzel düşüncelerine hayranlıkla şahit olacaksınız.

    Madde 1
    "Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdanla donatılmışlardır, birbirlerine kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar."

    Iyi okumalar.