Surname

9,0/10  (7 Oy) · 
27 okunma  · 
8 beğeni  · 
611 gösterim
Bilindiği üzre Sumâme, Osmanlılar çağında, evlenme, düğün-demek, sünnet gibi sevinçli olaylar dolayısıyla, halkın da katılmasıyla yapılan ve bikaç gün süren zengin şölenleri, renkli törenleri, büyük eğlenceleri, olağanüstü gösterileri, bütün bu şenlikleri betimleyip anlatan kitaplara denilir. Yani Sumâme, kısacası düğün kitabı demektir. Kolayca anlaşılmaktadır ki, bu düğünler, başlık parası veremeyip yavuklusunu kaçırdığı için dama düşenlerin değil, sultanların, şehzadelerin düğünleridir.

Cumhuriyet döneminde, Osmanlı İmparatorluğu çağındaki bu şenliklere taş çıkartan, kırk gün kırk gece süren ve Hüseyin Baykara eğlenceleri örneği öyle düğünler dernekler, döner siteyşınlı nişanlar, görülmemiş şölenler, duyulmamış törenler, içkili fıskili açılışlar, türlü bin türlü şenlikler yapılmışsa da, ne yazık ki bütün bunları anlatan bir Cumhuriyet Surnâmesi bugüne dek yazılmamıştır.
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2007
  • Sayfa Sayısı:
    200
  • ISBN:
    9789759038694
  • Yayınevi:
    Nesin Yayınevi
  • Kitabın Türü:
mehmet pak 
 19 Şub 17:41 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Cezaevleri suç işleyenler insanları cezalandırılmaya dönük yaptırımlarda mı bulunmalı ? Yoksa suç işleyen insanların cezaevinden çıktıktan sonra daha iyi bir insan olma adına adımlar mı atmalı ? Brezilya 'da başlatılan bir kampanyadan bahsetmek isterim. Okunan her kitap, hapis cezasını 4 gün kısaltıyor. Ayda bir kitap olmak üzere yılda toplam 12 kitap okuyan kişi , okuduğu kitapların yorumunu yaptığı takdirde bu haktan yararlanabiliyor. Yılda 12 kitap okuyan bir tutuklu bir yılın sonunda 48 gün cezasından düşürülüyor.
"Bir kişi cezaevini aydınlanmış ve dünya görüşü gelişmiş bir şekilde terk edebilir" Andre Kehdi

Bazı ülkelerde tutuklulara karşı sergilenen yaptırımların sonunda tutuklulular ya eskisinden çok daha azılı bir suçlu olarak cezaevinden çıkar, ya da pozitif yaptırımların sonucunda suç işleme oranı düşürülebilmektedir. Bunlardan biri de isveç 'tir . Bazı ülkelerde her gün cazeevleri açılırken ,İsveç te ise son yıllarda 5 cezaevinin kapatıldığını görmekteyiz.Bu örnek kıyaslarla çoğaltılabilir. Zaten siyasi tutukluları hiç bu yoruma dahil etmiyorum. O zaten başlı başına bir konudur. Düşünme suçlusu ne de olsa . Düşünmenin suçu , okumanın suçu .Şunu okursan suç ,şunu düşünürsen suç.

SPOİLER İÇERİR

Gelelim Surnameye kitaptan alıntıyla Surnamenin ne demek olduğuna bakalım.
'' Bilindiği üzere Surname ,Osmanlılar çağında , evlenme ,düğün - dernek ,sünnet gibi sevinçli olaylar dolayısıyla ,halkın da katılmasıyla yapılan ve bir kaç gün süren zengin şölenleri ,büyük eğlenceleri ,olağan üstü gösterileri ,, bütün bu şenlikleri betimleyip anlatan kitaplara denilir.Yani , Surmane kısacası düğün kitabı demektir.Kolayca anlaşılmaktadır ki ,bu düğünler , başlık parasını veremeyip yavuklusunu kaçırdığı için dama düşenlerin değil ,sultanların ,şehzadelerin düğünleridir. '' Aziz nesinin Surnamesin de yine kalabalık vardır insanlar toplanmıştır , düğün derneklerde olduğu gibi davul zurnalar eşlik etmiştir kalabalığa . Binlerce insanı terbiye etmek için kurulan darağacı Berber Hayri için ölüm olurken , kalabalık için bir şölene dönüşmüştür. Ahlaksızlar ahlaksızlıklarını, sapıklar sapıklıklarını ,hırsızlar hırsızlıklarını maskeleyip Berber Hayri 'nin asılmasını büyük bir şölene çevirmişlerdir. Kendisine yapılan kötülüğün intikamını almak için bir hataya düşen Berber Hayri cezaevine girmeden önce ki bütün insanı yanları yok edilip bir canavara dönüşmek üzereyken siyasi tutuklular ( düşünce suçluları ) ile karşılaşır. Siyasi tutuklular ile karşılaşmadan önce bir insanın nasıl suça itildiğini , asıl suçlu cezaevindeki koşulları yaratıp suça itilen insanlar mı ? Yoksa o koşulları sağlayanlar mı ? sorusunun cevabı çok ince bir şekilde işlenmiştir. Hayri 'nin talihsizliği ise düşünce suçluları ile çok geç tanışmasıdır. Keşke bu insanlar ile çok daha önceden ,hatta cezaevine girmeme sebep olan suçu işlemeden önce tanışsaydım diyen Berber Hayri 'yi etkileyen Usta ne demişti: '' Tek paslanıp pislenmeyen insanın özüdür ,o öz ki en kötü sanılan insanın bile içinin bir yerinde gizlidir '' demişti. Yeter ki onu çıkarmasını bilelim ,yeter ki o koşulları sağlayabilelim.

'' Sonsuz değişim yasası diye bir şeyden söz etmişti Usta. Doğanın ve toplumun nasıl sonsuza sürekli değişmekte olduğunu uzun uzun örnekler vererek anlatmıştı. Her şey , var olan her şey ,her düşünce ,birbirine karşıt iki şeyin bileşimiydi.Var olmak demek ,iki karşıt şey olmak demekti , bişeyin karşıtı da olması demekti : olumlu-olumsuz ,ak- kara , tez -antitez ... Karşıtlıklar sürekli savaşım içinde yok olurken yeni bir bileşim çıkıyordu ortaya. Her yeni bileşimde ,kendi karşıtının tohumunu içinde taşıyordu .İşte varlık buydu ,doğa buydu ,tarih buydu. '' Evet Berber Hayri 'de değişmişti . İdam sehpasında son isteğini soran savcıya söylediklerine bakalım : '' Berber Hayri sonsuz değişime inanıyorum ben , dedi ,her şey ama her şey durmadan değişiyor . Bende değiştim ,değişiyorum da. Dört yıl önce çok ağır bir suç işlemiştim ,suçluydum . Ama dört yılda o denli çok değiştim ki ,başka bir Hayri oldum ,başka bir insan oldum. O suçu işleyen insan ben değilim artık . Siz , suçlu diye bambaşka bir insanı ,bambaşka bir Hayri 'yi asıyorsunuz , tam bambaşka bir insan olduğum zaman da. ''

Deliler boşandı kitabını okuduğum bir anda ,kitaba ara verip bir iki gün önce bitirdiğim Surnameye yorum yapmak istedim. Toplumsal sorunları böylesine eğlenceli anlatmayı başaran Aziz Nesin aslında ağlanacak halimize güldürmeyi başarabilen bir yazar izlenimi bıraktı bende . Surname de mizahi yönü ise bayağı kara olmuş. Bir zamanların Karagöz ve Hacıvatı Aziz Nesinin eserlerinde can bulmuş.

Hiç bir devletin yasaları ,hiç bir dinin kuralları benim vicdan yasamın üstüne çıkamaz. İdamlar ile ilgili fikir alış verişlerinin yapıldığı şu dönemlerde söylemek isterim ki ,asıl suçlular ayak ayak üstüne atıp , tertemiz insanların asılmasını izleyeceklerdir. Tarih bu konu da tekerrür eder .

Onur Özkan 
 16 Şub 17:08 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Surname" ilk olarak 1976'da daha sonra, 1983'te Adam Yayıncılık
ve 2007 yılında Nesin Yayınevi tarafından basılmıştır.

Aziz Nesin; “Surname” isimli kitabında 15 yaşında iken
hüküm giyen berber çırağı Hayri’nin üzerinden cezaevlerinin içini
ve toplumun ikiyüzlülüğünü bizlere anlatır.

Berber Hayri yargılama sonunda idama mahkum olup,
Sultanahmet Meydanında yapılacak halka açık son infazın da kahramanıdır!

Berber Hayri, cezaevlerinin efsane kabadayısı haline geldikten sonra
Aziz Nesin, Berber Hayri’nin ve çevresindekilerin hayatlarına dair
ayrıntıları da bizlere vermeye başlar.

Berber Hayri’yi idam sehpasına yollayan suçu küçük
bir erkek çocuğa tecavüz edip öldürmektir.

Hayri cezaevine ilk düştüğünde bütün mahkûmlar onun “ahlaksızlığı”
üzerinden kendilerini aklama yanışına girerler:
- Ben de aynı suçtan buradayım ama… Benim ki kız çocuktu!!!

Akşam güneş batarken cezaevinde mahkûmların iç hesaplaşma
saatlerinin başladığını anlatır Aziz Nesin…
Bir akşam da Berber Hayri, bilge kahraman Gözlüklü Beyefendi’ye
kendi hikâyesini anlatır.

Gerçekte Berber Hayri tecavüz eden değil, edilendir!
Öldürdüğü çocuk, berber dükkanındaki ustasının oğludur.
Ustası bir akşam zorla Hayri’ye tecavüz eder. Sonra arkası da gelir.
Herkese söyleyeceğim tehdidiyle bu işkence bir süre devam eder.
Sonunda Hayri dayanamaz ve intikam almak için ustanın oğluna
tecavüz etmek ister, çocuk bağırır, Hayri korkar ve kimse duymasın
diye çocuğun ağzını kapatırken, farkında olmadan kaza sonucu
onun boğularak ölmesine neden olur!
Esas hikaye aslında işte budur!

Gözlüklü Beyefendi bu özel bilgiyi koğuşun ağasına söyler.
Hayri artık ağanın eline düşmüştür!
Ustasının yerini bu sefer hapishane ağası almıştır.

Bir gün hapishanenin helâlarından canhıraş bir çığlık duyulur.
Hapishane ağası penisi kesilmiş halde ve şişlenmiş olarak bulunur!
Berber Hayri’nin “itibarlı” günleri de böylece başlar!

Kendisine yapılan haksızlıkları başkalarına yapmaz ve yaptırmaz.
Bir hapishane efsanesi haline gelir. Sevilir ve sayılır.

Ancak hakkında verilen idam kararının bürokratik aşamaları
yavaş yavaş bitmektedir. En son Meclis onayı da çıkınca,
Berber Hayri için yolu sonu görünmüştür.

Aziz Nesin; kendisinin de tanık olduğu “ibret alınması” için yapılan
halka açık idamları anlatır.

Halk geceden Sultanahmet Meydanındaki “Kanlı Çınar”ın
etrafını doldururdu. Şilteler serilir, bir gün önceden yapılmış
zeytinyağlı dolmalar tencereler içinde yanlarında olurdu.

Sabaha karşı idamlık mahkûm meydana getirilirdi.

Berber Hayri de benzer bir ortamda yağlı urganın altına geldi.
Son sigarası yakıldı. Boynuna idam hükmü asıldı.
Sehpaya çıkartılmadan önce “son sözü” soruldu.
Cezaevlerinde 15 yıl geçirdikten sonra olgun bir insan olan
ve içeride farklı biri haline gelen Berber Hayri,
etrafına şöyle bir bakıp acı acı bir tebessümle der ki:

- "Siz başka birini asıyorsunuz!"

ihtiyar 
26 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Berber Hayri'nin kara mizahla idama giden öyküsünü mükemmel anlatmış yazar. Aziz Nesin bir konuşmasında şunları söylemiştir: “Oyunlarımın değeri ben öldükten sonra daha iyi anlaşılacak. Neyse ki, ‘Surname’ romanımı anlaması gerekenler anladı, yaşarken gördüm bunu…” Kitabı sıkılmadan okuyacaksınız ve ağlanacak durumumuza güleceksiniz. Mesajları da alabilirseniz alacaksınız.:)

Ayşen 
23 Şub 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Çok beğendim hakikaten çok ama çok beğendim. Sonunu bildiğiniz bir romanda okunabiliyormuş. Aziz Nesin okumak isteyenlere tavsiye edebileceğim bir kitap.
İdam mahkumu Berber Hayrinin hapse düşmesi, hapis hayatı, erkek dünyası, hapis hayatının acımasızlığı, sistemin acımasızlığı, Berber Hayri'nin değişimi ve sonunda ibretlik idamı...

umit kemal parlak 
20 Eki 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

idam cezasini sorgularken, bunun tarihcesini de bize anlatan muthis bir aziz nesin eseri.
hapishanedeki bes adet suclunun hapishaneye girme sebeplerini anlatan alti sayfalik muhtesem bolum icin bile okunmasi gereken harika bir kitap.
aziz nesin "anneye anlatir gibi" anlatiyor derdini.
o derece acik ve net.

Kitaptan 12 Alıntı

Zagor 
08 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Büyük bir tarihçi şöyle demiş : "Tarihten alınan en büyük ders,insanların tarihten ders almadıklarının anlaşılmasıdır."

Surname, Aziz Nesin (Sayfa 139)Surname, Aziz Nesin (Sayfa 139)
mehmet pak 
15 Şub 21:54 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Nefti
Dalak ,ciğer, işkembe , böbrek , beyin ver şuradan ...
Aman unutma sakın , beş paralık da vicdan !

Surname, Aziz Nesin (Sayfa 14 - Adam Yayınları)Surname, Aziz Nesin (Sayfa 14 - Adam Yayınları)
mehmet pak 
17 Şub 12:34 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Önemli olan ,insanın vicdanını susturması için bir gerekçe uydurması ,sonra da uydurduğu gerekçeye kendisinin de inanmasıydı .

Surname, Aziz Nesin (Sayfa 129 - Adam Yayınları)Surname, Aziz Nesin (Sayfa 129 - Adam Yayınları)
Zagor 
08 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Her ülkede, onbinlerce, yüzbinlerce kişi keman çalar, piyano çalar, yada başka çalgılar çalarlar. Ama bunların hepsi de piyanocu, kemancı değildir, hepsi de ille konser vermeye kalkmazlar. Ne var ki, kendileri de bir çalgı çaldıkları için, çalgı çalmayanlara göre, müzikten daha çok zevk alırlar, dinledikleri konserleri daha iyi anlarlar. Zevk almak, bişeyden anlamak az şey midir? Şiir de böyleydi işte. Şiir yazan herkes ille de şair olmaz, ama yazmayanlara göre şiirden daha çok zevk alır. Şiirle hiç uğraşmayanlar, o zevki tadamazlar ve bunun ne büyük eksiklik olduğunu bile ayrımsayamazlar."

Surname, Aziz Nesin (Sayfa 93)Surname, Aziz Nesin (Sayfa 93)
Zagor 
08 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Altın pas tutmaz, platin pas tutmaz" denir, doğrudur. "Altınla platin pas tutmaz ama pisliğe düşünce pislenir bunlar. Tek paslanıp pislenmeyen insanın özüdür" demişti. "O öz ki, en kötü sanılan insanın bile içinin bir yerinde gizlidir."

Surname, Aziz Nesin (Sayfa 109)Surname, Aziz Nesin (Sayfa 109)
Zagor 
08 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Ne kendim iyi olmaya, ne başkalarına iyilik etmeye zaman bulabildim Ustam."

Surname, Aziz Nesin (Sayfa 108)Surname, Aziz Nesin (Sayfa 108)
Zagor 
08 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Tartı çekmez suçlarımız, yer götürmez günahlarımız var."

Surname, Aziz Nesin (Sayfa 112)Surname, Aziz Nesin (Sayfa 112)
Zagor 
 07 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Gözlüklü Beyfendi, elinde tuttuğu kitaptan şunları okuyordu:
1882 de Rusya'da idam cezasına çarptırılan nihilistlerin affı için, Rus çarına gönderdiği mektupta Victor Hugo şöyle yazıyordu: "Rasgele bir ses hem hiç kimsedir, hem herkestir. Adı bilinmeyen büyük kalabalıktır. Bu sesi dinleyiniz, "Af!" diyecektir. Ben de karanlığın içinden "Af!" diye bağırıyorum. Burada aşağıda af, yukarda da af demektir. Halk için imparatordan af istiyorum; yoksa imparator için Tanrı'dan af dilerim."
Dinleyenler büyük merakla:
— "Ne olmuş sonra? Çar affetmiş mi?" diye sordular.
Gözlüklü Beyfendi:
— "Evet, çar affetmiş idam cezasına çarpılan beş suçluyu" dedi.

Surname, Aziz Nesin (Sayfa 77)Surname, Aziz Nesin (Sayfa 77)
Zagor 
07 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Şair Nefti
Şair Nefti'den ikilik:
"Dalak, ciğer, işkembe, böbrek, beyin ver şurdan..." "Aman unutma sakın, beş paralık da vicdan!"

Surname, Aziz Nesin (Sayfa 14)Surname, Aziz Nesin (Sayfa 14)
Zagor 
 08 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Bir zamanlar İttihatçılar varmış, İttihatçılar diye bir parti bunlar. Eskiden, daha Birinci Dünya Savaşı patlamazdan önce... Bu ittihatçıların kurduğu hükümet iş başında. O zamanlar İttihatçıların Musa Kâzım Efendi denilir bir şeyhülislamları varmış. Bu Şeyhülislam Musa Kâzım Efendi'nin taşrada yaşar bir dostu varmış, bu dostunun da çocukları çok, hepsine bakamıyor, yetişemiyor. Oğullarından en akıllısına yol parası
verip:

— "Hadi oğlum" demiş, "sen İstanbul'a git, Şeyhülislam Musa Kâzım Efendi amcanın huzuruna var. Benden selam ilet. O gönülsüz bir adamdır, eski dostunu unutmamıştır.
Benim seni bundan böyle okutmaya gücümün yetmediğini söyle. Durumumuzu anlat. Sana bir yol göstersin."

Delikanlı İstanbul'a gelmiş, arayıp sormuş. Şeyhülislam Musa Kâzım Efendi'nin evini bulmuş. Gitmiş evine, "ben falancanın oğluyum", demiş. Eski töreye göre, kapıdan girince ayakkabısını çıkarmış ayakkabılıkta. Musa Kâzım Efendi'nin odasına varıp elini öpmüş. Babasının kendine dediklerini söylemiş. Bunun üzerine Musa Kâzım Efendi, delikanlının hangi iş dalında hevesi olduğunu anlamak için ona sorular sormaya
başlamış. Hevesi olan işi anlayıp da ona göre uygun bir iş bulacak. O işi söylemiş, delikanlı isteksiz. Bu işi söylemiş, delikanlı isteksiz... Delikanlı hep gönülsüz yanıtlar veriyor. Bu konuşmadan hiçbir sonuç alınamamış. Böylesine isteksiz insana nasıl iş bulunur ki... Delikanlı Musa Kâzım Efendi'den izin isteyip elini öpmüş, gidiyor, ayakkabılıkta ayakkabılarını giyerken, Musa Kâzım Efendi:

— "Hele dur oğlum", demiş. Sana uygun hiçbir iş bulamadım ama, hiç olmazsa sana bir hikâye anlatayım da, belki günün birinde bir işine yarar. Ve oracıkta şu hikâyeyi anlatmış:

Hocanın biri, hem bulunduğu yerin medresesinde ders verir, hem de o kentte kadılık edermiş. O dönemde, asılma cezalarının yerine getirilişinde, idam cezasını veren kadı da orda bulunurmuş. Hoca bigün, medresede okuttuğu mollalarına
şöyle demiş:

— "Yarın, hükümet alanında bir suçlunun asılmasında, kadı olarak ben de bulunacağım. Bu yüzden öğleden önceki derslere gelemeyeceğim, ancak öğleden sonra gelebilirim. Ben gelene dek, kendiniz derslerinize çalışırsınız."
Ertesi günün sabahı, nasıl olsa hocaları derse gelmeyeceğine göre, asılma cezasının yerine getirilişini de çok merak ettiklerinden, medresenin mollaları hükümet alanına
gitmişler. Üçayak dikilmiş, herşey hazır. Kadıya, asılacak olan adamı gösterip:
— "idam hükmü verdiğiniz kimse bu mudur?" diye sormuşlar.

Kadı da:
— "Evet, budur! deyince, cellat, elleri arkasından bağlı suçlunun boynuna yağlı ipin halkasını geçirmiş. Çingene cellat, suçlunun ayaklarının altındaki sandalyeye bir tekme atınca, suçlu ipte sallanmış. Asılan adamın ayağının birindeki yırtık ayakkabı, yere düşmüş. Ayak çıplak, pis ve nasırlı. Kadı efendi hemen seğirtip, ipte sallanan adamın ayakkabısı düşen çıplak ayağını öpmüş. Bunu gören ordaki mollalar da, hocalarının
ardından, ipteki adamın çıplak ayağını öpmüşler. Kadı kızıp mollalarına:

— "Hele gidi teresler, ne diye ipte sallanan bir serseri cesedinin çıplak ayağını öpersiniz?" diye bağırınca onlar da:

— "Aman efendim," demişler, "o cesedin ayağını sizin öptüğünüzü görünce, demek bunda bir keramet var ki, bu asılan adamın bir kutsallığı neyi olacak ki, suçlu görünüşünün derininde gizli bir anlam olmalı ki, bizim ulu hocamız onun ayağını öptü diyerek, biz de size uyduk."

Bunun üzerine Hoca, mollalarına:
— "Hay Allah layığınızı versin!" demiş. "Neden onun ayağını öptüğümü anlatayım da dinleyin. Ben o herifin yıllar önce asılmasına karar vermeliydim. Belki de bu yüzden
Tanrı yanında suçluyum. Bu herif daha çocukken komşu evlerin kümeslerinden yumurta çalardı. Daha o zaman yakalayıp bana getirdiler. "Oğlum, bir daha yapma. Bir daha hırsızlık yaparsan sana alanda dayak attırırım. Bu kez bağışlıyorum, sana ders olsun" dedim. Gitti. Bisüre sonra bu kez tavuk hırsızlığından getirdiler. Hükümet alanında dayak attırıp; "Oğlum, sakın bir daha hırsızlık yapma, bu sana ders
olsun. Yine hırsızlık yaparsan, şeriat hükmünce parmaklarını kestiririm" dedim. Gitti. Bir zaman sonra yine hırsızlık suçuyla karşıma çıktı. Şeriat hükmünce parmaklarını kestirip
"Oğlum, ben sana söylemiştim. Sen bu hırsızlıktan vazgeç. Bir daha hırsızlık yaparken yakalanırsan, elini bileğinden kestiririm" dedim. Gitti. Onca sözüm, verdiğim onca öğüt işe yaramadı. Yine hırsızlık etti. Şeriat üzre elini kestirdim. "Sen bu hırsızlıktan vazgeç, bunun sonu darağacıdır. Sonra canından olursun, seni astırırım" dedim. Ama o yine hırsızlık etti. Ve işte görüyorsunuz asıldı. Ben böyle bir adamın ayağını nasıl öpmeyeyim ki, tuttuğu yolun sonunun ip olduğunu bile bile "Benim yolum bu yoldur" deyip, ipi göze aldı, yolundan dönmedi, sonuna dek o yoldan gitti. Ben işte bu yüzden
cesedinin ayağını öptüm, ya siz neye serseri cesedinin ayağını öpersiniz, a teresler."

Surname, Aziz NesinSurname, Aziz Nesin
2 /