• 438 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Ucundan spoiler içerir :).

    Yaşar Kemal tarafından 1955’te kaleme alınmış dört kitaptan oluşan serinin ilk kitabıdır. Aynı zamanda yazarımızın da yazdığı ilk kitaptır. Kırktan fazla dile çevrilmiş ve 1956 yılında varlık dergisinin Varlık Roman Armağanı ödülünü almıştır. Hürriyet Pazar tarafından yüz kişilik jüri tarafından “Türk Edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi yüz romanı” listesinde bir numara seçilmiştir.
    İnce Mehmet yazıldığı dönemin Çukurova’sının ağalık sistemini anlatmaktadır. Şehirden uzak kalmış köy halkının yaşadıkları zulümü, adalet sistemindeki eksiklikleri, insanlar arasındaki sınıflandırılmayı ve toplumsal cahillikleri, konu alınmıştır. İnce Memed bir karakterden çok tip özelikleri gösterir aslında kitabın geneline baktığımızda çoğunlukla karakterler çok sık gördüğümüz Anadolu insanlarının tip özelliklerini yansıtır. Köydeki herkes insanların içgüdüsü haline gelmiş bir yerlere tutunma zorundalığı için savaşmaktadırlar. Her insan kendine göre haklıdır ve nihayetinde istedikleri sonuca varma arzusuyla her şeyi yapabilme olanağına sahiptir. Kitapta köyün ağası olan Abdi de istediği her şeye olanak sahibi olduğu için yetinmeme duygusunu besleyip ağalık görevini kötüye kullanmayı huy edinmiştir. Memed çocukluğundan beri Abdi’nin mental ve somut işkencelerine katlanmıştır fakat derinliklerinde başkaldırma arzusuyla sevdiği kadınla birlikte köyden ve ağanın himayesinden kaçma deneyimleri olumsuz sonuçlanmasıyla sonraki olayları ve duygu içeriğiyle okuru kitabın içine almıştır. Kimi zaman düşündürmüş kimi zamanda duygulandırmıştır. Şahsen beni en çok etkileyen yer nedendir bilmem, Memed ’in annesi Döne’nin ölümüdür. Döne karakteri Anadolu’da yaşayan çoğu anneyi temsil etmektedir. Ataerkil bir toplumda başında erkek olmadan çocuğunu büyütmüş, onun için sersefil hayata katlanmış ve ağa yüzünden gözlerini hayata kapatırken bile çocuğu için çocuğunun yaptığı davranışların bedelini üstlenmiştir. Koşulsuz vefa ve merhametin somut örneği kuşkusuz Döne’dir benim için. Memed, ağasına karşı gelmiş bir eşkıyadır lakin bildiklerimizden farklı olarak o zamanın kör hükümetine karşı gelmiş kahramandır. Küçük evinden çıkıp köyü görmüş ve zorbalığı tatmış, kültürel dayatılmaya ayak uydurmuştur. Köyünden çıkıp büyük kasabaya gittiğinde ise düşünce yapısından ve köydeki ortamın cahilliğinden çıkmış yavaş yavaş görmeyi öğrenmiştir. (... Bu kasabanın ağası kim? “ Hasan Onbaşı önce anlamadı, ne dedin diye tekrar ettirdi. Memed, “Bu kasabanın ağası kim diyorum.” dedi. Hasan Onbaşı, “Yavrum” dedi “Ne ağası? Bu kasabanın ağası olur mu? Burada ağa yok. Herkes kendisinin ağası. Burada ‘ağa’ diye zenginlere derler. Ağa çok...” Memed’in kafası almadı.)... Bakma duyusundan görmeye geçiş evresinde varolma duygusuyla adeta bambaşka bir yapıya sahip olup yeni coşkularla olduğu duruma tepki vermeye koyulmuştur. (Düşünceler kafasına akın ediyordu. Düşünüyordu artık. Dünya kafasında büyümüştü. Dünyanın genişliğini düşünüyordu. Değirmenoluk Köyü bir nokta gibi kalmıştı gözünde, kocaman Abdi Ağa karınca gibi kalmıştı gözünde. Belki de ilk olarak doğru dürüst düşünüyordu. Aşk ile şevk ile düşünüyordu. Kin duyuyordu artık. Kendi gözünde kendisi büyümüştü. Kendini de insan saymaya başladı. Yatakta bir taraftan bir tarafa dönerken söylendi “ Abdi Ağa da insan biz de... “ Dünkü çarşı, dünkü kasaba dünkü dünya bugün Mehmed’in gözünde bambaşkaydı. Bugün ayaklarındaki yüreğindeki bağ çözülmüştü. Kendini hür, geniş hissediyordu, uçacak gibi hafiflemişti.)
  • 416 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10 puan
    Birinci kitabın bitimi çok heyecanlı bir yerdeydi ve ben ikinci kitap için fazlasıyla heyecanlıydım gelgelelim kitaba.

    SPOİLER İÇERİR!!!!!


    İlk olarak kitabın mekanının değişmesi beraberinde çok şeyi değiştirdi ve Halid ile Şehrazad ayrıyken,Despina ve Celal'in sahneleri de daha az varken birinci kitapta aldığım keyiften daha azını aldım bazı yerlerde.Ama bu kitabı kötü yapar mı? Bence yapmaz.Bu kitapta karakterlerin olgunlaşmasına tanık oluyoruz mesela öfkesine daha çok hakim olabilen bir Halid. Pervasız davranışları yer yer olsa da sevdikleri için her şeyi yapan bir Şehrazad,ve çok güzel seven bir Tarık.Bence Tarık el Ziyad kesinlikle konuşulmayı hak eden bir karakter.
    Şehrazad'a olan aşkından dolayı bazı yanlışları yapsa da bence çok güzel sevdi onu.Ki bu yanlışları doğal karşılıyorum ben.Kaç yılıdır sevdiği kızın artık bir başkasını sevdiğini görmek pek de kolay sayılmaz değil mi ama?
    Bunların yanında İrsa ile Rahim'i okumak da çok keyif vericiydi.İrsa ablası gibi soğukkanlı değil,yalan söylerken belli ediyor daha yumuşak başlı ve bazen çok yalnız hissediyor.Ben ona sarılmak isterdim hele ki yaşadıklarından sonra.Tek diyebileceğim seni gerçekten sevdim İrsa.İçindeki masum kızı hep koru olur mu?Bu arada öngörü yeteneğim epey iyi olmalı ki birinci kitap için yaptığım yorumdan sonra yazar Yasemin ile Tarık'ın sinyallerini veriyor,bunun için de çok sevindim ömrü boyunca Şehrazad'ı beklesin istemem.
    Serinin kalbimde güzel bir yeri oldu her şeyinizle güzelsiniz böyle kalın.Horasan'daki yolculuğumuzun sonuna geldik başka hikayelerde görüşmek üzere :)
  • 533 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10 puan
    Vaov, kütüphaneden alırken bu kadar çok seveceğimi düşünmemiştim.

    Kitabın girişinde sinemada bir film izlemiş gibi hissedeceğimizin ipuçları verilmiş. İlk kez sayfalarının kenarları, sayfaları siyah olan bir kitap okudum. Çizimler çok başarılı, çok beğendim. Kitabın yarısı yazıdan oluşuyor diyebilirim.

    Konusu hakkında hiçbir şey okumadan alın ve okuyun.

    Gerçekten güzel bir kurguydu. Bu kurguyla başka yazarlar (içine bolca aşk katarak) bir üçleme çıkarırlardı.

    'Hugo' adlı zamanında Oscar adaylığı bulunan filmi de varmış. Listeye eklendi :)

    Eğer kitabınızda bolca resim olmasını dert etmiyorsanız. Öneririm.

    ------konu ve spoiler içerir, spoiler üçüncü paragrafta ------

    Hugo Cabret, babasının müzede çıkan yangın sonucu ölmesiyle kimsesiz kalır ve amcasının yanında kalır. Amcası onu okula göndermez ve çırak olarak çalıştırır. Hugo, mekanik uzmanıdır. Robotlarla arası da çok iyidir. Babasının üzerinde çalıştığı (orijinal dilinde okuduğum için nasıl çevrilmiş bilmiyorum) bozuk automatonu tamir etmeyi kafasına koyar ve yaptığı hırsızlıkla daha doğrusu yakalanmasıyla olaylar başlar.

    Kurgu çok iyiydi. Resimlere hayran oldum :).

    Sonunda kendisinin yaptığı daha gelişmiş automaton ile kitabın yazıldığını (:q) bilmek çok hoşuma gitti. Böyle detayları severim.

    Enfes.
    -----------------------------
  • 528 syf.
    ·6/10 puan
    Spoiler İçerir....

    Tarih için iyi Polisiye için sevmediğim bir kitap.
    2.Murat ve Fatih Sultan Mehmet dönemleri hakkında çok güzel bilgiler içeriyor.
    Katil, sırf ters köşe yapmak için anlatılan olaylardan çok alakasız birisi çıkıyor.
  • 376 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10 puan
    Serinin 8. kitabı için başlarda büyük heyecanım vardı. Çünkü Phobe serideki favori karakterlerimden biriydi ve onun kendi kitabında yaşayacaklarını heyecanla bekliyordum. Sonra öğrendim ki bunun gelecekteki eşi James denen Allahsız kitapsız herifmiş! Bunu görünce ne kadar üzüldüğümü anlatamam.

    James, seride Maximus ayısından sonra en irrite olduğum kişidir. Sürekli birilerinin işlerine burnunu sokmaktan geri durmayan bir tip. 6. kitapta başına gelenleri okuyunca başta "Allah'ım, sonunda bu eşekten kurtuluyoruz!" diye sevinç nidaları attığım doğrudur. Fakat ne oldu dersiniz, diğer irrite karakter olan Maximus bunu kurtarıp kendisini kız kardeşinin koruması yaptı. Zaten önceki kitapta da ne kadar iyi bir koruma olduğunu (!) gördüm. Maşallah hala birilerinin işlerine burnunu sokmaktan geri durmadı!

    Bu yüzden kitabı beklentimin biraz altında okumaya başladım. Hoyt'un yine güzel bir hikaye sunacağından ve Phobe'dan memnun kalacağımdan emindim ama bu James denen şahıstan ümidim sıfırdı.

    Ve Phobe tamamen beklediğim şekilde çıktı. Cesur, güçlü, aşkını söylemede açık sözlü ve sevecendi. Tehlikelere karşı göğüs germede oldukça iyiydi.

    BUNDAN SONRASI SPOILER İÇERİR!!!

    Ne yalan söyleyeyim, kitap boyunca James'ten yine başkasının işine karışma, saçma hareketler bekliyordum. Ne oldu biliyor musunuz? James bunları yapmadı. Bu yorumu yazarken bile hala şok içerisindeyim. James beklediğimden daha iyi çıktı. Hatta bir ara Phobe'ı koruyamadı diye görevinden istifa etmesini hiç beklemezdim. Bildiğim James, kızı koruyacağım diye daha fazla hırs yapıp işleri iyice batırırdı.

    Baskıcılık demişken, Phobe'ya zorluk çıkarmasını beklerken tam aksini yaptı. Yani onun kararlarına saygı duydu, kendi başına hareket etmesine izin verdi. Bu da ayrı bir şoktu.

    Diğer hoşuma giden kısımsa "seni seviyorum" sözcüğünü eveleyip gevelemeden söylemesiydi, hikayenin sonuna gelmeden Phobe'ya açılmasıydı. Meğer James'in saçmalıklarına son vermesi için aşık olması lazımmış.

    Fakat bazı karakterler var ki aşık olsa da ayı olmaktan vazgeçmiyor. Evet, bildiniz! Bu kitabın sinir karakteri James değil, His Grace the Ass nam-ı diğer Maximus denen dük bozuntusuydu. Ulan bir insan hala mı bu kadar dediğim dedik, geri kafalı olur? Kız kardeşi o kadar olay yaşamış, hatta kendisine kaç kez karşı gelmiş, kitabın sonuna doğru hala "Seni koruyacak birini bulacağım, bu benim görevim. Senin durumun iyi olmadığı için kendini koruyamazsın." söylemleriyle okuyucunun kafasını yine güzel şişirdi. Artemis, sen buna dur diyemiyor musun bacım? Zamanında o kadar bu ayıya karşı geldin, şimdi niye kendini geri çekmeler? Geri çekince tabi ki de bu ayı böğürüp duracak. Apollo bebeğimin dediği kadar var. Tam bir ass'ın teki!

    Sonuç olarak Hoyt okuyucuya yine güzel bir kitap sunmuş. Ben bu ikiliden felaket beklerken mükemmellik çıkması iyi oldu. Sinir sayımı Maximus ile beraber 2 katına çıkarmadığı için James'e gerçekten teşekkürler. Phobe'ya saçma davranmadığından irrite kısmından sinir bozucuya geçmiş bulunmakta. Ama geçmişte Apollo'ya yaptıklarını unuttum sanma. Maximus, tez zamanda geber inşallah!
  • 64 syf.
    ·6/10 puan
    (DİKKAT SPOİLER İÇERİR)
    Yazardan pek fazla bahsetmeden şunları söyleyeceğim Zweigı okuyanlar iyi bilir ki kitaplarında ana karakterler pekte normal ruh haline sahip insanlar değildir. Bunun sebebi belki de kendi hayatındaki sorunlardan dolayı karakterleri böyle yazmış olabilir. Zaten Zweig eşiyle beraber intihar ederek hayatlarına son vermeleri bu düşüncemi daha da kuvvetlendirdi.
    Bu durumdan dolayı ben Zweig`ın bir kitabına başlamadan önce kendime hep şunu hatırlatırım. Bu yazar hayatı zorluklarla geçen ve en sonunda intihar eden birisidir o yüzden kitaptaki karakterlerle çok fazla bağ kurmadan olaylara üçüncü bir kişi rolünde bakmam gerektiğini hatırlatırım.
    Ama Zweig` ın hikayelerinde hep olaylara dışardan bakan, adını dahi bilmediğimiz karakterler olur belki bu sayede hikayeye olan bağımız daha da güçleniyor, zaten Zweig`ın betimlemeleri ve dili sıkıcı değil haliyle kitap akıcı bir şekilde ilerleyip gidiyor.

    Ben kitabı okurken kendimi doktorla değil adını bilmediğimiz o karakterle kendimi bütünleştirebildim çünkü olaylara bizim gibi tarafsız bakabilen duygu karmaşası yaşamayan bir karakter olması beni etkilemişti ve o karakterin sadece adını değil cinsiyetini de bilmememiz işi daha da güzelleştirmiş olduğunu düşünüyorum.
    Doktor hakkında konuşacak olursam ilk başta kadına aşık olduğu için peşinden koştuğunu zannettim, bence yazarda öyle düşünmemizi istediği için başlangıçta kadının hastalığını bilerek bize söylememiş olabilir. Bu yüzden doktora başlangıçta biraz sinir olmadım değil.
    Kadından bahsedecek olursam, doktorla tanışmaları biraz garip geldi bana çünkü kadın vakur biriymiş gibi görünmeye çalışması bana yapmacık geldi kadını tam tersine egoist biri gibi hayal ettim ve kitabı öyle bitirdim bu düşüncem hiç de değişmedi diyebilirim.
    Ve son olarak da kadının eşinden bahsedeyim. Ben en çok bu adama üzüldüm çünkü kendisi Amerika’dayken bu olayların yaşanması ve evine döndüğünde eşinin ölüm haberini alması gerçekten üzücü bir durum olarak gördüğümü sizlere söyleyerek kitap hakkındaki fikirlerimi de sizlerle paylaşmış oluyorum.