• 64 syf.
    ·1 günde·9/10
    Jack London'ın okuduğum ilk kitabı oldu. Kitabın içerisinde üç farklı hikaye var, ben de bu yüzden üç farklı değerlendirme yapacağım.

    (SPOİLER İÇERİR!!!)

    Kitaptaki ilk hikaye 'Ateş Yakmak'. 1908 yazımı olan bu hikayede kısaca soğukta bir adamın doğayla mücadelesini anlatıyor. Dün 'Amok Koşucusu'nu okumuştum. Ve bu hikayede adamın son koşuşları, o anki psikolojisi ve sonra ne yaptığının farkına varması gerçekten çok benzerdi. Hikayedeki adam da yaşamının son anında bir Amok Koşucusu'ydu artık. Hikayeyi okumaya başladıktan bir 10 sayfa sonra zaten bu yazımların yaşanmışlığa benzer olduğunu anlıyorsunuz, anlatım çok gerçekçi. Jack London'da gençliğinde o bölgede yaşamış bu sebeptendir ki anlatımı çok kuvvetli.

    İkinci hikaye ise 'Ateş Yakmak',(1902) isimleri aynı ancak kurgusal açıdan farkları mevcut. Bu farkların nesnel boyutunu çevirmen kitabın arkasına eklemiş, bu sebepten ötürü ben öznel farklarına yöneleceğim. İlk hikayeyi okuduktan sonra bu hikaye onun çok daha detaysız ve acemice yazılmış hali gibi geliyor zaten insana. Yazarın daha önceki dönemlerinde yazdığı belli oluyor. İlkinin hazin sonu ve bunun mutlu sonu da bana hayat ilerledikçe insanın daha çok gerçekçiliğe yöneldiğini hissettirdi. İlk hikaye bana daha akıcı ve ilgi çekici geldi ancak bu da okunmaya değer.

    Üçüncü hikaye ise 'Yaşama Azmi'. Olay örgüsü ve anlatım tarzı açısından en sürükleyici olanı buydu. İlk hikayeyi okurken biraz kendimi zorladım ancak bunda kendiliğinden oluştu her şey. Kurgu açısından ilk iki hikayeyle bağımsız, bir adamın arkadaşı tarafından terk edilişini ve sonrasında yalnız mücadelesi anlatılıyor. İlk iki hikayede 'Yolculukta Arkadaş' vurgusu vardı, bundaysa arkadaşın karakteri terk etme durumu var. Bu hikayedeki karakterin yaptığı davranışlar kendisini terk eden arkadaşı Bill'in kemiklerini bulması ve o an aklından geçirdiklerini okuyunca kendimi karaktere daha da yakın hissettim, ben olsam ben de öyle yaparmışım gibi geldi. Karakterimizin kurtulunca aç kalmama içgüdüsüyle peksimetleri yatağına doluşturması hikayenin gerçekçiliğini pekiştirmiş.

    Üç hikaye arasında anlatım olarak en güçlüsü Ateş Yakmak'ın 1908 versiyonuydu ancak olay örgüsü olarak Yaşama Azmi daha ön plana çıkıyor. Okumak için küçük bir aralık bulunduğunda okunabilecek, okuduktan sonra tatlı bir hissiyat bırakacağını düşündüğüm güzel bir kitap. Tavsiye ederim.
  • 344 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    The Color of Heaven serisinin ikinci kitabı ilkinden daha çok beğendim. Aslında ilk başta o kadar beğenmemiştim. Ama okudukça fikrim değişti. İki farklı hayatı yazar öyle güzel ortada kesiştirmiş ki hayran kaldım. Spoiler içerir..


    Acil tıp teknisyeni olan Kate Worthington; lisede okurken ilk aşkından hamile kalır. Ondan sonraki süreçte ailesi ne kadar az zararla kurtulabiliriz hesapları yaparken, Kate tamamen gelecekten korkmasına rağmen hem bebeğine hem de aşkına sahip çıkıyor. Tabi o sırada gerçekleşen talihsiz kazayla kader oyununu oynuyor.
    Yıllar sonra Kate ile Ryan Hamilton’un yolları kesişiyor ve ondan sonra gerçekleşen olaylar bana şu soruyu sordurttu.
    Acaba Kate mi Ryan’ı kurtardı?
    Yoksa Ryan mı Kate’i kurtardı?
    Ya da kader ikisi de birbirine ilaç olsun diye mi bazı olayları kurguladı?
    Muhteşem kurgulanmış ve akıcı bir kitaptı. Devamı da tez zamanda çevrilir diye umuyorum.
  • 102 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10
    Yaşar Kemal'in okuduğum ikinci kitabı, yazarın ağır toplarına geçmeden hafifleri aradan çıkarmak istiyorum, kitapta Cengiz aytmatov tadı var.

    Kitapla ilgili küçük bilgiler; Yaşar Kemal’in babası da tıpkı bu romandaki Hasan gibi beş altı yaşlarında iken cinayete kurban gitmiş, ve annesi ile yaşamaya başlamış ve romandaki seçilen mekan Yaşar Kemal’in doğup büyüdüğü Osmaniye'nin Hemite köyü imiş.

    Kitabı okurken kendinizi ara ara televizyonun karşında dizideki oyuncuya kızım şöyle yap kızım böyle yap diye direktifler veren teyze olarak bulabilirsiniz, güzel, çünkü kitap sizi kanser ediyor ve belli ki içine almış, sizi sürüklüyor, yani en azından 112sayfa boyunca hiçbir yerde, geçenlerde okuduğum ve adı önemli olmayan kitabı okurken yaptığım gibi bir yandan kitabı okuyup bir yandan da atomaltında bir parçacığın gözlendiği taktirde sonsuz olasılıktan bir tanesini seçmek zorunda kalmasının lakin diğer olasılıkların farklı evrenlerde, farklı benler(gözlemciler) tarafından da gözlenişinin, dolayisiyla sonsuz benin sonsuz farklı parçaçığın farklı seçimlerini gozleyişinin fakat her bir 'ben'in yalnızca kendi gerçekliğini izleyemeye, evrene hükmeden fizik yasaları tarafınca mahkum edilişinin, makro evrendeki bizlerin, sonsuz olasılıklı günlük seçimlerden birini seçme anı geldiğine (ki bu her 'an'dır) yaptığımız seçimin olasılıklarının bizi izleyen tarafından sonsuzdan 1'e indirgenişi zorunluğuyla aynı olup olmadığı üzerinde kafa yormadım.(hala bizi gözleyen, farklı evrenlerde farklı seçimlerimizi gözlemler) başka bir deyişle yani acaba sonsuz gerçeklik var da nedensellik gibi yasaların ihlallerinin soz konusu olmaması için gözlemci zaruriyeten sınırlandırılıyor mu?

    Bilen varsa aydınlatsın.

    Neden kitabı sizi irite edişine güzel dedim? Güzel çünkü kitapta bazı insanların veya toplulukların yapmış olduğu namus tanımına, kan davalarına, kadına verilen değere vesaire sağlam bir eleştiri var ve bu rahatsız ediş, bu eleştirinin yerine, kitabınsa amacına ulaştığının kişideki duygusal tezahürü.

    Köydeki ortam, atmosfer iğrenç, değil mi?

    Esme'yi alanın gerçekte sevdiği adam değil de kedisine bilinci kapalıyken tecavüz edip
    aynı gece nikahına alan Halil olması.. iğrenç, değil mi?

    Halilin anasının (yılanı öldürürler de öyle anayı ne yaparlar)durmadan Namusu temizlenmeli deyip durduğu kişinin tecavüze uğrayanın değil de edenin oluşu iğrenç, değil mi?

    Koskoca köyün, Halil'in "olmayan" namusunu temizleme davasını omuzlarına yükledikleri kişinin bir çocuk olması ve ölümüyle davayı kapatacak olan kişinin de aynı çocuğun annesi olması iğrenç, değil mi?

    Çocuğa bu işi yaptırıbilmek için seneler boyunca bıkmadan usanmadam saçma sapan şeyler ortaya atıp çocuğun psikolojisini yok etmeleri, yalanlar yardımıyla sürekli Hasan'ı kandırmaya çalışmaları iğrenç, değil mi?

    Yoksa iğrenç değil mi? Evet yazalım bu arkadaşları, Halil lovers.

    Stockholm sedromunda başka bir boyut, kişinin, kaçırılan bir kimseyi kaçıran kimseye, olayla uzaktan yakından alakası olmadığı halde aşık olması.

    Son olarak bence yazar Esme'yi biraz daha konuştursaydı ve Hasan'ın hapishanedeki kısımları az daha uzun olsaydı kitabın tadından yenmezdi. Bu hâliyle de çok beğendim.
    7.5/10

    Ayrıca kız ismi olarak Esme ve Esil çok güzel isimler.. değil mi?
  • 384 syf.
    ·12 günde·Beğendi·10/10
    Dikkat! Spoiler içerir! Kitabı çok severek okudum, bazı kısımlarda gözyaşlarıma hakim olamayacak kadar içine çeken bir kitaptı beni. Ana karakter Kenan Bey in başına bu kadar talihsiz şeyler gelmesini hayatın zalimliği olarak nitelendirdim. Özellikle buzdolabını kilitliyor olmaları olayı beni çok derinden yaraladı. Kim bilir bu insan ne acılar çekmiştir. Kenan Bey in gerçek kimliğini bu kadar çok merak eden bir ben miyim acaba?
  • 344 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Ay aklımı yitiriyorum, o son neydi öyle? Anlayana, daha doğrusu idrak edene kadar beş kere okudum. Spoiler'lı kısmı işaretledim, yazıyı kitap hakkında spoiler yemeden rahat rahat okuyabilirsiniz.

    Kitap o kadar akıcıydı ki resmen tek attım. Üslubu son derece basit ve akıcıydı. Basitliğinin beni biraz rahatsız ettiği yerler oldu ama zaten çerezlik bir şeyler okumak için başlamıştım, yani kolayca okunabildiğini söylemek yanlış olmaz. Eğer cinsel içerikten rahatsız oluyorsanız, kitapta aşırı olmamakla beraber fazlaca bu muhabbet geçiyor. Beklentinizi buna göre ayarlamanızı öneririm. Son olarak, Primal Fear tarzı savcılık vs savunma üzerinden giden hukuk filmlerini seviyorsanız kitabı sevmeniz kuvvetle mümkün. Her sayfada siz de karakterle birlikte geriliyor ve her an gelecek yeni bir gelişme için nefesinizi tutuyorsunuz. Benim için olayı çözümlemekte her ne kadar başarısız olmuş olsam da çok güzel bir deneyimdi, kitabı beğendim.

    BURADAN SONRASI SPOILER İÇERİR.

    Yorumun yüzeysel kısmını bitirdikten sonra burada biraz kurtlarımı dökmek istiyorum. Yazara kızgın mıyım, yoksa başarılı bir iş mi çıkarmış bir türlü emin olamıyorum. Eğer amacı başından beri plot-twist ile sonlanacak bir kurgu yaratmaksa ve bütün kurguyu buna göre işlediğini varsayarsak çok başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Eğer kitabın sonundan memnun kalmayıp da sonradan değiştirdiyse -çünkü size Anna'nın iç sesinin ve düşüncelerinin kitabın sonuyla uyuşmadığı onlarca nokta bulabilirim- ortaya çıkan roman çok okunaklı ve heyecanlı olmakla beraber bence bu biraz okuyucuyu kandırmak gibi oluyor. Örnek vermem gerekirse, Agatha Christie romanlarında her zaman dedektifi okuyucu ile eş zamanlı götürür ve ipuçlarını beraber bulmalarını, böylece davayı eğer yapabilirlerse birlikte çözümlemelerini istermiş. Başarılı polisiye romanlarının bu örüntüden pek çıkmadığını gözlemleyebiliriz. Bu kitabı ise bir dedektifin bakış açısından okumuyoruz. Ama kitap boyunca Anna'nın kafasının içindeydik ve birkaç bölüm haricinde, kritik anların hiçbirinde yaptığı şey hakkında minicik bir ipucu bile yoktu. Bu da bana kitabın sonunun sonradan oluşturulduğu izlenimini verdi ve bu yüzden kitabın sonunda delirmekle birlikte tutarsızlık canımı sıktı. Dürüst olmak gerekirse en başta Tate'in suçlu olduğunu düşünmüştüm. Juan'ın. Elise'in garip erkek arkadaşının. Melanie'nin ve hatta AK'in bile suçlu olabileceğini düşündüm ama yazarın adil davranmaması sonucu aklıma bir kez bile Anna olabileceği gelmedi. Yine de beni kendisine bu kadar kilitlemiş olan bir kitaba haksızlık yapmak istemiyorum. Uzun bir süredir klasikler ve psikoloji kitapları okuyordum, araya böyle bir kurgu sokmak iyi geldi. Moby Dick'ten sonra biraz kültür şoku yaşasam da yukarıya da yazdığım gibi, cidden güzel bir deneyimdi.
  • 128 syf.
    Rus yazarı L.N.Tolstoy, 1908 yılında El- Sühreverdi'nin Hindistan'da yayınlanmış Hz. Muhammed'in hadisleri(sözleri) kitabını okumuş ve bunu Rusya'da bir yayınevinde bastırmıştır.
    Hadislere gelince kitaptaki belgeler ne kadar doğru bilmiyorum ama kitapta okuduğum bazı sözlere gelirsek;

    "Din kardeşin zalim de olsa mazlum da olsa yardım et."(Zalimse nasıl din kardeşi oluyor?)

    "Gerçekten Allah kimi daha çok severse onu daha fazla belalara uğratır.( ???/)

    "Fakirliğim, benim övünç kaynağımdır"(Sufilik vol 1)

    Kadın erkeğin ikinci parçasıdır.(?)

    Allah'ım beni miskin(fakir) olarak yaşat, miskin olarak ruhumu kabzet, kıyamet günü de miskinlerle haşret.(Sufilik vol 2)

    "Eğer beni seviyorsan, fakirlik için bir zırh hazırla. Çünkü beni sevene fakirlik, hedefine koşan selden daha süratli gelir.( Sufilik vol 3)

    Not:Kuran'da hiçbir zaman fakirlik övülmez, ama paylaşma, dayanışma, yardımlaşma daima teşvik edilir.

    "Daha fazla susup, ruhun iyiliğe yönelmesine kavuşmaktan daha güzel bir şey yoktur."(susmak??)

    "Cehennem, nefse hoş gelen şeylerle kuşatılmıştır; cennet ise nefsin istemediği şeylerle sarılmıştır."(Ne alaka?)Hem de şu ayete rağmen;
    "Dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınız biziz. Orada canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır."
    (Fussilet 31)

    Bu sözlerin ne Tanrı ne de peygamber sözü olduğunu düşünüyorum.

    Tolstoy bunları okuyup müslüman oldu mu olmadı mı bilmiyoruz ama Kuran okuyabilme fırsatı olsaydı,Kuran ile bu sözler arasındaki çelişkileri muhtemelen fark ederdi..

    Yalnız şu cümleyi Tolstoy söylemişse çok doğru söylemiş, puanımı da onun için verdim: "Muhammed her zaman Evangelizm'in (Hıristiyanların) üstüne çıkıyor. O insanı Allah saymıyor ve kendini de Allah ile bir tutmuyor."

    Ek: Okuduğum bir kitapla daha anladım ki, İslam dininin tek kaynağı Kuran'dır benim için. Kim ne derse desin...
  • mucdem
    mucdem Kalbimde Bıraktığın Boşluk Hala Dolmamıştı'ı inceledi.
    432 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Yazarın kitabını ilk kez okudum. 2012 yılın Martı Yayınları tarafından çevrilen kitap yeni ilgimi çekti. Okuduğuma pişman değilim ama kesinlikle okunması lazım da diyemem. Hoş vakit geçirebileceğiniz, çerezlik bir kitaptı.
    Spoiler içerir:

    Jesse Calloway, üzerine atılan iftira yüzünden işlemediği bir suçun cezanı çekmek için hapiste 10 yıl yatmış ve ona bu iftirayı atan kişiye karşı iyice bilenmiş bir şekilde özgürlüğüne ilk adımını atar. Bir yanda on yılın hesabını sormak için intikam almak isterken diğer yandan lise aşkı Flynn’ı tekrar kazanmak istiyor.
    Flynn ise ilk aşkını her ne kadar unutamasa da ailesinin istediği gibi biri olan yasalara bağlı kanun adamı Şerif Beau Trainer’in ısrarlarına yenilip sonunda evlenme teklifini kabul eder.
    Kitabı okurken yer yer hüzünlendim, yer yer çok eğlendim. Ama ne istediğini bilmesine rağmen cesaret edip istediği şey için mücadele etmekte bu kadar geciktiği için Flynn’e ise çok kızdım.