Surname

·
Okunma
·
Beğeni
·
3301
Gösterim
Adı:
Surname
Baskı tarihi:
Temmuz 1995
Sayfa sayısı:
231
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754180848
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Surname
Surname
Surname
Yeryüzüne önce gelenlerin görüp duyduklarını, öğrenip bildiklerini ve her türlü tanıklarını, kendilerinden sonra gelenlere anlatmaları ve daha sonradan geleceklere yazarak iletmeleri insanlık borcu olduğundan, ben fakir de, Kemer ilçesinin (Burhaniye) Ören mahallesinin Sunar konutlarının bir evinde bi süre bi başıma yaşamaktayken, benden sonraki kuşaklara insanlık borcumu ödemek için, 1973 yılının 13 Şubat'ını 14 Şubat'ına bağlayan Cuma gecesinin saat üçünde, gecenin karası günün mavisine alacalanırken, işbu Surnâme'yi yazmaya başladım. Eş dostla, arkadaş yoldaşla birlikte, hem düşmanlarımızla birlikte, daha nice nicelerini yazmaya günümüzün yetmesini, işimizin erken bitmesini dilerim.
231 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Aziz Nesin'in ölüm cezasına karşı bir başkaldırı niteliğinde olan Surname isimli bu eseri, ülkemizde halen ölüm cezasının uygulandığı 1973-1975 yıllarında arasında yazılmış. Bu kitap öyle bir kitaptır ki, hem geçmiş tarihimiz açısından hem de günümüz açısından birçok konuda bize yol gösterici niteliktedir, evrenseldir.

Ölüm cezalarına karşı duruşunuz nasıldır bilemiyorum; ama benim de Aziz Nesin gibi ölüm cezalarına karşı olduğumu bilmenizi isterim. Bu minvalde size spoilerlar eşliğinde kitabı anlatmaya çalışırken kendi düşüncelerimi de yer yer belirterek ölüm cezasının(idamın) olumsuz yanlarını göstermeye çalışacağım.

Öncelikle kitabımızın isminden başlayalım. Surname nedir? Osmanlı Devleti döneminde, evlenme, düğün-dernek, sünnet gibi "sevinçli olaylar" dolayısıyla, halkın da katılmasıyla yapılan ve birkaç gün süren zengin şölenleri, renkli törenleri, büyük eğlenceleri, büyük gösterileri, bütün bu şenlikleri betimleyip anlatan kitaplara denilir. Birçok ünlü yazarın ve şairin Surname'si vardır.

Oysaki Aziz Nesin'in Surname'sinin konusu büyük bir eğlence veya sünnet düğünü değil, bir ölüm cezasının infazıdır. Ölüm cezası verilerek infazı gerçekleştirilecek kişi ise Berber Hayri'dir. Berber Hayri'nin suçu oldukça ağır bir suçtur. O, altı yaşındaki bir erkek çocuğunun ırzına geçtikten sonra çocuğu boğarak cesedini toprağa gömmüştür. Bu noktada dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var, Aziz Nesin oldukça ağır bir suçu önümüze koyarak kendisi adına kolaycılığa kaçmamış ve hemen hemen herkesin ölüm cezası ile infazını isteyebileceği bir kişiyi önümüze koyarak zorlu bir yoldan ölüm cezasına karşı olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Aziz Nesin'i bu cesur tutumundan dolayı takdir etmemek elde değil. Peki Aziz Nesin altı yaşındaki bir erkek çocuğunun ırzına geçtikten sonra çocuğu boğarak cesedini toprağa gömen Berber Hayri'yi mi savunuyor ya da birazdan Berber Hayri'yi ben mi savunacağım? Asla. Aziz Nesin de ben de Berber Hayri'nin bir suçlu olduğunu ve cezalandırılması gerektiğini kabul ediyoruz. Bizim karşı olduğumuz konu ise, bir suçlu olan Berber Hayri'nin canını alma yetkisinin bir devletin eline verilmemesi noktasında toplanıyor.

Öncelikle suçun ve cezanın ne olduğunu ifade ederek başlamak istiyorum. Çünkü bizim bilgi eksiklerimiz hep temelde yer alan eksiklikler. Hepimizin bazı konularda fikri var; ama maalesef bilgisi yok. Üniversitedeki bir hocamız, "Bilgi olmadan, fikir olmaz." derdi. Bir konuda fikir beyan edeceksek, o konuda yeterince bilgili olmamız gerekir. Devam edelim.

Suç, yasalara aykırı fiil olarak tanımlanır. Peki yasayı kim yapar? Devlet yapar. Peki devleti kim ortaya çıkarmıştır? İnsan çıkarmıştır. Anlaşılan o ki, her şeyin temelinde "insan" vardır. Biraz daha derine inerek suç kavramının ortaya çıkmasındaki amaç ne olabilir diye düşünelim. Bence bu sorunun cevabı, insan onuruna yakışır bir şekilde yaşamayı sağlamaktır... Peki bunu kim sağlayacaktır? Bizi insan onuruna yakışır şekilde yaşatması için yetki verdiğimiz devlet sağlayacaktır. İnsan devlet için değil, devlet insan için vardır, unutmayın... Tanımlar yaparak devam edelim.

Suç kavramı, içerisinde "haksızlık" kavramını da barındıran bir kavramdır. Haksızlık ise, hukuk düzeninin kişiler arasındaki dengenin bozulması anlamına gelir. Bu durumda yasalarla düzeni sağlamak görevini üstlenen devlet, bir takım yaptırımlarla bozulan dengeyi yeniden tesis etmelidir. Yaptırım dediğimiz şey ise, devletin verdiği "ceza"dır. Cezanın meşruluk zeminini ise, kusur oluşturmaktadır. Yani kusurlu bir şekilde yasalara aykırı gelerek haksızlık yapan birisi devlet tarafından cezalandırılmalıdır.

Ceza yaptırımının ise bir takım özellikleri vardır. Bunlardan birisi, ceza yaptırımının insan haysiyetiyle bağdaşır nitelikte olması gereğidir. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan, kişiye acı ve ızdırap çektirmeyi amaçlayan ceza uygulaması yapılamaz. Tarihte, suç işleyen kişiye ceza olarak onu toplum nazarında küçük düşürmeye, rezil etmeye yönelik uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Yine, ceza olarak, kişinin dayanılamayacak surette acı ve ızdırap çekmesini sağlayacak uygulamalara da başvurulmuştur. Bunlara örnek olarak ise, suçlu kişinin yakılması, taşlanması veya linç edilmesi gösterilebilir... Ölüm cezasının, geniş meydanlarda, darağacına asılmak suretiyle uygulanmasının insan onuruyla bağdaşır hiçbir yanının olmadığını sanırım ifade etmeye gerek yok.

İşte tam bu noktada en önemli kısma gelirsek, cezanın tüm amacı ve işlevi, suç işleyen kişiyi ıslah ederek yeniden topluma kazandırmak, yeniden toplum açısından zararsız ve güvenilir bir kişi haline getirmektir. Bizim insanlar olarak devlete verdiğimiz yetki budur.

Kitaba dönecek olursak, Berber Hayri işlediği suçtan dolayı hapse girer ve pek tabii burada birçok ilginç olayla karşılaşır. Bu kısımlarda Aziz Nesin klasik tarzını yansıtarak birçok olayı önümüze sunar ve yer yer gülümsetirken düşündürür. Ayrıntılı olarak değinmeyeceğim; ancak Berber Hayri hapis hayatının bir döneminde siyasi hükümlülerin olduğu koğuşa girdikten sonra hayata ve kendisine bakış açısı neredeyse 180 derece değişir. Siyasi hükümlülerin arasındaki Ragıp Usta isimli hükümlü ise, müthiş bir adamdır ve kitabın en saygıdeğer kişisidir.

Ragıp Usta'nın düşünceleri Berber Hayri'yi çok etkiler ve devletin hapis ederek, tutuklayarak veya idam ederek elde edemediği ve bu yollarla asla elde edemeyeceği "suçlunun ıslahı"nı, Ragıp Usta Berber Hayri ile konuşarak ve onu hayata karşı bilgilendirerek elde eder. Ragıp Usta ile tanışan Berber Hayri artık eski Berber Hayri değildir. O artık değişmiş ve ıslah olmuş bir suçludur.

Ragıp Usta'ya göre, gerçek suçlu, suçu ve suçluyu yaratan nedenlerdir. Yani doğa ve toplumdur. Doğa ve toplum ise sürekli değişmektedir. Hele insan, bu değişkenlerin en değişken olanıdır. İnsan, insana yaptığı yanlışı bir daha yapmamaya çalışandır. Yanlışından dönen insan, gerçek insandır. Altın pas tutmaz, platin pas tutmaz; ama pisliğe düşünce kirlenir. Tek paslanıp kirlenmeyen insanın özüdür. O öz ki, en kötü sanılan insanın bile içinin bir yerinde gizlidir. Biz insanlar, hepimiz, her hücremizden görünmez milyarlarca iplikle topluma bağlıyız. Bizi o iplerin yönettiğini bilmediğimizden, özgürüz ve bağımsızız sanırız kendimizi. Bir insan bağımsız olsaydı, hiç suç işler miydi?

İşte Berber Hayri, Ragıp Usta'nın bu düşüncelerinden çok etkilenir ve artık değişir. Darağacına çıkmadan önce şu sözleri söyler:

"Ben de değiştim, değişiyorum da... Dört yıl önce çok ağır suç işlemiştim. Ama dört yılda o denli çok değiştim ki, başka bir Hayri oldum, başka insan oldum. O suçu işleyen insan ben değilim artık. Siz, suçlu diye bambaşka bir insanı, bambaşka bir Hayri'yi asıyorsunuz, tam bambaşka bir insan olduğum zaman..."

Görüleceği üzere, Berber Hayri ne canavar ne de kahramandır. O sadece bir insandır ve koşullarının kurbanıdır.

Esasen Berber Hayri değişmiştir, ıslah olmuştur; ancak devletin verdiği ölüm cezası da bu esnada kesinleşmiştir. Artık geri dönüş yoktur... Benim gibi ölüm cezasına karşı gelenlerin en sağlam argümanlarından birisi de ölüm cezasının suçlunun ıslah olmasının engellenmesi, dolayısıyla iyileşme hakkının elinden alınmasıdır. Surname isimli bu kitabın ana argümanı da kişinin iyileşme hakkının elinden alınmaması gerektiğidir. Kitabın kapağındaki darağacında filizlenen dal da tesadüfen filizlenmemiştir ve oldukça manidardır.

Surname, işlediği konu itibarıyla ve işleyiş biçimiyle tam bir şaheser. Edebiyatımızda bu konuyu bu denli cesurca işleyen başka bir kitaba veya yazara daha rastlamadım. Dünya Edebiyatı'nda ise Victor Hugo gibi örnekler mevcut...

Ülkemizde en son 1984 yılında ölüm cezasının infaz edildiği, bu kitabın ise 1973-1975 yılları arasında yazıldığı göz önüne alındığında, bir hukukçu olarak Aziz Nesin'in önünde saygı ile eğilmeyi kendime bir görev olarak görüyorum. Son olarak kitabı bana tavsiye eden ve bir şaheserle tanışmamı sağlayan değerli Tuco Herrera'ya da sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Tuco Herrera bana bu kitabı okutmasaydı ve üzerimde baskı kurmasaydı ben bu kitabı okumayacak ve okuduğunuz bu incelemeyi yazmayacaktım arkadaşlar. Gördüğünüz üzere, özgür olduğumuzu zannetsek de bazı koşullar altında özgürce karar veremiyoruz.

Ne yani şimdi beni idam etmeniz mi gerekiyor?
231 syf.
·Beğendi
Hiç unutmuyorum, 13 yaşında orta ikinci sınıftayken, onur kolu başkanı olarak birkaç defa uyarmama rağmen sınıf düzenini bozan bir çocuğu, "şimdi seni sınıf öğretmenine şikayet edeceğim" diye tehdit etmiştim. Çocuk yüzüme sırıtarak bakarak bana "Sen sübyancı mısın?" demişti. İlk defa duyduğum bir kelimeydi ama söyleme tarzından bu kelimenin güzel bir manâsı olmadığını kavrayıp soluğu sınıf öğretmeninin yanında almıştım. Tesadüf bu ya, sınıf öğretmenimiz de Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmeni olduğu için kelimeyi bana münasip bir dille açıklayıp o çocuğa da disiplin cezası verilmesini sağlamıştı.

Şimdi düşünüyorum da, aynı yaşlarda olmamıza rağmen benim o ana kadar hiç duymadığım bir kelimeyi o kimlerden öğrenmişti? Anne ve babasından mı? Arkadaş ortamından mı? Yoksa büyüdüğü yetiştiği çevreden mi?

Şu bir gerçek ki benim ailemden ve çevremden aldığım terbiye ve eğitimle onunki arasında daha o yaşlarda uçurumlar vardı. Peki o çocuğun öyle olması kimin suçuydu?
Çocuğun olmadığı kesin...Gerçek suçlu Aziz Nesin'inde Surnâme adlı romanında vurguladığı gibi, suçu ve suçluyu yaratan nedenlerdi. Bana göre de suçlu insan yoktur, suça itilen insan vardır. Ve yapılması gereken bu insanları yok etmek değil, topluma tekrar kazandırmaya çalışmaktır.

Hepimiz maalesef aynı şartlar altında yetişemiyoruz. Aynı eğitim ve yaşam koşullarına sahip olamıyoruz. Durum böyleyken iyi şartlar altında yetişmiş insanlarla kötü şartlar altında yetişmiş insanları aynı kategoriye koymak pek doğru olmaz. Sonuç olarak bir suçlunun üzerinde toplumun etkisi olduğu, su götürmez bir gerçektir ve bir suçluyu değerlendirirken çevresel ve toplumsal faktörleri de göz önünde bulundurmamız gerekmektedir.

Kitap da konusu geçen Berber Hayri her ne kadar affedilmesi zor, kimisi için affedilmesi imkânsız bir suç işlediyse de cezası idam mı olmalıydı? Özellikle de 4 sene mahkûm hayatından sonra bambaşka bir insana dönüşmüşken. Bu soruya herkesin verdiği cevaplar eminim farklı olacaktır ama ben idama karşı biri olarak hayır diyorum. Peki Hayri 21 yaşında bu suçu işleyene kadar nasıl bir hayat yaşamıştı? Onu bu korkunç suçu işlemeye iten sebepler neydi? Yoksa o da başka bir suçlunun kurbanı mıydı?

Dünya'da idama nasıl bakıldığına değinecek olursak, dünyanın birçok yerinde de ölüm cezasının caydırıcı etkiye sahip olmadığı ve insanın en temel hakkı olan yaşama hakkına ters düştüğü için uygulanmadığını görürüz. İdam cezasını suçsuz bir insana uygulama riski her zaman mevcut. Birçok cinayet kurbanı insanların aileleri de kaybettikleri geri gelmediği ve acıları dinmediği için ölüm cezasını reddetmektedir.

Son söz Aziz Nesin'den gelsin.
"İnsanın kötüsü olmaz, yeter ki onun pas-pis tutmayan gizli özünü bul! İyilerden iyilik, yiğitlerden yiğitlik öğrenelim. Aymazlıktan uyanıp artık ayalım ki, başımıza bunca gelen, neden geldi bilelim."

Herkese keyifli okumalar.
231 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Hayat kesinlikle adil değildir.

Ben sabah kahvemi, ikindi çayımı içerek bir insanın dramını okuyorsam hayat ona kötü, bana iyi davranmış demektir. Ve bu dramlar her saniye dünyanın birçok yerinde sürerken ben güvenlik içinde kitap okuyorsam, hayat kesinlikle adil değildir.

“Onlar da suç işlemeseydi efendim!”

Bunu yargılamak o kadar kolay değil. Yaşamın getirdikleri siyah ve beyaz olarak belirlenemiyor ne yazık ki. Pek çok gri alan var ve senin de yolun o “gri alan” dan geçebilir.
Bilemezsin.

Aziz Nesin, burada kendisini tanıtmaya gerek duymayacağım kadar büyük bir yergici ve yazar; doğru bir insan. Şu okuduğum kitabında bundan bir kez daha emin oldum.

Sen kalk, ölüm cezasını sorgulamak için bir eser yaz ve bu eserde masum birini değil de, normal bir insan vicdanının kabul edemeyeceği bir suçu konu al: Çocuk tacizi, çocuk cinayeti. İşte bunu yapmak cesaret ister.

Size de olmuştur mutlaka; izlediğiniz filmde yeri gelir azılı bir suçlunun tarafını tutarsınız. Yakalanmasın, kurtulsun istersiniz. Oysa birçok insanı öldürmüştür. Yaptıkları suçtur bilirsiniz. Ama nedenleri sizin için öyle geçerlidir ki, bir kez değil on kez ateş etse, karşıdakinin beynini dağıtsa gözünüzü kırpmadan izlersiniz.

Ancak öyle durumlar vardır ki, suçu işleyen paramparça edilsin, kolayca ölmesin istersiniz. Ben de istedim, istiyorum da. Her türlü tacizci için, en başta da çocuk tacizcisi için bunu istiyorum, itiraf edeyim. O suçun sebebini sorgulamak istemiyorum, o suçu işleyen insanın yaşadıklarını anlamaya çalışmak istemiyorum. En ağır şekilde yok edilsin istiyorum.

Ancak, şimdiye değin hiç bakmadığım bir bakış açısı kazandırdı Aziz Nesin. İlk defa anlamaya çalıştım. Hatta şunu bile düşündüm:
“ Ya o suçu işleyen, kardeşiniz olsaydı? “ Affedilmesine razı olmasanız bile, linç edilmesine de razı olamazdınız.

Psikopat, sosyopat, akıl hastası değilse her insanı suça iten bir neden vardır. Toplum olarak önce bunu anlamaya çalışmalı, insanlar arasındaki eşitliği sağlamaya çalışmalıyız. İşte benim çıkardığım ana fikir budur.

İdam cezaları konusunda herkesin bir görüşü var. Buna paragraf açmamın gereği yok. Yalnızca tavsiyem olacak: Bir de “Surname” penceresinden bakın ve bu kitabı mutlaka okuyun.

Doğuştan kötü olanlar da var elbette. Her türlü insanca olanağa sahiptir ama yine de suç işler. Bunca çözümsüz toplum sorunu içinde, çözemediğimiz bir tek o kalsa, kendi adıma bu kadarına razıyım.

Kitabın adı olan Surnâme, düğün dernek şenliklerini anlatan, zaman zaman minyatürlerle bezenmiş yapıta verilen addır. Bu kitapta, surnamenin konusu değişik. Herkese ibret olsun diye gerçekleştirilen bir asılma töreni.

Bir zamanlar yapılan olağanüstü asılma törenlerini görebilmek için kaynaşan halkın, suçlunun darağacına çekilişine görgü tanıklığı ederek ibret dersi almak isteyenlerin, sonradan bu asılma törenini başkalarına heyecanla anlatma fırsatı yakalayanların içinde kaçı masum, kaçı suçluydu acaba?

HAYAT KESİNLİKLERDEN İBARET DEĞİLDİR.

“Gerçek suçlu”, suçu ve suçluyu yaratan nedenlerdir.

Suç işleyeni kınayıp, kendi gözünde kendini yüceltenin, vicdanını susturup “Oh, hiç olmazsa ben onun gibi değilim!” diyenin, insanî görevi bitmiş midir?

Böylelikle, yeryüzünden bütün kötülükler ortadan kalkmış, biz “suçsuzlar” bütün suçlardan, suçluluklardan kurtulmuş muyuzdur?
231 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Kısa ve öz bir rahatsız edip gideceğim .
Amacım sadece bu gece rahat "uyuyabilmek" çünkü bazı kitaplar vardır ki "okursunuz"ama onunla işiniz sadece okumakla bitmez. .
tam yatağa girdiğiniz anda tüm fikirleriyle size hücum eder .. beni kimseye anlatmadıñ kalk _yaz yoksa sabaha kadar dönüp duracaksın der ..ve siz yazmak zorundasınızdır .. Aziz Nesin kitaplarinda genel olarak böyle bir özellik var ..
Fakat ..
"Surname" tek başına ,ayrı bir kitap ...
Pek çok okuyucu sadece yazarı sevmediģiden,yazar ona "antipatik " geldiğinden bazı kitapları "ıskalar" ..

Aziz Nesin sevmeyenler bu sözüm sizleredir ki "Surname" okunmalı ..
Bu kitabı "ıskalamayın"

Tutun ki yazarı bilinmiyor ..
Oturun / Okuyun ..
Neden mi ? Söyleyeyim ..
Şöyle diyor kitap size ..

Toplum birbirine ipliklerle bağlıdır ..
Toplum bilincine ulaşmak gerekir ..
Toplum vicdani hassas olmalıdır ..
Toplum ortak sorumlulukların farkında olmalıdır ...

"Sırayı savdık bize bir şey olmadı " düşüncesinden kurtulmalıdır ..
"Hak hukuk yerini buldu "
kelimesini tartmalıdır ...
"Kötülük kötülüğe mi evrilir "
düşünmelidir ...
"Kişiyi suça iten olaylar zinciri "
nedir ? tartışmalıdır ...
"Yaşasın ilahi adalet " söylemlerinde
adaletin nereden geldiği ve kimden geldiği ,buradaki "ilahi" ve "adalet" sözcüklerinin neyi temsil ettiği ..
... anlaşılmalıdır

Hepimiz "deģişiyoruz" bu kitap da özünde bir değişim temasıdır ..
Okuduğumuz kitaplar bizleri değiştiriyor ?bir adım daha ileri gitmek için "okuyoruz"
Bir adım daha ilerisi" insan "olmak bana göre ..

Işte burda AZIZ NESIN'e kulak verin
Şöyle diyor ..

"İnsansa..
insanlık cevheri olmayanı olmaz.. Kendiliğinden yada yardımla, nasıl olursa olsun cevheri ışıyanların insanlık
görevi, cevheri dipte kalmış öbür canlı çöplükleri de hiç usanmadan eşeleyerek, o insanların derinlerinde bir yerlerinde
gizli kalmış cevherlerini dışa çıkartıp parlatarak dünyanın karanlığını o cevherin nur yalazlarında boğup, yakıp, yok
ederek, yeniden yepyeni, aydınlık bir dünya yaratmaktır."

Işte Aziz Nesinin bıraktığı miras budur ..
Insan olmak ,insan kalmak ,insan kazanmak ..

SONA DOĞRU GİDERKEN. .

Kitap hakkında bilgi vermediğimin farkındayım .. Bunu Google da yada diğer alıntılarda veya kitabın tanıtımında bulabilirsiniz ..ben bana kattığı harçtan ve tuğladan bahsetmek istedim size ..

Şimdi isterseniz "Surname" yi okumayın .
... siz bilirsiniz

Dip not :

Kerim Korçan 'ın Tatar Ramazan ve Linç kitabına karşı yazılmış ,orada göz önüne dökülmeyen hapishanelerdeki cinsel baskıları ve adi suçları teker teker dökmüş önümüze ...

"Gerçeklik " hepimize göre "farklı" izlenir ..
Nesin de bir hapis geçmişi olan yazar olarak gözünün gördüğünü yazmakta tereddüt etmemiş ..

__ve SON

53 yaşında 53 yazılmış kitaba sahip olan Aziz Nesin'in yazım tarihi 13/Subat/1973
Ve eğer yanlış bilgi değilse 67.göz bebeği "Surname " ye sevgi..

Ustama selam_ile ..

https://youtu.be/woCz9Q8nhk0


Nokta ..
231 syf.
— Sonsuz değişime inanıyorum ben, herşey ama
herşey durmadan değişiyor.

Değişim , değişmek güzeldir ,hiç bir sene önceki aklınızla şimdiki bir mi?Zaman geçtikçe insanlarda düşünceleri de değişir.
Kac kare yazdım sildim incelememi bilmiyorum hep eksik bişe var ve de olacak!Bide çok uzun yazmak adetim degil, düşüncelerimin yarısı yok şurda emin olun, oda dediğim gibi zamanla olacak :-)

Ustam öyle sorunlara parmak basmış ki neresinden nasıl tutacağını şaşırıyor insan,kitabın adıyla başlayalım biz en iyisi...
Surname; Osmanlı zamanında sünnette, düğünde yapılan şenlikler kutlamalarmış,Üstad idam hazırlıklarını şenlik hazırlıklarına benzetmiş.

Hikaye Berber Hayri nin tecavüze uğramasıyla başlıyor, o da hem kurtulmak hemde intikam almak için aynı muameleyi O kişinin çocuğuna yapmaya çalışıyor ve yapamayınca da boğarak öldürüyor.
Sebep göstermediğinden idama mahkum edilyor.
Söylememesinin nedeni toplumdan dışlanma
korkusu ,bu şekilde anılmaktansa ölmeyi tercih ediyor ve aynı muameleyi defalarca yaşıyor cezaevinde!

Syf(102)

*Ustam bunları, en kalın çizgili sözlerle, en yalın biçimde anlatmıştı. «Biz insanlar hepimiz, her hücremizden görünmez milyarlarca iplikle
topluma bağlıyız, toplumun bir katına bağlıyız
bizi o iplerin yönettiğini bilmediğimizden, özgürüz, bağımsızız sanırız kendimizi» demişti. *

Şu hayatta en sinir olduğum bişey varsa oda toplum
baskıdır.İnsanlarin sizi işlediğiniz suçla damgalaması<artık sen kirlisin> bunu sözlü yada
bakışlarıyla yapması ve yargılaması!
Hele konu namus oldumu hepsi birer yeminli namus bekçisi kesilirler,Berber Hayri de de olduğu gibi!
Ha ben Hayri suçsuz cezasını çekmesin demiyorum,ortada suçsuz biri varsa oda öldürülen çocuktur!Ama bunun cezası ölüm mü olmalı hemde
okadar insanın içinde , ayrıca bir insanın ölümü başkasının elinden olmamalı bence!
Ayrıca ibretlik olsun diye asılan Hayri nin ölümü,insanların izlemekten zevk aldığı bir şenliğe dönüşüyor ,sanki O öldüğü zaman herkes günahlarından arınacakmış gibi!
Herkes görevini yerine getiriyor, cellatından
tutunda halkına kadar ve bir hayat kayıyor
gidiyor.

Bir insan bir dünya kıymetini bilene!
Yaptıklarımız başkalarının hayatlarına sebep olmasın.

İyi okumalar...
200 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10
O: Merhaba, o kişi bendim.
Ben: Hangi kişi ?
O: Yorumunuzu okudum. Desteğiniz ve güzel duygularınız için teşekkür ederim.
Ben: Hangi yorum?
O: Gönderinin ss'ini atar.
https://imgyukle.com/i/R3LcAP

Yorum yaptığım iletinin bir kısmını aynı şekilde bir kısmını da özetleyerek anlatacam. İleti şöyle:
"2004 yılında Istanbul'da doğdum. Maddi sıkıntılarımız vardı. 3 yaşından itibaren babamdan psikolojik ve fiziksel şiddet görmeye başladım. 6 yaşındayken annemin en yakın arkadaşının ziyaretine gitmiştik. Bu kişinin 25 yaşlarındaki çocuğu bana tecavüz etti. Daha ilişkinin ne olduğunu bile bilmiyordum.(Burdan sonrası özet halinda anlatılacak) Daha sonra okula başlıyor. Anne baba ayrılıyor. Annenin yanında kalıyor. Spor salonuna gidiyor. Orda bir gün spor hocasının tecavüzüne maruz kalıyor. Daha sonra bu taciz ve tecavüzler devam ediyor. Bir gün boş bir derste basından geçenleri kağıda yazıyor. Kağıdı masada unutuyor. Bir arkadaşı görüyor kâğıdı ve bunu rehber öğretmenine veriyor. Anne okula çağrılıyor. Ama anne spor hocasının tecavüzüne inanmıyor. Kabul etmiyor. Daha sonra çocuğun psikolojisi de bozuluyor. Garip garip sesler duyduğunu söylüyor. Birilerini görüyorum diyor. "
Dürüm özetle böyle maalesef.
Galiba şaşıracağınız noktayı söyleme vakti geldi. Bu çocuk erkek!

Peki bu mesajın kitapla ne ilgisi var diyebilirsiniz. Kitapta Berber Hayri diye birinin idam hikayesi anlatılıyor. İstanbulda toplumun önünde yapılan son idamlardan biridir bu idam. Berber Hayri' nin hikayesi şöyle: Berber Hayri, ustasının tecavüzüne maruz kalıyor. En sonu dayanamayıp intikam almak için ustanın 6 yaşındaki oğluna tecavüz etmeye çalışıyor ve çocuğu boğup öldürüyor. Daha sonra da hakkında idam kararı çıkıyor.
Bu kitabı okurken aklıma sürekli mesajı atan çocuk geldi. Çünkü benzer şeyler var hayatlarında.

Kitabı okurken acı bir toplumsal gerçeğin daha farkına varmış oldum. Ne yazık ki erkek çocuklara da erkeklere de tecavüz ediliyor. Ve erkeklerde bu durum çok daha kötü. Kişi utancından kimseye söyleyemiyor. Belki de en sonu derdini anlatmadan, anlatacak kimseyi bulamadan intihar ediyor.
Peki bu kişiler neden söyleyemiyor? Çünkü toplumda ayıplanır. Çünkü "sen nasıl erkeksin diye" insanlar alay eder. Çünkü bu durum kullanılır.

Kitaptaki olayların büyük kısmı cezaevinde geçiyor. Bu durum okurken o zaman ki cezaevlerinin durumunu da görmenizi sağlıyor. Hapis yatmış biri olan Aziz Nesin cezaevi şartlarını ordaki insanların psikolojilerini ve dönen pislikleri merak uyandırıcı bir şekilde anlatıyor. Okurken aklıma Kemal Sunal'ın filimlerindeki cezaevi sahneleri geldi. Çünkü birbirine benzeyen yerler var.

Son olarak şunları diyeyim:
Bu kitap okuduğum ilk Aziz Nesin kitabı. Galiba okuduğum son Aziz Nesin kitabı da olmayacak.

Aziz Nesin okumaya Tuco Herrera 'nin paylaşımları sayesinde karar verdim. Ebru Ince 'nin ve Tuco Herrera 'in düzenlediği aralık ayında nesin okuyor muyuz etkinliğini görünce de aralık ayında Aziz Nesin okuyayım dedim. Öncelikle bu güzel kitabı tavsiye ettiği için Ebru Ince' ye teşekkür ediyorum. Aziz Nesin okuma kararını almamda etkili olan Tuco Herrera' ya da çok teşekkür ediyorum.
200 syf.
·8/10
Nesin’in okuduğum ikinci romanıdır Surnâme. İlki olan Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ı uzuun yıllar önce, lisede kitap içeriğinden yapılan sınavlar zoruyla okuduğumdan Nesin’le yeni tanıştım diyebilirim. Şimdi de Tuco Herrera/Duvar/’nın silah zoruyla okumuş bulundum :D Şaka bir yana kendisine teşekkür ediyorum çünkü kaliteli yazınlarda hissettiğim mutluluk ve dinginliği bu romanla fazlasıyla hissettim.


İdama karşı bir manifestoydu idamlık Berber Hayri’nin hikâyesi. Yumuşatmadan, şunlar bunlar hariç demeden aktarılmış idam karşıtlığı. Zira Berber Hayri çocuğun istismarı ve katlinden giymiştir hükmü. Seçtiği bu konuyla der ki Nesin, evet bu canavar adına bile karşıyım idama. Spoiler olmaması için konunun ayrıntılarına girmeyeceğim. Ama en azından romanımızda, suçun açıkça görüldüğü hallerde bile bilemediğimiz noktalar olabileceği, bu yüzden tamamıyla doğrulanmış kesin bir hüküm verildiğinden emin olamayacağımızın altı çiziliyor.


Nesin Sondeyiş’inde hukukun ilk ve başlıca amacının; cezaya çarptırılan kişiyi değiştirerek iyi yapmak, düzeltmek olduğunu, suçlunun doğal hakkı olan değişme hakkının ölüm cezasıyla elinden alındığını söylüyor. Ölüm cezasına karşı olmakla birlikte Nesin’in cezanın amacıyla ilgili fikrine katılamıyor, kendisinin kişiyi iyi yapmak ve düzeltmek olarak adlandırdığı rehabilitasyon çalışmasının hükümlülere uygulanması gerektiğini sonuna kadar desteklesem de bu konu cezanın amacı değil bir yan ürünüdür fikrimce. Cezanın toplumsal anlamda var olmuş ve hep var olacak amacı hükümlünün fiillerine devam edememesi için toplumdan uzaklaştırmak, ayrıca toplumsal vicdanı rahatlatmaktır. Vicdanların rahatlaması, kişilerin ibret alması, birilerinin cezalandırılması yoluyla daha az suçluların kendilerine meşruiyet kazandırabilmelerinin sağlanması gibi konular bol bol işlenmiş aslında romanda. Örneğin; bir çocuk tecavüzcüsü bile Berber Hayri’ye bakıp, kendisinin en azından katil olmamasıyla övünebiliyor. Burada suç kavramının tanımına, asıl suçlunun kim olduğu tartışmalarına girmiyorum.


Nesin’in üslubuyla ilgili ise çok çok iyi bir beklentim yoktu nedense. Ancak gördüm ki çok girift konular bile yalın bir şekilde anlatılabiliyormuş. Bu yalınlığın yanında sokağın diline, kültürüne ve gündemine de büyük bir hâkimiyet mevcut. Bir sayfada sokak dilinde eğlenceli bir mizahla, gediğine oturan toplumsal ve ruhsal tespitler hiç sırıtmadan, rahatsız etmeden bir arada bulunabiliyor.


Anladım ki Nesin usta bir toplumsal gözlemci. Çünkü yaptığı çoğu tespiti hayranlıkla okudum. Devletin işleyişi ve devlet memurunun kafa yapısı hakkında da yazılanlara baksanız sanılır ki kendisi 40 yıllık bir maliye memuru da ezberinden yazıp çiziyor. Ancak yaşamak, bilmek yetmiyor tabi yazmak için. Fazlaca yürek gerekiyor.

Her fikirden aydınımızın yürekli olabilmesi dileğiyle…
231 syf.
·4 günde·10/10
Bazı kitaplari okuduktan sonra , kitap ile ilgili günlerce düşünürüz. Hatta bazen rüyalarımızda girer. Basit bir sebebi vardır bunun, bizi çok etkilemiştir. Surname ,işte böyle bir kitap.

Öncelikle surname ne demek, bundan başlayalım. Surname, Osmanlı zamanında evlenme,sünnet, düğün dernek gibi sevinçli olaylar dolayısıyla, halkın da katılımıyla yapılan, birkaç gün süren zengin solenleri, renkli törenleri, büyük eğlenceleri anlatan kitaplara denilir. ( S:14)

Gerçekten de örneğin padişah çocuğunun sünnet törenleri, padişah kızlarının düğünleri
iki ay surermis. Bu eğlenceler boyunca binlerce hayvan kesilip , sunulurmuş
konuklara. Şatafatlı düğünler yani.

Bu kitabın konusu, bunlardan farklı olarak, ( ne bir sünnet düğünü, ne de evlenme töreni) altı yaşındaki bir oğlan çocuğunun ırzına geçtikten sonra, onu boğup öldüren bir gencin , idam töreni.

Aziz Nesin 'in konu edindiği bu roman, 1970'li yıllarda geçiyor. Türkiye'de idam cezasının fiili olarak uygulandığı yıllarda.

İnsan, gerçekten de ölüm cezasını hakeder mı? İnsanın ölüm cezasına çarptırılmasina sebep olan suçu hakikaten bile isteye mı işlemiştir. Yoksa şartlar onu buna mı zorlamıştır? Hani kader kurbanı deriz ya. İnsan bu suçları işleyecek kadar aşağılık olabilir mi?

Hadi gelin, bu konuyla ilgili Aziz Nesin'e kulak verelim.
Gerçek suçlu, suçu ve suçluyu yaratan nedenlerdir. 98
İnsanın kötüsü olmaz,yeter ki onun pas pis tutmayan gizlideki özünü bul! 112
Tek paslanip pislenmeyen insanın özüdür. O öz ki en kötü sanılan insanın bile içinin bir yerinde gizlidir.109

Suçluların cezalandırılacak ,suçun ortadan kaldırılmasini beklemek sanırım boş hayalden ibaret. Elbette her suçun, hem de böylesine bir suçun cezası olacak. Ama suçun neden işlendiğini araştırmak ve bu nedenleri ortadan kaldırmak yeni suçların önüne geçecektir diye düşünüyorum.

En can alıcı noktalardan biri de insanın değişimi. Darağacındaki gencin son isteği sorulduğunda şöyle cevap veriyor.

Sonsuz değişime inanıyorum ben, herşey ama herşey değişiyor.
Ben de değiştim. Dört yıl önce çok ağır suç işlemiştir,sucluydum. Ama dort yilda o denli çok değiştim ki başka bir Hayri oldum. Başka insan oldum. O suçu işleyen insan ben değilim,artık. Siz suçlu diye bambaşka bir insanı asiyorsunuz.

Bu da tartışılması gereken bir konu. İnsanın değişimi.
Türkiye'de şenlik havasında asılan son insan berber Hayri. O gün bu şenliği meydanda tam yetmiş bin kişi izlemiş. Dondurmalariyla, gevrekleriyle, balonlariyla. Adalet son kez şenlikle düğün derneklevyerini bulmuş!!

Bu roman büyük yazar Aziz Nesin ' in yazdığı kara mizah örneklerinden biri. Hayri'nin yaşadıkları ve yasattiklari. Etkinlik için özellikle ve özellikle Ebru Ince 'ye teşekkür ederiz.

Bence hemen gidin bir Aziz Nesin alın okuyun. Yağmurun dinmesini beklemeden.
Kitapla kalın.
200 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
~Kitaplar nefesiniz olsun~

Ha ha ha hep gülerken düşündürmek olmazdı tabi  birazda ağlatıp düşündüreyim demiş büyük usta; tabiki arada hicivleriyle.
Konu ağır başlıyor ama elinizden bırakamıyorsunuz insan oğlunun aymazlığı, sapkınlığı, yalancılığın iftiranın i hali o hali de hali den hali....  Halide hali. Vay vay vay okuyun efendim başka bir şey söylemeye gerek yok;okunması gerekenler arasında başı çeker. Tam bir klasik. Yine yeniden doğrucu davutluğu ile düşündürüyor öğretiyor büyük usta.

"Gerçek suçlu, suçu ve suçluyu yaratan nedenlerdi." kitaptan alıntı.  -Sayfa 87-

Bir değişim yasasından bahsetmiş ki idam cezası gerçeğini gözümüze, aklımıza ve benliğimize soka soka düşünmemizi sağlıyor. Gene söylüyorum okuyun efendim.

Bütün kitaplar güzeldir. "Bu bir tık daha güzel" İyi okumalar.
200 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Eveeet, bir “Aziz adam” eserini daha esenlikle bitirdik. Tabii sevgili danışmanımız Tuco Herrera/Duvar/ sayesinde. Başka bir eserini okuyacakken tavsiyeleri doğrultusunda Surname’de karar kıldım.
İlk göze batan kısmından başlayayım o zaman. Surname nedir? Nesin’in başlangıçta yaptığı tanım gayet güzel olduğu için bozmadan size onu alıntılayacağım:
“Surnâme, Osmanlılar çağında, evlenme, düğün-demek, sünnet gibi sevinçli olaylar dolayısıyla, halkın da katılmasıyla yapılan ve bikaç gün süren zengin şölenleri, renkli törenleri, büyük eğlenceleri, olağanüstü gösterileri, bütün bu şenlikleri betimleyip anlatan kitaplara denilir. Yani Surnâme, kısacası düğün kitabı demektir. Kolayca anlaşılmaktadır ki, bu düğünler, başlık parası veremeyip yavuklusunu kaçırdığı için dama düşenlerin değil, sultanların, şehzadelerin düğünleridir.”
*Surname tarihi belge niteliğindedir ve de divan edebiyatı türlerinden birisidir.

Nesin bu eserinde bir çocuğa tecavüz ederek sonra da boğup öldürmekten yargılanan Berber Hayri’nin asılış törenine kadar hapiste geçen zamanını ve de idam gününü anlatmaktadır. Normalde surname tanımda da belirtildiği gibi neşeli olayların, şenliklerin betimlendiği bir belgedir ama Aziz Nesin burada bir ironi yapmış ve de idamın surnamesini yaratmıştır.

Nereden başlasam, hangi konuya değinsem inanın bilmiyorum. Söyleyecek o kadar çok şey var ki.. Sevgili Aziz Nesin bir idam mevzusundan yola çıkarak hapishane ortamını ve de buradaki cezalıların psikolojilerini aktarmış bize. Bizim düşündüğümüzün aksine orada da ayrı bir dünya kurmuş cezalılar kendine. Nasıl dışarıda güçlü olan, zengin olan vb tipte insanlar milletin ümüğüne çöküp suyun üstüne çıkıyorsa, orada da durum bu. Ağalar, parayla her türlü işi yapanlar, oğlancılar. Ne ararsanız var. Belki de pişman olup ceza çeksin diye içeri tıkılan bir takım insanlar daha kötü birisi olarak çıkıyor buralardan. Çünkü bu düzende psikolojisi bozulmayan birisi gerçekten çok zor gibi. Aslında berber Hayri’nin yaptığı görünürde çok büyük bir suç evet, istismar neticede. Ama onu buna iten sebepleri ve psikolojik durumu da incelemek gerçekten önemli bu noktada. Adalet! yerini bulsun ve de insanlar bundan ibret alsın diye bir şeyi yapmak için yapmak, göstermelik yapmak ne kadar doğru ve adaletli bilinmez. Çok adaletli buluyorsan ve ibretlikse onu yaptığı anda asacaksın ki gerçek manada hak ediyor olsun(bu da ne kadar doğru bilinmez). Ama cezasını çekmiş ve gerçek manada ders alıp değişmiş birinin üzerinden yapmak ne kadar adaletlidir bunu gerçekten tarafsız olarak sorgulaması çok zor ama erdemli bir olaydır. Toplumumuzun en iyi yaptığı şey ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ mottosunu en güzel şekilde uygulamak ve yaşatmak. He bir de her şeyi ticarete dökmek. Bir insanın ölümünü bile kendi karı için ticarete dökmek de bize has olsa gerek. Kendimiz başkalarında gördüğümüzde yargıladığımız şeylerin en beterini yapıp sonra da vicdanımızı bir şekilde yatıştırırken her şey güzel. Ama birisinde gördüğümüzde bunu yapabileceğimiz en kötü şekilde yargılar ve kendimize şükrederiz. Herkes kendi adaletini kendince yaratıyor. Bürokrasinin güzel! işleyişini de idam işlemlerinin yapılışında yine aktarmış bize Nesin. Trajikomik bir olayı kara mizahla olabilecek en iyi şekilde aktarmış. Yazarın en sevdiğim yanlarından birisi de sanırım yeri geldiğinde toplum seviyesinde durumları en sade ama güzel şekilde aktarırken yeri geldiğinde de en güzel tahlillerle üst seviyede aktarması.

Belki incelemem biraz karışık gelmiş olabilir size ama inanın hangi konuda fikrimi belirteyim, hangisini eleştireyim bilemedim. İçerikte incelenmesi ve değerlendirilmesi gereken o kadar çok konu var ki bana göre, belki de bu eser üzerine çok daha bilinçli olarak incelemeler yapılmalı, tezler yazılmalı. Çünkü bahsettiğimiz basit bir mevzu değil, adalet başlığı altında yapılan bilinçsiz ve ezber düzen uygulamaları. İnsanların durumlara göre psikolojileri, bakış açıları. Herkesin kendisini bir köşeye çekip işine geldiği gibi davranması. Velhasıl bu kitabın çok daha iyi incelemelerini daha iyi seviyedeki arkadaşlar elbet yapacaktır. Ama şunu söylemek isterim ki, bir toplumun yetiştirilme kültürü en kökünden değiştirilmedikçe bakış açısı hep sığ kalacaktır. Devletlerin genel de istediği de bu olduğuna göre gayet iyi başarmış gibi görünüyoruz. Yarattığımız adaletle gurur duymalıyız!
Lütfen okuyalım, okutalım, sorgulayalım. Keyifle kalın.
Büyük bir tarihçi şöyle demiş : "Tarihten alınan en büyük ders, insanların tarihten ders almadıklarının anlaşılmasıdır."
Dalak, ciğer, işkembe, böbrek, beyin ver şuradan...
Aman unutma sakın, beş paralık da vicdan!
Aziz Nesin
Sayfa 10 - Kardeşler Basımevi
"...dertlerini anlatmak için bir dost arar, en yakınlarındakini de dost sanırlar; çünkü buna gereksiniyorlardır..."
Aziz Nesin
Sayfa 40 - Adam Yayınları 1989
Ölüm çok şiddetli bir cezaydı. Çok şiddetli de ne demek! Bütün cezaların en şiddetlisiydi.
Aziz Nesin
Sayfa 141 - Adam Yayınları, 1. Baskı
Böyle namussuzları bikere değil on kere asacaksın, dedikten sonra birden kendi suçunu ansıyıp, Hiç olmazsa ben yaptımsa, benimki kız çocuğuydu be! Altı yaşında oğlan çocuğuna da bu yapılır mı? diye bağırdı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Surname
Baskı tarihi:
Temmuz 1995
Sayfa sayısı:
231
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754180848
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Surname
Surname
Surname
Yeryüzüne önce gelenlerin görüp duyduklarını, öğrenip bildiklerini ve her türlü tanıklarını, kendilerinden sonra gelenlere anlatmaları ve daha sonradan geleceklere yazarak iletmeleri insanlık borcu olduğundan, ben fakir de, Kemer ilçesinin (Burhaniye) Ören mahallesinin Sunar konutlarının bir evinde bi süre bi başıma yaşamaktayken, benden sonraki kuşaklara insanlık borcumu ödemek için, 1973 yılının 13 Şubat'ını 14 Şubat'ına bağlayan Cuma gecesinin saat üçünde, gecenin karası günün mavisine alacalanırken, işbu Surnâme'yi yazmaya başladım. Eş dostla, arkadaş yoldaşla birlikte, hem düşmanlarımızla birlikte, daha nice nicelerini yazmaya günümüzün yetmesini, işimizin erken bitmesini dilerim.

Kitabı okuyanlar 248 okur

  • Varoluşçu Yazar
  • Muhammed Dumlupınar
  • ilker ingiz
  • Neşe
  • A.halim
  • Ömer Akbaş
  • Koray Erkan
  • Emrah Turan
  • Mary Astell
  • Zafer albayrak

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.4 (16)
9
%6.9 (6)
8
%2.3 (2)
7
%1.1 (1)
6
%1.1 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0