Surname

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.471
Gösterim
Adı:
Surname
Baskı tarihi:
Temmuz 1995
Sayfa sayısı:
231
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754180848
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Surname
Surname
Yeryüzüne önce gelenlerin görüp duyduklarını, öğrenip bildiklerini ve her türlü tanıklarını, kendilerinden sonra gelenlere anlatmaları ve daha sonradan geleceklere yazarak iletmeleri insanlık borcu olduğundan, ben fakir de, Kemer ilçesinin (Burhaniye) Ören mahallesinin Sunar konutlarının bir evinde bi süre bi başıma yaşamaktayken, benden sonraki kuşaklara insanlık borcumu ödemek için, 1973 yılının 13 Şubat'ını 14 Şubat'ına bağlayan Cuma gecesinin saat üçünde, gecenin karası günün mavisine alacalanırken, işbu Surnâme'yi yazmaya başladım. Eş dostla, arkadaş yoldaşla birlikte, hem düşmanlarımızla birlikte, daha nice nicelerini yazmaya günümüzün yetmesini, işimizin erken bitmesini dilerim.
231 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Aziz Nesin'in ölüm cezasına karşı bir başkaldırı niteliğinde olan Surname isimli bu eseri, ülkemizde halen ölüm cezasının uygulandığı 1973-1975 yıllarında arasında yazılmış. Bu kitap öyle bir kitaptır ki, hem geçmiş tarihimiz açısından hem de günümüz açısından birçok konuda bize yol gösterici niteliktedir, evrenseldir.

Ölüm cezalarına karşı duruşunuz nasıldır bilemiyorum; ama benim de Aziz Nesin gibi ölüm cezalarına karşı olduğumu bilmenizi isterim. Bu minvalde size spoilerlar eşliğinde kitabı anlatmaya çalışırken kendi düşüncelerimi de yer yer belirterek ölüm cezasının(idamın) olumsuz yanlarını göstermeye çalışacağım.

Öncelikle kitabımızın isminden başlayalım. Surname nedir? Osmanlı Devleti döneminde, evlenme, düğün-dernek, sünnet gibi "sevinçli olaylar" dolayısıyla, halkın da katılmasıyla yapılan ve birkaç gün süren zengin şölenleri, renkli törenleri, büyük eğlenceleri, büyük gösterileri, bütün bu şenlikleri betimleyip anlatan kitaplara denilir. Birçok ünlü yazarın ve şairin Surname'si vardır.

Oysaki Aziz Nesin'in Surname'sinin konusu büyük bir eğlence veya sünnet düğünü değil, bir ölüm cezasının infazıdır. Ölüm cezası verilerek infazı gerçekleştirilecek kişi ise Berber Hayri'dir. Berber Hayri'nin suçu oldukça ağır bir suçtur. O, altı yaşındaki bir erkek çocuğunun ırzına geçtikten sonra çocuğu boğarak cesedini toprağa gömmüştür. Bu noktada dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var, Aziz Nesin oldukça ağır bir suçu önümüze koyarak kendisi adına kolaycılığa kaçmamış ve hemen hemen herkesin ölüm cezası ile infazını isteyebileceği bir kişiyi önümüze koyarak zorlu bir yoldan ölüm cezasına karşı olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Aziz Nesin'i bu cesur tutumundan dolayı takdir etmemek elde değil. Peki Aziz Nesin altı yaşındaki bir erkek çocuğunun ırzına geçtikten sonra çocuğu boğarak cesedini toprağa gömen Berber Hayri'yi mi savunuyor ya da birazdan Berber Hayri'yi ben mi savunacağım? Asla. Aziz Nesin de ben de Berber Hayri'nin bir suçlu olduğunu ve cezalandırılması gerektiğini kabul ediyoruz. Bizim karşı olduğumuz konu ise, bir suçlu olan Berber Hayri'nin canını alma yetkisinin bir devletin eline verilmemesi noktasında toplanıyor.

Öncelikle suçun ve cezanın ne olduğunu ifade ederek başlamak istiyorum. Çünkü bizim bilgi eksiklerimiz hep temelde yer alan eksiklikler. Hepimizin bazı konularda fikri var; ama maalesef bilgisi yok. Üniversitedeki bir hocamız, "Bilgi olmadan, fikir olmaz." derdi. Bir konuda fikir beyan edeceksek, o konuda yeterince bilgili olmamız gerekir. Devam edelim.

Suç, yasalara aykırı fiil olarak tanımlanır. Peki yasayı kim yapar? Devlet yapar. Peki devleti kim ortaya çıkarmıştır? İnsan çıkarmıştır. Anlaşılan o ki, her şeyin temelinde "insan" vardır. Biraz daha derine inerek suç kavramının ortaya çıkmasındaki amaç ne olabilir diye düşünelim. Bence bu sorunun cevabı, insan onuruna yakışır bir şekilde yaşamayı sağlamaktır... Peki bunu kim sağlayacaktır? Bizi insan onuruna yakışır şekilde yaşatması için yetki verdiğimiz devlet sağlayacaktır. İnsan devlet için değil, devlet insan için vardır, unutmayın... Tanımlar yaparak devam edelim.

Suç kavramı, içerisinde "haksızlık" kavramını da barındıran bir kavramdır. Haksızlık ise, hukuk düzeninin kişiler arasındaki dengenin bozulması anlamına gelir. Bu durumda yasalarla düzeni sağlamak görevini üstlenen devlet, bir takım yaptırımlarla bozulan dengeyi yeniden tesis etmelidir. Yaptırım dediğimiz şey ise, devletin verdiği "ceza"dır. Cezanın meşruluk zeminini ise, kusur oluşturmaktadır. Yani kusurlu bir şekilde yasalara aykırı gelerek haksızlık yapan birisi devlet tarafından cezalandırılmalıdır.

Ceza yaptırımının ise bir takım özellikleri vardır. Bunlardan birisi, ceza yaptırımının insan haysiyetiyle bağdaşır nitelikte olması gereğidir. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan, kişiye acı ve ızdırap çektirmeyi amaçlayan ceza uygulaması yapılamaz. Tarihte, suç işleyen kişiye ceza olarak onu toplum nazarında küçük düşürmeye, rezil etmeye yönelik uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Yine, ceza olarak, kişinin dayanılamayacak surette acı ve ızdırap çekmesini sağlayacak uygulamalara da başvurulmuştur. Bunlara örnek olarak ise, suçlu kişinin yakılması, taşlanması veya linç edilmesi gösterilebilir... Ölüm cezasının, geniş meydanlarda, darağacına asılmak suretiyle uygulanmasının insan onuruyla bağdaşır hiçbir yanının olmadığını sanırım ifade etmeye gerek yok.

İşte tam bu noktada en önemli kısma gelirsek, cezanın tüm amacı ve işlevi, suç işleyen kişiyi ıslah ederek yeniden topluma kazandırmak, yeniden toplum açısından zararsız ve güvenilir bir kişi haline getirmektir. Bizim insanlar olarak devlete verdiğimiz yetki budur.

Kitaba dönecek olursak, Berber Hayri işlediği suçtan dolayı hapse girer ve pek tabii burada birçok ilginç olayla karşılaşır. Bu kısımlarda Aziz Nesin klasik tarzını yansıtarak birçok olayı önümüze sunar ve yer yer gülümsetirken düşündürür. Ayrıntılı olarak değinmeyeceğim; ancak Berber Hayri hapis hayatının bir döneminde siyasi hükümlülerin olduğu koğuşa girdikten sonra hayata ve kendisine bakış açısı neredeyse 180 derece değişir. Siyasi hükümlülerin arasındaki Ragıp Usta isimli hükümlü ise, müthiş bir adamdır ve kitabın en saygıdeğer kişisidir.

Ragıp Usta'nın düşünceleri Berber Hayri'yi çok etkiler ve devletin hapis ederek, tutuklayarak veya idam ederek elde edemediği ve bu yollarla asla elde edemeyeceği "suçlunun ıslahı"nı, Ragıp Usta Berber Hayri ile konuşarak ve onu hayata karşı bilgilendirerek elde eder. Ragıp Usta ile tanışan Berber Hayri artık eski Berber Hayri değildir. O artık değişmiş ve ıslah olmuş bir suçludur.

Ragıp Usta'ya göre, gerçek suçlu, suçu ve suçluyu yaratan nedenlerdir. Yani doğa ve toplumdur. Doğa ve toplum ise sürekli değişmektedir. Hele insan, bu değişkenlerin en değişken olanıdır. İnsan, insana yaptığı yanlışı bir daha yapmamaya çalışandır. Yanlışından dönen insan, gerçek insandır. Altın pas tutmaz, platin pas tutmaz; ama pisliğe düşünce kirlenir. Tek paslanıp kirlenmeyen insanın özüdür. O öz ki, en kötü sanılan insanın bile içinin bir yerinde gizlidir. Biz insanlar, hepimiz, her hücremizden görünmez milyarlarca iplikle topluma bağlıyız. Bizi o iplerin yönettiğini bilmediğimizden, özgürüz ve bağımsızız sanırız kendimizi. Bir insan bağımsız olsaydı, hiç suç işler miydi?

İşte Berber Hayri, Ragıp Usta'nın bu düşüncelerinden çok etkilenir ve artık değişir. Darağacına çıkmadan önce şu sözleri söyler:

"Ben de değiştim, değişiyorum da... Dört yıl önce çok ağır suç işlemiştim. Ama dört yılda o denli çok değiştim ki, başka bir Hayri oldum, başka insan oldum. O suçu işleyen insan ben değilim artık. Siz, suçlu diye bambaşka bir insanı, bambaşka bir Hayri'yi asıyorsunuz, tam bambaşka bir insan olduğum zaman..."

Görüleceği üzere, Berber Hayri ne canavar ne de kahramandır. O sadece bir insandır ve koşullarının kurbanıdır.

Esasen Berber Hayri değişmiştir, ıslah olmuştur; ancak devletin verdiği ölüm cezası da bu esnada kesinleşmiştir. Artık geri dönüş yoktur... Benim gibi ölüm cezasına karşı gelenlerin en sağlam argümanlarından birisi de ölüm cezasının suçlunun ıslah olmasının engellenmesi, dolayısıyla iyileşme hakkının elinden alınmasıdır. Surname isimli bu kitabın ana argümanı da kişinin iyileşme hakkının elinden alınmaması gerektiğidir. Kitabın kapağındaki darağacında filizlenen dal da tesadüfen filizlenmemiştir ve oldukça manidardır.

Surname, işlediği konu itibarıyla ve işleyiş biçimiyle tam bir şaheser. Edebiyatımızda bu konuyu bu denli cesurca işleyen başka bir kitaba veya yazara daha rastlamadım. Dünya Edebiyatı'nda ise Victor Hugo gibi örnekler mevcut...

Ülkemizde en son 1984 yılında ölüm cezasının infaz edildiği, bu kitabın ise 1973-1975 yılları arasında yazıldığı göz önüne alındığında, bir hukukçu olarak Aziz Nesin'in önünde saygı ile eğilmeyi kendime bir görev olarak görüyorum. Son olarak kitabı bana tavsiye eden ve bir şaheserle tanışmamı sağlayan değerli Tuco Herrera'ya da sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Tuco Herrera bana bu kitabı okutmasaydı ve üzerimde baskı kurmasaydı ben bu kitabı okumayacak ve okuduğunuz bu incelemeyi yazmayacaktım arkadaşlar. Gördüğünüz üzere, özgür olduğumuzu zannetsek de bazı koşullar altında özgürce karar veremiyoruz.

Ne yani şimdi beni idam etmeniz mi gerekiyor?
200 syf.
·8/10
Nesin’in okuduğum ikinci romanıdır Surnâme. İlki olan Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ı uzuun yıllar önce, lisede kitap içeriğinden yapılan sınavlar zoruyla okuduğumdan Nesin’le yeni tanıştım diyebilirim. Şimdi de Tuco Herrera/Duvar/’nın silah zoruyla okumuş bulundum :D Şaka bir yana kendisine teşekkür ediyorum çünkü kaliteli yazınlarda hissettiğim mutluluk ve dinginliği bu romanla fazlasıyla hissettim.


İdama karşı bir manifestoydu idamlık Berber Hayri’nin hikâyesi. Yumuşatmadan, şunlar bunlar hariç demeden aktarılmış idam karşıtlığı. Zira Berber Hayri çocuğun istismarı ve katlinden giymiştir hükmü. Seçtiği bu konuyla der ki Nesin, evet bu canavar adına bile karşıyım idama. Spoiler olmaması için konunun ayrıntılarına girmeyeceğim. Ama en azından romanımızda, suçun açıkça görüldüğü hallerde bile bilemediğimiz noktalar olabileceği, bu yüzden tamamıyla doğrulanmış kesin bir hüküm verildiğinden emin olamayacağımızın altı çiziliyor.


Nesin Sondeyiş’inde hukukun ilk ve başlıca amacının; cezaya çarptırılan kişiyi değiştirerek iyi yapmak, düzeltmek olduğunu, suçlunun doğal hakkı olan değişme hakkının ölüm cezasıyla elinden alındığını söylüyor. Ölüm cezasına karşı olmakla birlikte Nesin’in cezanın amacıyla ilgili fikrine katılamıyor, kendisinin kişiyi iyi yapmak ve düzeltmek olarak adlandırdığı rehabilitasyon çalışmasının hükümlülere uygulanması gerektiğini sonuna kadar desteklesem de bu konu cezanın amacı değil bir yan ürünüdür fikrimce. Cezanın toplumsal anlamda var olmuş ve hep var olacak amacı hükümlünün fiillerine devam edememesi için toplumdan uzaklaştırmak, ayrıca toplumsal vicdanı rahatlatmaktır. Vicdanların rahatlaması, kişilerin ibret alması, birilerinin cezalandırılması yoluyla daha az suçluların kendilerine meşruiyet kazandırabilmelerinin sağlanması gibi konular bol bol işlenmiş aslında romanda. Örneğin; bir çocuk tecavüzcüsü bile Berber Hayri’ye bakıp, kendisinin en azından katil olmamasıyla övünebiliyor. Burada suç kavramının tanımına, asıl suçlunun kim olduğu tartışmalarına girmiyorum.


Nesin’in üslubuyla ilgili ise çok çok iyi bir beklentim yoktu nedense. Ancak gördüm ki çok girift konular bile yalın bir şekilde anlatılabiliyormuş. Bu yalınlığın yanında sokağın diline, kültürüne ve gündemine de büyük bir hâkimiyet mevcut. Bir sayfada sokak dilinde eğlenceli bir mizahla, gediğine oturan toplumsal ve ruhsal tespitler hiç sırıtmadan, rahatsız etmeden bir arada bulunabiliyor.


Anladım ki Nesin usta bir toplumsal gözlemci. Çünkü yaptığı çoğu tespiti hayranlıkla okudum. Devletin işleyişi ve devlet memurunun kafa yapısı hakkında da yazılanlara baksanız sanılır ki kendisi 40 yıllık bir maliye memuru da ezberinden yazıp çiziyor. Ancak yaşamak, bilmek yetmiyor tabi yazmak için. Fazlaca yürek gerekiyor.

Her fikirden aydınımızın yürekli olabilmesi dileğiyle…
200 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Eveeet, bir “Aziz adam” eserini daha esenlikle bitirdik. Tabii sevgili danışmanımız Tuco Herrera/Duvar/ sayesinde. Başka bir eserini okuyacakken tavsiyeleri doğrultusunda Surname’de karar kıldım.
İlk göze batan kısmından başlayayım o zaman. Surname nedir? Nesin’in başlangıçta yaptığı tanım gayet güzel olduğu için bozmadan size onu alıntılayacağım:
“Surnâme, Osmanlılar çağında, evlenme, düğün-demek, sünnet gibi sevinçli olaylar dolayısıyla, halkın da katılmasıyla yapılan ve bikaç gün süren zengin şölenleri, renkli törenleri, büyük eğlenceleri, olağanüstü gösterileri, bütün bu şenlikleri betimleyip anlatan kitaplara denilir. Yani Surnâme, kısacası düğün kitabı demektir. Kolayca anlaşılmaktadır ki, bu düğünler, başlık parası veremeyip yavuklusunu kaçırdığı için dama düşenlerin değil, sultanların, şehzadelerin düğünleridir.”
*Surname tarihi belge niteliğindedir ve de divan edebiyatı türlerinden birisidir.

Nesin bu eserinde bir çocuğa tecavüz ederek sonra da boğup öldürmekten yargılanan Berber Hayri’nin asılış törenine kadar hapiste geçen zamanını ve de idam gününü anlatmaktadır. Normalde surname tanımda da belirtildiği gibi neşeli olayların, şenliklerin betimlendiği bir belgedir ama Aziz Nesin burada bir ironi yapmış ve de idamın surnamesini yaratmıştır.

Nereden başlasam, hangi konuya değinsem inanın bilmiyorum. Söyleyecek o kadar çok şey var ki.. Sevgili Aziz Nesin bir idam mevzusundan yola çıkarak hapishane ortamını ve de buradaki cezalıların psikolojilerini aktarmış bize. Bizim düşündüğümüzün aksine orada da ayrı bir dünya kurmuş cezalılar kendine. Nasıl dışarıda güçlü olan, zengin olan vb tipte insanlar milletin ümüğüne çöküp suyun üstüne çıkıyorsa, orada da durum bu. Ağalar, parayla her türlü işi yapanlar, oğlancılar. Ne ararsanız var. Belki de pişman olup ceza çeksin diye içeri tıkılan bir takım insanlar daha kötü birisi olarak çıkıyor buralardan. Çünkü bu düzende psikolojisi bozulmayan birisi gerçekten çok zor gibi. Aslında berber Hayri’nin yaptığı görünürde çok büyük bir suç evet, istismar neticede. Ama onu buna iten sebepleri ve psikolojik durumu da incelemek gerçekten önemli bu noktada. Adalet! yerini bulsun ve de insanlar bundan ibret alsın diye bir şeyi yapmak için yapmak, göstermelik yapmak ne kadar doğru ve adaletli bilinmez. Çok adaletli buluyorsan ve ibretlikse onu yaptığı anda asacaksın ki gerçek manada hak ediyor olsun(bu da ne kadar doğru bilinmez). Ama cezasını çekmiş ve gerçek manada ders alıp değişmiş birinin üzerinden yapmak ne kadar adaletlidir bunu gerçekten tarafsız olarak sorgulaması çok zor ama erdemli bir olaydır. Toplumumuzun en iyi yaptığı şey ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ mottosunu en güzel şekilde uygulamak ve yaşatmak. He bir de her şeyi ticarete dökmek. Bir insanın ölümünü bile kendi karı için ticarete dökmek de bize has olsa gerek. Kendimiz başkalarında gördüğümüzde yargıladığımız şeylerin en beterini yapıp sonra da vicdanımızı bir şekilde yatıştırırken her şey güzel. Ama birisinde gördüğümüzde bunu yapabileceğimiz en kötü şekilde yargılar ve kendimize şükrederiz. Herkes kendi adaletini kendince yaratıyor. Bürokrasinin güzel! işleyişini de idam işlemlerinin yapılışında yine aktarmış bize Nesin. Trajikomik bir olayı kara mizahla olabilecek en iyi şekilde aktarmış. Yazarın en sevdiğim yanlarından birisi de sanırım yeri geldiğinde toplum seviyesinde durumları en sade ama güzel şekilde aktarırken yeri geldiğinde de en güzel tahlillerle üst seviyede aktarması.

Belki incelemem biraz karışık gelmiş olabilir size ama inanın hangi konuda fikrimi belirteyim, hangisini eleştireyim bilemedim. İçerikte incelenmesi ve değerlendirilmesi gereken o kadar çok konu var ki bana göre, belki de bu eser üzerine çok daha bilinçli olarak incelemeler yapılmalı, tezler yazılmalı. Çünkü bahsettiğimiz basit bir mevzu değil, adalet başlığı altında yapılan bilinçsiz ve ezber düzen uygulamaları. İnsanların durumlara göre psikolojileri, bakış açıları. Herkesin kendisini bir köşeye çekip işine geldiği gibi davranması. Velhasıl bu kitabın çok daha iyi incelemelerini daha iyi seviyedeki arkadaşlar elbet yapacaktır. Ama şunu söylemek isterim ki, bir toplumun yetiştirilme kültürü en kökünden değiştirilmedikçe bakış açısı hep sığ kalacaktır. Devletlerin genel de istediği de bu olduğuna göre gayet iyi başarmış gibi görünüyoruz. Yarattığımız adaletle gurur duymalıyız!
Lütfen okuyalım, okutalım, sorgulayalım. Keyifle kalın.
200 syf.
Yaşamının elinden kayıp gitmesini önleyemeyen, yaşamak istemediklerini yaşayan, istediklerini yaşayamayan Berber Hayri için yapılan şenliği anlatan Surname bende iz bırakan kitaplardan biri oldu.

Surname zenginlerin düğün, dernek, sünnet gibi sevinçli olayları, eğlenceleri anlatan kitaplardır ancak Aziz Nesin’in Surname’sinde anlatılan Atilla İlhan’ın Mahur Beste’sinin “Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız” dizesinde anlattığı türden bir şenliktir.

Yazarın anlattığı şenlik düğün-derneği anlatan sevinçli bir olay değildir. Şenlik; kendisine tecavüz eden ve yalvarıp yakarmasına rağmen yinelenen tecavüzlerini önleyemediği, dayanamaz hale geldiğinde bu adamın oğluna da aynı şeyi yapmaya çalışan, pişman olarak vazgeçen ancak çığlık atan çocuğu susturamayarak boğan ve bu yüzden idam cezası alan Berber Hayri içindir.

Yazar, Berber Hayri’nin suç işlemesinden başlayarak cezaevindeki tutukluluğu ve idamına kadar geçen süreci anlatmaktadır. Anlatılanların arka planında idam cezasının yanlışlığı, anlamsızlığı, insani olmayan yönü vardır.

Kişiyi suça iten nedenler, içinde bulunduğu psikolojisi, iyileştirmek için cezaevinde tutulan mahkumların haksız çıkar sağlamak için diğerlerine şiddet, baskı uygulayarak suç işlemeye devam etmeleri, cezaevinde cinsel isteklerinin doyumu için yapılan tecavüzler, insanların iki yüzlülüğü, kendilerini haklı gösterecek nedenleri yaratarak zulüm karşısında susmuş vicdanlar, adaletsizlikler, insan yaşamının bürokrasiyle sonlanması için yapılan çalışmalar, siyasi mahkumların adi suç işleyen mahkumlardan daha tehlikeli görülmesi gibi birçok konuda çıkarım yapmayı sağlamış Aziz Nesin. Özellikle yaşamda değişimin esas olduğu ve bu değişimle insanlığın gelişebildiğini, planlayarak, istençle bir insanı öldürmenin doğanın işleyişine engel olmanın insani ve yararlı olmadığını vurgulamış. Her insanın özünde ne kadar kötü olursa olsun derinliklerinde gün yüzüne çıkarılmamış insani bir yön olduğunu ortaya çıkarılmasında milyonlarca görünmez iple bağlı olduğumuz toplumun bu konuda etkili olduğu Berber Hayri’nin yaşadıklarıyla veriliyor.

Hayri de cezaevinde aşağılanan, ezilen, tecavüze uğrayan mahkumlardan biri olur. İntikam planı yapar, öldüreceği mahkumun başka cezaevine nakledilmesi sırasında ağır hakaret ve kışkırtmalar sonucunda bir kabadayıyı ağır yaralar, gözyaşları içinde bir yandan diğer mahkumlara meydan okurken bir yandan kendine zorla yapılanları itiraf eder. Bu olaydan sonra ondan çekinirler, saygı gösterirler. Hayri zarar vererek kendisini kötülüklerden koruyabilmiştir. Hayri kapatıldığı zindan denilen yerde ilk defa kendisiyle kalır, yaşadıklarını sorgular, neden hep istemediği şeyleri yapmak zorunda kalmıştır, neden bunlar başına gelmiş, neden kendi isteğince yaşamıyordu? Bunları konuşacak, yol gösterecek birine öyle ihtiyaç duyar ki…

Berber Hayri siyasiler koğuşunda yatan bir şair olduğunu duyar ve yazdığı şiirleri ona göstermek ister. Siyasiler koğuşuna gitmek için yönetmenden izin ister. Cezaevi yetkililerinin siyasi mahkumların katil, hırsız, tecavüzcü, sahtecilik, rüşvet ve yolsuzluktan ceza almış adi suçluların düşüncelerini bozmasından çekindikleri için adi suçlular arasında kullanılmasına ses çıkarmadıkları Berber Hayri’ye ilk anda izin verilmez. Ancak idam mahkumunun etkilenmesinin bir anlamı olmayacağını düşündüklerinden izin verilir ve diğer mahkumlara konuştuklarından bahsetmemesi tembih edilir.
Siyasiler koğuşuna girdiğine gördüklerine şaşırır Hayri, burada kararlar oy birliğiyle alınmakta, fikirler tartışılmakta, işler nöbetleşe, gazete okuma sırası bile her gün değişmektedir. Koğuşun ihtiyacı için herkes gücü oranında para vermekte tüm ihtiyaçlar toplanan paradan karşılanmaktadır. Kimse kimseyi ezmemektedir.

Siyasiler koğuşunda kalan kişilerden biri Ustam denilen şairdir ve Berber Hayri ona hayran olur ve sevgi duyar, hayatında ilk kez kendisinin insan yerine konulduğunu, bir şeyler yapabildiğinin ayırdına varır. Bu koğuşta olmak onu mutlu eder. Kendi idamını unutmuş gibidir cezaevinde kuşları izlemekte uçamayan yavru kuşları takip edip avluya düşen kuşları eline alarak onları uçurmaya çalışmaktadır. Onun sevinci diğer mahkumlara da geçmiş onlar da kuşların uçmasıyla mutlu olmaktadırlar.

Aziz Nesin idam için resmi makamlarda yapılan hazırlıkları, insancıl olarak bir insanın asılabilmesi için (!) yapılan hazırlıkları en ince ayrıntısına kadar yer yer ironi yaparak anlatmasına rağmen ölümün soğukluğu ve Berber Hayri'nin yaşamının son anları olmasının verdiği hüzün, burukluk, karamsarlık üzerinize çöküyor. Bir insanı ölüme gönderecek hazırlıklar karşısında ürperiyorsunuz. Bürokrasinin ağır aksak işleyen rutin işleri arasında o kadar doğal ki.

İdamlar eskiden halka açık alanlarda yapılırdı ki izleyenler ibret alsın. İdam günü de alanı geceden başlayarak binlerce kişi gelip doldurmuştur. Şeker, balon, yiyecek, içecek satıcıları, hokkabazlar, falcılar, niyetçilerle alan bayram yeri gibidir. Sanki biraz sonra orada bir insan asılmayacaktır. Berber Hayri getirilir o kadar sakindir ki, son sözünü soran görevliye anlatsam da anlamazsınız ki der, üstelenince şunlar söyler:
“Ben de değiştim, değişiyorum da… Dört yıl önce çok ağır bir suç işlemiştim, suçluydum. Ama dört yılda o denli çok değiştim ki, başka bir Hayri oldum, başka insan oldum. O suçu işleyen insan ben değilim artık. Siz, suçlu diye bambaşka bir insanı, bambaşka bir Hayri’yi asıyorsunuz, tam bambaşka bir insan olduğum zaman...”

İdam cezasının anlamsızlığı, yanlışlığı üzerine kapsamlı, derin ve acı acı düşündüren, çarpıklıkları olanca açıklığıyla anlatan çok önemli bir eser yazmış Aziz Nesin. Kişinin değişebileceğini.. yeter ki içindeki özü ortaya çıkarabilecek fırsat verilsin. Bebekten katil yaratılabiliyorsa, katili de değiştirip iyi bir insan yaratılabilmeli.

Vicdanların susmaması için okumalı…
200 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Surnâme, Osmanlılar çağında, evlenme, düğün-dernek, sünnet gibi sevinçli olaylar dolayısıyla, halkın da katılmasıyla yapılan ve birkaç gün süren zengin şölenleri, renkli törenleri, büyük eğlenceleri, olağanüstü gösterileri, bütün bu şenlikleri betimleyip anlatan kitaplara denilir. Yani Sumâme, kısacası düğün kitabı demektir. ( Arka kapak)
Aziz Nesin Surnamesi ise 6 yaşında ki erkek çocuğunun ırzına geçip boğarak öldüren ve suçunun bedeli olarak idam cezasına çarptırılan berber Hayri’nin bir şölen eşliğinde idam edilişinin hikayesini anlatır. Cezaevinde ki çarpık düzeni mahkumları, insanları suça iten etkenleri anlatırken toplumsal olaylara değiniyor. Tabii bunu yer yer kara mizahla yapıyor. Yani ağlanacak halimize güldürüyor, güldürürken düşündürüyor ince ince dokundurmalar yapıyor.
Kitap Berber Hayri’nin hikayesi ama Aziz Nesin’in kitapta asıl irdelediği sürekli değişim ve idam cezası. Cezaevine ilk giren Berber Hayri’nin halkın önünde idam edilene kadar geçen sürede gösterdiği değişim gibi.
Berber Hayri’nin son sözleri ;
‘’Sonsuz değişime inanıyorum ben , dedi, her şey ama her şey durmadan değişiyor’’
''Bende değiştim. Değişiyorum da… Dört yıl önce ağır suç işlemiştim, suçluydum. Ama dört yılda o denli çok değiştim ki, başka bir Hayri oldum , başka insan oldum. O suçu işleyen insan ben değilim artık. Siz suçlu diye bambaşka bir insanı, bambaşka bir Hayri’yi asıyorsunuz, tam bambaşka bir insan olduğum zaman..''

Kitapta en sevdiğim sözlerden biri de ;
"Tartı çekmez suçlarımız, yer götürmez günahlarımız var."

Aziz Nesin okuyun lütfen !!!
200 syf.
·Puan vermedi
SURNAME: öbür adıyla suriyye yada şenlikname, düğün dernek şenliklerini anlatan çoğu minyatürlerle bezenmiş yapıtlardır. Bu yapıtlar Osmanlılar dönemindeki sünnet ve evlenme düğünlerini anlatır. Aziz nesin ise bu kitabında Cumhuriyet döneminin son asılma şenliğini konu alan bir surname yazmıştır. Evet idam edilecek bir adam bir suçlu var. Ve bu suçlu herkes ibret alsın diye sultanahmet meydanında idam ediliyor. Açıkçası okurken idam hakkında olan düşüncelerimi sorguladım. Okunması gereken ve insanın kendi düşüncelerini bile sorgulayacağı bir eser... Benim için en vurucu kelimeleri paylaşayım sizinle... ____________________________________________
Hukukun hukuk olduğundan beri ilk ve başlıca amacı cezaya çarptırılan kişiyi değiştirerek iyi yapmak düzeltmektir. Oysa bir suçluyu asmaksa ona doğal hak olan değişme hakkını tanımamaktır /Aziz Nesin
_____________________________________________
Tarihten alınan en büyük ders insanların tarihten ders almadıklarının anlaşılmasıdır...
200 syf.
·Puan vermedi
"Surname" ilk olarak 1976'da daha sonra, 1983'te Adam Yayıncılık
ve 2007 yılında Nesin Yayınevi tarafından basılmıştır.

Aziz Nesin; “Surname” isimli kitabında 15 yaşında iken
hüküm giyen berber çırağı Hayri’nin üzerinden cezaevlerinin içini
ve toplumun ikiyüzlülüğünü bizlere anlatır.

Berber Hayri yargılama sonunda idama mahkum olup,
Sultanahmet Meydanında yapılacak halka açık son infazın da kahramanıdır!

Berber Hayri, cezaevlerinin efsane kabadayısı haline geldikten sonra
Aziz Nesin, Berber Hayri’nin ve çevresindekilerin hayatlarına dair
ayrıntıları da bizlere vermeye başlar.

Berber Hayri’yi idam sehpasına yollayan suçu küçük
bir erkek çocuğa tecavüz edip öldürmektir.

Hayri cezaevine ilk düştüğünde bütün mahkûmlar onun “ahlaksızlığı”
üzerinden kendilerini aklama yanışına girerler:
- Ben de aynı suçtan buradayım ama… Benim ki kız çocuktu!!!

Akşam güneş batarken cezaevinde mahkûmların iç hesaplaşma
saatlerinin başladığını anlatır Aziz Nesin…
Bir akşam da Berber Hayri, bilge kahraman Gözlüklü Beyefendi’ye
kendi hikâyesini anlatır.

Gerçekte Berber Hayri tecavüz eden değil, edilendir!
Öldürdüğü çocuk, berber dükkanındaki ustasının oğludur.
Ustası bir akşam zorla Hayri’ye tecavüz eder. Sonra arkası da gelir.
Herkese söyleyeceğim tehdidiyle bu işkence bir süre devam eder.
Sonunda Hayri dayanamaz ve intikam almak için ustanın oğluna
tecavüz etmek ister, çocuk bağırır, Hayri korkar ve kimse duymasın
diye çocuğun ağzını kapatırken, farkında olmadan kaza sonucu
onun boğularak ölmesine neden olur!
Esas hikaye aslında işte budur!

Gözlüklü Beyefendi bu özel bilgiyi koğuşun ağasına söyler.
Hayri artık ağanın eline düşmüştür!
Ustasının yerini bu sefer hapishane ağası almıştır.

Bir gün hapishanenin helâlarından canhıraş bir çığlık duyulur.
Hapishane ağası penisi kesilmiş halde ve şişlenmiş olarak bulunur!
Berber Hayri’nin “itibarlı” günleri de böylece başlar!

Kendisine yapılan haksızlıkları başkalarına yapmaz ve yaptırmaz.
Bir hapishane efsanesi haline gelir. Sevilir ve sayılır.

Ancak hakkında verilen idam kararının bürokratik aşamaları
yavaş yavaş bitmektedir. En son Meclis onayı da çıkınca,
Berber Hayri için yolu sonu görünmüştür.

Aziz Nesin; kendisinin de tanık olduğu “ibret alınması” için yapılan
halka açık idamları anlatır.

Halk geceden Sultanahmet Meydanındaki “Kanlı Çınar”ın
etrafını doldururdu. Şilteler serilir, bir gün önceden yapılmış
zeytinyağlı dolmalar tencereler içinde yanlarında olurdu.

Sabaha karşı idamlık mahkûm meydana getirilirdi.

Berber Hayri de benzer bir ortamda yağlı urganın altına geldi.
Son sigarası yakıldı. Boynuna idam hükmü asıldı.
Sehpaya çıkartılmadan önce “son sözü” soruldu.
Cezaevlerinde 15 yıl geçirdikten sonra olgun bir insan olan
ve içeride farklı biri haline gelen Berber Hayri,
etrafına şöyle bir bakıp acı acı bir tebessümle der ki:

- "Siz başka birini asıyorsunuz!"
200 syf.
Berber Hayri'nin kara mizahla idama giden öyküsünü mükemmel anlatmış yazar. Aziz Nesin bir konuşmasında şunları söylemiştir: “Oyunlarımın değeri ben öldükten sonra daha iyi anlaşılacak. Neyse ki, ‘Surname’ romanımı anlaması gerekenler anladı, yaşarken gördüm bunu…” Kitabı sıkılmadan okuyacaksınız ve ağlanacak durumumuza güleceksiniz. Mesajları da alabilirseniz alacaksınız.:)
200 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Çok beğendim hakikaten çok ama çok beğendim. Sonunu bildiğiniz bir romanda okunabiliyormuş. Aziz Nesin okumak isteyenlere tavsiye edebileceğim bir kitap.
İdam mahkumu Berber Hayrinin hapse düşmesi, hapis hayatı, erkek dünyası, hapis hayatının acımasızlığı, sistemin acımasızlığı, Berber Hayri'nin değişimi ve sonunda ibretlik idamı...
200 syf.
·9/10
Aziz Nesin’in mizahi üslubunu bu kitapta net bir şekilde görüyoruz. Kitapta insanı iğrendirecek ve okurken istifra ettirebilecek kişilere ve olaylara yer verilmiştir. +18 diyebileceğim ve kesinlikle çocukların okumaması gereken bir kitaptır. Netice olarak fevkalade güzel bir eserdir. Özellikle idam hazırlıkları ve idam anı Türkiye’yi çok güzel özetlemiştir.
231 syf.
·10/10
Masum bir cocugu bogarak öldüren birini düsünün ! ilk tepkiniz "asilsin serefsiz " olacaktir. Fakat "suc" kavramini cevrenin ögretileriyle degil de diyalektik olarak incelediginizde , ceza kavraminin da bir nevi suc oldugunu görebilirsiniz . bir cocuk katilinin idami gözlerinizi yasartiyorsa eger , o zaman insansin olmaya ilk adimi atmis sayilirsiniz! Aziz Nesin in yalnizca mizah ustasi olmadiginin da en güzel örnegidir bu kitap.
Büyük bir tarihçi şöyle demiş : "Tarihten alınan en büyük ders, insanların tarihten ders almadıklarının anlaşılmasıdır."
Ölüm çok şiddetli bir cezaydı. Çok şiddetli de ne demek! Bütün cezaların en şiddetlisiydi.
Aziz Nesin
Sayfa 141 - Adam Yayınları, 1. Baskı
İdam edilenin canının acıması, öldürülürken acı çekmesi kendisi için önemli olmayabilir, önemli değildir de... Çünkü, nasıl olsa öldürülecek... Ancak, onu öldüren ve öldürülürken seyreden insanlar için önemlidir. Bir insanın acı çeke çeke canverişini seyretmek herhalde güzel bir şey olmasa gerek...
Aziz Nesin
Sayfa 80 - Adam Yayınları, 1. Baskı
Dalak, ciğer, İşkembe, böbrek, beyin ver şuradan... 
Aman unutma sakın, beş paralık da vicdan !

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Surname
Baskı tarihi:
Temmuz 1995
Sayfa sayısı:
231
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754180848
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Surname
Surname
Yeryüzüne önce gelenlerin görüp duyduklarını, öğrenip bildiklerini ve her türlü tanıklarını, kendilerinden sonra gelenlere anlatmaları ve daha sonradan geleceklere yazarak iletmeleri insanlık borcu olduğundan, ben fakir de, Kemer ilçesinin (Burhaniye) Ören mahallesinin Sunar konutlarının bir evinde bi süre bi başıma yaşamaktayken, benden sonraki kuşaklara insanlık borcumu ödemek için, 1973 yılının 13 Şubat'ını 14 Şubat'ına bağlayan Cuma gecesinin saat üçünde, gecenin karası günün mavisine alacalanırken, işbu Surnâme'yi yazmaya başladım. Eş dostla, arkadaş yoldaşla birlikte, hem düşmanlarımızla birlikte, daha nice nicelerini yazmaya günümüzün yetmesini, işimizin erken bitmesini dilerim.

Kitabı okuyanlar 109 okur

  • Emre Tosun
  • B.Ç.
  • Beyza
  • Semih
  • Berika•
  • Refika İmge Günyaktı
  • korikos pancos
  • büyük yolların haydudu
  • Serdar Küçükbozdöl

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%10.5 (4)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%2.6 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0