Sadık Kocak'ın Kapak Resmi
Sadık Kocak, Seçilmiş'i inceledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kitabımıza Zoey’in doğum günü ile başlıyoruz. Erik ile bir gece muhabbeti sonrası Zoey’in kaldığı yerden devam ettiğini söylemek mümkün. Bu sefer de Profesör Blake’e yakalandılar.  Şu kıza hayırlı bir kısmet bulsalar da biz de rahat nefes alsak. 
Şala bir yana polisiye kitaplardan sonra Vampir kitaplarına geçiş yapmak oldukça değişik geldi. Buradaki kanlı ritüellerde insanlar zevk alırken hem de cinsel zevk (!) önceden mide bulandırıcı sahnelere şahit oluyorduk.
Diğer yandan Zoey de bildiğimiz gibi formunda başladı. Bi yandan Erik diğer yandan Loren. 
Afrodit bu sefer ekibe dahil oluyor. Toprak elementini simgeleyebiliyor. Bunun yanımda Zoey’e haber getiriyor. Stevie ölürse vampir ölümlerinin artacağını ve bunu Neferet’in yapacağını. Hatta nasıl öleceğini de söylüyor. Peki gerçekten böyle mi olacaktı ? Stevie gerçekten ölecek miydi ?
Gece yarısı tam geldiklerinde Afrodit gene kötü şeyler olacağını hissetmişti. Keza oldu da. Profesör Nolan haç şekilde asılmış ve başı koparılmış şekilde öldürülmüştü. Okulun Drama dersi öğretmeniydi. Bu saldırının karşılığı olacak mıydı ? İnsanlar ve vampirler karşı karşıya gelecek miydi?
Zoey bu sefer de Heath’a gitmişti. Ancak kan ritüeli bozulmuş, Zoey 2 kişiyi rüzgarın gücünü kullanarak caddenin ortasına atmış ve canlarına kıymıştı.
Vay be dedim. Erik dönüşüm geçirdi. Heath onun için neredeyse ölüyordu. Zoey hepsiyle beraber olduktan sonra Loren ile kanlı bir ritüel gerçekleştirerek yattı. Hem de Heath’ın gözü önünde. Aslan kardeşime çok üzüldüm diyebilirim. Benim adamım oydu. Karşılıksız seven. Ancak sevdiği tarafınca sevilmeyen. İçler acısı, çok içler acısı. Şana eseri gerçeği kendi kulaklarıyla dinlediğinde Heath’e yaptıklarının acısının oldukça erken -ve çok da iyi oldu, ders olsun- çıktığını söyleyebilirim.
Herkes ona olan güvenini yitirsede Tanrı onunla beraberdi ve Stevie 5 elementin gücü ile kurtarılmıştı. Ancak dostları, ona olan güvenini kaybettiğinde Tanrı’nın bir önemi yoktu. (Onun için tabi)
Afrodit’in de izi gitmişti. Normal bir insana dönüyordu ve Stevie iyileşebilecek miydi ? Tam zamanlı. Göreceğiz.
Zoey’in midesine kramplar girmeye başlamıştı. Bu aşamadan sonra o da mı vampir olamayacaktı yoksa değişim mi geçiriyordu ? Şu son toplantı da neyin nesiydi ? Neferet ne yapmaya çalışıyordu ? Zoey ve Neferet yani rahibe adayımız ve zamanın en güçlü rahibesi arasında artık bir savaş açılmıştı.
Peki beni gelecek kitap adına ne umutlandırıyor ? Zoey istenmeyen birine dönüşüyor, Neferet insanlara savaş açıyor, aralarındaki kanlı bıçaklı mücadele de şiddet artıyordu. Resmen kitap gel beni oku diye yalvarıyor. Seri bitince inşallah büyük bir çıkmaza girmem demeye şimdiden başladım. Keyifli okumalar..

Sadık Kocak, bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Binlerce kez beter olsun gece, senin ışığın yoksa.

Seçilmiş, P. C. CastSeçilmiş, P. C. Cast
Sadık Kocak, İhanet'i inceledi.
20 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Bir toplantı ile giriş yaptık. Geçen kitaptan kalan şu aile ziyaretleri bölümü yani. Bunun akabinde geçen sene çok tartıştıkları kızın bu sene ailesinden çektiklerini göz önüne aldığımızda bir gariplik sezdim. Özellikle kızın -Afrodit- sessiz kalmasına. Çünkü ileri bölümlerden birinde Afrodit, Zoey’e kendisini dinlemesini yoksa büyük annesinin öleceğini söylüyordu. Hatta bir köprünün yıkılacağını ve suyun altında kalarak öleceğini söylüyordu.
Ancak dikkatimi çeken nokta burada bu olaylardan ziyade Zoey’in ilişkileri diyebilirim. Yani kardeşim her önüne gelene de aynı anda nasıl aşık olabiliyorsun nasıl hemen yakınlaşabiliyorsun ? Sizce de mantıksız değil mi ? Hem de karaktere o kadar ısınmışken. Heath, Erik ve Loren’den bahsediyorum.
Hemen akabinde de Chris diye bir çocuk kayboluyor. Bizimkilerin de tanıdığı ünlü biri. Tabi çocuk ölmüştü. Bu sefer de Brad diye bir çocuk kayboluyordu. Bunlar ‘Birlik Takımı’ oyuncularıydı. Ekibe ise Jack diye bir çocuk katılıyordu.
Bu çocuk ölümlerinin yanında bir de Afrodit’in makam istemediğini ama Zoey’in ona borçlu olduğunu söylemesi vardı. Bu daha beter bir durumdu. Düşmanına borçlu kalmak. Ancak Zoey söz vermişti.
Elliott’u hatırlarsınız. Önceki kitapta öldüğünü öğrenmiştik. Yani çocuklara söylenen; vampir olamayanların öldüğüydü ama durum gerçekten bu değildi. Neferet yani okulun ve aynı zamanda Zoey’in eğitmeni o çocukla gizlice buluşmuş, bununla da kalmamış kanını emmiş ve Zoey hepsini görmüştü.
Sadece bu kitaba özel olarak ilgimi çeken bir diğer nokta da boyunlarındaki kolyelerin 3 Hilal şeklinde olmasıydı. Bu ayrıntıyı vermezsem rahat edemem tabi ki. [Simge]
Akşam toplantısında Zoey’de toplanan 5 özellikten Ruh özelliği hariç 4 özellik 4 arkadaşında toplanmıştı. Bu da çok güzel bir ayrıntıydı ve sanırım gelecek kitapta da bu ayrıntı daha farklı şekilde kullanılacaktı.
Ardından akşam yemeğinde çok üzücü bir olay gerçekleşiyor ve Zoey’in en yakın arkadaşı Stevie Rae öksürük nöbetleriyle başlayan süreci geçiriyor ardından da ölüyordu. Bu ölümlerin ardındaki sır neydi ? Ölümlerin Zoey ile alakası var mıydı ? Zoey için çember daralıyor muydu ?
Bir çocuk daha ortadan kayboluyor, finale doğru heyecan dozu artıyordu. Bu sefer de Kırık Ok takımından Jeath Luck’un kayıp haberi geliyordu. Ancak benim gene dikkatimi çeken nokta Zoey’in eski sevgilisi Heath’ın kaybolması ve bunu rüyasında Zoey’in görmesiydi. Gerçekte de böyle bir şey olduğunu öğrenmesiyle kısa süreli “Neler Oluyor” sorusu gündeme geliyordu !
Herşey bir yana Heath kurtulabilmiş miydi ? Zoey başarabilecek miydi sorularıyla finale girdik ve bir kısım merakımız çözüldü ama gene bir takım sorularla muhatap olmak zorunda kaldık. Stevie yeniden kurtulabilir miydi, kurtarılabilir miydi? Belki de en büyük soru buydu. Neferet’i bundan sonra ne bekliyordu ve Zoey ile aralarında ne yaşanıyordu? Dizi senaryosu gibi gidiyoruz. Tek günde İki kitap birden. Kör olacağımı bilmesem devam edeceğim, beni acayip sardı. [Simge]
Kitapla kalmanız dileklerimle..

Sadık Kocak, İşaret'i inceledi.
Dün 13:06 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Okulda toplanan çocuklar -kitabın da adını alan- ilk “İşaret” yani bir ölümle yaşam arası, ölmesi veya yaşadığından emin olunamayan bir Vampir gördüğünü söyler. Yazarımız böyle bir girişi uygun bulmuş.
O vampir de aralarından taşıyıcı olarak çıkar ve Zoey vampir olur. Aslında herkes tarafından hikaye biliniyor olsa da kendime göre de notlar almaya karar verdim. Zoey’in vampir olduktan sonra yaşadığı zorluklar biraz fazla dramatik olmuştu.
Akabinde ‘Nyx’ yani Vampir Tanrıçası ile görüşen bir Joey ve bizzat onun tarafından seçildiğini belirten içi dolu Hilali taşıyan kişi olunca da yavaş yavaş bir şeyler olur gibi hissediliyordu.
Biraz kötü tanıştığı ve kanının ısınmadığı Afrodit ile oda arkadaşı Stevie burada kitaba dahil oluyor. Herkesin merak ettiği tek bir konu var; Zoey’in alnındaki işaret ne anlama geliyor?
Okul zamanı da derslere geçiyorlar -vampir eklemeli- ve Zoey orada Erik’i görüyor. Afrodit’in yanında gördüğü çocuk ve çocuktan hoşlanıyordu.
Diğer yandan karanlık bir ritüele katılıyor ve ilk kez kanın tadına bakıyordu. Ancak daha o zaman dikkatimi çeken şey kandan nefret etmesi değil de aklından, gökyüzündeki bulutların dağılmasını ve ay ışığı istemesini geçirmesiyle beraber bulutların dağışması olmuştu. Oldukça uzun serilik bir kitaba göre bence fena olmayan bir gelişme aşaması vardı. Daha şimdiden gelecek kitaplar ne olacak ? Mezun olunca nelerle uğraşacaklar gibi fikirlere kapılıyordum.
Diğer yandan bir Çember Ayini söz konusu ve burada Zoey’in tüm rahibeler arasında bir ilk olarak 5 elementin tamamını hissetmesi var ki bu da Afrodit’i yerinden edecek bir şey ama dikkatimi çeken asıl nokta neden bu kadınlara ‘Rahibe’ denmesi diyebilirim.
Diğer yandan 2 kişinin de ölümü söz konusuydu. Vampirliği reddeden vücutların ölümü diye biliniyordu. Peki ya gerçekte böyle miydi ? Elizabeth be Elliott.
Son ve en güzel ritüel sonrası elementlerin ve ruhların kontrolü ile Zoey bir evrim geçirmişti diyebiliriz. Yüzündeki iz gelişmiş, omzunda da bir çaylağın asla ulaşamayacağı bir dövme belirmişti.
Yeni rahibe kim olacaktı? Rahibelik eğitimi yer değiştirecek miydi ? Oldukça heyecanlı ve gerilimi yüksek, sert bir final geçirdik. Ayrıca gelecek kitap için de umutluyum. Böyle bir tanışma faslı veren kitap sonrası ölen çocuklar adına bilinmeyen sır neydi ? Gelecek kitap adına umudumsa Gece Evi denilen yerde öldürülen küçük çocuklara ne olduğu ve bunun Zoey’in yetenekleriyle bağlantısı neydi ? Sabırsızlıkla bekliyorum..

Sadık Kocak, bir alıntı ekledi.
Dün 12:32 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Karanlık her zaman kötülük demek değildir. Tıpkı, ışığın da her zaman iyilik getirmemesi gibi.

İşaret, P. C. Castİşaret, P. C. Cast
Sadık Kocak, Yörünge'yi inceledi.
16 Eki 21:54 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Uzayda Nörocerrahi ! Sanırım böyle başlamamda bir mahsur yoktur. Emma Watson bir astronot olarak NASA'da çalışırken ekip üyesinden birisinin eşinin geçirdiği kaza neticesinde uzay görevine yollanır. Bu görev sırasında bir yaşam organizmasının gemidekilere bulaşması sonucu ekiptekiler tek tek ölmektedir. Emma'nın bir kurtuluş anahtarı var mıdır ? Jack onu kurtarabilecek midir ? Daha detaylı olarak bunları aşağıda anlattığımı belirteyim.
Biraz da yorumlara göre konuşmak istiyorum. Kitap hakkında gerek bizim sitemizde gerekse başka haber ve paylaşım sitelerinde genel kanı oldukça olumsuzdu. Bu kitabı çevirmekle ve ülkeye sokmakla hata edildiğini söyleyen bile vardı. Bunlar kanımca sayfa 50 e bile gelmemişlerdir.
Bir de bana soracak olursanız tamamını okumakta fayda gördüm. Bu biraz da Grange'nin Kaiken kitabı hakkında yapılan yorumları bana anımsattı ve onu da okumadan önce araştırdığımda benzer yorumları görmüş, ayrıntılı yorum paylaşmıştım. Kimse inkar etmesin derim, kitap incelemelerinde çoğu kişinin olumsuz yorumları halen duruyor. Şimdi bakıldığında da bu kitap –size kesinlikle katılıyorum- çok zayıf gözüküyor. Ancak bilinmesi gereken, Gerritsen'in ilk defa Dünya dışına çıkmasıydı bence. Başlarda da bunun heyecanı ve durgunluğu, karakterleri tanıtma aşaması derken alıştığımız cinayetlerin olmaması da kitabı durağan gibi gösteriyordu. Ancak çok güçlü bir organizma ve bunun yayılması fikri bence kalitesini sonradan belli eden 60lı yılların film kalitesi tadında olmuştu. Hatta işi biraz abartarak bu tarz kurgularının sayısının artacağını bile düşünmekteyim !
Sözün kısası, eğer bu kadını seviyorsanız ve merak ediyorsanız -kendim yaptım diye kesinlikle söylemiyorum- hatta başka eleştiri olan ve eserleri genellikle beğenilen yazarları da buna dahil edebiliriz, derin ve detaylı araştırmalar yapan insanların yazılarını mutlaka okumalı, birkaç cümlelik yorumlardan etkilenmeden, araştırmanızı bitirip okumalısınız. Keyifli okumalar diliyorum..
Dikkat Spoiler !
Denizin 1000,2000,4000 değil 6060 metre altına dalış yapan bir ekibin dalgıcı Ahearn’ı anlatarak başlamış yazarımız. Kontrolleri Helen adında bir yapıyor ve ekipte de Dr. Stephen var. Ancak standart terslikler oluyor denizaltı sıkışıyor batarya ve oksijen tükeniyor ve beklenilen Gerritsen klasiği üzerine 2 yıl sonraya geçiş yapıyorduk.
Emma Watson ismi size de tanıdık geldi mi ? Her neyse başlıyoruz. Bir uçuş söz konusu ve tabii iptali. Bu Mekik Uçuşu diyebileceğimiz uygulama o an için bir simülatör olsa da gelecek adına sizlere de ipucu verebilirdi.
NASA ekibinin Emma haricinde Kittredge, Jill Hewitt, Andy Mercer vardı.(Anlayacağınız üzere hepsi astronot) Emma en fazla Bob diye hitap ettiği Kittredge ile takılıyordu ve şansa bakın ki Emma eşiyle -Jack McCallum- boşanma aşamasında olan ve evliliği sorunlu birisiydi. Yazar hiç böyle yapmazdı hiç. [Simge]
Biraz da Jack bahsi yapalım. Kendisi bir doktor ve diğer doktor Anna ile çalışıyor. Daha kendisini tanımadan bir zincirleme kaza sonrası hastane sahnesiyle kendisine Merhaba diyoruz. Hastalardan biri de Debbie ve Jack onu tanıyor. Nereden mi ? Tabii ki kocası Astronot ! [Simge]
Debbie’nin kocası uzayda 4 aylık görevin ilk ayını daha yeni tamamlamış ancak ona haber vermeleri ve görevli değişikliği yapmaları gerekecekti. Eh tabi göreve gidecek kişi de Emma’dan başkası olamazdı.
Kalkış sonrası bir aksilik gerçekleşmemişti ve maceramız uzayda devam ediyordu. Uzayda da güzel bir karşılama vardı ancak hikayenin önemli noktalarından biri de Kenichi’nin gece gezmelerinde son 16 günde bulduğu 4. ölü fare sorunuydu. 6. fare ile birlikte bir sorun olmuştu. Fare, Kenichi’nin elini ısırmıştı. İncelemek için ölü farelere bakacaklardı ve Kenichi’nin -pek şanssızmış- yüzüne bir biyolojik fare patlaması gerçekleşiyordu.
Kitabın artık başlaması gerektiğini 150 sayfalık -can sıkıcı- bölümden sonra düşünmeye başladım. Tabi başladı da. Fare ısıran Kenichi gözleri parlak kan kırmızı bir şekilde karşılarında duruyordu. Bir sorun oluşmuş devam ediyordu ve doktorlar da getirilmişti. Tabii ki Jack de bu doktorların arasındaydı. ‘Marburg Virüsü’ Peki gerçekten de öyle miydi ?
Kenichi’nin ölümü sonrası yaşananlardan ziyade cesedinin sarıldığı maddeden mavi-yeşil bir sıvının yayılması, ölüm anında da önce karnında sonra ciğerlerindeki dalgalanmaları göz önüne aldığımızda ve bu mavi-yeşil sıvının dağılarak ekibin uyuyan diğer elemanlarına havalandırma deliklerinden geçmesi de sonunda biraz hikayeye heyecan katıyordu. Özellikle Jill bundan fazlasıyla etkilenmişti. Bir gözü normal diğeri ise tamamen kırmızı olmuş bir haldeydi.
Uzay aracı karaya iniyor, Jack da peşinden geliyor ancak ordunun özel Biyolojik Hastalıklar birimi olaya müdahil oluyordu. Orduyu bu işe karıştıracak kadar önemli ne bulunmuştu. Asıl korku uzaydaki miydi yoksa karada geçen olaylar mıydı ?
Otopsi yapılırken Jack oradaydı ve otopsiyi yapanlardan birine incelenen cesetlerdeki mavi-yeşil jelimsi madde bulaşıyordu. Hemen karantinaya alınmıştı ancak sonu diğerleri gibi mi olacaktı? Sonuçta bilmedikleri bir maddeyle karşı karşıya kalmışlardı.
Virüse ‘Kimela’ adı verilmişti. Melez bir virüs olduğundan bahsediliyordu ve Gerritsen zekası fare Dna’sı ile insan Dna’sının karışımı olabileceğini kabul ediyordu. Bu ek hücreli deniz canlısı olarak da bilinen ve tanımlaması 'Archaeon' olan bir çeşit -ve oldukça yeni- biyolojik terör saldırısıydı.
Jack kaçak bir şekilde uzay mekiğine gitmeyi başarmıştı. Ancak Emma ölüyordu. Onu kurtarabilecek miydi ? Emma ona bir veda postası bile göndermişti. Göz bebekleri simsiyah olmuş, her yanı şişmiş, virüs bulamadığını düşündüğü kişiyi dünyaya gönderirken yolda imha edildiğini ve öldüğünü öğrenmişti. Final zamanı işler oldukça heyecanlı ve ters ilerliyordu. Emma kurtulacak mıydı yoksa iki aşık ortak bir kadere mi sürüklenecekti ? Başında oldukça sıkan neredeyse kitabı sıkılıp attıracak seviyeye getiren ama uzay macerasıyla birlikte de elimden bırakamadığım ve yapılan eleştirilerin ve kitabın rezalet olduğunu söyleyenlerin bu kitabı sonuna kadar okudukları konusunda şüpheye değer bir eseri büyük bir mutlulukla ve güzel bir final içerisinde bitirdiğimi düşünüyorum. Tabi bu finalin güzelliği de göreceli olarak değişir..

Sadık Kocak, bir alıntı ekledi.
16 Eki 20:54 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Şu an tek bir dilek hakkım olsaydı, senin sesini bir kez daha duymayı dilerdim.

Yörünge, Tess GerritsenYörünge, Tess Gerritsen
Sadık Kocak, Kongo'ya Ağıt'ı inceledi.
16 Eki 08:31 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Mutlak Spoiler !! :)
Bu kitaba başlarken biraz daha heyecanlı olduğumu söyleyerek başlayabilirim. Çok kısa olmasa da uzun da olmayan bir süre zarfında yazarın 12. Ve son kitabına geldim. Bu yazının bir farkı da bir kısmını okumadan önce bir kısmını da okuduktan sonra yazdıklarım diye iki farklı gruba ayırdım.
Soluksuz okuduğum Lontano ve devamında Kongo'ya Ağıt kitapları totalde de 1264 Sayfa tutuyor. Böyle bir kitabın tekini 23 saatlik zaman zarfında bitirmiştim bakalım bu kitabı ne zaman bitireceğim.
Bir yazar düşünelim ki bir müzede Kongo sanatıyla karşılaşsın, eskiden gazeteci olmasının verdiği merakla ülke için araştırmasını da yapsın ve gördükleri ve karşılaştıklarını kurgulayarak Dünya çapında bir yazıya döksün. Bunlar bir yazarda -gerçek yazarda- olması gereken özellikler bence, ya sizce ?
Maceramız Lubumbaşi Havalimanı, Kongo-Kinşasa'da devam ediyor. Bu kitapta şunu söylemeden de geçmemem lazım; çok fazla Afrika Kökenli kelime duyup anlamlarını da öğreneceğiz. Yazar, bunları araya eklemeyi ihmal etmemiş.
Diğer yandan Ervan’ın Lontano’ya gitme çabaları yanında babası Morwan’ın kısa bir Afrika savaşları geçmesine şahit oluyor ve gene ufaktan bir Afrika dersi alıyorduk.
Saint-François-de-Sales Koleji, Ervan’ın araştırmaları için tek ipucu ve buraya gideceğini söylüyor. Ancak gidince bir de bakıyor ki yangın var ve yanan yeri tahmin etmeniz de zor değil. Soruşturma başlamadan bitecek miydi yoksa heyecan daha yeni mi başlıyordu ?
Yazarın dolu dolu Afrika araştırmasını -hatta bilmemekle beraber- bizzat Afrika'da sırf kitabı yazabilmek için zaman geçirdiğini düşünmeye başladım. ÖYle ki benzetmeler, tasvirler ve hatta insanları ve yaşama koşullarını yaptığı betimlemeleriyle öyle güzel yansıtmış ki şaşırmamak elde değil.

Montefiori yani Condottiere veya bilinen şekliyle Sofia’nın babası öldürülüyor. Yani Luic’in eşinin. Luic kimdi ? Ervan’ın kardeşi ve Morwan’ın oğlu. Sırada Morwan mı vardı ? Her zaman ki gibi sıkıcı başlangıç bölümlerini aştıktan sonra kitabımıza heyecan geliyordu.
Psikolog bir karşı hamle yiyor, bu sefer de Gaelle yeni tanıştığı kadın polis –Audrey- ile onun yerini arıyorlar ve önceki iki cinayetle ilgili belgelere rastlıyorlardı. Ancak katil psikolog diye düşünmeyin. Grange okuyanlar bunu iyi bilirler, sonra ters köşe olmayın derim.
Psikolog, çantada ne arıyordu ? Morwan oğlundan neyi saklıyordu, hem de iki kitaptır. Afrika’da harekete geçen şey neydi ? Cevabı olmayan sorularla devam eden bir macera yaşadık. Bölüm sonlarına girerken de heyecan artıyor, Ervan gemiye yetişemiyor ve rıhtımda kalıyordu. Ardından da 2. Bölüm ‘Kleiner Bastard’ başlıyordu.
Kleiner Bastard ismi, Almanca "Küçük Pislik" olarak değerlendirilebilir. Tabi asıl anlamı başka ama buraya yazmamın da pek mantığa yakın yanı yok. Bunun dışında bu isim aynı zaman da Morwan'a yani Ervan'ın babasına ait diyebiliriz. Diğer bir yandan da Ervan çok aradığı sonuca ulaşmıştı. Babasının dosyasını ele geçirmiş ve kim olduğunu öğrenebilecek konuma gelmişti tabi az önce açıkladığımız şekliyle de.
Heyecanlı Afrika kovalamacası -macerası- bana nereden nereye geldiğimi unuttururken Padre (Morwan) geri döndü ve ateş çemberinden oğlunu kurtardı. Şimdi en büyük sorun babaya gerçekte kim olduğunu sormak ve cevapları birinci ağızdan almaktı.
Diğer yandan Morwan ailesinin kızı da kendi psikoloğunu araştırmaya devam ediyordu ve ona bir karşı tuzak da kendisi hazırlamıştı. Ve hekimin son sözleri kitabın kalan yarısına çok büyük heyecan katacak cinstendi. "Çivi adam ölmedi !"
Şimdi daha büyük bir merak söz konusuydu. Geçen senenin katili Philippe Krisler yani Kripo mu yoksa 1969'dan beri cinayetleri işleyen ve Lontano Hayaleti denilen Thierry Pharabot mu ? Yalnız Kripo zaten bizzat kendisi (Gaelle) tarafından öldürülmüştü. Pharabot ise 2009 da beyin kanaması nedeniyle bir akıl hastanesinde ölmüştü. Bunlar yalan mıydı yoksa gerçek katil başka birisi miydi ? Çünkü hastanede psikoloğun gerçekte kim olduğunu siz de okuduğunuz zaman oldukça şaşıracaksınız.
Büyük ölüm sonrası –ölenin kim olduğunu söylersek fitil kopar- Gaelle, Mumbanza’nın peşine düşünüyor. Mumbanza’nın parayı kaçırıp gizleme çalışmaları ve yanına bir Eskort araması da Gaelle için büyük ödül oluyor diyebiliriz.
Loic, yine yazarın kendini bağdaştırdığı kişiyi önemseme çalışmaları neticesinde kendine hayran bıraktıran bir karaktere dönüşüyordu. Misalen buna silah talimine gitmesi, ilk kez silah kullanması vb eklenebilir ve sonuçta da hedefleri tam isabet ettirmesini söyleyebiliriz. Atış eğitimcisine hiçbir şey bilmediğini ve silahı ilk kez eline aldığını söyleyince –her ne kadar doğru olsa da- ne kadar inandırıcı olmuştur sizce ? Ervan sonrası Loic de aileyi taşıyacak gibi görünüyordu. Ervan da bu arada üç silahşörlerin sonuncusu Yarbay Verny ile buluşuyordu.
Gaelle hanım ne yapıyorsunuz ? O nasıl bir cinsel fetiş, o nasıl bir öldürme biçimidir. Okurken net olarak hissettiğim duygu böyle bir kadın gerçekte varsa uzak durmak ne kelime şehir hatta kıta değiştireceksin. Acayip gerildiğim bir cinayet sahnesini okudum, midemi kaldıracak hatta hoplatacak kadar.
Çok sevdiğimiz bir polisin ölümüyle –neden sevdiğimiz derseniz, kendisi de evsizlikten gelmiş ve Morwan ailesinin katkılarıyla polis olmuş ve yanlış hatırlamıyorsam her Çarşamba günü de evsizlere yemek veren bir polis olan Audrey- sarsıldık. Morwan ailesi 3 farklı koldan 3 farklı hücuma geçmiş, 3 farklı soruşturmayla, 3 farklı çözüm ile aynı kişiye ulaşmaya çalışıyordu. Katile, Çivi Adam’a ! 3. Bölüm ‘Pharmakon’ a girerken bu bölümün sonunda heyecanın ne denli arttığını söylemenin de oldukça gerekli olduğunu düşünüyorum.
Şimdi de Loic Bey ne yapıyorsunuz, diyeceğim. Evin küçük faresi abisinin hayatını kurtarıyordu. Hem de oldukça zor bir zaman ve durumda. Bir “Perklon” gölünün tam ortasından gelen hayat öpücüğü. Kovalamacalar artık hem hırsızın hem de polisin köşeye sıkıştığı bir oyuna dönüyordu.
Morwan ailesi cenaze işleri için adaya geldiğinde bir gece saldırısı oluyor. Kız kardeşi ve abisi oldukça zarar gören Loic bu işin peşini bırakmamaya karar verdiği sırada -bu arada gene silahını kullanarak büyük bir iş başarmıştı- bir de abisine gelen bir belgeyi okuyor ve işlerin tam olarak bitmediğini öğreniyordu.
Final ise bu sefer beklediğim gibi aceleye getirilmemiş ve 50-60 sayfalık bir kısmı konu edinerek -gerçek bir final- yapılmıştı. Sonunda yazar en iyi kitaplarından birinde en iyi finalini yapmayı başarmıştı. Bir eroin deneyi ve br hastane koridorlarında beklenen ve beklenenin ötesinde de güzel bir final olmuştu. Yazarın -olursa- gelecek kitabını da şimdiden beklemedeyim..

Sadık Kocak, bir alıntı ekledi.
15 Eki 21:17 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Edgar Allan Poe
Görünmemek için en iyi yöntem saklanmamaktır.

Kongo'ya Ağıt, Jean-Christophe Grangé (Sayfa 406)Kongo'ya Ağıt, Jean-Christophe Grangé (Sayfa 406)