Ebru Ince'nin Kapak Resmi
Ebru Ince tekrar paylaştı. 12 saat önce
Özgür Beden, bir alıntı ekledi.
12 saat önce

Hiç kimseden, hiçbir şeyden yakınmaya hakkım yok.
Kendim suçluyum.
Neye dayanarak onun yaşamını benimkiyle birleştirmek isteyebileceğini sandım? Kimim ben?
Neyim?
Bir işe yaramayan, değersiz bir insan.

Anna Karenina, Lev Tolstoy (Sayfa 86 - epub)Anna Karenina, Lev Tolstoy (Sayfa 86 - epub)
Ebru Ince tekrar paylaştı. 20 saat önce

Hissediyorum ...bir" aşk " fırtınası geliyor
1000 K ya doğru .... :)
Anna Karenina

Ebru Ince tekrar paylaştı. 20 saat önce

Noktalama işaretlerinden en çok üç noktayı kullanırım. Birinci sebebi yüklemsiz yani tamamlanmamış cümlelerin düş gücüne hizmet ettiğini düşünmem, ikinci sebep yaptığım sıralamalara sınır koymak istememem, üçüncü sebep de bitti sanılan şeylerin bile bir devamı olduğuna dair inancım...

Ebru Ince, Savaş ve Barış'ı inceledi.
 20 saat önce · Kitabı okudu · 24 günde · Beğendi · 9/10 puan

spoiler

Şimdi size bir masal anlatacağım..lütfen ..gözlerinizi kapatın ..

ÇÜNKÜ AŞIĞIM

once upon a time ...1812 RUSYA ..
kitap raflarında onu ilk gördüğümde ...derin bir nefes alıp ..sen benimsin..demiştim
muhteşem kapağında... ardından ay doğan ..sadece gizemli gözlerini gözlerime dikmiş bir adam vardı...kan kırmızı adının altında ..topların önünde yatan ölüler ve on iki gölge ....OPRİÇNİKLER

Fransız yazar Jasper Kent in Danilov Beşlemesi ile başladığım Rus toprakları serüvenim ...great TOLSTOY a kadar ilerledi ..bu büyük çoğrafyanın muhteşem yazarlarına aşığım..olaylarına ..devrimlerine..savaşlarına..katliamlarına....sürgünlerine...trenlerine ..istasyonlarına..insan öldüren soguğuna ..nehirlerindeki buzun genleştikçe çıkarttığı korkunç seslerine ....aşığım...

danilov ile dolohov arasındaki görüp geçirdiğim ..jivagosuna ..rasputinine ..korkunç ivanına aşığım..

Tolstoy ise başka bir his kalbimde.. çok büyük...
savaş ve barış için dünya üzerinde ismini imza olarak bırakan bir çok insan ..o kadar büyük kelimeler yazmış ki benim burada ilkokul çocuğu gibi ..orda o oldu burda şu vardı demem abesle iştigal eder... utanırım..
.sadece şunları söyleyebilirim ki ...

savaş ve barış...bir panaromadır...baktıkça detaylararında kaybolduğun bir tablodur..1800 cıvarı sayfa boyunca takriben 10 ana karakter ve yuzlerce yan karakter üzerinden hiç fire vermeden ..teklemeden ilerleyen bir roman...
tolstoyun kendisini de kitabın içinde yerleşmiş olarak bulabilirsiniz ..ki sonlara dogru bu iyice aşıkardır...

YIRMI YILLIK BİR YAŞAM VE DEĞİŞİM rüzgarıdır...

23 gün boyunca normal dünya yüzeyinden beni alıp ...bambaşka topraklarda gezdirebilmeyi başarmış çok ender bir anlatımdır...bazen kendimi sorguladığım
karakterlerin şaşağa ve şımarıklığına sinirlendiğim..kaderle mühürlenmiş eller birbirini geç te olsa bulduğun da gülümsediğim ..ölümlerde ağladığım sayfalardır ..savaş ve barış...

"mürekkep hokkasının içine vucudundan etler bırakarak" ...yazdığı söylenen Lev Nikolayeviç Tolstoy için..

"sayfalarına ruhumdan kabuklar bıraktım" ...dıyen okurları için...

saygıyla bu büyük romanın önunde eğiliyorum.....

YA blagodaren ...tüm dünya okuyucuları adına...........

Ebru Ince tekrar paylaştı. Dün 18:37

Bu listeye daha da neler neler eklenecek
Mart 1 itibariyle baslayacak yeni okuma listesi yavas yavaş ortaya çıkıyor :)
1)Dostoyevski /yer altından notlar (ist okuma grubu)
2)Ruhlar evi (gizli aktivite :)
3)Doktor jivago (yeniden :)
4)Anna karanina / Tolstoy (Mart 'a girmeden baslanacak)
5)Dostoyevski /ölüler evinden anılar
6)Dostoyevski /Stepançikovo Köyü
7) Kazaklar /Tolstoy
8) 1793 Devrimi/Victor Hugo
9) Mahşerin dört altısı /ibanez
10) Sis /Miguel De Unamuno

Yedekler
1)Zamanımızın bir kahramanı /Mihail Yuryeviç Lermontov
2) Güzel Sanatların Bir Dalı olarak Cinayet /Thomas de Quincey
3) Bir Ingiliz Afyon Tiryakisinin itiraflari/Thomas de Quincey

Son :)

Ebru Ince tekrar paylaştı. Dün 17:36
özlem, Bir Gencin Dramı'ı inceledi.
 Dün 17:24 · Beğendi

İnci Hocamın başlattığı " Tolstoy Okuma Etkinliği " kapsamında, Tolstoy'un okuduğum 3'ncü eseri ve onu yeniden okuyabilmek, hakkında birşeyler yazabilmek derin bir nefes gibi...

Bu etkinlik için İnci Hocama ayrıca teşekkür eder, hepimize etkinlik kapsamında Tolstoylu bol bol okumalar dilerim. Ve yine dileğim o ki Tolstoy bize kalbinin kapılarını sonuna kadar açar...


Kemerlerinizi bağladıysanız, uçuşa geçiyoruz :)



... Hafif kırlaşmış saçları ve ona eşlik eden sakallar.. Bilgece bir ifade çıkık elmacık kemiklerinin pembemsi üstünde. Bakışlar keskin, bakışları bir çocuğun bakışları kadar taze..
Ellerinde harflerle Tolstoy, afacan birer periyi tutar gibi.. ve her bir perinin dilini, karakterini ayrı ayrı bilen biri, perilerin ise yüzyıllardır hiçkimseye böylesine derdini ve sevincini açmadığı...
Derin bakışlarındaki o keskinlik ve dünyayı görmüşlükle.. " Hâlâ birşeyler yapılabilir Dünya için " diyor, Tolstoy...

" Gün batıyor, Yıldızlar muhakkak doğacak ve Yaşam için hâlâ güzel birşeyler yapılabilir... "

Ve yaşama o buruk ve çokça ışıklı tebessümüyle kelimelerini bir bir bırakıyor...

...

İvan doğuyor önce siyah mürekkepten, bir sır olarak.. o küçük haliyle, üstelik yenide doğmuşken, kelimelerin diplerinde yaşayan kök şeytanlarını çıkarmaya çalışıyor tüm gücüyle... bu sadece bilek gücünü kapsayan birşey de değil.. Onca " Yapamazsın! Aptal İvan!! " sözlerine rağmen, Sabır ve İnanç gücüyle söküyor kötülüğün köklerini...

İki yolcumuz daha geliyor sonra sayfalara, uzaktan seçilmesede net, iki ihtiyar..
Tanışıyorlar İvanla ve yazarla...

Yolculuk nereye ey dedelerim bu yaşınızda? ve vakit bu kadar geçken? diye söze başlıyor İvan.
Tolstoy, elini çenesine dayamış, kalemini bir köşeye koyup bu derin sohbeti dinliyor. Söylenene göre uzun bir yolculuk varmış ufukta, başka bir kitabın ülkesine varacak bir mesafede bir hac yolculuğu..
Sözü kesiyor dedelerden Efim. Gitmeli diyor, diğer dedemiz Eliseye. Elisey, Efime göre daha yumuşak olan huyuyla ve tebessümüyle: " Elbet gideriz kardeşim, gideceğiz elbet.. " diyerek sözü bitiriyor. Ve hac yolculuğu başlıyor uzun uzun satırlar içinde...

O an birşey ki dikkatini çekiyor Eliseyin.. Vakit dar, Efim, beklemiyor...

Birkaç harf ve özellikle içlerinden oldukça küçük iki harf...
Elisey, dikkatle bakıyor bu ikisine. Mürekkebi daha doğmadan kurumuş, kırılmış bu küçüklüğe...
Yaşıyor! demenin bir iç huzuru... Yaşamalı!! Ve o becerikli elleriyle erzak çantasından ona yol boyunca katık olacak olan mürekkebi çıkarıyor, kalp biçiminde bir cam şişenin içinden. Yanlarına bırakıyor ve güçsüzlüklerine rağmen tüm kelimeler hayat buluyorlar, bir kalpten. Öyle büyük bir hayat ki.. o küçük harflerden biri dahi en kocamanından sarılıyor Eliseye "Dedecimm!!! " diyerek..

Mesafe uzun, yüreğin mesafesi ise kırılmış.. kırıldığı yerden, can bulmuş..
Mesafelerin kumlarına bakıpta Elisey, aynı bilgelikle: " Ziyan yok.. " diyor.

Ve İvan, yazar ile tüm bunlara tanık..
Umuttan bir tanıklık ediliyor...


Tolstoy, kalemini satırlara dokunduruyor yeniden, derin düşünceli, kopkoyu bir damlayla... ve damla düşerken satırlara, birçok harf ve kişi olabilmesi mümkünken üstelik, birbirinden hiç mi hiç ayrı olmayan.. ikiye bölünmüş bir damla yan yana aynı kadere düşüyor... parlak bir mürekkepten varolan Kral Asarhadon ve Kral Layiliye adında...
" İnsanın hırsını işlemeli" diyor Tolstoy ve bunun için parlaklık tacını yükseltmeli!!
Yalnız her seferinde o parlaklık ki kağıtta dağılıveriyor ve tüm bunların içinde bir olan o karakterler...
Derin bir uykudan uyanır gibi hiddetle bağırıyor o an Kral Asarhadon ve kılıcını çekiyor ilk adım olarak. Aynı mürekkebin diğer bir damlası Kral Layiliye, " Dur!!! " diyor.. " Bu hiddet neden?? "
O dur deyiş ki güçlü bir ses, kılıç kırılıyor...

Asarhadonun kalbine dokunuyor sonra Lahiye, kendi kalbine dokunmaktan farksız olarak..
" Ben senim, dur!! "

" İnsan en büyük kötülüğü bir başkasına değil kendine yapar her zaman.. Neden kendini öldürmeye çalışırsın? İnsanlığı yaşatmak mümkünken.. İçindeki o karanlıkla, durmalıyız artık!! "

Koyu mürekkep, taçdaki ve varoluştaki parıltıyla geri çekiliyor...
Satırlarda İnsan lekesi.. Satırlarda geçmişten gelen yük...
...

Tolstoy, bakışları dalgın bir halde batan güneşi izliyor...
Ve kendi duyabileceğini düşündüğü, yaşamın derinden dinlediği bir sesle:

" Herşeye rağmen..
Herşeye rağmen değiştirebilirim. Değiştirebiliriz... "

...

Yeni kelimeler doğarken bir bir, Tolstoy'un bakışları sayfanın en ucunda kalmış bir harfe takılıyor. Görmüş olmalıydı onu daha önce ki neden orada olabilir? Uykuda gibi ama değil... Avuçlarına itinayla koyup o narinliği, sayfanın en beyaz yerine usulca bırakıyor.. ve uyanıyor harf, hüzünlü bir uykudan.
Kalbine bakıyor harfin yazar, o daha doğmadan yüreğinde en koyu haliyle birikmiş mürekkebe..
" Güzel bir kalpte bu karanlık, Aydınlıkla savaştan farksız olmalı " diye düşünüyor..
Güzel bir kalpte...

" Derdin nedir? " diye soruyor narinliğe..
" Böylesine narin oluşunun derdi nedir küçüğüm? "

Sakladığı ve öyle gördüğü çirkinliğini gösteriyor narin Alyoşa.. " Dış görünüşüm bahsettiğiniz değil mi ?" diyor..
" Dış görünüş müdür bir kalbi güzel kılan, Alyoşa? "
Ve Alyoşa bir kelimenin parlayamayacağı kadar, tüm ışığıyla parlıyor sayfada...


Bir başka kelimeler ki yanına gelen, belirsizlik ve uzaklığa rağmen tek bir kelime ulaşabilir Alyoşa'ya.. Alyoşa, sonsuzluk gibi parlak..

Ve satırlara, Dünya'ya, Tolstoyunda dünyasına Işığını bırakıyor derin uykusuyla, küçük bir sonsuzluk olarak...
...

Uzun uzun dalıyor yaşlı bakışları yazarın sonra, uzun uzun dalıyor yağmurla...
" Sayfadan uzak tutmalı bu yağmurları.. Uzak tutmalı ki gözyaşı yeterince ağırdır kelimelerden. " diyor..

O an, uzaklardan Pyator Mihayev isminde bir adam geliyor ve sesleniyor Tolstoy'a:
" Hey Tolstoy! Varoluşum ve kelimeler için teşekkürler ama bu toprakların kökleri epey şeytan dolu ve gördüğüm çabalar yetersiz.. Sence de birşeyler yapmalı değil mi? Ve sen o bakışınla daha geniş görebilmelisin yeryüzünü!! "
Ve sesleniyor aynı zamanda Mihayev, tüm kelimelere de o anda:
" Arkadaşlar! gelin ruhumuzun köklerinde varolan bu karanlığı birbirimizden söküp atalım. Böylesi mümkün, böylesi çözüm... "
Ve doğan, varolan tüm karakterler, Tolstoyun o geniş bakışıyla baktığında, tek bir yumruk gibi mücadele ediyor...
- " Sökülür kötülüğün kökleri bir bir, kaderidir bu onların er geç yaşanan... " -

Yazarın güleç, gülden yüzüyle..
Vakit akşam oluyor,
Yıldızların ışık vakti...

Gülüşüyle, hafif kamburlaşan oturuşunu düzeltip, daha bir ümitle yazmaya devam ediyor Tolstoy...

...

Daha çok yoğunlaşırken kelimeler, gözüne birşey takılıyor yazarın,yeniden.. Bu sefer ki başka bir yerde.. Belli ki uzun zaman önce yazılmış ve tahmin o ki gün ışığı devrinde bakışların durduğu o pencere kenarına bırakılmış.
Bir zarf,
Zarftaki yazıyı okuyor Tolstoy:
Gün ışığından sevgilerle...
...

Zarfa bakışlarla dahil şöyle bir dokunulduğunda, bomboş gibi.. ve bu boşluk aldatmacasında zarfı tesadüf o ya kelimelerin ortasına bırakıyor..
Yazarın fikir topraklarına ve tüm kelimelerin ruhuna alabildiğince bir pembelik yayılıyor o an.. Tıpkı yazarın elmacık kemiklerindeki gibi..

Güneşin alacalı, huzurdan rengi...
...

Beyaz fırfırlı elbisesini sayfadaki pembeliğe her dokundurduğunda minik alevler çıkaran genç bir kadın ve ona dansıyla eşlik eden elmanın diğer yarısı bir kelime.. Şen kahkahalarıyla ve adı asırlık bir masal olan Aşk ile Tolstoy'un topraklarına adım atıyorlar.. Onlar danslarıyla döndükçe yıldızlar beliriyor kağıtta, onlar birbirlerine baktıkça alemler oluşuyor yeniden...

Hissedebilen her yüreğin suretinde o huzurdan gülümseme.
Ve herşey alabildiğine güzel...
Umutlu.

Tam bu esnada, olmaması gereken olur ya bazen.. bir gümbürtü sayfalar arasında ve tam ortasında.. Cehennemden bir çukur açılan ve o çukurdan çıkan bir asker, yitirmiş ışığını ve ona katılan dünya karanlığıyla gelen..
Her adım kopkoyu.. Güneş hatırasındaki her pembelik, erken gelen bir kış hüznünde.

Gençlerin elleri ki ayrılır bu gürültüde.. Işıkları kalbinin en derin yarıklarına gömülü..
...

Bırakmak istiyor kalemi Tolstoy,
tüm olan bitene bakıyor son defa...
Güneşin mektuba da dahil..
ve diyor: "Devam edebilirim hâlâ, devam etmeli.. "

- " Ayrılık ki hayatın bir parçası ve o da kavuşmak kadar bu satırlarda hak sahibi... -

Yazıyor Tolstoy, yazmanın gücüne inanarak...

...

Karanlıktan gelenler bu inancı farketmiş olacak ki, karanlıklarını sahipsiz bırakıp.. satırlara tırmanmaya karar veriyorlar..
Bir kök gibi.. ve sesleniyorlar:
" İşte kardeşlerim! Bu topraklar bizimdir. Bu yeryüzü.. Bu karanlıktan ışığımız!!!
Ve en büyük düşmanımız, karşınızdaki İnsanlıktır! "

Tüm karakterler ve kökler karşılaşıyor bir mürekkeple..
Yazar, istese dağıtabilir mürekkebiyle ama karışmıyor ruhlardaki kadere, ışığa inanıyor ve tanık olup biten herşeye....

...
Güneşin selamı çok daha parlak..
geriye küçük bir not, köklerden kalan..
Not da büyükçe bir harita.. Haritada iki küçük insan..
Tanıdık..
Adem ile Havva.

Şaşkınlık ve korku hükümsürerken ve dinlerken inine çekilen karanlık..
Daha güçlü yazmalı! diyor Tolstoy
Yazıyor...
...
Kalemine bakıyor bir an, mürekkebin içindeki yıldızlar uykulu.. dinlenmeli..
" Yazmalı " diyor Tolstoy ve başka bir uykuya kadar son defa parlıyorlar..
...

Bir gencin dramı düşüyor satır sonlarına, son defa.. Yazarın ışıklı ve yorgun nefesiyle, aynı ışıktan kopmuş bir mürekkeple..
Ve sanki bu bütünlük kahramanın kaderi olmuş gibi sancılarla doğuyor Yevgeniy.
Ruhunda Tolstoy'dan en büyük bir payda.
Ayakları kelimeler topraklarında bata çıka yürüyor.. o tatlı turuncuya ve köklerdeki karanlıkta kanayarak..
Bir " Neden? " bırakıyor ardında..
..
Acı dolu gözlerle Tolstoy'a bakıyor...
Tolstoy'da ona..

ve sayfanın sonunda tüm sancıları ve insan yaralarıyla, günahlarıyla bir derin uykuya daha dalınıyor...

...

Dışarıda cırcır böceklerinin sesi..
Hava hâlâ huzurlu ve bir yazarın kalbinde Tüm kelimelerin insanlık derdi...

İnsanlarına bakıyor, o küçük inançlarına..

Kapatmıyor kitabı..

Dinlenmeliler, diyor,
Yıldızlarla...

Yarın, Güneş doğacak nasıl olsa...

" https://soundcloud.com/hf112233/ab6ddn01pyg7 "
*****

Gözlerinize ve Yüreklerinize Sağlık..
Kitapların huzuruyla kalın :)

Ebru Ince tekrar paylaştı. Dün 13:21

Kitap dört öykünün derlemesinden oluşuyor: Baskın, Orman Kesimi, Rütbesi Düşürülen, Kafkas Tutsağı.
Öykülerde askerlik, savaş, Rus ve Tatar kültürüne ait ögeler yer alıyor.
Tolstoy bu kitabında milliyetçi bir tavır sergileyip yiğitliği, dürüstlüğü ve cesareti övüyor.
Tolstoy’un ahlâk dersleri verdiğini söylemek mümkün. Çünkü tam tersi olan nitelikleri de yeriyor.

Bulgakov’un “Beyaz Muhafız” kitabında şöyle bir kısım vardı: “‘Savaş ve Barış’ı okudum. İşte sana gerçek bir kitap. Çünkü, eski bir yazar bozuntusu tarafından değil, bir topçu subayı tarafından yazılmış.”
Bu alıntıdan da fark edileceği üzere savaşlarla iç içe olan Tolstoy, bolca gözlem yapma imkânı bulmuş. Askerlerin hâl ve davranışlarından, onların ruh hallerine dek birçok şeyi yakınen görüp ustaca betimlemiş.
Birçok Rus askerinin sırf madalya için, şöhret için, rütbe için savaşa katıldıklarını iletiyor ve onların neden savaştığını bile bilmediklerini ekliyor.
Savaşları sorguladığı ufak bir kısım da yer alıyor kitapta. Belki bir “Savaş ve Barış” olacak nitelikte değil kitap; ama savaş psikolojisinin iyi aktarıldığını düşünüyorum.

İyi okumalar dilerim.

Ebru Ince tekrar paylaştı. Dün 06:54
İbrahim..., bir alıntı ekledi.
 02 Şub 15:41 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Tolstoy Dedemmm :))
Biz ölümden hayata geçtiğimizi biliriz, çünkü kardeşleri seviyoruz. Sevmiyen ölümde kalır... Fakat kimde dünya malı olur, ve kardeşini ihtiyaçta görür, ve ona karşı Şefkatini kaparsa, Allah'ın sevgisi onda nasıl kalır? Ey küçük çocuklar, sözle ve dille değil, ancak işle ve hakikatle sevelim.

Ey sevgililer, birbirimizi sevelim, çünkü sevgi Allahtandır, ve her seven adam Allahtan doğmuştur, ve Allahı bilir. Sevmiyen adam Allahı bilmez. Çünkü Allah sevgidir... Hiç bir vakit kimse Allahı görmemiştir; eğer birbirimizi seversek, Allah bizde durur ve onun sevgisi bizde ikmal etmiş olur; ...Ve biz Allah'ın bize olan sevgisini biliriz ve ona inandık. Allah sevgidir, ve sevgide duran Allahta durur, ve Allah onda durur. ... Eğer bir adam: Allahı seviyorum, der ve kardeşinden nefret ederse, yalancıdır; çünkü görmüş olduğu kardeşini sevmeyen, görmemiş olduğu Allahı sevemez.

İnsan Neyle Yaşar, Lev Tolstoyİnsan Neyle Yaşar, Lev Tolstoy
Ebru Ince tekrar paylaştı. Dün 06:53
İrfan öz, Diriliş'i inceledi.
 22 Şub 01:29 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 9/10 puan

Çok güzel bir Tolstoy klasiği... Hapishanelerde yaşananlar, insanlar arasındaki sınıf farklılıkları, suç ve ceza kavramları üzerine gerçekten çok güzel tespitlerin yapıldığı sürükleyici bir roman. Nehlüdov'un vicdanını rahatlatması amacıyla başlayan serüven harikulade bir akışla güzel bir şekilde bitiyor. İşleyiş sırasında dini değerlerin de sorgulandığı bölümler de ayrı keyifliydi. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Ebru Ince tekrar paylaştı. 22 Şub 23:58
NigRa, İnsan Neyle Yaşar'ı inceledi.
 22 Şub 23:33 · Kitabı okudu · 2 günde · 5/10 puan

Tolstoy dedenin kıssadan hisse minvalli öykülerini okuduğumuz bu kitabında bol bol Tanrı, iyilik - ödül, kötülük - ceza temalı hikayeler okuyoruz. Kötülük yapanı affedin İsa olsa affederdi ya da iyilik yap denize at gün gelir seni bulur düşüncesi hakim kitabın hemen hemen tümüne.

*İhtiyacı olana yardım et...
*Yardımsever ol..
*Komşunla iyi geçin...
*Açgözlü olma, açgözlülük iyi değil..
*Sana kötü davranana sen kötülük yapma.. Bırak Allah'ından bulsun. :) gibi öğütler vermiş.

Dedeye sahip çıkalım, öğütlerini dinleyip iyi çocuklar olalım. =)

Son olarak da şunu bırakıp saçmalamaya devam etmeden bitiriyorum.

https://youtu.be/TtmPYw3DY4g

Ebru Ince tekrar paylaştı. 22 Şub 22:51
Okuma Delisi, bir alıntı ekledi.
22 Şub 22:34

Yayıncının notu kısmından
‘ İnsan seçme, hakkına sahip olsaydı, aklı başında olan her Provoslav(Hristiyan) ve her bir insan, şüphe ve tereddüt etmeden Muhammediliği; tek Allah'ı ve onun peygamberini kabul ederdi.’

—Lev Tolstoy

Hz. Muhammed, Lev Tolstoy (Sayfa 8 - Karakutu yayınları - 1. Baskı)Hz. Muhammed, Lev Tolstoy (Sayfa 8 - Karakutu yayınları - 1. Baskı)
Ebru Ince tekrar paylaştı. 22 Şub 22:50

4 Kısımdan oluşan bu kitap, ilk hikayeden adını almıştır. Sade yalın ve açık bir dil ile rahatlıkla okunabilecek bir kitap olup, kitap ilk hikayeden ismini almıştır.

Allah'ın varlığını o kadar güzel tasvir ediyor ki, müthiş! Şaşırdım doğrusu. Sevmeden hiç bir eyleme, hiç bir davranışa varılamayacağını o kadar güzel betimliyor ki, hakikaten beni etkilediğini söyleyebilirim.

Diğer kısımlarda da, doğru davranışın neler kazandıracağı, yanlış olanın kısa vadede getirdiği ve kesin zararla beraber size geri döndüğü, kurgu bakımdan yeterli olaylar içerisinde, size gerekli mesajları verebilecek bir kitap.

Keyifli okumalar.

Ebru Ince tekrar paylaştı. 22 Şub 21:21
Meltem Tekeli, İvan İlyiç'in Ölümü'ü inceledi.
22 Şub 20:57 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Ne kadar dolu dolu bir kitap okudum ben böyle. Kitaba başlar başlamaz geçen konuşmalar ve iç sesleri görünce dedim ki “hıh, insanların başkasının ölümüne karşı umursamazlığı ve benciliğini anlatıyor, böyle gidecek herhalde” ardından “dostluk kavramını sorguluyor kesin” dedim. Bir ara “güç ve statü sahibi olmanın yüksek insan demek olmadığının eleştirisini yapıyor galiba” diye düşündüm. Sonlara gelene kadar da fikirlerim değişti durdu. Yahu bu kadar minik bir kitaba, bu kadar duru bir dille bu kadar çok kavramı, bu kadar yergiyi, bu kadar duyguyu nasıl sığdırdın, hayret doğrusu. Evet biliyorum, yeni bir yazar keşfetmiş gibi konuşuyorum fakat daha önce Tolstoy’a kıyısından yaklaşmış ve böyle bir yoğunlukla hiç karşılaşmamıştım. Bu acemice cümlelerimi de buna bağlayın lütfen.

Hepimizin hayatı hep inişli çıkışlı değil midir? Bu duyguyu çok güzel işlenmiş İvan İlyiç’in hayatında. Son günlerinde anlık olarak yaşadığı inişli çıkışlı ruh hali, kitabın genelinde hayatında yaşadığı inişli çıkışlı yıllara bir gönderme gibi geldi bana. Ne kadar doğru bir benzetme olur bilmiyorum ama mikro ve makro evrenlerin arasındaki bağı gözlemlemek gibi yani. Yine buna benzer şekilde kitabın başında öylesine bahsedilmiş gibi duran ayrıntılar ilerledikçe anlam kazanıyor. Her kitap herkese farklı sorular sorar. Herkese başka bir hikaye anlatır. Tolstoy bana İvan İlyiç aracılığı ile “gerçekten istediğin hayatı mı yaşıyorsun” diye sordu.

Hep hayaller kurarım ben. Hayal kurmak olmazsa olmazlarımdandır. Küçüklüğümden beri kurduğum hayalleri düşünüyorum da kaç tanesini gerçekleştirebildim henüz ve diğerlerini gerçekleştirebilmek için neler yapıyorum? Elbette bu demek değil ki bir hayale sıkı sıkı tutunup gözünü ondan ayırmamak gerekir. Aksine bir hayale giden yolda karşılaştıklarımız hayatımızı güzelleştiriyor. Bir de bunu düşünürsek şunu sormak gerekiyor; “ne kadar mutluyum?” Mesela sabahtan hiç sevmediğim bir hocanın dersinden çıktıktan sonra ofise geçip yeni öğrenmeye başladığım proje çizimleri ile uğraştıktan sonra koştura koştura eve gelip ev arkadaşım gelene kadar yemek yapmam gerekiyorsa, o yemeği yaparken şarkı mırıldanıyor muyum? Ya da çok sinirlendiğim bir olayı bir başkasına anlatırken en fazla kaç kişiye anlattığımda geçiyor sinirim? 3. Kişiye anlatırken gülmeye başlamıyor muyum? Çok halsiz olsam bile arkadaşlarıma sürpriz yapmak için elimde iki tane uçan balon ile tüm bulvarı yürümekten şikayet ediyor muyum? Peki ya benden kilometrelerce uzakta olan birinin mutluluğu beni de yürekten gülümsetmiyor, bir mektubu yüreğimi sevgi ile doldurmuyor mu? Her ne kadar derslerden sıkılsam bile, mesleğime dair bir fazla şey öğrenebilmek için türlü yollar denemiyor muyum? Bunlar mutsuz bir insanın yapacağı şeyler mi?

Sevgili İvan İlyiç, senin ölüm döşeğinde boğuşup durduğun düşünceler her daim bizim yolumuzu aydınlatsın. Ruhlarımıza şifa olsun. Sen istediğin gibi bir hayat yaşayamadığını fark ettiğinde çok geçti belki ama bizler için geç değil. Sırf bu sebeple söz veriyorum, ismini her duyduğumda önce büyük bir saygı ile selamlayacağım seni ve ardından kendime soracağım “Mutlu musun Meltem?” diye. Bu satırları okuyan sevgili okur arkadaşlar; mutlu musunuz?

Ebru Ince tekrar paylaştı. 22 Şub 19:47
YNT, Din Nedir?'i inceledi.
 22 Şub 19:33 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 8/10 puan

Din nedir? Neden önemlidir?

Her insanın kendisine sorması gereken soru. Ne yazık ki çoğu zaman kaçarız bu sorudan, korkarız fikirlerimizin değişmesinden, inançlarımızın sarsılmasından. Toplumun alışılagelmişlerinden vazgeçmek kolay değildir çünkü...

"Aklı başında(rasyonel) insanın ortaya çıkışından bu yana, dinsiz yaşayabilmiş ya da yaşamış tek bir insan toplumu bile olmamıştır." diyor Tolstoy sayfa 15'te ama bahsettiği din, ne Tanrı ve sonsuzluk kavramını vermeyen uydurma dinlerdi, ne içerisinde büyüdüğü ve mevcut dini olan Hristiyanlık'tı ne de diğer dinler. Zamanla bozulan ve kalplere hitap etmeyen Hristiyanlık'ın hakikatten ayrıldığını söylüyor Tolstoy, bunu zamanında sesli de söylemiş olacak ki aforoz edilmiş kendisi.

"Tanrı'nın adını anıyorum diye kızma yine, elimde değil."
Onun için hakiki din, insanların eşit ve adil bir ortamda sevgi ve barış içerisinde yaşadığı dindi ve gittikçe otoriteleşen kilise kesinlikle bu düşünceleri karşılamıyordu. Bu aldatmacalardan, sahtekarlıktan kurtulmak gerekli ona göre. Elif Şafak'ın da dediği gibi: "Tanrı algısını kendi çıkarları için kullanan insan kadar tehlikelisi yok bu dünyada."

İlginçtir ki "Hristiyan" yerine "Müslüman" koyun cuk oturuyor. Dinimizin, ahlakımızın ne hale geldiği ortada... Bu sebeple her görüşten, kesimden insanın okuması ve ders çıkarması gereken bir eser. Tolstoy Hristiyan dünyasının bulunduğu durumu şu şekilde anlatıyor: "İnanmadıkları şeye ahlaksızca inanıyormuş gibi davranıyorlar."
Tanıdık geldi mi?

İkinci kısımda ise dinsizleri eleştiriyor Tolstoy. İnsanların vahşileştiğini, hayvansal hırslarının gözünü kör ettiğini ve gittikçe ahlaksızlaştığını söylüyor. Çözüm ona göre tabiki din zira insan, hayvanlar gibi sınırlı ve yalnızca belli komutlarla hareket eden bir varlık değil. Görür, fark eder, düşünür. Kendisinin ve sevdiklerinin akıbetini merak eder, bilinmezlik hissinden korkar. Yalın bir dille Hristiyanlık üzerinden çok güzel bir eleştiri ortaya koymuş Tolstoy, kesinlikle okunmalı. Tolstoy kitap yazar da bilim yer almaz mı! Bilimin soyut bir kavram olduğunu ve her an değişebileceğini söylüyor Tolstoy, bilimle insanları aldattıklarını... Bilim din ile vardır, din de bilimle...

"En ahmakça hurafelerden biri, bilim adamlarının, "insan imansız yaşayabilir." şeklindeki hurafesidir. (Sayfa 91)

Ebru Ince tekrar paylaştı. 21 Şub 22:45
Hüzn-ü Beşer, Hz. Muhammed'i inceledi.
 21 Şub 16:54 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi

~~ HZ. MUHAMMED ~~

Belli bir din dayatması altında yaşayan bir halk ve bu dayatmaya karşı çıkanların ise toplu katliamlara uğradığı Çarlık Rusya'sında Tolstoy gibi bir dahinin İslam dinini ve Peygamberini yücelten bir kitap yazdığını düşünün.
90 yıl sansür yiyen , adeta saklanan bu kitap ancak Sovyet Birliğinin yıkılmasından sonra basılıyor.

Dört ana bölümden oluşan;
ilk bölümü Tolstoy'un Hindistanlı bir alimin hadis kitabından derlediği hadislerin bulunduğu ,
ikinci bölümü müslüman bir generalle evli Rus Yelena Vekilova'nın çocuklarının dini kimliğiyle ilgili tavsiye istediği ve Tolstoyun Vekilova'ya verdiği cevapların olduğu mektuplar,
üçüncü bölüm ise Tolstoy' un itirafları adı altında yazarın yaşamının anlamına dair yaptığı arayışların , bunalımlarının , sorularının yer aldığı, nüshaların uzun araştırmalar sonucunda bir araya getirildiği bir kitap.
Dördüncü bölümde nüshaların orjinal hali bulunuyor.

Tolstoy yaşamını, her anını sorguluyor.
Neden yaşıyorum , ne için yaşıyorum , yaşamım hangi amaca hizmet ediyor gibi soruları defalarca soruyor yazar. Aklın kabul edebileceği cevaplar veriyor ve kendine verdiği bu cevapların hiçbirinden tatmin olmuyor. Zihninin , ruhunun yaşadığı bu karmaşa onu intihar istemine kadar götürüyor.
Sonra insanın sadece kendi için yaşamasının ona mutluluk vermediğini farkediyor. İnsan asalak misali sadece kendisi için yaşarken hayatın amacını sorguladığında kocaman bir boşluğa düşüyor.

Öleceğini bilen bir insan, bir gün bastığı toprağın altında kurtçuklara yem olacağının bilincine sahip olan bir insan nasıl yaşayabilir?

Bunu bilerek geçici yaşamının gerekliliklerini nasıl yerine getirebilir?

Ancak neden yaşadığının anlamını kavrayarak.

Ölümlü gölgesinin ötesinde bir sonsuz benliğinin olduğuna inanarak.

Yani inançla.
Bir Yaratıcı ve ruhun sonsuzluğuna inanarak.

İnsan bu dünyada yalnız degil ve idealleri de bu gerçeğin üzerinde kurulu olduğu müddetçe mutluluğa yaklaşabilir.
Yaratıcı ise bize o mutluluğun formüllerini veriyor;
Paylaş, koru , gözet, zulmetme...

Tolstoya göre insanı yaşamaya ikna eden , yaşamını sürdürmesini sağlayan temel etken bu.
Bir inancın hayatın devamlılığı için şart olduğuna ve bu inancın en anlaşılır olan dinle olması gerektiğini söyleyen Tolstoy tüm araştırmaları sonucunda da en anlaşılır ve öz haliyle korunan tek dinin ise İslam olduğunu anlatıyor.
Bütün dinlerin ,değiştirilmemiş ve yalansız haliyle, bütün dinlerin özünün islamla bağdaştığını söylüyor.

Ve gelelim bu kitabı okumuş her insanın aklında yer eden o soruya.

Tolstoy islamı seçmiş miydi?

Kimisi, Ruslar tarafından gizlenmiş de olsa Tolstoyun müslüman olduğunu, islam usullerine göre gömüldüğünü ve mezarında haç işareti olmamasının da bunun kanıtı olduğunu söylüyor.

Oysa Tolstoyun İslam'ı yüceltici sözleri ve "eğer seçme şansı olsaydı her akıl sahibi insanın İslam'ı seçeceğini" söylemesi dışında 'evet ben İslam'ı seçtim ' gibi bir cümlenin olmaması bir şüphenin, bilinmezliğin sebebi oluyor.

Hepsinin ötesinde, Tolstoy umarım aradığı mutluluğu bularak ölmüştür diye temenni ediyorum.

(Etkinlik için @incierdem 'e teşekkürler)

Ebru Ince, Kreutzer Sonat'ı inceledi.
21 Şub 21:53 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Ebru Ince @black · 16 Mar 2017
KREUTZER SONATI

Ahhh sevgili Nikolayeviç .... :) karşında ki melek olsa yinede seninle anlaşamazdı...:)
Bir tren kompartmaninda Tolstoyun gözlerinin içine baka baka yüzümde bir gülümseme ile bu sözü söylemek istiyorum :)
Bütün o ihtişamlı sert duruşunun altında öyle bir insan var ki tebessüm etmeden yüzüne bakmak mümkün değil :)
Tolstoy yaşadığı buhranı bir akrep gibi kendini sokarcasına hissettiği "kıskançlık "duygusunu ..gerçek hayatta da yaşadığı müzikle olan kavgasını o kadar güzel anlatmış ki kitap bir sonat olmuş, kah duyguları notalar gibi hiddettli ..kah pişmanlığı bir keman namesi kadar lezzetli . .kitabı 18 mayıs 2015 de okudum ..daha sonra bir kez daha okumalıyım diyerek rafa kaldırdım. ...
Çünkü doğru anda okumam gerektiğini hissetmiştim ..nitekim öyle de oldu :) yeniden elime aldığımda ilk kez okurcasına tükettim, elimden birakamadim ,bitirene kadar uyumadim dün gece :)
Kitapta gercek insani buldum..kendim gibi elini kolunu sallayarak duygularını anlatmaya çalışan ,kızan ,köpüren, üzüntüsü gözlerinden akan .Etiyle kemigiyle ,sevapları, gunahlariyla yaşayan bir adam
.KREUTZER SONATINI. .
en nadide kitaplarımın yanına koydum
Biliyorum ki kütüphanenin rafında ,gözüme her ilistiginde "gulumseyecegim"bu aksi ihtiyar adama :)
Kim söylemişti hatırlamıyorum şu an ama
Tolstoy için şöyle bir tespit okumuştum .

"yazar olmak için değilde,yazar olmadan duramayacağı için eline kalemi almış bir tek kişi varsa ..o da Tolstoydur.."

Yüzünüzden gülümseme hiç eksik olmasın iyi okumalar...

Ebru Ince tekrar paylaştı. 21 Şub 20:29
fazi, İvan İlyiç'in Ölümü'ü inceledi.
 22 Oca 17:29 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Ölüm...
Asırlardır insanoğlunun en büyük muamması, hayatın sonu ama başka birçok şeyin başlangıcı, akılda kalan acı, hissedilen umutsuzluk ve daha nice düşünce. Hayat mücadelesinin bir anda hiçbir anlamı olmadığını, dünyevi her şeyin cazibesini yitirdiği o "an"...

Tolstoy'un da hayatında ayrı bir yeri var ölümün. Önce daha iki yaşındayken kaybettiği annesi, ardından babası ve sonra da babaannesinin ölümü derinden etkiler müthiş yazarı. Bunların da tesiri vardır yazdıklarında Tolstoy'un. İnsan'ın ne ile yaşayacağını bilir ama ölümün varlığını da hissettirir yazdıklarında.
İvan İlyiç'in Ölümü de ölümün, öleceğini bile bile yaşamaya çalışmanın öyküsüdür aslında. Bir son olduğunu ve bu sona giderek daha da yaklaştığını sezerek, çevresindeki herkeste bir umursamazlık hissederek acılar içinde ölümü bekler İvan İlyiç.

Eser, kırk beş yaşındaki sorgu yargıcı İvan İlyiç'in ölüm haberinin alınması ile başlar ve geriye doğru ilerler. Yargıcın yaşam tarzını, hayatındaki dönüm noktalarını, arkadaşları ile olan ilişkisini ve bir anda ortaya çıkan rahatsızlığını okuruz. Hastalığını öğrendikten sonra yaşamını sorgulamaya başlar İvan İlyiç. Neden, nasıl ve ne için yaşadığı önem kazanır bir anda... (Hep böyle olmamış mıdır zaten? İnsan bir anda sona yaklaştığını anlayınca ölüm gelene kadar neler yaptığı, hayatın güzelliği ve değeri gelmez mi aklına?) Ölmek istemez İvan ama bu acıyla yaşamak da yaşamak değildir ki! O acılar içinde kıvranırken, en yakınlarının tavırlarını elinden bir şey gelmeden izler. İncinir, üzülür çevresindeki sağlıklı insanları gördükçe. Böyle geçer günleri.

Okurken aklıma birçok şey geldi aslında. En çok da ölümü beklemek ne acı diye düşündüm. Öleceğini bilerek yaşamak... (Saramago'nun Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u vardır, okuyanlar daha iyi anlayacaktır bahsettiğim hissi. Okumayanlara da mutlaka tavsiyemdir.)

Ölüm, bazı durumlarda kurtulmaktır acılardan evet. Ama yaşamak, nefes almak dünyadaki en güzel şeydir. Kaybetmek istemez insan bu güzelliği...
Tüm bu hislerle baş başa bırakıyor Tolstoy okuyucuyu. Çok sevdim, etkilendim okuduklarımdan. Birileri ölürken bazılarının nasıl kendi çıkarlarını düşündüğünü, başsağlığına gitmenin bile bir zorunluluk olduğunu ne yazık ki tüm gerçekliğiyle yazmış Tolstoy. Okuyunuz dostlarım...

Ebru Ince tekrar paylaştı. 21 Şub 19:25

Merhaba arkadaşlar:)
Etkinlikle birlikte yoğun bir Tolstoy okuma temposuna girdim.Şu sıralar bu etkinliği fırsat bilip çokça Tolstoy eseri okuyup diğer okurların incelemelerini değerlendirmek ,alıntılarını okumak ,belki hiç ilgimizi çekmeyecek kitaplardan birine ilgimizi uyandıracak .Bu güzel etkinlik için sevgili inci ' ye teşekkür ederim :) İlk etkinliğimin ilk incelemesine başlayalım ...

Aslında yazar hakkında kısa bir araştırma yaparak işe başladım .Okuduğum bilgiler beni yazara daha da yaklaştırdı .İçimde inanan ,affeden ,nedensiz seven taraflarımın önceliklerim arasında olduğunu anladım .Bu düşüncelerle yazara ilgim daha da arttı .

Elimde 'İnsan Neyle Yaşar ' vardı ve onunla başladım.Kitap dört kısa hikayeden oluşuyor ve adını ilk hikayeden alıyor.

Kitabı okurken altını çizdiğim ve defalarca okuduğum ,çok beğendiğim cümleler oldu.Bunlarla ilgili alıntı yapmadım çünkü kitabın büyüsünü bozacağını düşündüm.Zaten kısa hikayelerden oluşuyor ve yapacağım alıntılar kitaptan ip ucu olmasın diye tüm çabam :) Yoksa sizlerle paylaşmaya can attığım neler neler var ...

Bir zamanlar TV de sır kapısı adında bazı kısa filmler olurdu :) Tamda o tarz hikayeler var. Sayfaları çevirirken ister istemez ürpermeler oluyor :) Tabi filmler kadar amatör değil :))) bu sizi yanıltmasın .

Hikayeler genellikle din,vicdan,sevgi,ahlak vb.. değer yargılarını tereyağından kıl çeker gibi yumuşacık anlatıyor.Çok tatlı ve akıcı bir anlatımı var hemen bitiveriyor :)

Bittiğinde huzur hissettim kendimde...Kendimi sorguladım. Kitapta bazı sorular vardı onları kendime sordum! Cevap verdiklerim oldu ,hiç cevap veremeyeceklerim de vardı... İnce ama çok dolu bir kitaptı. Bazen tüylerim ürpererek ,bazen gözlerim nemlenerek,bazen de korkarak okuduğum anlar oldu ...

Ben çok beğendim ...Okuyacak her kişiye birşeyler katacak türden kıssadan hisse dediklerimizden...

Sevgiler...Saygılar...

Ebru Ince tekrar paylaştı. 21 Şub 19:22
Aysun Çelik, İvan İlyiç'in Ölümü'ü inceledi.
 13 May 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

İvan İlyiç'in Ölümü kısa bir kitap ancak uzun bir hayatın özetini kapsıyor. İvan İlyiç hukuk eğitimi almış saygın bir insandır ve çalışma azmi sayesinde toplumdaki statüsünü yüksek makamlara taşımakta hiç zorlanmaz. Sahip olduğu güç, mevki ve para sayesinde evliliğine de bir mani yoktur ve uygun gördüğü bir kadınla hayatını birleştirir. Kısa süreli huzur ve mutluluk dolu evliliği yerini huzursuz, yıpratıcı bir evliliğe terk eder. Karısını memnun etmesi ve diğer insanların gözünde itibar sahibi olabilmesi için daha çok çalışması gerekmektedir.

Hastalanıp yatağa düşene dek o dehşet verici gerçeği farkedemez: bir gün öleceği gerçeğini. Ve artık ölüm her geçen gün daha da yakınlaşmaktadır, yatağına yatmasına, yanına sokulmasına ve sivri tırnaklarını acı içindeki bedenine saplamasına az kalmıştır. Tanrı'ya isyan eder: "Ben bunu hakedecek ne yaptım? Bu acı son bulamaz mı? Eski mutlu hayatıma dönemez miyim?"

Ve işte gerçeklerle yüzleşme vakti...
Mutlu mu? Mutlu bir hayat mı? Koskoca ömrünün sonundasın İvan. Ölüm yatağında acı çekiyorsun ve yüreğine huzur serperek fiziki acılarını dindirecek olan tek şeyden mahrumsun. O şey ne mi? Biriktirdiğin güzel anılar ve güzel insanlar. Ne geçmişinde güzel anılar, ne de güzel insanlar var yanında ölürken. Tüm hayatın bu: iş, daha fazla çalışmak, sahte arkadaşlıklar, sevgisiz bir eşten ibaret. Ölürken tutunabileceğin hiçbir şey yok. Boşa geçmiş koskoca bir hayatın pişmanlığı ve bedenini kemiren acılardan başka hiçbir şey. Dostlarının sen öldükten sonra yerine kimin geçeceğini düşündüklerini, karınınsa ölümüne üzülmekten ziyade nasıl daha fazla para koparabileceğini dert ettiğini biliyorsun. Ama sen bunların hiçbirini haketmedin öyle değil mi? Neticede insan ölümü kendine nasıl yakıştırabilir ki? Yaşadığın şekilde ölme vakti İvan İlyiç. Uyu şimdi. Huzur içinde uyuyabilirsen.

Ebru Ince tekrar paylaştı. 21 Şub 18:51

Tolstoy, benim için vicdan ve ahlâk kelimeleriyle özdeşleşmiş bir yazar. Hacı Murat kitabını okumaya ilk başladığımda doğa tasvirleri karşıladı beni. Betimlemeleri o kadar güzeldi ki, bir devedikeni bitkisinin ezilmiş, harap olmuş halini tasvirle başlamıştı Tolstoy hikâyeye. İlgimi hemen çekivermişti. İleride anlatacağı olaylarla bu tasviri nasıl bağlayacağını ve sözü nereye getireceğini merak ederek çevirdim sayfaları.

Tarihe ilgim maalesef zayıftır. Kitaba konu olan Hacı Murat ve Şeyh Şamil arasındaki uyuşmazlıkları, Ruslar ile Çeçenler arasındaki çekişmeleri ve savaşları bilmediğimi belirtmek isterim. Ama buna rağmen Tolstoy bütün bunları öyle ilgi çekici şekilde hikâyeleştirmiş ki, kitabı okurken merakla tanıklık ettim olaylara.

Tolstoy, olayları aktarırken kesinlikle bir taraf tutmuyor. Rusların da Çeçenlerin de zaaflarını tek tek sayıyor. Onun eleştiri oklarından Çar da nasibini alıyor, barbarca bir Çeçen köyünü yakıp yıkan Rus askerleri de.
Kumar, alkol düşkünlüğü, insanların köleleştirilmesi, hırsızlık, dalkavukluk, kan davaları ve daha pek çok şey yer edinmiş kısacık kitapta.
Halk ezgileri, türküler de yer alıyor; namaz ve ezan da. Yani hiçbir detay atlanmamış.

Kitabı okurken ara ara kızdım Tolstoy’a. Ne alıp veremediği var kadınlarla diye düşünmeden edemedim. Çünkü tesadüf mü bilmem Tolstoy’un eserlerinde kadınların büyük bir çoğunluğu sadakatsiz, vefasız, işveli karakterler olur. Bunu da döneme ve mekâna mı bağlamalı bilmiyorum. Kadına verilen değerin evrensel anlamda ve yüzyılımızda da olumlu anlamda pek mesafe katetmediği aklıma gelince de takdiri siz okuyuculara bırakıyorum.

Tarihe usta bir yazarın kalemiyle tanıklık etmek isteyenler gönül rahatlığıyla bu eseri okuyabilirler. Tolstoy’un savaşı yerip barıştan yana olduğunu belirtmemde de fayda var.

Herkese iyi okumalar dilerim. Etkinliği düzenleyen inci Hanıma ve Tolstoy okumam için teşvik eden, okumalarıyla da sitemizde örnek bir okur olan Ebru Ince Hanıma çok teşekkür ederim.

Ebru Ince tekrar paylaştı. 21 Şub 18:36
İbrahim..., İvan İlyiç'in Ölümü'ü inceledi.
 21 Şub 18:15 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · Puan vermedi

"İvan ilyiç'e en çok zarar veren şey yalandı; şu nedense herkesin kabullendiği, sadece hasta olduğu, ölmeyeceği, yalnızca sakin olup, iyileşmesi gerektiği, o zaman her şeyin çok güzel gideceği yalanı...Akıbetinde, ne yapılırsa yapılsın daha da işkence edici acılardan ve ölümden başka bir şey olmadığını biliyordu.Bu yalan ivan ilyiç'e acı veriyordu. Onun ve herkesin bildiği o şeyi kabul etmeyip onun bu korkunç durumu hakkında ona yalan söylemeleri ve onu da bu yalanın bir parçası olmaya zorlamaları acı veriyordu.Ölümü arifesinde üzerinde döndürdükleri bu yalan; onun bu korkunç ölüm olayını misafirliklere, perdelere, öğle yemeklerinde verilen mersin balığı düzeyine düşüren bu yalan, İvan İlyiç'e gerçekten korkunç derecede acı veriyordu."

Toplumsal etkiler, siyasi olaylar, çeşitli meşgaleler, kırıklıklar, mutluluklar... Bir de insanda ruh denen şey vardır, değil mi? Bir deprem olur ve siz başka bir şey düşünürsünüz, başka bir şeye üzülürsünüz, bambaşka bir şeyi seversiniz...Kısmen de olsa bu duyguyu hissediyor insan. Ama en çok da en yakınım dediğin insanların vefasızlıkları çok etkiliyor insanı.


Kitabı yeni bitirdim. Keşke bitmese dedim. Aldığım nefesi, yaşadığım hayatı, etrafımda ki insanları bir kez daha gözden geçirdim. Uzun uzun baka kaldım son sayfaya... Aslında bizim için ders niteliğinde olan bir kitap. Biz çevremizi şöyle bir yoklamalıyız ve bazı şeylerin farkına varmalıyız. Geç kalmadan...

Farsça kökenli "rast" kelimesi, "doğru" ve "hayırlı" demek. Bundan dolayıdır ki bazılarıyla "karşı"laşıyor, bazılarına ise "rast"lıyoruz. Tüm yaşamınız boyunca hayatınızdaki insanlarla "rast"laşmanız dileği ile...



Not: İvan ilyiç'in ölümünü okumuş, kitabın derinliklerine pek inememiştim. Yoğun bir zamana denk geldiği için kafam pek rahat değildi.. ilerde tekrar okumaya karar vermiştim. inci Hoca'mın yaptığı etkinlik sayesinde gerçekleştirmiş oldum. Bu yüzden sizlerin de huzurunda, önce kendisine, sonra da etkinliğe katılan tüm arkadaşlara teşekkürlerimi borç bilerek, saygılarımı sunuyorum...

Okur kalın...

Ebru Ince tekrar paylaştı. 21 Şub 16:15
Quidam, Şeytan'ı inceledi.
21 Şub 16:01 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Yazdıklarım, tamamen benim bir saçmalamam olabilir. Bunu bilerek okumaya başlamanızı, istirham ederim.

+ Şeytan! Duy beni! Duy ki, birazdan söyleyeceklerimle kendini yok et! Yok edemiyorsan da kaç! Kaçamıyorsan eğer saklan! Çünkü karşı karşıya gelirsek eğer, kazanan hep sen olacaksın! O yüzden, rahat bırak beni! Yenilgimi, tek başıma yaşayayım!
Seni tasvir eden her şey benden olmadığını söylemiştir. Hâlbuki sen, bunların bir yalandan ve yalanı ilk söyletenin sen olduğunu çok iyi biliyorsun. Damarlarımda akan kan ne kadar bana aitse ve benimle bütünleşmişse, sen de benimle bütünleşmişsin. Beni, ben yapan her şeyde senden bir parça var. Soluklarım seni de yaşatıyor, yediklerim seni de besliyor, eylemlerim seni de şekillendiriyor ve en önemlisi düşüncelerim, beni de seni de var ediyor. Tüm bunlar boş hezeyanlar. İçimde verdiğim tüm savaşlar, tüm istemler, tüm yönelimler vs. her şey birer hezeyandan öteye gidemiyor. Fakat tüm bu sanrılı ve ilizyonlu durumlara rağmen, hesaba katamadığımız bir şey var. Evet, ikimizin de gözünden kaçan ve tüm ihtimalleri alt üst edebileceğini düşünmediğimiz bir olgu bu. Bazen sen de benim kadar kör olabiliyormuşsun. Gerçek. Evet, o geldi. İçi boş olan her şeyi dolduran ve içi dolu her şeyi boşaltan, gerçek bu. Başka ne olabilirdi? Şimdi, kendimin ve senin doldurduğun her şeyi, o boşaltıyor. Hem de öyle bir boşaltış ki, bu en küçük düşüncemin oluşturduğu alanın yıkımı Amazon Nehrinin kuruması gibi ona bağlı her şeyi hayattan noksan bırakıyor. Acı ise tüm bu sürece eşlik ediyor. Gerçi seninle birlikte boş bir doluluğu yaşarken de vardı. Saflıkla oluşturulan ruhumu, ızdıraba gebe düşüncelerle bozmuştuk. Yaprak yiyen bir adamın, çiğneme sonrasında yaprağın ana damarının boğazına yapışması gibi boğuluyor hissi veren bir düşünceler zinciriydi bu. Hayatın güzelliğini yaşadığını hissederek yerken, bir anda güzellik tarafından ölüme götürülüyordun. İşte, biz buyduk. Yaşarken ölenler ve öldürenler. Gerçek ise yaşayan bizleri, birer ölü hâline getirdi. Evet, yanlış duymadın. Ölü. Ölümden daha gerçek ne var ki? Hangimiz bunu yadsıyabilir? Hangimiz ben ölmeyecek diyebiliriz? Bunu, sen bile diyemezsin! Çünkü sen de benimle birlikte öleceksin! Evet, yine yanlış duymadın. Sen benimle varsın ve benimle birlikte öleceksin. Bu da bizim gerçekliğimiz... Şimdi, gerçeklikle yıkandıktan ve ölü olduktan sonrasına geldik. Yani her şeyin, başlayacağı noktadayız. Tekrar dolmak ve yaşamak. Ama sadece gerçeklikle dolacağım.
Bu sefer nasıl yapacağımı düşünüyorsun dimi? Gene hezeyanlarla dolu bir yaşamı yaşamayacağımdan nasıl emin olacağını düşünüyorsun ve içten içe bana gülüyorsun. Ancak bu kez, sadece senin hesaba katamadığın bir şey var. O da sensin. Evet, sen. Artık seni tanıyorum. İçimde bir parça olduğunu ve kendi derinliklerimde yalnız olmadığımı biliyorum. Kabuğuma çekildiğimde, etrafımdaki her şeyin seninle süslenmiş olduğunu biliyorum. Gerçekliğim, sensin. Bunu biliyorum. Bir kez kendini biliyorsan eğer, bundan bir daha kaçamazsın. Öyle işte. Birlikte yeni bir hayata başlayacağız. Şuradaki yaprağı verir misin? Heh, işte! İşe yaramaz ve artık her şeyle doldurulmuş sonra da dalından kopması sağlanmış bu ilkbahar yaprağını, yiyorum. Bunu neden mi yapıyorum? Doğanın yüce çöplüğünde besleneceğim. Kendi pisliğimi ve kötülüğümü yiyerek sindireceğim. Sonra benimsemeden ruhumun her noktasından atacağım. Ama hiçbir zaman onu görmemezlik etmeyeceğim. Karanlıkta ve kötülükte arınacağım. Yeşil bir yaprağı gördüğümde gene isteyeceğim. Biliyorum. Çünkü sen, hayatın güzelliğinin çekiciliğine kapılmışsın. Güzel olana sahip olmak istiyorsun. Sahip olamayınca, güzel olmak istiyorsun. Güzel olamayınca, taklit etmeye çalışıyorsun. Taklit edemeyince, yok etmek istiyorsun. Yok edemeyince de beni yok ediyorsun.

Ne oldu? Hiçbir şey. Dediğim gibi, bu sefer gerçek ve farkındalık benimle. Yeni hayatımızda, ikimize de bol şanslar diliyorum. Benim kadar senin de ihtiyacın olacağa benziyor. Birazdan yine görüşeceğiz. Şimdilik, elveda!

- İnsan? İnsan. İnsan! Ne olduğunu biliyor musun?

Dip Not: İncelemeye benzemediğini biliyorum. Ama kitabın incelenecek bir yeri yok. Çünkü, bu kitap değil. Benim. Kitaptan iki alıntı ile düşüncelerimin özetini sunmak isterim. Bunları içtenlikle belirterek, anlayışınıza sığınırım. Saygılarımla.

"Doktorum hep, ‘hastanın karakterini bilmezsek bir hastalığı hiçbir zaman teşhis edemeyiz,’ derdi."

"Tam bir alçak olduğunu da çok iyi biliyor ve bu alçakça arzu ve hırsını hâlâ mücadele edip alt edemediği için kendinden iğreniyordu. Her gün kendisine güç vermesi, çürümesini, sefil, aşağılık duruma düşmesini önlemesi için Tanrı’ya dua ediyordu. Her gün, bundan böyle o yönde tek bir adım atmamaya, kadını aramamaya, onu tamamen unutmaya niyetleniyor; her gün şeytana uymaktan kurtulmak için yeni yollar arıyor ve onlara başvuruyordu.

Gelgelelim hepsi boşunaydı."

Ebru Ince tekrar paylaştı. 21 Şub 14:28
özlem, bir alıntı ekledi.
21 Şub 13:46 · Kitabı okuyor

O dönemin baskın karakterinin kargaşa olduğu sonucuna varmak, bir tepenin ardında durduğu için sadece ağaçların üstlerini gören bir kişinin, baktığı bölgede ağaçtan başka bir şey olmadığı sonucuna varması kadar yanlıştır.

Savaş ve Barış, Lev Tolstoy (Sayfa 2 - Tolstoy'un kendi önsözünden)Savaş ve Barış, Lev Tolstoy (Sayfa 2 - Tolstoy'un kendi önsözünden)
Ebru Ince tekrar paylaştı. 21 Şub 14:09
A.A, Kreutzer Sonat'ı inceledi.
21 Şub 13:16 · Kitabı okumadı · 8/10 puan

Uzun bir inceleme oldu. Kitap kadın erkek ilişkilerini ele alıyor. Kıskançlık ve yarattığı psikozlar, toplum eleştirisi ve Tolstoy'un ahlak anlayışı çerçevesinde incelenmiş.

Tolstoy'un bu kitapta yaptığı şey, tıpkı bazı dramların başında olduğu gibi en veciz ve en mücmel şekilde bize fikirlerini havada uçuşturacağı bir ortam hazırlamak ve tıpkı bir "squash" sahası gibi fikirlerinin ordan oraya sekmesini izlememize imkan tanımaktı.

"Neden devam etsin ki insan soyu?" diyordu Pozdnişev, romanın ana karakteri, karısını öldüren bir cani, iyi bir hatip. Tolstoy kendi dünyasından fırlayan karakterlerinden en çok onun konuşmasına izin veriyordu. Belki de en çok hissiyatı onunla paylaşıyordu. Zaten kişi daim kendine dair olanları duymak ister, velev o velev bu şahıs hakkında konuşulsun, o bana benziyorsa istediği kadar konuşabilir. Bize kendi dünyamızı anlatan romanlara roman diyormuş Goethe, tartışılabilir: Bize bizi, bizim anlamadığımız şekilde anlatan şeylere roman denmeli aslında. Yani, Woolf'un iddia ettiği gibi roman hayatın aynası olmamalı.

Romanın başında kadınları ata benzeten yaşlı tacir ve yanında "meriç"iyle dolaşan feminist kadın avukatın aynı vagonda sohbetlerini dinlerken işler çok daha karmaşıktı. Gönül isterdi ki, Tolstoy bunu sürdürsün bu karakterleri boğuştursun, karakterler birbirini kündeye yatırmak için uğraşırken biz "müsademe-i efkardan barika-i hakîkat"ler toplayalım. Tercih etmemişti bunu Tolstoy, belki de sonunda karısını öldürdüğü bilinen bir adamın kendini aklamak için uzunca bir süre sözünün kesilmeden konuşabilmesine imkan tanımak gerekirdi. Mahkeme beraat veriyordu da acaba vicdanlarımızda beraat verebilecek miydik Pozdnişev için?

Öyle ya da böyle, Pozdnişev'in baştan beri dürüst bir insan olarak tasviri onu peşinen kınamamıza engel oluyordu. Hem zaten Pozdnişev her haliyle radikal biriydi, bir kişi evliliği zindan, cinsel birleşmeyi de hayvanvârilik olarak görüyorsa ve bunları bir şekilde temellendirebiliyorsa sonunda karısının canına kıymasını yadırgamamak gerekir.

Hem Tolstoy, nesirde bir kreşendo ustası olduğunu öyle bir isbât etmektedir ki, karısını öldüren bir karakteri anlatması, kaza yapacağınızı bildiğiniz bir yolda sizi direk duvara toslatmak yerine sert virajlardan geçerken hızı tedricen artırarak o kazayı hakettiğinizi düşündürtmesine benzemektedir.

Uçlarda bir adamı anlatmaktadır Tolstoy, karakterine her anlatırdığını tasdik ettiğini düşünmek saçmadır. Öyle olsa Balzac; aynı anda hem dünyanın en alıngan insanı hem de en cesur insanıdır demek gerekirdi, yahut Grange bir cânidir demek...

Tolstoy bir şeyi gözümüze sokmaktadır: Dünyanın en güzel gözüken şeyleri bile en kötü şeyleri olabilir. Dolayısıyla ey sevgiye iman edenler! Kurduğunuz bu hayal dünyası semâlarında âsude süzülüyorken sislerin arkasındaki koca dağlara çarpabileceğinizi unutmayın. Bunu size daha önce Werther'de olduğu gibi tersine dönen bir hikaye ile anlattılar, ben şimdi baştan beri düşüncelerinde yönünde hiç bir değişiklik olmayan, yalnızca duyduğu ızdırap gittikçe artan bir adamla anlatacağım; ızdırabı sonunda ızdırabın kaynağını kaldırmakla da sona ermeyecek, demek ki kaçınılmaz bir ızdırapdır bu onun için...

Gerçekten de ızdırabın kaçınılmazlığı vurgulanır sürekli. Pozdnişev önce; kaçmak, ayrılmak, sonra kendini öldürmek ve en son karısını öldürmeyi tasarladığı merhalelerden geçmiştir. Son merhaleye kadar, her merhalede çuvallamıştır Pozdnişev. Burada kaçınılmaz ızdırabın bir diğer veçhesi de bize bakmaktadır. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan her hangi bir kişi, Tolstoy'un bu kitapta anlattığı aile içi kavgalara az ya da çok maruz kalmıştır. Bir yandan da Tolstoy bu kavgaları en karanlık, en yoğun duygularla tasvir ederek bize umut vermektedir: "Yalnız değilsiniz, çektiğiniz ızdırap her yerdedir ve kaçınılmazdır."

Eserin ikinci kısmı diyebileceğimiz bölümde Pozdnişev'in kuvvetli kıskançlık duygusunu izleriz. Karısıyla olan her muhabbeti kavgayla bitmesine rağmen, kendisinden daha yetenekli ve çekici olduğu için, onu delicesine kıskanmaktadır. Pozdnişev için bu durumda ondan ayrılmak kendinin ona layık olamadığı intibasını bırakacağı için bu fikri sürekli kafasında ertelemektedir. İkinci olarak da ailenin onurundan bahsetmektedir, üzgün ve mutsuz bir ailenin pek kıymetli onuru... Dolayısıyla ayrılık yerine, hiç tasvip etmese de, başkalarıyla aynı hataya düşerek karısının başka erkeklerde alaka uyandırmasına izin vermektedir. Ve bu müzik aracılığıyla olmaktadır.

Bu itibarla vurguladığı şeylerden biri de sanat, bilim gibi alanların kudsiyetinin cinsler arası yakınlaşmayı ne kadar kolay hale getirdiğidir. Bunlara itiraz edildiğinde o alanların kudsiyetini anlamamış olmakla itham edilmekten de korkmaktadır bir yandan. Pozdnişev'de bir çoğumuz gibi zamanında "ben onlar gibi olmayacağım" deyip zamanı gelince onlardan biri olmaktadır hâsılı.

Tedrici ilerleyişin duraklarından biri de, ilk defa şiddet kullanma temayülüdür. Burada sarsıcı bir tespitle karşılaşırız: Kişiler ilişkilerindeki küçük olaylara yüksek perdeden cevaplar verirse, daha büyük olaylarda cevabın büyüklüğünü göstermek için şiddet kullanmak zorunda kalırlar. Dolayısıyla şiddet sanıldığı gibi sadece bir anlık bir patlamanın değil, aynı zamanda bir sürecin de ürünü. Bunu sanıyorum Ahmet Çakar'dan da duydum, âmiyâne şekilde: "Gençler, karı köpeği olun ufak konularda ki, büyük bir mesele olduğunda sizin dediğiniz olabilsin." diyordu.

Kitabın adı bir müzik eserine telmihen konulmuş. Sanıyorum bu müzik eserinin Beethoven'ın Kreutzer adlı usta bir kemancıya çalması için ithaf ettiği bir sonat olduğu çoğu kişice biliniyordur. Eserin Tolstoy'ca da övülen ilk allegro bölümü kemanın tüm dikkatleri üzerine topladığı bir bölüm. Tıpkı romandaki Trukaşevski karakterinin herkesin ve özellikle Pozdnişev'in dikkatini çekmesi gibi.

Münhasıran bir virtüözün inişler ve çıkışlarıyla tefahhur etmesi için bestelenen bu parça ise romanın ruhuna uyuyor diyebilmek güç. Ben okuyuşum ve yazışım sırasında kasvet ve hüzün getiren Brahms'ın F Majör 3 numaralı Senfoni' sini (Op.90 ) (özellikle üç ve dördüncü bölümleri) dinledim. Kendi bataklığından sürekli kaçan ve kaçtıkça daha çok batan Pozdnişev'in durumu bu müzik eseriyle gerçekten tenasüp içeriyor. Romanda Pozdnişev'in ara ara eşiyle barıştığı anlarda olduğu gibi Brahms'ın eserine ara ara güneş doğuyor, tabii bir bataklığın içinde olduğumuzu unutturmamak kaydıyla.

Sonuç olarak, Kreutzer Sonat'ın müzik eseri olanıyla edebî eser olanı arasında yaratıcılarının dahi olması dışında pek müştereklik kuramıyorum. Daha önce ifade ettiğim gibi gerilimin artışı dolayısıyla kitaba Maurica Ravel'in "Bolero" sunun ismi de gayet verilebilirdi.

Haricen Pozdnişev'in müzik hakkında yaptığı soyut değerlendirmeler de ele alınabilir. Ancak bu bahsi uzatmak yerine tek tespitine değinerek geçelim. Ahlaksız birine müzik öğretmek ne kadar yerinde olduğunu sorgularken "Bu korkunç güç herhangi, sıradan bir insana teslim edilebilir mi?" der Pozdnişev, Kreutzer Sonat icra edilirken herkes mest olduğu sıra. Bunu kendisi böyle bir yetenekten yoksun olduğu ve çalan kişiyi sevmediğinden mi, yoksa gerçekten inanarak mı söyler bilinmez. İbnülemin de benzer şeyi, ahlaksız birine ilim öğretmek eşikiyanın eline kılıç vermek gibidir diyordu. Bu üzerinde durup düşünülmesi gerekli tespitlerden yalnızca biri.

Eserin sonlarına doğru Pozdnişev'in içindeki kıskançlık, ateşini harlayan bir olayla karşılaşıyoruz. Görevi sebebiyle bir süre Moskova dışına çıkmak zorunda kalıyor Pozdnişev, ve o sırada aklına gelen vesvelerle resmen kafayı yiyor. Öbür odadayken bile karısının ne yaptığını düşünen bir adamın, onu bırakıp başka şehire seyahati gerçekten akıl kârı değil. Açıkçası Pozdnişev'in başına ne geliyorsa kendini tanımamasından ve tanısa bile bunu inkar etmesinden geliyor. Daha kendini kontrol edemeden karısını kontrol etmek istiyor ve "onun arzu etmekten kendini alıkoyamadığı şeyi arzu etmemesini istiyorum" diyor, ama yaptığı her şeyle durumu daha da kötüleştiriyor.

İşte bu bocalamalar içinde çırpınan Pozdnişev'in aklından bir anlığına karısını öldürmek geçiyor. Ve bu geçiş anında o fikre yeterince irdeleyip kökünü kurutmuyor. İşte fikrinin gemisinde açılan o küçük delik vesvese sularıyla doluyor, doluyor ve sonunda kontrol edilemez bir patlama yaşanıyor. "Delirmenin de kendi kuralları vardır." diye belirtiyor Pozdnişev "Böyle yapacağımı en baştan da bilmiyor değildim" diyor.

Buradaki durumu adli psikiyatrinin verileri ile de yorumlayabiliriz: İnsanın zıt yanları daima fikrine çeşitli ilhamlar verir. Bunlardan insanlıkdışı olanları yeri geldiğinde köküne inilip kesinlikle karşı çıkılmak gerekilen şeylerden olduğu yakîn surette ispatlanmazsa, gittikçe daha tanıdık gelirler. Bu tanıdıklık ise doğması gereken tiksintiyi azaltır, bu da kanıksamanın kapısını açar. Bu kanıksama bir kere yerleşmiş ise de câniler, pedofiller oluşur. Pozdnişev'in de meşum fiili gerçekleştirdikten sonra çektiği uyku sonrası düşündükleri geminin açılan mezkur delikten dolayı battığını tasdik eder niteliktedir. Çünkü o, karısını öldürmediğini değil onu öldürmesini gerekli kılan sebebin ortadan kalktığına dair bir rüya görmüştür.
Gandhi'ye atfedilen söz durumu özetler niteliktedir:

Düşüncelerinize dikkat edin

duygularınıza dönüşür…

Duygularınıza dikkat edin

davranışlarınıza dönüşür…

Pozdnişev'in roman sonunda beraat ettiğini okuruz. Bunun vicdanlarımıza hitap edip etmediğinin tartışılırlığını söylemiştik. Tolstoy'un bu beraati tasdik edip etmediğini de bilmiyoruz. Ancak konu kıskançlık olunca en beklenmedik tepkilere hazırlıklı olmalıyız:
Tıpkı Eminem ve Dr.Dre'nin "Guilty Conscience" şarkısında anlattığı gibi: İyi taraf ve kötü taraf; bir dükkanın soyulmasında, bir kızın ayartılmasının ahlakiliğinde ihtilafa düşerler. Ancak eve geldiğinde aldatılığını gören adamın öfkesinin fiili meşru kılabileceğinde her ikisi de müttefiktir.

Ebru Ince tekrar paylaştı. 21 Şub 12:43
mehmet temiz, Anna Karenina'yı inceledi.
 21 Şub 07:58 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bence, Tolstoy okumanın keyfi, uzun yazılmış bir kitabını okurken çok daha fazla hissediliyor. Daha önce bunu Savaş ve Barış'ı okurken yaşamıştım. Şimdi de Anna Karenina'da aynı duyguları yaşadım.

Oysa yıllar öncesinde filmini seyredip , olayların nasıl gelişeceğini ve konunun nasıl bir şekilde sonlanacağını bilmeme rağmen , sanki filmi hiç seyretmemiş hissine kapılarak, yine de sıkılmadan, farklı bir merak içerisinde ve aynı duyguları yaşayarak, kitabı keyifle okudum. Sadece bu kitaba ait olmayan bu durumun , sanırım filmlerde karakterlerin iç dünyasının yeterli olarak yansıtılmamasından ve filmlerin, kitabın ancak özetinin, özetinin... özeti olarak yapılmasından kaynaklandığı kanaatindeyim.Burada bunu daha çok hissettim.

Yazarın bir konuyu ele alışı ve anlatışı adeta insanı mest ediyor. Basit, ve sade bir şekilde, her kesin kolayca anlayacağı bir uslupla , deyim yerindeyse tane tane anlatımı her kitabında aynı. Bu yüzden Tolstoy kitaplarını okurken insan bırakın yorulmayı, adeta dinleniyor. Sizleri bilmem ama ben kendimi hep böyle hissediyorum.
Yazarın şimdiye kadar okuduğum kitaplarında gördüğüm diğer bir özelliği ise, konuyu anlatırken mümkün olduğu kadar olaylara objektif yaklaşması. En kötü olayda da, en güzel olayda da verilen olumlu ya da olumsuz tepkileri tüm gerçekliğiyle aktarıp, esas yargılamayı ise tamamen okuyucuya bırakmasıdır.

Anna Karenina'nın konusuna gelirsek, kitapta, toplumun sosyal yapısı gereği ve ahlaki olarak insanlar tarafından yanlış kabul edilen ve hoş karşılanmayan bir aşk anlatılıyor. Konu 1800'lü yılların ikinci yarısında Çarlık Rusyasın'da geçiyor. Esas itibariyle ülkenin zengin ve burjuvatik yaşam koşulları ön plana çıkartılıyor. Ama zaman zaman da ülkedeki alt tabaka olan köylüler ve işçilerin yaşam koşulları hakkında da hem bilgi veriliyor hemde bu konudaki çeşitli görüşler tartışılarak okuyucuya yansıtılıyor.

Kitapta anlatılan aşk o kadar geniş ve kapsamlı anlatılıyor ki, hem bu aşkı yaşayan iki kişi ve hem de bu aşk yüzünden olumlu veya olumsuz etkilenen etraflarındaki kişilerin yaşadığı olaylar muhteşem bir şekilde okuyucuya aktarılıyor.

Kitap ve konusu hakkında çok daha fazla bilgi vermenin doğru olacağını sanmıyorum. Uzun ve kapsamlı olması hiçbir şeyi değiştirmez. Kesinlikle sıkıcı olmayan ve akıcı bir kitap. Ben büyük beğeniyle ve keyif alarak okudum. Okunmasını da kesinlikle tavsiye ediyorum.