Okumak tek başına yapılan bir eylem gibi görünür ama mesele orada bitmez...
YouTube’da metinleri, düşünceleri çoğaltıyorum.
Katıl, itiraz et, ekle — okumak ve düşünmek konuşkan bir şeye dönüşmeli...
Ne zamandır bir ileti serisi yapmak istiyordum efenim.
“Duygulara Tercüman” serisi😅
İroniden anlamayan nesle aşina değilim, baştan anlaşalım…
İlk duygulara tercüman oluşumuz:
Kırmış, dökmüş, özür dilememiş…
Hatta özür dilemeyi kendine yedirememiş insanların, aradan biraz zaman geçince “köprünün altından çok sular aktı” diyerek hiçbir şey olmamış gibi davranmasına hiç alışamadım…😏
Ben o köprünün altından su akmasın diye istinat duvarı ören biriyim. Mimarlığımıza laf yok😎 O duyguları baraj misali biriktirir, sonra bütün köyü sular altında bırakırım…
İş işten geçince de köprü bulamazsınız.Köprü inşa etmek öyle kolay iş değildir efenim…Mimarisini bilahare anlatırız…
Aşkın getirdiği duygular, onları yaşadıkça bizi büyüler ve yoksunluklarında fantezilerimizi işgal eder. Aşkın coşkusu ve ızdırabı şiire, müziğe, edebiyata, pembe dizilere ve aşk romanlarına diğer her konudan daha fazla hâkimdir. Sosyal bilimlerdeki yaygın inanışın aksine aşk, Batılı aylak sınıfların meydana getirdiği yeni bir icat değildir. Tüm kültürlerden insanlar aşkı deneyimler ve aşk için özel ifadeler türetir. Bağlılığın temel bileşenleri, sevilen kişilere yönelik idealize edilmiş kimi düşünceler, derin bir empati ve ezici bir tutku ile birleşen aşkın böylesine yaygın olması, bizi onun insan deneyiminin kaçınılmaz bir parçası ve herkes açısından durumun benzer olduğuna ikna edebilir