Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk

Yazar
8.3/10
8,2bin Kişi
·
19,6bin
Okunma
·
3.338
Beğeni
·
32bin
Gösterim
Adı:
Mustafa Kemal Atatürk
Tam adı:
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Unvan:
Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu
Doğum:
Selanik, Osmanlı İmparatorluğu, 1881
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 10 Kasım 1938
Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.
1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi.

Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi.
1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir.
Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları'dan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı. 1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a geldi. Velihat Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip Harbiye Nezâreti'nde (Bakanlığında) göreve başladı.

Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.
Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.
Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:
Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.
Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)
I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)
Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)
Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)
Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.
23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 13 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı.
Atatürk Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:
1. Siyasal Devrimler:
• Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
• Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
• Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

2. Toplumsal Devrimler:
• Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
• Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
• Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
• Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)
• Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
• Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)

3. Hukuk Devrimi:
• Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
• Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)

4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:
• Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
• Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
• Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
• Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
• Güzel sanatlarda yenilikler

5. Ekonomi Alanında Devrimler:
• Aşârın kaldırılması
• Çiftçinin özendirilmesi
• Örnek çiftliklerin kurulması
• Sanayiyi Teşvik Kanunu'nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması
• I. ve II. Kalkınma Planları'nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması
Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de TBMM'nce Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı verildi.
Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.
Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.
15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu.
Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.
1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox'a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği'ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı.
Fransızca ve Almanca biliyordu. 10 Kasım 1938 saat 9.05'te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi'nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.
Kaynak: http://www.kultur.gov.tr/...turk39un-hayati.html
''Sizler,
Yani yeni Türkiye'nin genç evlatları!
Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz...
Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar.
Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.''
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kasdedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti'ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK - 20 Ekim 1927
Mustafa Kemal Atatürk
Sayfa 599 - Türkiye İş Bankası Yayınları, 19.Baskı, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
616 syf.
·4 günde·10/10 puan
Nutuk ilk defa mecliste okunmuştur ve Atatürk'ün 1919-1927 yılları arasında yaptıklarını anlattığı eseridir. O dönemin şartlarında neler niçin yapılmış birinci ağızdan okumak için tavsiye ederim hatta okullarda ders kitabı olarak okutulmali. 1927'de siyasi nedenlerden dolayı yazımı son bulmuştur.
Nutuk okyanusu geçenlerin bir çift mavi gözde nasıl boğulduğunu , bir milletin kullerinden nasıl yeniden doğduğunu anlatıyor bize.

Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar.
Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
599 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Gazi Mustafa Kemal Atatürk;

1919 yılı Mayıs'ın 19. günü Samsun'a çıktım. Genel durum ve görünüm:

(...)Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin soysuzlaşmış, kendini ve yalnızca tahtını güvenceye alabileceği alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükümet zavallı, beceriksiz, onursuz ve korkak; yalnızca padişahın buyruğuna bağlı ve onunla beraber kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma razı (...)

O Sarışın Kurt Samsun'a ayak bastığında bir milletin yazgısı değişti...
Bir millet yeniden doğdu.
Küllerinden doğan bu millet emperyalizme çelme takıp, Mustafa Kemal'in önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu ve o dedi ki;

"Tarihi yaşadığımız gibi yazdık fakat geleceği Cumhuriyete inananlara, onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet etmek lazımdır..."

Yani; BİZE!

Unutulmuş, yenilmiş, bir kenara itilmiş, fakir ve yoksul bir halkı ayağa kaldırmış, darmadağınık bir orduyu düzenli hale getirmiş, onları zafere inandırmış; ayaklarında çaput bile olmadan kilometrelerce dağ yolunda düşman kovalamaya ikna etmiş, Türk'ün unutulmuş vasfını tüm cihana göstermiştir.

Mustafa Kemal Atatürk "Dünya Devlet"lerine kafa tutmuştur. Emperyalizmin göbeği olan İngilizler'in kalplerinin tam ortasına hançeri geçirmişmiştir.

Osmanlı Devleti Birinci Dünya Harbi'ni kaybetmiş, Mondros imzalanmış, daha sonra Sevr'e tutsak edilmiş, İstanbul ve İzmir işgal edilmiş, düşman Anadolu'ya girmiş, İngilizler Sevr ile birlikte Doğu'da ayrı bir devlet kurma hayalleri türetmiş, o yörenin halkını milli mücadeleye düşman etmek istemiştir. Ve İngilizler bunları bizzat içeriden, yani padişah/halife vahdettin ve damat ferit destekli hükumet ile birlikte yapmıştır! Hilafet ordusu kurulmuş, ayaklanmalar tertiplenmiş, Mustafa Kemal'in vatanı kurtarması engellenmek istenmiş, İngiliz sömürgesi altında kendi kişisel zenginlikleri'nin şatafatın da yaşamak istemişlerdir!

Mustafa Kemal, Samsun'a göreve gitmeden 3-4 ay gibi bir süre İstanbul'da sessiz sedasız planlar yapmış, görüşmelere devam etmiş, yakın arkadaşları ile sürekli irtibat halinde olmuştur. Anadolu'da yavaştan hareketlilik başlamış, İngilizler Vahdettin ve kabinesinin imza ettiği Mondrosu'u bahane ederek İskenderun ve İzmir'e ayak basmış, o yörelerde isyanlar çıkmaya başlamış, eğer isyanlar bastırılmaz ise işgalin başlayacağının ultimatomunu bizzat vahdettin'e bildirmiştir. Mustafa Kemal o zamanlar isyanların bastırılması için bir komutanın Samsun'a gönderileceğinin haberini alır almaz, bunun için tüm arkadaşlarını seferber etmiş, tüm imkanları ile kendisinin gönderilmesi için baskısını yapmıştır. Saray'da ve hükumette adaylar konuşulmuş, Mustafa Kemal üzerinde mutabık kalınmıştı. Hükumet onayı ve vahdettin imzası ile İSYANI BASTIRMAK için Samsun'a Müfettiş olarak gitmesine karar verilmişti. Mustafa Kemal bu görev kendisine verildiğinde "heyecandan dişlerini sıkmış, elini ovuşturmuş ve yapacaklarını hayaline getirmiştir." Artık istediğini almıştır... Ve tüm yetkileri çeşitli kurnazlıkla üzerinde toplamıştır.

Yalnız; Mustafa Kemal ayağını Samsun'a attığı anda amacı olan isyan bastırmak hızlıca bir kenara itilmiş ve Tüm arkadaşları ile görüşüp İSYAN hazırlıklarını başlatmış ve İSYAN'I destekleyerek tüm yurtta girişimlere başlamıştır. İlk girişim Havza Genelgesidir.

28-29 Mayısta Havza Genelgesi Kararları açıklanmıştır, bu maddeler;

1- İşgallere karşı protesto mitingleri yapılacak.
2- İtilaf Devletleri ve İstanbul Hükümetine işgalleri kınayan telgraflar çekilecek.
3- Mitingler sırasında azınlıklara kötü davranılmayacak.
4- Milli cemiyetlerin etkinliği sağlanacaktı.

Bu Genelgenin önemi büyüktür;

*Milli direniş bilinci ilk defa uyandırılarak, Ulusal bilinç ilk kez direnişe dönüştü,
*İç ve dış düşmana karşı birlikte hareket etme yönünde karar alınarak halk desteği alındı,
*Mustafa Kemal bu genelgeden sonra İstanbul’a geri çağrıldı. Ancak emri dinlemeyecek ve Amasya'ya hareket edecekti.

Hazva Genelgesi ile birlikte, Kurtuluş Mücadelesi Ulusal benlik kazanmıştır. Kurtuluş yolundaki önemi büyüktür.


Daha sonra Amasya Genelgesi yayınlanlış, Erzurum ve Sivas kongrelerini tertiplemiş, Milli Egemenliği o zamandan benimsemiş, bütün kararları oy birliği ile almıştır. Yani en başından itibaren Demokrasiyi kullanmış, Millet'in efendisi olmamış, Milleti'ne hizmet etmiştir. Her şeye rağmen, her zorluğa rağmen hizmet etmekten vazgeçmemiştir.

Milleti O'nu Çanakkale'den biliyordu artık ve dillerinden düşmüyordu Mustafa Kemal.

Bu paşa başka paşa, bu paşa ANAFARTALAR KUMANDANI MUSTAFA KEMAL PAŞA diyecekler, Anadolu halkı bağrına basacak ve yanında yürümekten asla geri adım atmayacaktı ve atmadı da.

Mustafa Kemal Atatürk'ü anlamak için onun hakkında sınırsızca okumak ve araştırma yapmak gerekmektedir. Yazmış olduğu Nutuk önemli bir mirastır. Onu anlamak ve içeriğinde ki her şeyi araştırmak görevimizdir.

Nutuk başlı başına bir tarih değildir. Lakin; Tarih'in çok önemli bir parçasıdır. Nutuk Mustafa Kemal Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basması ile başlayıp, o zaman ki Osmanlı Devleti hakkında genel düşüncesini belirterek, milli mücadele ile durmadan yola devam eder, bu yolda karşılaştığı zorlukları, yaptıklarını, ona karşı olanları belgelerle ortaya çıkarır.

Nutuk'un en güzel yanı her şeyin bir belgeye dayalı olmasıdır. Bu belgeler telgraflar ve tutanaklardır.

Vesikalar: https://archive.org/...lar.%C2%A0#mode/2up

Nutuk bize Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözünü ödev edindirir;

"Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak olan sizsiniz."

Bu görevi iyi anlamak, özümsemek ve ilke edinmek gerekmektedir..!

Nutuk ne anlatır!?

Mustafa Kemal Samsun'a ayak bastığında Osmanlı'nın genel durumu nasıldı?
Cumhuriyet Nasıl kuruldu?
Kimlere rağmen kuruldu?
Milli mücadele nasıl başladı?
Padişaha ve İstanbul hükumetine nasıl kafa tuttu?
Hakkında İdam fermanı verildi mi?
Emperyalizme nasıl çelme taktı?
İlk meclisi nasıl hangi şartlarda kurdu?
ilk meclisten itibaren nasıl bir muhalefet ile karşılaştı?
Verilen kararlar nasıl alındı?
Dönemin meşhur Mandacı taraftarları kimlerdir?
Kimler Cumhuriyet taraftarı, kimler düşmanıdır?
Mustafa Kemal'in silah arkadaşlarına bakış açısı nasıldı?
Bağımsızlık ve demokrasi nedir, ne değildir?
Cumhuriyetin ilanı nasıl karara bağlanmıştır?
İnkılâplar nasıl yapılmıştır?
Yapılan komplolar? Meclis içi ve dışı nelerdir, ne karşılığı olarak neler yapılmıştır?

Ve daha fazlasını...

Kısacası Mustafa Kemal'in nasıl Atatürk olduğunu, milletinin onu nasıl gönülden Atatürk yaptığını anlamanız için birinci elden acilen okumanız gerekmektedir.

Nutuk bir kitaptan öte ödevdir.

Türk evladı, kanma sakın yalana!
Kanma sakın Atatürk Düşmanlarına!!
Araştır....!
Ve Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözüne kulak ver!!!;

"Türk çocuğu, ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır"

Bu Cumhuriyet hepimizin Unutma..!

Kulak ver Gençliğe Hitabe'ye;

"(...)Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti'ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"
#30737229

~Mustafa Kemal Atatürk

*

Ey Şanlı Komutan! Ulu Önder! Milli Şef! Mareşal! Başbuğ! Başkomutan! Reis-i Cumhur! Gazi! Mustafa! Kemal! Atatürk.....!

Gösterdiğin YOLDA,

Durmadan ve 'KARARLILIKLA' YÜRÜYECEĞİMİZE,

AND İÇERİZ!!!!!

Yolun; YOLUMUZDUR...!

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE.....!

Ruhun Şad Olsun Büyük Komutan...!
899 syf.
Ey Türk milleti ! İkinci vazifen Atatürk'ü anlamaktir.

Atatürk hakkında okumalar ve araştırmalar yapıp bunların neticesinde onu daha iyi anladıkça, ona hayran olmamam elde değil. Bu millet için yaptıkları herkesin malumudur. Hayatı boyunca gerek askeri gerek politika alanında tüm dünyanın takdirini ve hayranlığını toplamayı başarmıştır. Yaşadığı yüzyılın hatta tarihin en büyük askeri dehalarindan biri olarak kabul edilen Atatürk'ün çok daha takdir edilesi yanı, en az askeri alanda olduğu kadar politika alanında da sahip olduğu zekasidir. Nitekim, büyük bir başarı olan Kurtuluş Savaşı'ndan sonra aynı başarının çok kısa sürede inkilaplar yoluyla ekonomik, sosyal, yönetimsel vb her alanda bir milletin dönüşümünde de gelmesi Avrupa'da 'Türk Mucizesi' olarak adlandırılmıştir. Peki Atatürk bunu nasıl başardı?

Tabiki tek başına başarmadi. O tartışmaya hiç girmeyeceğim. Veya 'Olmasaydın olmazdik.' polemiğine de girmek istemiyorum ancak şunu de belirtmek isterim ki, eğer Atatürk olmasaydı şu an şuanki şekliyle ve manasıyla bir Cumhuriyet içinde yaşayabilir miydik; bundan emin değilim hatta kendi fikrim, çok başka bir tablo karşımızda olurdu.

Atatürk'ün başarısını anlamak için tabiki sadece bu eser yeterli olmayacaktır. Ancak Nutuk, kendi kaleminden onu anlamak için çok önemli ve okunması elzem bir eserdir. Artık bu eserden bahsedecek olursak, herkesçe bilindik ve İnkılap derslerinden aşina olduğumuz bilgileri yinelemeden birkaç noktaya değinmek istiyorum.

Liderlik, en zor anlarda muhalifinin dahi ilk aklına gelen kurtuluş reçetesi olmaktır. Aynı zamanda herkes telaş içindeyken en zor anlarda sakin kalabilmeyi ve insanları sakinlestirmeyi başarıp yol haritası ortaya koyabilmektir. Bunları gerek Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde gerek mecliste sonu gelmez tartışmalarda insanların çare olarak hep Mustafa Kemal Paşa'ya sarilmalarinda görüyoruz.

M. Kemal Paşa dışında gerek İstanbul hükümetinde yer alanların gerek Ankara'da yer alanların çoğunluğunun kurtuluşa olan inançlarının çok kırılgan olduğunu görüyoruz. Nitekim, kongreler sırasında Mustafa Kemal Paşa'nın en çok uğraştığı konu insanları mandacılık isteğinden vazgeçirmeye çalışmak olmuştur. Ayrıca kazanılan iki İnönü savaşının ardından gelen yenilgiden sonra hemen inanclarini kaybetmeleri veya çok daha ilginç olanı henüz ülke düşmandan tamamen temizlenmemiş olmamasına karşın, insanların İtilaf devletlerinin yumuşatıp yumuşatıp önümüze koydukları sözüm ona anlaşma metinlerine itibar edip savaşı sürdürmemek istemeleri M.Kemal faktörünün neden önemli olduğunu bence çok iyi ortaya koymaktadır. Birçok insan Osmanlı'nın anlayışından kurtulamamış -asırlarca üst üste gelen askeri yenilgilerin ve ekonomik ve sosyal manada içine düşülen perişan durumların yarattığı ozguvensizlik ve eziklik duygusu- ancak M.Kemal Paşa'nın bu çizgiden çok uzakta bir profile sahip olduğunu ozellikle Kurtuluş Savaşı sırasında uyguladığı stratejilerde ve az önce üzerinde durduğum konularda sergilemis olduğu tutumlarla göstermiştir.

Osmanlı anlayışından bahsetmişken, Mustafa Kemal Paşa'nın sadece son dönem Osmanli'sini değil Osmanlı'nın genel olarak uyguladığı politikaları eleştirdiğini görmekteyiz. Milli siyasetin nasıl olması gerektiğini anlattığı kısımlarda, konunun başlangıcında Osmanlı'nın asırlardır ardini düşünmeden giriştiği yayılmaci hareketlerin çok doğal bir şekilde karşı hareket görmesi sonucunda birbir geriye püskürtüldüğünü ve nihayetinde imparatorluğun tabî olarak yıkıldığını dile getirmektedir. Buna ek olarak iç ve dış siyasetin Osmanlı'da çoğunlukla birbirini tutmadigini söylerek, yeni devletin milli siyasetinin nasıl olması gerektiğini şu cümlelerle özetlemektedir:

"Millî siyaset dediğim zaman kastettiğim anlam ve öz şudur: Millî sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanmakla varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçek saadet ve refahına çalışmak… Genellikle milleti uzun emeller peşinde yorarak zarara sokmamak… Medeni dünyadan, medenî insanî ve karşılıklı dostluk beklemektedir."

Bu konuya bağlı olarak Gazi Paşa'nın sözünü sakınmadığını ve kolaya kaçmayıp Osmanlı'yı en güçlü padişahlar üzerinden eleştirdiğini görüyorum: Fatih, Yavuz, Kanuni ve Yıldırım Bayezid... Sarhoş Selim'i herkes eleştirir, mühim olan büyükleri de eleştirebilmektir.

Kurtuluş için çok kısa bir reçete sunuyor Atatürk: Millet, Meclis, Ordu... Bu reçeteyi sadece büyük kriz anlarından çıkışta başvurulacak bir yol olarak görmüyorum. Her daim bir devlette en güçlü olması gereken üç mihenk taşı olarak görüyorum. Kültürlü, rasyonalitesi yüksek, vatansever bir millet, bu milletin temsil edileceği vasıflı ve liyakatli, para için değil millet ve devlet için hizmet verecek olan milletvekillerinden müteşekkir bir Meclis, iç ve dış her türlü düşmana karşı bu iki mihenk taşını korumaya hazır Türk ordusuna sahip bir devlete sahip olduğumuz takdirde bir daha Kurtuluş Savaşı vermemiz gerekmeyecektir.

Vasıflı ve liyakatli milletvekillerinden söz açılmışken Atatürk'ün hepimize bir tavsiyesi var;

"Efendiler, sırası gelmişken, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın!"

Beni özelikle etkileyen bir duruma kısaca değinmek istiyorum; o zor şartlarda dahi o zamanki Meclisteki insanlar tek bir kişiye tüm yetkilerin verilmesi hususunda tedirgin olmuşlar ve tereddüte düşmüsler. Bunların arasında kötü niyetli olanları kenara koyarsak diğerleri de bu konuda tereddüte duşmüşler. Bu tereddüt hepimizin zihninde kalıcı olarak yer etmesi gereken bir husustur.

Atatürk'ün Nutkunda üzerinde en çok durduğu konulardan birisi, hilafet ve hilafet sevdalilaridir diyebiliriz. Bu konuda kendisine en yakın arkadaşlarından hem savaş sırasında hem savaş sonrasında hep uyarıların, eleştirilerin geldiğini görüyoruz. İnsanların çoğunda halifenin içinde bulunacağı bir yönetim hayali var. Ancak Atatürk'te en baştan hakimiyetin sadece millete ait olduğu bir Cumhuriyet anlayışının olduğu açık. Ancak bu emelini aceleci davranmadan fırsatını kolayarak ve fırsat yaratarak gerçekleştirmiştir. Atatürk'ün hilafete karşı olmasında en büyük etken onun gerçekçi bir insan olmasıdır. Çünkü şu an bile ülkemizde başımızda bir halifenin olduğu takdirde yaklasik bir milyar nüfusa sahip İslam aleminin bize tabi olacağını veya bu islam aleminin birlik olacağına inanan insanlar var. Bir kere aşırı hayalci yaklaşıp bir adım kabul ederek, halifenin olduğu zaman müslüman halkların biat ettiğini düşündük ancak o müslüman halkların ülkelerinin yönetimleri bundan rahatsız olmayacaklar mi? Buna müsaade edecekler mi? Bu durumda birlik isterken müslüman dünyasının daha bir iç çekişmelere gömülecegi ortada değil midir? Nitekim Atatürk'ün de bu fikirde olduğunu görüyoruz.

Kitapta Atatürk'ün bir diğer üzerinde çok durduğu konu yakın arkadaşınlarinin içinde bulunduğu kendisine göre hainlige veya en iyi ihtimalle gaflete varan halleridir. Daha yumuşatarak söylersek sık sık arkadaşlarına eleştiride bulunduğunu, onların eleştirilerine yer verip bunlara cevaplar verdiğini görmekteyiz. Bu kişiler Terakkiperver Cumhuriyet Firkasini kuran insanlar. Bu partinin esaslarından olan 'Dini değerlere saygılı olacağız' ilkesini de eleştiren Atatürk, bu ilkenin sonucunda halifelik yanlilarinin, yobazlarin, cumhuriyet düşmanlarının burayı mesken tuttuğunu ve bunların sonucunda isyan çıktığını, devletin bu kritik zamanda bu isyanla uğraşmak zorunda kaldığını yer yer sinirli bir şekilde (bana öyle geldi) anlatmaktadır.

Atatürk'ün ne kadar zeki olduğunu izlediği stratejilerden, en zor olaylar karşısında takindigi tutumdan, gerek yabancı güçlerle yaşadığı gerek yakın arkadaşlarıyla yaşadığı olaylarda gösterdiği tutum ve hazircevaplilikta götürüyoruz. Bu yer yer beni çok güldürdü. Hemen bir örnek vermek istiyorum: Rauf Bey (Orbay), Mustafa Kemal'in halifeligin içinde bulunmadığı bir yönetim istediğinden endişe duyar. Bir gün Mustafa Kemal'e, kendisi hükümetten çekilirken “Devlet Başkanlığı makamını güçlendiriniz.” der. Burada Rauf Bey, devlet başkanligi makamı olarak hilafet makamını düşünüyor ve Mustafa Kemal'den o makama yetki verilmesini istiyor. Mustafa Kemal, devlet başkanlığı makamını guclendireceginden suphesinin olmamasini söylüyor. İlerleyen zamanlarda Mustafa Kemal, Cumhuriyeti ilan ediyor. Sonra da halifeligi kaldırıyor. Kendi kaleminden de şunu diyor:

"Devlet Başkanlığı‘nı, Cumhurbaşkanlığı makamında temsil ederek kuvvetli bir durum yaratmak şarttı. Rauf Bey’e bunu yapacağıma kesin olarak söz vermiştim. Eğer ne demek istediğimi kavrayamamışsa, sanırım ki eksiklik bende değildir."

:)))))

Tabiki, daha birçok konuya değinilebilir. Ancak ben incelememi burada noktalamak istiyorum. Son olarak Atatürk'ün edebi yönünün de kuvvetli olduğunu görmüş oldum. Kalemi gayet sağlam ve üslubu ve konuyu anlatışı halihazırda birçok yazardan çok daha başarılı.

“Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk Bağımsızlığını, Türk Cumhuriyeti’ni, sonsuza dek korumak ve savunmaktır.
Varlığının ve bağımsızlığının biricik temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. Gelecekte dahi, seni bu hazineden yoksun etmek isteyecek iç ve dış kötülük isteyenler olacaktır.
(...)
Ey Türk geleceğinin evlâdı! İşte, bu durum ve kurallar içinde dahi vazifen, Türk bağımsızlık ve Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır! İhtiyaç duyduğun güç damarlarındaki soylu kanda mevcuttur!"

Keyifli okumalar.
Atatürk ile kalın. (:
504 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
Eser hakkında yorum yapmak haddime değil tarihini geçmişini öğrenmek için herkesin okuması gerekir diye düşünüyorum, baskı çok güzel tam metin.
bu roman okumalı ve okutturulmalıdır..
688 syf.
·75 günde·10/10 puan
ATATÜRK! MUSTAFA KEMAL ATATÜRK! GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK! Ağzımızı doldura doldura söylediğimiz, böyle bir atanın evladı olmaktan gurur duyduğumuzu her fırsatta dile getirdiğimiz Büyük İnsan! ... Acaba O da bizimle gurur duyuyor mudur? Hiç sanmam! Kemikleri sızlamasın yeter!

Her Türk'ün okuması, çocuklarına da mutlaka okutması, okutturması gereken büyük bir miras! Belki mutlu yarınlara dair umudumuzu kurtarabiliriz(!)...
599 syf.
·Puan vermedi
Asil, zeki, Osmanlı delikanlısı Mustafa Kemal'in kaleminden harika bir kitap. Modernliği, kalitesi, şıklığı, zekası ile Osmanlının yetiştirdiği örnek bir isim Atatürk.
736 syf.
·Beğendi·10/10 puan
ATATÜRK'ü ve onun inkılaplarına en iyi yine onun yazdığı bir eserde bulabiliriz. Nutuk her Türk Vatandaşının okuması gereken bir kitaptır. Özellikle de her Türk gencinin kılavuz edinmesi gerekir.
Keşke herkese okutabilsem dediğim , kalbimin , aklımın istediği bu. Değerli Eşsiz Lider Ata’mın kaleminden, eşşiz eseri.
270 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Okuduğumuzda heyecan veren, Mustafa Kemal Atatürk hakkında oldukça faydalı bilgiler içeren bi' kitap. Ropörtaj kısmı bana en çok hitap eden kısım oldu.
Savaş anında yaşanılan zorlukları, seferberliği alıcı bi' şekilde anlatılması kitabı özel kılıyor.
599 syf.
·37 günde·10/10 puan
Bizzat tarih yapanın kaleminden çıkmış tarih kitabı.
Milli mücadele yıllarını anlatıldığı kitapta Atatürk şahidi olduğu veya tarafı olduğu birçok olayı burada anlatmış. Samsun'a çıkmasıyla başlayan serüven Cumhuriyetin kurulması ve ardından gerçekleşen devrimlerle devam etmiş.
Geçmişi anlatıp, geleceğe yön vermesi açısından herkesin Nutuk okuması gerekiyor. Ayrıca Mustafa Kemal Paşayı kendi anlatım biçimiyle tanımış oluruz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mustafa Kemal Atatürk
Tam adı:
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Unvan:
Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu
Doğum:
Selanik, Osmanlı İmparatorluğu, 1881
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 10 Kasım 1938
Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.
1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi.

Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi.
1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir.
Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları'dan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı. 1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a geldi. Velihat Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip Harbiye Nezâreti'nde (Bakanlığında) göreve başladı.

Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.
Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.
Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:
Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.
Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)
I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)
Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)
Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)
Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.
23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 13 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı.
Atatürk Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:
1. Siyasal Devrimler:
• Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
• Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
• Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

2. Toplumsal Devrimler:
• Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
• Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
• Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
• Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)
• Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
• Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)

3. Hukuk Devrimi:
• Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
• Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)

4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:
• Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
• Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
• Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
• Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
• Güzel sanatlarda yenilikler

5. Ekonomi Alanında Devrimler:
• Aşârın kaldırılması
• Çiftçinin özendirilmesi
• Örnek çiftliklerin kurulması
• Sanayiyi Teşvik Kanunu'nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması
• I. ve II. Kalkınma Planları'nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması
Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de TBMM'nce Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı verildi.
Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.
Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.
15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu.
Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.
1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox'a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği'ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı.
Fransızca ve Almanca biliyordu. 10 Kasım 1938 saat 9.05'te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi'nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.
Kaynak: http://www.kultur.gov.tr/...turk39un-hayati.html

Yazar istatistikleri

  • 3.338 okur beğendi.
  • 19,6bin okur okudu.
  • 1.590 okur okuyor.
  • 8,9bin okur okuyacak.
  • 863 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları