Murat Ç profil resmi
Murat Ç kapak resmi
Baylar! Her şeyi kontrolünüz altında tutma gibi bir Ruh hastalığınız olmasın!
Baylar! Bedenlerinizi, Ruhunuzun özgür kanatlarına bırakın!
Ve Baylar.. La Casa de Papel!

Ve Unutmayın!

[A'nı Yaşayın,Bugünü Dünde Aramayın,Yarına Bırakmayın]
1148 okur puanı
01 Tem 2017 tarihinde katıldı.
Baylar! Her şeyi kontrolünüz altında tutma gibi bir Ruh hastalığınız olmasın!
Baylar! Bedenlerinizi, Ruhunuzun özgür kanatlarına bırakın!
Ve Baylar.. La Casa de Papel!

Ve Unutmayın!

[A'nı Yaşayın,Bugünü Dünde Aramayın,Yarına Bırakmayın]
1148 okur puanı
01 Tem 2017 tarihinde katıldı.
  • Geçmişi bir kenara bırakırsak sadece iki ay içerisinde üç Atatürk biyografisi okudum,

    Toplamda 1711 sayfa,

    Falih Rıfkı Atay
    İpek Çalışlar
    Yılmaz Özdil

    İstatistiklere baktığımda günlük olarak YouTube üzerinden en az 1 saat Devlet-i Aliyye Dönemi, Cumhuriyet Dönemi ve Atatürk ile ilgili videolar / programlar izliyorum,

    Yerli ve yabancı kaynakları karışık takip ediyorum,

    Tarihi bile isteye "ÇukurTarih" yalanlarıyla dolduran, yalan hatırat ve kitapları kaynak gösteren kişilerin yazdığı satırları özenle araştırıyor, bir tanesinin de gerçek bir belgeye dayandığını tespit edemiyorum,

    Cumhuriyet Dönemi, Devlet-i Aliyye ve Atatürk ile ilgili 150'nin üzerinde kaynak kitaba sahibim,

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin resmi olarak halka açmış olduğu ve tasnif edilmiş Kuvayı Milliye ile başlayan, Birinci Meclis ve devam eden dönemlerde yazılmış tutanak, telgraf vb. tüm yazılı belgeleri okumaya çalışıyorum,

    Bir tarih bölümü öğrencisinden daha fazla zaman ayırıyor ve notlar alıyorum,
    Tarihi bir araç olarak değil, amaç olarak görüyorum,
    Bugünü anlamanın yolunun dünden geçtiğini çok iyi biliyorum...

    Mustafa Kemal 'i bitirdikten sonra 15-20 dakika boyunca düşündüm... Ben uyanırken Atatürk'le uyanıyor, güne onunla başlıyorum, kitaplığıma bakıyorum ve meşhur Kocatepe silüeti karşımda duruyor, selamımı veriyorum, üç farklı imzasının ve silüetinin bulunduğu arabama biniyorum, Anıtkabir'den aldığım Atatürk fotoğrafı hemen başımın üzerinde ki güneşlik gözünde duruyor, dikiz aynasından Atatürk fotoğraflı araba kokusu sallanıyor, onunla birlikte işe gidiyorum, eşyalarımı koyduğum ufak bir dolap var ve mıknatıslı, Kalpaklı Atatürk magneti beni karşılıyor, Ankara'dan aldığım Atatürk rozeti ile onu gün boyu göğsümde taşıyorum...

    Diyeceğim o ki benim her günüm Atatürk...

    ÇukurTarih yazanlara, onlara itibar edenlere gülüp geçin, onlarla tartışmayın, saygıdeğer İlber Ortaylı'nın da dediği gibi cahilin cahilliği kötü değildir, cahil olduğunu bilir ona göre öğretirsin, lakin; yarı cahiller ile uğraşmayın, uzak durun. Bilmediği halde bildiğini sanıp çok ve boş konuşurlar. Site ve ülke bunlarla kaynıyor, bunlar kopyala yapıştır "Google" bilgeleri.

    İçimde ki sevginin herhangi bir tarifi yok, hiç görmemiş olabilirim lakin damarlarımda akan kanda mevcut bulunan kudret onu her gün yaşatmaktadır.

    Onun büyüklüğü başka büyüklüktür, yaptıklarını her ruh, her beden kavrayamaz.

    Bunu niye mi yazdım?

    Yarın sabah Yılmaz Özdil in Mustafa Kemal incelemesin de görüşmek üzere.

    Atatürk ile kalın, saygılarımla.
  • %100 (520/520)
  • Murat Ç tekrar paylaştı.
    İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 27. kitap oldu. H.G.Wells'in ise daha önce üç kitabını okumuştum ve hepsini ayrı ayrı çok beğenmiştim. Bu kitap da diğerleri gibi muhteşemdi. Açıkçası hangi kitabını daha çok beğendin diye sorsanız, ne cevap veririm bilemiyorum. Benim için çok zor bir soru olur. En iyisi siz hepsini okuyup kendi kararınızı verin. Ayrıca sonda söyleyeceğimi bu kez başta söyleyeyim, H.G. Wells artık en sevdiğim yazarlardan birisi. Okuduğum dört kitabıyla bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum artık.

    Ayrıca bu yazıyı sitemizdeki son zamanların suskun ismi, Murat Ç'ye armağan ediyorum. Çünkü Dünyalar Savaşı'nı ben daha okumadan önce bana çok değerli bilgiler vermişti. Dünyalar Savaşı ile H.G. Wells'in, Mustafa Kemal Atatürk'ün Nutuk adlı eserinde geçen tek yabancı kitap ve tek yabancı yazar olduğunu ifade etmişti. Kendisi Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili engin bir bilgiye sahip olduğu için daha fazla susmamasını ve aldığı karardan dönerek aramıza tekrardan katılmasını istiyorum.

    Kitaba geçecek olursak, Mustafa Kemal Atatürk Nutuk'ta bu kitabı değerlendirmiş olup muhteşem bir global bakış açısıyla kitabı yorumlamış. İşte kitapla ilgili Nutuk'ta geçen o ifadeler:

    “Millete şunu da hatırlattım ki, kendimizi dünyanın hâkimi zannetmek gafleti, artık devam etmemelidir. Dünyanın durumunu ve dünyadaki gerçek yerimizi tanımamaktaki gafletle, gafillere uymakla milletimizi sürüklediğimiz felâketler yetişir! Bile bile aynı faciayı devam ettiremeyiz. Efendiler, İngiliz tarihçilerinden Wells, iki yıl önce yayınlanan bir tarih yazdı. Eserinin son sayfaları ‘Dünya tarihinin gelecekteki safhası’ başlığı altında bazı düşünce ve görüşleri içine almaktadır. Bu görüşlerin yönelmiş olduğu hedef ‘Un gouvernement fédéral mondial’ yani ‘birleşik bir dünya devleti’dir. Wells, bu bölümde, birleşik bir dünya devletinin nasıl kurulabileceğini ve böyle bir devletin önemli ayırıcı özellikleri ile ilgili tasavvurlarını belirtiyor; adaletin ve tek bir kanunun hâkimiyeti altında dünyamızın ne durumda bulunacağını tahayyül ediyor. Wells, ‘bütün hâkimiyetler tek bir hâkimiyet içinde eritilmezse, milliyetlerin üstünde bir kuvvet meydana çıkmazsa, dünya mahvolacaktır’ diyor ve ‘gerçek devlet, çağdaş hayat şartlarının bir zaruret haline getirdiği birleşik dünya devletinden başka bir şey olamaz’; ‘hiç şüphe yoktur ki, insanlar kendi icatları altında ezilmek istemezlerse er geç birleşmeye mecbur olacaklardır’ görüşünü ileri sürüyor. ‘İnsanlığın dayanışması ile ilgili büyük hayallerin sonunda gerçekleşmesi için ne yapmak ve neyin önüne geçmek gerekeceğinin doğru olarak bilinmediği’ ve ‘saldırgan bir dış siyaset geleneğine sahip olan devletlerin, birleşik bir dünya devleti tarafından güçlükle temsil edilebileceği’ de bildiriliyor. Wells’in ‘Avrupa ve Asya’nın felâketleri ve ortak ihtiyaçları, belki dünyanın bu iki parçasındaki milletlerin bir dereceye kadar birleşmesine yardım edecektir’, ‘olabilir ki, dünya ölçüsünde bir birleşmeye gidilmeden önce, bir sıra bölgesel birleşmeler yapılabilir’ şeklindeki düşüncelerini de kaydedeyim. Efendiler, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hıristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir dünya dininin kurulması ve insanların, şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren ‘birleşik bir dünya devleti’ kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz.”

    Sadece Atatürk'ün bu paragrafını layıkıyla anlamak bile insana önemli bir kazançtır bana göre. Atatürk'ün yazdıklarında özellikle dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var ki, o da yorumunun asla sadece Türkiye sınırları içerisinde ulusal bir siyasi yorum olmadığıdır. Tamamen global ve uluslarüstü bir yorum yaparak Wells'in kurguladığı birleşik dünya devleti hayalinin "tatlı" olduğunu ifade etmiştir. İşte benim siyasette aradığım düşünce tam olarak budur. Benim önüme geçerli ve bilimsel bir dünya görüşü sunamayan hiçbir siyasi düşünce veya siyasi parti oyumu almayı hak etmemektedir. Sadece ülke sınırlarıyla bağlı olan, geleceğe yönelik bir vizyonu olmayan, halkın safiyane duygularıyla sürekli oynayan, nefret politikası güderek oy kazancı sağlayan, iç siyasette koltuğunu sağlamlaştırıp dış siyasette kabadayılıkla hareket eden hiçbir siyasi örgütlenme biz insanlar tarafından desteklenmemelidir.

    Atatürk'ün tırnak işareti içerisine aldığı gibi, "saldırgan bir dış siyaset geleneğine sahip olan devletlerin, birleşik bir dünya devleti tarafından güçlükle temsil edilebileceği" ve saldırgan tutumunun devam etmesi halinde diğer devletler tarafından yaptırımlarla karşılaşacağı unutulmamalıdır. Sıcak savaşın artık rafa kalktığı, soğuk savaşların akla gelebilecek her alanda görülmeye başlandığı 21. yüzyılda dış siyasette saldırgan bir tutum sergilemek son derece anlamsızdır.

    Son dönemde özellikle Türkiye siyasetinde gördüğüm saldırgan ve kabadayıca bir dış siyaset politikası Kemal Sunal'ın 100 Numaralı Adam filmindeki "Sen Sadece Bağırıyorsun" sahnesini aklıma getirmektedir. (Bkz: https://www.youtube.com/watch?v=A2i3WpT68ck)

    Şayet bu şekilde siyasi politika izlemeye devam edersek H.G. Wells'in Dünyalar Savaşı'ndaki gibi hem ülkece hem de dünya olarak yok olmanın eşiğine gelebiliriz. Oysaki biz insanların yapması gereken en önemli siyaset, "insanlığı" ve "bilimi" hayatımızın merkezine koyarak global bir dünya görüşüne sahip olmaktır. İşte ancak o zaman dünya olarak daha ileriye gidebilir ve daha güzel günlere yelken açabiliriz.
  • Murat Ç tekrar paylaştı.
    Birtakım sebeplerden dolayı kitabı çook uzun sürede bitirdim. Bu sebeplerden birisi kitabın sıkıcılığıydı. Çünkü kitap çok durağandı.

    Fahrenheit 451’de itfaiyecilerin kitapları yakmasından ve kitap okumanın suç olmasından bahsediliyor ( bu durum, bir itfaiyecinin yaşadıkları baz alınarak anlatılmış). Yani genel olarak kitapsız insanların sıkıcı konuşmaları var. Demek ki kitap olmayınca hayat çok sıkıcı oluyor diye düşünmek lazım değil mi?

    Bir kişiye “kitapsız” demek bir hakarettir ve o kişinin dinsiz olduğunu belirtir. Fahrenheit 451’de bu kelime hem bu anlamda hem de bir önceki paragrafta bahsettiğim gibi insanların okuma kitaplarının olmamasını anlatıyor.

    İşte bu noktada ise en temel sorun dini bir kitabın olmaması. Dini kitap ”inancı” temsil eder. İnanç, güvendir, umuttur, huzurdur, mutluluktur, amaçtır. Eğer dini kitap olmazsa bunların hiçbiri olmaz. Dolayısıyla insanlar, kutsal kitaptan sonraki kitaplara (okuma kitaplarına) da inanmazlar, içselleştiremezler. Kitaptaki karakterlerin ruhsuz, duygusuz, amaçsız, bomboş olmalarının sebebi ise tam olarak bu.

    Karakterlerin kitabı yok, umudu yok, inancı yok, yok da yok. Ya nesi var? Televizyonu var elbette, daha ne olsun (!). İnsanların televizyonda ne görseler inanıyorlar. Sorgulamayıp körü körüne anlatılanlara, gösterilenlere inanıyorlar. Eğer kitaplar olsaydı karakterlerin bu durumu değişir miydi? Elbette değişirdi. Ama ne yönde ve ne kadar değişirdi? Cevabı aşağıda.

    Biz kitapseverler olarak kitapların yakılmaması ve okunması taraftarıyız. Peki her kitap iyiye, güzele mi yönlendirir bizi? Her kitabı okuyabilir miyiz?

    Mesela ara sıra içeriği tartışılan çocuk kitapları oluyor. Bir çocuk kitabında kadın aşağılanırken, erkek yüceltiliyor. Bu bir kitap mı? Evet, kitap. Peki güzel bir şey mi anlatıyor, doğruyu mu söylüyor? Tabii ki hayır.

    Bu durum yetişkin kitaplarında da oluyor. Yetişkinler bunu hemen fark edebiliyor, kitapta yazanı olduğu gibi kabul etmeyebiliyor. Ama ya çocuklar? Onlar öyle yapamaz ki. Çoğu çocuk, kitapta yazanı doğru kabul eder.

    Bir de bilinçaltı mesajları mevzusu var. Kimisi inanıyor, kimisi inanmıyor. Ben inanıyorum. Hatta bu mesajların kitaplarda olduğunu da düşünüyorum. O yüzden okuyacağım kitabı iyi seçmeye çalışıyorum. Çünkü yazar, dili öyle ustaca kullanır, kelimelerini öyle itinayla seçer ki bir bakmışım yanlış yoldayım.

    Kişinin çok kitap okuması onun çok bilgili olduğunu, ufkunun çok geniş olduğunu gösterir? Hayır. Bu sadece o kişinin çok kitap okuduğunu gösterir. Bir kişi, sürekli felsefe konulu kitaplar okuyorsa sadece o alanda bilgi sahibidir. Sadece aşk, macera kitapları okuyorsa amacı bilgilenmek değildir zaten. Tabii bu tarz kitaplardan hiçbir şey öğrenilmez değil. Çok kitap okuyan ve farklı türlerde okuyan birinin anlama kapasitesi darsa o da pek bilgili sayılmaz.

    İlkokuldan beri öğretmenler hep “okuyun” der. Ama ne okuyacağımızı, nasıl okuyacağımızı söylemezler. İşte bu yüzden ben Rıfat Ilgaz, Muzaffer İzgü, Yalvaç Ural gibi yazarların kitaplarıyla çok geç bir yaşta – üniversitede- tanıştım. Nasıl kitap okuyacağımı ise yine üniversitede öğrendim. Oysa bahsettiğim yazarlarla ilkokulda tanışsaydım ve sadece okumayı değil de nasıl okuyacağımı öğrenseydim, eminim benim için birçok şey çok farklı olurdu.

    Şu da son sözüm olsun; “kitaplar yoksa insanlar var. Neticede okuyabilene her insan bir kitaptır.”

    *Bu kitabı "Bilimkurgu - Çizgiroman - Manga Etkinliği" sebebiyle okudum. Okuduğum ilk bilim kurgu kitabıydı. Etkinliği düzenleyen Murat Ç. 'ye çok teşekkür ederim.
  • Murat Ç tekrar paylaştı.
    Bu kitabı okurken çoğu sayfaları sesli bir şekilde okudum. Gözümde Atatürk'ün okuyuşunu canlandırarak. Atatürk'e olan sevgimi,bağlılığımı ve sempatimi bu kitapla tekrar pekiştirmiş oldum.
    Ve yine okurken kitabın içindeki,yaşanmışlıklara,kahramanlıklara,fedakarlıklara,bütün zorluklara her şeyini ortaya dökerek göğüs germelere, o yüreklerde oluşan çoşkunluklara hayran kaldım inanın hayran kaldım.

    Atatürk kadar naif, zeki, fedakar, düşünceli,ileri görüşlü,muhteşem bir devlet adamına dünyada bir kez rastlanıldı onu da ben göremedim. Ne büyük bir kayıp, ne büyük bir üzüntü anlatamam. Biraz önce Atatürk'ün sigara içerken videosunu izledim. İç çekerek içiyordu.. O nasıl bir zerafettir o nasıl bir güzelliktir.

    Kitabın içindeki fotoğraflara hayranlıkla baktım, uzun uzun...
    Bu dünyada ölümsüz olmasını isteyebilceğim insanların başını çekiyor Atatürk. Videolarını izlerken canım acıyor,ruhum kanıyor.
    Yattığın yer nur olsun biricik kurtarıcımız.

    Ve bu kitabı bana hediye eden Murat Ç Bey'e çok teşekkür ederim. Büyük iyilik ettiniz efenim.
  • Murat Ç tekrar paylaştı.
    Yazarın, bir süre önce kısa bir incelemesini yaptığım Stalingrad isimli kitabında olduğu gibi ( #33881723 ) muhtemelen çevirmenden kaynaklanan anlama zorlukları yaşadığım kitabı, "bu kadar kusur kadı kızında da olur," diyerek nefes nefese okudum. Tarihin gördüğü en kanlı iki celladın önce Stalingrad, sonra Berlin'deki kavgasını, hayatını, uzuvlarını, onurlarını, şereflerini, ülkelerini ve geleceklerini kaybetmiş milyonlarca insanoğlu ile beraber sanki onlarla beraber hayata tutunmaya çalışırcasına bir gayretle okudum.
    Kitabı okurken, özellikle sonlarına doğru bu savaş Stalingrad'da bitseydi ve Hitler kazansaydı 8 Mayıs sabahı -ya da savaşın kazanıldığı günün sabahında diyelim- insanlık nasıl bir dünyaya uyanır ve yaşadığımız dünya bugün nasıl olurdu diye kendi kendime sürekli sordum. Muhtemelen çok bir şey değişmeyeceğini sanıyorum. Sadece bir taraf kazanmış bir taraf kaybetmiş olacaktı.
    Daha önce okuduğum Philip K. Dick'in "Yüksek Şatodaki Adam" ve Katharine Burdekin'in "Swastika Geceleri" isimli romanları bu tez üzerine yazılmış distopik romanlar. Hatta bunlara belki "Cesur Yeni Dünya" da eklenebilir.
    Her şeye rağmen savaşın kazananı yoktur ve kaybeden hep kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere insanlık olmuştur. Kitabı okurken zaman zaman insan olmaktan utandığım sahnelerde "orada onların yerinde ben de olsaydım aynı onlar gibi olur muydum?" diye kendi kendime hep sordum.
    Kitabı ister bir roman, ister bir tarih kitabı gibi okuyun. Benim yaptığım gibi yazarın iki arka arkaya okuyun ama özellikle II. Dünya Savaşı dönemine meraklıysanız mutlaka okuyun.
  • Murat Ç tekrar paylaştı.
    Yıkım edebiyatının en tanınmış isimlerinden Wolfgang Borchert... O henüz 18 yaşındayken  başlıyor savaşlar ile beraber gelen huzursuzluk. Ruhların bile donduğu soğuk Rus cepheleri. Gençliğini parçalayan korkunç hastalıklara sebep oluyor ve karşılığı vatan hainliği ile suçlanmak. İdamlarla korkutulmak.

    Çok şey sığdırmak zorunda bırakılmıştır saygı değer Borchert bu kısacık 26 yılına. Böyle parlak bir zeka böyle derin ruh nerelere mezar oluyor! Savaş-cepheler, sürgünler, hücreler... Korkunç,  bizler içinde çok büyük bir kayıptır bu derin ruh.

    "Sagt nein" hayır de.. Savaşa hayır de, o hasta hali ile bağırsa bile başkaları hep susuyordu ve hâlâ susmaya devam ediyor.
     Sevgi değer Borchert.. Kısacık 26 yıl dedik bir de kısacık iki yılın var, yazmaya harcayabildiğin, kutsal bir iki yıl. Bu kadar kısa zamanda sen nasıl yazabildin bunları. O savaşlarda, o soğuklarda bir de geceler hayat  bunlarken nasıl taşırdın eserleri. belli de olur çok üşüdüğün hikâyelerinde.
    Soğuk , gece, savaş, hücreler hepsi zihninde hepsini yaydın ellerinle.. Sol yaralanan ellin. inanmamışlardi belki ama niye? O öpülesi eline kelepçe mi yakıştı?

    Ilık rüzgarların esintisi yoktu hayatında, sen soğukta yetişmeyi öğrenmiştin o kasırgalarla.. Tasvirlerin o kadar inanılmaz dokunuyor ki bana etkilenmeyi öğrendim şiirlerin ve hikâyelerinle..

    Borchert ile tanışmama ve Maria hikâyesini merak sarmama vesile olan Ebru İnce'ye teşekkürler, belki geç belki de hiç tanımayabilirdim bu iki güzel insanı.

    Sizlere kitaptan: Bir asker. Pazar sabahlarının en temizinin şimdiye dek asla görülmemiş bu kar beyazında bir leke. Pek canlı bir savaş tablosu, nüansça zengin, suluboya resimler için çekici bir konu: kan, kar ve güneş. Soğuk kar ve içinde buram buram sıcak kan. Ve hepsinin üstünde güneş baba. Güneş babamız. Yeryüzündeki çocuklar der ki: güneş baba, güneş baba Ve güneş bir ölü­yü, bütün ölmüş kuklaların işitilmeyen çığlığını haykıran bir ölüyü aydınlatıyor suskun, korkunç, suskun çığlığını, içimizden kim, kalk ayağa saz benizli kardeşim... Kar, buna göğüs gerebilir, buzsu kar. Ve güneş. Güneş babamız.

    Nürnberg'e yazıklar olsun hücrelerinin kapılarını açtığı için ve sizler Borchert'in kitaplarını okuyacaklar, çok yaşayın, güzel yaşayın ve yaşatın. Sevgiler!
  • Murat Ç tekrar paylaştı.
    Selamın hello kışın gelmesiyşe neşesi kaçan cicişler .. Eeee winter is coming... Keser döndü sap döndü , gün geldi hesap döndü !! (ŞİMDİ ONLAR DÜŞÜNSÜN!) =)) Sabah dilim damağım kültablasına dönmüş bir şekilde uyandım .. Az sağa sola bakındım .. Net ile ilgili problemler yaşıyorum uzun zamandır.. Modem ile mini bir Dandanakan Meydan Muharebesi yaptık .. Mağlup ayrılınca ve yapacak başka bir uğraş bulamayınca sabahın köründe işbu incelemeyi yapmaya karar verdim .. Uzun zamandır aklımdaydı yazmak ama işte "TEKNİK" inceleme yapmak zor biliyorsunuz ki =)) Başlık sizi yanıltmasın .. İşsiz incelemelerimden biri olmayacak bu .. Böylesi bir kitaba öyle inceleme yapmak da haddimize değil zaten .. Pek az kitapta inceleme yaparken insanları manipule etme yolunu seçerim .. Herkesin hassas olduğu konular var .. Genellikle uyarırım .. Ama bu kez açık açık , resmen taraf tuta tuta ilan ediyorum : BU KİTABI BU VATANIN TÜM EVLATLARI MUHAKKAK OKUSUN!! İnceleme diyorum ben buna ama bu aslında bu kitabın incelemesi olmayacak .. Kitapta bu yazdıklarımı okumanız olanaksız .. Ben başka kaynaklardan derlediklerimle o dönemde ordumuzun , askerimizin ne durumda olduğunu sizlere sunacağım ki kitabı okurken o günleri hakkını vererek kafanızda canlandırabilin .. O topraklarda neler olmuş , neler yaşanmış , ne şartlarda savaşılmış bilin .. Bilin ki bu toprakların da kıymetini bilesiniz ! Kısaca bu inceleme ,kitaba kendimizce ve haddimiz olmayarak yazdığımız bir update.. Sanırım anlaştık .. Saat 10: 15 .. Ben KT ile kurdum koalisyonu .. Kahvaltı sofrasında kerkinen bünyeler siz de çayınızı , kahvenizi alın .. Buyurun başlayalım CANİKOLAR !

    I. Dünya Savaşı ' nda İttihat ve Terakki' nin üç büyük paşası Talat , Enver ve Celal Paşalar , tüm cephelerde savaşmakta ..Çanakkale ' de 200 bin , Sarıkamış' ta 100 bin şehit... ( Sağolsun Enver Paşa !) Irak' ta , Bingazi 'de , Filistin' de sayılar bir muamma .. Polonya Galiç sınırında dahi savaşıyoruz .. Bir 20 bin askerimiz de orada barutla , top - tüfek sesleri ile yatıp kalkmakta .. Cemal Paşa komutasındaki Türk ordusu da Süveyş' i müdafaa ediyor İngilizlere karşı .. Tarihin görüp görebileceği en güçlü ve en alçak ordularından biriyle harpteyiz .. "ÇOCUKLARIMIZ " (bakınız evlatlarımız demiyorum en sonunda açıklayacağım için ) kıran kırana savaşıyorlar durmaksızın , nefes almaksızın , yıkanamadan , elbise değiştiremeden bir cepheden diğerine koşarak .. Güney Cephesinde ZEYTİNDAĞI ' nı okursanız tanışacağınız Cemal Paşa , Adana' dan Yemen' e kadar uzanan yolda askeri Süveyş' e yığmak telaşesi içinde.. Yol YOK! At YOK! Deve sayısı çok az ..Bu yetmiyor bir de üstüne üstlük Lawrence ' ın kandırdığı , ayaklanan bedevi kabileleri yol kesip eşkiyalığa başlıyorlar .. Şam - Mekke demiryolu uzunluğu 1300 km!!! Bakınız yazıyla B İ N Ü Ç Y Ü Z!!! İngilizden çikolatayı , konserveyi , altını alan biti kanlanmış araplar demiryollarını dinamitlemekte .. Bitti mi sandın biter mi? Tamamen çölün içinden geçerek Mekke' ye uzanan bu hattın 600 km' lik kısmı da her an ateş altında .. Sürekli çatışma.. Yani seni anlayacağın samyelleri eşliğinde çölde STAR WARS alemleri (ALL HAIL SIDIOUS!) .. Bilmiyorum ama Dünya Savaşları ve diğer savaş tarihleri , bu denli uzun bir ateş hattı sanırım ki yazmadı ! Belki Almanların doğu cephesi..

    Cemal Paşa bu hattın savunulmasının imkansızlığını anlamış olacak ki Yemen' e kadar elimizde bulunan tüm birlikleri geri çekip Süveyş Cephesine yollamak istiyor .. Telaşesinin sebebi de bu..Ancak peygamber kabrinin bulunduğu Mekke' nin savunması , Osmanlı için İstanbul' dan da önemli .. Kesinlikle geri çekilme taraftarı değil Hicaz çöllerinden.. Bu arada iki taraflı oynayan hainler de mevcut .. Söz konusu savaş olur da HAİN OLMAZ MI ?!?! Yıllardır bizim adamımız gibi gördüğümüz Mekke emiri şerif hüseyin denen alçak , İngilizlerden çil çil altınları alınca başkaldıracak.. Bak kardeşim, hemen anlaşalım .. Kırmızı tuborg içiyorum hiç şakam yok !! "Yok efendim sonradan çok pişman olmuş , zırıl zırıl ağlamıştır." falan diyecek varsa buraya yazmasın .. Zırıl zırıl ağlatırım !! Bir yudum alalım .. FÜT FÜT ! OH MİS GİBİ ! Sakin sakin devam edelim! Arapların Türkleri "BU ŞEKİLDE" arkadan vurması , Türklerin tarihte varolduğu günden beri yaşadıkları EN BÜYÜK KALLEŞLİK .. Eşi benzeri yok tarihimizde böyle bir olayın .. Bir kez Osmanlı hem müslüman, hem de arapları ümmeti olarak görmüş yüzyıllar boyu .. Müslüman müslümana , ümmet ümmete arkasına gavuru alıp bir EŞCİNSELİN klavuzluğunda isyan edemez ..Biz (yani Osmanlı) öyle bilmekteyiz o zamanlar .. Bu alçağın isyan bildirisindeki gerekçeler neler mi? Sayayım güzel kardeşim :
    İttihat ve Terakki ülkeyi yönetemiyor ,
    İçtihat dergisinde peygamber için hürmetsiz sözler kullanılıyor,
    Halifeliğin hükmü yok ,
    Kadılar yalnız mahkeme huzurunda vesika kabul edecek - gıyabında oluşan durumlar için vesika kabul edilmeyecek ( yani çamur atamayacağız istediğimize öyle kafamıza göre ) bu da Bakara Suresine aykırıdır ..
    Kısaca , yüzyıllardır birbirlerine anlatıp inandıkları teraneler ..Hemen salça olacaklar için yazayım : Bakara Suresi değil terane olan , onu dayandırdıkları , yorumladıkları yozlaşmış akıl benim bahsettiğim..

    OYSA ,bu yapılan reform ve yeniliklerin İslam ruhuna aykırı olmadığını ; meclisin , basın ve birey özgürlüklerini kısıtlamadığını , İslamı felsefesi ve inancıyla çelişmediğini bilmem kaç bin tane islam alimi yazdı dünyada bugüne dek ..

    OYSA ,Osmanlı Anadolu şehirlerine TEK BİR ÇİVİ BİLE ÇAKMAZKEN ,yüzyıllar boyunca en fakir anında dahi Sürre alayı denilen süslenmiş develerle HER YIL altınlarını , ipeklerini , Kabe' nin altın işlemeli örtülerini tek bir sene dahi aksatmadan gönderdi .. Tüm bunları göz önüne aldığımızda vaziyetler gayet nazik sizin anlayacağınız ..

    Zeytindağı ile paralellikler gösteren Medine' nin savunması tam anlamıyla deniz derya .. Anlatsam hem çok uzun olur , akşamı ederiz de sabahlar olmaz..Padişaha kafa tutan Fahri Paşa' nın yaptıklarını mı anlatayım .. Malta' ya sürgününü mü ? Zar zor ikna edildiğinde düşmana teslim olmak istemeyip
    - Size afiyet olsun , "esaret ekmeği" bizim boğazımızdan geçmez diyişini mi?
    İskorbüte yakalanıp dişleri -çeneleri düşen , jilet gibi kesen kumlu çöl rüzgarlarında kör olan , yıkanmak için sabun dahi bulamayıp çevre köylerden kül toplayıp satın alan , gece gündüz hurmanın artık kızartmasına kadar yiyip telef olan , o sıcakta artık kızgın kor haline gelen rayları ellerine yapışmasın diye kalpaklarıyla tutup onaran askerlerimizi mi anlatayım bilemiyorum..

    Yalnız iki ayrıntı var ki şu an dahi yazarken gözüme yaş yürütüyor .. Bunları siz de bilin istiyorum ..Bu incelemeyi yazmamdaki sebep budur ..

    Osmanlı o dönemde öylesine yokluk çekmektedir , öylesine bitik durumdadır ve iaşe öylesine aksamıştır ki şu muhabbet hasıl olur ..

    "... Bir gün zabitlerden biri bir torba getirdi .
    O nedir dedim ...
    Efendim , siz çekirge tavası (?!?!? ) yemediniz mi?
    Hayır!
    Çok lezzetlidir.. "

    Yukarda saydığım tüm zorluklara karşılık artık açlıktan ölmemek için çöllerde çekirge avlayan cihan imparatorluğunun askerleri ..

    Buyrun devam edelim başka alıntılar ile ..

    "...Siperlerin kısım kısım haftada bir izni vardır .Fahri Paşa bunları evvela Medine' nin küçük bahçesine götürür ve "KARAGÖZ" ( =((( ) seyrettirir.Askerlerin KARAGÖZ sevgisini iyi bilen Fahri Paşa , orduya vereceği tüm emirleri , KARAGÖZ KONUŞMALARI VASITASIYLA VERDİRİR."

    "... Eğer bazı sözleri varsa , KARAGÖZ vasıtasıyla askerlerine bildirir. Zira anlaşılıyor ki , bu köylüler ( TUCO ' nun Notu : o dönem nüfusun %90' ı köyde yaşıyor idi ) KARAGÖZÜN sözüne , gazetelerden , nutuklardan ziyade inanıyorlar."

    Çekirge yiyip bir yandan da savaşan 16 yaşındaki bu çocukların öyküsüdür aslen işte bu kitapta anlatılan.. Karagöz izleyip emirler alan , çöllerde telef olan ÇOCUKLAR ... =((

    Bir türkü vardır bilirmisiniz bilmem diyeceğim ama muhakkak %99 'unuz duymuştur .. Hepsi gitti cepheye o çocukların ama , bir , "KIŞLANIN ÖNÜNDE REDİF SESİ VAR , BAKIN ÇANTASINA ACEP NESİ VAR" türküsü kaldı bizlere .. Çöl kumları üzerinde esen rüzgarlar örtüyor şimdi o ÇOCUKLARIN kemiklerini bir yorgan gibi..Biliyorsunuz , bilmiyorsanız da ben söyleyeyim zurna ve sazın YEMİNLİ DÜŞMANIYIM !! HİÇ SEVMEM .. Ancak rakı içerken bozlak falan dinlerim .. Yalnız hiçbir türkü bu denli anlamlı ve bu denli içli değildir benim nazarımda.. REDİF demek acemi birliğinden gelip kıtalara dağıtılan asker demek .. Ancak o günlerde , savaşın çetin koşullarında asker tükendi , ÇOCUKLARI DA askere almaya başladılar ..Redif demek gün geldi KÜCÜK ASKERLER demek oldu .. KÜÇÜCÜK ASKERDİLER ..Bu yüzden çölde "KARAGÖZ " tek tesellileri , oyuncakları idi ... MUSTAFA KEMALLER , FAHRİ PAŞALAR O DENLİ ÇOK REDİF SESİ DUYDULAR Kİ BELKİ DE BU YÜZDEN CUMHURİYETİN İLANINDAN SONRA İLK İŞLERİ BİR ÇOCUK BAYRAMI İLAN ETMEK OLDU ..
Baylar! Her şeyi kontrolünüz altında tutma gibi bir Ruh hastalığınız olmasın!
Baylar! Bedenlerinizi, Ruhunuzun özgür kanatlarına bırakın!
Ve Baylar.. La Casa de Papel!

Ve Unutmayın!

[A'nı Yaşayın,Bugünü Dünde Aramayın,Yarına Bırakmayın]
1148 okur puanı
01 Tem 2017 tarihinde katıldı.

Şu anda okudukları 19 kitap

  • Merdivenler Kenti
  • O
  • Alice Harikalar Diyarında
  • Watchmen
  • Şeytanın Kitabı
  • Hobbit Özel Baskı
  • Adam Gibi Adam Diyor Ki...
  • Bir Acıya Kiracı
  • Karamazov Kardeşler
  • Bütün Şiirleri
  • İkinci El Zaman
  • Dava
  • İnsanca, Pek İnsanca 1. Kitap
  • Ben Yüksel Mert Atatürk'ten Özür Diliyorum
  • Dahi Kurtarıcı
  • Naziler ve Atatürk
  • Hitler Kitabı
  • Adam
  • Elon Musk

Okuduğu kitaplar 138 kitap

  • Mustafa Kemal
  • Mustafa Kemal Atatürk Mücadelesi ve Özel Hayatı
  • Şeytan Yemini
  • Bavul Dergisi Sayı:36
  • Tuhaf Dergi Sayı: 17
  • Siperlerdeydik (1914-1918)
  • Tarih ve Ütopya
  • Tolstoy'dan Anılar
  • Hayatın Anlamı
  • Kierkegaard'dan Hayat Dersleri

Okuyacağı kitaplar 31 kitap

  • Dahi Diktatör
  • Savoy Otel
  • Dövüş Kulübü 2 - Sayı 7
  • Yüzyıllık Yalnızlık
  • Kaputt
  • Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi
  • Bob Dylan - Highway 61 Revisited
  • Pazar Konuşmaları
  • Batış Yılları
  • Drina Köprüsü

Kütüphanesindekiler 748 kitap

  • Mustafa Kemal
  • Mustafa Kemal Atatürk Mücadelesi ve Özel Hayatı
  • Mustafa Kemal Atatürk Yeni Gerçekler Yeni Düşünceler
  • Bozkurt
  • Mustafa Kemal Atatürk
  • Bir Dahinin Hürriyet Aşkı
  • Lozan
  • Atatürk
  • 100. Yılında Jön Türk Devrimi
  • Çankaya

Beğendiği kitaplar 152 kitap

  • Mustafa Kemal
  • Mustafa Kemal Atatürk Mücadelesi ve Özel Hayatı
  • Şeytan Yemini
  • Çankaya
  • Bavul Dergisi Sayı:36
  • Tuhaf Dergi Sayı: 17
  • Siperlerdeydik (1914-1918)
  • Tarih ve Ütopya
  • Tolstoy'dan Anılar
  • Hayatın Anlamı

Beğendiği yazarlar 34 kitap

  • Mustafa Kemal Atatürk
  • Falih Rıfkı Atay
  • Soren Kierkegaard
  • Thomas More
  • Anton Çehov
  • William Shakespeare
  • Thomas Keneally
  • Grigory Petrov
  • Charles Dickens
  • Karl Ove Knausgaard