Murat Ç profil resmi
Murat Ç kapak resmi
Baylar! Her şeyi kontrolünüz altında tutma gibi bir Ruh hastalığınız olmasın!
Baylar! Bedenlerinizi, Ruhunuzun özgür kanatlarına bırakın!
Ve Baylar.. La Casa de Papel!

Ve Unutmayın!

[A'nı Yaşayın,Bugünü Dünde Aramayın,Yarına Bırakmayın]
1049 okur puanı
01 Tem 2017 tarihinde katıldı.
Baylar! Her şeyi kontrolünüz altında tutma gibi bir Ruh hastalığınız olmasın!
Baylar! Bedenlerinizi, Ruhunuzun özgür kanatlarına bırakın!
Ve Baylar.. La Casa de Papel!

Ve Unutmayın!

[A'nı Yaşayın,Bugünü Dünde Aramayın,Yarına Bırakmayın]
1049 okur puanı
01 Tem 2017 tarihinde katıldı.
  • Murat Ç tekrar paylaştı.
    "Çocuk sevgisi, insan sevgisi için bir ihtiyaçtır."

    ~Mustafa Kemal Atatürk
    Ender Haluk Derince
    Sayfa 11 - Yakamoz Yayıncılık
  • Murat Ç tekrar paylaştı.
    SMS ile yardım kuruluşlarına nasıl bağış yapılır?

    -TEMA yazıp 3464’e SMS atarak (8 TL) bağışta bulunabilirsiniz.

    -TEGV yazıp 3353‘e kısa mesaj göndererek Eğitim Gönüllülerine (10 TL) bağışta bulunabilirsiniz.

    -LÖSEV için: 3406’ya SMS göndererek bağış yapabilirsiniz. (10 TL)
    (Vodafone ile SMS bağışı yapabilmeniz için "BAĞIŞ" yazıp gönderilmesi gerekmektedir.) Türk Telekom ve Vodafone abonelerinden +2 sms mesaj gönderim ücreti alınıyor.

    -2582'ye MEHMETÇİK yazıp kısa mesaj (SMS) göndererek Mehmetçik Vakfına (10 TL) bağışta bulunabilirsiniz.

    -2930'a göndereceğiniz AKUT yazan bir SMS mesajı ile AKUT'a (10 TL) bağışta bulunabilirsiniz
  • Murat Ç tekrar paylaştı.
    Christopher Nolan’ın çizgiroman ve sinemaseverlere yüce armağanı Kara Şövalye serisinin ilk filminden bu yana 10 yıldan fazla bir süre geçti. Fakat filmler halen hafızalarda ve şimdiden birer sinema efsanesi haline gelmiş durumda...

    Her yeni süper kahraman uyarlaması bu seriyle karşılaştırılmaya mahkum oladursun, İnternet aleminde dolaşan bir teori, bu seride işlerin aslında gördüğümüzden çok farklı olduğunu iddia ediyor!

    "Ve kaos'un olayı nedir biliyor musun? Adildir."
    Çoğunluğun favorisi olan ikinci filme, yani The Dark Knight’a bakıyoruz.

    Bu filmin özelliği de pek tabii unutulmaz The Joker portresini ve müteveffa Heath Ledger’ın eşine az rastlanacak seviyede oyunculuğunu barındırmasıydı.

    İddiaya göre, Gotham’ın kurtarıcı meleği Batman değil, bizzat Joker’di!

    İddiaya göre, Gotham’ın kurtarıcı meleği Batman değil, bizzat Joker’di!
    Joker’in amacı Gotham’ı daha temiz ve huzurlu bir şehir haline getirmekti!

    Nasıl mı? Açıklayalım...
    İlk adım: İplikleri pazara çıkarmak!

    Film başladığında Batman tarafından köşeye sıkıştırılmış mafya üyelerini görüyoruz. Şehirdeki paranın büyük bölümünü kontrol eden bu grup Batman tarafından büyük ölçüde sindirilmiş olsa da, aslında halen oldukça güçlüydü. Gotham, temiz olmaktan çok uzaktı.

    Joker, filmin başında yürüttüğü soygunla mafyaya paralarının güvende olmadığını hatırlattı ve Lau’nun ifşa olmasını sağladı.

    Panikleyen mafya üyeleri bir bir açığa çıkmış ve Lau da ister istemez bir adım öne çıkmak zorunda kalmıştı.

    Panikleyen mafya üyeleri bir bir açığa çıkmış ve Lau da ister istemez bir adım öne çıkmak zorunda kalmıştı.
    Bu kaos ortamında amiyane tabirle çıbanın başını bir bir ortaya çıkaran Joker, bazı üst düzey suçluları ortadan kaldırarak yöneticilerin elini kolaylaştırdı.

    İkinci adım: Yetkiyi doğru kişilere vermek!

    Gotham, yalnızca suçluların ve mafyanın cirit attığı bir yer değildi. Suçlular kadar yozlaşmış politikacılar ve devlet görevlileri de mevcuttu.

    İşte Joker’in ikinci temizliği bu bürokratları hedefliyordu. Hatırlarsanız Joker, suçlularla birlikte bir takım kirli devlet adamlarını da ortadan kaldırmıştı.
    Joker Gotham’da tek bir kişiye saygı duyuyordu. O da Batman değil, Jim Gordon’dı.

    Joker Gotham’da tek bir kişiye saygı duyuyordu. O da Batman değil, Jim Gordon’dı.

    Jim Gordon, Joker’in tutuklanmasının ardından terfi alınca Joker’in alkışladığı sahneyi hepimiz hatırlarız...
    Herkes bunu sarkastik bir hareket olarak görse de aslında Joker oldukça içten bir şekilde alkışlıyordu.

    Çünkü yaşananlar onun planının bir parçasıydı. Sonunda gerçek anlamda temiz ve tarafsız biri yetki sahibi olmuştu.
    Üçüncü adım: Gotham’ın asıl belasından kurtulmak!

    Üçüncü adım: Gotham’ın asıl belasından kurtulmak!
    Joker, Batman’i kişisel olarak takdir etse de, adaletin tek bir adamın ellerine bırakılması fikrine şiddetle karşı çıkıyordu. Bu yüzden Batman’in Gotham için büyük bir bela olduğunu düşündü.
    Batman’i ortadan kaldırmak onu yalnızca idealize olmuş ölümsüz bir kahraman haline getirecek ve yerininin er ya da geç bir başkası tarafından doldurulmasına sebep olacaktı.

    Zaten hali hazırda şehirde bir sürü Batman kopyası vardı.
    Bu yüzden Joker direksiyonu Harvey’e kırdı.

    Filmde Joker’in adamları Harvey ve Rachel’ı kaçırmıştı. Batman’e yanlış adres veren Joker, Rachel’ın ölümüne, Harvey’ninse ağır derecede yaralanarak akıl sağlığını kaybetmesine sebep oldu.
    Neredeyse deliren ve Joker tarafından hastanede iyice kızıştırılan Harvey, nihai olarak gözü dönmüş bir suçlu oldu ve Batman tarafından ortadan kaldırılması gereken bir hedef haline geldi.

    Herkesin Gotham’ın beyaz şövalyesi olarak tanıdığı Harvey Dent’in ölümünden sorumlu olmak, Batman’in tüm saygınlığını ve itibarini ortadan kaldıracaktı.
    Öyle de oldu. Batman bir suçlu olarak damgalanınca kaçtı ve inzivaya çekildi.

    İşte bu kadar!
    Böyle düşününce oldukça mantıklı geliyor öyle değil mi?

    Tabii neticede bu yalnızca bir teori ve hikayeye getirilmiş farklı bir bakış açısını barındırıyor. Filmin yaratıcılarının aslında böyle bir niyetle filmi kaleme aldığına dair bir iddia ya da kanıt elbette mevcut değil.

    Alıntıdır.
  • Enver düzenli yetişmemiştir. Alay, liva, tümen gibi birliklere sıra ile kumanda etmemiştir. Makedonya’da çete kovalamış. Trablus’ta çete başlığı yapmış ve Balkan Harbinde Bolayır’da birdenbire bir kolorduyu karaya çıkarmak istemiş ve bozulmuştu. Harpte de bir orduya kumanda etmeye kalkarak Sarıkamış bozgununa uğrayacaktı.

    Mustafa Kemal bana demişti ki: “Bu yetişmezlik yüzünden de emir verirken, verdiği emirlerin yapılabilîp yapılamayacağını bilemezdi.”
    Falih Rıfkı Atay
    Sayfa 83 - Pozitif Yayınları, 1.Baskı, Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay 1894-1971
  • 1911’de Bingazi Savaşı’nda bulunan bir Fransız muhabiri Enver’le Mustafa Kemal arasında şu kıyaslamayı yapmıştır:

    “Enver büyük planlardan, büyük fikirlerden çabuk umutlanır, canlanırdı. Teferruatla uğraşmazdı.

    Mustafa Kemal realistti. Parlak projeler, göz kamaştırıcı her şey onda bir güvensizlik yaratırdı. Büyük fikirler onu büyülemezdi. Onun amaçları sınırlıydı. İnce hesap ve uzun yargılamadan sonra karar verirdi. “Takribî ” ve “umumi” ile yetinmez, sağlam esaslar ve rakam isterdi.
    Falih Rıfkı Atay
    Sayfa 79 - Enver v Mustafa Kemal;
  • Mustafa Kemal 25/26 Nisan 328 tarihi ile ve Derne Osmanı kuvvetleri komutanı imzası ile yazdığı bir mektupta der ki:

    “Bilirsin, ben askerliğin her şeyden fazla sanatkârlığını severim. Burada sanatın bütün gereklerini uygulayacak kadar zaman ve bu zamanla edinilebilecek vasıtalar olursa, işte o vakit milletin istediği hizmeti yapmış olacağız.

    Hayatımın bugününe kadar orduya faydalı bir kimse olmaktan başka vicdanımda bir emel beslemedim. Çünkü vatanı korumak ve milleti mesut etmek için, her şeyden Önce ordumuzun eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha göstermek lâzım olduğuna çoktan inanmışımdır. Bu inanç yüzünden, ihtimal, ifratçı görünmüşümdür. Fakat zaman saf ve temiz kafalardan çıkan hakikatleri -kabul edilmese de- bir gün uygulandırır.

    Bu gece Derne kuvvetlerimizin bütün kumandanları ve subayları ile bir akşam eğlencesi tertip etmiştik. Mektubumu çadırıma dönüşümde yazıyorum. Bu güzel kalpli, kahraman bakışlı arkadaşlarımın, bu küçük rütbeli, fakat düşmanı titreten büyük kumandanların gözlerinde vatan için ölmek aşkını okuyorum, İçimde büyük bir sevinç ve gurur ile kendilerine;

    “Vatan mutlak selâmet bulacak, millet mutlak mesut olacaktır. Çünkü kendi selâmetini, kendi saadetini, memleketin ve milletin selâmeti için feda edebilen vatan evlâtları çoktur,” derim.
    Falih Rıfkı Atay
    Sayfa 79 - Pozitif Yayınları, 1.Baskı, Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay 1894-1971
  • Rauf Orbay;

    "—Hiç birimiz olmasaydık, Kurtuluş Savaşı’nı Atatürk gene başarırdı. Ama o olmasaydı hiç birimiz onun yaptığını yapamazdık."
    Falih Rıfkı Atay
    Sayfa 76 - Pozitif Yayınları, 1.Baskı, Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay 1894-1971
  • Murat Ç tekrar paylaştı.
    Hepsi inkılâp uğruna ölmekten söz ederken Mustafa Kemal:

    —Mesele ölmekte değil, ölmeden idealimizi gerçekleştirmektedir, diyordu.
    Falih Rıfkı Atay
    Sayfa 49 - Pozitif Yayınları, 1.Baskı, Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay 1894-1971
  • Murat Ç tekrar paylaştı.
    Atatürk ..
    "...Ankara’da Bulgar Kooperatif Tiyatrosu’nun oyuncularıyla sohbet ederken, “gençliğimi bıraktım Sofya’da”dedi... “Bir kız sevdim ama, bana vermediler...”

    İşte Yılmaz Özdil'in kaleminden o büyük aşkın hikayesi...

    Zımba gibi delikanlı.

    Sofya’da o sırada.

    Görev icabı.

    Henüz yeni taşınmış, pek arkadaşı yok, Bulgaria pastanesine tek başına oturuyor, etrafı tanımaya çalışıyor, akşamları operaya filan gidiyordu.

    Gene böyle bir şubat günü...

    Şehir Kulübü’ne davet edildi. İşte orada tanıştılar. Adı, Dimitrina’ydı. Kısaca, Miti diyorlardı. Çok güzeldi. İsviçre’de müzik eğitimi görmüştü, üç lisan biliyordu. Sosyetenin en gözde bekârıydı. E fonda da Mavi Tuna valsi çalıyordu.

    Bizimki hiç tereddüt etmedi, salonu ortadan kılıçla ikiye böler gibi yürüdü, yanına gitti, 'bu dansı bana lütfeder misiniz?' dedi. Şimşekler çakan kıskanç bakışlar eşliğinde, piste çıktılar. Herkes mırıl mırıl onlar hakkında konuşuyor, onlar ise hiç konuşmuyor, birbirlerine gülümseyen gözlerle bakarak, dans ediyorlardı. İlk görüşte aşk derler ya, öyle olmuştu.

    Ertesi gün... Bizzat Miti’nin annesi tarafından, evlerine, çaya davet edildi bizimki...

    Bu davet, gençlerin görüşmesine resmi izin manasına geliyordu. Buluşmaya başladılar. Borisova parkında dolaşıyorlar, buz pateni yapıyorlar, tiyatroya gidiyorlardı.

    Önce dedikodular başladı, sonra tatsızlıklar... Çünkü, Miti’nin babası Bulgar Çarı’nın has adamlarındandı, savaş kahramanı generaldi, savunma bakanlığı da yapmıştı. Böyle bir adamın kızıyla, bir Türk, olacak iş değildi. Bizimkinin ise, umurunda bile değildi. Askeri Kulüp’te tertiplenen baloda denk getirdi, inadına, Çar’ın önünde dans etti Miti’yle...

    Ele güne meydan okudu.

    Hemen ardından da, evlenelim dedi. Miti düşünmedi bile, evet dedi. Gel gör ki, iki gönül bir olmuştu ama, general seyran olmamıştı. Mahalle baskısı, dayanılacak gibi değildi.

    Aldı bizimkini karşısına, 'bu evlilik mümkün değil, bundan sonra kızımla görüşmezseniz iyi olur' dedi. Dünya, bizimkinin başına yıkıldı. Haftası geçmeden, Miti’yi apar topar bir başkasıyla, bir mühendisle nişanladılar. Bizimki nişanı duydu, daha fena yıkıldı. Zaten görev süresi de bitmişti, o öfkeyle topladı bavulları, İstanbul’a döndü. Halbuki, nişan mişan yoktu. Miti bir başkasıyla evlenmeyi reddetmiş, parmağına zorla takılan yüzüğü fırlatıp atmıştı.

    Maalesef, bizimkinin bundan haberi yoktu.

    Ömrü boyunca yaptığı...
    Tek hataydı.

    Kızı alıp, gitmeliydi.
    Yapamadı.

    Miti’den sonra, hayatına 19 kadın daha girdi. Nafile.
    Asla mutlu olamadı. Asla.
    Unutamadı. Hatta, seneler sonra, Ankara’da Bulgar Kooperatif Tiyatrosu’nun oyuncularıyla sohbet ederken, “gençliğimi bıraktım Sofya’da” dedi...
    “Bir kız sevdim ama, bana vermediler...”

    MUSTAFA KEMAL'E KAVUŞUYORUM

    Miti desen...

    18 yaşındaydı, 30 yaşına kadar bekledi. Ha bugün bir mektup gelir, ha yarın kendisi çıkagelir, bekledi, evlenmedi. Maalesef gelmedi. Ailesinin artık yeter baskısıyla, bir avukatla evlenmeyi kabul etti. Saygılı ama, sevgisiz bir evlilikti. İki kızı oldu. Kalbindeki boşluğu evlatlarıyla doldurmaya gayret etti. Taa ki, 1966’nın 7 Ağustos gecesine kadar... Ağır hastaydı, zor konuşuyordu, başında bekleyen kız kardeşi Olga’ya mırıldandı.

    “Biliyor musun” dedi, “rüyamda onu gördüm, galiba nihayet Mustafa Kemal’e kavuşuyorum...”
Baylar! Her şeyi kontrolünüz altında tutma gibi bir Ruh hastalığınız olmasın!
Baylar! Bedenlerinizi, Ruhunuzun özgür kanatlarına bırakın!
Ve Baylar.. La Casa de Papel!

Ve Unutmayın!

[A'nı Yaşayın,Bugünü Dünde Aramayın,Yarına Bırakmayın]
1049 okur puanı
01 Tem 2017 tarihinde katıldı.

Şu anda okudukları 21 kitap

  • Siperlerdeydik (1914-1918)
  • Merdivenler Kenti
  • O
  • Alice Harikalar Diyarında
  • Watchmen
  • Şeytanın Kitabı
  • Hobbit Özel Baskı
  • Adam Gibi Adam Diyor Ki...
  • Bir Acıya Kiracı
  • Karamazov Kardeşler
  • Çankaya
  • Bütün Şiirleri
  • İkinci El Zaman
  • Dava
  • İnsanca, Pek İnsanca 1. Kitap
  • Ben Yüksel Mert Atatürk'ten Özür Diliyorum
  • Dahi Kurtarıcı
  • Naziler ve Atatürk
  • Hitler Kitabı
  • Adam
  • Elon Musk

Okuduğu kitaplar 131 kitap

  • Tarih ve Ütopya
  • Tolstoy'dan Anılar
  • Hayatın Anlamı
  • Kierkegaard'dan Hayat Dersleri
  • Sosyalist Gözle Sanat ve Toplum
  • Öfke
  • Göğü Delen Adam
  • Diri Gömülen
  • Knulp
  • Tuhaf Dergi - Sayı 16

Okuyacağı kitaplar 31 kitap

  • Dahi Diktatör
  • Savoy Otel
  • Dövüş Kulübü 2 - Sayı 7
  • Yüzyıllık Yalnızlık
  • Kaputt
  • Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi
  • Bob Dylan - Highway 61 Revisited
  • Pazar Konuşmaları
  • Batış Yılları
  • Drina Köprüsü

Kütüphanesindekiler 702 kitap

  • Karlsbad'da Geçen Günlerim
  • Arıburnu Muharebeleri Raporu
  • Hatıra Notları 1916
  • Çankaya
  • Dünya Basınında Atatürk
  • İyi Vatandaş İyi İnsan
  • Hasan Ali Yücel ve Türk Aydınlanması
  • Dahi Diktatör
  • Mustafa Kemal'in Uçakları
  • Atatürk'ün Yaveri Cevat Abbas Gürer

Beğendiği kitaplar 145 kitap

  • Tarih ve Ütopya
  • Tolstoy'dan Anılar
  • Hayatın Anlamı
  • Kierkegaard'dan Hayat Dersleri
  • Sosyalist Gözle Sanat ve Toplum
  • Babanız Atatürk
  • Zeytindağı
  • Öfke
  • Göğü Delen Adam
  • Diri Gömülen

Beğendiği yazarlar 34 kitap

  • Soren Kierkegaard
  • Mustafa Kemal Atatürk
  • Falih Rıfkı Atay
  • Thomas More
  • Anton Çehov
  • William Shakespeare
  • Thomas Keneally
  • Grigory Petrov
  • Charles Dickens
  • Karl Ove Knausgaard