Hans Fallada

Hans Fallada

8.5/10
19 Kişi
·
40
Okunma
·
8
Beğeni
·
1.036
Gösterim
Adı:
Hans Fallada
Unvan:
Alman Yazar
Doğum:
Greiswald, 21 Temmuz 1893
Ölüm:
Berlin, 5 Şubat 1947
Asıl adı Rudolf Wilhelm Friedrich Ditzen olan Hans Fallada bir hukukçunun oğlu olarak dünyaya geldi. Babası evde çoğu zaman çocuklarına yüksek sesle Shakespeare ve Schiller okurdu. 1899 yılında babasının görevi nedeniyle Berlin’e taşındılar ve 1901 yılında burada okula başladı. Babasının Anayasa Mahkemesi’ne atanması sonucu aile 1909 yılında Leipzig’e taşınır. 1911 yılında burada bir düelloda arkadaşını öldürür, tutuklanarak psikiyatri tedavisi görür. Bu olaydan sonra yaşamı boyunca uyuşturucu sorunuyla uğraşır. 1914 yılında gönüllü olarak orduya yazılır fakat kısa bir süre sonra terhis edilir. Bundan sonra yaşam mücadelesi onu tezgâhtarlık, satıcılık, muhasebecilik, patates yetiştiriciliği gibi çeşitli işlerde çalışmak zorunda bıraktı.


1920 yılında özyaşamöyküsel özellikler taşıyan ilk romanı Der junge Goedeschal’ı (Genç Goedeschal) yayımlandı. 1923 yılında Anton und Gerda(Anton ve Gerda) adlı ikinci romanını tamamladı. Bu sırada uyuşturucu sorunu yüzünden zimmetine para geçirdiği için 3 ay hapis yattı. Daha sonra aynı sorunlar devam etti. 1929 yılı Fallada için büyük değişimlerin yaşandığı bir yıl oldu. O yıl Anna Margarete Issel’le evlendi ve bir yerel gazetede çalışmaya başladı. 1931 yılında Bauern, Bonzen und Bomben (Köylüler, Kodamanlar ve Bombalar) kitabı yayımlandı. Daha sonrada 1932’de onun dünya çapında tanınmasını sağlayan romanı Kleiner Mann, was nun? (Küçük Adam Ne Oldu Sana?) yayımlandı. Roman ekonominin çöküşüyle Almanya'da yaşanan büyük enflasyon sonucu yoksulluğun, işsizliğin arttığı, sol düşüncenin yaygınlaştığı, Spartakist tepkilerin çatışmalara yol açtığı, buna karşın Nazi rejiminin güçlenmeye başladığı bir ortamda geçiyordu. Roman o kadar beğenildi ki 1934 yılında Frank Borzage yönetmenliğinde Universal Pictures tarafında sinemaya aktarıldı. Bunun sonucunda Nazi karşıtı faaliyetleri suçlamasıyla kısa bir süre hapsedildi, sorgulandı fakat serbest bırakıldı.


Naziler’in iktidarda olduğu bu yıllarda Fallada romanlarına devam etti. 1934’te Wer einmal aus dem Blechnapf frißt (Karavanasından Bir Kez Yiyen) ve Wir hatten mal ein Kind (Bir Zamanlar Çocuğumuz Vardı), 1935’te Das Märchen vom Stadtschreiber, der aufs Land flog (Yaşlı bir Yüreğin Yolcuğu), 1937’de Wolf unter Wolfen (Kurtlar Arasındaki Kurt), 1938’de Der Eiserne Gustav (Demir Gustav), 1940’ta Der Mann ungeliebte(Sevilmeyen Adam), 1943’te Ein Mann will hinauf’ı (Bir Adam Yukarı Çıkacak) yazdı. Fallada bu dönemde Naziler’den baskı görmesine rağmen Almanya’yı terk etmeyecek kadar yurdunu seviyordu. Bir süredir alkol kullanmaya da başlamıştı. 1944 yılında üç çocuk sahibi olduğu eşi Anna Issel’in kafasına silahla vurduğu için 4 ay hapiste kaldı ve boşandı. Bu sıkıntılı günlerde Naziler’in Yahudi karşıtı roman siparişine karşılık yazdığı özyaşamöyküsel romanı Der Trinker’i (Ayyaş) 1944 yılında bitirdiğinde savaşın sonu gelmişti ve Naziler yeniliyordu. Romandaki boşluklar ölümünden sonra dolduruldu ve kitap 1950 yılında yayımlandı.

Savaştan sonra 1 Şubat 1945’te 24 yaşındaki Ursula Losch ile evlendi ve Kızıl Ordu Feldberg’e girince bir süreliğine belediye başkanlığı yaptı. Sonrasında istifa etti ve Berlin’e yerleşti. Alkol ve uyuşturucu sorunları onu gittikçe yıpratıyordu. 1946’da yazdığı son romanı Jeder stirbt für sich allein (Herkes Tek Başına Ölür) yayımlandığında kısa sürede tükendi fakat ikinci baskısını göremeden 5 Şubat 1947’de uyuşturucuya bağlı olarak kalp yetmezliğinden Berlin’de öldü.

Küçük insanların avukatı sayılan Hans Fallada romanlarına kahraman olarak, çeşitli işlerde çalıştığı sırada tanıdığı halktan gelme kişileri seçti, yapıtlarında insanların yaşamını kimi zaman gerçekçi kimi zaman da mizahî bir dille yansıttı. Hans Fallada’nın yapıtlarının bir kısmı ölümünden sonra yayımlanabilmiştir. Bazıları da sinemaya uyarlanmıştır. Son olarak Herkes Tek Başına Ölür adlı romanı bazı elyazmalarının bulunmasıyla 2010’da yeni bir düzenlemeyle basılmıştır. 1981 yılından beri yazarın anısını yaşatmak için Neumünster kentinde Hans Fallada Ödülü verilmektedir.
"Yapacak bir şey yok. Sadece bir insanı kurtarmayı istemek yeterli degildir. Onun da kurtarılmayı istemesi gerekir."
“İnsan böyledir. Hiçbir şeyden ders almaz. Hep aynı budalalıkları yapar durur.”
Evet, tabutlar! Eskiden bomba sandıkları yapan atölye şimdi sadece en ucuz ve ince ıskarta tahtadan, karaya yakın bir kahverengiye boyanan tabutlarla uğraşıyordu. Her hafta binlerce, her ay on binlerce tabut fabrikayı terk etmeye başlamıştı.
İnsan herşeye alışıyor ; korkarım en çabuk alıştığı şey de aşağılık bir durumda yaşamasıdır.
Birazcık sevinç,umut gelmişti içime,tek başıma olmakla rahat edeceğim, kendi kendime yeteceğim duygusu vardı.
İnsan kötü olabilir, ama içinde hala yaşama gücünü taşıyorsa,varsın kötü olsun, aydınlığa çıkma umudumuz olmadan,hergün biraz daha pisliğe bakarak yaşamaktan, kapalı, sefil varoluştan daha iyidir.
Hayattaki yerimi ve anlamımı kesinlikle yitirmiştim.Bir yenisini aramak ya da yitirileni yeniden elde etmek için didinecek gücü bulamıyordum kendimde. Ne yapabilirdim başka? Hala niçin yaşıyordum?
Sadece isminden dolayı merak ettiğim bir kitaptı, ama iyi ki alıp okumuşum diyorum şuan, sade ve akıcı bir kitap. Alkolik bir insanı onun düşünce şeklini,başına gelen olumsuzlukları anlatan bir eser.Alkol kullanan herkesin yaşadığı bir durum kitapta da çok güzel anlatılmış sarhoşken mantıksız şeylerin çok akıllıca görülmesi, bunun yanın da toplumdan dışlanan, kişilerin dünyasında bir yolculuğa çıkartıyor yazar bizi. Kitabın kahramanı Erwin alkol kullandığı için mi toplumun dışına itiliyor, yoksa toplumun dışında olduğu için mi alkolik oluyor bunun net bir cevabı yok. Okuma listenizde bulunması gereken bir eser...
Tam bir hafta önce başladığım kitabımı zevkle bitirmiş bulunmaktayım. Yorumuma başlamadan önce kitabın ne kadar akıcı ve kolay okunabilecek bir kitap olduğunu söylemek istiyorum ve gerçekten tavsiye ediyorum. Kitap 2. Dünya Savaşı olayı etrafında geçiyor.Ayrıca bu kitabın orjinal metni 2011'de bir arşivde bulunmuş (1946'da yazılmış bir kitap). Sebebi ise kitabın o dönemki yayınevi tarafından bazı ''sakıncalı'' bölümlerin kitaptan çıkarılması. Ve buna rağmen yayınlandıktan kısa bir süre sonra yasaklanan kitaplar arasında yer alıyor. Kitabın 2. Dünya Savaşı döneminde geçtiğini söylemiştim. Oğlu cephede olan Otto ve Anna Quangel çiftine bir gün oğullarının öldüğü haberi gelir. İşte o an onlar için bir kırılma noktası olmuştur. Karısı Anna Aysel bu haber ardından kocasına ''Sen ve Führer'in sebeb oldu.'' der. Ve böylece kitap başlar. Bugüne kadar Hitler rejimini desteklemiş bu iki yaşlı insan artık ''uyanmıştır'' çok geç olsa da. Oğulları Hitler yüzünden ölmüştür. Kocasını karısının bu söyledikleri çok etkiler ve günlerce kafasının içindedir bir marangoz ustabaşısı olan Otto Quangel'in. Ve karar verirler artık destekçisi olmayacaklardır bu acımasız faşizmin. Her hafta posta kartlarına çeşitli cümleler yazıp apartmanlara gizlice atarlar. Bu arada da bir çok farklı yan karakterin yaşamları da anlatılır çok güzel bir şekilde. Evi yağmalanmak istenen zavallı Yahudi Rosenthal,ispiyoncu Borkhausen , postacı Eva Kluge, ölen oğullarının sevgilisi Trudel... Beni en çok etkileyen ne olursa olsun hiç korkmaları, birbirlerine destek olmaları, hücreye atıldıkları dönemde ayrılmak zorunda kalsalar bile mahkemeye boyun eğmemeleri... Ve en son İdam edilirken yine hiç korkmadan idam edilmeleri... Çok dolu dolu bir kitap bir çok hayatın çok güzel bir şekilde anlatıldığı unutulmuş bir klasik eser... İyi ki de kitapçıda gördüğümde aklıma kazımış ve en sonunda alıp vakit kaybetmeden okumuşum... Bana gerçekten çok güzel duygular katan bir kitap oldu herkese tavsiye ediyorum iyi akşamlar...
Jörg Fauser'in tek kitabı Hammadde'nin bitiminde kitapta bulunan yazarın 2004'te yaptığı söyleşisinde tanıştım Hans Fallada ismiyle. Fauser'in kitabını beğendikten sonra bu yazarı da merak etmiştim. Nihayet bu çarpıcı romanı okuyabildim...
"Fallada yaşananları böylesi gerçekçi, böylesi sahici ve hayata yakın aktarabildiği için övgülerin en büyüğünü hak ediyor." demiş Hermann Hesse. Kitabın içine girdiğim andan itibaren kesinlikle katıldığım, net bir ifade. Nazi Almanyasının zorbalığını müthiş bir şekilde aktarıldığı bu kitapta Quangel çiftinin çektikleri acıdan doğan başkaldırıları müthiş bir hikayeyle anlatılmış. İnsanlardaki bastırılmışlık, adeta makineleşme ve yüzlerindeki o muazzam korku. Gerçekten çok güzel işlenmiş bir roman. Bu kitabın daha fazla okunmasını dilerim. İyi okumalar.
Hans Fallada'nın son kitabını da okudum. Yine harika bir kitap ortaya çıkarmış. Yine Almanya'da geçen 2.Dünya savaşına kadar uzanan bir hayat hikayesi anlatılıyor.  Hitler'in iktidara gelmesine katkıda bulunan I. Dünya Savaşı'ndan sonraki ekonomik felaketin ortasında bütünlük ve hayatta kalma mücadelesine tanıklık ediyorsunuz. Hans Fallada öyle ince işlemiş ki kitabı, birden fazla hikayeyi çok güzel bir araya getiriyor. Bu kitabın epik doğasını tanımlamak zor. Öyle bir Devalüasyon varki, günün başında çalışmayı kabul ettiğiniz ücret ne olursa olsun günün sonun da süt alamayacak kadar değerini yitirebiliyor aldığınız ücret. İlk kitap 1937'de yayınlanmış, 1920'lerde Almanya'da ortaya çıkan "Yeni Nesnellik" hareketinin sembolüdür. 1222 Sayfa olması gözünüzü kesinlikle korkutmasın, çok güzel bir kitap kesinlikle tavsiye ederim.
#kitapyorum
#küçükadamneoldusana

Kitap genç bir çiftin ve yeni doğan oğulları ile birlikte, zorluklar içerisin de geçen hayatlarını ve köleliği andıran bürokratik bir sistemde yaşamalarını anlatan 1932'de Hitler'in iktidara gelmesinden bir yıl önce yayınlanan oldukça gerçekçi bir romandır. Fallada, işsizliğin ailesel olarak acil durumuna karşı bir çözüm önermiyor ancak romanlarında sıklıkla yaptığı gibi, okuyucuyu umut ışığı altında bırakıyor. Kitapta yer alan olayların çoğu, günümüzde yaşananlara çok benziyor - çalışanları, kötüye kullanan işverenler ve mevcut ekonomi için mantıksız performans standartları yaratmak. Bu kitabı çoğunlukla roman yerine tarihi bir belge olarak okudum. Sanırım, Nazilerin iktidara gelmesinin kesin mekanizmalarını asla anlayamayacağım.Büyük Depresyon'un etkisi Almanya'da dramatik oldu: 1932 yılının ortalarına kadar işsizlik 1,4 milyondan 6 milyona (ya da işgücünün% 42'sine) yükselmişti ve sosyal önlemler etkisiz kaldı. Fallada'nın bir başka üzücü ama harika kitabını kesinlikle öneririm.
Ayyaş hızlı akıcı, kitabın kahramanının duygularına eşlik ettiren, öfkelendiren, sorular sorduran, etkileyici bir roman. Kitabı okurken sinir krizleri geçirdim. Kitabın kahramanı ile kitabın yazarının alkol bağımlılığı, hastane, hapishane süreçlerinin benzer olduklarını göreceksiniz. Harika bir yaşam ve hazin bir son. İlk başlar da her şeyi olan bir adam sonrasın da hiç bir şeyi olmayan bir adam. Kitabı okuduğunuz da ne demek istediğimi anlayacaksınız. Kesinlikle yine önereceğim harika bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hans Fallada
Unvan:
Alman Yazar
Doğum:
Greiswald, 21 Temmuz 1893
Ölüm:
Berlin, 5 Şubat 1947
Asıl adı Rudolf Wilhelm Friedrich Ditzen olan Hans Fallada bir hukukçunun oğlu olarak dünyaya geldi. Babası evde çoğu zaman çocuklarına yüksek sesle Shakespeare ve Schiller okurdu. 1899 yılında babasının görevi nedeniyle Berlin’e taşındılar ve 1901 yılında burada okula başladı. Babasının Anayasa Mahkemesi’ne atanması sonucu aile 1909 yılında Leipzig’e taşınır. 1911 yılında burada bir düelloda arkadaşını öldürür, tutuklanarak psikiyatri tedavisi görür. Bu olaydan sonra yaşamı boyunca uyuşturucu sorunuyla uğraşır. 1914 yılında gönüllü olarak orduya yazılır fakat kısa bir süre sonra terhis edilir. Bundan sonra yaşam mücadelesi onu tezgâhtarlık, satıcılık, muhasebecilik, patates yetiştiriciliği gibi çeşitli işlerde çalışmak zorunda bıraktı.


1920 yılında özyaşamöyküsel özellikler taşıyan ilk romanı Der junge Goedeschal’ı (Genç Goedeschal) yayımlandı. 1923 yılında Anton und Gerda(Anton ve Gerda) adlı ikinci romanını tamamladı. Bu sırada uyuşturucu sorunu yüzünden zimmetine para geçirdiği için 3 ay hapis yattı. Daha sonra aynı sorunlar devam etti. 1929 yılı Fallada için büyük değişimlerin yaşandığı bir yıl oldu. O yıl Anna Margarete Issel’le evlendi ve bir yerel gazetede çalışmaya başladı. 1931 yılında Bauern, Bonzen und Bomben (Köylüler, Kodamanlar ve Bombalar) kitabı yayımlandı. Daha sonrada 1932’de onun dünya çapında tanınmasını sağlayan romanı Kleiner Mann, was nun? (Küçük Adam Ne Oldu Sana?) yayımlandı. Roman ekonominin çöküşüyle Almanya'da yaşanan büyük enflasyon sonucu yoksulluğun, işsizliğin arttığı, sol düşüncenin yaygınlaştığı, Spartakist tepkilerin çatışmalara yol açtığı, buna karşın Nazi rejiminin güçlenmeye başladığı bir ortamda geçiyordu. Roman o kadar beğenildi ki 1934 yılında Frank Borzage yönetmenliğinde Universal Pictures tarafında sinemaya aktarıldı. Bunun sonucunda Nazi karşıtı faaliyetleri suçlamasıyla kısa bir süre hapsedildi, sorgulandı fakat serbest bırakıldı.


Naziler’in iktidarda olduğu bu yıllarda Fallada romanlarına devam etti. 1934’te Wer einmal aus dem Blechnapf frißt (Karavanasından Bir Kez Yiyen) ve Wir hatten mal ein Kind (Bir Zamanlar Çocuğumuz Vardı), 1935’te Das Märchen vom Stadtschreiber, der aufs Land flog (Yaşlı bir Yüreğin Yolcuğu), 1937’de Wolf unter Wolfen (Kurtlar Arasındaki Kurt), 1938’de Der Eiserne Gustav (Demir Gustav), 1940’ta Der Mann ungeliebte(Sevilmeyen Adam), 1943’te Ein Mann will hinauf’ı (Bir Adam Yukarı Çıkacak) yazdı. Fallada bu dönemde Naziler’den baskı görmesine rağmen Almanya’yı terk etmeyecek kadar yurdunu seviyordu. Bir süredir alkol kullanmaya da başlamıştı. 1944 yılında üç çocuk sahibi olduğu eşi Anna Issel’in kafasına silahla vurduğu için 4 ay hapiste kaldı ve boşandı. Bu sıkıntılı günlerde Naziler’in Yahudi karşıtı roman siparişine karşılık yazdığı özyaşamöyküsel romanı Der Trinker’i (Ayyaş) 1944 yılında bitirdiğinde savaşın sonu gelmişti ve Naziler yeniliyordu. Romandaki boşluklar ölümünden sonra dolduruldu ve kitap 1950 yılında yayımlandı.

Savaştan sonra 1 Şubat 1945’te 24 yaşındaki Ursula Losch ile evlendi ve Kızıl Ordu Feldberg’e girince bir süreliğine belediye başkanlığı yaptı. Sonrasında istifa etti ve Berlin’e yerleşti. Alkol ve uyuşturucu sorunları onu gittikçe yıpratıyordu. 1946’da yazdığı son romanı Jeder stirbt für sich allein (Herkes Tek Başına Ölür) yayımlandığında kısa sürede tükendi fakat ikinci baskısını göremeden 5 Şubat 1947’de uyuşturucuya bağlı olarak kalp yetmezliğinden Berlin’de öldü.

Küçük insanların avukatı sayılan Hans Fallada romanlarına kahraman olarak, çeşitli işlerde çalıştığı sırada tanıdığı halktan gelme kişileri seçti, yapıtlarında insanların yaşamını kimi zaman gerçekçi kimi zaman da mizahî bir dille yansıttı. Hans Fallada’nın yapıtlarının bir kısmı ölümünden sonra yayımlanabilmiştir. Bazıları da sinemaya uyarlanmıştır. Son olarak Herkes Tek Başına Ölür adlı romanı bazı elyazmalarının bulunmasıyla 2010’da yeni bir düzenlemeyle basılmıştır. 1981 yılından beri yazarın anısını yaşatmak için Neumünster kentinde Hans Fallada Ödülü verilmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 40 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 98 okur okuyacak.