“Bu dünya bir cehennem gibiydi ve cehennem ruhumun bir parçasıydı.”
M. P. Shiel’in Mor Bulut kitabı 1901 yılında yayımlandı. Kitabın yayımlandığı döneme baktığımızda, benzer temaları işleyen pek az örnekle karşılaşıyoruz. Sayıca az da olsalar, kıyamet-sonrası dünyayı konu edinen birkaç önemli kitap bu tarihten önce yayımlanmış durumda. Her birini okumuş olmasam da içerikleri itibarıyla bu kitapların benzer temalara odaklandıkları görülüyor.
Mary Shelley – The Last Man (1826)
Richard Jefferies – After London; or, Wild England (1885)
W. H. Hudson – A Crystal Age (1887)
Camille Flammarion – La Fin du Monde (1893)
Bu kitaplar arasında Mor Bulut’a en yakın olanı, hiç kuşkusuz Mary Shelley’nin The Last Man adlı eseri. İçerdiği kıyamet sonrası atmosfer, insanlığın büyük bir felaketle yüzleşmesi ve bireysel yalnızlık temaları açısından Shiel’in kitabıyla dikkat çekici benzerlikler taşıyor. Hatta yaptığım detaylı araştırmalarda, Shiel’in bu eserden etkilenmiş olabileceğine dair çok sayıda yazıya rastladım. (The Last Man’in ilk 10 bölümünü Google Kitaplar üzerinden çevrimiçi olarak okuyabilirsiniz.)
Mor Bulut, kıyamet-sonrası (post-apokaliptik) dünyayı erken dönemde işleyen nadir kitaplardan. Kitabın İlk 100 sayfası merak uyandırıcı, sonraki 100 sayfası konunun gelişimi için tempoyu biraz düşürerek ilerliyor. 200’den sonra ise mistik, hayalci ve hatta delice monologlara dönüşüyor. Bu kısımlarda biraz tempo problemi ortaya çıkıyor.
Jorge Luis Borges, bu kitabı “20. yüzyıl felsefi fantezilerinin habercisi” olarak övmüş, ama “dengesizliği”ne de dikkat çekmiş.
Kutuplara yolculukla başlayan ve dünyada tek kalan bir adamın kıyamet-sonrası yaşadıklarını okuyoruz, bazen çok detaylı bazen de yüzeysel. Tek başınıza kalmışsınız ve anlatacak çok şeyinizin olması gerekir, bunu