Murat Ç

İnsanın Zamansız Çaresizliği
8/10
·624 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2026 00:00
Kıyamet Kitabı, 2050'lerin Oxford'u ile 1348'de veba salgını altındaki İngiltere arasında gidip gelen bir roman. Kitabın konusu ilk bakışta bir zaman yolculuğu ve salgın hikâyesi gibi duruyor ama aslında insanın çaresizliğini anlatıyor. Gelecek de, geçmiş de aynı kırılganlıkta birleşiyor. 1348'e, vebanın başladığı ama kimsenin neyle karşı karşıya olduğunu bilmediği bir döneme gidiyoruz. Hastalık mı, Tanrı'nın gazabı mı, kader mi? Kimse bilmiyor. Bilgi yok, teşhis yok, çözüm yok. İnsanlar sadece anlamlandırmaya çalışıyor. Bu belirsizlik hissi romanın merkezinde duruyor. Ölümden çok, ne olduğunu bilememek ağır geliyor. Romanın 80'lerde yazılıp 90'ların başında yayımlanmış olması önemli. Çünkü Willis bugünden bakınca "öngörülü" gibi duran şeyler yapmıyor. Daha temel bir noktaya dokunuyor: İnsan, kriz anında ilerleyemiyor. Biz bunu yakın geçmişte yaşadığımız pandemiyle çok net gördük. Bilgi çağında bile söylentiler, yanlış kararlar, gecikmeler ve panik her şeyin önüne geçti. Kıyamet Kitabı bu yüzden eskimiş hissettirmiyor. Kitap Orta Çağ'ı romantize etmiyor. Ne kahramanlık var ne de nostaljik bir karanlık estetiği. Aksine, gündelik hayatın sıradanlığı içinde yavaş yavaş çöken bir felaket anlatılıyor. İnsanlar çalışıyor, dua ediyor, alışkanlıklarını sürdürüyor. Dünyalatı bir anda değişmiyor; ağır ağır dağılıyor. Bu da metni daha rahatsız edici kılıyor. Roman boyunca sık sık şu soru dolaşıyor: Tanrı susuyor mu, yoksa insanı mı cezalandırıyor? (Willis bu soruyu cevaplamakla ilgilenmiyor gibi dursa da ana karakterlerden Kirvin arada birkaç cevap veriyor.) Asıl mesele, cevap gelmediğinde insanın ne yaptığı. İnanç burada bir sığınak mı, yoksa çaresizliğin başka bir adı mı, buna okur karar veriyor. Kitabın en güçlü fikirlerinden biri, salgının hem geçmişte hem de gelecekte
Kıyamet KitabıConnie Willis · İthaki Yayınları · 2026204 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Osmanlı'da Doğaüstü Korku: Yaşayan Ölüler ve Vampir Miti
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2026 00:00
FOLKLOR, TARİH VE HALK İNANIŞLARI ÜZERİNDEN OSMANLI'DA VAMPİR KORKUSUNA BİR BAKIŞ Salim Fikret Kırgi'nin Osmanlı Vampirleri kitabı, başlığıyla ilk anda popüler kültür işi bir anlatı hissi verse de aslında oldukça ciddi ve farklı bir çalışma. Vampir figürünü gotik romanlardan ya da sinemadan bildiğimiz haliyle değil; Osmanlı toplumunun korkuları, halk inanışları ve dönemin zihniyeti üzerinden ele alıyor. Bu açıdan bakınca kitap, hem folklor hem de kültürel tarih tarafında ilginç bir yerde duruyor. Kitapta Evliya Çelebi'nin aktardığı vakalar, vampir fetvaları, yaşayan ölü anlatıları ve dönemin halk inanışları bir araya getirilmiş. Özellikle yaşayan ölü meselesinin sadece bir söylence olarak kalmayıp, zaman zaman dini ve hukuki tartışmalara konu olması okurken en çok dikkatimi çeken noktalardan biri oldu. Vampir fetvaları kısmı, Osmanlı toplumunda doğaüstü korkuların nasıl ele alındığını görmek açısından gerçekten ilginç bir okuma sunuyor. Evliya Çelebi Seyahatnamesi kitapta önemli bir yer tutuyor. On ciltlik dev eser sadece bir gezi anlatısı değil; 17. yüzyıl Osmanlı toplumunun gündelik hayatını, halk inanışlarını ve doğaüstü anlatılarını yansıtan büyük bir kültürel arşiv olarak ele alınıyor. Seyahatname'de geçen "obur" anlatıları ise modern vampir figürüne şaşırtıcı derecede yakın özellikler barındırıyor. Mezardan çıkan, insan kanıyla beslenen ve toplum içinde fark edilmeden yaşayan bu figürler, günümüz vampir anlatılarının folklorik köklerini görmek açısından oldukça dikkat çekici. Evliya Çelebi'nin anlattığı bazı doğaüstü sahneler beni şaşırttı. Özellikle gökyüzünde geçen fantastik savaşlar, gece savaşları ve vampir benzeri oburlar... Burada kısa bir es vereyim... Kitapta Carlo Ginzburg'un "Gece Savaşları" kavramına da değiniliyor. Pinhan'dan çıkan kitabını
Osmanlı VampirleriSalim Fikret Kırgi · İletişim Yayıncılık · 2018123 okunma
Uzayda: Sessizlik, Yalnızlık ve Anlam Arayışı
8/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2025 16. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2025 14:49
"Yörüngede", aceleye gelmeyecek, sindire sindire okunacak bir kitap. Her satırı insanı biraz daha yavaşlatıyor, uzayın sessizliğine kulak vermek gibi. Yalıtılmışlık hissi veren, sakince süzülen bir metin, tıpkı uzay boşluğunda ilerleyen bir araç gibi. (İncelemenin sonunda kitabı beğenmeyen ve henüz okumamış okura kısa bir not bıraktım.) Bu roman bir macera ya da aksiyon vaat etmiyor; bunun yerine düşüncelerin içsel akışına, anıların ve özlemlerin ağır ağır yüzeye çıkışına alan açıyor. Uzay istasyonunda geçen bir tek gün, karakterlerin bilinçlerinde yıllara, hayatlara, kayıplara uzanıyor. Zaman dilimi, insanlık, varoluş, zaman, ölüm ve gezegenin kırılganlığı üzerine yoğun bir içsel yolculukla dolu. Lirik anlatım; uzayın sessizliğini, istasyonun yalıtılmışlığını, astronotların hafiflik ve yalnızlık hissini neredeyse meditasyon gibi sunuyor. Büyük olaylar yok, heyecan yok, çatışma yok, koşuşturmaca yok. Küçük olayların, büyük anlamları var, derinlemesine düşüncelere dalan, sorgulayan, anlamlandırma ve anlam arayışı var. Harvey, bunu bilerek yapıyor, uzay temalı romanlardan beklenen ne varsa elinin tersiyle itiyor. Evinden uzak altı astronot... Bir metal parçasının içindeler. Ölümün kıyısında yaşıyorlar. Dünya altlarından geçiyor ama onlara ait değil. Yukarıdan bakıyorlar, tıpkı Tanrı gibi; hiçbir şeye müdahale edemiyorlar, sadece izliyor, gözlem yapıyor, fotoğraf çekebiliyorlar. Harvey'nin dili gösterişli değil; sade ama dikkatle işlenmiş, şiirsel bir yalınlık taşıyor. Anlatı, uzay istasyonunun sessiz koridorlarında yankılanan düşünceler gibi ritmini yavaşlatıyor, okuru da bu sessizlikte düşünmeye zorluyor. Okurdan sabır istiyor, karşılığını da veriyor. Yörüngede, anlam arayışının, hatıraların ve ölümün karşısındaki çaresizliğin incelikle işlendiği bir metin.
Edebiyat
YörüngedeSamantha Harvey · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025718 okunma
Bir Felaketin Güncesi: Son İnsan, İlk Günah
8/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2025 16:57
“Bu dünya bir cehennem gibiydi ve cehennem ruhumun bir parçasıydı.” M. P. Shiel’in Mor Bulut kitabı 1901 yılında yayımlandı. Kitabın yayımlandığı döneme baktığımızda, benzer temaları işleyen pek az örnekle karşılaşıyoruz. Sayıca az da olsalar, kıyamet-sonrası dünyayı konu edinen birkaç önemli kitap bu tarihten önce yayımlanmış durumda. Her birini okumuş olmasam da içerikleri itibarıyla bu kitapların benzer temalara odaklandıkları görülüyor. Mary Shelley – The Last Man (1826) Richard Jefferies – After London; or, Wild England (1885) W. H. Hudson – A Crystal Age (1887) Camille Flammarion – La Fin du Monde (1893) Bu kitaplar arasında Mor Bulut’a en yakın olanı, hiç kuşkusuz Mary Shelley’nin The Last Man adlı eseri. İçerdiği kıyamet sonrası atmosfer, insanlığın büyük bir felaketle yüzleşmesi ve bireysel yalnızlık temaları açısından Shiel’in kitabıyla dikkat çekici benzerlikler taşıyor. Hatta yaptığım detaylı araştırmalarda, Shiel’in bu eserden etkilenmiş olabileceğine dair çok sayıda yazıya rastladım. (The Last Man’in ilk 10 bölümünü Google Kitaplar üzerinden çevrimiçi olarak okuyabilirsiniz.) Mor Bulut, kıyamet-sonrası (post-apokaliptik) dünyayı erken dönemde işleyen nadir kitaplardan. Kitabın İlk 100 sayfası merak uyandırıcı, sonraki 100 sayfası konunun gelişimi için tempoyu biraz düşürerek ilerliyor. 200’den sonra ise mistik, hayalci ve hatta delice monologlara dönüşüyor. Bu kısımlarda biraz tempo problemi ortaya çıkıyor. Jorge Luis Borges, bu kitabı “20. yüzyıl felsefi fantezilerinin habercisi” olarak övmüş, ama “dengesizliği”ne de dikkat çekmiş. Kutuplara yolculukla başlayan ve dünyada tek kalan bir adamın kıyamet-sonrası yaşadıklarını okuyoruz, bazen çok detaylı bazen de yüzeysel. Tek başınıza kalmışsınız ve anlatacak çok şeyinizin olması gerekir, bunu
Edebiyat
Mor BulutM. P. Shiel · İthaki Yayınları · 202581 okunma
Yağmur, Edebiyat ve Sessizlik
9/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2025 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2025 16:24
“Hiçbir şey söylemek zorunda değilsin,” diyor, “bunu sakın unutma! İnsan çoğu zaman bir şey söylememek için bulunmaz bir fırsatı kaçırır ve tam da bu yüzden mahvolur.” İrlanda Defteri, huzur veren, düşündüren bir kitap. Okuma süresini bilerek uzatırken, neredeyse her bölümün sonunda kitabın kapağını kapatıp bir şeyler düşünürken buldum kendimi. Kitapta otuzdan fazla yazar bize eşlik ediyor. Bazı yazarlar bölümlerin ana konusu olurken bazıları ise satır aralarında karşımıza çıkıyor. Çevirisi yapılmış olsun ya da olmasın, bu kitaplar hakkında hem bilgi ediniyoruz hem de Meltem Gürle’nin anlatımıyla mest oluyoruz. Bu kitabı okuyan biri, James Joyce okumak için sabırsızlanacaktır. Joyce’u daha önce okumuş olanlarsa bilmedikleri belki de çok fazla şeyle karşılaşacaktır. Elbette Ulysses ve Finnegan Uyanması kolay okunması beklenmeyen kitaplar, ancak yine de okurun içinde okuma hevesi oluşacaktır. Bu kitaplara Dublinliler'de ekleniyor ve kitabın herhangi bir sayfasında bu eserlere konuk oluyoruz. Bazen roman karakterlerinin izini sürerken buluyoruz kendimizi. Kitapta geçen yerlere konuk oluyoruz, bitmeyen bir seyahat gibi. İrlanda hakkında birçok şey öğreniyoruz; bu tarz kitapların etkisini seviyorum. Yaşanmışlıklar üzerinden konuk olduğumuz onlarca hikâye bize sunuluyor. Hep söylerim ama çoğu insan bunun farkında değildir: çoğu insan günlük yaşamında sadece koşmaya programlanmış gibi yaşıyor. Belki ülkenin üzerimize çöken havası, belki dertler, belki de başka şeyler buna neden oluyordur. Ama insanlar birbiriyle konuşurken bile koşuyor; birbirlerini dinlemiyorlar. Bu kitap onlara da iyi gelecektir. Koşturmayı bırakıp biraz yavaş yürüdüklerinde, hayattan bir şey kaçırmadıklarını, hatta koştukları için birçok detayı kaçırdıklarını fark edeceklerdir. İrlanda edebiyatı
Edebiyat
İrlanda DefteriMeltem Gürle · Can Yayınları · 2025198 okunma