Kitap, “modern, Batılı ve ilerici" olarak tanımlayan, ancak içinde yaşadığı toplumun değerlerine yabancılaşmış olan "Beyaz Türkler" kesiminin yaşadığı hayal kırıklığını ve geri çekilme sürecini anlatıyor.
Yazar, Batı normlarını mutlak doğru kabul eden aydın kesimin, Anadolu insanını ve yerel dinamikleri anlamak yerine küçümsemesini eleştiriyor.
Ben bu kitabı okurken her sayfayı değiştirdiğimde günümüz dünyasındaki benzerlikleriyle çağrışım yaptığını gördüm. Bugün sadece Türkiye’de değil tüm Avrupa ve Doğu toplumlarında gördüğümüz “okumuş şehirli sınıf ile taşra arasındaki uçurum” kitabın ana noktası olduğunu düşünüyorum. Bence yazar, "küresel vatandaş" olma iddiasının yerel köklerden kopunca nasıl bir kimliksizliğe yol açtığını göstermeye çalışmış. Kitapta anlatılan dışlama ve birbirini anlamama hali, bugünün sosyal medyasındaki linç kültürüne ve herkesin kendi "yankı odasına" hapsolmasına çok benzer. Beyaz Türklerin kendi doğrularını tek gerçek sanıp diğerini "cahil" ilan etmesi, bugünkü kutuplaşmanın temelidir. Yazar, bilginin değil algının yönettiği bir dünyayı tarif eder. Karakterlerin gerçeklerden ziyade kendi ideolojik kurgularına aşık olması, günümüzün bilgi kirliliği ve dezenformasyon çağıyla birebir örtüşüyor.
Yazar Alev Alatlı, "İnsanlar sadece söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur." mantığıyla, Alatlı bizi sustuklarımızla yüzleştirir.