Beden Asla Yalan Söylemez (Üzerini Örttüğümüz Her Şeyin Altında Kalırız)

·
Okunma
·
Beğeni
·
8bin
Gösterim
Adı:
Beden Asla Yalan Söylemez
Alt başlık:
Üzerini Örttüğümüz Her Şeyin Altında Kalırız
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055134655
Kitabın türü:
Orijinal adı:
demDie Revolte des Körpers
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Okuyan Us Yayınları
Birine öfkelenme özgürlüğümüz yoksa onu sevmeyi seçemeyiz. Sevmeme özgürlüğümüz olmayan birini gerçekte(n) sevemeyiz.

Birine karşı hissettiğimiz duygu "ona karşı hissetmemiz gerekenler" diye önceden tarif edilmişse, onunla meselemiz bitmeyecek, hatta başlayamayacaktır bile. 

Gerçek hayatta "Böyle hissetmem lazım!", "Şöyle hissetmemem lazım!" diye bir şey yoktur çünkü. Hisler ne yöne gideceklerini gerekliliklere sormazlar. Hiçbir 'gerçek' ve olgun ilişki özünde nesnel değildir. Özneler 'gerçek' paylaşımlarını nesnellik üzerinden kurmazlar.

Kabullenme özgürlüğümüz olmayan her duygu dışarıya akamayan bir irin gibi bedenimizi ve ruhumuzu ele geçirir. İçimize hapsettiğimiz her duygu aynı zamanda içimizi hapseder. 

Üzerini örttüğümüz her şeyin altında kalırız çünkü. Eksik olduğumuzu ararız, hem de eksik bırakandan ya da ona benzeyenden. Noksanımızı, bizi zaten noksan bırakandan dileniriz bir ömür boyu. 

Oysa yapabileceğimiz yegâne şey alamadığımız ilgiyi, saygıyı, duygularımıza dair anlayışı, korumayı ve koşulsuz sevgiyi kendimize gösterebilmemizdir. İnsan ancak kendi kendinin ebeveyni olabildiğinde yetişkin, özgür ve mutlu olabilir.

Bunlar içinizde bir yerlere biraz tanıdık geliyorsa bu kitabı okumaya hazırsınız. Size bu kitabın kimle veya kimlerle ilişkinize dair olduğunu söylemeyeceğim yine de… Çünkü biliyorum ki söylersem kaçacaksınız. Size iyi gelmediği, sizi mahvettiği, sizi hasta ettiği, sizi mutsuz ettiği hâlde kaçacaksınız. 

Oysa kaçmanın kendisiydi asıl korkunuz. Biraz canınızın yanmasına izin verirseniz, canınızın yanması geçecek. Sizi kendinizin şifalı ellerine doğru çağırıyorum.
- Cem Mumcu-

Yetenekli Çocuğun Dramı adlı dünyaca ünlü kitabın yazarı Alice Miller, Beden Asla Yalan Söylemez ile bu hastalıkların nasıl ortaya çıktığını gözler önüne seriyor. Bu kitap, duygularımız ile bedenlerimizin kaydettikleri ve ezelden beri içselleştirdiğimiz ahlâk kurallarına uymak için hissetmek istediklerimiz arasındaki çatışmayı ele alır.
(Tanıtım Bülteninden)
224 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Çocuklukta yaşanan acıların inkarı ve bunun hayatlar ve toplum üzerindeki etkisine odaklanan felsefe, psikoloji ve sosyoloji öğrenimi görmüş ünlü Psikanaliz ve yazar Alice MİLLER.

Ona göre Sigmund Freud; “bütün suçu çocuğa yükleyip ebeveynleri kayırarak hüküm süren ahlaka çekinmeden kendisini bırakmıştır.”

Dördüncü emir tarafından kontrol altına alınmaya çalışılan bir düzene, toplumun bize dayattığı ahlak ve kurumsallaşmış dinin taleplerini benimseten psikolog ve psikiyatrlardan farklı olarak Miller’in merkezinde; çocukluğumuzda maruz kaldığımız travmalar, fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, taciz, ensest yaklaşımlar, sevgisiz ve güvensiz geçen dönemler var.

Dördüncü emirden sıkça bahsediyor peki nedir emirler?
Anneni babanı sev, onlara saygı göster, her ne yaşatmış olurlarsa olsunlar onları affet!!!davranışlarını görmezden gel, normalize et vs. diye devam eden kalıplaşmış kelimeler.

Peki biz çocukluğumuzda maruz kaldığımız her hangi bir olumsuzluğa nasıl tepki gösterecektik?

Tabi ki ebeveynlerimiz koşulsuz severek ve ahlak kurallarının dayattığı şekilde davranarak, onları hep haklı görerek!

Peki onlar haklılarsa yıllarca okuduğumuz yazarların eserlerine sirayet eden olumsuz aile ilişkileri, çocukluk travmaları değilse ne olabilirdi?

Tabi madalyonun iki yüzü var birinci yüzünde siyaset dünyasından örnekler var; güç ve sayılma açlığının nasılda asla doyurulamadığını, bu insanlar ne kadar güce sahip olurlarsa, zorlama bir tekrar süreci içinde kaçmaya çalıştıkları o en baştaki iktidarsızlık, acizlik duygularını yeniden canlandıracak eylemlere girişmek için cesaret bulan Hitler, Stalin, Napolyon, Miloşeviç, Saddam Hüseyin ve halkına zulmetmeye devam eden diktatörler...

Miller’e göre bu adamların elde ettikleri güç, nihayetinde onları acizliğe ve güçsüzlüğe gömecek kadar suistimal etmeye sevk eden şey onların bedenlerindeydi, bedenleri çocukluktaki hissettikleri iktidarsızlık ve acizlik bilgisini taşıyordu.

İkinci yüzünde Miller; “Zehirli Pedagojiye”maruz kalmalarına rağmen, sınırsız güç elde etme ya da diktatör haline gelme ihtiyacı duymayan, yaşadıklarını belkide yazarak anlatmaya çalışan ünlü yazarlara çeviriyor.

Dostoyevski’nin rulet bağımlılığı ve epilepsi nöbetlerinin, Karamazov Kardeşler adlı eserindeki gaddar babanın kendi babası olduğuyla yüzleşseydi farklı olur muydu?

Antov Çehov’un hayatı boyunca tüberkülozdan muzdarip olması ve çok erken yaşta hayatını kaybetmesi, Baba adlı yapıtındaki kendi alkolik babası sebep olabilir miydi?

Franz Kafka’nın erken dönemdeki kaygıları ve anne babasının elinden çektikleri bir tabu olarak kaldı. Babaya Mektup adlı yapıtı aslında Kafka’nın yüzleşemediği babasına bir çağrıydı ancak annesi bu konuda ne yazık ki destek olmadı. Dönüşüm ve Yargı yapıtları Kafka’nın yaşadığı ızdırabı aslında ne kadar net gösteriyor. Nihayetinde bu travmalarla bedeni başa çıkamadı ve tüberküloza yakalandı ve kırklı yaşlarında öldü.

Nietzche’ nin bedenide bu yükün altında kaldı ve gençken şiddetli baş ağrılarıyla ve güçlü duygularının bastırılmasına sebep olan romatizmadan şikayet etti. Sıkıntısının asıl kaynağının günlük hayatını yöneten sahte bir AHLAK olduğunu onun dışında kimse farketmedi eserlerinde dile getirdi belki aydınlanmış biri yardım etseydı aklını yitirmezdi.

Marcel Proust’ un astımıda bu travmayı çok net anlatıyordu. “Çok fazla hava(sevgi) soluyor ve o miktarda havayı( hakimiyet) soluk olarak geri vermesine izin verilmiyordu.” Yani annesinin insanı içine çekme yutma talebine karşı gelemiyor. Marcel’in bedeni için annesinin idaresi ve bunaltıcı kaygısı asla samimi bir sevginin ifadesi değil, korkunun belirtisiydi. Bedeni muhtemelen doğduğundan beri hakkati biliyordu. Kayıp zamanın izinde serisini bu içsel karmaşa içerisinde yazdı.

Virginia Woolf hayatı boyunca tekrarlayan bir depresyondan muzdaripti ve ancak yazarak güç bulur, acısını böyle ifade etmeyi ve sonunda çocukluk ve ergenlik travmalarından (üvey erkek kardeslerinin cinsel istismarları) kurtulmayı umar ancak depresyonu galip gelir ve kendini boğar. (Sebep olan ayrıntı kitapta anlatılıyor)

Arthur Rimbaud, Friedrich Von Schiller, James Joyce, Yukio Mişima’nın pek saygıdeğer ebeveynlerinin davranışları bedenlerinde hasar bıraktı ve hepsi genç yaşta hayatını kaybetti. Yazmak onlar için o dönemin şartlarında en makul çözümdü zannımca ve iyiki de yazmayı tercih etmişler.

Daha önce okuduğum Seninle Başlamadı ve Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Yetişkin Çocukları kitapları daha çok yöntem üzerinde durmuştu bende ki etkisi o yönde oldu ama Alice Miller üzerini örttüğüm her şeyi böyle net bir şekilde acıtarak, aldığım yaraları unuttuğum yerden çıkararak ellerime bıraktı, kollarımın ağrısından anladım işte dedim bu kadar.
Bedenlerimiz aslında bize mesajlar veriyor hiç bıkmadan ama öteliyoruz, susturuyoruz, görmezden geliyoruz çünkü çocukken bize aynısı yapıldı belki de!
Tabi bu yönde bir şikayeti olmayan sevgiyle ve güvenle büyümüş insanlar için anlatmıyor bunları daha cok travmatize edilmiş, bağımlı, şiddete meyilli, yeme bozukluğu olan hastaların güncelerinden yola çıkarak sorgulamamızı sağlıyor.
Kitabın her cümlesi çok çok önemliydi benim için ne kadar acıtsada yazılanlar sorgulama yönümü farklı bir yöne çevirdi. Bir yıldır sürekli bu sorgulamaları yapma cesareti göstermiş biri olarak bana çok şey kattı size de katacağına çok eminim ki umarım çok yara almamış bir yetişkin olarak sadece kendi çocuklarınıza doğru yaklaşım için edinirsiniz. Ama ahlak yasaları, hiçbirimiz için adaletli olamıyor maalesef öyle “Affet özgürleş” ritüellerine de karnım tok artık bunlar bizi bir yere götürmedi daha cok normalıze ettik daha çok ödün verdik ve daha fazla hastalık üretti bedenimiz, ona kulak verin bedenimiz sadece zihnimizin aracı değil daha fazlası.
224 syf.
·Beğendi·10/10
Aklın,unutturmaya çalıştığı travmalarının cezasını bedenimizle ödüyoruz. Bedenimizi,ruhumuzu,aklımızı dinlemenin neden önemli olduğunu anlatan çarpıcı bir gözlemler dizisi. Düşüncelerine ve tespitlerine hak vermemek elde değil.
224 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Alice Miller, kanıksanmış ve şartsız kabul edilen psikolojik yaklaşımlara kendi çerçevesinde alternatif olmuş bir isim. Çoğu çağdaş yazarı, psikolog ve psikiyatristi de etkilediğini ekleyelim.
Alice Miller, yaklaşımında denenmeyeni denemeye, psikolojinin ve bilinç dışının derinliklerine inmeyi tercih ediyor.
Çocukluğumuzda yaşadığımız, göz ardı ettiğimiz, inkarını seçtiğimiz hiçbir şeyin aslında yok olmadığını ve bedenin bunu mutlaka bize anlattığını ifade ediyor. Beden, biz ne yaşarsak türlü fiziksel tepkilerle ruhsal günlüğümüzü tutuyor.
Kitapta iz bırakmış yazarların, düşünürlerin, sanatçıların çocuklarında yaşadıkları fakat kabullenmeyi seçmedikleri, inkar ettikleri ya da farkında olmadıkları travmaları satır aralarını okuyarak çözümlemeyi başaran Alice Miller, kendi çocukluğu ile ilgili de dürüstçe travmalarından bahsedip, konuya ilişkin fikirlerini cesurca ifade ediyor.
Eğitim, psikoloji, düşünsel türlerle, insan doğası ile ilgileniyorsanız ve en önemlisi kendinizi tanımak gibi bir derdiniz varsa Alice Miller kitaplarını okuyun. Canınız acıyacak, günlerce aklınıza takılacak fakat yüzleşmeyi başarırsanız merdivende birkaç basamak atlayacaksınız.
224 syf.
·4 günde·10/10
Ebeveyn çocuk ilişkilerinde yetişkinleri kayıran anlayışa her zaman ters düşmüşümdür. İlişkilerin tüm sıfatlardan bağımsız, insan insana olması gerektiğini düşünürüm.

İlk olarak Nihan Kaya'nın İyi Aile Yoktur kitabını okurken, bu konuda bilimsel çalışmalar olduğunu sevinçle öğrenmiş oldum. Kitabında, Alice Miller'in çalışmalarına çokça yer vermiş olan Nihan Kaya, konu zincirinin ilk halkalarını oluşturdu.

İlk çocukluk döneminde yaşanan acılar, ebeveynler tarafından yaşatılması söz konusu olduğunda acının büyüklüğünün tarifi imkansız hale geliyor. Ebeveynlerine muhtaç ve onları koşulsuz sevmeye şartlandırılmış çocuklar duygularını bastırıyor, acılarını hiç yaşamamışcasına ebeveynlerine bağlı kalıyor. Lakin istismarın kayıtları beden hafızasında duruyor. Kabul edilmeyen, yaşanmayan duygular gelecek nesillere aktarılıyor. Bu döngünün kırılabilmesı için toplumsal farkındalık bilincinin oluşturulması gerekiyor.

Konusunda oldukça kapsamlı bir çalışma. Dili sade ve akıcı. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
224 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Kitabı ilk elime aldığımda öncelikle yazarı hiç tanımamanın pişmanlığını yaşadım bir çoğumuza kişisel gelişim kitabı gibi gelebilir özellikle isminden dolayı sadece beden dilinin ne anlama geldiğini anlatan bir kitap gibi gelebilir ancak yazarın hayatını okuyup bir de sayfaları karıştırınca elinize sağlam bir kaynak aldığınızın bilincine ulaşıyorsunuz aslında kitabın tam ismi ''Beden asla yalan söylemez .Üzerini örttüğümüz her şeyin altında kalırız'' ikinci cümle her şeyin özeti aslında altında kalıyoruz öylesine eziliyoruz ki.
Kitaba gelicek olursak birinci bölüm ağzınızda öyle bir tat bırakıyor ki bağımlılık yaratıyor keşke biraz daha uzun tutulsaydı diyorsunuz bu bölümde yazarların bu kadar ünlü olmasının temel sebebinin ailenin otoriter tavırları her ne kadar kaliteli eserlerin ortaya çıkışı bu bozuk aile yapılarına dayansa da yazarı ölüme götüren şey de bu oluyor ne yazık ki.Diğer bölümlerde güzeldi özellikle sonda verilen bir anoreksiya hastası kızın günlüğünün değiştirilmeden aynen verilmesi aile tavırlarının ne kadar belirleyeceği üzerine enfes bir günlüktü ve kız sonuda terapistin doğru yaklaşımı sayesinde kurtuldu .
Kitabın en önemli vurgusu ailede görülen istismarın her türlüsünün bireye verilen zararın telafisinin çok zor olduğu ve yanlış buyrukların affetme gibi ne kadar yokuşa sürdüğü.Freud un sürekli çoçukla ilgili belirtiği birkaç noktanın antitezi niteliğinde bu eserin her psikoloji öğrencisine öneririm aslında herkes okumalı tabi ama ilk önce Freud u okumanızı tavsiye ediyorum.Ağzımızdan çıkan sözlerin bedenimizi ne kadar etkilediğini bilmek istiyorsanız mutlaka okuyun derim.
224 syf.
Şöyle bir çocukluğumuza gidelim neler var bizi yaralayan? Zamanla görmezden geldik birçok şeyi değil mi? Anne baba akraba ya da ‘onlar bizim büyüğümüz’ dediğimiz kişilere saygı duyulur, büyüklere karşı gelinmez çok ayıp hatta ‘anneye babaya karşı gelme taş olursun günah’ sözleriyle büyüdük, attık bir kenara. Unuttuk mu? Hayır ! Üzerini kapattık devam ettik yara alarak. Yaralarımızın farkında mıyız? Birçoğunun hayır! Ama bedenimiz en ince ayrıntısına kadar farkında. Neden kronik hastalıklara yakalanıyoruz? Neden oramız buramız durmadan ağrıyor? Neden çok yiyoruz ya da tiksinip hiçbir şey yemiyoruz?
Çocukken istismara uğramadan ‘güllük gülistanlık’ büyüdüm diyebilen kaç kişi var? (Kastettiğim sadece cinsel istismar değil tabii) Aslında çoğumuz, sorsak annem babam beni sevgiyle büyüttü diyebiliriz. Peki doğruyu mu söylüyoruz gerçekten yoksa yüzleşmekten mi kaçınıyoruz geçmişimizle.
-Marcel Proust’un annesi onu gözünden sakınıyordu çok seviyordu ama Proust neden astıma yakalandı ve aman vermeyen astım krizleri yüzünden evden çıkamaz hale geldi ve sonunda genç yaşta öldü?
-Yukio Mişima’nın babaannesi onu sapkınlık derecesinde seviyordu yanından ayırmak istemiyordu ama Mişima neden harakiri yaptı?
-Anton Çehov, Dostoyevski, Kafka, Friedrich von Schiller, Nietzsche, Virginia Woolf, Arthur Rimbaud,James Joyce... Hepsinin yaraları vardı. Yazdılar çok yazdılar ama yetmedi iyileşmelerine, yüzleşemedikleri çocuklukları, bastırdıkları haykırışları hepsini öldürdü.
Kısaca kitap der ki; seni yaralayan her ne varsa sevmek zorunda değilsin, aksine görmezden gelirsen bedenin isyan eder. Kısaca Alice Miller der ki; “Üzerini örttüğümüz her şeyin altında kalırız.”
Kitap bu cümleyi örneklerle açıklıyor.
Üzerini örttüklerini sana tek tek hatırlatıp onlarla yüzleşmeni sağlıyor ve kendini, bedenini tanımana yardımcı oluyor. Kimine şifa kimine uyaran niteliğinde..
Görmekte, halının altına süpürdüklerimizi gün yüzüne çıkarmakta fayda var. Şaşıracaksınız mutlaka okuyun. Şifa olsun...
224 syf.
Kitapta bahsedildiği gibi ne kadar da Toplum Baskısının güçlü olduğunu kendi kendimize de yaşantılıyoruz. Emre İtaatler...
İçten içe hissetmediğimiz şeyleri hissetmek uğruna çabamız, kendi kendimizi kandırmalarımız. Ancak beden kanmıyor. Bedelini ödetiyor. İşlev kayıplarıyla, yeme ve uyku problemleri hatta kanser.
“Mış gibi yaparak” hakikate ulaşmayı, kendimiz olmayı feda ediyoruz. Birey “gerçeği” inkâr ettikçe, buna kendisini zorladığı sürece asla buna ulaşamayacak. Bu şekilde de geçmişle Uzlaşamaz. Duygularını reddettikçe yoluna sağlıklı devam edemez.
Ebeveynlerimizle yaşadığımız çocukluk ihmal ve istismarına “o zamanlar öyle olması gerekiyordu, şartlar onu gerektiriyordu.” diye yalandan AF bizim gerçek hislerimiz olamıyor.
Ama zehirli pedagoji bize bunu salık veriyor. AFFET!
Zoraki sevgi, sevgi değildir.
Zoraki af, af değildir. Ve bazı şeyler AFFEDİLEMEZ.
Belki bunu kabulle yola başlamaz lazım. Çocukluk travmaları olanlara acil tavsiyemdir bu kitap ve tabiki bir de ruh sağlığı çalışanlarına.
İyi okumalar dilerim.
224 syf.
Çok ağır hastalıklar geçirirken elimde buldum bu kitabı. Sorularımın tüm cevabı bu kitaptaydı. Psikolojiye ilgi duyan herkesin kesinlikle okuması gereken bir yazar. Harika ötesi bilgiler içeriyor. Alice Miller ile ilk karşılaşmam oldu keşke daha önce olsaymış dedim. Çünkü yazar hazır bilgiye konmamış bu çok hoşuma gitti aksine kendi tecrübeleri ve gözlemlerine yer vermiş. Normalde sohbet tadındaki kitapları okuyamam sıkılırım ama bu kitapta hiç sıkılmadım. Özellikle erken yaşta ölen bilim adamları, yazarlar hakkında da özel hayatlarına yönelik bilgiler vermiş. Daha önce duymadığım şeylerdi. Ve tabi ki asıl konusu Dördüncü Emir... Freud tarzı bir yazı ama Freud a benzemeyen tarafları da var diyebilirim. Düz mantıkla okuyanlar elbette beğenmeyeceklerdir ama kitap empati yeteneğimizi geliştiriyor. Okuyun, okutturun... Şiddetle.
224 syf.
·Puan vermedi
Kitap bir konu üzerinde odaklanmış , süreklı kendını tekrar ediyor ve sıkıcı hale geliyor. Kitabın anlatmak istediği defalarca yinelediği;bir şeyleri ,birilerini affetmek zorunda olmadığımızı affedince bedensel olarak yıprandığımızı,affetmeyince daha mutlu hissediğimizi anlatıyor. Ve bunu çeşitli örneklerle anlatıyor.
224 syf.
·Beğendi·10/10
Kalbin kilitlerini bazen bir şarkı, bazen içten bir gülümseme, bazen bir kitap açıyor. Kendiliğinden düşen bir yara kabuğu gibi, ağrısız. Ben de bu aralar daha çok gülüyorum, şarkı dinliyorum ve deli gibi psikoloji kitapları okuyorum. İçsel çocuğu himayeme aldım, yeniden büyütüyorum. Beni derinden etkileyen bir kitap oldu:

“Beden asla yalan söylemez- Alice Miller”

Yazar, fiziksel istismar gören, sevgi ve ilgiden yoksun büyütülen, aile içi şiddete maruz kalan çocukların, klasik terapi yöntemleriyle tedavi edilmesinin büyük bir yıkıma yol açtığını örneklerle anlatıyor. Ebeveynlerini zorla sevmeye, affetmeye mahkûm edilmiş çocukların, yetişkinlik dönemlerinde karşılaştığı hastalıkları, kronik depresyonu; büyük yazarların hikâyeleri üstünden de anlatmış.

Suistimal edilmiş çocukların, sahip olmadıkları duygulara sahipmiş gibi yaptığı bir ilişkinin , zoraki minnetin; bedende saklı bilgiyle çelişerek bir yalancılık ruhu yarattığını ve bunun nesilden nesile aktarılışını öyle güzel anlatmış ki. Aynı ekolün temsilcisi Nihan Kaya da, “iyi aile yoktur” isimli kitabında, tam da ciğerimde hissettiklerimi kısa bir cümleye sığdırmış.

“Güçlü psikoloji, içimizdeki çocuğun güçlü olduğu psikolojidir.”

Yakında yayınlanacak olan kitabım, "Kalbe Eşlik Eden Adımlar", spiritüel yazılarım ve şiirlerimden oluşsa da; bütünlüğü, büyüme denen sancılı süreçten geliyor. İçsel çocuğu duymak, dinlemek, anlamak, kişisel yolculuğumun en kutsal bölümü. İçimdeki küçük kızı çok seviyorum.
210 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Nihan Kaya’nın tavsiyesi üzerine aldığım bir kitaptı. Bir çocuk, ebeveynleri ona ne yaparsa yapsın onları sevip, affetmek zorunda olduğu inancının çocuğun yetişkin birey olduğunda bedeni, psikolojisi üzerinde nasıl bir etkiye yol açtığını, bilimsel açıklamalarıyla,hatta birçok yazardan örneklerle anlatıyor kitapta. Dostoyevski, Marcel Proust, Virginia Woolf, James Joyce, Kafka, Çehov, Nietzsche, Arthur Rimbaud... Aşina olduğumuz bu isimlerin hayatlarını hiç bu bakış açısıyla okumamıştım, hayretler içinde kaldım. Çoğu bir hastalığa yakalanıp erken yaşta vefat eden, intihar eden kişiler. Bunlar bildiklerimiz, peki ya bilmediklerimiz?

Çocuk deyince bende akan sular duruyor. Her çocuk ayrı bir dünya. Çocuk psikolojisi,eğitimi,gelişimi üzerine çok fazla okumalar yapıyorum. Çevremde çocuğa yaklaşımıyla ilgili uyardığım kişilerin,’ ‘Anne olunca anlarsın’, ‘çocuğun olunca anlarsın’ cümlelerinin arkasına sığınıp kendini haklı çıkarma güdülerine sadece üzülüyorum. Sağlıklı, olgun “yetişkin” bireyler yetiştirmek için çocuğu birey olarak kabul edip sağlıklı bir çocukluk geçirmelerini sağlamak durumundayız. Çocuğun ihtiyacı olan yalnızca koşulsuz sevgidir. Bu konuda sayfalarca yazabilirim.

Alice Miller, kitabında çocuğun fiziksel, psikolojik maruz kaldığı her ne şiddet durumu varsa çocuk bedeninin bu konuyla alakalı uyarı verdiğini ifade ediyor. Şöyle ki bu çocuk 20-30-40 yaşında olabilir. Hepimiz içimizde bir çocuk taşıdığımız gerçeğini ve içimizdeki bu çocuğun “ilk” öğrendikleriyle yaşamımızı oluşturduğumuz gerçeğini değiştiremeyiz.

Her anne-baba çocuk sahibi olduğunda içindeki çocuğu büyütür aynı zamanda. Çocuğu belirli bir yaşa getirdikten sonra çocuktan maddi-manevi beklentiye girilen aile ilişkilerinin hiçbirini samimi bulmuyorum. Koşulsuz sevgiyle büyütüldüyse zaten manevi bir beklentinin olması söz konusu bile değil. Bununla ilgili bir yazı paylaşmıştım daha önce. Bir insana en büyük zararı anne-babası verir diye. Kendi hayatlarınızın derinlerine inip, bununla yüzleşme cesaretiniz varsa kitabı okumanızı tavsiye ederim. Sevgiylee.
224 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
"Beden asla yalan söylemez ama..." diyerek bitirdiğim bir kitap. Anne baba ile ilişkinin kopması gerekir mi diye çok sorduğum ve bu ilişkinin kopmaması gerektiğine inandığım için okurken savaştığım bir kitap. Kim kazandı derseniz, kitapta anlatılan öykülerde görüldüğü kadar travmatik bir ilişkim olmaması zannıyla, tabi ki ben. Şaka bir yana, bu kadar derin acılar yaşatan ilişkilerin elbette gözden geçirilmesi, gerekirse koparılması gerekir.
Anneler, çocuklarına verdikleri zararın belki farkında değiller ama... İşte beden "ama"yı kabul etmiyor.
Çocukluklarında sevilen insanlar, bunun karşılığında anne babalarını seveceklerdir, onlara anne babalarını sevmelerini söyleyen bir emre gerek yoktur. Bir emre itaat, asla bir sevgiyi doğuramaz.
Alice Miller
Sayfa 61 - Okuyanus Yayınları
Zoraki sevgi, sevgi değildir. Zoraki sevgi, yalnızca herhangi samimi bir iletişimin olmadığı, aslında var olmayan bir sıcaklık ve samimiyet taklidinin yapıldığı, kini hatta nefreti maskelemek üzere yaratılmış yapmacık bir şevkat ifadesinden ibaret "sahte" bir ilişkiye yol açar.
Çocukken anne babamızdan duyduğumuz korku, gerçeği görmemizi engeller. Nefretin bizi hasta ettigi doğru değildir. Bastırılan, bağlarından kopan duygular bizi hasta edebilir ancak ifade edebildiğimiz bilinçli duygular bizi hasta edemez.
Alice Miller
Sayfa 113 - Okuyanus Yayınları
Zoraki sevgi, sevgi değildir. Zoraki sevgi, yalnızca herhangi samimi bir iletişimin olmadığı, aslında var olmayan bir sıcaklık ve samimiyet taklidinin yapıldığı, kini hatta nefreti maskelemek üzere yaratılmış yapmacık bir şefkat ifadesinden ibaret ‘sahte’ bir ilişkiye yol açar. Asla gerçek bir karşılaşmaya yol açmaz.
Alice Miller
Sayfa 146 - OkuyanUs/Psikoloji

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beden Asla Yalan Söylemez
Alt başlık:
Üzerini Örttüğümüz Her Şeyin Altında Kalırız
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055134655
Kitabın türü:
Orijinal adı:
demDie Revolte des Körpers
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Okuyan Us Yayınları
Birine öfkelenme özgürlüğümüz yoksa onu sevmeyi seçemeyiz. Sevmeme özgürlüğümüz olmayan birini gerçekte(n) sevemeyiz.

Birine karşı hissettiğimiz duygu "ona karşı hissetmemiz gerekenler" diye önceden tarif edilmişse, onunla meselemiz bitmeyecek, hatta başlayamayacaktır bile. 

Gerçek hayatta "Böyle hissetmem lazım!", "Şöyle hissetmemem lazım!" diye bir şey yoktur çünkü. Hisler ne yöne gideceklerini gerekliliklere sormazlar. Hiçbir 'gerçek' ve olgun ilişki özünde nesnel değildir. Özneler 'gerçek' paylaşımlarını nesnellik üzerinden kurmazlar.

Kabullenme özgürlüğümüz olmayan her duygu dışarıya akamayan bir irin gibi bedenimizi ve ruhumuzu ele geçirir. İçimize hapsettiğimiz her duygu aynı zamanda içimizi hapseder. 

Üzerini örttüğümüz her şeyin altında kalırız çünkü. Eksik olduğumuzu ararız, hem de eksik bırakandan ya da ona benzeyenden. Noksanımızı, bizi zaten noksan bırakandan dileniriz bir ömür boyu. 

Oysa yapabileceğimiz yegâne şey alamadığımız ilgiyi, saygıyı, duygularımıza dair anlayışı, korumayı ve koşulsuz sevgiyi kendimize gösterebilmemizdir. İnsan ancak kendi kendinin ebeveyni olabildiğinde yetişkin, özgür ve mutlu olabilir.

Bunlar içinizde bir yerlere biraz tanıdık geliyorsa bu kitabı okumaya hazırsınız. Size bu kitabın kimle veya kimlerle ilişkinize dair olduğunu söylemeyeceğim yine de… Çünkü biliyorum ki söylersem kaçacaksınız. Size iyi gelmediği, sizi mahvettiği, sizi hasta ettiği, sizi mutsuz ettiği hâlde kaçacaksınız. 

Oysa kaçmanın kendisiydi asıl korkunuz. Biraz canınızın yanmasına izin verirseniz, canınızın yanması geçecek. Sizi kendinizin şifalı ellerine doğru çağırıyorum.
- Cem Mumcu-

Yetenekli Çocuğun Dramı adlı dünyaca ünlü kitabın yazarı Alice Miller, Beden Asla Yalan Söylemez ile bu hastalıkların nasıl ortaya çıktığını gözler önüne seriyor. Bu kitap, duygularımız ile bedenlerimizin kaydettikleri ve ezelden beri içselleştirdiğimiz ahlâk kurallarına uymak için hissetmek istediklerimiz arasındaki çatışmayı ele alır.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 458 okur

  • Özlem güncan
  • Ayşegül Baysan
  • Zeynep Aydoğan
  • 1edebiyatnaziresi
  • Züleyha ŞEN
  • Dilara Serdar
  • Bahadır Salmankurt
  • Nur Engin
  • Sezin Öz
  • ESLEM NUR VURAL

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%71.4
Erkek
%28.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.6 (63)
9
%22.5 (41)
8
%20.3 (37)
7
%12.6 (23)
6
%6.6 (12)
5
%1.6 (3)
4
%1.6 (3)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları