Tayfun Arı

Tayfun Arı
@Otodidakt1i
Aletheia
İstanbul
23 Haziran
860 okur puanı
Kasım 2020 tarihinde katıldı
Bu otobiyografik notları artık burada kesebilirim. Kamuoyunun benim kişisel meselelerim -mücadelelerim, hayal kırıklıklarım ve başarılarım- hakkında daha fazlasını öğrenmeye ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Bazı yazılarımda (Düşlerin Yorumu ve Günlük Yaşamın Psikopatolojisi gibi), çağdaşları ya da gelecek nesiller için hayat hikayelerini anlatan kişilerin genelde olduğundan çok daha açık ve içten olmuşumdur. Bunun için ise çok az teşekkür almışımdır ve deneyimlerimden yola çıkarak kimseye beni takip etmesini öneremem.
Reklam
1907'de takıntılı eylemler ve dini uygulamalar ya da ritüeller arasındaki dikkat çekici benzerlikleri bulmamla başlayan din psikolojisine olan katkılarıma çok kıymet veririm. Daha derin bağlantıları henüz fark edemediğim bir dönemde, takıntılı nevrozu çarpıtılmış kişisel din olarak ve dini de bir çeşit evrensel takıntılı nevroz olarak tanımlamıştım. Daha sonra, 1912'de Jung'un nevrotiklerin ve ilkel kişilerin ruhsal ürünleri arasındaki kapsamlı benzerliklerle ilgili net bulguları dikkatimi bu konuya çevirmeme neden oldu. Totem ve Tabu isimli kitabımda toplanmış olan dört denemede, ensest dehşetinin uygar ırklardansa ilkel ırklar arasında belirgin olduğunu ve bu dehşete karşı özel savunma araçlarını ortaya çıkardığını belirttim.
Psikanalizin yapabildiği; sanatçının yaşamı ile ilgili izlenimleri, deneyimlediği fırsatları ve çalışmaları arasındaki ilişkileri ele alarak, onlardan bünyesel yapısını ve bünyesinde etkin olan dürtüleri -yani tüm insanlarla ortak olan kısmını- yeniden inşa etmektir. Bu amaç doğrultusunda örneğin, Leonardo da Vinci'yi inceleme konusu yaptım. Bu inceleme onunla alakalı tek bir çocukluk hatırasına dayanır ve özellikle Aziz Anna, Bakire ve Çocuk resmini açıklamayı amaçlar. Bir sanat eserinden alınan keyif böyle bir analiz ile kazanılan bilgiden dolayı azalmayacaktır. Psikanalizin yabancısı olan bir kimse bu bağlamda analizden belki de çok fazla şey beklemiş olabilir, çünkü büyük olasılıkla onu en çok ilgilendiren iki sorun üzerine analizin ışık tutmamış olduğunu itiraf etmek gerekir: Psikanaliz sanatsal yeteneğin doğasını aydınlığa kavuşturmaya yönelik hiçbir şey yapamaz, öte yandan sanatçının çalıştığı araçları da -sanatsal tekniği de açıklamaz.
Libido ve içgüdü gibi en genel kavramları kesinlikten yoksun olan bir bilimi ciddiye almanın imkansız olduğu ile ilgili psikanalize yönelik aşağılayıcı sözleri defalarca duydum. Ancak bu ayıplamalar olguların tamamen yanlış anlaşılmasından kaynaklanır.
Hayatın bize sundukları Eros ve ölüm-içgüdüsünün birlikte ve birbirlerine karşı işlemelerinin sonucudur.
Reklam