George Orwell

George Orwell

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
okuyor-dolu
466bin
Okunma
v3_begen_dolu
15,5bin
Beğeni
goz
206bin
Gösterim
Tam adı
Eric Arthur Blair
Unvan
İngiliz Yazar
Doğum
Motihari, Bihar, Hindistan, 25 Haziran 1903
Ölüm
Londra, İngiltere, 21 Ocak 1950
Yaşamı
1903'te Hindistan'ın Bengal eyaletinin Montihari kentinde doğdu. Ailesiyle birlikte İngiltere'ye döndükten sonra, öğrenimini Eton College'de tamamladı. Gerçek adı Eric Arthur olan Orwell, 1922-27 yılları arasında Hindistan İmparatorluk Polisi olarak görev yaptı. Ancak, İmparatorluk yönetiminin içyüzünü görünce istifa etti. 1950'de yayımladığı Bir Fili Vurmak adlı kitabı, sömürge memurlarının davranışlarını eleştiren makalelerin derlemesidir. İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru yazdığı Hayvan Çiftliği, Stalin rejimine karşı sert bir taşlamadır. Orwell'in en çok tanınan yapıtlarından Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, bilim-kurgu türünün klasik örneklerinden biri olmanın yanı sıra, modern dünyayı protesto eden bir romandır. Burma Günleri ise, Orwell'in Burma'daki (bugünkü Myanmar) İngiliz sömürgeciliğini dile getirdiği ilk kitabıdır. Orwell, 1950'de Londra'da öldü.
152 syf.
HENÜZ KİTABI OKUMAMIŞ 3-5 KİŞİYE…
Kitapla ilgili yüzlerce inceleme varken bir de ben yazmalı mıyım diye çok düşündüm. Çünkü, #132705929 . Sonunda ne karar verdiğimi tahmin edersiniz herhalde… Karakter rehberiyle başlamak istiyorum incelemeye. Henüz okumayanlar için yardımcı, okuyanlar için de hatırlatıcı olacağını umuyorum. Başlayalım o halde: • Bay Jones: Çiftliğin ilk sahibi • Koca Reis: Domuz • Snowball: Domuz • Napoleon: Domuz • Squealer: Domuz • Bluebell: Köpek • Jessie: Köpek • Pincher: Köpek • Boxer: Araba atı • Clover: Araba atı • Mollie: Kısrak • Muriel: Keçi • Benjamin: Eşek • Moses: Kuzgun • Tavuklar ve koyunlar Bir de kedi vardı ama bir vardı bir yoktu. Uyuşuğun ve tembelin tekiydi. Pek bir rolü de yoktu kitapta. Zaten hiç sevmem kedileri… Bu kitap bildiğiniz üzere alegorik bir eser. Alegori ne demek bilmeyenler için tanımlayalım hemen. “Bir düşünceyi, davranışı ya da eylemi, daha kolay kavratabilmek için onu, yerini tutabilecek simgelerle, simgesel sözlerle, benzetmelerle göz önünde canlandırma işi.” Bu sebeple tahmin edersiniz ki bu hayvanların tümü bir insan tipini simgeliyor. Koyunları söylememe gerek var mı bilmiyorum. Ezberlettiğiniz şeyleri sorgulamadan kabul edip papağan gibi söyler bu koyunlar habire. Eşek, aydın kesimi simgeliyor. Olayların bilincinde, okur yazar, düşünür fakat nedense az ses çıkarır. Bildiklerini kendine saklar. Etliye sütlüye karışmaz. Mollie, Bahar Candan gibi bir şey. Üzümünü yer bağını sormaz. Bohem hayat tarzını benimsemiştir. Süse şatafata düşkündür. Öyle çok zora gelemez, üretici kesimle uzaktan yakından alakası yoktur. Squealer tam bir yancı, A Haber adeta. Manipülasyon ustası. Kurnazlık timsali. Yarın kıyamet kopacak olsa her şey güllük gülistanlıkmış gibi anlatır. Yönetimi övmekten başka işi yoktur. Yalan yanlış raporlar sunarak halkı kandırıp, umutlandırır. Kalanları da kitabı okumayanlar okuyunca kendisi tespit eder, okuyanlar da hatırlıyorlarsa aşağıya yazabilir. Sen nasıl bir hiciv ustasısın eyyy Orwell? Her kitabın ayrı bir başyapıt. Bi’ sen varsın böyle güzel sistem eleştirisi yapan bi’ de bizden Yaşar Kemal. Onun da muazzam bir eseri var hepiniz bilirsiniz. O da tıpkı Orwell gibi, hayvanlar üzerinden insanları ve yönetimi eleştirmiştir. Yaşar Kemal’in filleri George Orwell’ın domuzlarıdır. Fakat iki eser arasında bir fark vardır ki o da Yaşar Kemal’in mutlu sonuna karşın George Orwell’ın mutsuz sonudur… Zaten kitabı 8 günde bitirmemin sebebi de budur. Kitap o kadar akıcı, merak uyandırıcı ki ve kurgu o kadar içine çekiyor ki, kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz ama aynı zamanda o kadar karamsar ki, uzun süre maruz kalamıyorsunuz. Her sayfa çevirişimde biraz daha karardı senaryo, kara bulutlar çöktü üstüme, içim daraldı. Parça parça okudum mecburen kitabı. Okuduğum en iyi kitaplardan biriydi, en çok okunan kitaplarda 4. sırayı almasına şaşırmamalı. Zaten niye bu kadar geç okudum onu da bilmiyorum. Fakat Orwell’ın diğer kitapları bu kadar iyi değil gibi hissediyorum. Sanki okursam hayal kırıklığına uğrayacakmışım gibi. En az bunlar kadar iyi dediğiniz bir kitabı varsa, önerirseniz sevinirim çünkü bu yazarı okumaya devam etmek istiyorum. Beni dinlediğiniz için teşekkürler kanalıma abone olmayı unutmayın, okur kalın, hoşçakalın. Bahsini ettiğim kitap;
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
Hayvan Çiftliği
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.9/10 · 323,9bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
352 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Üçüncü Dünya Savaşı sonucu dünya üçe bölünmüştür: Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya. Hikayenin konusu; Okyanusya’da geçmektedir. Okyanusya iktidar partisinin sloganı “Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cahillik güçtür”. Gerçeklik duygusu partinin “çiftdüşün” olarak adlandırdığı bir düşünce biçimi ile manipüle edilmektedir. Çiftdüşün, iki çelişik düşünceyi zihinde aynı anda bulundurabilmek, ikisini de kabullenmek anlamındadır. Böylece zihin bir kavram çorbasına dönüştürülür. Okyanusya’nın dili sadeleştirilmektedir. Sözlükten zıt kelimeler (“Kötü” yerine “iyi değil” kullanılıyor) ya da eş anlamlı kelimeler, anarşist yapılanmaya sebep olabilecek kelimeler çıkartılmaktadır. Böylece kimse Büyük Birader’e muhalefet yapamayacaktır. Dil düşüncenin yansıması olduğuna göre düşünce kodlarını iktidar belirlemeli, zihinleri dilediği gibi biçimlendirmelidir. Dil güçlü olmazsa, iletişim eksikliği olur. Bu da iktidarın işine gelir. Kitabın ana karakteri Winston Smith, Julia ile yaşadıkları aşk neticesinde içinde yaşadığı sistemi sorgulamaya başlar ve isyan eder. Çünkü duygular, insanları mekanikleşmeden kurtarır. Zaten tam da bu yüzden Okyanusya’da aşk yasaktır. Evlilikler partinin onay verdiği kişiler arasında, sadece üreme amaçlı gerçekleştirilir. Çocuklar ailelerini ihbar etmeye yönlendirilir. Böylece aile bağları kopar ve birey güvenecek kimseyi bulamaz. Evlerin içine konulan tele ekranlar ile yüz mimiklerine kadar her şey gözetim altındadır. Her şeyi duyan bilen gören bir Büyük Birader vardır. BB’e karşı yapılacak en küçük eleştiri ya da itiraz hainlikle suçlanmaktadır. Yanlış düşüncelerde olanları düşünce polisi yakalar ve buharlaştırır. Okyanusya’da dört bakanlık kurulmuştur: Barış Bakanlığı savaşın, Gerçek Bakanlığı yalanların, Sevgi Bakanlığı işkencenin, Varlık Bakanlığı yoklugun bakanlığıdır. Barış Bakanlığı, “Savaş barıştır” prensibiyle bir muhalefet durumunda, kitleleri susturmak ve toplum düzenini sağlamak için bir savaş çıkartmaktadır. Gerçek Bakanlığı, “Bugünü kontrol etmenin yolu tarihi kontrol etmekten geçer” prensibiyle gerçekler saptırılarak tarih yeniden yazılmaktır. Gazete haberleri liderin istediği söylemde değiştirilmektedir. Bellekler zayıflatılınca, içinde bulunduğumuz an daha önemli olur. Sevgi Bakanlığının işi, nefret üretmektir. Ülkede sevilmesi gereken tek bir kişi vardır: Büyük Birader. Toplum birbirinden nefret etmelidir. Varlık bakanlığı insanların azla yetinmesini sağlayan bakanlıktır. O Brien temsilciliğindeki sistem, anarşistliğe yeltenen Winston’a en büyük korkusu ile işkence eder. Korku psikolojisi ile ortaya çıkan travma sonucunda, Winston içi boşaltılmış bir şekilde tekrar sisteme dahil edilir. Böylece, toplumun bütünü içinde birey yok edilmiş olur. Ayrıca kitapta kullanılan renkler de önemli. Renkler hep soluk, siyah, gri. Herkes mavi giyer, büyük birader siyah-beyaz görünür. Sadece proleterlere gittiğinde makyaj yapan kadın vasıtasıyla boya ve renkten bahsedilir. Çünkü; renklilik çeşitlilik demektir ve iktidar çeşitlilikten hoşlanmamaktadır. Kitapta bahsedilen kontrol mekanizmaları günümüzde gerçekleşti. Gelişen teknoloji yüzünden cep telefonları aracılığıyla kişiler izlenip dinlenebiliyor. Ayrıca Tweeter, Facebook, Instagram, imzalanan kampanyalar, ve mobesalar vasıtasıyla gözetlendiğini bilen toplumun hipnoz edilmesine sebep oluyor. Yine gerçekleşmekte olan başka bir durum: Günümüzde telefon mesajlaşmalarında kelimelerin kısaltılması. Bu kısaltmalar devam ederse, düşünceler de sonuç ve an odaklı olacak ve zamanla duygular da yok olacaktır.
1984
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.8/10 · 118,8bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
152 syf.
·
10/10 puan
Hayvan Çiftliği
Kitabın tümünü incelemeyeceğim,zaten tekrar tekrar incelenmiş,çıkartılabilecek tüm anlamların çoktan çıkartılıp bitirilmiş olan bir kitap Hayvan Çiftliği,bütün klasik eserler gibi.Bu yüzden klasik bir eseri incelemeye kalkışırken,sanki kitabı dünyada anlamış tek kişi kendinmiş gibi incelemeye kalkmak büyük kibirlilik olur,çünkü sitedeki hiç kimse daha öncesinde dünyada bu kitaba yapılmış incelemelerden daha iyisini yazamaz.Daha öncesinde çok daha iyileri yazılmış olduğu halde inceleme yapmaya kalkışılacaksa,ancak kişi kendi yorumlarına kitaptaki detaylardan daha çok yer verirse incelemesi anlamlı olur,bu yüzden kurgu dışı kitaplarda aynısını uygulamasam da kurgu kitaplara yaptığım incelemelerde,kitaptaki olay örgüsünden çok fazla söz etmeden,kendi ilgimi çeken noktaları inceliyorum sadece. İncelemeye başlayabiliriz. Çiftlik hayvanlarının * yani ezilen sınıfın,en alt tabakanın * ayaklanmasının sebebi çiftliği yöneten Bay Jones'un hayvanların çektiği ızdıraba karşı kayıtsız olması,acı çektiklerinin bilincinde olsa da hayvan olmalarından dolayı çektikleri acıları önemsemiyor oluşu * Her canın değeri birbirine eşit değil mantığı,zaman içerisinde üst sınıflar,alt sınıflardan daha entelektüel,daha akıllı olmaya başlarlar ve kontrol onlardadır,Bay Jones evinde içip,keyif çatarken hayvanlar tüm gün çalışıyorlardır,bunu gören Bay Jones yanlış bir çıkarımda bulunur,haksız biçimde elde ettiği bu üstünlüğü doğal bir hak,doğanın kanunu sanmaya başlar.Bay Jonesların hatası acı çeken bir varlığı gördükleri zaman onun güçlü olup olmadığına bakmaları,güçlünün acısı onlar için katlanılmaz iken,hayvanın acısı onlar için tamamen önemsizdir. * . Hayvanların çiftliği ele geçirme hayali,kitapta bilge ya da entelektüeli temsil eden kişiden çıkar,en bilgelerinin hayalidir toplumlarının kurtuluşu * Elbetteki bu kişi en başta Marx,bir hayal vaat ediyor,rüyasında görüyor bunu,henüz bir gerçekliği yok.İyi kalpli entelektüeller bunun rüyalardaki boyutu ile ilgilendiler,teorik bir çözüm geliştirmeye çalıştılar ve istedikleri şey insanların defolup gitmeleriydi çiftliklerinden ancak onların hatalarından belki de en büyüğü,tek düşmanlarının insanlar olduğu düşüncesiydi,düşman yalnızca insanlar olsaydı,sorun kolayca çözülür ve hayvanlar özgürlüklerine kavuşurdu ancak hayvanların birçoğunun istediği şey,hayvanların özgürlüğü değil,hele baştaki domuzların istediği bu hiç değil.Onlara rahatsızlık veren şey kendilerinin insan değil hayvan oluşları,onlar hayvanları önemsemiyorlar,insan olmak istiyorlar.Bu yüzden başa geçene kadar hayvanların dostuymuş gibi davranıyorlar-hayvan görünümleri de bunu destekliyor elbette,halk tabakasından gelme olur genelde bu insanlar,mesela gençliğinde futbolcu olur.Tanıdık geldi mi? :) - başa geçtiklerinde ise hayvanların gerçek dostları olan Snowball gibilerini def ediyorlar ve domuz görünümlerinin içinde saklı olan pis insanlıklarını ortaya çıkarıyorlar . * . Bu hayali gerçek anlamda kavrayamasalar da hayvanlar bunun tek kurtuluş ihtimalleri olduklarını bilirler,onlar rüyadaki çiftlik modelinin ne kadar uygulanabilir olduğuyla ilgilenmezler,yalnızca daha az çalışma saati ve biraz eşitlik isterler,işte bu bilgisizlikleri ve çaresizlikleri de onları kullanılmaya daha açık hale getirir,kitabın ilerleyen bölümlerinde hayvanların kendi aralarında uymaları gereken kurallar belirleniyor,ancak daha sonrasında Napolyon kuralları keyfince değiştiriyor,hayvan halkı ise bu değişikleri asla tam olarak fark edemiyor,fark etse bile Napolyon'u ve başta onları kurtarmayı vaat eden domuzları kendilerinden üstün gördükleri için,bir değişiklik yapmadıklarını söylediklerinde inanıyorlar,hayvanlar asla kendilerine güvenmiyorlar çünkü kendilerini cahil hissediyorlar,şeyhim bilir,reisim bilir diyorlar. * Ayrıca burada totaliter rejimlerin tarihi baştan yazma yöntemi resmediliyor, bırak uzak tarihleri, kendilerinin başta oldukları dönemi dahi daha sonrasında yeniliyorlar, geçmiç rejimleri şeytan ilan ederler ve ne olursa olsun halkın şu anki durumunun geçmiştekinden daha iyi olduğunu söylerler. * Haklılar da,gerçekten cahiller ancak burada düşünülmesi gereken onların cahillikten nasıl kurtarılabileceği,cahillikleri devam ettiği sürece tamamen liderin kim olduğuna göre değişecektir onların hayat şartları,lider Snowball gibiyse bu halk için bir şanstır ancak tamamen şanstır,kendilerinin kattığı hiçbir şey yoktur bu durumda da,Atatürk geldi Türkleri kurtardı ancak bu tamamen rastgele gelmiş bir dehanın bir dokunuşuydu,halk yaratmadı Atatürk'ü,başa geçen kişi Snowball olsaydı da bu halkın övünebileceği bir şey olamazdı,halk kültürel anlamda gelişmeli ve halkın gelişen kültürü ve karakteri ile başa gelenler değişmeli,başa gelenler halkın temsilidir,Reisler,Napolyonlar birer sonuç yalnızca *Onlar birer sonuç oldukları için ülkenin, çiftliğin durumunun kötü olması da onlara yüklenemez, evet onlar şeytanlardır ancak onların var olmasını sağlayan halksa, suçlu yine halktır. * .Toplum ve toplumun acıları hakkında düşünülürken düşülen hatalardan birisi de bu,elbette halk bu denli cahil olursa başa böyle sömürgeciler,Bay Joneslar gelecek ve halkı umursamayacak çünkü halk kendisini umursamıyor,halk düşünemiyor,halk yalnızca yüzeyde olanı görüyor,halk başa geçireceği kişinin ağzından çıkan vaat ne ise onu gerçek zannediyor,sadece kendilerinden çıkma olduğu için. Akıllı ve iyi niyetli bir insan yanlarına gelecek ve onları kurtarmayı vaat edecek olsaydı,bunu kabul etmezdi,çünkü o üst tabakadan,o ne kadar iyi olursa olsun korkulası biri ama kendilerinden çıkma olduğu vakit en şeytan olanı bile,onları yeterince gazladığı müddetçe kabul ederler * Çocukluğunda fakirlik çekmiş olma hikayesi yada öksüz,yetim olmak halkın gözünde sizi çok daha iyi bir konuma getirir.Siz de acı çekmişsinizdir,bu yüzden sizi severler,düşünceleri pek de mantıksız değildir,bazı acıları anlamak için onu gerçekten yaşamış olmak gerekir ancak yalnızca kendisine benzediği için bir insanı lideri yapan bir halk,bir adım ileri gidemez . * . Yine de sık sık halkın entelektüellerin peşine takıldığı da görülür, o entelektüel halkı ezmiyorsa, Snowball'u seçtiğinde halk, Napolyon köpeklerini kullanmak zorunda kaldı. Sonrasında her şey iyi,güzel gidiyor gibi gözükür * çünkü daha eyleme geçilmemiştir,hayvanlar için yönetimi ele geçirdikleri andan sonraki her şey yenidir ve bu sıfırdan başlamış oldukları hissi onlarda,her şeyi başarabilecekleri sanrısı yaratır,aynı gençlerde olduğu gibi,gençlerin önünde yaşanmamış zamanlar vardır,bu yaşanmamış zamanların tümünün mükemmel olacağını hisseder genç kişi ancak tabii mükemmel olmaz ve gelecek azalıp,geçmiş zaman arttıkça işlerin o kadar da iyi gitmediğini fark eder. * insanlar yoktur artık çiftliklerinde,ancak önlerinde yapılması gereken çok şey vardır * Sorun yalnızca insanların başta olması değil,insanların kovulması yalnızca ilk aşama ancak,devrimciler bunu fark etmezler,devrimden devrime koşmak isterler,onların üzerine düşündükleri tek şey devleti nasıl ele geçirecekleridir ,en basit örneği Che Guevara,yapabildiği tek şey devrimdi bu adamın.Devrimin tamamlanmasının ardından,ülke normal duruma döner ve Che başka yerlere gider,Afrika'ya gider ve orada devrim yapmaya başlar,çünkü bilir ki yönetemez,yönetecek akıl yoktur devrimcilerin pek çoğunda,ilgilendikleri şey her zaman ne yapılması gerektiği değil,ne yapılmaması gerektiği ve kimin düşman olduğudur,buna odaklı olmaları,devrimlerin hep sonuçsuz kalmasına neden olmuştur . * çiftlik hayvanlarının çok çalışması gerekmektedir,çünkü itaat etmek bırakıldığı zaman,kişilere de toplumlara da daha fazla yük biner,bu yüzden çoğunluk itaat etmiştir her zaman.Daha fazla çalışılması gerektiğinde hayvanlar kendilerine, ''Artık insanlar için değil,kendimiz için çalışıyoruz.'' der ve bu kadar yoğun çalıştığı gerçeğini böylece bastırmaya çalışır,ancak bu bir gerçektir.Hayvanlar insanları kendilerini köle gibi çalıştırdıkları için sevmiyordu,başımıza domuzcuklar geldi ve bize çalışmamız için bir ideal verdi ancak yine de çok çalışmaya devam ediyoruz ve aynı yoğunlukta bile çalışmıyoruz,daha yoğun çalışıyoruz. ''Din kitlelerin afyonudur.'' dedi bilge,eleştirdiği şey manevi ödüllerle hayvanları kandırıyor oluşlarıydı insanların . Ancak domuzcuklar başa geldi ve yeni bir din getirdiler,farklı çeşit bir uyuşturucuydu,belki afyon değildi ama bu sefer de özgürlük isimli bir maval uydurdular. ''Artık kendiniz için çalışıyorsunuz,yaptığınız şeylerin bir anlamı var.'' Hayır yoktu,halen hayvanlar birilerine hizmet ediyordu,sanki bu doğanın bir kanunu gibiydi,bu hep böyle oldu. Hayvanların kendi kendilerine bir şeyler başarmaya çalışması elbette,ülkede,dünyada olay olur. Yapılan şey gerçekten de bir başkaldırıdır * Bu da başkaldırının kendi başına iyi bir şey olmadığını gösteriyor,gerekli olan kârlı bir başkaldırıdır,halk bu devrimlerden hiçbir şey elde etmediği için domuzların şov yapmasından başka hiçbir şey elde edilememiştir. * ve asilik her zaman ilgi çekicidir. Sonraları bir yel değirmeni yapmaya başlarlar çiftlik hayvanları ve gelecek için köle gibi çalıştırmaları burada başlar. Snowball'un amacı gerçekten yel değirmeninin hayvanlara faydalı olmasıydı,Napolyon ise insanlara gösteriş yapmak istiyordu,daha önce de söyledim,onun derdi başından beri hayvanlar falan değildi,o insan olmak istiyordu. Çiftliğe insanlar geldiği zaman yel değirmenine hayran kalırlar,Napolyon bunu istiyordu,onları hayran bırakarak hayvan olmasından gelen aşağılık kompleksini aşmaktı onun derdi,insanlar onu kabul ettiği gün düşünmeden tüm hayvanları satabilirdi.Başından beri domuzların ve kendisinin diğer hayvanlardan üstün olduğuna inanıyordu,gücün elinde olmaması,onun belki de kısa bir süreliğine de olsa diğer hayvanlarla kendisinin eşit olduğunu düşünmesine neden olmuştur ancak eminim ki bu çok kısa sürmüştür. Domuzlar ve insanlar Jones'un evinde oturup * Jones'un evi elbette iktidarın simgesidir aynı zamanda bir soyutlamadır,içeridekilerin dışarı ile kendilerini ayırmalarını sağlar. * eğlenirler bir masanın başında,insanlar memnundur çünkü domuzları kendilerine benzetmeyi başarmışlardır,domuzların kendilerine benzemek için uğraşmaları onların kendilerini de daha da çok beğenmelerine neden olur.Domuzları hayvanların efendisi olarak görmeleri de * ve gerçekten de öyle olmaları * hayvan tehdidinden kurtulduklarını düşünmelerine neden olmuştur.Domuzlar da keyiflidirler çünkü emellerine ulaşmışlardır. Masada Bay Pilkington espriyi patlatır; “Sizler aşağı kesimlerden hayvanlarınızla uğraşmak zorundaysanız bizlerde bizim aşağı sınıflardan insanlarımızla uğraşmak zorundayız.” Evde bulunan insanların üstün olduğundan,diğerlerininse aşağı olduğundan ne kadar da eminler * Evin iktidarı simgelediğini belirtmiştim.Yönetenlerin kendilerini üstün hissetmelerini sağlayan tek şey egemenlik kurabilmeleri ve ekonomik güçleridir,Marx neredeyse her tarihsel fenomeni ekonomik bir sebebe dayandırıyordu,çünkü tarih Proletarya ve Burjuva çatışmasıdır. * kendilerinden bu kadar emin olmaları bütün bu acımasızlıkları yapabilmelerine sebep oluyor,insanlar hayvanları yüzyıllarca umursamadan yiyebildi,çünkü üstün olduklarına eminlerdi,aynı şekilde yenmeye devam ediliyor.Bir koyun hayal ediyorum,daha sonra da Burger King'de hamburger yiyen bir insan.O insan koyunu kendi dışkısına dönüştürmek için yiyor resmen,az önce tatlı tatlı meleyen koyun,bir an sonra o rezil insanın bağırsaklarında dışkıya dönüşüyor ve insan bunda hiçbir sakınca görmüyor. Yönetenlerin nasıl bu kadar acımasız olabildikleri hakkında düşünürken insan,kendisinin de dışkıya dönüştürebilmek için hayvanları yediğini hatırlasın,hem de bunu bir hak gibi görerek. Sonuçta Napolyon,insanların söylemleri ile kendisinin egemenliği hak ettiğinden tamamen emin olur ve artık diğer hayvanlar onun için ''yoldaş'' değildir,nasıl onlar Napolyon'un yoldaşı olabilir ki? O hepsinden üstün... değil mi ? Kitabın bitişi ile bu kitap benim için edebiyat tarihinin en iyi kitaplarından biri haline geldi. Diğer hayvanlar için artık tek bir görüş vardı: Domuzların yüzlerine bir de insanların yüzlerine baktılar ama onları birbirinden ayırt edemediler…
Hayvan Çiftliği
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.9/10 · 323,9bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
152 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
BÜTÜN YORUMLAR EŞİTTİR AMA BAZI YORUMLAR ÖBÜRLERİNDEN DAHA EŞİTTİR
YouTube kitap kanalımda Hayvan Çiftliği kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: youtu.be/a3ctaLux8B4 "Animal You're an animal Don't take anything less" Muse 70 yıllık bir fener. Çok çabuk unuttuk ülkede olanları. Unutmak ve kanıksamak en sevdiğimiz şeyler oldu. "X kişi ne yapsa her zaman haklıdır." kafasından çıkmadığımız sürece bize her yer Hayvan Çiftliği'ydi. İktidarın açıklamalarının sorgulanmaksızın kabul edilmesini sağlayan ve sürekli hırlayan köpeklerimiz kömür, köprüler, yollar, makarna ve din sömürüsü oldu. Anlamasak bile kabullendik, çünkü anlamak ve sorgulamak için enerji sarf etmektense kabullenip Hülooğ demek, bize dayatılan şeyleri harfiyen kabul etmek daha kolaydı. Dönüşüm'deki böcek olduk en sonunda ve dönüştüğümüz rolü hiiiiç sorgulamadan başarılı bir şekilde oynadık. Hayvan Çiftliği toplantıları gibi söylenen her şeyin bir gün mutlaka tamamen değişeceğini bile bile hep birilerinin mitinglerine gittik, vaatlerini dinledik, geleceğe dair ütopik hayaller kurduk bir distopyanın içinde olduğumuzu bile bile. Ama olmadı. Olumsuz olayların suçunu hep üstüne atabileceğimiz Snowball'larımız oldu. Rus uçağı düştü suç Snowball'undu. Çiftliğimize darbe yapıldı suç Snowball'undu. Yolda ayağımız takılıp düştü, nefesimiz sıkıştı, kahvemiz kalmadı ama suç hep Snowball'undu. Cebren ve hile ile aziz Hayvan Çiftliği'nin, bütün domuzları zaptedilmiş, bütün ahırlarına girilmiş, bütün sürüleri dağıtılmış olduktan ve çiftliğin her köşesi bilfiil işgal edildikten sonra ne anlamı kaldı ki somut ayaklanmaların? Manevi ayaklanmalarımız olmadığı sürece, ilk ve daimi liderimiz Koca Reis'in yaptıklarını, her konuda eşitliği getirdiğini hatırlamadığımız sürece ne anlamı kalır her gün televizyonlar karşısında geviş getirmemizin? Daha az rakam, daha çok yemek istedi halk. Fakat onlar her zaman daha çok rakam ve daha az yemekle dönüş yaptı. Hiçbir zaman karın doyurmayacak olan anlaşılmaz laf kalabalığı rakamlardan bahsedildi fakat çiftlikte iş saatlerinin artırılmasının rakamlarından kimse bahsetmedi. İşsizlik rakamlarının artmasından kimse bahsetmedi, çiftliğini koruma uğruna ölen hayvanlar hep unutuldu, bütün hayvanlar başından beri eşitti ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşit oldu çünkü onlar çiftliğe yapılan maddi, manevi darbelere karşı hiç savaşmayıp ahırlarında öylece izleyenlerdendi. Başka çiftliklerle yeri geldi dost olduk, yeri geldi düşman olduk. Çiftliğimize her gün yeni yeni yollar yapıldığı söylenirken yolsuz yolsuz kimlerle dost veya düşman oluyorduk? Adalet terazisinin bir tarafında birileri her gün ağırlığını basıyorken biz evdeki koltuklarımıza ağırlığımızı basmayı kendimiz için yeterli mi bulduk? Acaba Orwell'dan sadece 1 yıl önce doğmuş olan ve Orwell'la aynı yıllarda yaşamış olan Nazım Hikmet, bu kitabın yazıldığının üzerinden bir kaç yıl geçtikten sonra 1947 yılında dile getirdiği Dünyanın En Tuhaf Mahluku'ndaki şiirinin şu dizeleriyle "ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende. ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin, — demeğe de dilim varmıyor ama — kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!" birlikte Hayvan Çiftliği'ndeki hayvanlara bir selam mı çakıyordu? E kabahatin çoğu senin çiftliğimdeki bütün Clover'lar, bütün Boxer'lar, bütün Benjamin'ler, bütün Muriel'ler. Çünkü biz artık her şeyi kadere bağladık. Kendi başarısızlıklarımızı ve herhangi bir şey için çaba göstermeyişlerimizi öylece kabullendik ve dününü bile unutan hayvanlara dönüştük. Çok gizli toplantılar yapıldı, her yer Snowball her yer ihanet her yer paralel dendi. Devran aynı manzara farklı oldu ve bu sefer tezgah altı değil göstere göstere yapıldı her şey. Paranın kıble olduğu yerde 40 tahıl da 40 yem de 40 rekat da nafileydi. Bütün olanların farkındaydın ama sen yine de reddettin, 40 domuz, 40 katır ya da 40 satır yaşasın adalet dedin. Ama zaten hep Boxer gibi suçlular alındı içeri sebep gösterilmeksizin. Çapulcu oldu bütün çiftlikteki hayvanların yeni adı. Ama ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardı ki Napoleon gibiler elini kolunu sallaya sallaya ülkeyi talan etti. Neyse ki nutku tutulmayanlar vardı azınlıkta da olsa. Her şeyin farkındalığında olan fakat sessizliğini şimdilik içlerindeki o sevgide korumaya çalışanlardı onlar.
Hayvan Çiftliği
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.9/10 · 323,9bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.