Hayvan Çiftliği Bir Peri Masalı

8,9/10  (3.392 Oy) · 
9.818 okunma  · 
3.693 beğeni  · 
33.039 gösterim
İngiliz yazar George Orwell (1903-1950), ülkemizde daha çok Bindokuzyüzseksendört adlı kitabıyla tanınır. Hayvan Çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmiş ikinci ünlü yapıtıdır. 1940'lardaki 'reel sosyalizm'in eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatında 'yergi' türünün başyapıtlarından biridir. Hayvan Çiftliği'nin kişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olanlar domuzlar; kısa sürede önder bir takım oluştururlar, devrimi de onlar yolundan saptırırlar. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin'i simgelediği açıkça görülecektir. Öbür kişiler bire bir belli olmasalar da, bir diktatörlük ortamındna olabilecek kişilerdir. Romanın alt başlığı Bir Peri Masalı'dır. Küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değildir; ama roman, bir masal anlatımıyla yazılmıştır.
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2014
  • Sayfa Sayısı:
    152
  • ISBN:
    9789750719387
  • Orijinal Adı:
    Animal Farm
  • Çeviri:
    Celal Üster
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Oğuz Aktürk 
 31 Ağu 23:29 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

70 yıllık bir fener.

Çok çabuk unuttuk ülkede olanları. Unutmak ve kanıksamak en sevdiğimiz şeyler oldu. "X kişi ne yapsa her zaman haklıdır." kafasından çıkmadığımız sürece bize her yer Hayvan Çiftliği'ydi.

İktidarın açıklamalarının sorgulanmaksızın kabul edilmesini sağlayan ve sürekli hırlayan köpeklerimiz kömür, köprüler, yollar, makarna ve din sömürüsü oldu.

Anlamasak bile kabullendik, çünkü anlamak ve sorgulamak için enerji sarf etmektense kabullenip Hülooğ demek, bize dayatılan şeyleri harfiyen kabul etmek daha kolaydı. Dönüşüm'deki böcek olduk en sonunda ve dönüştüğümüz rolü hiiiiç sorgulamadan başarılı bir şekilde oynadık.

Hayvan Çiftliği toplantıları gibi söylenen her şeyin bir gün mutlaka tamamen değişeceğini bile bile hep birilerinin mitinglerine gittik, vaatlerini dinledik, geleceğe dair ütopik hayaller kurduk bir distopyanın içinde olduğumuzu bile bile. Ama olmadı. Olumsuz olayların suçunu hep üstüne atabileceğimiz Snowball'larımız oldu. Rus uçağı düştü suç Snowball'undu. Çiftliğimize darbe yapıldı suç Snowball'undu. Yolda ayağımız takılıp düştü, nefesimiz sıkıştı, kahvemiz kalmadı ama suç hep Snowball'undu.

Cebren ve hile ile aziz Hayvan Çiftliği'nin, bütün domuzları zaptedilmiş, bütün ahırlarına girilmiş, bütün sürüleri dağıtılmış olduktan ve çiftliğin her köşesi bilfiil işgal edildikten sonra ne anlamı kaldı ki somut ayaklanmaların? Manevi ayaklanmalarımız olmadığı sürece, ilk ve daimi liderimiz Koca Reis'in yaptıklarını, her konuda eşitliği getirdiğini hatırlamadığımız sürece ne anlamı kalır her gün televizyonlar karşısında geviş getirmemizin?

Daha az rakam, daha çok yemek istedi halk. Fakat onlar her zaman daha çok rakam ve daha az yemekle dönüş yaptı. Hiçbir zaman karın doyurmayacak olan anlaşılmaz laf kalabalığı rakamlardan bahsedildi fakat çiftlikte iş saatlerinin artırılmasının rakamlarından kimse bahsetmedi. İşsizlik rakamlarının artmasından kimse bahsetmedi, çiftliğini koruma uğruna ölen hayvanlar hep unutuldu, bütün hayvanlar başından beri eşitti ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşit oldu çünkü onlar çiftliğe yapılan maddi, manevi darbelere karşı hiç savaşmayıp ahırlarında öylece izleyenlerdendi.

Başka çiftliklerle yeri geldi dost olduk, yeri geldi düşman olduk. Çiftliğimize her gün yeni yeni yollar yapıldığı söylenirken yolsuz yolsuz kimlerle dost veya düşman oluyorduk? Adalet terazisinin bir tarafında birileri her gün ağırlığını basıyorken biz evdeki koltuklarımıza ağırlığımızı basmayı kendimiz için yeterli mi bulduk?

Acaba Orwell'dan sadece 1 yıl önce doğmuş olan ve Orwell'la aynı yıllarda yaşamış olan Nazım Hikmet, bu kitabın yazıldığının üzerinden bir kaç yıl geçtikten sonra 1947 yılında dile getirdiği Dünyanın En Tuhaf Mahluku'ndaki şiirinin şu dizeleriyle
"ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!"
birlikte Hayvan Çiftliği'ndeki hayvanlara bir selam mı çakıyordu?

E kabahatin çoğu senin çiftliğimdeki bütün Clover'lar, bütün Boxer'lar, bütün Benjamin'ler, bütün Muriel'ler. Çünkü biz artık her şeyi kadere bağladık. Kendi başarısızlıklarımızı ve herhangi bir şey için çaba göstermeyişlerimizi öylece kabullendik ve dününü bile unutan hayvanlara dönüştük.

Çok gizli toplantılar yapıldı, her yer Snowball her yer ihanet her yer paralel dendi. Devran aynı manzara farklı oldu ve bu sefer tezgah altı değil göstere göstere yapıldı her şey. Paranın kıble olduğu yerde 40 tahıl da 40 yem de 40 rekat da nafileydi. Bütün olanların farkındaydın ama sen yine de reddettin, 40 domuz, 40 katır ya da 40 satır yaşasın adalet dedin. Ama zaten hep Boxer gibi suçlular alındı içeri sebep gösterilmeksizin. Çapulcu oldu bütün çiftlikteki hayvanların yeni adı.

Ama ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardı ki Napoleon gibiler elini kolunu sallaya sallaya ülkeyi talan etti. Neyse ki nutku tutulmayanlar vardı azınlıkta da olsa.

Her şeyin farkındalığında olan fakat sessizliğini şimdilik içlerindeki o sevgide korumaya çalışanlar.

Elif Kimya S. 
08 Oca 22:33 · Kitabı okudu · 4 günde

George Orwell ' in daha önce 1984 kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Kısa bir süre önce bu kitabı tekrar okuyunca Hayvan Çiftliği ' ni de okumam gerektiği kanaatine vardım. Bu iki kitap bana göre gelmiş geçmiş en iyi kitaplar arasındadır.

Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerine zulmeden, emeklerini sömüren çiftlik sahibini domuzların planıyla devirip, yönetimi ele geçirirler. Amaç; eşit ve daha iyi koşullarda yaşayabilmektir. Başta her şey iyi gider. Her hayvan gücünün yettiği kadar çalışır, güçsüz ve zayıflar korunur. Zamanla domuzlar yeni yasalar koyar ve üstünlüğü ele geçirirler. Sözde bunları onların iyilikleri için yaptıklarını söylerler. Eşit bir hayat için başkaldırmış olan hayvanlar için bir şey değişmez. Domuzlar yönetici, diğer hayvanlar yine işçi muamelesi görür.

Hayvan Çiftliği sosyalizme, Stalin Dönemi' ne ve çarlık devrimine yapılmış bir eleştiridir. Ama aynı zamanda bugünü ve bugünün sistemini de tahmin edip eleştirmiş gibi. Orwell yine öngörüsünü konuşturmuş. Diktatör yönetimi, kokuşmuş düzeni, eşitsizliği, adaletsizliği,ayrımcılığı,sömürüyü net bir şekilde görüyorsunuz kitapta. Yazar öyle başarılı betimlemeler yapmışki kendiniz yaşıyor ve kahramanların hayvanlar olduğunu unutuyorsunuz. Tıpkı günümüzdeki gibi kitapta da körü körüne mutlak bir inançla, sorgusuz sualsiz biat eden koyunlar okuyucuyu çıldırtıyor. Domuzların adaletsizliği, emek hırsızlığıysa iki kat çıldırtıyor.

Kitabın dili ağır değil ve oldukça akıcı. Vakit bulup okuyabilirseniz 2-3 günde rahatlıkla bitirebilirsiniz. Kitabı Can Yayınları' ndan okudum ve çeviri çok başarılı. Çeviriyi yapan Celal Üster' in yine kitap hakkındaki düşüncelerini yazdığı uzunca bir yazı var. Kitabı daha iyi anlamak adına okumanızı tavsiye ederim. Velhasılıkelam çok güzel bir kitap, kesinlikle okuyun...

Doruk Toprak 
 11 Kas 09:17 · 9/10 puan

Yazarın okuduğum ilk eseriydi. Kitabı araştırırken şu çarpıcı cümleyi görünce çok heyecanlanmıştım:
Hayvanlar eşittir bazı hayvanlar daha eşittir.
Kitap peri masalı tarzında da olsa kendini okutturan anlatımı ile içine çeken bir üslubu var.Üstelik her bir karakteri gerçek yaşamımızda fazlasıyla örneği var.
Başlangıçta adil bir sistem kurmak için yola çıkan hayvanlar yolda bulduklarıyla güç zehirlenmesi yaşıyor..Özetle bu arkadaşlar
Türk halkının her bir ferdinin günümüzde yaşanılan olayların idrakine varması için enfes bir eser ...
Keyifli okumalar...

Melisa... 
 05 Haz 12:13 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitapta bütün olaylar aslında çiftlikle geçiyor.Bay Jones çiftlikte ki hayvanları kendi kölesi gibi çalıştırıyor.Üstüne üstlük karşılıgında sadece ölmeyecek kadar karınlarını doyuruyor.Hayvanların arasında yaşlı bir hayvan var.Orada ki hayvanlar ona koca reis diyorlar.Sonra bir gün bu koca reis bir rüya görüyor ve bunun üzerine çiftlikte ki bütün hayvanları toplantıya çagırıyor.Toplantıda ölecegini ve artık köle gibi çalısmayı bırakmalısınız diyor.Daha sonra rüyasını anlatıyor çiftlikte ki hayvanlara.Daha sonra aradan 3gün geçtikten sonra koca reis ölüyor.Burası çok önemli ki.Ölmeden önce bütün hayvanların ufkunu açmıştı.Bu şekilde ilerliyor olay.Uzun zamandır okumak isteyipte okuyamadıgım bir kitapyı aslında.İyi ki okumuşum.Sizin okumanızı isterim.

Hacı Seydaoğlu 
13 Oca 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kısa ve dolu kitap. Benim okuduğum Can Yayınları'nın bastığı basımdı. 152 sayfadan oluşuyor. Bunun yaklaşık 30 sayfası resim. Dolayısıyla bir günde okunabilecek bir kitap. Fakat kısa olması, resimli olması sizi yanıltmasın 500 sayfalık bir çok kitaptan daha değerli bir kitap. Bu yönüyle kesinlikle bir çocuk kitabı değil.

Kitap şekil olarak bir sosyalizm eleştirisi gibi geliyor. Tabi tartışmalı bir durum bu. Sosyalizm hakkında yeterli bilgiye sahip değilim. Fakat gördüğüm kadarıyla bir Sosyalizm eleştirisinden çok insanın kendisine doğru bir eleştiri var. Şahsi düşüncem kitap 1984 kitabının bir uyarlaması gibi. Sorgulamadan inanan, benimseyen insanlara bir eleştiri var. Sistem ister Kapitalizm olsun, ister Sosyalizm olsun onu yöneten, ona tabi olanlar biziz. bu bakımdan insanların içindeki o "kötülükler" devreye girince sistemin adı ve biçiminin hiçbir önemi kalmıyor. Örneğin günümüz Türkiye'sinde de aynı durum var: Tek adam ve ona sorgusuz, karşılıksız bir şekilde itaat eden kimseler. Misal Türkiye'nin Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde de, Rusya'nın Sosyalizm'e geçişinde de ezilen kesimler neredeyse hep aynı olmuştur. Çünkü insan ve zihniyeti değişmiyor. Bu bakımdan sistemi vesaire değiştirmeden önce "sıradan" insanlar olarak önce biz değişmeliyiz. Yoksa dünyanın en iyi, en demokratik yasalarını da getirsen hiçbir etki doğurmaz. Kişisel kanaatim insanlar da ancak ve ancak kitap okuyarak, kişisel gelişimlerini tamamlayarak gelişebilir.

Velhasıl, bu kitap bende olduğu gibi okurları bu tür düşüncelere yönlendirdiği ve doğamızdaki kötülükleri apaçık yüzümüze vurduğu için gayet değerli, okunulması gerekilen bir kitap diye düşünüyorum.

Herkese iyi okumalar dilerim.

Ama ben Bernhard’ı bir başka seviyorum bu aralar, diye düşündüm. Bernhardist Ömer takdim eder, diyesim bile oldu. Bir kahraman o kimsenin tanımadığı. Bu demek değildir ki Joyce’u görmezden geleceğim. Gelemem ki zaten, çünkü bu ön yargılı roman tüm ön yargılarımı kırmıştı zamanın behrinde, diye düşündüm. Aklımı işgal eden ama Türkçeye oturmamış tarzını romanın düşünürken bir daha okumalıyım, diye düşündüm. Üçüncü kez olacaktı. Olsun bari. Ama okuyacak ne çok şey var, diye de düşünüyordum bir yandan da. Ben yaşlandım ki artık. Hem, hele de yerliler! Yazmak da istiyor bu fukara.

Önyargılı romanı ne mi üstadın? Pardon atlamışım, Ulysses’dir o. Musil’i okumaya başlamadan evvel, ilk Ulysses’i sonra da Kayıp Zamanın İzinde’yi okudum, demiştim dost meclisinde de, yok devenin nalı demişlerdi. Doğruydu. Doğrular bile yetmiyor doğruyu anlatmaya bazen. Zaten artık gerçekleri değil, kurguları anlatmayı daha çok seviyorum.

Toplumsal gerçekçilerin galebe çaldığı zamanlarda “Batıda roman öldü” diye bir şayia çıkmıştı. Biz saflar inanmıştık. Aslında ben onlara hep inandım ve bir küncü kadar şey yoktu gerçeği destekleyen. Halbuki adamlar, Batılılar yani, post-modern edebiyatı yaratırken, biz toplumsal gerçeği yazamıyorlar mantığını nerelere ihale etmiştik. Toplumsal gerçekleri yazmayı bıraktıkları falan da yoktu. Bilemedik o zaman toplumsal gerçeklerin de değişebileceğini.

Anahtar roman Türkçesi, fakat bu bile yeterli değil anlamak için. Orijinali “Roman a clef”dir. Duymadıysanız üzülmeyin, çünkü bu konuda çok az kaynak var Türkçemizde. Bir yazar “roman a clef” türünü girdiyse saklayacak şeyleri vardır. Bu türde en sevdiğim ise Orlando’dur, Virginia Woolf’dan. Esaslıdır zira içinde ekstrem bir aşk vardır. Sahibine bağlı olmadan revize olmuş bir hayattır kurgusu. Revizyonun ise müsebbibi belli değildir. Ama doğuştan olduğu kabul görür bende. Bir nevi ruh hastalığı görenlerde vardır. Konsensüs yok anlayacağınız.

Yazacaklarım bitti ama romana gelemedim henüz. Kim bilir ne zaman okumuştum bu romanı? Pek unuttuğum söylenemez ama. Adını koyup sınıflandırdığı şeyleri unutmaz insan. Konusuna değinmeyi düşünmüyorum zaten. Anlamak bakımından Roman a clef türünü en basit anlatan kitaptır. 1984'de işlediği daha bir teorik olan durumu nesnel gerçeklerle hayvanlar üzerinden anlatır bu romanında. Ben birbirinin devamı gibi görürüm. Hayvanlarla alakası sadece roman a clef olması babındadır, yoksa anlatılan ülke, şu an yıkılmış SSSR’dir. Sovyet sisteminin hayvanlar üstünden eleştirisidir.

Damla Köseoğlu 
21 Eyl 20:32 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 9/10 puan

1903 yılının Haziran ayında Hindistan'da doğan George Orwell 47 yıllık hayatının bir bölümünde polis teşkilatında, ardından bir gazetede çalışmıştır. Bu meslekleri icra ederken yaşadıkları ve yine hayatındaki diğer gelişmeler Orwell'ın daha sonraki dönemlerde yazacağı tüm yazıları etkileyecektir. Bu yazılardan, eserlerden en önemli ve en bilinenleri hiç kuşkusuz, 1944'te yazdığı Hayvan Çiftliği ve 1949 yılında kaleme aldığı 1984. Bu kitapları okumaya karar vermemin ardından ilk olarak Hayvan Çiftliği'ni okumak daha mantıklı olacaktır diye düşündüm. Hayvan Çiftliği siyasi bir fabl diyebiliriz. Artık birçoğumuzun bildiği üzere hikayemiz İngiltere'de yer alan bir çiftlikte geçiyor. Bay Jones'un sahibi olduğu Beylik Çiftlik'te yer alan hayvanlar içinde bulundukları koşullardan fazlasıyla sıkılmıştır, tüm hayvanlar bir araya gelerek kendilerine yapılan eziyetlere, haksızlıklara bir son verilmesi gerektiğini belirtirler ve bunun da ancak çiftlikteki insan hakimiyetine son vererek gerçekleşebileceği konusunda fikir birliğine varırlar. Devrimi hayata geçirerek insan boyunduruğunu sonlandıran hayvanlar artık çiftliğin sahibidir, çiftliğin adı da bundan böyle Hayvan Çiftliği'dir. Hayvanlar arasında en zeki olan domuzlar kısa sürede çiftliğin önderliğini ele alır, çok geçmeden insanlardan daha baskıcı bir yönetim sergilemeye başlarlar. Hayvan Çiftliği'nin önderi artık hepimizin bildiği gibi Rus lider Stalin'i simgeleyen Napoleon'dur.

Kitap yazıldığı dönem itibariyle Orwell'ın sosyalizm eleştirisi şeklinde yorumlansa da Hayvan Çiftliği kesinlikle tek bir döneme indirgenebilecek bir kitap değil. Zaten bu kitabın, yazılmasının üzerinden yetmiş üç yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ okunup tartışılan bir kitap olmasını sağlayan ve yine on yıllar geçse de okunacak tartışılacak bir kitap olmasını sağlayacak unsur da bu, yani her döneme hitap etmesi. İktidar, mevki, güç kelimelerinin sadece adının geçmesi bile insanlarda bunlara sahip olma doğrultusunda bir istek uyandırabilir. İnsanoğlu gücü, güce sahip olmayı sever. Özellikle siyasi anlamda bakıldığında güç ve mevki elde etmek isteyenler çeşitli vaatlerde bulunur, tıpkı Hayvan Çiftliği'nde önderliği üstlenen domuzlar gibi. Çiftlikteki hayvanlar çeşitli güçlüklerle karşılaşarak devrimi gerçekleştiriyorlar ancak asıl güç olan bundan sonraki süreç. Yani asıl mesele bir toplumsal değişimi gerçekleştirmek değil o değişim sonrasında sağlıklı bir düzen oturtup, bu düzeni sürdürmek. Napoleon önderliğindeki hayvanlar arasında gördüğümüz her karakter farklı bir toplumsal sınıfı ve farklı insan özelliklerini simgeliyor diyebiliriz. Napoleon ile çeşitli konularda sürtüşen, aslında sadece hayvanların iyiliğini isteyen ancak Napoleon tarafından hain ilan edilen Snowball; kendisinin de bundan çıkarı olması itibariyle Napoleon'un her kararını diğer hayvanlara kabullendirmeye, o hayvanların akıllarını yıkamaya çalışan Squealer; devrim için canını dişine takan, düşünmeyen, sorgulamayan sadece çalışan Boxer; çalışmayan, tembel, her olayda deyimi yerindeyse yan çizen Mollie vs. Bu arada biraz önce adından bahsettiğim, Napoleon'un yanında en önemli isim olan Squealer'ın bana Hitler'in yardımcılarından, Nazi Almanyasının propaganda bakanı Joseph Goebbels'i hatırlattığını söylemeliyim.

Hayvan Çiftliği'nde dikkat çeken noktalardan bir diğeri de şu: Hayvanların egemenliği ellerine almalarının ardından Yedi Emir belirleniyor. Yapılması ve yapılmaması gerekenleri içinde barındıran Yedi Emir'in tüm maddeleri zamanla değişiyor. Bunlardan en göze çarpanı ise "Bütün hayvanlar eşittir"in "Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir"e evrilmesi. Sanırım gücü ele geçiren, her koşulda baskı kurmaya ve kendi doğrularını doğru kabul ettirmeye çalışıyor. Baskıyı, zulmü, haksızlığı sert bir dille eleştiren birey, kendisine otorite verildiğinde eleştirdiği şeyleri yapmaya ve eleştirdiği kişilere benzemeye başlıyor.

Son olarak Hayvan Çiftliği'nin sade, kolay anlaşılabilir bir dil ve oldukça akıcı bir kurguya sahip olduğunu belirtmeliyim. Yüz elli sayfalık bir kitap olan Hayvan Çiftliği kısa ancak son derece sarsıcı bir kitap. Düşündüren, sorgulatan bir başucu kitabı. Ben de bu kitap aracılığıyla özellikle politik güce sahip olanların bu gücü sadece insanların yararı için doğrulukla, adaletle, dürüstlükle kullandığı bir dünya dileyerek aşırı iyimser bir istekte bulunayım. :) Sizler de, Hayvan Çiftliği'ni henüz okumadıysanız mutlaka okumalısınız...

Elif Ünal 
06 Haz 18:45 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitap tek kelimeyle muhteşemdi! Ne zamandır okumak isteyip okuyamamıştım.
Kitap Stalin'i çağrıştıran Napolèon isimli domuz ana karakter olmak üzere bir çok hayvanın da bulunduğu çiftlikte geçmektedir. Kitap ne kadar o dönemlere gönderme yapsa da ben kitabı okurken sanki içimde bulunduğumuz durumu okur gibi oldum. Kitap hem o zamanları hem de bu zamanları çok güzel bir şekilde yansıtmaktadır.
Kitapta en çok dikkatimi çeken 2 hayvan Squealar diğeri ise Boxer. Bunlardan ilki domuz diğeri ise irice ve çok güçlü olan bir at.
Squealar ' ı şuan birşeye benzetecek olsam medya olurdu. Medya gibi herşeyi farklı yansıtan, devletin her yaptığını kabul ettirmeye çalışan, herşey doğruymuş gibi gösteren alçak medya.. Boxer da çok fazla televizyon izleyip hepsine inanan kendinden her zaman daha çok fedakarlık göstermek isteyen ancak karşılığında hiçbir fazla şey almayan sevgili atımız..
Gerçekten herkesin okuması gereken bir kitap. Zaten okurken kitabı aklınızda bütün hayvanlar başka şeylere dönüşüyor. Birşeye benzetmek için uğraşmıyorsunuz bile..
Çevirisi için Celâl Üster' e de ayrı bir teşekkür etmek lazım.. Emeği geçen herkesin elline sağlık..

Uğur Ukut 
12 Tem 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Tüm hayvanlar eşittir,ama bazıları daha eşittir.
Eşitlik kavramının hiçbir zaman tam olarak gerçekleşemeyeceğini her zaman hırsına yenilip başa geçmek etrafındakileri yönetmek,onları kendi çıkarları için kullanmak isteyen aç gözlü ve kendini üstün gören bir kitlenin olduğunu mizahi bir dil ile anlatan bir kitap.Çocuk masalı şeklinde yazıldığı için dili basit ve anlaşılması kolay olmuş.Gayet başarılı ve mutlaka okunulması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Onur k 
 12 Eki 21:42 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Kitap Stalin dönemini eleştirmiş çok güzel kurgulamış ve her iktidar seni daha fazla sömürüyor. Bunı çok güzel örneklemiş ama örneklediği,benzettiği sistem kısmen yanlış ideolojik kısma girmicem. Kısacası Orwell'a göre kapitalizm in,sosyalizm out. Bence fazla yermiş.

Kitaptan 321 Alıntı

Aysel 
28 Kas 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

İnsan üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. Gene de tüm hayvanların efendisidir.

Hayvan Çiftliği, George Orwell (Sayfa 24)Hayvan Çiftliği, George Orwell (Sayfa 24)
Fadime YeŞİl 
15 Eki 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.

Hayvan Çiftliği, George Orwell (Sayfa 147)Hayvan Çiftliği, George Orwell (Sayfa 147)
Aleyna Sarpkaya 
28 Eki 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İnsanoğlu, kendinden başka hiçbir yaratığın çıkarını gözetmez.

Hayvan Çiftliği, George Orwell (Sayfa 26)Hayvan Çiftliği, George Orwell (Sayfa 26)
Hera 
09 Haz 01:05 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

...bu hayatta başımıza gelen tüm kötülüklerin insanların zorbalığından kaynaklandığı gün gibi açık değil mi?

Hayvan Çiftliği, George Orwell (Sayfa 25 - Can Yayınları, 40. Baskı)Hayvan Çiftliği, George Orwell (Sayfa 25 - Can Yayınları, 40. Baskı)

Şunu da unutmayın ki, insana karşı savaşırken sonunda ona benzememeliyiz. Onu alt ettiğimiz zaman bile, onun kötü alışkanlıklarını benimsemeye kalkmayın

Hayvan Çiftliği, George Orwell (Sayfa 27)Hayvan Çiftliği, George Orwell (Sayfa 27)
Hera 
12 Haz 00:21 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Çünkü Cumhuriyet Bunu Gerektirir(!)
... Hayvan Çiftliği'nde Cumhuriyet ilan edildi. Bir başkan seçmek gerekiyordu. Tek aday olan Napoleon oy birliğiyle başkan seçildi.

Hayvan Çiftliği, George Orwell (Sayfa 127 - Can Yayınları)Hayvan Çiftliği, George Orwell (Sayfa 127 - Can Yayınları)
Downtown Girl 
29 Oca 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Snowball, "Bak yoldaş," demişti. "Senin onsuz edemediğin kurdele, köleliğin simgesidir. Özgürlüğün kurdelelerden çok daha değerli olduğunu kafan almıyor mu?"

Hayvan Çiftliği, George Orwell (Sayfa 31)Hayvan Çiftliği, George Orwell (Sayfa 31)
Rosinda 
29 Tem 01:03 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Özgürlüklerini savunmayanların ödedikleri bedel ağırdır.

Hayvan Çiftliği, George OrwellHayvan Çiftliği, George Orwell

Bütün kitaplar eşittir; ama bazı kitaplar öbürlerinden daha eşittir.

Hayvan Çiftliği, George Orwell (Sayfa 9 - Celal Üster)Hayvan Çiftliği, George Orwell (Sayfa 9 - Celal Üster)
33 /

Kitapla ilgili 7 Haber

Kitap okumayı sevdirecek 9 kısa kitap önerisi
Kitap okumayı sevdirecek 9 kısa kitap önerisi Kitap okumaya yeni veya yeniden başlayanlar veya kararsız okurlar için çoğu Nobel ödüllü yazarlardan, akıcı, edebiyatın gücünü ortaya koyan ve az sayfalı kült kitaplar...
Ünlü yazarların ilk kitapları nasıl reddedildi?
Ünlü yazarların ilk kitapları nasıl reddedildi? Dünya edebiyatında, bugün birer başyapıt sayılan çok sayıda eser yayınevleri tarafından reddedilmişti. Bu reddedilme hikâyelerinden bazılarını derledik.
15 Lira’nın Altında, Çok Liralık Şeyler Anlatan 15 Sağlam Kitap
15 Lira’nın Altında, Çok Liralık Şeyler Anlatan 15 Sağlam Kitap Paramız olsa kendimizi bırakmayacak mıyız kitap evlerinin üstüne? Kitap bir fetiş türü. Okuyup okumayacağımızı düşünmeden manyak gibi alıyoruz ya. Pahalı pahalı kalın ciltlere dünyaları vermek yok. Dünyanın en güzel, en şarkılı kitapları 15 TL’nin altına elinizin altında. Şu güzel eserleri derleyelim de, kütüphaneler anlam kazansın istedik. Dimağınız sağ olsun!
Ünlü yazarların ilk kitapları nasıl reddedildi ?
Ünlü yazarların ilk kitapları nasıl reddedildi ? Dünya edebiyatında, bugün birer başyapıt sayılan çok sayıda eser yayınevleri tarafından reddedilmişti. Bu reddedilme hikâyelerinden bazılarını derledik.
Farkında Mısınız? Sabahattin Ali 1948'de Öldü
Farkında Mısınız? Sabahattin Ali 1948'de Öldü Son yıllarda Muhteşem Gatsby, Dublinliler ya da Satranç'ın farklı yayınevleri tarafından basılan çevirilerini gördük. 2015 yılında ondan fazla yayınevi Gulyabani bastı, sayısız Küçük Prens baskısı gördük. 2016'da muhtemelen çok sayıda yayınevi Aşk-ı Memnu basacak. Ama asıl fırtına için biraz daha beklememiz gerekecek. 70 yıllık telif süresi Sabahattin Ali'nin eserleri için 2018 sonunda, George Orwell'ın eserleri için 2020 sonunda dolacak.
Ölmeden Önce Okunması Gereken Yükte Hafif Fikirde Ağır 10 İnce Kitap
Ölmeden Önce Okunması Gereken Yükte Hafif Fikirde Ağır 10 İnce Kitap Hayat kısa, kuşlar uçuyor.” demiş Süreya’lardan Cemal. Okuduktan sonra kendi içinizde özümseyeceğiniz, arkadaşlarınızla kritiğini yapacağınız, altı çizili cümlelerinizi temize geçireceğiniz o kadar fazla kitap var ki. Bu galeriyle sizlere fiziksel anlamda biraz yardım etmiş olacağım. Üstelik bu galeriyi incelediğinizde ağzını yaya yaya ”Bu tuğla gibi kitapları nasıl okuyorsunuz?” diyen arkadaşların tezlerini de çürütmüş olacaksınız. İşte size dünyaca ünlü yazarların duyu belleklerinden süzüp gelen 10 muazzam kitap.