Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell

·
Okunma
·
Beğeni
·
67.211
Gösterim
Adı:
Hayvan Çiftliği
Alt başlık:
Bir Peri Masalı
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
152
ISBN:
9789750719387
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Animal Farm
Çeviri:
Celal Üster
Yayınevi:
Can Yayınları
İngiliz yazar George Orwell (1903-1950), ülkemizde daha çok Bindokuzyüzseksendört adlı kitabıyla tanınır. Hayvan Çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmiş ikinci ünlü yapıtıdır. 1940'lardaki 'reel sosyalizm'in eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatında 'yergi' türünün başyapıtlarından biridir. Hayvan Çiftliği'nin kişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olanlar domuzlar; kısa sürede önder bir takım oluştururlar, devrimi de onlar yolundan saptırırlar. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin'i simgelediği açıkça görülecektir. Öbür kişiler bire bir belli olmasalar da, bir diktatörlük ortamındna olabilecek kişilerdir. Romanın alt başlığı Bir Peri Masalı'dır. Küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değildir; ama roman, bir masal anlatımıyla yazılmıştır.
(Arka Kapak)
70 yıllık bir fener.

Çok çabuk unuttuk ülkede olanları. Unutmak ve kanıksamak en sevdiğimiz şeyler oldu. "X kişi ne yapsa her zaman haklıdır." kafasından çıkmadığımız sürece bize her yer Hayvan Çiftliği'ydi.

İktidarın açıklamalarının sorgulanmaksızın kabul edilmesini sağlayan ve sürekli hırlayan köpeklerimiz kömür, köprüler, yollar, makarna ve din sömürüsü oldu.

Anlamasak bile kabullendik, çünkü anlamak ve sorgulamak için enerji sarf etmektense kabullenip Hülooğ demek, bize dayatılan şeyleri harfiyen kabul etmek daha kolaydı. Dönüşüm'deki böcek olduk en sonunda ve dönüştüğümüz rolü hiiiiç sorgulamadan başarılı bir şekilde oynadık.

Hayvan Çiftliği toplantıları gibi söylenen her şeyin bir gün mutlaka tamamen değişeceğini bile bile hep birilerinin mitinglerine gittik, vaatlerini dinledik, geleceğe dair ütopik hayaller kurduk bir distopyanın içinde olduğumuzu bile bile. Ama olmadı. Olumsuz olayların suçunu hep üstüne atabileceğimiz Snowball'larımız oldu. Rus uçağı düştü suç Snowball'undu. Çiftliğimize darbe yapıldı suç Snowball'undu. Yolda ayağımız takılıp düştü, nefesimiz sıkıştı, kahvemiz kalmadı ama suç hep Snowball'undu.

Cebren ve hile ile aziz Hayvan Çiftliği'nin, bütün domuzları zaptedilmiş, bütün ahırlarına girilmiş, bütün sürüleri dağıtılmış olduktan ve çiftliğin her köşesi bilfiil işgal edildikten sonra ne anlamı kaldı ki somut ayaklanmaların? Manevi ayaklanmalarımız olmadığı sürece, ilk ve daimi liderimiz Koca Reis'in yaptıklarını, her konuda eşitliği getirdiğini hatırlamadığımız sürece ne anlamı kalır her gün televizyonlar karşısında geviş getirmemizin?

Daha az rakam, daha çok yemek istedi halk. Fakat onlar her zaman daha çok rakam ve daha az yemekle dönüş yaptı. Hiçbir zaman karın doyurmayacak olan anlaşılmaz laf kalabalığı rakamlardan bahsedildi fakat çiftlikte iş saatlerinin artırılmasının rakamlarından kimse bahsetmedi. İşsizlik rakamlarının artmasından kimse bahsetmedi, çiftliğini koruma uğruna ölen hayvanlar hep unutuldu, bütün hayvanlar başından beri eşitti ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşit oldu çünkü onlar çiftliğe yapılan maddi, manevi darbelere karşı hiç savaşmayıp ahırlarında öylece izleyenlerdendi.

Başka çiftliklerle yeri geldi dost olduk, yeri geldi düşman olduk. Çiftliğimize her gün yeni yeni yollar yapıldığı söylenirken yolsuz yolsuz kimlerle dost veya düşman oluyorduk? Adalet terazisinin bir tarafında birileri her gün ağırlığını basıyorken biz evdeki koltuklarımıza ağırlığımızı basmayı kendimiz için yeterli mi bulduk?

Acaba Orwell'dan sadece 1 yıl önce doğmuş olan ve Orwell'la aynı yıllarda yaşamış olan Nazım Hikmet, bu kitabın yazıldığının üzerinden bir kaç yıl geçtikten sonra 1947 yılında dile getirdiği Dünyanın En Tuhaf Mahluku'ndaki şiirinin şu dizeleriyle
"ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!"
birlikte Hayvan Çiftliği'ndeki hayvanlara bir selam mı çakıyordu?

E kabahatin çoğu senin çiftliğimdeki bütün Clover'lar, bütün Boxer'lar, bütün Benjamin'ler, bütün Muriel'ler. Çünkü biz artık her şeyi kadere bağladık. Kendi başarısızlıklarımızı ve herhangi bir şey için çaba göstermeyişlerimizi öylece kabullendik ve dününü bile unutan hayvanlara dönüştük.

Çok gizli toplantılar yapıldı, her yer Snowball her yer ihanet her yer paralel dendi. Devran aynı manzara farklı oldu ve bu sefer tezgah altı değil göstere göstere yapıldı her şey. Paranın kıble olduğu yerde 40 tahıl da 40 yem de 40 rekat da nafileydi. Bütün olanların farkındaydın ama sen yine de reddettin, 40 domuz, 40 katır ya da 40 satır yaşasın adalet dedin. Ama zaten hep Boxer gibi suçlular alındı içeri sebep gösterilmeksizin. Çapulcu oldu bütün çiftlikteki hayvanların yeni adı.

Ama ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardı ki Napoleon gibiler elini kolunu sallaya sallaya ülkeyi talan etti. Neyse ki nutku tutulmayanlar vardı azınlıkta da olsa.

Her şeyin farkındalığında olan fakat sessizliğini şimdilik içlerindeki o sevgide korumaya çalışanlardı onlar.
Yazarın okuduğum ilk eseriydi. Kitabı araştırırken şu çarpıcı cümleyi görünce çok heyecanlanmıştım:
Hayvanlar eşittir bazı hayvanlar daha eşittir.
Kitap peri masalı tarzında da olsa kendini okutturan anlatımı ile içine çeken bir üslubu var.Üstelik her bir karakteri gerçek yaşamımızda fazlasıyla örneği var.
Başlangıçta adil bir sistem kurmak için yola çıkan hayvanlar yolda bulduklarıyla güç zehirlenmesi yaşıyor..Özetle bu arkadaşlar
Türk halkının her bir ferdinin günümüzde yaşanılan olayların idrakine varması için enfes bir eser ...
Keyifli okumalar...

Benzer kitaplar

  • Dönüşüm
    8.3/10 (6.672 Oy)7.060 beğeni21.753 okunma458 alıntı111.627 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (6.105 Oy)6.919 beğeni20.233 okunma916 alıntı86.942 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (5.278 Oy)6.361 beğeni17.222 okunma2.003 alıntı98.729 gösterim
  • Şeker Portakalı
    8.9/10 (5.985 Oy)7.226 beğeni19.862 okunma802 alıntı97.240 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (3.903 Oy)4.234 beğeni13.273 okunma537 alıntı46.874 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.7/10 (4.448 Oy)4.607 beğeni15.479 okunma475 alıntı78.264 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (8.612 Oy)10.837 beğeni26.891 okunma1.577 alıntı113.194 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (6.893 Oy)6.930 beğeni18.108 okunma871 alıntı86.959 gösterim
  • Olasılıksız
    8.5/10 (5.288 Oy)5.900 beğeni16.820 okunma431 alıntı97.315 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (8.131 Oy)9.660 beğeni23.208 okunma962 alıntı126.999 gösterim
~STALİN ÇİFTLİĞİ~

Sevgili 1K üyeleri, incelememe başlamadan şunu belirtmek isterim ki böylesi önemli bir kitabı değerlendirmek herkes için zor olsa gerek. Sözüm ona kitabın nesnel degerlendirilmesini çok güç bulmaktayım. Çünkü George Orwell' da kitabını yaşadığı talihsiz olaylar sonrası yazması ve onun bir nevî Rusya (Stalin) yüzünden "genel ideoloji" ye taşlamada bulunması yazarın da gayet öznel bir yaklaşım gösterdiğinin kanıtı olduğunu düşünüyorum. Zira o da bunun farkındaymış ki Çapski' nin (Orwell' ın Sovyetler Birliği' ndeki çalışma kampından ve Katin Kıyımı' ndan kurtulmuş, Paris' e gelen bir arkadaşı) anlattıklarından etkilenip kitabında daha sonradan yaptığı bir değişikliktir. Bu değişiklik şudur. Komün rejimini benimseyen çiftlik saldırıya uğrar, hayvanlar korkuya kapılmıştır. [Güvercinler uçuştular, Napoléon (Stalin) da dahil bütün hayvanlar kendilerini karınüstü yere atıp yüzlerini kapattılar]. --> [ Güvercinler havaya uçuştular, +Napoléon dışında+ bütün hayvanlar kendilerini karınüstü yere atıp yüzlerini kapattılar....]

Burdaki değişiklik Sovyetler Birliğinden kaçan ve rejime karşı olan Orwell' ın arkadaşı Çapski' nin onca acılar yaşamasına karşın Rusya' yı Alman boyunduruğundan" Stalin' in kişiliğinin ve büyüklüğünün" kurtardığını söyler.
"Almanlar, Moskova' yı ele geçirmek üzereyken Stalin kentte kaldı. Moskova' yı onun gözü pekliği kurtardı" der.

Tabi bu değişiklik üzerine Orwell' ın da bir çift sözü vardır. "Böylelikle, Alman saldırısı sırasında Moskova' dan ayrılmayan Stalin' e haksızlık etmemiş oldum. "

Sayın 1K üyeleri... Naçizane görüşüm şudur ki bir toplumun rejim değişikliğinin tamamlanması için ciddi bir zaman dilimine ihtiyaç vardır. Hele ki bu rejim komün rejimi ise. Rusya' da komünizm tam manada başarılı olamadıysa bunun sebeplerini yüzlerce belgeyle ispatlamak mümkündür ama benim için özet niteliğinde bir sebep vardır ki Komünizm' e giden yol sosyalizmden geçmektedir. Das Kapital' i okumuş her insanın komünizm' in kötü bir şey olmadığını zaten anlamıştır. Dedelerimizin Komün rejimini bizlere "dinsizlik" ve dolaysıyla "şeytan işi" söylemlerini dikkate almazsak tabi...

Ben bu açıdan da Orwell' ın komünizmi anlamadığını, kötü bir örnek olan Rusya' nın sadece içinde bulunduğu kötü şartların
dünyaya yansıtılmasının ve yine Orwell' ın kitabını yazmasına esin kaynağı olduğunu düşünüyorum. Yani Orwell, bugün Türkiye' de yaşamış olsaydı, Cumhuriyet ile yönetilen Diktatörlük rejimi karşısında ciddi bir Cumhuriyet düşmanı olabilirdi...

(Spoiler) Çiftlik sahibi çiftlikten ilk kovulduğu zaman komün rejimiyle birlikte hayvanların eşit oldukları ile ilgili ilkeler vardı... Napoléon çiftlik başına geçmeden önce her insanın içinde yaşamak istediği bir distopyadan bahseder... Bunun neresi kötüdür anlamıyorum. Yani rejimin tukaka olmasının nedeni Napoléon ise, bence kötü olan rejim değil, kişilerin kendisidir. Stalin' i eleştirmek eğer rejimi eleştirmekse konuşmamın başında olduğu gibi nesnel bir değerlendirmeden söz edilemez.

Stalin 1927’de kolektivizasyon kararı verdiğinde işlerin trajikleşmesindeki nedene bakacak olursak NEP döneminde zenginleşen köylüleri yani kulakları görürüz. NEP dönemi, bir zorunluluk olarak, Savaş Komünizmi sonrası gelmiş, bu dönemde köylülüğün ticaret yapmasının önü açılmıştır. Bir geri adım olan ve köylülüğün önünü açan NEP’i Lenin önermişti ancak Bolşevik Parti içindeki “işçi muhalefetini” oluşturan Şliyapnikov, Kollontay ve Stalin’i eleştirenlerin dillerden düşürmediği Trotsky eleştirmiş ve NEP’e karşı çıkmıştı. Ama kolektivizasyonu başlatan Stalin NEP’i savunmuştu. Yani, köylülüğe savaş açtığı iddia edilen Stalin aynı zamanda köylülüğün önünü açan NEP’in uygulanmasını sağlamıştı.

Yani kısacası (Lenin toprakları herkese dağıttı. Ama herkes tarlayı ekmedi. 10 birim tarladan 3 birim ürün elde edildi. Bu durum Rusya' da açlık ölümlerine yol açtı. Uzun vadede Rusya' nın sefalet içinde dışa bağımlı olmasına neden olacaktı. Stalin bunu fark etti, toprakları geri aldı, sadece topraktan gelen köylüye verdi arazileri. 10 birim tarladan 10 birim ürün elde edildi. Tabi bu geri alımın nasıl olduğu da aşikar...)

Ben yine de haksızlık etmeyeceğim, kitabı çok fazla beğendim. Akıcı dili, lafı dolandırmaması hoşuma gitti. Edebî derinliği olmamasına karşın ciddi bir hayranlık beslediğimi söyleyebilirim yazara karşı. 1984 etkisi olsa gerek.
Ayrıca kitabı 3 ayda yazmış. Teşekkürler George Orwell.

İyi okumalar...
Kitapta bütün olaylar aslında çiftlikle geçiyor.Bay Jones çiftlikte ki hayvanları kendi kölesi gibi çalıştırıyor.Üstüne üstlük karşılıgında sadece ölmeyecek kadar karınlarını doyuruyor.Hayvanların arasında yaşlı bir hayvan var.Orada ki hayvanlar ona koca reis diyorlar.Sonra bir gün bu koca reis bir rüya görüyor ve bunun üzerine çiftlikte ki bütün hayvanları toplantıya çagırıyor.Toplantıda ölecegini ve artık köle gibi çalısmayı bırakmalısınız diyor.Daha sonra rüyasını anlatıyor çiftlikte ki hayvanlara.Daha sonra aradan 3gün geçtikten sonra koca reis ölüyor.Burası çok önemli ki.Ölmeden önce bütün hayvanların ufkunu açmıştı.Bu şekilde ilerliyor olay.Uzun zamandır okumak isteyipte okuyamadıgım bir kitapyı aslında.İyi ki okumuşum.Sizin okumanızı isterim.
Kısa ve dolu kitap. Benim okuduğum Can Yayınları'nın bastığı basımdı. 152 sayfadan oluşuyor. Bunun yaklaşık 30 sayfası resim. Dolayısıyla bir günde okunabilecek bir kitap. Fakat kısa olması, resimli olması sizi yanıltmasın 500 sayfalık bir çok kitaptan daha değerli bir kitap. Bu yönüyle kesinlikle bir çocuk kitabı değil.

Kitap şekil olarak bir sosyalizm eleştirisi gibi geliyor. Tabi tartışmalı bir durum bu. Sosyalizm hakkında yeterli bilgiye sahip değilim. Fakat gördüğüm kadarıyla bir Sosyalizm eleştirisinden çok insanın kendisine doğru bir eleştiri var. Şahsi düşüncem kitap 1984 kitabının bir uyarlaması gibi. Sorgulamadan inanan, benimseyen insanlara bir eleştiri var. Sistem ister Kapitalizm olsun, ister Sosyalizm olsun onu yöneten, ona tabi olanlar biziz. bu bakımdan insanların içindeki o "kötülükler" devreye girince sistemin adı ve biçiminin hiçbir önemi kalmıyor. Örneğin günümüz Türkiye'sinde de aynı durum var: Tek adam ve ona sorgusuz, karşılıksız bir şekilde itaat eden kimseler. Misal Türkiye'nin Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde de, Rusya'nın Sosyalizm'e geçişinde de ezilen kesimler neredeyse hep aynı olmuştur. Çünkü insan ve zihniyeti değişmiyor. Bu bakımdan sistemi vesaire değiştirmeden önce "sıradan" insanlar olarak önce biz değişmeliyiz. Yoksa dünyanın en iyi, en demokratik yasalarını da getirsen hiçbir etki doğurmaz. Kişisel kanaatim insanlar da ancak ve ancak kitap okuyarak, kişisel gelişimlerini tamamlayarak gelişebilir.

Velhasıl, bu kitap bende olduğu gibi okurları bu tür düşüncelere yönlendirdiği ve doğamızdaki kötülükleri apaçık yüzümüze vurduğu için gayet değerli, okunulması gerekilen bir kitap diye düşünüyorum.

Herkese iyi okumalar dilerim.
Her kitabın bir okunma zamanı olduğu kanaatindeyim.Bazı kitapları elimize alıp sonra tekrar rafa koyarız.
Hayvan Çiftliği de benim için öyle oldu, elime alıp alıp rafa koyuyordum lakin artık okumalısıın Beyzaa diye haykırdım .

Kitabın bana nerden geldiği hatırımda değil ,lise son zamanlarımda kitaplığımda bulunuyordu kendileri, o zamanlar tabi bilinçsiz olarak bir de popüler kitaplara yönelimimden dolayı bu tarz düşündüren, sorgulatan kaliteli eserlere yer vermiyordum , sorgulayan, düşünenlerden değil idim o zamanlar, ezbere dayalı sistemde ben de vardım. Neyse…
Elimdeki kitap 2008 yılı basımı ve kapak tasarımı da çok uygun ve güzel yeni basımla kıyaslarsak. Yeni kapak tasarımını da beğenmediğimi dile getirmek istedim :D

Girişte çevirmen Celal Üster’in sunumu mevcut, yazar hakkında doyurucu bilgilere yer vermesi biz okurlar için kitabı okurken daha rahat anlaşılır kılıyor lakin kitaba dair bolca da spoiler mevcut bu da rahatsız etmiyor değil efendim .Gerçekten engin bir analiz yapmış ama kitabın sonunda yer verilseydi diye bolca serzenişte de bulunuverdim ^^

Kitaba gelecek olur isem alegorik tarzda bir eser, okurken çiftliği, hayvanları özellikle ismi geçen atları hayal etmek benim için çokça keyifliydi. Verilen mesajları hayal ederek okumak bir de basit dil ile olunca çok iyi bir şekilde insana tesir ediyor ve öylesine okumadım dedirtiyor.

Kitabı bitirdikten sonra kafamda oturmayan şeyler her zamanki gibi mevcut idi nedeni ise benim eksik tarihi ve terim bilgilerimden dolayı. Harekete geçip araştırmaya koyuldum .Sosyalizm, komünizm, faşizm, Rus devrimi, Stalin, Lenin … Kitap vesilesiyle bu tarz tarihi ve siyasi olaylara ilgimin olmaması dolayısıyla kendi eksikliğimi gidermeye çalıştım bana da büyük ders oldu. (Kitapta bu olaylardan bahsedilmiyor eleştirilen durumlar bunlar olduğu için bağlantı kurabilmek için detaylı araştırdım:)

Son olarak kitaptaki hayvan karakterlerinden dikkatimi çeken (özellikle at oldukları için *-*) iki atımızdan söz etmek istiyorum
Boxer canını hiçe sayarak durmadan çalışması , karakter sahibi olması ama sorgulamadan körü körüne biat etmesi ve okumayı öğrenmemesinin verdiği zarar acıklı bir şekilde kitapta yer alıyor o kısmı okuduğumuzda kalp, ciğer, dalak parçalanıyor nefes aldırmıyor.Karakteri insanlara uyarladığımızda sistem için gece gündüz çalışan işçilerimiz hatırımıza geliyor ki kitaptaki her karakter; bir insanı, bir durumu temsil ediyor.

Mollie de diğer dikkatimi çeken bir at oluverdi. Süse düşkünlüğü, narsistliği, bir küp şeker için kendini kaybetmesi bilgiye zekaya değer vermeyip bencil, görüntü odaklı olması da yoğun mesajlar niteliğinde.

Bu kısa ,akıcı sisteme eleştirel yaklaşan distopik fabl örneğini okumalıyız, okutturmalıyız.
Yazar hakkında da hem şaşırtıcı hem de tanımak adına
http://listelist.com/george-orwell-kimdir/ okuyabilirsiniz.
Ayrıca animasyon şeklinde filmi de mevcut imiş belki dikkatinizi çekebilir.
Kitabı okuduktan sonra bazı şarkılar da aklıma geliverdi ^_^
1)Depeche Mode https://www.youtube.com/watch?v=jsCR05oKROA
2)Nickelback https://www.youtube.com/watch?v=IYnuSsM7tRw
Değerli vaktinizi ayırıp okuduysanız da teşekkür ederim. :)
Keyifli okumalar dilerim.
Sağlıcakla ve huzurla kalın :)
Ama ben Bernhard’ı bir başka seviyorum bu aralar, diye düşündüm. Bernhardist Ömer takdim eder, diyesim bile oldu. Bir kahraman o kimsenin tanımadığı. Bu demek değildir ki Joyce’u görmezden geleceğim. Gelemem ki zaten, çünkü bu ön yargılı roman tüm ön yargılarımı kırmıştı zamanın behrinde, diye düşündüm. Aklımı işgal eden ama Türkçeye oturmamış tarzını romanın düşünürken bir daha okumalıyım, diye düşündüm. Üçüncü kez olacaktı. Olsun bari. Ama okuyacak ne çok şey var, diye de düşünüyordum bir yandan da. Ben yaşlandım ki artık. Hem, hele de yerliler! Yazmak da istiyor bu fukara.

Önyargılı romanı ne mi üstadın? Pardon atlamışım, Ulysses’dir o. Musil’i okumaya başlamadan evvel, ilk Ulysses’i sonra da Kayıp Zamanın İzinde’yi okudum, demiştim dost meclisinde de, yok devenin nalı demişlerdi. Doğruydu. Doğrular bile yetmiyor doğruyu anlatmaya bazen. Zaten artık gerçekleri değil, kurguları anlatmayı daha çok seviyorum.

Toplumsal gerçekçilerin galebe çaldığı zamanlarda “Batıda roman öldü” diye bir şayia çıkmıştı. Biz saflar inanmıştık. Aslında ben onlara hep inandım ve bir küncü kadar şey yoktu gerçeği destekleyen. Halbuki adamlar, Batılılar yani, post-modern edebiyatı yaratırken, biz toplumsal gerçeği yazamıyorlar mantığını nerelere ihale etmiştik. Toplumsal gerçekleri yazmayı bıraktıkları falan da yoktu. Bilemedik o zaman toplumsal gerçeklerin de değişebileceğini.

Bu alegorik anlatımlı roman, bir anahtar romandır, Türkçesi budur, fakat bu yeterli değildir anlamak için. Biraz açmak gerekir. Orijinali “Roman a clef”dir. Duymadıysanız üzülmeyin, çünkü bu konuda çok az kaynak var Türkçemizde. Bir yazar “roman a clef” türünü girdiyse saklayacak şeyleri vardır. Bu türde en sevdiğim ise Orlando’dur, Virginia Woolf’dan. Esaslıdır zira içinde ekstrem bir aşk vardır. Sahibine bağlı olmadan revize olmuş bir hayattır kurgusu. Revizyonun ise müsebbibi belli değildir. Ama doğuştan olduğu kabul görür bende. Bir nevi ruh hastalığı görenlerde vardır. Konsensüs yok anlayacağınız.

Yazacaklarım bitti ama romana gelemedim henüz. Kim bilir ne zaman okumuştum bu romanı? Pek unuttuğum söylenemez ama. Adını koyup sınıflandırdığı şeyleri unutmaz insan. Konusuna değinmeyi düşünmüyorum zaten. Anlamak bakımından Roman a clef türünü en basit anlatan kitaptır. 1984'de işlediği daha bir teorik olan durumu nesnel gerçeklerle hayvanlar üzerinden anlatır bu romanında. Ben birbirinin devamı gibi görürüm. Hayvanlarla alakası sadece roman a clef olması babındadır, yoksa anlatılan ülke, şu an yıkılmış SSSR’dir. Sovyet sisteminin hayvanlar üstünden eleştirisidir.
Kitabın çağlar üstü siyasi-sosyal mesajlar içeren yetişkin masalı olduğunu kabul etmeyen yoktur.
Her dönemde bir insan çiftliği mevcuttu, halihazırda da olduğu gibi.

Kitapta ne mi var?
Tarihini unutmuş, dili yozlaşmış, önce düşünmesi yasaklanmış sonra düşüncesi kısırlaşmış ve  düşünmeyi unutmuş hayvanlar.
Ters giden şeylerde hep bir suçlunun bulunduğu, hata yapma özgürlüğünün sadece belli kişilerde olduğu, ezen mutluyken ezilenin ne olduğundan bile haberinin olmadığı bir âlem.

“Kimsenin düşüncesini açıklamaya cesaret edemediği, her yerde azgın, yabanıl köpeklerin hırlayarak kol gezdiği,yoldaşlarının korkunç suçları itiraf ettirildikten sonra paramparça edilişini seyretmek zorunda kaldıkları bir toplum çıkmıştı ortaya.” (S.107)

"Tüfeğin gümbürtüsüyle, horozun ötüşüyle ve bayrağın dalgalanışıyla ara sıra da olsa açlıklarını unutabiliyorlardı." (S.108)

Sorular...
Ezilenler yönetimi ele geçirdikten sonra tümüyle adalet uygulanabilir mi yoksa vakti zamanında ezilmiş de olsa ezme imkanı kendisine verildiğinde gücü en güzel şekilde aynı taşlı yollardan geçtiği kardeşlerine(kardeşim dediklerine) uygular mı?
Meşaleyi elinde taşıyanlar, aydınlatması gereken yerde beraberindekileri alev topuna dönüştürebilir mi?
Kimlere tam itimat edilebilir veya birilerine tam itimat edilebilir mi?

Şimdi..
Ben ezilmişliği "Allah'ın insan fıtratına hitap edecek şekilde belirlediği ve insanlığa sunduğu kurallar" dışında yaşanan her türlü hayatın kaçınılmaz gerçeği olarak görüyorum.
Çünkü ancak bu şekilde bir adaletten bahsedebiliriz ve böylece aksi olan ezilmeyi/zulmü bertaraf etmek yolunda gerçekçi bir çaba içinde bulunabiliriz.

İslam, geldiği ilk yıllarda (birçok peygamberin etkisinin toplumlarca hissedildiği dönemlerde) büyük bir özgürlük getirmişti, şimdi ise İslam maskesi kullanılarak nice adaletsizliğe maruz kalıyoruz. Bir de İslam maskesi dahi olmayan zulüm sistemleri var.

Buralara nereden mi geldim?
Hayvanlar alemindeki Yedi Emir'in değişmesi olayı, insanlığın huzuru için gönderilen kitapların tahrifini hatırlattı.
İnsanın emirleri çıkarlarına göre alması, değiştirmesi, yontması, eksiltmesi, evirmesi, çevirmesi...
Allah'ın bizi sürekli yahudileşmekten sakındırması...ama yine de bunun anlaşılmaması çünkü sadece hafızın güzel sesinin ilgi odağı olması...
Gerçek uyarıcının getirdiği mesajların unutulması, akıl tutulması, sorgusuz sualsiz itaat ve sonuç tabiri caizse toplumsal harakiri.

Özetinin özeti -bir ucundan görüneni- böyle olan bir düzenin müsebbibi bazı karakterler de genel düzlemde şöyle oluyor;

Koca Reis(yaşlı domuz); Yanlış gidişin farkına varıp 'buna bir dur demeli' deyip, insanlara ışığı gösteren nadir kişiler.

Snowball(domuz); Güzel işler için çabalayan kar gibi beyaz niyetleri ile toplumu kalkındırmaya çalışan aklı başındakiler. İzin verilse toplumun saygı duyduğu kişiler olarak kalacaklar ama bunun yerine önce ortadan kaldırılıp sonra tüm günahların keçisi ilan edilirler.

Napoléon(domuz); Zevki için herşeyi mübah gören, ayaklara çelme takan, arkadaşlarını sırtından vuran, herkesi kölesi gibi gören güce-makama-mevkiye aşık tüm zavallıların, koltuk sevdalılarının temsili yüzü.

Benjamin(eşek); Her şeyin farkında olan ama susan, bana dokunmayan bin yıl yaşasın diyen, durum ne ise ona razı olan, anarşizm karşıtı olayım derken zulme göz yuman vurdumduymazlar, dilsiz şeytanlar.

Squealer(domuz); Güce tapan çıkarcı; kralların halkın gözünü boyayan sihirbazları; günümüzün şakşakçı basın-yayın organları. Malcolm X'in tabiri ile "Eğer dikkat etmezsek mazlumlardan nefret etmemize ve zalimleri sevmemize sebep olacak olan medya. "

Boxer(at); Sorgulamadan itaat eden ve bir ömür sürünen; iyi niyeti ve samimiyetini yanlış yerde heba eden; kendilerince güzel olan işler için şevkle çabalayan; toplumun bel kemiği olan kişiler.

Mollie(köpek); özgürlükmüş, kardeşlikmiş, hakmış, adaletmiş  bunlara kafa yormayan, menfaatleri için yaşayan kesim. Belki de kendi kuyruğu peşinde koşan ve her şeyden bihaber bilinçsiz nesildir.

Domuzlar; toplumun refahını sağlamak bahanesi ile kendi refahlarına hizmet eden pek değerli üst kesim.

Koyunlar; Yanlış gidişat farkedilmesin diye laf kalabalığı yapan güruh. Kör-cahil yalakalar sürüsü.

Atlar; Çalışan, çabalayan, eli 'emek' kokan kesim.

Köpekler; Bozuk sistemlerin ayakta kalabilmesi için iyi eğitilmiş, güç ve zorbalığı elinde bulunduran tabaka.

Tavuklar ve inekler; Üretimde aktif olan kesim. Siz deyin çiftçiler ben diyeyim hayvancılık ile uğraşanlar, yani karnımızı doyuranlar.

Değirmen; Ekonomiyi ayakta tutmak için gerekli kalkınma araçları.

Ve çiftlik; üzerinde yaşadığımız koca dünya.
1903 yılının Haziran ayında Hindistan'da doğan George Orwell 47 yıllık hayatının bir bölümünde polis teşkilatında, ardından bir gazetede çalışmıştır. Bu meslekleri icra ederken yaşadıkları ve yine hayatındaki diğer gelişmeler Orwell'ın daha sonraki dönemlerde yazacağı tüm yazıları etkileyecektir. Bu yazılardan, eserlerden en önemli ve en bilinenleri hiç kuşkusuz, 1944'te yazdığı Hayvan Çiftliği ve 1949 yılında kaleme aldığı 1984. Bu kitapları okumaya karar vermemin ardından ilk olarak Hayvan Çiftliği'ni okumak daha mantıklı olacaktır diye düşündüm. Hayvan Çiftliği siyasi bir fabl diyebiliriz. Artık birçoğumuzun bildiği üzere hikayemiz İngiltere'de yer alan bir çiftlikte geçiyor. Bay Jones'un sahibi olduğu Beylik Çiftlik'te yer alan hayvanlar içinde bulundukları koşullardan fazlasıyla sıkılmıştır, tüm hayvanlar bir araya gelerek kendilerine yapılan eziyetlere, haksızlıklara bir son verilmesi gerektiğini belirtirler ve bunun da ancak çiftlikteki insan hakimiyetine son vererek gerçekleşebileceği konusunda fikir birliğine varırlar. Devrimi hayata geçirerek insan boyunduruğunu sonlandıran hayvanlar artık çiftliğin sahibidir, çiftliğin adı da bundan böyle Hayvan Çiftliği'dir. Hayvanlar arasında en zeki olan domuzlar kısa sürede çiftliğin önderliğini ele alır, çok geçmeden insanlardan daha baskıcı bir yönetim sergilemeye başlarlar. Hayvan Çiftliği'nin önderi artık hepimizin bildiği gibi Rus lider Stalin'i simgeleyen Napoleon'dur.

Kitap yazıldığı dönem itibariyle Orwell'ın sosyalizm eleştirisi şeklinde yorumlansa da Hayvan Çiftliği kesinlikle tek bir döneme indirgenebilecek bir kitap değil. Zaten bu kitabın, yazılmasının üzerinden yetmiş üç yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ okunup tartışılan bir kitap olmasını sağlayan ve yine on yıllar geçse de okunacak tartışılacak bir kitap olmasını sağlayacak unsur da bu, yani her döneme hitap etmesi. İktidar, mevki, güç kelimelerinin sadece adının geçmesi bile insanlarda bunlara sahip olma doğrultusunda bir istek uyandırabilir. İnsanoğlu gücü, güce sahip olmayı sever. Özellikle siyasi anlamda bakıldığında güç ve mevki elde etmek isteyenler çeşitli vaatlerde bulunur, tıpkı Hayvan Çiftliği'nde önderliği üstlenen domuzlar gibi. Çiftlikteki hayvanlar çeşitli güçlüklerle karşılaşarak devrimi gerçekleştiriyorlar ancak asıl güç olan bundan sonraki süreç. Yani asıl mesele bir toplumsal değişimi gerçekleştirmek değil o değişim sonrasında sağlıklı bir düzen oturtup, bu düzeni sürdürmek. Napoleon önderliğindeki hayvanlar arasında gördüğümüz her karakter farklı bir toplumsal sınıfı ve farklı insan özelliklerini simgeliyor diyebiliriz. Napoleon ile çeşitli konularda sürtüşen, aslında sadece hayvanların iyiliğini isteyen ancak Napoleon tarafından hain ilan edilen Snowball; kendisinin de bundan çıkarı olması itibariyle Napoleon'un her kararını diğer hayvanlara kabullendirmeye, o hayvanların akıllarını yıkamaya çalışan Squealer; devrim için canını dişine takan, düşünmeyen, sorgulamayan sadece çalışan Boxer; çalışmayan, tembel, her olayda deyimi yerindeyse yan çizen Mollie vs. Bu arada biraz önce adından bahsettiğim, Napoleon'un yanında en önemli isim olan Squealer'ın bana Hitler'in yardımcılarından, Nazi Almanyasının propaganda bakanı Joseph Goebbels'i hatırlattığını söylemeliyim.

Hayvan Çiftliği'nde dikkat çeken noktalardan bir diğeri de şu: Hayvanların egemenliği ellerine almalarının ardından Yedi Emir belirleniyor. Yapılması ve yapılmaması gerekenleri içinde barındıran Yedi Emir'in tüm maddeleri zamanla değişiyor. Bunlardan en göze çarpanı ise "Bütün hayvanlar eşittir"in "Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir"e evrilmesi. Sanırım gücü ele geçiren, her koşulda baskı kurmaya ve kendi doğrularını doğru kabul ettirmeye çalışıyor. Baskıyı, zulmü, haksızlığı sert bir dille eleştiren birey, kendisine otorite verildiğinde eleştirdiği şeyleri yapmaya ve eleştirdiği kişilere benzemeye başlıyor.

Son olarak Hayvan Çiftliği'nin sade, kolay anlaşılabilir bir dil ve oldukça akıcı bir kurguya sahip olduğunu belirtmeliyim. Yüz elli sayfalık bir kitap olan Hayvan Çiftliği kısa ancak son derece sarsıcı bir kitap. Düşündüren, sorgulatan bir başucu kitabı. Ben de bu kitap aracılığıyla özellikle politik güce sahip olanların bu gücü sadece insanların yararı için doğrulukla, adaletle, dürüstlükle kullandığı bir dünya dileyerek aşırı iyimser bir istekte bulunayım. :) Sizler de, Hayvan Çiftliği'ni henüz okumadıysanız mutlaka okumalısınız...
Kitap tek kelimeyle muhteşemdi! Ne zamandır okumak isteyip okuyamamıştım.
Kitap Stalin'i çağrıştıran Napolèon isimli domuz ana karakter olmak üzere bir çok hayvanın da bulunduğu çiftlikte geçmektedir. Kitap ne kadar o dönemlere gönderme yapsa da ben kitabı okurken sanki içimde bulunduğumuz durumu okur gibi oldum. Kitap hem o zamanları hem de bu zamanları çok güzel bir şekilde yansıtmaktadır.
Kitapta en çok dikkatimi çeken 2 hayvan Squealar diğeri ise Boxer. Bunlardan ilki domuz diğeri ise irice ve çok güçlü olan bir at.
Squealar ' ı şuan birşeye benzetecek olsam medya olurdu. Medya gibi herşeyi farklı yansıtan, devletin her yaptığını kabul ettirmeye çalışan, herşey doğruymuş gibi gösteren alçak medya.. Boxer da çok fazla televizyon izleyip hepsine inanan kendinden her zaman daha çok fedakarlık göstermek isteyen ancak karşılığında hiçbir fazla şey almayan sevgili atımız..
Gerçekten herkesin okuması gereken bir kitap. Zaten okurken kitabı aklınızda bütün hayvanlar başka şeylere dönüşüyor. Birşeye benzetmek için uğraşmıyorsunuz bile..
Çevirisi için Celâl Üster' e de ayrı bir teşekkür etmek lazım.. Emeği geçen herkesin elline sağlık..
İnsan üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. Gene de tüm hayvanların efendisidir.
İnsanoğlu, kendinden başka hiçbir yaratığın çıkarını gözetmez.
...bu hayatta başımıza gelen tüm kötülüklerin insanların zorbalığından kaynaklandığı gün gibi açık değil mi?
George Orwell
Sayfa 25 - Can Yayınları, 40. Baskı
Şunu da unutmayın ki, insana karşı savaşırken sonunda ona benzememeliyiz. Onu alt ettiğimiz zaman bile, onun kötü alışkanlıklarını benimsemeye kalkmayın
Snowball, "Bak yoldaş," demişti. "Senin onsuz edemediğin kurdele, köleliğin simgesidir. Özgürlüğün kurdelelerden çok daha değerli olduğunu kafan almıyor mu?"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hayvan Çiftliği
Alt başlık:
Bir Peri Masalı
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
152
ISBN:
9789750719387
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Animal Farm
Çeviri:
Celal Üster
Yayınevi:
Can Yayınları
İngiliz yazar George Orwell (1903-1950), ülkemizde daha çok Bindokuzyüzseksendört adlı kitabıyla tanınır. Hayvan Çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmiş ikinci ünlü yapıtıdır. 1940'lardaki 'reel sosyalizm'in eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatında 'yergi' türünün başyapıtlarından biridir. Hayvan Çiftliği'nin kişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olanlar domuzlar; kısa sürede önder bir takım oluştururlar, devrimi de onlar yolundan saptırırlar. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin'i simgelediği açıkça görülecektir. Öbür kişiler bire bir belli olmasalar da, bir diktatörlük ortamındna olabilecek kişilerdir. Romanın alt başlığı Bir Peri Masalı'dır. Küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değildir; ama roman, bir masal anlatımıyla yazılmıştır.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 16.925 okur

  • Seher Çelik
  • Edanur Karaaslan
  • Tuğçe Çiçek
  • Şilan Taşatan
  • Tuba Ünsal
  • Sara Rahel
  • Pkrfc
  • Lagertha lothbrok
  • Burçin Erdoğan Öztürk
  • ilknur POLAT

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%30.5
14-17 Yaş
%18.5
18-24 Yaş
%15.9
25-34 Yaş
%14.7
35-44 Yaş
%12
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%2.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%62
Erkek
%37.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40.1 (2.303)
9
%28.7 (1.650)
8
%19.7 (1.130)
7
%6.8 (392)
6
%2.5 (143)
5
%1.2 (70)
4
%0.3 (19)
3
%0.3 (16)
2
%0.2 (13)
1
%0.1 (8)

Kitabın sıralamaları