Hayvan Çiftliği (Bir Peri Masalı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
97.682
Gösterim
Adı:
Hayvan Çiftliği
Alt başlık:
Bir Peri Masalı
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750719387
Orijinal adı:
Animal Farm
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Hayvan Çiftliği
Hayvan Çiftliği
Hayvan Çiftliği
Animal Farm
Animal Farm
İngiliz yazar George Orwell (1903-1950), ülkemizde daha çok Bindokuzyüzseksendört adlı kitabıyla tanınır. Hayvan Çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmiş ikinci ünlü yapıtıdır. 1940'lardaki 'reel sosyalizm'in eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatında 'yergi' türünün başyapıtlarından biridir. Hayvan Çiftliği'nin kişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olanlar domuzlar; kısa sürede önder bir takım oluştururlar, devrimi de onlar yolundan saptırırlar. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin'i simgelediği açıkça görülecektir. Öbür kişiler bire bir belli olmasalar da, bir diktatörlük ortamındna olabilecek kişilerdir. Romanın alt başlığı Bir Peri Masalı'dır. Küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değildir; ama roman, bir masal anlatımıyla yazılmıştır.
(Arka Kapak)
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

"Animal
You're an animal
Don't take anything less" Muse

70 yıllık bir fener.

Çok çabuk unuttuk ülkede olanları. Unutmak ve kanıksamak en sevdiğimiz şeyler oldu. "X kişi ne yapsa her zaman haklıdır." kafasından çıkmadığımız sürece bize her yer Hayvan Çiftliği'ydi.

İktidarın açıklamalarının sorgulanmaksızın kabul edilmesini sağlayan ve sürekli hırlayan köpeklerimiz kömür, köprüler, yollar, makarna ve din sömürüsü oldu.

Anlamasak bile kabullendik, çünkü anlamak ve sorgulamak için enerji sarf etmektense kabullenip Hülooğ demek, bize dayatılan şeyleri harfiyen kabul etmek daha kolaydı. Dönüşüm'deki böcek olduk en sonunda ve dönüştüğümüz rolü hiiiiç sorgulamadan başarılı bir şekilde oynadık.

Hayvan Çiftliği toplantıları gibi söylenen her şeyin bir gün mutlaka tamamen değişeceğini bile bile hep birilerinin mitinglerine gittik, vaatlerini dinledik, geleceğe dair ütopik hayaller kurduk bir distopyanın içinde olduğumuzu bile bile. Ama olmadı. Olumsuz olayların suçunu hep üstüne atabileceğimiz Snowball'larımız oldu. Rus uçağı düştü suç Snowball'undu. Çiftliğimize darbe yapıldı suç Snowball'undu. Yolda ayağımız takılıp düştü, nefesimiz sıkıştı, kahvemiz kalmadı ama suç hep Snowball'undu.

Cebren ve hile ile aziz Hayvan Çiftliği'nin, bütün domuzları zaptedilmiş, bütün ahırlarına girilmiş, bütün sürüleri dağıtılmış olduktan ve çiftliğin her köşesi bilfiil işgal edildikten sonra ne anlamı kaldı ki somut ayaklanmaların? Manevi ayaklanmalarımız olmadığı sürece, ilk ve daimi liderimiz Koca Reis'in yaptıklarını, her konuda eşitliği getirdiğini hatırlamadığımız sürece ne anlamı kalır her gün televizyonlar karşısında geviş getirmemizin?

Daha az rakam, daha çok yemek istedi halk. Fakat onlar her zaman daha çok rakam ve daha az yemekle dönüş yaptı. Hiçbir zaman karın doyurmayacak olan anlaşılmaz laf kalabalığı rakamlardan bahsedildi fakat çiftlikte iş saatlerinin artırılmasının rakamlarından kimse bahsetmedi. İşsizlik rakamlarının artmasından kimse bahsetmedi, çiftliğini koruma uğruna ölen hayvanlar hep unutuldu, bütün hayvanlar başından beri eşitti ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşit oldu çünkü onlar çiftliğe yapılan maddi, manevi darbelere karşı hiç savaşmayıp ahırlarında öylece izleyenlerdendi.

Başka çiftliklerle yeri geldi dost olduk, yeri geldi düşman olduk. Çiftliğimize her gün yeni yeni yollar yapıldığı söylenirken yolsuz yolsuz kimlerle dost veya düşman oluyorduk? Adalet terazisinin bir tarafında birileri her gün ağırlığını basıyorken biz evdeki koltuklarımıza ağırlığımızı basmayı kendimiz için yeterli mi bulduk?

Acaba Orwell'dan sadece 1 yıl önce doğmuş olan ve Orwell'la aynı yıllarda yaşamış olan Nazım Hikmet, bu kitabın yazıldığının üzerinden bir kaç yıl geçtikten sonra 1947 yılında dile getirdiği Dünyanın En Tuhaf Mahluku'ndaki şiirinin şu dizeleriyle
"ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!"
birlikte Hayvan Çiftliği'ndeki hayvanlara bir selam mı çakıyordu?

E kabahatin çoğu senin çiftliğimdeki bütün Clover'lar, bütün Boxer'lar, bütün Benjamin'ler, bütün Muriel'ler. Çünkü biz artık her şeyi kadere bağladık. Kendi başarısızlıklarımızı ve herhangi bir şey için çaba göstermeyişlerimizi öylece kabullendik ve dününü bile unutan hayvanlara dönüştük.

Çok gizli toplantılar yapıldı, her yer Snowball her yer ihanet her yer paralel dendi. Devran aynı manzara farklı oldu ve bu sefer tezgah altı değil göstere göstere yapıldı her şey. Paranın kıble olduğu yerde 40 tahıl da 40 yem de 40 rekat da nafileydi. Bütün olanların farkındaydın ama sen yine de reddettin, 40 domuz, 40 katır ya da 40 satır yaşasın adalet dedin. Ama zaten hep Boxer gibi suçlular alındı içeri sebep gösterilmeksizin. Çapulcu oldu bütün çiftlikteki hayvanların yeni adı.

Ama ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardı ki Napoleon gibiler elini kolunu sallaya sallaya ülkeyi talan etti. Neyse ki nutku tutulmayanlar vardı azınlıkta da olsa.

Her şeyin farkındalığında olan fakat sessizliğini şimdilik içlerindeki o sevgide korumaya çalışanlardı onlar.
Öncelikle şunu söyleyeyim, kitap bir çırpıda okunabilen bir kitap. Sizler için üşenmedim tek tek boş olan sayfaları ve sadece resimlerin olduğu sayfaları saydım: toplamda -yanlışım yoksa- 46 sayfası zaten boş. Geriye okunacak 106 sayfa kalıyor. Ee bi zahmet o kadarcık sayfayı da okuyuverin (:

Kitabı okuyup da beğenmeyen pek azdır diye sanıyorum. Ancak okuyanların büyük bir çoğunluğunun aklında kalan tek veya en belirgin ifade: "BÜTÜN HAYVANLAR EŞİTTİR. AMA BAZI HAYVANLAR ÖBÜRLERİNDEN DAHA EŞİTTİR." kalıbı sanırım. Tamamen bu cümleye odaklanmanın yetersiz olduğunu düşünüyorum.

Bir yandan bu kadar çok göz önünde olan, bu kadar bilinen ve sevilen bir kitabı neden daha önce okumadım diye kendime kızıyorum. Bir yandan da farkettim ki bu sıralar, okuduğum kitaplarda hep günümüze ışık tutan detaylar görüyorum. Ya ben çok hayalciyim ya da bizim kuşağın şahit olduğu birçok olay "tarih tekerrürden ibarettir" sözünü tasdikler nitelikte...

Tabii ki bu kitap yalnızca bizim dönemimiz için ders alınacak bir kitap değil; tarihi olayları farklı bir açıdan değerlendirmemize veya tarihsel bazı olayları tekrar sorgulamamıza kapı aralayan bir başyapıt niteliği de taşıyor.

Kitabı okumuş veya okumamış herkesin, bu kitabı daha iyi anlaması için farklı kaynaklardan 1905 Rus Devrimini, 1917 Ekim Devrimini öte yandan Stalin ve Troçki arasında ki çekişmeyi detaylıca incelemelerinde yarar buluyorum. Zira özellikle Ekim Devrimi ve Stalin-Troçki çekişmesi kitabın özünü oluşturmaktadır. Kitapta tasvir edilen karakterlerin gerçekte kimleri temsil ettiğini anlamak açısından da bu araştırmaları yapmak faydalı olacaktır.

Kitabın genel konusunu, "insanlarca ütopik bulunan bir hayale tam ulaşılabilecekken, güç zehirlenmesi yaşayan Stalin'in bu ütopik dünyayı distopik bir cehenneme çevirmesi..." şeklinde özetlersem pek de yanlış olmaz sanırım.

Dikkatimi çeken nokta ise kurgunun hayvanlar üzerine kurulmuş olması. Burada da yazarın bir göndermesi olduğunu düşünüyorum. Özellikle de gücü elinde bulunduran hayvanların, tür olarak domuz olması bence yazarın taş üstüne taş atma maksadıyla tercih ettiği bir durum. Ve çiftlikte ki hayvanları da gözden kaçırmayın derim, özellikle de koyunları...

Bir başka dikkatimi çeken husus da yazarın kendisi ve eseri arasında ki alaka üzerine... Bilindiği üzere George Orwell (Gerçek adıyla Eric Arthur Blair), kendisini sosyalist olarak tanımlayan bir yazar. Kitap incelemelerinde ve kitap üzerine yaptığım sohbetlerde dikkatimi çeken gariplik ise kitabın sanki sosyalizme karşı yapılan bir taşlamaymış gibi anlaşılması... Bana kalırsa ben sosyalistim diyen birinin sosyalizmi böyle dehşet verici bir şekilde taşlaması zaten mantıksız. Ki zaten kitabın doğrudan doğruya Stalin'i hedef aldığı da aşikar.
(Bazıları da komünizme yönelik bir taşlama olduğunu iddia ediyor.)

Öte yandan takdir edilesi bir başka nokta da, -biraz araştırdıysanız- kendisini "ben sosyalistim" diye tanımlayan birinin, hayatı boyunca kendi ideolojileriyle her daim örtüşmese bile haklının, doğrunun peşinden koşuyor olması ve bu kitabında da Stalin'in hakkını gözetiyor olması.
Kitabı yazdıktan sonra, Çapski adlı bir arkadaşının II. Dünya Savaşı sırasında Stalin'in göstermiş olduğu cesarete vurgu yapması üzerine, kitapta çok ufak bir kelime düzeltmesinde bulunuyor yazarımız. Çiftliğe insanlar tarafından saldırı yapıldığı anı konu alan kısımda "...bütün hayvanlar kendilerini karınüstü yere atıp yüzlerini kapattılar." şeklinde geçen ifadeyi, George Orwell, sırf Stalin'in cesareti konusunda ona haksızlık etmemek adına: "Napoléon dışında bütün hayvanlar kendilerini karınüstü yere atıp yüzlerini kapattılar" şeklinde düzeltiyor. Bu bile onun hak ve haklı konusunda ne kadar hassas bir kişiliğe sahip olduğunun bir göstergesi...

Velhasıl kelam, yazarına ayrı eserine apayrı saygı duyduğum bir incelemeydi. Biraz uzun oldu lakin buna değdiğini düşünüyorum. Herkese iyi okumalar! (:
  • Satranç
    8.7/10 (9.912 Oy)9.860 beğeni27.877 okunma2.079 alıntı128.252 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (9.085 Oy)9.322 beğeni30.814 okunma927 alıntı148.499 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (8.396 Oy)9.391 beğeni28.147 okunma2.983 alıntı123.534 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (8.071 Oy)9.597 beğeni27.157 okunma1.829 alıntı138.733 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.302 Oy)14.122 beğeni36.843 okunma3.898 alıntı156.046 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (10.140 Oy)11.928 beğeni30.162 okunma1.727 alıntı156.550 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (16.219 Oy)20.187 beğeni46.463 okunma3.721 alıntı195.306 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (6.010 Oy)6.123 beğeni21.061 okunma963 alıntı109.201 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.835 Oy)8.303 beğeni22.693 okunma4.900 alıntı139.305 gösterim
  • Olasılıksız
    8.6/10 (6.455 Oy)7.189 beğeni21.176 okunma812 alıntı118.248 gösterim
George Orwell ' in daha önce 1984 kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Kısa bir süre önce bu kitabı tekrar okuyunca Hayvan Çiftliği ' ni de okumam gerektiği kanaatine vardım. Bu iki kitap bana göre gelmiş geçmiş en iyi kitaplar arasındadır.

Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerine zulmeden, emeklerini sömüren çiftlik sahibini domuzların planıyla devirip, yönetimi ele geçirirler. Amaç; eşit ve daha iyi koşullarda yaşayabilmektir. Başta her şey iyi gider. Her hayvan gücünün yettiği kadar çalışır, güçsüz ve zayıflar korunur. Zamanla domuzlar yeni yasalar koyar ve üstünlüğü ele geçirirler. Sözde bunları onların iyilikleri için yaptıklarını söylerler. Eşit bir hayat için başkaldırmış olan hayvanlar için bir şey değişmez. Domuzlar yönetici, diğer hayvanlar yine işçi muamelesi görür.

Hayvan Çiftliği sosyalizme, Stalin Dönemi' ne ve çarlık devrimine yapılmış bir eleştiridir. Ama aynı zamanda bugünü ve bugünün sistemini de tahmin edip eleştirmiş gibi. Orwell yine öngörüsünü konuşturmuş. Diktatör yönetimi, kokuşmuş düzeni, eşitsizliği, adaletsizliği,ayrımcılığı,sömürüyü net bir şekilde görüyorsunuz kitapta. Yazar öyle başarılı betimlemeler yapmışki kendiniz yaşıyor ve kahramanların hayvanlar olduğunu unutuyorsunuz. Tıpkı günümüzdeki gibi kitapta da körü körüne mutlak bir inançla, sorgusuz sualsiz biat eden koyunlar okuyucuyu çıldırtıyor. Domuzların adaletsizliği, emek hırsızlığıysa iki kat çıldırtıyor.

Kitabın dili ağır değil ve oldukça akıcı. Vakit bulup okuyabilirseniz 2-3 günde rahatlıkla bitirebilirsiniz. Kitabı Can Yayınları' ndan okudum ve çeviri çok başarılı. Çeviriyi yapan Celal Üster' in yine kitap hakkındaki düşüncelerini yazdığı uzunca bir yazı var. Kitabı daha iyi anlamak adına okumanızı tavsiye ederim. Velhasılıkelam çok güzel bir kitap, kesinlikle okuyun...
Bu siteye katılmadan önce yüksek oranda kendi fikrime göre, hani derler ya ‘keyfe keder’ okuyordum. Elbette bazı kitaplar hayal kırıklığına yol açıyordu. Bu da en iyi ihtimalle zaman kaybı demek. Fakat burada seçimlerimi çoğunluğa göre yapıyorum. Bunun da şimdiye kadar bir zararını görmedim (elbette benim nefsim de özel olduğumu, toplumdan farklı kitaplar okumam gerektiğini çünkü benim diğerlerinden daha iyi, daha farklı ve daha kaliteli bir okuyucu olduğumu söylüyor, söylüyor da, beni kandıramıyor, sıradan bir insandan fazlası olmadığımı biliyorum).

Gelelim kitaba. Hayvan çiftliği az önce okuduğunuz paragrafa göre yaptığım tercihlerden biri. Kitabın başında biraz paniğe kapıldım desem yalan olmaz. Zira (en başlarını kastederek söylüyorum) bir ara bu, bir çocuk masalı mı yoksa diye korktum bile. Oysa bu kitap, masalsı anlatımıyla (biraz hayal ürünü elbette ki) takdire şayan bir şekilde açıklamış politik oyunları.

Hayvanların birbirine yoldaş diye seslenmesi Stalin dönemine eleştiri gibi geldi bana. Dinin sömürülmesine de değinmiş, eşitlik ve adalet parolasıyla yola çıkanların yönetimi ele geçirdikçe yavaş yavaş kanunları nasıl kendi istedikleri gibi çevirdiklerini görünce acınası bir tebessüm kapladı yüzümü. Zira (George Orwell 1903-1950) yazar bu kitabı epey önceleri yazmış olmasına rağmen, politik entrikaların hem dününe, hem de yarınına ışık tutuyor. Çünkü adımdan emin olduğum kadar eminim ki aynı sahtekarlıklar insanlık var olduğu sürece yapılacak.

Özellikle şu bölümler aklıma yer etti. Eminim yıllar sonra bile bu örnekleri (Allah ömür verirse) kullanıyor olacağım.
Hayvanlar çiftliğin yönetimini ele geçirme planı kurarken kendilerine ‘Dört ayak iyi, iki ayak kötü!’ sloganını seçiyorlar. Çiftçiye yaptıkları darbeden sonra da yönetimi ele geçirip kanunlar belirliyorlar. Her hayvan eşit çalışıp, eşit yiyecek. Hiçbir hayvan yatakta yatmayacak. Hiçbir hayvan içki içmeyecek vs. Yönetime gelen domuzlar (bu, bir hakaret sıfatı değil çünkü gerçekten domuz hayvanı yönetimi ele alıyor) zamanla kuralları öyle güzel değiştiriyorlar ki Şüphe edip soranlara da hemen kılıf hazırlıyorlar. Sadece bir örnek vereyim (kitabı okuyacak olanlara bir şeyler bırakalım); domuzlar (yönetici sınıfı) içki içmeye başlayınca diğer hayvanlar bunun yasak olduğunu söylüyor ve şu yanıtı alıyorlar: Kurallarda içki içmek yasak değil. ‘Aşırı’ içki içmek yasak. :))

Okuduğum için çok mutlu olduğum kitaplardan biri. Eleştiri böyle yapılır işte. Çok beğendim. İyi okumalar diliyorum.
~STALİN ÇİFTLİĞİ~

Sevgili 1K üyeleri, incelememe başlamadan şunu belirtmek isterim ki böylesi önemli bir kitabı değerlendirmek herkes için zor olsa gerek. Sözüm ona kitabın nesnel degerlendirilmesini çok güç bulmaktayım. Çünkü George Orwell' da kitabını yaşadığı talihsiz olaylar sonrası yazması ve onun bir nevî Rusya (Stalin) yüzünden "genel ideoloji" ye taşlamada bulunması yazarın da gayet öznel bir yaklaşım gösterdiğinin kanıtı olduğunu düşünüyorum. Zira o da bunun farkındaymış ki Çapski' nin (Orwell' ın Sovyetler Birliği' ndeki çalışma kampından ve Katin Kıyımı' ndan kurtulmuş, Paris' e gelen bir arkadaşı) anlattıklarından etkilenip kitabında daha sonradan yaptığı bir değişikliktir. Bu değişiklik şudur. Komün rejimini benimseyen çiftlik saldırıya uğrar, hayvanlar korkuya kapılmıştır. [Güvercinler uçuştular, Napoléon (Stalin) da dahil bütün hayvanlar kendilerini karınüstü yere atıp yüzlerini kapattılar]. --> [ Güvercinler havaya uçuştular, +Napoléon dışında+ bütün hayvanlar kendilerini karınüstü yere atıp yüzlerini kapattılar....]

Burdaki değişiklik Sovyetler Birliğinden kaçan ve rejime karşı olan Orwell' ın arkadaşı Çapski' nin onca acılar yaşamasına karşın Rusya' yı Alman boyunduruğundan" Stalin' in kişiliğinin ve büyüklüğünün" kurtardığını söyler.
"Almanlar, Moskova' yı ele geçirmek üzereyken Stalin kentte kaldı. Moskova' yı onun gözü pekliği kurtardı" der.

Tabi bu değişiklik üzerine Orwell' ın da bir çift sözü vardır. "Böylelikle, Alman saldırısı sırasında Moskova' dan ayrılmayan Stalin' e haksızlık etmemiş oldum. "

Sayın 1K üyeleri... Naçizane görüşüm şudur ki bir toplumun rejim değişikliğinin tamamlanması için ciddi bir zaman dilimine ihtiyaç vardır. Hele ki bu rejim komün rejimi ise. Rusya' da komünizm tam manada başarılı olamadıysa bunun sebeplerini yüzlerce belgeyle ispatlamak mümkündür ama benim için özet niteliğinde bir sebep vardır ki Komünizm' e giden yol sosyalizmden geçmektedir. Das Kapital' i okumuş her insanın komünizm' in kötü bir şey olmadığını zaten anlamıştır. Dedelerimizin Komün rejimini bizlere "dinsizlik" ve dolaysıyla "şeytan işi" söylemlerini dikkate almazsak tabi...

Ben bu açıdan da Orwell' ın komünizmi anlamadığını, kötü bir örnek olan Rusya' nın sadece içinde bulunduğu kötü şartların
dünyaya yansıtılmasının ve yine Orwell' ın kitabını yazmasına esin kaynağı olduğunu düşünüyorum. Yani Orwell, bugün Türkiye' de yaşamış olsaydı, Cumhuriyet ile yönetilen Diktatörlük rejimi karşısında ciddi bir Cumhuriyet düşmanı olabilirdi...

(Spoiler) Çiftlik sahibi çiftlikten ilk kovulduğu zaman komün rejimiyle birlikte hayvanların eşit oldukları ile ilgili ilkeler vardı... Napoléon çiftlik başına geçmeden önce her insanın içinde yaşamak istediği bir distopyadan bahseder... Bunun neresi kötüdür anlamıyorum. Yani rejimin tukaka olmasının nedeni Napoléon ise, bence kötü olan rejim değil, kişilerin kendisidir. Stalin' i eleştirmek eğer rejimi eleştirmekse konuşmamın başında olduğu gibi nesnel bir değerlendirmeden söz edilemez.

Stalin 1927’de kolektivizasyon kararı verdiğinde işlerin trajikleşmesindeki nedene bakacak olursak NEP döneminde zenginleşen köylüleri yani kulakları görürüz. NEP dönemi, bir zorunluluk olarak, Savaş Komünizmi sonrası gelmiş, bu dönemde köylülüğün ticaret yapmasının önü açılmıştır. Bir geri adım olan ve köylülüğün önünü açan NEP’i Lenin önermişti ancak Bolşevik Parti içindeki “işçi muhalefetini” oluşturan Şliyapnikov, Kollontay ve Stalin’i eleştirenlerin dillerden düşürmediği Trotsky eleştirmiş ve NEP’e karşı çıkmıştı. Ama kolektivizasyonu başlatan Stalin NEP’i savunmuştu. Yani, köylülüğe savaş açtığı iddia edilen Stalin aynı zamanda köylülüğün önünü açan NEP’in uygulanmasını sağlamıştı.

Yani kısacası (Lenin toprakları herkese dağıttı. Ama herkes tarlayı ekmedi. 10 birim tarladan 3 birim ürün elde edildi. Bu durum Rusya' da açlık ölümlerine yol açtı. Uzun vadede Rusya' nın sefalet içinde dışa bağımlı olmasına neden olacaktı. Stalin bunu fark etti, toprakları geri aldı, sadece topraktan gelen köylüye verdi arazileri. 10 birim tarladan 10 birim ürün elde edildi. Tabi bu geri alımın nasıl olduğu da aşikar...)

Ben yine de haksızlık etmeyeceğim, kitabı çok fazla beğendim. Akıcı dili, lafı dolandırmaması hoşuma gitti. Edebî derinliği olmamasına karşın ciddi bir hayranlık beslediğimi söyleyebilirim yazara karşı. 1984 etkisi olsa gerek.
Ayrıca kitabı 3 ayda yazmış. Teşekkürler George Orwell.

İyi okumalar...
Yazarın okuduğum ilk eseriydi. Kitabı araştırırken şu çarpıcı cümleyi görünce çok heyecanlanmıştım:
Hayvanlar eşittir bazı hayvanlar daha eşittir.
Kitap peri masalı tarzında da olsa kendini okutturan anlatımı ile içine çeken bir üslubu var.Üstelik her bir karakteri gerçek yaşamımızda fazlasıyla örneği var.
Başlangıçta adil bir sistem kurmak için yola çıkan hayvanlar yolda bulduklarıyla güç zehirlenmesi yaşıyor..Özetle bu arkadaşlar
Türk halkının her bir ferdinin günümüzde yaşanılan olayların idrakine varması için enfes bir eser ...
Keyifli okumalar...
Kitapta bütün olaylar aslında çiftlikle geçiyor.Bay Jones çiftlikte ki hayvanları kendi kölesi gibi çalıştırıyor.Üstüne üstlük karşılıgında sadece ölmeyecek kadar karınlarını doyuruyor.Hayvanların arasında yaşlı bir hayvan var.Orada ki hayvanlar ona koca reis diyorlar.Sonra bir gün bu koca reis bir rüya görüyor ve bunun üzerine çiftlikte ki bütün hayvanları toplantıya çagırıyor.Toplantıda ölecegini ve artık köle gibi çalısmayı bırakmalısınız diyor.Daha sonra rüyasını anlatıyor çiftlikte ki hayvanlara.Daha sonra aradan 3gün geçtikten sonra koca reis ölüyor.Burası çok önemli ki.Ölmeden önce bütün hayvanların ufkunu açmıştı.Bu şekilde ilerliyor olay.Uzun zamandır okumak isteyipte okuyamadıgım bir kitapyı aslında.İyi ki okumuşum.Sizin okumanızı isterim.
Kısa ve dolu kitap. Benim okuduğum Can Yayınları'nın bastığı basımdı. 152 sayfadan oluşuyor. Bunun yaklaşık 30 sayfası resim. Dolayısıyla bir günde okunabilecek bir kitap. Fakat kısa olması, resimli olması sizi yanıltmasın 500 sayfalık bir çok kitaptan daha değerli bir kitap. Bu yönüyle kesinlikle bir çocuk kitabı değil.

Kitap şekil olarak bir sosyalizm eleştirisi gibi geliyor. Tabi tartışmalı bir durum bu. Sosyalizm hakkında yeterli bilgiye sahip değilim. Fakat gördüğüm kadarıyla bir Sosyalizm eleştirisinden çok insanın kendisine doğru bir eleştiri var. Şahsi düşüncem kitap 1984 kitabının bir uyarlaması gibi. Sorgulamadan inanan, benimseyen insanlara bir eleştiri var. Sistem ister Kapitalizm olsun, ister Sosyalizm olsun onu yöneten, ona tabi olanlar biziz. bu bakımdan insanların içindeki o "kötülükler" devreye girince sistemin adı ve biçiminin hiçbir önemi kalmıyor. Örneğin günümüz Türkiye'sinde de aynı durum var: Tek adam ve ona sorgusuz, karşılıksız bir şekilde itaat eden kimseler. Misal Türkiye'nin Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde de, Rusya'nın Sosyalizm'e geçişinde de ezilen kesimler neredeyse hep aynı olmuştur. Çünkü insan ve zihniyeti değişmiyor. Bu bakımdan sistemi vesaire değiştirmeden önce "sıradan" insanlar olarak önce biz değişmeliyiz. Yoksa dünyanın en iyi, en demokratik yasalarını da getirsen hiçbir etki doğurmaz. Kişisel kanaatim insanlar da ancak ve ancak kitap okuyarak, kişisel gelişimlerini tamamlayarak gelişebilir.

Velhasıl, bu kitap bende olduğu gibi okurları bu tür düşüncelere yönlendirdiği ve doğamızdaki kötülükleri apaçık yüzümüze vurduğu için gayet değerli, okunulması gerekilen bir kitap diye düşünüyorum.

Herkese iyi okumalar dilerim.
Her kitabın bir okunma zamanı olduğu kanaatindeyim.Bazı kitapları elimize alıp sonra tekrar rafa koyarız.
Hayvan Çiftliği de benim için öyle oldu, elime alıp alıp rafa koyuyordum lakin artık okumalısıın Beyzaa diye haykırdım .

Kitabın bana nerden geldiği hatırımda değil ,lise son zamanlarımda kitaplığımda bulunuyordu kendileri, o zamanlar tabi bilinçsiz olarak bir de popüler kitaplara yönelimimden dolayı bu tarz düşündüren, sorgulatan kaliteli eserlere yer vermiyordum , sorgulayan, düşünenlerden değil idim o zamanlar, ezbere dayalı sistemde ben de vardım. Neyse…
Elimdeki kitap 2008 yılı basımı ve kapak tasarımı da çok uygun ve güzel yeni basımla kıyaslarsak. Yeni kapak tasarımını da beğenmediğimi dile getirmek istedim :D

Girişte çevirmen Celal Üster’in sunumu mevcut, yazar hakkında doyurucu bilgilere yer vermesi biz okurlar için kitabı okurken daha rahat anlaşılır kılıyor lakin kitaba dair bolca da spoiler mevcut bu da rahatsız etmiyor değil efendim .Gerçekten engin bir analiz yapmış ama kitabın sonunda yer verilseydi diye bolca serzenişte de bulunuverdim ^^

Kitaba gelecek olur isem alegorik tarzda bir eser, okurken çiftliği, hayvanları özellikle ismi geçen atları hayal etmek benim için çokça keyifliydi. Verilen mesajları hayal ederek okumak bir de basit dil ile olunca çok iyi bir şekilde insana tesir ediyor ve öylesine okumadım dedirtiyor.

Kitabı bitirdikten sonra kafamda oturmayan şeyler her zamanki gibi mevcut idi nedeni ise benim eksik tarihi ve terim bilgilerimden dolayı. Harekete geçip araştırmaya koyuldum .Sosyalizm, komünizm, faşizm, Rus devrimi, Stalin, Lenin … Kitap vesilesiyle bu tarz tarihi ve siyasi olaylara ilgimin olmaması dolayısıyla kendi eksikliğimi gidermeye çalıştım bana da büyük ders oldu. (Kitapta bu olaylardan bahsedilmiyor eleştirilen durumlar bunlar olduğu için bağlantı kurabilmek için detaylı araştırdım:)

Son olarak kitaptaki hayvan karakterlerinden dikkatimi çeken (özellikle at oldukları için *-*) iki atımızdan söz etmek istiyorum
Boxer canını hiçe sayarak durmadan çalışması , karakter sahibi olması ama sorgulamadan körü körüne biat etmesi ve okumayı öğrenmemesinin verdiği zarar acıklı bir şekilde kitapta yer alıyor o kısmı okuduğumuzda kalp, ciğer, dalak parçalanıyor nefes aldırmıyor.Karakteri insanlara uyarladığımızda sistem için gece gündüz çalışan işçilerimiz hatırımıza geliyor ki kitaptaki her karakter; bir insanı, bir durumu temsil ediyor.

Mollie de diğer dikkatimi çeken bir at oluverdi. Süse düşkünlüğü, narsistliği, bir küp şeker için kendini kaybetmesi bilgiye zekaya değer vermeyip bencil, görüntü odaklı olması da yoğun mesajlar niteliğinde.

Bu kısa ,akıcı sisteme eleştirel yaklaşan distopik fabl örneğini okumalıyız, okutturmalıyız.
Yazar hakkında da hem şaşırtıcı hem de tanımak adına
http://listelist.com/george-orwell-kimdir/ okuyabilirsiniz.
Ayrıca animasyon şeklinde filmi de mevcut imiş belki dikkatinizi çekebilir.
Kitabı okuduktan sonra bazı şarkılar da aklıma geliverdi ^_^
1)Depeche Mode https://www.youtube.com/watch?v=jsCR05oKROA
2)Nickelback https://www.youtube.com/watch?v=IYnuSsM7tRw
Değerli vaktinizi ayırıp okuduysanız da teşekkür ederim. :)
Keyifli okumalar dilerim.
Sağlıcakla ve huzurla kalın :)
Ama ben Bernhard’ı bir başka seviyorum bu aralar, diye düşündüm. Bernhardist Ömer takdim eder, diyesim bile oldu. Bir kahraman o kimsenin tanımadığı. Bu demek değildir ki Joyce’u görmezden geleceğim. Gelemem ki zaten, çünkü bu ön yargılı roman tüm ön yargılarımı kırmıştı zamanın behrinde, diye düşündüm. Aklımı işgal eden ama Türkçeye oturmamış tarzını romanın düşünürken bir daha okumalıyım, diye düşündüm. Üçüncü kez olacaktı. Olsun bari. Ama okuyacak ne çok şey var, diye de düşünüyordum bir yandan da. Ben yaşlandım ki artık. Hem, hele de yerliler! Yazmak da istiyor bu fukara.

Önyargılı romanı ne mi üstadın? Pardon atlamışım, Ulysses’dir o. Musil’i okumaya başlamadan evvel, ilk Ulysses’i sonra da Kayıp Zamanın İzinde’yi okudum, demiştim dost meclisinde de, yok devenin nalı demişlerdi. Doğruydu. Doğrular bile yetmiyor doğruyu anlatmaya bazen. Zaten artık gerçekleri değil, kurguları anlatmayı daha çok seviyorum.

Toplumsal gerçekçilerin galebe çaldığı zamanlarda “Batıda roman öldü” diye bir şayia çıkmıştı. Biz saflar inanmıştık. Aslında ben onlara hep inandım ve bir küncü kadar şey yoktu gerçeği destekleyen. Halbuki adamlar, Batılılar yani, post-modern edebiyatı yaratırken, biz toplumsal gerçeği yazamıyorlar mantığını nerelere ihale etmiştik. Toplumsal gerçekleri yazmayı bıraktıkları falan da yoktu. Bilemedik o zaman toplumsal gerçeklerin de değişebileceğini.

Bu alegorik anlatımlı roman, bir anahtar romandır, Türkçesi budur, fakat bu yeterli değildir anlamak için. Biraz açmak gerekir. Orijinali “Roman a clef”dir. Duymadıysanız üzülmeyin, çünkü bu konuda çok az kaynak var Türkçemizde. Bir yazar “roman a clef” türünü girdiyse saklayacak şeyleri vardır. Bu türde en sevdiğim ise Orlando’dur, Virginia Woolf’dan. Esaslıdır zira içinde ekstrem bir aşk vardır. Sahibine bağlı olmadan revize olmuş bir hayattır kurgusu. Revizyonun ise müsebbibi belli değildir. Ama doğuştan olduğu kabul görür bende. Bir nevi ruh hastalığı görenlerde vardır. Konsensüs yok anlayacağınız.

Yazacaklarım bitti ama romana gelemedim henüz. Kim bilir ne zaman okumuştum bu romanı? Pek unuttuğum söylenemez ama. Adını koyup sınıflandırdığı şeyleri unutmaz insan. Konusuna değinmeyi düşünmüyorum zaten. Anlamak bakımından Roman a clef türünü en basit anlatan kitaptır. 1984'de işlediği daha bir teorik olan durumu nesnel gerçeklerle hayvanlar üzerinden anlatır bu romanında. Ben birbirinin devamı gibi görürüm. Hayvanlarla alakası sadece roman a clef olması babındadır, yoksa anlatılan ülke, şu an yıkılmış SSSR’dir. Sovyet sisteminin hayvanlar üstünden eleştirisidir.
Eğer George Orwell bizim ülkeye ait bir yazar olsaydı kitaba şöyle başlardı;

'' Bütün partiler eşittir,
ama bazı partiler öbürlerinden daha eşittir ''

'' Bütün cemaatler eşittir,
ama bazı cemaatler öbürlerinden daha eşittir ''

Anlamayan...
Sorgulamayan...
Herhangi bir düşüncesi olmayan, merdiven altı siyaset anlayışıyla hareket eden, yanlışı doğruyu ayırt edemeyen, dayatılan bütün fikirleri sorgusuz sualsiz kabul eden kafa yapılarını, hayvanlar üzerinden dile getiren harika bir kitap. Her ne kadar hayvanlar üzerinden dile getirilmiş olsada gördüğünüz yüzler; İnsan yüzü, insan eli, insan ayağı, insan kafası....

Bu kitabı okurken bugünün dünün iktidarlarının halk üzerindeki baskılarını, entrikalarını, yalanlarını görürsünüz, halkı nasıl aldattıklarını, halkı buna nasıl inandırdıklarını ve halkın da göz göre göre buna nasıl inandığını açık şekilde; Domuzlar, atlar, eşekler, tavuklar, köpekler, kuşlar... üzerinden dile getiriliyor.

Başkasının doğrusuna doğru...
Başkasının yanlışına yanlış...
Başkasının oluruna olur...
Başkasının olmazına olmaz...

Bütün fikirlerini televizyonlardan, radyolardan, gazetelerden, sosyal medyadan alan, düşüncesi bir prize bağlı olan, fişi çektiğinizde bir hayvandan aşağı olacak dediğimiz bir koyun muhabbeti zaten var bu ülkede ; ayrıca buna bir de domuz muhabbetinin de eklenmesi lazım, bence...

Demem odur ki;
Bu kitabı okuduktan sonra politikacıları takım elbise giydirilmiş domuzdan öteye gidemediğimdir. Gerçekten de bir politikacının yüzüne en yakın yüz bir domuzun yüzüdür....

Yoldaşlar!!
Spoiler içermez...

Yoldaşlar !!
Okuyacaklarınıza ekleyin...

Yoldaşlar !!
Kitaplığınızda bulunsun...

Yoldaşlar !
Okuyun okutun ... :)
GÖKTEN ÜÇ ELMA DÜŞSÜN...

Tüm masallar mutlu sonla biter; aşıklar kavuşur, kıtlık son bulur, her yer çayır çimen iken gökten üç elma düşer, biri bizim başımıza
velakin
“Evet, Hayvan Çiftliği, korkunç sonla biten bir "peri masalı"dır.”der çevirmen Celâl Üster. masallara sadece çocukların inanacağını düşünerek. :)

YERGİ MIZRAĞI!
Gülümseyerek başladığım bu masal, adım adım kara mizaha yol alıp kabus halinde bitti.

Metaforik ve alegorik tarzın hakim olduğu tüm sanat eserlerinde olduğu gibi bu masalın öznesi de aslında insan.
Metafor çizelgesi şöyle:
Napolyon (Önder Domuz): Stalin
Snowball: Trocki 
Boxer: Proleterya, ezilen halk
Köpekler: KGB 
Squelar: Dönemin Rus medyası, propaganda kurumu
Koca Reis (Devrimin kanaat önderi): Karl Marx
Benjamin: Karamsar, deneyimli eski nesil 
Mollie: Aristokrasi
Sembolizasyon ile hayat bulan bu çiftlik politik sloganların fırçalarla yazıldığı bir duvar olmuş adeta.
Sosyalist olan yazar aslında komünizm ile başlayan adalet ve özgürlük savaşının faşizmle son buluşunu direkt gözümüze sokmamış alegori ile sezdirmiş okuyucuya.

MANİFESTO!!!!!

Bu YEDİ EMİR masalın başında düstur edinilmiş ve sonda her biri zafer sarhoşluğuyla ihlal edilmiştir.

1. İki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin.
2. Dört ayak üstünde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin.
3. Hiçbir hayvan giysi giymeyecek.
4. Hiçbir hayvan yatakta yatmayacak.
5. Hiçbir hayvan içki içmeyecek.
6. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek.
7. Bütün hayvanlar eşittir.”

DİSTOPİK MASAL

Edebi metinlerde çatışma olması ana fikrin kavranmasına kolaylık sağlayan bir unsurdur.
Bu distopik masalda da
komünizm-faşizm
özgürlük-esaret
cehalet-bilgi
emek-tembellik
sorgulama-koşulsuz itaat çatışmaları ile kendini yönetenleri sorgulamayı aklından bile geçirmeyen canlıların trajik sonu okuyucunun suratına bir tokat gibi patlatılmıştır.

Şu sıfatlar bir diktatöre uygun mudur?
Tüm canlıların babası....
Düşmanların korkulu rüyası...
Halkının koruyucu meleği...
Mazlumların can dostu...
Kuzu postuna bürünmüş bir kurdu , kırmızı başlıklı kızın taciz ettiğini söylesem inanır mıydınız? :)
Bence de inanmayın...:))

Politikanın sevimsiz ve yalancı yüzünü okuduğum bu kitap için George Orwell şöyle diyor:

“Bütün kitaplar eşittir; ama bazı kitaplar öbürlerinden daha eşittir.”

Dipçe : Açlık , zorluk ve hayal kırıklığı hayatın değişmez yasaları madem #direnin :))
İnsan üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. Gene de tüm hayvanların efendisidir.
...bu hayatta başımıza gelen tüm kötülüklerin insanların zorbalığından kaynaklandığı gün gibi açık değil mi?
George Orwell
Sayfa 25 - Can Yayınları, 40. Baskı
İnsan. Tek gerçek düşmanımız insandır. İnsanı ortadan kaldırın açlığın ve köleliğin temelindeki neden de sonsuza kadar silinecektir yeryüzünden.

İnsan, üretmeden tüketen tek canlıdır. Süt vermez, yumurta yumurtlayamaz, sabanı çekecek gücü yoktur. Tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. Gene de tüm hayvanların efendisidir. Hayvanları çalıştırır, karşılığında onlara açlıktan ölmeyecek kadar yiyecek verir vermez.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hayvan Çiftliği
Alt başlık:
Bir Peri Masalı
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750719387
Orijinal adı:
Animal Farm
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Hayvan Çiftliği
Hayvan Çiftliği
Hayvan Çiftliği
Animal Farm
Animal Farm
İngiliz yazar George Orwell (1903-1950), ülkemizde daha çok Bindokuzyüzseksendört adlı kitabıyla tanınır. Hayvan Çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmiş ikinci ünlü yapıtıdır. 1940'lardaki 'reel sosyalizm'in eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatında 'yergi' türünün başyapıtlarından biridir. Hayvan Çiftliği'nin kişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olanlar domuzlar; kısa sürede önder bir takım oluştururlar, devrimi de onlar yolundan saptırırlar. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin'i simgelediği açıkça görülecektir. Öbür kişiler bire bir belli olmasalar da, bir diktatörlük ortamındna olabilecek kişilerdir. Romanın alt başlığı Bir Peri Masalı'dır. Küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değildir; ama roman, bir masal anlatımıyla yazılmıştır.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 24.520 okur

  • LeylaN
  • MarjanFarsadSever
  • ÜNAL ÖZTÜRK
  • Mehmet Çoban
  • Gizem
  • Anıl Bağcı
  • Merve Yılmaz
  • Wornest
  • Dilek Eken
  • Ahh Weraa

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%35.5
14-17 Yaş
%12.8
18-24 Yaş
%17
25-34 Yaş
%15
35-44 Yaş
%11.5
45-54 Yaş
%5.5
55-64 Yaş
%0.3
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.9
Erkek
%38.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%39 (3.092)
9
%28.7 (2.270)
8
%19.2 (1.520)
7
%6.8 (540)
6
%2.2 (174)
5
%1.2 (92)
4
%0.3 (27)
3
%0.3 (20)
2
%0.2 (17)
1
%0.1 (11)

Kitabın sıralamaları