Fareler ve İnsanlarJohn Steinbeck

·
Okunma
·
Beğeni
·
84.607
Gösterim
Adı:
Fareler ve İnsanlar
Baskı tarihi:
Eylül 2012
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755705859
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Of Mice And Men
Çeviri:
Ayşe Ece
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Baskılar:
Fareler Ve İnsanlar
Of Mice and Men
Fareler ve İnsanlar
Pulitzer ve Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan John Steinbeck’in çağımızın toplumsal ve insani meselelerini ustalıkla resmettiği eserleri modern dünya edebiyatının başyapıtları arasında yer alır. Steinbeck romanlarında yalın ve keskin bir gerçeklik sunarken yine de her seferinde çarpıcı bir öykü ile çıkar okurunun karşısına. Tarihin bir kesitindeki dramı insani ayrıntıları kaçırmadan sergilerken, “tozpembe olmayan gerçekçi bir umudun” türküsünü dillendirir. Bu nedenle eserleri edebi değerleri kadar güncelliklerini de hiç yitirmemiştir.

Fareler ve İnsanlar, birbirine zıt karakterdeki iki mevsimlik tarım işçisinin, zeki George Milton ve onun güçlü kuvvetli ama akli dengesi bozuk yoldaşı Lennie Small’un öyküsünü anlatır. Küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşamanın hayalini kuran bu ikilinin öyküsünde dostluk ve dayanışma duygusu önemli bir yer tutar. Steinbeck insanın insanla ilişkisini anlatmakla kalmaz insanın doğayla ve toplumla kurduğu ilişkileri de konu eder bu destansı romanında. Kitabın ismine ilham veren Robert Burns şiirindeki gibi; “En iyi planları farelerin ve insanların / Sıkça ters gider…"
İncelememin daha detaylı ve kitapla ilgili çizimler içeren hali için blog'uma bakmanızı öneririm : https://kitapciziyorum.blogspot.com.tr/...-john-steinbeck.html

Hepimiz hayalleri olan varlıklarız. Bazen gerçekleşmeyeceğini bildiğimiz halde yorulmadan hayaller kurmaya devam ederiz. Fakat zaten hayalin kelime anlamına baktığımızda da: "Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey." olarak bir açıklama görürüz. Biz canlı varlıklar, gerçekleşmesini özlediğimiz şeylerin hayalini kurarız.

1759 tarihinde doğmuş olan Robert Burns adlı İskoç şair "İnsanlarla fareler hiçbir zaman hayallerini gerçekleştiremezler." temasıyla "To a Mouse" adında bir şiir kaleme almış. Şimdi bu cümleden yola çıkarak ilk olarak 1937 tarihinde yayınlanan Fareler ve İnsanlar kitabına yaklaşık olarak 150 yıllık bir köprü kurmayı amaçladım.

Farelerin hayali peynirdir, insanların hayali ise paradır. Kadınların hayali ise -en azından Amerikalı olanların- Hollywood'da bulunup sahne alabilmektir. Bu hayal edilen şeyler ise her zaman bir hayal döngüsünde kalır aslında. Fare peyniri bulunca daha çok peynir ister, insan da parayı bulunca daha çok para ister. Hatta bu duruma Amerikalıların bulduğu bir kelime bile var... Amerikan rüyası adında. Bu kitap da aslında tam olarak gayet yerinde bir Amerikan rüyası eleştirisidir. Ne fareler peynire ulaşabiliyor, ne de insanlar arzuladıkları paraya ulaşabiliyor...

Kitapta fiziksel ve zihinsel özellikleriyle birbirine tam olarak zıt olan iki başrol kişi söz konusu. Bunlardan George adında olan mantığı, zekayı, zihinsel gücü, parayı, totaliterliği ve salt maddiyatı temsil ediyorken Lennie adında olan karakter ise duygusallığı, fiziksel gücü, sevgiyi, boyun eğmeyi ve salt maneviyatı temsil etmekte. Fiziksel olarak da George zayıf olan taraf, Lennie ise şişman olan taraf. Şimdi bu sıkıcı içerik detaylarıyla ulaşmaya çalıştığım bazı önemli noktalar var.

1763 yılında James Watt tarafından bulunan buharlı makinenin icadı Sanayi Devrimi'nin başlangıcı kabul edilir. Aslında bu devrim sayesinde bizden 200 yıl önce yaşayan insanların hayallerini şu an gerçekleşmiş olarak yaşıyoruz diyebilirim size. John Steinbeck'in de Fareler ve İnsanlar kitabıyla bize George ve Lennie karakterleri üzerinden bir metaforla tam da bu konuyla ilgili bir mesaj vermeye çalıştığını düşünüyorum. Sanayi Devrimi'nden önce Lennie'nin karakter özellikleri olan fiziksel güç dünyayı yöneten güçtü. Fakat Sanayi Devrimi'nin başlamasıyla birlikte artık fiziksel güç yerini George'un özelliği olan zekaya ve zihinsel güce bıraktı. Para her şeyin yerini aldı ve aşırı hızlı bir üretim süreci başladı. Kısaca zekanın fiziksel güçten daha etkili olduğu ve onun yerini hemen alması gerektiği geç de olsa anlaşılmış oldu. Aynı Fareler ve İnsanlar kitabının sonunda olan o olayın seslerini kitabın daha ilk sayfalarından duyabildiğimiz gibi.

Bu kitapla birlikte sorgulamasını yaptığım bir başka nokta ise; geniş ve büyük halk topluluklarının sayıca ve hacimce küçük ama etkili devlet sistemleriyle olan etkileşimleriydi. Yani, aslında aynı Lennie ve George gibi tamamen birbirine zıt iki karakterin arasında geçen o atışmalar ve George'un her daim Lennie üzerinde totaliter bir hakimiyet sahibi olmasından bahsediyorum. 1902 tarihinde doğmuş olan Steinbeck'in, Sanayi Devrimi'nin sonuçlarıyla beraber büyüdüğü bir çağda, güncel siyasi ve ekonomik olayları bu iki karakter üzerinden kısacık ve oldukça yalın bir dille yazdığı bu kitapla çok başarılı bir şekilde anlatabildiğini düşünüyorum.

Son olarak ise aklıma gelen bir başka şeyden daha bahsedeceğim. 1886 yılında Amerika'da yapılmış olan Özgürlük Heykeli'yle birlikte evrensel özgürlüğün temsili amaçlanmıştı. Hatta Özgürlük Heykeli'nin tacında bulunan 7 köşe, 7 kıtayı veya 7 okyanusu simgeleyen köşelerdir. Böylece evrensel özgürlük, hakların kısıtlanmaması gibi amaçlar hayal edilerek bu heykel inşa edilmiştir. İşte bu sebeple Özgürlük Heykeli'nin bulunduğu bir ülke olan Amerika'da kaleme alınan Fareler ve İnsanlar romanındaki karakterler de zencisinden kibirli beyazına, zeka olarak gerisinden fiziksel olarak ilerisine çeşit çeşit kişiyle doludur. Aynı dünyadaki bütün insanları temsil eder gibi sanki. Fakat Özgürlük Heykeli'nin amacının işlemediği bu çiftlikte insanlar bu heykeli bildiğiniz pompalı tüfeklerle ve Luger marka tabancalarıyla kovalıyorlardı!

Eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun, keyifli okumalar dilerim.
Birkaç gündür , bir şekilde süre gelen aksiliklerden ötürü girizgahını yapıp nihayetine erdiremediklerimden oldu bu kitap..daha önce Steinbeck okumuşluğum da vardı..ne hikmetse sahaflarda bir türlü denk getirip alamamıştım bu eserini.. methini çok duymuştum yalnız..her neyse sağolsun sahaf bir arkadaşım eline geçer geçmez ayırmış biz de kattık arşivimize.

----- Spoiler içermez rahat rahat OKU güzel kardeşim =) -----

İNCİR ÇEKİRDEĞİ VS KARPUZ!! (anlatıcam OKU sen n'apcan?!) =)

"Büyük Buhranın" başta Amerika olmak üzere tüm dünyada ailelerin ocağına incir ağacı ektiği , insanları çekirdek gibi çitleyip açlık ve sefaletten yokettiği dönemler..bu yetmezmiş gibi bir de ırkçılık ve hiçbir daim anlam veremediğim siyahlardan - beyazlardan ve akan kandan oluşan bir beşiktaş sendromu..siyahların bariz şekilde aşağılandığı , toplumdan soyutlandığı , KKK ' nin (klu klux klan) altyapıyı kurup süper ligte iyiden iyiye, bölge bölge terör estirip top koşturduğu sıralar.. bununla beraber halkın genelinde inanılmaz bir yoksulluk ve umutsuzlukta cabası..evet genele bakacak olursak romanın arka planında o zamanın Amerika' sında vaziyet bu şekilde..
gelelim kahramanlarımıza ..biri nokta biri ÜNLEM kıvamında takılan ,öncesinde kaderin bir şekilde hayatlarını kesiştirdiği , çalışmak için sürekli iş arayan bu sırada da çeşitli badireler atlatıp seyyah moduna geçmiş iki göçmen işçi..biri ufak tefek ve çok akıllı, takımın beyni.. diğeri ise bunun tam tersi ve kas gücü..hal böyle olunca başları da dertten kurtulmuyor bir türlü..
Yorum yaparken genelde olaylara girmek pek adetim değil.. sadece şunu söyleyeyim kelimenin tam anlamıyla "inanılmaz" bir arkadaşlık hikayesi okuyacaksınız..kitabın bitiminde "KURUYEMİŞ TEZGAHINDA FİYAT ETİKETİ LEBLEBİYLE =( KARIŞAN KAJUNUN BİRİM FİYATINI GÖRÜP , ANLIK BİR SEVİNÇLE " ŞUNDAN 2 KİLO GÖMEYİM BARİ" DİYEN KÖYLÜ KURNAZI MUHARREM AMCANIN , KASAYA GİDİP YANLIŞLIĞI KENDİSİNE BELİRTMELERİ ÜZERİNE YAŞADIĞI DERİN ÜZÜNTÜYÜ İLİKLERİNİZDE HİSSEDECEK", yaşanan "SON" olayın tesiri altında ise RANDOMİZE GİRİLİP PAVYONLARDA KAYDA ALINMIŞ , SONRASINDA TERSTEN KAYDEDİLEREK KOLAJLANMIŞ , YETMEMİŞ DJ AKMAN TARAFINDAN REMİXLENİP CİLALANMIŞ PARÇALARDAN OLUŞAN BİR SETLİSTİN ORTAMI GEVRETTİĞİ RUSYA'DA VUKU BULAN BİR KINA GECESİNE DENK GELMİŞÇESİNE ŞAŞIRACAKSINIZ...

roman için tanım :eğer bu 110 sayfalık incecik romanı bir İNCİR ÇEKİRDEĞİ olarak düşünecek olursak ,Steinbeck bu incir çekirdeğinin içine hayaller , umutlar , umutsuzluklar, toplumdan dışlanıp yalnız kalanlar, güçlünün hep haklı güçsüzünse sorgulanmaksızın haksız ilan edildiği durumları çok güzel bir şekilde zerk etmiş..daha dogrusu İNCİR ÇEKİRDEĞİNİ KARPUZLA DOLDURMUŞ..

Kimdir yahu bu dj akman diyenler için not :

https://www.youtube.com/watch?v=4ltYRLwGcxU

ZEHİRLENENLER İÇİN NOT : yoğurdu bol yiyin!! =)
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.405 Oy)6.889 beğeni19.069 okunma527 alıntı73.850 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.401 Oy)7.732 beğeni24.293 okunma524 alıntı119.657 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (6.770 Oy)7.650 beğeni22.468 okunma1.281 alıntı95.630 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.574 Oy)7.919 beğeni21.855 okunma973 alıntı106.048 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (7.882 Oy)7.862 beğeni20.965 okunma1.107 alıntı97.710 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (5.829 Oy)7.014 beğeni18.996 okunma2.417 alıntı111.767 gösterim
  • Sefiller
    9.1/10 (3.933 Oy)4.602 beğeni15.365 okunma2.187 alıntı98.376 gösterim
  • Olasılıksız
    8.5/10 (5.652 Oy)6.307 beğeni18.070 okunma540 alıntı103.438 gösterim
  • Çalıkuşu
    8.7/10 (3.885 Oy)4.676 beğeni17.035 okunma549 alıntı69.721 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.467 Oy)11.850 beğeni29.838 okunma2.194 alıntı125.633 gösterim
İnsanlar ikiye ayrılır: Güçlüler, EZİLENLER. İnsanlar ikiye ayrılır: Zenginler, FAKİRLER. İnsanlar ikiye ayrılır: Erkekler, KADINLAR. Ve insanlar yine ikiye ayrılır: Beyazlar, ZENCİLER. Bunu uzatabiliriz, daha elbette. Ve tüm bunları yazarken ciddiye almadınız beni değil mi? Almayın çünkü benim bildiğim yani inanmak istediğim insanlar ikiye falan ayrılmaz. Bir çeşit insan vardır. Etiyle, kemiğiyle ve yüreğiyle tek bir tür "İNSAN"... Sahi ciddiye aldıysanız niye aldınız ki söylediklerimi? Siz de insanları belli sınıflara bölerek algılayanlardan mısınız yoksa?

Oysa ne diyordu Sevgili Yaşar Kemal: "İnsan, evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar." Ne güzel demiş değil mi? Keşke bu sözü okuyup geçmesek de zihnimize ve kalbimize harfi harfine işleyebilsek. Fareler ve insanlardan kasıt bence büyük insanlar ve KÜÇÜK insanlar. Ama ne saçma böyle bir ayrım yapmak. Ben kalbine bakarım karşımdakinin. İşte o an karar veririm. Küçük mü büyük mü, diye bakmam, mesleğine, ten rengine, zekasına ya da güzelliğine ve yahut cinsiyetine. Davranışlarına, dünyayı algılayış biçimine, bakarım; at gözlükleriyle bakıp tüm dünyayı gördüğünü ve anladığını sanan bir ahmak mı yoksa çıplak gözlerle bakıp insana sadece ve sadece insan olduğu için değer veren insan gibi insan mı? (Not: Adam gibi adam demiyorum, kadın gibi kadın da demiyorum evet yanlış duymadınız İNSAN gibi İNSAN) İşte bu yüzden insanları ikiye ayırmıyorum. Basit ve tek bir soru bu kişi insan mı değil mi?

Bu arada bazı kelimeleri özellikle büyük harfle yazdım sevgili dostlarım. Genelde insanların ilk okuduklarında küçük sınıf olarak göreceklerini düşündüğüm kelimelerdi bunlar. Onları büyük yazarak aradaki farkı kapatıp eşitlemeye çalışmadım elbette. Çünkü arada zaten bir fark yok, deminden beri anlatmaya çalıştığım gibi. Kelime büyük de küçük de yazılsa kelime olarak görüleceği gibi, insan da daima insan olarak görülmeli, bunu anlatmak istedim. Bunun için en başta beynimizdeki zincirleri kırmalıyız. Bu kadar zor mu bir insana insan olduğu için değer verebilmek, sınıfından, dilinden, dininden, fizikinden ötürü aşağılamadan insanca görebilmek?

Kitaba tekrar dönecek olursak birbirine çok zıt iki dost olan Saf Lennie ve kurnaz George'u anlatan bu hikâye kahramanlarımızın işten kovulmaları sonucunda başka bir çiftlikte işçi olarak çalışmaya gitmeleriyle başlamaktadır. Lennie, çok saftır istemeden de olsa başına belalar açmakta, George ise onu hep kurtarmakta aynı zamanda da bu durumdan şikayet etmektedir. Kitapta dikkatimi çeken birkaç husustan bahsedip incelememe öyle son vermek istiyorum. Bu kitapta dostluk ilişkisinin ele alınmasının yanı sıra hayvanlar ve insanlar arasındaki ilişki de ele alınmıştır. Bu iki kahramanımızın birlikte kurduğu hayaller vardır, daha sonra bu hayale üçüncü bir kişi daha eklenir.

Bir nokta dikkatimi çekti ki inanın çok üzüldüm bir insanın kurduğu hayal bile küçük olabilir mi? Sonra düşündüm de olabilir. Neden mi? O insan hep küçük görülmüşse ezilen sınıftaysa artık içinde bulunduğu durumu kabullenmiş ve tüm benliğine sindirmişse, hayalinde bile bundan kurtulamaz daha iyi olmayı düşünmez yine kendisinin öyle olduğu bir hayal kurar. Çünkü bilir ki daha iyisi onun için imkansızdır, bu öyle bir imkansızlık ki hayalinde düşlemek bile mümkün değildir sanki. Yine de küçük de olsa bir hayaldir ve bir umuttur onun için. Bense o hayalde çaresizce bir kabulleniş gördüğüm için umudun içindeki umutsuzluğu sezdim, bu çok acıydı bence...
Ama benim canımı en çok acıtan durum ne biliyor musunuz? Kendini diğerinden üstün gören kişinin onu aşağılaması değil. Aşağılanan kişinin onun haklı olduğunu düşünüp kendini bir aşağılık olarak görmesi. Ne yazık ki beni en çok üzen durum bu. Diğerine kendini bir başkasından üstün görmeye hakkı olmadığını anlatabilecekken oysa, çaresizliğinin esiri olmuş ve kendini diğerinden daha aşağıda gören bir insana ne diyebiliriz ki? O bile bu haksızlığı hak olarak iddia ettiğine göre kelimelerin gücü yeter mi artık savaşmaya? İşte tam da bu nokta insanı insanlığından soğutan, her şeyin bittiği ve kelimelerimin lâl olduğu nokta... Buraya kadar sabırla okuyan güzel yüreğinize sağlık. Sevgiyle kalın...
Seni bu kadar geç okuduğuma mı üzüleyim?
Aynı gün başlayıp bitirdiğim için çok kısa sürmüş olmana mı?
Yoksa hiç beklemediğim şekilde sonlanıp tüm dengemi alt üst etmene mi ?
Normal şartlar da bir kitap bitince kafandaki tüm soru işaretlerini de cevaplamış oluyorken,
asıl soru işaretleri kitap bitince başlıyor.
Ters giden planlar üzerine…
Küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşamanın hayalini kuran iki zıt karakter Lennie ve George...

*Toprak satın alma hayalleri, İnsan Ne İle Yaşar kitabındaki Pahom’u hatırlattı bana. Hani şu çok daha fazla toprak uğruna ölümüne girdiği ve tek şartı bir noktadan almak istediği toprağı küçük çukurlar kazarak işaretlemesi ve akşama kadar istediği genişlikte araziyi kazarak başladığı noktaya gelmek zorunda olduğu yarış. İlerledikçe daha güzel meraları görüp her seferinde işareti genişlettiği için akşam başladığı noktaya vardığında ayakları kan içinde bitmiş durumda yığılıp kalır ve orada ölmesi...
Yani aslında insanın ihtiyacı olduğu üç arşın kadar bir toprak…

Gelelim kitaba
Konusunu ilham aldığı Robert Burns’un 'Tae a Moose' isimli şiirinden bir kaç dize

Merak etme minik Fare
Bir sen değilsin hayalleri suya düşen.
Fareler ve insanların en sıkı tasarıları dahi
Sıklıkla ters gider,
ve vadedilen mutluluktan geriye
Acı ve keder kalır.

Yine de şanslı sayılırsın bana göre!
Hep burada, şimdiki zamandasın:
Ama, of! Gözlerim geçmişe bakar benim,
Kaçan fırsatları arar,
Ve geleceğe bakarım, göremesem de daha,
Tahminler yapar, korkarım !

Mevsimlik tarım işçileri George ve Lennie'nin küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşama hayali için para biriktirmelerinin öyküsünü anlatır. İkilinin arasındaki dostluk ve dayanışmaları öykü boyunca önemli bir yer tutar.
İnsanın insan ile ilişkisinin yanında insanın doğa ile ve toplum ile de kurduğu ilişkiyi anlatır.
Lennie'nin başlarına iş açmaları sonucu tekrar para kazanmak ve çalışmak için en son geldiği yerdeki iş arkadaşları, patronun psikopat oğlu ve fingirdek karısı ile olan olaylar, aralarında geçen diyalogların hepsi koca bir ders niteliğinde. Tek amaçları hayalini gerçekleştirmek olduklarından dolayı her ne kadar beladan uzak durmaya çalışsalar da hayatın bazen tüm planlarını alt üst ettiğini ve bütün planlarınızın yarım kaldığı anlatılmış.

Kitaba o kadar kaptırmışım ki kendimi beğendiğim yerlerin altını çizmek için elime aldığım kalemi bile çok fazla kullanmadığımı fark ettim.

Zeki George ve onun güçlü, kuvvetli ama akli dengesi bozuk yoldaşı Lennie’nin kısacık öyküsü o kadar derinden etkiliyor ki sizi, kitap bittiği zaman hissettiğim duyguyu tarif etmem mümkün değil sanırım.

Hatta dünden beri kafamda dolaşan bir dünya düşünce içinde bunları yazıyorken bir yandan da içimden saçmalamamış olmayı diliyorum. Çünkü hala ne kafamdakileri toparlayabilmiş ne de kendime gelebilmiş değilim.

Kitabın başından beri çok farklı bir duyguyla okudum zaten. Lennie de benim için kitabın ana karakteriydi. Engelli bir insanın dünyasını, düşünce yapısını anlamak için dışarı da 3-5 dakika şahit olmak yetmiyor inanın. Sadece içindeyseniz bu durumun çok net anlayabiliyor ve hissedebiliyorsunuz. Ve öyle zor bir imtihan ki bundan dolayı kimsenin bu durumu anlamamasını da dileyebilirim sırf yaşamış olmasınlar diye. O yüzden Lennie ile ilgili olan satırları birden fazla okudum her seferinde de farklı bir duygu yaşadım sanırım.

Kitabın konusuna çok kısa değindim zaten. Öykü sonuna kadar bu iki arkadaşın yaşadıklarına bazen hayranlıkla, bazen öfkeyle, bazen de üzülerek şahit oluyorsunuz. Spoiler vermemek için çok detaya inmek istemiyorum. Ama sadece şunu belirteyim bittiği zaman inanın tüm duygu ve düşünceleriniz, fikirleriniz alt üst olacak.

Çünkü kitap bitince değil tüm soru işaretlerinizin çözülmüş olması aksine asıl soru işaretleri o zaman hatta daha da artarak başlıyor.

En son hangi kitabın etkisinde bu kadar kaldım hatırlamıyorum. Belkide kendimi fazla kaptırıyor bazı karakterleri de içimde yaşıyorum. O yüzden ilk defa bir incelemeyi normal bir ruh hali ile yazmadığımı söyleyebilirim. Hata ve yanlışlık varsa da şimdiden affola.

Son olarak kitap ile ilgili yapmak istediğim tek şey elime kooccaa bir megafon alıp “OKUYUUUUNNNNN VE OKUTUUUNNN“ Diye bağırmak.

Ve tabiki okumama vesile olan Sui Generis‘e kocaman bir teşekkürr <3

Şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Yahya Kemal der ki: "İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar." Öyle değil midir gerçekten de? Bir an için tüm hayallerinizin, hayal etme yetinizin elinizden alındığını düşünün. Şahsen ben düşünemiyorum, gerçekten de biz insanlar hayal ettiğimiz müddetçe varız. Bunu elimizden alsalar öylece kalıveririz ortada. Fareler ve  İnsanlar'da da hep bir hayal durumu var. Farelerin bir yiyeceği kovalaması, kokusunu almaya çalışması gibi biz insanlar da tabiri caizse ekmek parası kovalıyoruz, meslek, aile, bulunduğumuz yer vb. bunlarla ilgili sürekli hayal kuruyoruz. Bu kitapta da iki ana karakterimizin, George ve Lennie'nin hayalleri var. Ufak tefek, çevik, sert hatlara sahip, akıllı karakterimiz George ve iriyarı, çirkin bir yüze sahip, düşük omuzlu, kısmen zihinsel bir probleme sahip Lennie'nin de hayalleri var. Lennie ve George birlikte o çiftlikten bu çiftliğe sürüklenen, buralarda çalışarak yaşamlarını sürdürmeye çalışan iki yakın arkadaştır. Fareler ve İnsanlar'da George ve Lennie'nin yeni bir çiftlikte işe başlamalarını ve burda yaşadıklarını okuyoruz. Birbirinden siyah ve beyaz kadar farklı olan bu iki arkadaş arasında oldukça değişik ve anlamlı bir bağ var. Lennie yaşadıklarını, kendisine söylenenleri çok kısa sürede unutan biri, George ise ona her şeyi sıkılmadan anlatan kişi. Lennie'nin yumuşak şeylere (örneğin fare, tavşan, yumuşak kumaş vs) takıntısı var. İçinde gram kötülük olmayan Lennie bu takıntısı nedeniyle zaman zaman başına iş açabiliyor veya çevresindekilere zarar verebiliyor. George ve Lennie'nin tek istedikleri küçük bir toprak parçasına sahip olabilmek ve orada kendilerine yetecek kadar meyve, sebze hayvanla uğraşarak hayatlarını sürdürmek. Lennie'nin en çok istediği şey ise sahip oldukları çiftlikteki tavşanların bakıcılığını yapmak.

İnsanoğlu sevgiye, sevilmeye muhtaç. Ama zaman zaman anlıyoruz ki sevgi olmadan yaşayamayan insan en büyük zararı da yine sevgi nedeniyle görebiliyor. Kimi zaman çok sevdiklerimize bu sevgi nedeniyle zarar verebiliyoruz. Sevgi ve zarar verme-zarar görme arasında doğru orantı olduğunu düşünüyorum. Kitapta bunu Lennie açısından görüyoruz. Yine aynı şekilde herkesi çok fazla etkileyen kitap sonu da bunun bir başka örneği. Konusu açılmışken kitapta en etkileyici yer sonunda yaşanan olay. Kitabın çok fazla okunmuş olması ve zaman zaman yorumlar nedeniyle sonunda böyle bir şey olacağını tahmin ediyordum ama bu durum etkilenmeye engel teşkil etmiyor.

Kitapta iki kişi arasındaki dostluk bağının yanında çeşitli kişiler arasındaki ayrışmaları da görüyoruz. George ve Lennie'nin çalıştığı bu yeni çiftlikte yaşayan diğer işçiler arasında bu durum kendini fazlasıyla gösteriyor. Çiftlik çalışanlarından birinin ten rengi nedeniyle çiftliğin belirli noktalarına girememesi bu konu için iyi bir örnek olabilir. Bir bireyin fiziksel bir özelliği nedeniyle ayrıştırılması cahilliği Fareler ve İnsanlar'ın bazı karakterlerinde mevcut. Siyahi işçinin kaldığı odaya giderek onunla muhabbet etmek isteyen kişinin Lennie olması da düşündürücü bölümlerden bir diğeriydi. Kitapta da denildiği gibi iyilik veya kötülük bireyin ne kadar akıllı olduğuyla ilgili değil. Akıllı olarak nitelenen nice insan görüyoruz ki  vicdan, hoşgörü yetilerinden birine bile sahip değil ve tabiri caizse "deli" olarak adlandırılan nice insan görüyoruz, akıllı dediklerimiz "insan" olarak bu kişilerin yanlarından bile geçemez.

Fareler ve İnsanlar okuyucuda düşünce olarak bıraktığı bu noktaların dışında, benim için genel itibariyle "daha iyi bir şey bekliyordum" tanımlamasına uygun bir okuma oldu. Yıllarca okunup klasik haline gelmiş ve geniş kitlelerin beğenisini kazanmış bu gibi kitapları okumadan önce incelemelerini okumama kararı aldım. Yüceltilen şeyler beklentiyi de yükseltiyor, bu da en azından beni okuma sırasında ister istemez ve genel olarak olumsuz yönde etkiliyor. Okuyucuya verilen mesajlar ya da kitap sonu hususlarında evet iyi bir kitap okudum diyebilirim belki ama mükemmel bir kitap okudum diyemiyorum. Oysa ben mükemmel bir kitap bekliyordum sanırım. Özellikle Lennie karakterinin yaşadıkları kitap bittiğinde o anlık bir sızı bıraksa da şu anda henüz dün bitirdiğim bu kitabın bıraktığı bir iz yok içimde diyebilirim. Yine de George-Lennie ve daha da önemlisi John Steinbeck ile tanışmak güzeldi. Hepinize keyifli okumalar.
Sade bir dil, akıcı bir anlatım, sıkmayan bir konu, akla gelmeyecek bir son, insanın içine batan sözler ve benimle birlikte geçirdiği üç efkar dolu gece sonunda böyle güzel bir tat bıraktı. Bu kitabı neden bilmiyorum ama seveceğimi düşünmemiştim belki de çok isteyerek okuduğum kitaplarda genelde hüsrana uğradığım için olabilir. Ama bu kitap hiç de öyle olmadı. Çok sevdim ve mutlulukla okudum. Bu kitabı bana hediye ettiği için de pandanın kitaplığı 'a çok teşekkür ederim.
Başından sonunu tahmin edebildiğim bir kitap oldu.
Herhalde inceliği nedeniyle kitabı hemen bitirdiğim için vermeye çalıştığı duygu atmosferine giremedim ve çoğu kişi gibi ağlayamadığımı belirmek istiyorum.
Lennie yumuşak şeylere dokunmayı seven, aklı geriden gelen, ama inanılmaz güçlü bir karakter. Bu yüzdende dokunduğu yumuşak şeyleri (fareler gibi) gücünün farkında olmadığı için öldürüyor. Kitabın tamamı Lennie'nin bu özelliği üzerine kurulmuş ve aralarda ırkçılığın ,yaşlanmanın, engelliliğin yalnızlığa ve öğrenilmiş çaresizliğe insanı nasıl sürüklediği anlatılmış.
Dönemine göre bir başyapıt fakat bu döneme göre zamanın kitaplarının derinliğine ayak uyduramayan bir yıldızın sönük izlerini görüyorum üzerinde. Tabiki bu benim yorumum.. Ama ne yazıkki hala ışıldayabilen bir suç ve ceza, bir sefiller değildi benim için.
Yaşam koşulları normalin altında, köy ve kırsalda yaşamını sürdüren sefil insanların günübirlik yaşamlarını hüzün aşılayarak dile getiren yazarlar varsa onlardan bir tanesi John Steinbeck'tir. Eserlerindeki "gerçeklik" göze çarpan unsurlardan biri olur. Steinbeck'in yaşamını zorlu koşullar altında geçirdiğini; gençlik yıllarında hamallık, çiftçilik türünden işlerle uğraşmış olduklarını öğreniyoruz. J.London da yazarlıktan evvel geçimini güvertelerde, çamaşırhanede çalışarak sağladığı söylenir ve doğrudur. "Bir kişinin durumunu ancak anlayan ve yaşayan dile getirebilir" sözünü tasdik eder bu iki yazar. Türk Edebiyatı'ndan ise Yaşar Kemâl ve Orhan Kemâl bu kanayan zümrenin sesi olmuşlardır.
Gel gelelim kitaba. Arkadaşlığın sadece gerekli durumlarda değil, karşılıksız, saf olarak olması gerektiğini gözler önüne seren bir Roman Fareler ve İnsanlar... Konular sadece belirli bir olay çerçevesinde oluştuğu için, okunması kolay demek mümkün.
Lennie'nin cümlelerinde söylemiş olduğu "ki" ek'inden biraz sıkılsam da "kaçık" birinin sıklıkla dile getirebileceği bir şey olsa gerek diye düşündüm. Karakterleri ve mekânı zihinde canlandırıp, onlara kendi hayal dünyamızla biçimler vermek, kitap okumanın bizlere sunduğu nimetlerden bir tanesidir. Ufak tefek George'yi, iri yarı Lennie'yi, Çiftlik sahibinin oğlu Curley'i, Zenci Krooks'u, yaşlı kurt Carlson'u zihinde canlandırmak keyif vericiydi gerçekten.
Okumanız dileğiyle...
İnsanın gerektiği zaman değil, her zaman dostları için neler yapabileceğini anlatan bir baş yapıt. Muhteşem bir kurgu. Ayrıca hem akıcı hem de kolay çözülür olması takdire değer doğrusu. Mutlaka okumalısınız.
Bu kitabı ilk olarak bu sitedeki bir abimin yazdığı iletide görmüştüm.O iletide çocugunun bu kitabı okuyup bitince ne kadar üzüldügü olayını anlatmıştı.Bende olaydan çok etkilenmiştim ve o an okuma kararı almıştım.Sonunda okudum ve gerçekten üzüldügü kadar varmış dedim.Herkesin zevkle okuyabilecegini düşünüyorum.İyi okumalar:)
Pulitzer ve Nobel Edebiyat ödüllü yazar John Steinbeck'in bir zamanlar kendisinin de yaşadığı yerler ve de hayattan esinlenerek yazdığı bir novella. Adını Robert Burns'ün To a Mouse (Bir Fareye) isimli şiirinden alır. Kitapla ilintili olarak şiirde geçen bir kısım da şöyledir: En iyi planları farelerin ve insanların/Sıkça ters gider.

Eserin dili sade ve akıcı. Anlaşılması zor cümleler ve karışık bir üslup yok. Yazar edebi bir vurgudan daha çok ana tema üzerine yoğunlaşmış. Steinbeck kendisi de bir zamanlar çiftçi olarak çalışmış, yoksulluk çekmiş ve zorluklar yaşamış. Toplum içinde kendisine bir yer edinmeye çalışırken, hayatını sürdürmek ve para kazanmak için çalışırken yaşadığı sorunları; güçlü-güçsüz, zengin-fakir, aşağı-yukarı tabaka ilişkisi, ırkçılık vb bir çok konuyu eserlerinde yansıtmaya çalışmış.

Hikayenin asıl geçtiği yer Kaliforniya'nın Salinas vadisinde, Soledad yakınlarında bir çiftliktir. Kitaptaki ana karakterler George ve Lennie'dir. George akıllı, ufak tefek, uyanık ama fiziksel olarak çok güçlü olmayan bir adamdır. Lennie ise tam tersi iri yarı, güçlü ama biraz akılsız ve çocuk gibidir. Yumuşak bir kalbi vardır ve sevdiği, beğendiği şeylere dokunmayı çok sever. Bu iki zıt karakterli yoldaşın bir toprak sahibi olma, kendi işlerini yaparak özgürce ve rahatça geçinme hayalleri onları para biriktirmek için çiftliklerde çalışmaya iter. Lennie'nin saflığından dolayı başlarına sık sık bela açması ve George'un bu sorunlardan kurtulmak için yaptıkları anlatılır.

Birbirine tamamen zıt karakterlere sahip bu iki insan üzerinden güçlü ile güçsüzün arasındaki ilişkiyi, çiftlik sahibinin oğlu Curley'in acımasızlığıyla yukarı tabakanın alt tabakaya yaptığı baskı ve acımasız tavırlar, çiftlikte çalışan zenci Crooks üzerinden ırçılık ve ayrımcılığı anlatıyor. Ayrıca çok kez yalnızlığa değinir. Aslında bu insanların hepsi yalnızdır ve karakterlerin söylediği bir çok sözden sık sık bunu farkediyoruz. Lennie'nin George'a bir arada olmalarından duyduğu mutlulk ve yalnız olsaydı ne hissedeceğinden bahsetmesi, Crooks'un 'Kimsesi yoksa adam delirir. Kim olduğu hiç fark etmez, yeter ki yanında olsun' gibi sözleri, yaşlı temizlikçi Candy'nin yalnız kalmamak için hasta ve yaşlı köpeğine kıyamaması gibi. Hatta araştırdığımda öğrendiğim bir nokta yazarın aslında yalnızlık temasına fazlasıyla vurgu yaptğı ve hikayenin geçtiği yer olan Soledad'ın aslında İspanyolca'da 'yalnızlık' anlamına geldiğiydi.

Steinbeck'in bir röportajında bahsettiğine göre de Lennie gerçek bir karakterdir ve o dönemde bir akıl hastanesinde yatmaktadır.

Yazar bir eserde basit ve yalın bir dille ne kadar çok ve önemli konuların işlenebileceğini ve güzel mesajların verilebileceğini göstermiş.
Lennie, zavallı koca oğlan Lennie. Basit hayalleri, büyük umutları olan aklı kıt, gücünün ayarı olmayan, George'a bağımlı Lennie, zavallı, iyi kalpli Lennie...

Okurken tarifsiz bir roman keyfi aldım. O çiftlikte, o acınası insanlarla yaşıyorsunuz adeta. Ama sonu böyle bitmemeliydi.

Kitabı alın son iki sayfasını yırtıp atın ve öyle okumaya başlayın. Sonra sonu sizin hayal ettiğiniz gibi bitsin...
"Kitaplar bir halta yaramaz. İnsanın birine ihtiyacı vardır, birine yakın olmak ister." İnler gibi devam etti. "Kimsesi yoksa delirir insan. Kim olduğu hiç önemli değildir, yeter ki yanında biri olsun. İnanın bana, insan fazla yalnız kaldımı, hastalanır."
''Biz onlara benzemeyiz. Niye mi? Çünkü, çünkü yanımda sen varsın, beni kollarsın, senin için de ben varım. Niyesi bu işte...''
“İnsan olmak kolay değildir, hele ki ‘insanca’ yaşanabilecek bir toplum düzeni yoksa!”
"O kadar çok anlattırdı ki, ben de belki bir gün gerçekleştiririz hayalimizi diye umut etmeye başladım."
İnsanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur. Bana zaten bu ikisi birlikte pek olmuyor gibi geliyor. Gerçekten akıllı bir adama bakıyorsun, hiç de iyi biri olmadığını görüyorsun.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Fareler ve İnsanlar
Baskı tarihi:
Eylül 2012
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755705859
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Of Mice And Men
Çeviri:
Ayşe Ece
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Baskılar:
Fareler Ve İnsanlar
Of Mice and Men
Fareler ve İnsanlar
Pulitzer ve Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan John Steinbeck’in çağımızın toplumsal ve insani meselelerini ustalıkla resmettiği eserleri modern dünya edebiyatının başyapıtları arasında yer alır. Steinbeck romanlarında yalın ve keskin bir gerçeklik sunarken yine de her seferinde çarpıcı bir öykü ile çıkar okurunun karşısına. Tarihin bir kesitindeki dramı insani ayrıntıları kaçırmadan sergilerken, “tozpembe olmayan gerçekçi bir umudun” türküsünü dillendirir. Bu nedenle eserleri edebi değerleri kadar güncelliklerini de hiç yitirmemiştir.

Fareler ve İnsanlar, birbirine zıt karakterdeki iki mevsimlik tarım işçisinin, zeki George Milton ve onun güçlü kuvvetli ama akli dengesi bozuk yoldaşı Lennie Small’un öyküsünü anlatır. Küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşamanın hayalini kuran bu ikilinin öyküsünde dostluk ve dayanışma duygusu önemli bir yer tutar. Steinbeck insanın insanla ilişkisini anlatmakla kalmaz insanın doğayla ve toplumla kurduğu ilişkileri de konu eder bu destansı romanında. Kitabın ismine ilham veren Robert Burns şiirindeki gibi; “En iyi planları farelerin ve insanların / Sıkça ters gider…"

Kitabı okuyanlar 17.145 okur

  • Ayşe Deniz
  • Pınar
  • Murat Çamlı
  • Şeyma Metin
  • Zeynep Kurt
  • Cem Biçici
  • Gözde
  • Bilge
  • Doga Koc
  • Burak şen

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%29.6
14-17 Yaş
%18.7
18-24 Yaş
%15.7
25-34 Yaş
%14.5
35-44 Yaş
%12.2
45-54 Yaş
%5.4
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%3.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65.8
Erkek
%34.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.8 (1.667)
9
%26.5 (1.308)
8
%22.9 (1.131)
7
%9.7 (480)
6
%3.5 (175)
5
%1.6 (81)
4
%0.8 (40)
3
%0.4 (21)
2
%0.2 (8)
1
%0.3 (17)

Kitabın sıralamaları