Adı:
Dönüşüm
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
74
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750719356
Orijinal adı:
Die Verwandlung
Çeviri:
Gülperi Sert
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İlk kez 1915'te “Die Weissen Blaetter” adlı aylık dergide yayımlanan Dönüşüm, Kafka'nın en uzun ve en tanınmış öyküsüdür ve yayımlanmasının üzerinden nerdeyse bir asır geçmesine rağmen hâlâ tüm dünyada en çok okunan kitaplar arasındadır.

17 Ekim 1912'de Felice Bauer'e gönderdiği mektupta Kafka Amerika romanı üzerinde çalıştığını, ilerleyemediğini görünce sıkıldığını ve yataktan kalkamaz hale geldiğini, bu nedenle bir öykü yazarak ara vermek istediğini yazar. Dönüşüm işte böyle ortaya çıkar.

Kumaş pazarlamacısı olan Gregor Samsa'nın uykusundan kocaman bir böceğe dönüşerek uyanmasıyla başlayan Dönüşüm, giderek gerçeklikle kurmacanın sınırlarını zorlayan müthiş bir anlatıma dönüşür.
Franz Kafka'nın; böcek metaforu üzerinden, ana akımından ayrılana karşı, toplumun duyduğu hoşgörüsüzlüğü, dışlanmışlığı vurgulayan, herkes gibi olmak istemeyenlerin yaşadığı trajediyi anlatan, farklılıklara duyulan tahammülsüzlüğü gözler önüne seren şahane bir eseri. Herkesin okuması, kütüphanesinde bulundurması ve önermesi gereken bir klasik.
"hayatta her insanın kendini gregor samsa gibi hissettiği zamanları olmuştur"

kafka'nın sembolizmin ve soyut düşüncenin dibine vurduğu hikaye. fiziki bir değişiklikten yola çıkarak, belki de duygu dünyamızda bunun binlerce katı ters değişiklikleri ne kadarda doğal karşıladığımızı yüzümüze vurur. düşünülenin aksine değişen gregor samsa değil, ailesi ve çevresindekilerdir bana göre.

yazarın tam olarak ne anlattığından çok sizin ne anladığınıza bağlı bir kitap.hayatınızın her döneminde, her her okuyuşunuzda, yeni bir şey bulursunuz içinde, hayatınızdaki her dönüm noktasında, ilkokuldan liseye, liseden üniversiteye, her dönemde bir şeyler katar bu kitap size. hep kendinizden bir parça bulursunuz.

bir insanın böceğe dönüşmesiyle bir böceğin insana dönüşmesi arasındaki ayrımı düşündürür ilk başta.
sistemin çarklarından biri olursan, yaşarsın. Ama özgürlüğünü, sistemin belirlediği sınırlar dahilinde yaşamak zorundasındır. eğer çarktan ayrılmayı seçersen asıl özgürlüğü yakalamışsın demektir. ama bu sefer de toplum tarafından dışlanırsın. insanlar, onlara yük olduğunu sana hissettirmekten kaçınmazlar. psikolojin dağılır, yalnızlaşırsın ve sonunda ölürsün. en acısı da, kimse pek üzülmemiştir ölümüne. kurtulmuşlardır senden çünkü…

insanlara faydan dokunuyorsa onların herhangi bir ihtiyacını karşılıyorsan, sevilirsin, sayılırsın. eğer bir faydan dokunmuyorsa ve hatta zararın dokunuyorsa insanlar tarafından yavaş yavaş dışlanırsın. ilişki bu duruma geldiğinde artık onların umrunda olmuyorsun ve gözlerinde bir böcek olarak görünüyorsun sadece.

bunu hayatınıza da uygulayabilirsiniz. siz insanlara iyilik yapsanız da bu iyiliği kestiğiniz vakit karşı tarafın takındığı tavrın bir anda nasıl değiştiğini görebilirsiniz rahatlıkla. iyilik artık mesuliyete dönüşür…
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.738 Oy)18.336 beğeni41.515 okunma2.729 alıntı174.653 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.376 Oy)12.961 beğeni33.168 okunma3.145 alıntı139.463 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.893 Oy)8.842 beğeni24.292 okunma1.649 alıntı112.656 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.150 Oy)7.723 beğeni21.720 okunma783 alıntı84.894 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.571 Oy)8.529 beğeni25.187 okunma2.306 alıntı108.836 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.283 Oy)8.728 beğeni24.301 okunma1.302 alıntı119.686 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.454 Oy)11.144 beğeni27.566 okunma1.519 alıntı144.901 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.472 Oy)5.576 beğeni18.940 okunma777 alıntı96.792 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.787 Oy)6.099 beğeni16.065 okunma2.716 alıntı82.879 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.269 Oy)7.618 beğeni20.610 okunma3.724 alıntı123.361 gösterim
Dönüşümü rastgele elinize alıp okursanız sizin için bir şey ifade etmeyebilir hatta bu adam ne yazmış diye yarıda bile bırakabilirsiniz fakat okumadan önce kitap hakkında ufak bir inceleme yapmalısınız yazılış amacını biraz çerçeve etmelisiniz sonra okuduğunuzda ayrı bir bakış açışı yakalamış olup o bakışla kitaba hakkettiği değeri verebilirsiniz
İnsansız hayat aracı.

Yeter ki yatakta hiçbir şey yapmadan kalmamak. Her zaman bir şeyleri seçme zorunluluğuna itilmelerimiz. Ayağa kalkabilmek için ellere ve kollara ihtiyacı olmak. Sistemin bize sunduğu somut sınırlardan soyutluklarımızı kullanarak sıyrılamamak. Samsa kelimesinin bir börek çeşidi anlamına gelmesi. Belirsizliğin çekiciliği. İnsanlarla iletişim kurarken yaşanan, asansörlerde zamanın bir türlü geçmemesi gibi oluşan iletişim fobisi. Dünyadaki yaşamış, yaşıyor olan ve yaşayacak her insanın bir tane bile olsa böcek ezmiş olması ve yine bir tane bile olsa böcekten tiksinmiş olmaları.

En tatlı sabahlar içsel devinimlerle başlar. Dünyanın o ruhu ezen kaosu ve gürültüsü hepimizin ruhlarını bir böceğe dönüştürür. Aslında her gün metrobüslere, arabalara, mezarlara, mağazalara, oy kullanmaya, okullara ve işimize ruhlarımız böcekleşmiş olarak gideriz. Daima bizleri A noktasından B noktasına götürmeye şartlanmış insansız hayat araçları içerisinde bulunuruz. İnsansız hayat aracı dediğim de aslında ruhun ta kendisi. Ne kadar insanlıktan uzak, o kadar yere yakın.

Tin Suresi 4.ayetinde geçtiği gibi "Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık." cümlesinden insanların yaratılışının güzelliğine, 5.ayetinde geçtiği gibi de "Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik." cümlesinden dönüşümün ta kendisine ulaşıyoruz! Acaba dıştan o kadar tiksinç görünen böcekler aslında onlarca altın orana sahip, en güzel biçimde yaratılan insanlardan daha mı masumlar yoksa? Gerçekten, biz neye dönüşüyoruz? Bu kocaman beton yığınlarını dünyaya yığan, bütün belaların baş sorumlusu insanoğlu yolculuğuna böyle nereye kadar devam edecek? https://www.youtube.com/watch?v=WfGMYdalClU

Peki, son ağaç kesildikten, son nehir zehirlendikten ya da son balık yakalandıktan sonra mı anlayacağız paranın yenmiyor olduğunu? Ya da dönüşmeyen tek şeyin dönüşümün ta kendisi olduğunu? Esas şaşırdığım şey de bizleri doğurmuş olan insanların bizler için demiş olduğu nurtopu gibi lafından sonra kintopu ve paratopu olan insanlara dönüşmüş olmamız. O gözleri açılmamış bebeklik hallerinden sonra gözleri açılan canavarlara dönüşmemiz. Keşke bir böcek olup da bu olmuş, oluyor olan ve olacak olayların hiçbirini görmemek isteyişlerimiz.

Kafka'nın Dava kitabındaki K.'nın o bitmeyen merakının sürecinde gittiği yukarıdaki kasvetli sistemdeki insanların aşağıda duran K'ya baktıklarında nefes alamamaları ve ölecekmişçesine hissetmeleri gibi, Samsa'nın etrafındaki insanların -yani biz, hepimiz!- her birisi de olabildiğine rütbeli, olabildiğine ego sahibi, olabildiğine kibirli, olabildiğine iyi arkadaşlıkların ve sevgilerin sahibi, olabildiğine para ve güç sahibi olmayı ister. Beklemediğiniz, tanışmadığınız ve yüzleşmekten korktuğunuz o sistem sizi eninde sonunda odanızda bulur ve sizi bir paranoyağa, böceğe ya da apeirofobik bir insana dönüştürene kadar da hiç durmadan o duyulmayan sesini çığırmaya devam eder.

Dönüşüm benim açımdan Kafka'ya ait esrarengiz bir kaçış romanıdır. Kaçış fakat bastığı toprağın üstündeki acılardan farkında -nereye kaçarsan kaç- kaçamayacağın bir kaçış. Öyle ki, dönüşümün nedeninin bile hiç sorgulanmadığı, aynen kabullenildiği bir kaçış. Eski muhabbetlerin samimiliğinden ve aile yaşantısının güzelliğinden, statik ve katı bir duygusuzluk hayatına doğru alınan yoldan kaçış. Otoritenin psikolojik, spiritüel ve ekonomik olarak bizlere biçtiği rolün sömürgesinden 1984vari bir kaçış.

Peki, böcek mi toplumdan çıkar yoksa toplum mu böcekten?
Aslında bu kitap okumak istediğim kitaplar arasında yoktu. Kitapçıda ucuz, ince olduğunu gördüm, çok okunduğunu da bildiğim için aldım. Bu kitabı okumak istemiyordum çünkü hamamböceklerinden nefret ederim ama aldığım için okudum. Okurken midem bulandı. Gözümün önünde dev gibi hamamböcekleri görür oldum. Çok gerçekçiydi... Bir yazar kendini bir böceğin yerine nasıl bu kadar iyi koyabilir, şaşırdım.

Kitap kapağı ve kitap ismi ancak bu kadar güzel kitabı anlatabilir. "Böceğe dönüşen insan" herkes en azından bu kadarını bilir bu kitap hakkında ama okuyunca durumun farklı olduğunu görürsünüz. İnsan'a bir böcek olduğunu hissettirir bazı aileler, kişiler. Acaba aslında böcek olan kişiler bu duyguyu hissettirenlerin kendileri midir? Bir insan en yakınları olan ailesinden saygı görmez ise kendini değersiz bir böcek gibi hissetmez mi? Çok hasta olduğunuz da, işiniz basit bile olsa, yaptığınız tek olumlu şeyi, kendinizi iyi hissettiren işinizi yapamıyorsanız ve müdürünüz sizin gibi çalışkan, dürüst birine inanmaz ise kendinizi nasıl hissedersiniz? İşte bu kitapta okuduğunuz satırların duygularını hissedeceksiniz? Yıkılmış olan bir gencin, Gregor Samsa'nın acı dolu hikayesini okuyacaksınız. Mutlaka okuyun, böceklerden tiksinseniz bile...
"Herkes 'sürüye' katıldığından ötürü güven içerisinde, ...sınırları 'iyice' çizilmiş bir yaşam."

Kafka'nın (1920-23) Jonouch'la konuşması


Öncelikle Dönüşüm, sayfa sayısının azlığına, üslubunun görünüşteki yalınlığına karşılık deyim yerindeyse öyle kolay yutulur lokma değil.

Kolay yutulur lokma olmamasına rağmen neden bu kadar çok okunduğuna gelirsek; Ahmet Cemal bu konu da kitabın sayfa sayısının azlığını, kitabın ince olmasından dolayı çok okunuyor denilmesine karşı çıkıyor. Bu çok okunmayı başka bir olgu da aramak gerektiğini bununda eserin 20.yüzyılın başlarında kalema alındığı yıllarda toplumların  artık 'insan' kavramının niteliği konusunda arayışa girmelerinin eserin çok okunmasına neden olduğunu belirtiyor.

Evet katılabilirim ama insanın niteliği bağlamında kitabı okuyan kesim o yıllarda Avrupa toplumları idi. Günümüz de bence çok okunması sayfa sayısının azlığı gibi geliyor insanlar bir oturuşta okuyup bitirebilecekleri eserleri hele ki bir de bu çok okunanlardansa  hemen aradan çıkarma gibi bir  eğilimle okuyorlar.

Kaldı ki çok okunmasına rağmen bu kadar simgelerin yoğun olduğu ve Kafka'nın eserlerinde oluşturduğu iki dünyayı da

-Günlük yaşam ve
-Doğaüstü kaygının dünyası

dikkate alırsak eğer eser Kafka'ya değilde başka birine aitmiş gibi simgelere takılmadan düz okuyup ilk anlamıyla eseri anlamlandıranlar bu klasiği çok 'basit' görüp 'abartıldığını' bile düşünebiliyor.

Oysa Dönüşüm Ahmet Cemal'inde belirttiği gibi kolay yutulur lokma değil.
Kolay yuttuğunu düşünenler sadece
Günlük yaşam penceresinden bakıp anladıklarını sanabilirler.(ki bu da yanlıştır diyemem.)
Kafka'nın farklı bakış açıları ile 2 kez okunulmasını bazı yazarlar tavsiye ediyorlar. Yoksa sıradan bir uzun hikâye gibi görebilirsiniz.

Öykü 'sürüden' (Toplum) ayrılmaya başlayan
Gregor Samsa'nın böcek metaforu üzerinden :
- Aile yapısı ve
- Toplumsal yapıyı ayrıntılı olarak eleştirmektedir. Bu eleştiriler nesnel bir boyuttadır.

===============Spoiler=================

Gregor Samsa'nın böcek olarak uyanması ile başlayan öykü böcek olarak uyanmasına çok şaşırmayan Gregor'un işe gitmek için kurduğu alarmı duymadığının farkına varması yani insanın toplumsal bakımdan 'kullanım talimatlarına' uymadığını fark etmesiyle bir telaşa kapılması ve işe gidememesi üzerine ailesinin tepkisi ve müdürünün eve gelmesiyle bu 'uyanış' sürecine verilen tepkiler ile devam ediyor ve Gregor'un ölümüyle sonlanıyor.

"Biraz daha uyusam ve bütün bu saçmalıkları unutsam nasıl olur."

Uyuma fikri şüphesiz ki Gregor için bir fiziksel süreç değildir. Çünkü Gregor artık aile ve toplumun baskıcı yapısına karşı 'başkaldırmıştır.'
Gerçek bilinç yerine geldiği için uyumanın ona fayda vermeyeceği gün gibi ortadır zaten Kafka'nın onu yeniden uyutmasını beklemiyoruz.

Müdür bey:" Hiç iş yapılamayacak bir mevsim yoktur, Bay Samsa asla da olmamalıdır."

Onu böcek olarak gören müdürünün kabullenemeyişi ve yüzüne bile bakmadan sırt dönüp gitmesi toplumsal işleyişi aksatan insanların bahanelerinin dinlenmeyeceğini gerek duyulmadığını gösteriyor.

Müdür giderken Gregor'un kız kardeşi evde olsaydı eğer:
"kız kardeşi evin kapısını kapatır ve holde Müdür Bey'in  korkusunu yatıştırırdı." diye düşünmesi bunun nasıl bir yatıştırma olacağını söylememe gerek yok sanırım toplumda belirli bir mevki anlamda üstünlüğü olanların diğer bireylere nasıl baktığını görebiliriz.

Simgelere de göz atmak gerekirse
Gregor'un odasında asılı bulunan

Kadın resmi: Ailesine bakma sorumluluğu ve iş baskısı yüzünden özel hayatının olmamasını yani cinsel bastırılmışlığı gösteriyor o resmi almaya çalıştıklarında karşı konulamaz bir şekilde resmi saklamaya, vermemeye çalışmasıda bastırdığı duygunun ne denli güçlü olduğunu gösteriyor bize.

Merdiven: İçinde bulunduğu durumdan kurtulmanın zorluğunu labirent şeklinde belirtilmiş.

Ve 4 5 kez 'pencere' vurgusu yapılmış bu da hapsedilmişliği yani özgürlüğü pencere ile simgelemiş. "Pencereden bakmanın iç dünyasında filizlendirdiği özgürlük duygusunu anımsamasıydı." (Can Sayfa 49)

Gregor odasına girdiği zaman karanlık dışarı çıktığı zamansa aydınlık olarak görsteriliyor.
Gregor hayattayken odasının çok karanlık ama öldükten hemen sonra aydınlanması ailenin ve toplumun 'uyanışı' yani başkaldırmayı kabul etmemesini tam tersi şeklinde gösteriyor.

17 yaşında olan 'işsiz' kız kardeşinin ilk başta ona sahip çıkması sonra da evden gönderilmesini istemesi ise kız kardeşinin işe başlaması yani sürüye katılıp toplumun parçası haline gelip sistemin kölesi olduktan sonra evden kovma fikrini benimsemiştir.

"acaba küçükhanım yanımıza gelip çalmak istemezler mi, çünkü bu oda çok rahat?
Baba, sanki kemanı çalan kendisiymiş gibi: Rica ederim memnuniyetle diye karşılık verdi."

Aile yapısı içinde bireyin fikirlerinin önemsenmediğini karar verme kısmının aileye bırakılmasını eleştirmiştir.

Doktor çağırılması ve doktorun geldiğine dair bir bilgi verilmemesi ise hiçkimsenin bu uyanışı anlayamayacağını Gregor'un iç konuşması ile anlıyoruz.


Eklemek istediğim o kadar çok şey var ki kısa tutmak için atladım hep ona rağmen uzun oldu.
Güncelliğini sürekli koruyacak bir eser her okudunduğunda farklı ayrıntılara denk gelinebilir. Kütüphanenizde bulunulmasını tavsiye ederim. Sisifos Söyleni'nden sonra okunması anlaşılması için daha iyi olabilir.
Nereden icap ettiyse artık, sitedeki Dönüşüm”ünü Kafka’nın okudum diye işaretlemişim. Halbuki inceleme yapmadığım hiçbir eseri okudum diye işaretlemeyecektim. Atlamışım. Artık ne vardıysa kafamda. Buna bir inceleme yazmak farz oldu. (Ben okuduğum zaman adı Değişim’di. Metamorfoz’u öyle çevirmişti çevirmen Türkçeye. Dile iyi hakim olanlar, Almanca özgün isminden değerlendirme yapabilir.)

Peki Gregor Samsa basit bir konu mankeni midir? Bir kitabı okumak, sadece olay örgüsünü deşifre edip zevk almak mıdır? Ya da yazarın üslubunun peşinden gitmek. Gerçi son zamanlarda güzel üslup avcısı gibi davranır olduğumu fark ettim kendimde. Yaşıma verip kendimi affettim de. Felsefi işaretlerin peşinden de gitmiyorum denemez. Bu kitap ama, inanın bana, üstüne ciltler dolusu kitap yazılıp tahlil çıkartılacak zenginliğiyle eşsizdir. İçinde ne yok ki bu uzun hikayenin? Bir yerinden gireyim. Ve görün sizi bu kitabın felsefesiyle nerelere savuracağım. Biraz didaktik takılmak benim de hakkım.

Baştan söylemeliyim ki, özellikle hiçbir fikri ve hiç kimseyi hedeflemedim.

Birçok Türk aydını ve değerli okur Gregor Samsa'nın ismine de, yaşadığı o inanılmaz dönüşüme de zihinlerini ideolojik kuma gömmüş kişiler gibi hoyratça yaklaştı yıllarca. Elbette zavallı Samsa, bir konu mankeni olursa, uzun hikayesinde kendisine önceden dayatılmış zihinsel reçetelerle yaklaşılırsa Gregor'dan, Groger, gerekirse Mregor'a da, hatta emir komuta zincirinde Dimitri'ye de Vasili'ye de dönüşebilir.

Ama yok, yok, bir işsizin yaşadıklarıyla sınırlı değildir onun dönüşümü. Memleketin birinde işsiz adamın biri böceğe dönüşmüş diye anlaşılmamalı. En basitinden zamanla sınırlanmamıştır yaşadıkları, bir iş bulup değiştiremez kaderini. Yatağından bile çıkamaz, arkasını dönmesi mümkün değildir ve sonunda da bir ısırılmış elma darbesiyle, mahkum edildiği kaderine -ölüme- sürüklenir.

Bana kalırsa, okuduğunu anladığını sanmak, hiç okumamaktan da büyük felaket. İktidara gelmediği için eli fazla kana bulaşmamış birçok fikir, bu fikirlere sahip bir çok insan atlanırken, hadi bu derinliksiz toplum eleştirisine uygun bir sos diyelim, ama bunu görmemenin sebebi derinlikli okumamak, bu sebeple de okuduğunu anlamamaktır. Birçok entelektüel okurun okumamış olduğu varsayılanlar listesinde Hegel’in yanında Kafka'ın ismini görmek, insanda hayret uyandırmaya yetiyor. Hegel’i eminin okumamıştır zaten.

Bir liberal parti üyesi olan Russell'a, sırf liberal olduğu için dudak büküp okumamak olsa olsa kibirdir. Sanır ki okuduğu üç beş tek yönlü ideolojik kitap ve okuduğunda edindiği hep aynı yöne taş atma yeteneği dünyanın tüm karanlık yerlerini aydınlatacak. Goethe okurken sırf Müslüman olduğu için Hafız’ı ıskalamayı nasıl adlandırmalıyız? Bu isimler özellikle seçilmiş değil elbette. Altında ideolojik bir kurgu aranmasın diye söylüyorum. Ve biliyoruz ki mezarlıklar insanın insana çektirdiklerini hallettim, başka bir arzunuz diyen adamlarla dolu. Çoğu da okunması gereken filozof.

7 sene önce yazmışım, Plotinuss adıyla. Bir daha yazayım. <<<<<Peki birisi çıkıp, bir yüzyıl önce yaşayanlara göre en az 2 saat daha az uyuduğumuzu söylese, şaşırır mıydınız? Başka birisi çıkıp rekabet ve kültürel şartlandırma sonucunda uykumuzdan çaldığımız bu saatlerin, yalnız depresyon ve intiharlar değil, aşırı kilo alma, kronik öfke hali, kazalar, cinayetler, hatta savaşlar ve insan kardeşlerimizin acı çekmesine sebep olan diğer suçlar, kısacası sorunlarımızın pek çoğunun sebebi olduğunu söylese, ne derdiniz?>>>>>

Ve unutmayın, ideoloji asla fikir değildir. Her fikir önceki fikirlerle beslenir, bu doğru. Ama bir fikri, o fikri alt ettiğini savunan birinin yazdıklarından asla öğrenemezsiniz.

Bu yazdıklarımın bu novella ile ne alakası mı var? Dikkatli okur, girdiği Kafkaesk ruh halinin içinde hepsini yakalayacaktır.

İyi okumalar.
Yoğun bir iş temposu ve dönüşüm :)
Şuan yorgunluk diz boyu olsa bile hiç birimiz yaşadığımız hayatı bırakamıyoruz.

Bir sabah uyandınız ve bomm inandığınız ne bir işiniz, ne de bir aileniz var.
Kendinizi sorgulamak için uzunca bir süre sizin.


Ben en çok neyi düşündüm kitabı okurken, biliyormusunuz, elim ayağım tutmasa sevdiklerim ne kadar yanımda olur ?
Ne kadar bu duruma tahammül ederler ?
İnsanlar -belki buna ben de dahilim- işimize yaramayanı görmezden geliyoruz.
Güzel bir iş ve gelecek... Hangimiz yarın ne olacağını biliyoruz ? Hiç birimiz. Kendinize zaman ayırın ve kendiniz için yaşayın. Bunu hak ediyorsunuz.

Samsa...
Seninle birlikte o odada kapalı kaldım .
"Bazen en çılgın, en imkânsız görünen fikir kafanızda öyle kuvvetli bir yer edinir ki, öyle veya böyle gerçekleşeceğini zannedersiniz."
(Dostoyevski)


Belki bizler Gregor gibi sabah yatağımızda bir böcek olarak uyanmayabiliriz. Evet bu çok uzak bir ihtimal. Ama bir sabah uyandığımızda insanların hayretli bakışlarının üzerimizde olabileceği, çirkin ya da hastalıklı bir insan olamaz mıyız? Çok kıllı, yüzü sivilceli, vücudu yanık, bir kolu ya da iki bacağı olmayan biri?
Burnu çok büyük, kulağı çok küçük, ağzı yamuk, sırtı kambur, boynu uzun, kafası kare, kafası kel, dili lal, bir de poposu yuvarlak değilse tam alaylık konular, kulağı da duymuyorsa aman canım, değil alay geçmek rahatlıkla söv gitsin... İnsan olmanın getirisi bu mu, bu vasıfları mı veriyor-katıyor bizlere? Kusurlu olan onlar mı oluyor? Tipini, dış görünüşünü beğenmeyip, belki de iğrendiğimiz insanlar? Yüzü ya da elleri yanık bir insanla, iğrenebileceğinizi, midenizin bunu kaldıramayacağını düşünerek aynı sofrayı paylaşamayıp, bir başka sofrada ağız şapırdatıp, utanmadan, sıkılmadan diğerlerinin bundan tiksinebileceğini düşünmeden, sürdürebilen insalarken... Hangi mideniz kaldırmıyorsa çıkarıp en yakın çöp bidonuna fırlatabilirsiniz. Midelere verilen kıymetin, akla ve kalbe verileceği günleri görür mü ki bu insanlık?


Okuyanlar bunu daha iyi anlamıştır; bir böceğin yediği, içtiği ve barınacak yerleri insanla bir olmazmış. Bir böcek kapıyı açamaz ve süt içemezmiş. Bu tür durumlar böceğin doğasına aykırı. Buradan yola çıkarak evlere ve kafeslere hapsettiğiniz hayvancağızları bir salın çağrısında bulunuyoruz. Ve bir de tanışma fasıllarında; adım Ceren, bir de köpeğim var, adı da canim demekten mümkün mertebe kurtulmaya çalışınız. Köpeği besleyin lütfen köpekten beslenmeyin. Çok bayıyor, en azından beni... Bakın bundan da çok eminim; bir kedinin yeri sadece kucağınız değil!
Bir kedi beslediniz diye de bir başka kedi besleme duyarlılığınız yitmesin. Beslemekten kastım da ayağınızla önlerine yiyecek itmeniz değil; bakın bir şair bir ağaca siz diye hitap ediyormuş, böyle bir beslemek.
Bir de evlere kapatılan insanlar da var. Çok duyarlı aileciklerimiz; bir kız ya da erkek çocuğu kapıdan çıkar çıkmaz soluğu meyhanelerde almıyor, bilin istedim. Ben daha önce evden koşar adım çıkıp 'annemler gelmeden ben bir meyhane gidip geleyim' diyenine rastlamadım. Ama evden çıkmasına mani oldukları için evden koşar adım kaçıp, soluğu meyhanede alan çok vardır...

Bir kapalı kapının ardında bir dünyayı saklayabilir mi ki insan? Yaşadıklarının faturasını istisnasız her zaman kendine kesen bir insan ise, sadece sevdiklerinin hatırına yaşıyor ise, inanın değil dünya, bir odaya tüm galaksiyi sığdırabilir. Böyle de tuhaf bir mahluktur bu insan. Her şeyine akıl sır erdirebilir nitelikte bilim dalları mevcuttur da, şu duygu dünyasına ancak bir kaç yazar, ancak bir kaç kitapta tercüme olabiliyor...


Kafka bu öykü kitabını Felice ile birlikteyken yazar. Yorgunluğu, yalnızlığı, anlamsızlığı, sıkılganlık ve yataktan kalkamaz hale gelinişin en iyi öyküye kurgulandığı eserlerindendir. Fiziki bir dış görünüş değişiminin-dönüşümünün akraba ve dost çevresi üzerindeki etkilerinin irdelendiği en iyi öykülerden biri. Her insanın her döneminde kendinden bir parça bulabileceği bir eser. Ne kadar sevilen, sayılan bir insan olsan bile, günün birinde ölümünün insanlar için -en sevdiklerin de dahil- kurtuluş olarak görülebileceğini ele alan bir eser. Hiç elinde olmadığı halde bir değişiminin çevren tarafından nasıl karşılanabileceğini gösteren, istediğim bir değişiklik olursa, 'böyle mi karşılanır?' diye düşündürten bir eser. Gerçeklikle kurmacanın ayırt edilemeyeceği, -üzerine düşünülmesi gereken- akıcı bir eser. Tavsiye edebileceğim her hangi bir okuru kalmış mıdır, bilemiyorum? :) Ben de bir yorum getirmek istedim; tekrardan okuyan bir okur olarak, tekrar okuyacak okurlarının olmasını istediğimden...

Biz yorgun, argın aylaklara bir tavsiye daha sıkıştırmış satırlarına;
"An gelir insan çalışamayacak durumda olur, fakat İşte o an, o insanın geçmişteki başarılarını hatırlamak ve ileride engeller ortadan kalktığında daha bir gayretle, daha çok çalışacağını düşünmek için en uygun andır."
S.18


İncelemeyi okuyanlara çok, kitabı okumuş olduğu halde incelememi okuyanlara biraz daha çok teşekkürler. :))

Film Tavsiyesi:
1- Black (2005)
2- Deriler ( Gül 'ün tavsiyesi üzerine )

Herkese farkındalıklı, güzel okumalar dilerim.
Sevgili Kafka, çok mutluyum çünkü bu okuduğum 3. kitabında mantığını oturttum, alıştım sana eskisi gibi zorlanmıyorum :) bu arada Gregor Samsa, unutamayacağım karakterlerden.

Ailesinin yükü omuzlarında; kız kardeşi okuluna başarılı bir şekilde devam etsin, annesi yardımcı alsın, babası yaşlandı artık dinlensin ama Gregor çalışsın da çalışsın hem de öyle bir müdürü öyle bir işi var ki sormayın gitsin.
Gün gelir artık bu yükü daha fazla kaldıramayacağını anlar Gregor yorgundur, yatağından bile kalkacak dermanı yoktur, sorumluluk sırası Gregor'dan aileye geçince bi anda biricik oğulları onların gözünde değişmez, dönüşür, Böcek'e dönüşür. Çünkü artık para kazanamayan, annesini rahat ettiremeyen, babasını tekrar çalışmaya zorlayan, kardeşinin kendine hizmet etmesi durumunda kalan Gregor kişi değil olsa olsa bir böcektir.

İyi okumalar dilerim.
Çoğu kişi bilir ki bu sitede yer alan böceklerden biri de benim :) Neden mi? Çünkü olası gereksinimleri karşılamadığımdan dolayı? Buradaki herkes yemeğe su içerek başlar ama ben direk salataya yönelirimde ondan.

Çevre ve bulunduğumuz toplum her zaman bize belirli yollar çizmiştir. İyi bir çocukluk, iyi bir eğitim, iyi bir iş, iyi bir eş,... diye devam eder gider. Hayatımız çevremizdekiler sayesinde daraldıkça daralmış ve bizlere yaşam alanı kalmamıştır. Bu alanında dışına çıkmak istedikçe de başkalarının kem gözlerine hedef olduğumuz ortadadır.

Kişi, başka kişilerin işine yaradığı kadar kişilik sahibidir. Öküz ölür ortaklık biter.

Hayat gerçekten maddi ve manevi çıkarlar silsilesine sahiptir. Biri ile dostluk edersin, muhabbeti hoştur seni mutlu eder. Oradaki mutluluk seni menavi çıkarındır. Ve bu mutluluklar azaldıkça dostluk yavaş yavaş söner. İlk zamanlar hergün görmek istediğini artık belirli günlerde görür ve hafsalından yavaş yavaş silersin. En sonunda ise kişi senin için bir şey ifade etmez ve alalade birisi olur çıkar.

Topluma ve toplumun en ufak birimi olan aile için bir yararın yoksa sürekli asalak olarak yaşamını idame edersin. Bu da en kötü tabiri ile toplum da aile de sizden menfaat bekler.

Neyse geçelim bunları...

Okuduğum kitap duygusuzça yazılmış, hiçbir şekilde bana hitap etmeyen bir anlatım tarzı vardı. Herkesin yere göğe çıkardığı “Dönüşüm” benim için hiçbir şey ifade etmedi. Hatta bir kaç dostumdan yardım isteyip onlara sordum. Hepsi de “Dönüşüm” baş yapıt falan dedi. Hala şokundayım. Demek ki benim göremedikleri mi görebiliyorlar. Teşekkür ediyorum onlara.

Benim için kitap sıkıcı geçti. Okumasaydım da bir şey kaybetmezdim diyebileceğim bir Kafka eseri idi. Ama yine de şunu söylemek isterim ki; “emek ile yazılmış her yazı okunmaya değerdir.”

Herkese keyifli okumalar. Sevgi ile kalın...
Kafka günümüz toplumunda insanların maddi güvence peşinde koşarken farkında olmadan kendilerini nasıl bir böceğe dönüştürdüklerini betimlemiş eserinde.
Gregor kendini sadece iş hayatıyla sınırladığı için kendine ve topluma yabancılaşıyor, bir sabah uyandığında kendini böceğe dönüşmüş olarak buluyor. Ancak Gregor bu durumda bile işe nasıl gideceğini düşünüyor, yani eserdeki ironi burada başlıyor.
Günümüz toplumunda her şeyin, aile ilişkilerinin bile paraya dayandığı gözler önüne seriliyor. İşe yaramayan kişi kardeş de olsa evlat da olsa yük olarak görülüyor. Gregor da böceğe dönüşüp çalışamaz duruma gelince ailesi tarafından sömürülecek bir yanı kalmadığından çöpe atılması gerekiyor.
Gregor böceğe değil de kedi veya köpeğe dönüşseydi ailesi belki de ondan bu kadar nefret etmeyecekti. Çünkü kedi köpek insanlara sevimli gelen hayvanlardır. Böcek ise insanların korkup kaçtığı sevmediği bir hayvandır. Bu durum da günümüzde insanların başkalarını sadece dış görünüşlerine, ünvanlarına, statülerine göre değerlendirip gerçekte kim olduklarına bakmamaları durumuyla özdeşleşir.
Kısacası Kafka öyküsü boyunca modern toplumun insanı nasıl böceğe dönüştürdüğünü ve insan doğasının ne kadar bencil olduğunu betimliyor. Gregor gibi başkaları için kendi hayatından fedakarlık yapan insanlar daha çok ezilir, daha değersiz görülür.
Herkesin okuyup anlayabileceği bir öykü olmadığını düşünüyorum. Kapitalizm, varoluşçuluk felsefesi, absürd ve modern edebiyat hakkında bilgisi olan okurlara tavsiye edilebilecel bir eser.
"Erken kalkmak,"diye düşündü,"insanı bir hayli aptallaştırıyor. İnsan uykusunu iyi almalı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dönüşüm
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
74
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750719356
Orijinal adı:
Die Verwandlung
Çeviri:
Gülperi Sert
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İlk kez 1915'te “Die Weissen Blaetter” adlı aylık dergide yayımlanan Dönüşüm, Kafka'nın en uzun ve en tanınmış öyküsüdür ve yayımlanmasının üzerinden nerdeyse bir asır geçmesine rağmen hâlâ tüm dünyada en çok okunan kitaplar arasındadır.

17 Ekim 1912'de Felice Bauer'e gönderdiği mektupta Kafka Amerika romanı üzerinde çalıştığını, ilerleyemediğini görünce sıkıldığını ve yataktan kalkamaz hale geldiğini, bu nedenle bir öykü yazarak ara vermek istediğini yazar. Dönüşüm işte böyle ortaya çıkar.

Kumaş pazarlamacısı olan Gregor Samsa'nın uykusundan kocaman bir böceğe dönüşerek uyanmasıyla başlayan Dönüşüm, giderek gerçeklikle kurmacanın sınırlarını zorlayan müthiş bir anlatıma dönüşür.

Kitabı okuyanlar 27.450 okur

  • Pepûle
  • hatice
  • Buse
  • Sarp Ongun Çimen
  • Melek Aydın
  • Canan
  • betül yücel
  • İLAYDA ATAÇ
  • Alihan Sarı
  • İrem Nur Saylak

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%35.8
14-17 Yaş
%20.3
18-24 Yaş
%12.8
25-34 Yaş
%11.8
35-44 Yaş
%11.2
45-54 Yaş
%3.4
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%3.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.9
Erkek
%33

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.5 (2.268)
9
%20.9 (1.717)
8
%22.3 (1.833)
7
%12.8 (1.057)
6
%5.9 (487)
5
%3.5 (292)
4
%1.3 (103)
3
%1 (84)
2
%0.5 (45)
1
%0.7 (60)

Kitabın sıralamaları