1000Kitap Logosu
Dönüşüm

Dönüşüm

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!

Hakkında

74 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 2 sa. 6 dk.
Adı
Dönüşüm
Orijinal adı
Die Verwandlung
Çevirmen
Basım
Türkçe · Türkiye · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 1 Mart 2019 (İlk yayınlanma: 2018) · Karton kapak · 9786053609322
Diğer baskılar
İlk kez 1915'te “Die Weissen Blaetter” adlı aylık dergide yayımlanan Dönüşüm, Kafka'nın en uzun ve en tanınmış öyküsüdür ve yayımlanmasının üzerinden nerdeyse bir asır geçmesine rağmen hâlâ tüm dünyada en çok okunan kitaplar arasındadır. 17 Ekim 1912'de Felice Bauer'e gönderdiği mektupta Kafka Amerika romanı üzerinde çalıştığını, ilerleyemediğini görünce sıkıldığını ve yataktan kalkamaz hale geldiğini, bu nedenle bir öykü yazarak ara vermek istediğini yazar. Dönüşüm işte böyle ortaya çıkar. Kumaş pazarlamacısı olan Gregor Samsa'nın uykusundan kocaman bir böceğe dönüşerek uyanmasıyla başlayan Dönüşüm, giderek gerçeklikle kurmacanın sınırlarını zorlayan müthiş bir anlatıma dönüşür.
Fiyatlar

Okurlar

Kadın
% 68.9
Erkek
% 31.1
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
8.0
10 üzerinden
38,3bin Puan · 5050 İnceleme
80 syf.
·
10/10 puan
"hayatta her insanın kendini gregor samsa gibi hissettiği zamanları olmuştur" kafka'nın sembolizmin ve soyut düşüncenin dibine vurduğu hikaye. fiziki bir değişiklikten yola çıkarak, belki de duygu dünyamızda bunun binlerce katı ters değişiklikleri ne kadarda doğal karşıladığımızı yüzümüze vurur. düşünülenin aksine değişen gregor samsa değil, ailesi ve çevresindekilerdir bana göre. yazarın tam olarak ne anlattığından çok sizin ne anladığınıza bağlı bir kitap.hayatınızın her döneminde, her her okuyuşunuzda, yeni bir şey bulursunuz içinde, hayatınızdaki her dönüm noktasında, ilkokuldan liseye, liseden üniversiteye, her dönemde bir şeyler katar bu kitap size. hep kendinizden bir parça bulursunuz. bir insanın böceğe dönüşmesiyle bir böceğin insana dönüşmesi arasındaki ayrımı düşündürür ilk başta. sistemin çarklarından biri olursan, yaşarsın. Ama özgürlüğünü, sistemin belirlediği sınırlar dahilinde yaşamak zorundasındır. eğer çarktan ayrılmayı seçersen asıl özgürlüğü yakalamışsın demektir. ama bu sefer de toplum tarafından dışlanırsın. insanlar, onlara yük olduğunu sana hissettirmekten kaçınmazlar. psikolojin dağılır, yalnızlaşırsın ve sonunda ölürsün. en acısı da, kimse pek üzülmemiştir ölümüne. kurtulmuşlardır senden çünkü… insanlara faydan dokunuyorsa onların herhangi bir ihtiyacını karşılıyorsan, sevilirsin, sayılırsın. eğer bir faydan dokunmuyorsa ve hatta zararın dokunuyorsa insanlar tarafından yavaş yavaş dışlanırsın. ilişki bu duruma geldiğinde artık onların umrunda olmuyorsun ve gözlerinde bir böcek olarak görünüyorsun sadece. bunu hayatınıza da uygulayabilirsiniz. siz insanlara iyilik yapsanız da bu iyiliği kestiğiniz vakit karşı tarafın takındığı tavrın bir anda nasıl değiştiğini görebilirsiniz rahatlıkla. iyilik artık mesuliyete dönüşür…
Dönüşüm
8.0/10 · 164,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
74 syf.
·
10/10 puan
Böcek Olmak ve Eziklik Hissi Hakkında
Depresyondayken kendini ezik görmenin, böcek gibi görmenin yaşandığını tam olarak kavrayamamıştım depresyona girene kadar. Hayatın yükünü kaldıramayacağını hissettiğin zaman ya çevrendeki her şey devasa hale gelecektir ya da sen bir böcek olacaksındır. Bu yalnızca şahsın bakış açısından doğan bir şey,gerçekte kimse bu kadar ezik değil ancak şahsı buna inandırmak elbette çok zor olacaktır,depresyonun en büyük özelliği senin oradan hiç çıkamayacağını hissettirmesidir,sen böcek gibi hissediyorsun ve hayatındaki pek çok sıradan,otonom fonksiyonu bile gerçekleştiremiyorsun,bunları yapamıyor olduğunu gördükçe kendinin bir böcek olduğunu kendi kendine kanıtlamış oluyorsun ve daha da derinlere iniyor bu eziklik hissi,eziklik hissi sende ne kadar yoğunlaşır ise hayatında başarısızlıklar da o denli fazla olmaya başlıyor. Sorun şu ki ailen,çevren seni anlamak konusunda hiç bir çaba sarf etmiyor,sen hiç bir şeyi yapamıyorsun,mutsuzsun,mutsuz olduğun için mutlu olmak için harcanması gereken enerjiyi harcayamıyorsun ve daha da mutsuz hale geliyor,gitgide daha da çok tükeniyorsun ancak ailen seni yalnızca doğrudan sana karşı aşağılamakla yetinmiyor,başkaları ile etkileşim halinde oldukları ve başkalarına karşı bir övünç nesnesi haline getirmek istedikleri için seni,senin bu ölü halini istemiyorlar,koşulsuz şartsız destek hayatın hiç bir noktasında söz konusu değil ve sen ne zaman başkasına ihtiyaç duymazsan başkaları senin peşinden o denli fazla koşturmaya başlıyor çünkü her zaman güçlü olana,başarılı olana değer veriyorlar,ahlaksızca gözükse de her insan Sosyal Darwinizm uyguluyor. Kitabı okumuş iseniz bileceksinizdir, Gregor'u asla desteklemiyor kız kardeşi ve onun artık ''eski abisi'' olmadığını söylüyor,depresyonda olan insanın başarısızlığına karşı hiç bir affedicilik göstermiyor. Görüldüğü üzere depresyondaki bir insana hiç kimse destek çıkmıyor, bundan kurtulmanın tek yolu bu duygusal alışkanlığı bir kenara bırakıp yokmuş gibi amaçlar doğrultusunda çalışmaktır,tabi hala çalışmayı ve amaçları değerli görebiliyorsa insan. Normal şartlarda eninde sonunda depresyon bitecektir ve doğal olarak eski hayata geri dönülecektir. Bir gün eski hayatına geri döneceğini içten içe bilmekten dolayı,geç kalmışlık hissi de olacaktır. Sonuç olarak bunun 1001 karmaşık fonksiyonu,seni eylemsizliğe iter ve Gregor gibi başkaları sana ne yapmak istiyorsa onu yaşarsın. Elbette seni sevdiğini düşündüklerinin de seni hiç bir şekilde umursamadığını görmek,artık hayatta hiç bir şeyin senin için değerli olamayacağı hissini doğuracaktır,ki bunu düşünmekte de haklı olur Gregor. Şahsi kanaatim hayatın gerçekliğinin ancak depresyonda ve mutsuz iken fark edilebildiği,ailenin gerçek yüzünü de görüyorsun,dostlarının gerçekliğini de. Hayatta kalmaya devam etmek için yapmaya devam ettiğin iş artık katlanılmaz olmaya başlıyor hayatın anlamsız olduğuna emin olduğun vakit. Bu gerçekliğin kavranmasını sağlasa da,hayata muhtemelen yaşamaya devam edeceksindir,intihar yaygınlaşmaya başlasa da halen çok nadir bir durumdur. Yaşamaya devam edecek isen en azından bu katlanılabilir olsun,katlanılabilir olmasının da tek yolu mutlu olmak. Ömür eninde sonunda bitecek ve sonsuzluktan sonsuzluğa bir geçişten ibaret,bu ufacık anı zehir etmenin bir anlamı yok. Bunun da yolu yeterince gamlamamak ve iradeyi yok etmek,artık hiç bir şeyi arzulamaz olursan hayat akıp gidecektir ve bundan zaten bir beklentin olmadığı için bittiği vakit yaşamı boşa harcamış gibi de hissetmezsin. Bu eseri bir başkasının değil de Kafka'nın yazabilmiş olmasının nedeni bunu yaşamış ve empati kurabiliyor olması,bu açıdan yaşamdaki kötü şeylerin çok değerli olduğunu düşünüyorum,Kafka Babaya Mektup gibi bir eseri,Dönüşüm gibi bir eseri ancak böylesi acılı ve ezik bir hayat yaşayarak yaratabilirdi. Yaşamının doruk noktasında,yaratıcılığının tavan yaptığı anlarda,en önemli ve güzel kaynağın en kötü özelliğindir,Dostoyevski kumarbaz olmasaydı o eserler yazılamazdı, Kafka'nın Babası totoliter,katı bir adam olmasaydı bu adam yaratılamazdı. Kafka'nın babasına nefret duymasının bu açıdan çocukça olduğunu düşünüyorum,eğer babasından nefret ediyorsa kendisinden de nefret ediyor olur,ki ediyor zaten.Yaşamını kendine zehir etmiş olması sayesinde klasik bir yazar olabildi ve bu da bir çeşit şehitlik,fedadır diye düşünüyorum. *** Ayrıca Gregor Samsa'nın yaşadığı duygular üzerinden direkt toplum eleştirisi yapmam gerektiğini düşünüyorum. Kitap boyunca Gregor'un böcek olmasının kendisinden dolayı bir rahatsızlık, üzüntü duymasını bekledim ancak böyle bir şey olmadı.O ilk sabah uyandığında düşündüğü tek şey işine geç kalmış olduğu idi,insan sabah daha yeni uyanmış iken dahi, kendisinin düşünmek istediği şeyleri düşünemiyor,kendisi hakkında düşünemiyor ve düşünmesi gerektiği konusunda alıştırıldığı için işi hakkında düşünmek zorunda kalıyor. İki dakika olsun düşünürsek, Gregor'un işe bir saat geç gitmesinin sistemin kazancı açısından pek bir artısı, eksisi yok. Ancak sistem bireyi gram olsun takmadığı için ona 10 birim zarar vererek elde edeceği 1 birim kazancı makul görmekte. Az önce de söylediğim gibi Gregor'un uyandığı vakit ilk olarak işini düşünmesinin nedeni buna alıştırılmış olması. Sistemin içerisine sızdığı her noktada bir zorunluluk ya da zorunluluğun hissettirilişini görüyoruz. Zorunda falan değiliz, sabah uyandığımızda düşüneceğimiz ilk şeyin, aslında gram umurumuzda olmayan bir iş olduğu düşüncesi, empoze edilmiştir. Mutluluğun içsel huzur ile oldukça bağlantılı olduğu ve kesinlikle bunu icraa edebilecek yetkinlikte "Mutluluk Sanatçıları" tarafından gerçekleştirilebileceği doğrudur ancak yine de Gregor'un mutsuzluğuna sebebiyet veren şey dış dünyadır, onların üzerine yüklemiş olduğu sorumluluklardır.*** Geçmişimde bir insanın yaşadığı tüm duygu süreçlerinin şahsın tercihi ve mutsuz ise bunun suçunun yine kendisi olduğunu düşünüyordum ancak bu tam anlamıyla doğru değil. Evet pek çok insan,mutsuzluklarına sebebiyet veren etmenler ortadan kaldırıldığında dahi mutsuz olmaya devam edecektir ancak yine de bu, düzenin dayatmalarının ve dış etmenlerin mutluluğumuzun önüne neredeyse aşılamaz bir barikat koyduğu gerçeğini değiştirmez. Ben mutlu olmak konusunda uzmanlaşmaya çalışabilirim,Stoacı bir şekilde dış şartlara alışmak ile de yetinebilirim ancak bu benim şu anda bu incelemeyi bilgisayar satın alacak paraya sahip olmadığımız için telefondan yazmak zorunda olduğum gerçeğini değiştirmez.*** Yine de bütün bu zorluklara rağmen sürekli başkaları tarafından ezilme tehlikesi yaşayan bir böcek olmaktan çıkıp, tekrardan olumlu yönde bir "Dönüşüm" yaşamak istiyor isek şartlara duygusal anlamda uyum sağlamalıyız. Yıllardır her gün aynı işe gidiyor ve bunu her gün yapıyor ve de bunu değiştirmek için hiçbir çaba sarf etmiyor olmana rağmen, aynı derece sinirleniyor isen, hayata sürekli küfrediyor isen kendini zaten olacak olandan daha fazla yormaktan başka bişey yapmıyorsun demektir.
Dönüşüm
8.0/10 · 164,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
80 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
Hayat Bir Afyondur
"Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerinden uyandığında kendini yatağında kocaman bir böceğe dönüşmüş buldu." Franz Kafka'nın en çok okunan eseri Dönüşüm, bu, son derece etkili cümle ile başlar. Kitap reyonlarında, Dönüşüm'ün ününden bihaber dolaşan bir okur, eminim onu eline alıp bu cümleyi okuduğunda şaşıracak ve bu hikayenin devamını merak edecektir. Bu açıdan ilk cümleler çok önemlidir, insana, bambaşka bir dünyanın kapılarının açılacağı hissini vererek, "hadi, ne duruyorsun, beni al ve hemen oku," diye seslenir. O halde, bu sese kulak verip, onun bize açtığı dünyanın kapısından birlikte girelim. Gregor Samsa, anne babası ve kız kardeşiyle birlikte yaşar. Pazarlama işindedir ve sıradan, göz önünde olmayan bir işi vardır. Evde çalışan tek kişidir ve haliyle evin geçimi onun eline bakmaktadır. İşinden memnun değildir ama maaşını alıp, bundan ailesine ihtiyaçları için paralar verdiği anlarda, onların gözünde gördüğü minnet duygusu onu mutlu edip hayata tutunmasına vesile olmaktadır. Ancak, bu da bir noktada alışkanlığın soğuk yüzünde donup kalmaktadır. Neticede Samsa, beş-altı sene daha bu işte çalışıp ailesinden ayrılmayı düşünmektedir. Bu ve benzeri düşüncelerin stresiyle yattığı bir gecenin sabahındaysa bir böcek olarak gözlerini açar. Bu sarsıcı başlangıçta, ilk dikkatimizi çeken nokta, Samsa'nın bu acayip durumuna odaklanmayıp, tüm dikkatini işine geç kalmasına vermesidir. Büyük bir endişe duymaktadır. Saate bakar, ardından aceleyle yatağından kalkmaya çalışır. Sanki kalkabilse işe bu halde gidebilecektir! Tam bir absürd durumla karşı karşıya olan okur şaşkındır ve saçma da olsa, Samsa'nın bir an önce yatağından kalkabilmesi için olduğu yerden "hadisene" demektedir. Bu esnada eve, iş yerinden bir yetkili gelir. Bu zamana dek bir gün bile işine geç gelmemiş Samsa, bir kat daha şaşırır ve daha çok telaşlanır. Burada, aslında modern iş hayatına etkili bir hiciv söz konusudur. Bu hayat tarzı bizleri, farkında olmasak da birer makine haline getirmektedir. Yaşadığından emin olduğunu ancak bir böceğe dönüştüğünde anlayabilen bir hale… Hatta böceğe dönüşmek bile farkına varmamıza yetmeyebilir, üstüne bir de iş yerinden rutine uymadığımızın bize bildirilmesi gerekmektedir. Ve bunlara karşın biz, kendimiz için değil, ancak bir dişlisi olabildiğimiz işin varlığında eksiklik yaratmamız nedeniyle rahatsızlık duymaktayız. Bizi, varlığımızdan koparan bu hayat, alışkanlık denilen afyonla bizleri uyuşturur. İşte, yaşama istenci, artık bu afyonun etkisinden kurtulmak için Samsa'yı böceğe dönüştürür. İkinci dikkat edilesi nokta, Böcek Samsa'nın kapıyı zorlayarak açmasıyla evin ahalisiyle yüz yüze geldiği anda, bunların verdikleri tepkilerdir. Anne utanç duyar, baba ise öfke. Zira, iş yerinden gelen yetkili de ortamdadır; yani hayatın karşısında Samsa, ailesini utanç içinde yalnız bırakmıştır. Ve bu yüzden öfkelerini üzerine çeker. Bu düzende kendin için bir şey yapamazsın, belki farkında bile değilsindir ama yine de sırf kendin için eylemde bulunamazsın aksi takdirde ailen bile seni dışlayacaktır. Öyle ki, ilk zamanlar Samsa'ya merhamet duyan ve onu besleyen, pisliğiyle ilgilenen kız kardeşi bile kitabın sonlarında ondan yüzünü çevirerek ondan kurtulmaları gerektiğine anne babasını ikna etmeye çalışır. Hikâyenin diğer yüzünde ise Franz Kafka'nın babasıyla olan ilişkisi bulunmaktadır. Kafka, özgüveni düşük, sessiz, fizik olarak da zayıf bir insandır. Babası ise tam tersi biridir. Kafka bu nedenle hayatı boyunca babasının gölgesini üzerinde hissederek ruhen ezilmiştir. Öyle ki, bağımsızlık için babasıyla hesaplaşacağı uzun bir mektup yazar ona ancak bu mektup hiçbir zaman babasına ulaşmaz. Ancak Kafka öldükten sonra "Babaya Mektup" adıyla yayımlanır. Zaten şu an bizlerin Kafka'yı tanımamız da onun yakın bir arkadaşının sayesindedir. Çünkü Kafka, bu arkadaşına, eserlerini kendisi öldükten sonra yakmasını söyler ama arkadaşı bunu yapmaz. Belki etik olmayan bu davranış sayesinde, bizler bugün bu büyük yazarın eserlerini okuyabilmekteyiz. Hikâyenin sonlarına doğru, kendisini attığı bir elmayla yaralayan baba, merhamete gelir. Bu da aslında Kafka'nın babasından hayatı boyunca beklediği olumlu bir yanıt olsa gerek. Samsa'nın dönüşümünde, hepimize mesajlar bulunmaktadır. Bundan dolayı bence tekrar tekrar okunacak bir eserdir. Pek çok geceler yatağa, sabah uyanmama dileğiyle yatarız, ama tam uykuya dalacakken, bu dileğimizi yaşama istencimiz, yaşayalım ama sabah olduğunda her şey bambaşka olsun şekline çevirir. Bu hayata bir şekilde tutunuruz, afyon bizi sarar ne kadar istemesek de, gerekirse bizleri birer böceğe bile dönüştürse. Ve hepimizin gölgesini üzerinde hissettiği kişiler, işler, olaylar veya coğrafyalar, kültürler, inanışlar bulunmaktadır. Bunlarla mücadele etmek hayli zor ve bunlardan kurtulmak ise elimizde, ama işte hayat, bizleri ayağımızdan sıkı sıkıya tutar. Biz ise bundan sıyrılmak için bazen oldukça absürd yollar denemeliyiz. Çünkü insanın yaşamı, Odysseus'un, Prometheus'un yoludur. Ya özgür olmak ya da hiç olmamak. Keyifli okumalar..
Dönüşüm
8.0/10 · 164,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
74 syf.
·
Puan vermedi
DİRENCİ DÜŞÜK KAFKA
Babanın hoyratlığı karşısında bir böcek olarak uyandın nemli ve soğuk Prag sabahına yalnız değilsin Gregor Samsa Herkesin bir derdi var hayatta "siktir et" deseydin meselenin başında süpürmeyecekti bacın seni devcileyin bir böcek olarak yatak altına bu zarif kederler Prag'ta yaşanır ancak Bağcılar'da yaşasan gelmezdi bunlar başına.
Dönüşüm
8.0/10 · 164,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
74 syf.
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Franz Kafka'nın 1915'te yayımlanan kitabı Dönüşüm, bir sabah işe gitmek için uyandığında kendini böceğe dönüşmüş olarak bulan Bay Samsa'nin trajik hikayesini anlatan kısa ama anlam yüklü öykü kitabıdır. Gregor Samsa kendi halinde bir adamdır. Anne baba ve kız kardeşiyle aynı evi paylaşmaktadır. Bir sabah uyandığında kendi bedeninin dev bir böceğe dönüştüğünü görür. Babası anlam verememekte annesi baygınlıklar geçirmekte ve kız kardeşi ise ağlayıp kahrolmaktadır. Bay Samsa’nın bu haline alıştıktan sonra ise ne acıma ne üzüntü kalır. Kimse onu görmek istemiyor ona kızgınlık duyuyor ve mümkünse yok olmasını diliyorlardır.. Aslında yaşadığımız dönemde hepimiz bir George Samsayız. Eğer topluma yararlı ve faydalı olursak insanlar tarafından sevilen ve saygı duyulan bir birey oluruz ama eğer toplumun bize yapmaya zorladığı şeyleri reddedersek George Samsa gibi dışlanır ve hayattan soyutlanırız. Bu yönden kitap yaşadığımız hayatın özünü bize gösterdiğini söyleyebiliriz. Franz Kafka'nın; böcek metaforu üzerinden, ana akımından ayrılana karşı, toplumun duyduğu hoşgörüsüzlüğü, dışlanmışlığı vurgulayan, herkes gibi olmak istemeyenlerin yaşadığı trajediyi anlatan, farklılıklara duyulan tahammülsüzlüğü gözler önüne seren şahane bir eseri. Son olarak kitap beni çok üzdü, sonunun böyle olmasını beklemiyordum. Kitapta bir neden ve niçin bağlantısı yok, aslında gerek de yok. Çünkü soyut olarak çıkarılabilecek bir çok ders var. Özetle.... güzeldi. Ruhunuz ve çiçekleriniz hiç solmasın.
Dönüşüm
8.0/10 · 164,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.