1984 Bin Dokuz Yüz Seksen Dört

8,9/10  (1.724 Oy) · 
4.292 okunma  · 
1.572 beğeni  · 
23.060 gösterim
Parti'nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.

George Orwell'in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır. 

Can Yayınları, bu "bütün zamanların kitabını" Celâl Üster'in özenli çevirisiyle okura sunmaktan kıvanç duyuyor.
  • Baskı Tarihi:
    Ağustos 2016
  • Sayfa Sayısı:
    352
  • ISBN:
    9789750718533
  • Orijinal Adı:
    Nineteen Eighty-Four
  • Çeviri:
    Celal Üster
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Elif Kimya S. 
 04 Oca 22:57 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Hayatımın her döneminde okuyabilecağim kitaplar arasındadır 1984. Diktatörlüğü ve iktidarın kendi çıkarları için yapabileceklerini en iyi anlatan kitaptır sanırım. George Orwell, bu kitabında ütopik bir dünya kurmuş gibi görünsede bana göre büyük öngörü sahibiymiş. Okurken sürekli olarak bu dönemle kıyasladım kitabı.

Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya yaşanan savaşlar sonucu üçe bölünmüş ülkelerdir. Ülkenin dört bir yanında posterleri olan, despot lider Big Brother' in yönettiği Okyanusya, yasaklar ve korkularla sindirilmiştir. Her evde bulunması zorunlu olan tele ekran ( bir çeşit televizyon) ile özel hayat ortadan kaldırılmıştır. Bu tele ekranlar sayesinde parti propaganda yapıyor, isyankarlara karşı nefret aşılıyor insanlara. Aynı zamanda bu ekranlar sayesinde insanların yaptığı her şey görülüp, dinleniyor. Bangır bangır eşitlikten bahseden yöneticiler ve halk arasındaki yaşam kalitesi uçurumlar kadar. Ama yozlaştırılıp, uyutulan halk bunun bilincinde dahi değil. Sistemin ( partinin) insandan önemli olduğu bir dönem yaşanıyor. Sorgulamak, düşünmek, aşık olmak, yakın arkadaşlık kurmak...sistemin istemediği ve sisteme zarar verecek her türlü duygu ve düşünce yasak. Bu duygu ve düşüncelerin yasak olduğu Okyanusya' da aksi bir durum olursa Düşünce Polisi tarafından yakalanıp, idamla ya da işkenceyle cezalandırılıyor insanlar. Sevginin olmadığı kendi anne, babasını Düşünce Polisine şikayet eden çocukların ülkesi haline gelmiştir Okyanusya. İşte insanların robotlaştırıldığı bu ruhsuz ve totaliter rejime karşı olan Winston Smith' in aşkını ve isyanını anlatan olağanüstü bir kitap.

ANIL AKCAN 
 30 Oca 04:00 · Kitabı okudu · 15 günde · Beğendi · 10/10 puan

1984

Ne demeli şimdi?

Kitaplar bu yüzden sevilir aziz dostum. Azınlık tarafından benimsenmesi, bir kuble "yarardan" değildir. İnsanın bedenine vuran aydınlığın, karanlıkla buluşan ekinoks çizgisinde saklıdır cevheri. Ve bu cevher ki her zihinde aynı etkiyi yaratmaz.

"Ya beyazsındır ya da kara." Öyle bir şey yok aziz dostum! İnsan gridir. Kimisi karaya yakın kimisi beyaza.

1984...
Kitabın içeriğine dair inceleme yapmayı , insanların merakını gidermekten öteye geçmediğini farkettiğimden beri, daha çok kitabın üzerimde yarattığı etkiyi dile getirmeyi daha doğru buluyorum fakat burda ufak bir atıfta bulunup "senztez" in buharından faydalanarak küçük bir istisna yapmak istiyorum.

Açıkçası, klasik olarak evreni simülasyondan ibaret olarak düşünmek ya da yapay boyut dedğimiz adeta bilgisayar yazılımı gibi kurgulamak fikri birçok "cesur yeni insan" tarafından düşüncesinde dile getirilmiştir. 1984' ün bana en büyük getirisi, en çokta da bu noktada geçmişin ne derece değiştirilebileceği düşüncesi olmuştur. Ve tabi ki yeni bir dil yaratmanın sıfır zihin üzerine ne derece etki edebileceği...

Düşünün bi, üç beş bilim insanı bir araya geliyor ve kısıtlı bir dil yaratıyor. Kişiler 100 kelime hazinesiyle düşünebiliyorlar. Ve bu 100 kelimenin 80' i itaat, boyun eğmek, saygı göstermek, söyleneni yapmak, kurallara uymak, gelmek, gitmek v.s.

Kısıtlı düşünen insanın davranışları da kısıtlı olmaz mıydı?

Hoşgörü, sevgi, mutluluk, iyi, güzel, yakışıklı, saadet gibi duyguların tanımlaması olmadan kişiler ne kadar özgür düşünebilirdi? Benlikleri kendileri tarafından ne derece günümüz insanları gibi biliçli bir şekilde kabul görürdü? Benlik kişinin kendisine özgü düşünceleri değil midir?

Acı...

Bir insanı seviyorsunuz... Anne gibi, kardeş gibi, sevgili gibi, eş gibi, hayvan sevgisi gibi...

Onun beyinlerini günlerce aç bırakılmış farelerin kemirmelerini düşünmeyi sevebilir misiniz?
İzlemek?
Ya da İSTEMEK?
Öyle ya istemek?

İşte bunun cevabını da sürekli düşünmekle beraber, yapılan Nazi deneyleri ve 1984 sayesinde Koca bir Evet olduğunu bilmek, bizi ahlak ile etiği tekrar sorgulamanın yoluna götürmesi beni de üzüyor aziz dostum.

Sınırsız veya sınırlı olan tek bir şey varsa o da zihin midir?

Öyle midir?

Neden olmasın?

Pelin 
19 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 15 günde · 9/10 puan

İlgiyle ve merakla okuduğum bir kitap oldu, çoğu okuyucunun söylediği gibi yazarın "Hayvan Çiftliği" kitabının genişletilmiş versiyonu gibi...

Kitabı okumaya başlarken kitabın özetinde yazdığı gibi ütopik bir hikaye okuyacağımı düşünmüştüm ama okudukça aslında olayların günümüzde fazlasıyla yaşandığını fark ettim. Özellikle şu günlerde mutlaka her okuyucunun okuması ve dersler çıkarması gereken bir roman olduğunu düşünüyorum.

Kitapta insanlar üzerinde kullanılan "Geçmişi kontrol eden, geleceği de kontrol eder, şu anı kontrol eden geçmişi de kontrol eder." yöntemi sanki günümüz dünyasının yöneticileri tarafından çok iyi öğrenilmiş ve uygulanıyor gibi... Okuyun mutlaka, okuduktan sonra bireyselliğin ve özgürlüğün önemini daha iyi anlayacaksınız ama asıl soru şu: İki kere iki kaç eder?

Sadettin TANIK 
23 Nis 2015 · Kitabı okudu · 2 günde · 7/10 puan

Daha önce pek çok kitapta karşımıza çıkan yöneten-yönetilen ilişkisinin doğası “Bin dokuz yüz seksen dört” ün de ana sorununu oluşturuyor. Yazar “oligarşik kollektivizm” olarak tanımladığı yönetim şeklinin, kitleleri nasıl pasifize ettiğini, onları nasıl sömürdüğünü ve bilinçlerini nasıl egemenlik altına aldığını göstermeye çalışıyor bizlere. Bilim ve teknolojik ilerlemeye karşı olan yönetim, bireylerin dış dünyayla ve geçmişleriyle olan bağlarını da her gün biraz daha fazla kopartıyor. Küçük ve ayrıcalıklı bir azınlığın büyük bir çoğunluğu yönettiği yönetim şekli olan oligarşi, yeni bir sosyalizm, kitaptaki adıyla ingsos (ingiliz sosyalizmi) olarak karşımıza çıkıyor. Fakat sosyalizmin evrensel ilkelerini hiçe sayan bir sosyalizm bu. Dolayısıyla da ne eşitlikten ne de özgürlükten bahsetmek mümkün. İşte Orwell da Marx’ta olduğu gibi umudun ve kurtuluşun proleterlerde olduğunu düşünüyor ve bu sınıfın bilinçlenip örgütlendiği aşamada devrimin gerçekleşeceğini söylüyor.
“Bin dokuz yüz seksen dört” ü mutlaka okuyun. Okuyun ki, bireyler arası eşitliğin, özgürlüğün, bilimin, bilinçlenmenin, etrafımızdaki gerçekliği farkında olmanın, düşünce ve konuşma özgürlüğünün aslında hayatımızda ne kadar da önemli bir yer teşkil ettiğini farkedin.

Bekir İstanbul 
 03 Kas 2015 · Kitabı okudu · 15 günde · Puan vermedi

Öncelikli olarak sert ve sarsıcı bir kitap olduğunu söylemeliyim. Öyle herkesin okuyabileceği türden değil ya da en azından benim tarzım değil. Sebep iç karartıcı bir geleceğin anlatılması değil, başka bir şey, belki partinin acımasız yöntemleri belki de insanların çaresizliği. Fahrenheit 451 de karanlık bir gelecek sunuyor fakat okuması daha keyifliydi.

"Bin dokuz yüz seksen dört" günümüz ile de benzerlikler taşıyor. "Bazıları" bu kitabın yöntemlerini uyguluyor gibi...

Anıl 
 17 May 2016 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Romanın, distopik dünyasında tüm yetkilerin merkezileştirildiği, devlete mutlak itaat beklenen diktatörlükvari yönetiminde korku, propaganda ve beyin yıkama ile halk ve hayatları kontrol edilmektedir. Bireysel özgürlüklere izin verilmez ve bireyin yaşamının tüm alanları yine devlet kontrolüne bırakılır. 1984 adlı kitabımız genel olarak çok fazla kavramı bu distopya altında irdeleyerek teknolojinin de gelişmesiyle günümüze, 1948’den ışık tutar.

“Büyük birader sizi izliyor.” Propagandasını tele ekranların verici özelliği ile tüm halka yayımlarken, alıcı özelliği ile de bireylerin hareket etmelerini kısıtlar. Bu anlamda bakıldığında günümüze dair güvenlik kameraları ve kayıt sistemleri bireyleri, birileri tarafından sürekli takip edildiği hissi uyandırarak yapaylaştırmaktadır.

Diktatörlüğün hüküm sürdüğü devletin adı Okyanusya’dır. Okyanusya’nın en güçlü örgütü ise Düşünce Polisi’dir. Düşünce Polisi bireyin zihninde var olan ve var olması muhtemel olan parti karşıtlığı düşüncelerini, Sevgi Bakanlığı adı verilen hiç penceresi olmayan ve yerin bilmem kaç altında korkunç bir mekanda, çeşitli işkenceler ile bireyin düşüncelerinin kontrol altına alınmasını ve eskiye dönük parti karşıtı düşüncelerini Çiftdüşün ile farkında olmadan bırakmasını sağlar. Çiftdüşün, gerçekliği yalan ile kabullenmek anlamına gelir ve artık bu andan itibaren yalan bir adım öne geçer. 2+2 = 5 eder, denklemindeki gibi.

1984, bir toplumun nasıl yönetildiği ile ilişkili bize çok fazla ipucu verir. En çok dikkatimi çeken felsefesi ise; Geçmişi kontrol eden geleceği kontrol eder, Geleceği kontrol eden geçmişi kontrol eder. Kitabı okumadan önce bahsedilen cümle ile alakalı düşüncelerim sorulsa, muhtemelen geçmişi değiştirmek için tarih kitaplarının yok edilmesinin kafi geleceğini öne sürer ve sonrasında gelecek ile alakalı yorumsuz kalabilirdim. Fakat kitabı okuduktan sonra Orwell, ciddi mana da çok farklı bir yöntem ile geleceğinde kontrol edilebileceğini gösteriyor öyle ki Okyanusya alfabesinin azaltılması, bazı kelimelerin kullanımdan kaldırılması ve var olmayan gelişmelerin halka gerçekmiş gibi sunulması ile pekala geleceğin bu gibi eylemlerle kontrol edilebileceğini, bizlerin zihninde mümkün kılıyor.

Yorumladığım, daha doğrusu naçizane yorumlamak istediğim bu kitabı, kesinlikle tavsiye ederim.

Melek kapilar 
 14 Nis 18:12 · Kitabı okudu · 12 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitabı okurken George Orwell'ın bilinçaltının sınır tanımazlığı karşısında hayrete düşüp,özgüvenine hayranlık duymaktan kendimi alamadım.Yazarın 2.dünya savaşı sonrası kaleme aldığı romanını ;Savaşın ezici gücünün ve bilinçaltında onarılması inkânsız travmaların yazınsal izdüşümü olarak değerlendiriyorum.
1946 Ingiltere"sinde,neredeyse her ağzını açan komünist yaftasıyla tanışırken,George Orwell da bu fişlemelerden nasibini alıyor.Ingiliz hükümeti : "Aşırı komünist bir adam,göz önünde tutulmalı"diyerek hayatını mercek altına alıyor.Bu baskılar onu yazma eyleminden alıkoymuyor,Aksine, (Prophecies of fascism)Faşizm'in kehanetleri başlığında derlenen 12 bölümden oluşan metinler yazıyor.Yine Faşizm'e tepki olarak yazdığı,1945 yılında basılan"Hayvan çiftliği' ile totaliter rejimleri hicvetmiş ve 1950 de yazar'ın Tüberküloz'dan ölümü sonrası dünya çapında tanınmış.

Ütopik romanı 1984 içerik bakımından oldukça zengin.Yazar'ın hayâl gücünün yarattığı bu ütopya'nın gerçek olabilme ihtimali hiç de uzak değil gibi geldi bana.Zaten bir reportajında,proleterlerler(işçi sınıfı)ezilmekten vazgeçip bir şeyler yapmazsa,buna benzer yaşamlar yaşanabilir diyor.
Paragrafların içinde bazen nefesinizi tutmuş ilerlerken,karanlık,izbe bir binada penceresiz kaldığınızı hissettiğiniz anlarda,yazar bunu öngörmüş olacak ki ;büyük bir nezaketle,size düş dünyasından pencereler inşaa ediyor.Umut ile korkunun kol kola gezdiği olaylar silsilesinde böyle bir denge oluşturmuş yazar.
Umutsuzluk içinde umuda tutunuyor sanki Aşık olduğunda.Gerçek bir Aşk ve ona bağıntılı süregelen cinsellik düşlemek imkânsız gibi.Yazar,kitabında bunu şu cümlelerle anlatıyordu : "Tüm kadınlar,partinin amaçladığı gibi ulaşılmazdı.Istediği sevilmekten çok,ömründe bir kez de olsa,bu erdem duvarını yıkmaktı.Cinsel eylem başarıyla yerine getirilirse başkaldırmak demekti.Birisini istemek bir düşünce suçuydu."
Aç karnını doyurabilmek için bir parça ekmek çalan çocuk gibi ensesine biniyorlar.Tutuklanıyor roman kahramanımız Winston Smith,sevdiği kadın ile birlikte.
Bu süreçte,film senaryolarına konu olan 101 numaralı odada,Ortaçağ'dan kalma,fiziksel ve zihinsel işkenceler silsilesi başlıyor...
2 x 2=5 ettiğini öğretiyorlar belleğini boşaltıp çiftdüşün tekniğiyle.
"Büyük birader" Big brother,iktidarın gerçek mi sanal mı belli olmayan lideri.Tele-ekranlardan sisteme başkaldırabilecek insanları izliyor.herşey kontrol altında.Çocukların ajan olarak yetiştirildiği ütopik ama gerçek olması imkânsız olmayan bir dünya ülkesi (Okyanusya)...düşüncesuçu,yüzsuçu gibi icat edilen dikta suçları da cabası...

Kitap yayınlandıktan 32 yıl sonra komünizm propagandası yapıyor suçlamasıyla yasaklanarak,tarihteki onurlu yerini alıyor.

Çoğu paragrafı manifesto niteliğinde olan romanda öğrendiklerimden biri de şudur : "Asla zaaflarını ve korkularını kimseye deşifre etme.Çünkü onları sana karşı kullanabilirler"
Ingsos partisi(ingiliz sosyalizmi) Bireyselliğin ve özgür düşüncenin kelime anlamını bilmeyen nesiller yaratmak istiyorlar (yenisöylem) ile.
Sosyalist söylemlerle iktidara gelip despot,totaliter bir rejim uygulayan Okyanusya'da sistemin kölesi insancıklar arasında geçmişten bir iz bulmaya çabalayan Winston"ın acı hikâyesini 70 yıl sonra Celâl Üster'in başarılı çevirisi sayesinde ilgiyle ve sıkılmadan okudum.Kitabın kapağındaki gözbebeğine benzeyen lâbirentlerdeki farelere bir anlam verememiştim.Kitabı okuyunca Onca farenin neden cirit attığını,hayat dersi niteliği taşıyan bir olay ile öğreniyorsunuz.

Bu dikta çemberini,saksıda fotosentez yapan bir bitkinin kırmasının imkânsızlığı gibi,Winston"ın içine düştüğü düşsel kör kuyularda,bir ışık hüzmesi ararken,faşizm'in acımasız gücünü,güçlü bir anlatımla hissediyorsunuz...

Öyle ya : Yarın nasıl bir Dünya'ya uyanacağımızı kim bilebilir ?

Bir liberal olan Bertrand Russell’ın, çok kısa bir dönem aydınlanmacı, ilerlemeci kimliğiyle Sovyetlerde yaşananları ilgiyle karşıladığı ve 1920'de Sovyetleri ziyaret ettiği ve sonuçta büyük hayal kırıklığına uğradığı bilinir. Neyin yanlış olduğunu yerinde gözlemlemiştir. Yaşadığı dönemin aydınları arasında son derece yaygın bir taraftar kitlesi bulan Marksizmin, yanlış ve zararlı bir ideoloji olduğunu Russell kadar erken bir tarihte ve onun kadar açık bir biçimde ifade eden az sayıda düşünür mevcut. (Camus, ondan yirmi yıl kadar gecikmeli olarak benzer sonuçlara varmıştır). Gerçekten de özellikle Aylaklığa Övgü (1935, In Praise of Idleness), kıyasıya bir Marksizm eleştirisidir.
Aynı şekilde George Orwell de, geç de olsa bunu fark etmiş ve 1940’ların sonunda kaleme aldığı 1984 adlı romanında totaliter bir merkezi tek parti yönetiminde, korku, propaganda ve beyin yıkamayla kişiliklerin nasıl yok edildiğini anlatıyor. Goldstein'ın ismi olup, cisminin net bir biçimde olmaması inanılmaz bir kabusun içine atıyor onu. Çünkü gerçek düşmanın belirsizliği, sürekli kurgulanan yalan ve korkuyla manipüle edilmişlik toplumu kocaman bir tek hücreli organizmaya dönüştürüyor. Kişilik parçalanıyor, insan kendisine yabancılaşıyor. Şizofreniye hapsoluyor.
Orwell'ın 1984 adlı romanında tarihi keyfi bir biçimde yeniden yazan politik aygıtın yarattığı kabus, demokratik bir dünyada da kolaylıkla yaşanabilir mi? Kim bilir.

Derya 
06 Nis 22:14 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Kitaptan öğrendiklerim...birincisi,özgürlük kadar muhteşem bir şey yoktur...ikincisi,zaaflarını,yaralarını kimseye belli etme...seni yaralamak isteyenler ilk o zaafını nişan alırlar...hele ki benim gibi sıçan korkun varsa aman ha sakın belli etme...bir gün sıçanlarla başbaşa kalmak istemiyorsan tabii...üçüncüsü,kimse için sevmiyorum deme...gün gelir devran döner,verilir bir elektro şok vücuduna sevmek neymiş anlarsın...dili ağır olsa da,beynimi kullanma kapasitemi maksimuma çıkarsada,bazı yerlerinde sıkılsamda iyi ki okumuşum diyorum...

Rabia 
04 Şub 21:14 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · 10/10 puan

Merhaba, yaptığım ne kadar doğru bilmiyorum fakat burada sizlerle kitap incelemesinden ziyade kitabın hayatımda tuttuğu yeri anlatmak istiyorum. Zaten sitede içeriğine dair yeterince inceleme bulabiliyoruz ve kitaplara hakim olan pek çok insan da bu distopyaya dair biraz fikir sahibi. Ben de bunun için ciddi etkisi altında kaldığım bu kitabın bana dair olan kısmını paylaşmak istiyorum, umarım kendimi net ifade edebilirim.

Öncelikle şunu söylemeliyim: Henüz 17 yaşındayım ve olaya siyasi olarak yaklaşmıyorum çünkü bu konularda yeterli donanıma sahip değilim. Elbette ki belli fikirlerim var ama yine de bir görüşü savunmadığımı belirtmeliyim; yani olaya sosyalizm veya kolektivizm gibi görüşler üzerinden yaklaşmayacağım. Kitabın çevirmeni Celal Üster de ön sözde kitabı üç kez okuduğunu, ilkinin gençlik döneminde olduğunu ve her okumasının hayatında farklı etkiler yaptığından bahsetmiş. Ben de ilk olarak gençlik döneminde yoğun heyecan ile okudum, inşallah yıllar sonra bambaşka çerçevelerden bakarak okuyacağım. Bu arada çeviriye de bayıldığımı söylemeliyim, bütün o "yenisöylem" terimlerini bile ustaca kullandığı için George Orwell kadar çevirmen Celal Üster de bir efsane benim gözümde.
Bilirsiniz kitapların içine çekme anları vardır, okuduğunuz şeyleri idrak etmek gibi hani... Benim için 1984'ü idrak ettiğim an ürperticiydi. Ben üniversite sınavına hazırlandığım için hafta sonları da dahil günlerimi dershane ve okul arasında bitiriyorum. Yine bir cumartesi sabahın körü, aşırı kasvetli bir havada dershaneye gitmek için otobüsteyken okuyordum 1984'ü, bilirsiniz ya hani yola bakmak için kitaptan kafanızı kaldırıp çevreyi bir süzmek vardır. İşte aynen öyle bir anda elimdeki kitapla çevremin ürkütücü uyumunu düşündüm. Sabahın ilk saatleri berbat bir havada işine/dersine yetişmek için kalkmış, gerginlikleri duruşlarından bile belli olan, mutsuz, bir otobüs dolusu insan.... Bu andan itibaren okumam çok daha gerçekçi oldu, her şeyi çevremle karşılaştırdım. Hepimiz bize dayatılan sorumluluklar içinde adeta robot gibi yaşıyor, kan bağımız olan insanlara bile güvenemeyecek kadar korkuyor, bencil olmaya itiliyoruz adeta. Sevgi, sadakat, paylaşımcılık, inanç, aşk ve daha sayısız bir sürü "insanca" özellikler günden güne yok oluyor.
Kitabın bir korku senaryosu olduğunu ısrarla herkes söylese de ben hep umut besledim, son sayfaya kadar hep düzelecek umudunu taşıdım. Maalesef korkunçtu, bunu okumayanlara ifade etmem çok zor olur. George Orwell karakterlerinden birinin ağzından şöyle özetliyor 1984 dünyasını: "Eski reformcuların hayalini kurduğu o enayi, zevk düşkünü ütopyaların tam tersi bir dünya" (sf 302) Artık Winston Smith benim en sevdiğim kitap karakteri, adeta bir arkadaşım, insanca olan bütün duyguları sahiplenirken ve savunurken cesaret kaynağım..

Umarım kendimi yeterince ifade edebilmişimdir, içinde bulunduğum günlerin tekdüzeliği öylesine bunalttı ki kinimi çok azcık da olsa burada anlayabileceğini düşündüğüm kişilerle paylaşmak istedim. Adeta bir yarış atı muamelesi gördüğümüz şu sınav senemde, günde çözmem için dayatılan bilmem kaç yüz soru arasında uzun bir süremi aldı bu kitabı okumak. Hatta ki bu sabah yaptığım deneme sınavım yapmam gerekenin çok altında olduğu için de incelemeye ayıracağım vakitte gidip biraz daha mı soru çözsem dedim... Sonra hatırladım ki: ÖZGÜRLÜK İKİ KERE İKİ DÖRT EDER DİYEBİLMEKTİR!

Kitaptan 730 Alıntı

Ferah 
30 Mar 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

''...Bize duymak istediklerimizi söyleyen kitapları severiz...''

1984, George Orwell1984, George Orwell
Sadettin TANIK 
 03 Haz 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Yaşam
Zekilik kadar aptallık da gerekliydi. Ama aptalca davranmak da zekice davranmak kadar zordu.

1984, George Orwell1984, George Orwell
Vedat Geçit 
26 Eki 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yaptığınız, söylediğiniz ya da düşündüğünüz her şeyi en ince ayrıntısına dek ortaya çıkabilirler ama gönlünüzün derinliğine, işleyişine, sizin bile bilmediğiniz o yere el uzatamazlar.

1984, George Orwell1984, George Orwell
Sadettin TANIK 
03 Haz 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Biz düşmanlarımızı yok etmek için uğraşmayız, onları değiştiririz. Bilmem, anlatabiliyor muyum ?

1984, George Orwell1984, George Orwell
Sadettin TANIK 
03 Haz 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Belki de deli dedikleri tek kişilik bir azınlıktır.Bir zamanlar dünyanın güneşin çevresinde döndüğüne inanmak nasıl delilik belirtisi olarak görüldüyse şimdi de geçmişin değiştirilemeyeceğine inanmak delilik belirtisi olarak kabul ediliyordu.Bu inancı bir tek kendisi taşıyor olabilirdi ve eğer öyleyse, o zaman delinin tekiydi.Ama deliliği pek dert etmiyordu, onu asıl ürküten yanılıyor olabileceğiydi.

1984, George Orwell (Sayfa 105)1984, George Orwell (Sayfa 105)
Kubra Cangul 
 14 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

bağlılık nedir
Bağlılık, düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymamak demektir. Bağlılık, bilinçsizliktir.

1984, George Orwell (Sayfa 78)1984, George Orwell (Sayfa 78)
Sadettin TANIK 
03 Haz 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Geçmiş silinmekle kalmıyor, silindiği de unutuluyor, sonunda yalan gerçek olup çıkıyordu.

1984, George Orwell1984, George Orwell
Ezgi Sezgin 
12 Mar 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

İnsanın azınlıkta olması, tek kişilik bir azınlık olması bile, deli olduğu anlamına gelmiyordu. Bir doğru vardı, bir de doğru olmayan; doğruya sarıldığın zaman, tüm dünyayı karşına bile alsan, deli olmuyordun.

1984, George Orwell (Sayfa 249)1984, George Orwell (Sayfa 249)
Hüseyin DEMİR 
04 Şub 21:26 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Korku, nefret ve kötülük üstüne bir uygarlık kurmak olanaksızdır. Yaşamaz.

1984, George Orwell1984, George Orwell
73 /

Kitapla ilgili 12 Haber

Dünyaca Ünlü 29 İsmin En Sevdikleri Kitaplar Sorulduğunda Verdikler Cevaplar
Dünyaca Ünlü 29 İsmin En Sevdikleri Kitaplar Sorulduğunda Verdikler Cevaplar Sevdiğiniz oyuncuların, yazarların favori kitaplarını öğrenince onlarla aynı zevke sahip olduğunuzu görebilirsiniz. Okumadıklarınızı ise bir an önce okumak isteyebilirsiniz. İşte dünyaca ünlü 29 ismin favori kitapları:
George Orwell ve Ürkütücü Distopyası "1984" Hakkında Muhtemelen Bilmediğiniz 15 Bilgi
George Orwell ve Ürkütücü Distopyası "1984" Hakkında Muhtemelen Bilmediğiniz 15 Bilgi Dünyaca ünlü yazar George Orwell’in kaleme aldığı “1984” hem yazıldığı dönemde hem de günümüzde devletlerin baskıcı ve totaliter karakterini son derece başarılı bir biçimde ortaya koyuyor. Hatta öyle ki, kimi gözetleme ve propaganda yöntemleri kendi yaşadığı çağı aşıp, günümüzü de çok derin bir biçimde açıklayacak bir önseziye sahiptir. Biz de bu çarpıcı kitap ve yazarı hakkında muhtemelen bilmediğiniz bilgileri bir araya getirdik.
OKUNDUĞU SÖYLENMESİNE RAĞMEN OKUNMAYAN 10 KİTAP
OKUNDUĞU SÖYLENMESİNE RAĞMEN OKUNMAYAN 10 KİTAP İngiltere’nin önemli yayın organlarından The Guardian gazetesinde yayımlanan haberde, okunduğu söylenmesine rağmen okunmayan kitaplar incelendi ve ortaya Tolstoy ve Dostoyevski’nin de içlerinde bulunduğu 10 kitaplık şaşırtıcı bir liste çıktı.
George Orwell’a ilham veren kitap: Biz
George Orwell’a ilham veren kitap: Biz George Orwell‘ın 1984’ünü neden sevdiyseniz, Yevgeni Zamyatin‘in Biz‘ini sevmeniz için en az 1984 kadar nedeniniz var.
Can Yayınları Minikitap Serisine 5 Yeni Kitap Eklendi...!
Can Yayınları Minikitap Serisine 5 Yeni Kitap Eklendi...! Can Yayınları Minikitap Serisi yeni eklenen kitaplarla büyümeye devam ediyor. Şeker Portakalı, Dava, Simyacı, İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar, Zorba ve 1984 eserleriyle toplam 6 kitap ile başlangıç yapan seri yeni eklenen 5 Minikitap; Hayvan Çiftliği, Aldatmak, Genç Werther'in Acıları, Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, Lüsyen Tarihe Gizlenmiş Bir Aşkın Hikâyesi ile birlikte 11 kitaba yükselmiş oluyor.
Karanlığın Hakimiyeti : 11 Maddede Cesur Yeni Dünya
Karanlığın Hakimiyeti : 11 Maddede Cesur Yeni Dünya Distopya dendiğinde akla ilk gelen, okumayanın kendini eksik hissetmesi gereken kitaptır Cesur Yeni Dünya. Yazıldığı sırada daha İkinci Dünya Savaşı bile patlak vermemiştir fakat yine de karanlık bir hava hakimdir ona. Çağının çok ötesinde bir hayal gücü ve karamsarlığın timsalidir nereden baksan. Hal böyle iken Aldous Huxley’nin 52 yıl önce dünyaya gözlerini yumduğu bu haftada biz de Cesur Yeni Dünya’yı değerlendirelim dedik ve kolları sıvadık.
Farkında Mısınız? Sabahattin Ali 1948'de Öldü
Farkında Mısınız? Sabahattin Ali 1948'de Öldü Son yıllarda Muhteşem Gatsby, Dublinliler ya da Satranç'ın farklı yayınevleri tarafından basılan çevirilerini gördük. 2015 yılında ondan fazla yayınevi Gulyabani bastı, sayısız Küçük Prens baskısı gördük. 2016'da muhtemelen çok sayıda yayınevi Aşk-ı Memnu basacak. Ama asıl fırtına için biraz daha beklememiz gerekecek. 70 yıllık telif süresi Sabahattin Ali'nin eserleri için 2018 sonunda, George Orwell'ın eserleri için 2020 sonunda dolacak.
Son anda isimleri değişen 10 klasik roman
Son anda isimleri değişen 10 klasik roman Edebi bir eser ortaya çıkartmak kadar, ona bir isim bulmak da güçtür. Aşağıdaki listede, bugün severek okuduğumuz pek çoğu artık klasikleşmiş eserin, isim konusunda başlarından geçenlerle ilgili ilginç bilgiler bulacaksınız. Bir kısmı sadece pazarlama gayesiyle, bir kısmı da daha akılda kalıcı olması amacıyla isimleri değiştirilen 10 edebiyat eserini, mentalfloss’tan filmlervekitaplar.com çevirdi.
2 /