Sabit bir fikir, bir burgudur. Her yıl daha derine iner. Ondan ilk yılda kurtulmak istenirse, saçlarımızın çekilmesi gerekir; ikinci yılda derimiz yırtılmalı, üçüncü yılda kemiklerimiz kırılmalı, dördüncü yılda kafatasımız yarılmalıdır.
müstehcenlik gerekçesiyle toplatılan bir kitap aslında hedef kitap değil Sevgi Soysal’ın siyasi duruşuymuş. Sonra mahkeme kararıyla aklanmış kitap da tekrar piyasaya çıkmış. Konusu bireylerin kadın-erkek ilişkilerindeki gelişimi. Ela ve Mehmet’in çocukluğundan başlayıp yetişkinliklerine kadar ki ilişki durumları ve cinselliğe bakışları anlatılıyor. Zaman doğrusal olarak ilerlese de hayatlarının farklı zamanlarına çok hızlı zıplamalar ile gerçekleşiyor. Ela Ankara’da Memet Tirebolu’da hikayeler her ikisinin de bakış açısından aktarılıyor. Ailelerin ahlaki terbiyeleri, çocukların tercihleri, çocukluktan gençliğe geçişte cinsel keşifleri, kimlik arayışları. Ela’nın iç monologlarla varoluşsal sorgulamaları. Ela küçüklüğünden itibaren cinselliğin bir suç olduğuna inandıran manipülatif zihniyet için ilişkileri de hep suç işleme kavramı üzerine kurulmuş.
Meşhur tragedya yazarının hayatı etrafında gezinen bir kurgu ama ana karakteri yazarın tanrıçalaştırılmış eşi. Kurgunun izlekleri; yaşam, ölüm, aşk ve evlat sevgisi. Dramatik bir konu. 2020 Women’s Prize for Fiction ödüllü bir kitap. Olay örgüsü akıcı, zaman doğrusal değil,duygu geçişi başarılı, tarihi gerçeklere dayanması da ayrı bir güzellik. Ben severek okudum.
Aile kurumunun karanlık yüzünü ve -nadir olarak yaşansa da- bazı korkunç sırlarını cesur ve sarsıcı biçimde görünür kılan bir roman. Okuması hiç kolay değil.