Otomatik Portakal

8,2/10  (829 Oy) · 
2.053 okunma  · 
668 beğeni  · 
9.130 gösterim
Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum...
...
Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş vardır. "Uqueer as as clockwork orange". Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezyada "canlı" anlamına gelen "orang" sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve hoş bir kokusu olan bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da benim anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikâyeye çok iyi oturduğunu düşündüm...
-Anthony Burges-

Karabasan gibi bir gelecek atmosferi... Geceleyin sokaklara dehşet saçan, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler... Sosyal kehanet? Kara mizah? Özgür iradenin irdelenişi?.. Otomatik Portakal bunların hepsidir. Aynı zamanda hayranlık verici bir dilsel deneydir, çünkü Burgess antikahramanı için yeni bir dil yaratır: Yakın geleceğin argosu "nadsat"ı.

... ve Stanley Kubrickin muhteşem film uyarlaması, yirminci yüzyılın kült eserlerinden biri olan bu romanın şöhretini pekiştirmiştir...
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2016
  • Sayfa Sayısı:
    168
  • ISBN:
    9789944885706
  • Orijinal Adı:
    A Clockwork Orange
  • Çeviri:
    Dost Körpe
  • Yayınevi:
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Duygu Kr 
11 Nis 2015 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Kitaptan önce dikkatimi çeken, yazarın hikayesi oldu nedense.. Anthony Burgess, tümör nedeniyle 1 yıldan az ömrü kaldığını öğrenir ve ölümünün ardından karısının geçimini sağlaması için kitaplar yazmaya başlar. Daha sonra ise yanlış tanı koyulduğu öğrenilir ancak Burgess artık ünlü bir yazar olmuştur. Alex karakterinin öfkesi ve nefreti bu hikayeyi öğrendikten sonra daha net anlaşılıyor bence..

Nurhan Işkın 
 10 Kas 2015 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitabı bir gün de okudum...Yazım dili argo kelimeler ile dolu olsada " Otomatik Portakal" ismini argodan aldığını yazar en başta açıklamış...
Kitabın konusuna gelince; Birinci bölümde Alex ve çetesi suç işlemekte sınır tanımıyorlar.Aklınıza gelebilecek her tür suçun içindeler, bu bölümde Alex'in insanlık dışı davranışları karşısında ondan tiksinip yok artık dedim...Fakat kitap ilerledikçe onun başına gelenlere çok şasırdım. Herkesin ondan faydalanmak için sebepleri vardı, politikacılar, doktorlar ve geçmişinin çete üyeleri...
Alex ne yapacağını bilmemekle beraber yaşattığı her şey ile yüzleşene kadar, kim olduğunu keşfedebilecek gücü kendinde bulmakta zorlanıp, duygularını nasıl kontrol altına alacağının yolunu bulabilecek miydi?

Okuduğum en ilginç kitaplardan bir tanesi. Henüz okumamış olanlara tavsiye ederim...

Ayrıca kitabı,İzmir1000Kitap toplantısında bizlere sunan Funda Hanıma çok teşekkür ederim...

Esas Adam 
26 Oca 2016 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Distopik bir kitap olan Otomatik Portakal, tabiri caizse dünyanın çivisinin çıktığı bir zamanda geçiyor; gençlerin bir eğlence aracı olarak ölçüsüz şiddet kullandığı, polis güçlerinin noksan olduğu ve insanların geceleyin dışarıya çıkmaktan dahi korkar olduğu bir dünya. Bu gençlerden biri de, çetesiyle beraber takılan Alex. Ergenliğin tüm devinimleriyle beraber, zamanının modasına da ayak uyduran Alex, çeşitli suçlar işlemekten uzak durmuyor ancak bir gün yakayı ele veriyor ve devletin, suçluları ıslah etmek ve hapishanelerdeki yoğunluğu azaltmak adına uyguladığı bir politikanın ilk deneği oluyor. Şartlandırma tekniğine dayanan bu uygulama, insanların kötülük yapmasını tam anlamıyla engelliyor ve insanların iyi olma seçeneklerini ellerinden alarak iyi olmalarını mecbur kılıyor.
Kitabın temel felsefesinde de bu durum sorgulanıyor zaten; Burgess, otoritenin insanları birer otomatik portakala çevirme gayesi üzerinden sosyal ve toplumsal eleştirilerde bulunuyor. Bunu yaparken, içerikte öğretici bir üsluptan uzak durmayı başarmış olsa da eserin ana hatlarında kalın bordürlerle çizilmiş bir didaktisizm söz konusu... Hem distopya, hem de kült eserler arasında olması sebebiyle okunması tavsiye edilir...

Mathmazel 
 18 Haz 23:11 · Kitabı okudu · 2 günde · 7/10 puan

(Bakara suresi 30 ):Bir zamanlar Rabb'in meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler): "A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz" dediler. (Rabb'in): "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi.

Bu ayetler hep düşündürmüştür beni. Çünkü o meleklerin sorduklarını ben de soruyorum. Bu soruyu bir insan olarak soruyorum üstelik. Bu sorulara daha fazla soru ekleyerek soruyorum.
" Bu dünyada iyilik ve düzen istiyorsa Rabbim neden müdehale etmiyor? Bunca tecavüz, katillik, taciz, acımasızlık,anaşizm, savaş, haksızlık,açlık,safalet...vs varken neden müdehale etmiyor?"

Eminim ki bu soruları benim gibi birçok kişi sormuştur.Hatta ulaştığı sonuç belki de yaratanı inkardır.Hatta ve hatta " Bu dünyada yaşanılmaz o halde en iyisi ölüm." diyerek kendini infaz da olabilir.

Peki Rabb (Tanrı) müdehale etseydi acaba biz insanlar bu durumdan memnun kalabilecek miydik? Bu sefer de seçim hakkı tanımadığı için sorgulamaz mıydık?
Tanrı' ya inanmayan bir kişi bile böyle bir müdehaleden hoşlanmazdı zannımca. İnsanı insan yapan seçimleridir. İyi ya da kötü... Yanlış ya da doğru... Önemli olan kendi karar vermiş olması.

İnsanı hayvan ve melekten ayıran şey yaptığı bir hareketinde kendi güdülerinden çok iradesini kullanmasıdır. İnsanı hayvandan daha aşağı ya da meleklerden daha üstün kılan şey bu iradedir işte.

Dünyaya hiçbir hayvan insanların verdiği zararı vermemiştir. Aslında dünyanın imtihanı insanladır. İnsan öyle bencil,öyle acımasız, öyle vahşidir ki hayvanlar daha üstündür böylelerine göre. Hiçbir hayvan bir hayvan sürüsünü bombalamaz, onlar üzerinde acımasız deneyler yapmaz, burası benim alanım diye hiçbir sürüyü katletmez, herşey benim hizmetimde demez.

Fakat insan,bir hayvandan daha aciz olan insan,doğduğunda yürümeyi dahi beceremeyen insan dünyaya meydan okur! Savaşlar yapar katleder, bilimsel deneyler adı altında eziyetler eder. Kendinden olmayanı, hatta kendi düşüncesinden olmayanı dışlar.Bunun için savaşmaktan, masumları katletmekten çekinmez. Bütün dünya kaynaklarını sadece kendisine aitmiş gibi bencilce kullanır.Hayvanların yaşamaya çalıştığı ormanları beton yığınlarına dönüştürür, sonra hayvanların sokaklarda başıboş dolaştığından şikayet eder onları da katleder.
Hayvanlar yemek için öldürürler peki insanlar?! Çanta,ayakkabı,kürk,krem... için öldürür. Hatta bu vahşeti engellemeye çalışan, bunları insanlığın vicdanına duyurmaya çalışan kendi cinsindekileri bile öldürür. Demek ki insan hayvandan daha aşağı adi bir yaratığa dönüşebilir. Ve bu vahşet her insanın kanında dolaşır. En iyi dediğimiz insanların bile kanlarında...

İşte bu damarlarda dolaşan vahşete rağmen, hayvani duygulardan daha aşağı duygulara rağmen insan, bu vahşeti durdurabiliyorsa, dizginleyebiliyorsa, üstelik meleki duygularla hareket ediyorsa insan meleklerden üstün olur.

Bu sebeple benim Rabbim:
"Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi meleklere. Çünkü bütünüyle kokuşmuş bedenden bir eser yarattı. Adına insan dedi. Şeytan burun kıvırdı. "Kokmuş çamurdan eser de yapsan o kokmuş çamurdur." dedi. "Secde etmem!" dedi. Şeytan oldu. Şeytan cennetten kovuldu ve dedi ki "Senin istediklerini yaptirmayacağım göreceksin, onu yoldan çıkaracağım.Ona kokuşmuş çamur olduğunu hatırlatacağım, hayvandan da daha aşağı olacak; senin istediğin gibi melekten üstün olmayacak!"

O gün bugündür şeytan bize kokuşmuş taraflarımızı gösterdi. Peki Rabb ne dedi: "O'nu yoldan çıkarsan da o tevbe ettiği müddetçe, hatasını anlayıp meleki duygularla hareket etmeye çalıştıkça, beceremese de iyiliği yaymaya ve yapmaya çalıştıkça ben onu en iyi mükafatla mükafatlandıracağım.Benim görmek istediğim kokuşmuşluğuna rağmem meleklerin yaptıklarını yapabilmesi."

Şimdi soruyorum sizlere? Rabb mı acımasız insanlar mı?
Benim cevabım: İnsanlar!
Rabb onun acziyetinin farkında ve mühlet veriyor, hemen cezalandırmıyor. Peki insanlar ne yapıyor?! İnsanları geçmişleriyle, hatalarıyla, düşünceleriyle yargılıyor. Hatasından dönebilme ihtimalini hiç yakıştıramıyor. Ne kadar iyi olmaya çalışsa da kötü diye yaftaladığı kişinin insan olmasına fırsat tanıyamıyor.

Bir ara İbrahim Akay arkadaşımız bir iletisinde soru sormuştu:"Kişinin Suç İşlemesine Birey mi İter ? Yoksa Toplum mu İter ? Neden ?" #17153384 diye. Bu kitapla bireyi suça bazen toplum itebilir cevabına da ulaşmış oldum.

Bu söylediklerim yanlış anlaşılmasın katlin,tecavüzün,anarşi ve terörün (kesin delillerle ispatlandığı takdirde ki bu günümüz teknolojisiyle pekala mümkün) cezası Rabb tarafından belirlenmiş: Ölüm!
Fakat bu durum o kadar ince bir durumdur ki iftira gibi bir detay da sözkonusu. İnsanların kanunlarının yetersiz kaldığı yerde yüce mahkemenin devreye gireceği düşüncesi bile rahatlatıyor insanı. Sonsuz cennet ve cehennem fikri...

Bu kitapla bu hisler depreşti bende.İnceleme sayılmasa da yazdıklarım duyguların dışa vurumu diyebiliriz.
Puanlamaya gelince 4 puan kırmak istedim çünkü dili ve anlatımı çok rahatsız ediciydi. Sonra haksızlık etmek istemedim 3 puan kırdım çünkü kötülük ancak bu şekilde anlatılabilirdi. Okumak ya da okumamak size kalmış. Az çok alıntılardan anlaşılır diye düşünüyorum.

Mathemazel

Derya Yalınkılıç 
12 Oca 00:52 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kitap suç işleyen bireyleri toplumun ve devletin istediği şekilde tektipleştirilip, onları birer otomatik makine haline getirilmesini konu alıyor. Suç oranını azaltmak için kendince bulduğu yöntemle suç işleyen devleti sert bir dille eleştiren harika bir eser Otomatik Portakal. Yazar insan iradesini, iyiliği, adaleti, özgürlüğü, bilimin etik kavramını derin derin sorgulatıyor okurlarına. Psikolojik analizleri ve kurgusuyla son derece etkilendiğim bir kitap oldu.

Kitabın kendine has dili olan "nadsat" (yakın geleceğin argosu demekmiş) her ne kadar orijinal olsa da ben pek sevemedim. Sürekli aynı kelimelerin kullanılması göze batsa da okunmaya değer. Okuyun, ufkunuz genişlesin. Keyifli okumalar dilerim. (:

Rumeysa özaçmak 
23 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Kitabın adı, içeriği ve yazarın hayatı ilgi çekici. Kitabın başları sıkıcı ve anlaması güç. Kitap yapılan sosyal bir deneyi, toplumlaşmış önyargıları anlatıyor. Psikolojik olarak yoğun bir kitap, herkes okuyamayabilir, belki de ağır gelebilir. Yazar kitabı samimi bir dil ile anlatmış olsada bazen aşırıya kaçmış sözcükler kullanmış. Genel olarak güzel bir kitap ama ben bu kadar beğeniyi abartı buldum.

Selman Ç. 
17 Oca 22:40 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitabı okumaya başladığımda sonunda bu kadar etkileneceğimi hiç düşünmemiştim. Başlarda Alex önderliğinde genç bir grup sürekli şuç işleyip, bir şekilde millete hayatı zindan eden kişiler olarak karşımıza çıkıyor. Tabi bu gençlerin kendi aralarındaki çatışmalar da ayrı.
Sonrasında Alex’in yakalanıp polisin eline düşmesiyle hikaye bambaşka bir boyut kazanıyor. Bundan sonrası tamamen psikolojik, sosyolojik konuların sunumu gibi.
Alex’in suçlu bulunup hapise girmesi ve içeride suçlularla yaşadığı diyaloglardan etkilenmemek mümkün değil.

Sonrasında devletin olaya el atması (Tabi buradaki el atma olayının amacı daha sonra anlaşılıyor.) ve Alex’in ıslah edilmesi olayı var. Burası gerçekten etkileyici. Yıllarca yapmış olduğu suçların benzerlerinin ve daha da kötülerinin sinema ekranında kendisine izletilmesi tamamen psikoljik baskının uygulanması olayı. Tabii empatiden yoksun olan kahramanımız da bu durumdan sonra çoğu şeyi algılayabiliyor. Şu alıntı çoğu şeyi açıklayacaktır. “Gerçek dünyanın renklerinin filan ancak beyazperdeden dikizleyince gerçek gelmesi tuhaf.” Algılıyor ama aslında içinde var olanı değiştirmek mümkün mü orası muamma.

Dikkatimi çeken bir konu aile kavramının detaylı şekilde olayın içinde olmaması. Bu çocuklar neden böyleler diye düşündüğümde ailenin rolünün ne kadar önemli olduğu da ortaya çıkıyor. Yazar çok fazla değinmeyerek belki de bu çocukların yalnızlığına vurgu yapıyor.
Yazar bazı bölümlerde devletin insanları tek tip yapma gayretine atıfta bulunuyor. Okunmaya değer bir kitap olarak görüyorum.
Ayrıca Stanley Kubrick’in yönetmiş olduğu kitapla aynı ismi taşıyan filmi de var. Daha önce filmi duymuştum. Bu kitaptan sonra mutlaka izleyeceğim.

silaes 
05 Ağu 02:34 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kitaba çok derin önyargılarla başladim. Zor anlaşilir ve şiddet iceriği bol olduğu konuşulunuyordu. Cinsel icerik barindirdigini biliyordum. Kitabi okumama nedeni olarak bunları öne sürmek çok komik bence. Sanki bi cogunuz milyonlari ekrana kitleyen" fatmagulun sucu ne? -nin ilk bölümünü izlemediniz.
Dili, şiddet unsurlari ve cinsel içeriği beni zerrecene rahatsiz etmedi. Ama kedili kadinin o tatlis ve dobiş sarman ile tekirlerine zarar gelseydi. "Ühü ühü" olurdum. Bu böyle olsa daha iyi olurdu gibi yorum yapma yetkisini kendimde bulmuyorum. Çünkü kırk yil düsunsem benden otomatik portakal diye bir tamlama çikmaz. Değişik bir tür, değişik ruh sarsıntılari geçirtiyor. Çünkü bu gibi kurgularin yazarlarinin beyni gercekten farkli çalisiyor. Çok saygi duyuyorum. Kitabin final bölümünü zayif buldum. Kitabi genel hatlariyla begendim

Kendinizi bir anda rahatsız edici diyalog ve olayların içerisinde buluyorsunuz. Sürekli (abartısız kitap boyunca,hemen her sayfada) tekrarlanan saçma argo kelimeler gerçekten baygınlık verici düzeyde... Yapılanlar karşısında karakterden nefret etmemiz, cezalandırılmasını düşünmemiz olağan. fakat kitabın sonuna doğru ceza ve yöntemlerini gördüğünüzde hayır bir insana bu yapılmamalı derseniz,şaşırmayın.

Zeynep Avar 
26 Tem 01:12 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Otomatik Portakal, orijinal dilinde A Clockwork Orange adını taşıyor ve neden Otomatik Portakal diye insanın zihninde bir soru işareti oluşturuyor. Anthony Burgess ise kitabın isminin İngiliz argosundaki “as queer as a clockwork orange” deyiminden geldiğini belirtiyor. Bu deyim, delilik derecesinde tuhaf davranışlar sergileyen ve başkası tarafından yönlendirilen insanlar için söyleniyor. Üstelik Malezya’da “orang” kelimesi “canlı” anlamına geliyor. Kitabı hakkında da ise şunu söylüyor: “Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu ‘otomatik işleyen bir makine’ haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum.” Kitapta Alex adında ana karakterimiz var ve biraz araştırınca şunu öğrendim, kökeni Latince olan ‘Lex’ kelimesi Kanun anlamı taşımaktadır. Başına gelen ‘a’ ise kelimeyi olumsuz hale çeviriyor yani “A-lex” kanunsuz anlamı çıkıyor ortaya, kanımca yazar da bu ismi kullanmayı tercih ediyor sanırım.

Bu kısa ön bilgiden sonra kitabın konusuna ve dikkatimi çeken noktalara değinmek istiyorum. Kitap distopik bir dünya üzerine kurulu ve ölçüsüz şiddettin, sadistliğin, cinsel düşkünlüğün, uyuşturuculuğun had safhada olduğu bu düzende çete elebaşı olan ana karakterimiz Alex’in nefret dolu bakışıyla ve argo dili ile anlatılıyor. Başlarda çakozlama, dikizleme gibi kelimelerin kullanıldığı dil dikkatlerden kaçmıyor ama çok ağır tabirlerin bulunduğu bu anlatım dilinden rahatsız oldum, sonra kitaba öyle bir kaptırdım ki kendimi, kullandığı argo dilini gözardı edebildim.

Bu ölçüsüz şiddeti uygulayan ve bundan ciddi bir şekilde zevk alan sadist gençlere devlet bir ceza vermek istiyor ama çok daha farklı bir şekilde. Onları tedavi ederek. Alex bu uygulanacak tedavi yönteminin ilk kobayı olur. Fakat devletin kullanacağı bu tedavi yöntemi bu sefer şiddettin bir başka türüne dönüşüyor. Alex’e seçme şansı bırakmadan kitaptaki açıklamasıyla onu kötülüğe zorlarken iyiliğe zorluyorlar, yani kişi şiddet uygulama niyetinde iken fiziksel acı hissederek bu acıyı bastırabilmek için zıt bir tavır sergilemek zorunda kalıyor. Peki bu süreçte Alex iyileşiyor mu? yoksa daha mı korkunç bir hale dönüşüyor? İnanın kitap hiç beklemediğim bir sonuçla bitiyor.
Klasik müzik aşığı olarak benim dikkatimi çeken noktalardan biri ise bu şiddet yanlısı, sadist serseri Alex’imizin de klasik müziği sevmesi oldu. Tedavi sürecinde Beethoven’ın en sevdiğim 5.senfonisiyle birlikte birçok klasik müzikler kullanılarak şiddeti bütün çıplaklığıyla gösteren içerikler izletilip Alex için bir çeşit işkenceye dönüşen yöntemi izliyorlar. Dikkatimi çeken bir diğer nokta ise Alex’in ilgisiz ailesi oldu hatta sinir bile oldum diyebilirim. Ailenin ilgisizliğini de çok güzel bir şekilde inceliyor yazar.

Birçok ironinin bulunduğu ve insanları makineleştirmeye çalışan hükümetin arsızlığını Alex’in ‘mütevazi bir anlatımıyla’ ele alınan bu kitap gerçekten Anthony Burgess’in keskin kaleminin izlerini taşıyor.
Kesinlikle okunması gereken bir kitap. İyi okumalar diliyorum.

Kitaptan 312 Alıntı

Esra B. 
07 Tem 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Koltuk altında kitaplar taşıdığını görüyorum kardeşim. Bugünlerde hâlâ kitap okuyan birine rastlamak gerçekten nadide bir zevk kardeşim."

Otomatik Portakal, Anthony BurgessOtomatik Portakal, Anthony Burgess
Hakan TEKİN 
14 Eki 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Seçme hakkına sahip olmayan kişi kişiliğini yitirmiş demektir."

Otomatik Portakal, Anthony Burgess (Sayfa 176)Otomatik Portakal, Anthony Burgess (Sayfa 176)
Hakan TEKİN 
12 Eki 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Bugünlerde kitap okuyan birini görmek gerçekten göz yaşartıcı..."

Otomatik Portakal, Anthony Burgess (Sayfa 11 - İş bankası kültür yayınları)Otomatik Portakal, Anthony Burgess (Sayfa 11 - İş bankası kültür yayınları)
Hera 
08 Nis 23:24 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

"...Senin gibi iyi bir genci bir makine parçasına dönüştürmekle övünmek, ancak baskıcılığıyla böbürlenen bir hükümetin işi olabilir."

Otomatik Portakal, Anthony Burgess (Sayfa 137)Otomatik Portakal, Anthony Burgess (Sayfa 137)
Derya Yalınkılıç 
09 Oca 21:43 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

"Artık az kalmıştır herhalde. Bitmek üzeredir. Acının doruklarını yaşadım ve daha fazla acıya katlanamam."

Otomatik Portakal, Anthony BurgessOtomatik Portakal, Anthony Burgess
insan_okur 
18 Şub 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

İyilik içten gelir. İyilik bir seçimdir. Bir insan seçemezse, insanlıktan çıkar..

Otomatik Portakal, Anthony BurgessOtomatik Portakal, Anthony Burgess
Derya Yalınkılıç 
10 Oca 01:04 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

"Pencereyi açın da içeri temiz hava girsin, taze fikirler girsin, yeni bir hayat tarzı girsin."

Otomatik Portakal, Anthony BurgessOtomatik Portakal, Anthony Burgess
32 /

Kitapla ilgili 2 Haber

Aaa, Bu Filmin Kitabı mı Varmış?
Aaa, Bu Filmin Kitabı mı Varmış? Tüm sanat dallarını içinde barındıran sinemanın en kadim dostu -çalkantılı ilişkilerine rağmen- edebiyattır. İlginizi çekebilecek, yeniden ele almak isteyebileceğiniz sinemanın ve edebiyatın mihenk taşı olmuş 20 kitap ve filmlik listenin ilk 10’u…
15 Lira’nın Altında, Çok Liralık Şeyler Anlatan 15 Sağlam Kitap
15 Lira’nın Altında, Çok Liralık Şeyler Anlatan 15 Sağlam Kitap Paramız olsa kendimizi bırakmayacak mıyız kitap evlerinin üstüne? Kitap bir fetiş türü. Okuyup okumayacağımızı düşünmeden manyak gibi alıyoruz ya. Pahalı pahalı kalın ciltlere dünyaları vermek yok. Dünyanın en güzel, en şarkılı kitapları 15 TL’nin altına elinizin altında. Şu güzel eserleri derleyelim de, kütüphaneler anlam kazansın istedik. Dimağınız sağ olsun!