Cesur Yeni Dünya

8,3/10  (427 Oy) · 
957 okunma  · 
317 beğeni  · 
8.237 gösterim
"Cesur Yeni Dünya" bizi "Ford'dan sonra 632 yılına" götürür. Bu dünyanın cesur insanları kapısında "Cemaat, Özdeşlik, İstikrar" yazan Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi'nde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, "annelik' ve 'babalık' pornografik birer kavram olarak görülür Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya uykuda eğitim ile sağlanır. Hipnopedya sayesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir. "Herkes herkes içindir."

"Cesur Yeni Dünya"nın önemi yalnızca ardılları için bir standart oluşturması ve karamsar bir gelecek tasarımının güçlü betimlemesiyle değil, aynı zamanda 'birey yok edilse de süren macerasının' sağlam bir üslupta anlatılmasıyla da ilgili. Huxley, yapıtını ütopa geleneğinin kuru anlatımının dışına çıkarıp 'iyi edebiyat' kategorisine yükseltiyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2013
  • Sayfa Sayısı:
    266
  • ISBN:
    9789756902165
  • Orijinal Adı:
    Brave New World
  • Çeviri:
    Ümit Tosun
  • Yayınevi:
    İthaki Yayınları
  • Kitabın Türü:

Biraz argo bir giriş olacak ama "o nasıl bir öngörü arkadaş!" diyeceğim. Huxley bu romanı 1932'de yazmış yahu! Romanda Cesur Yeni Dünya'yı kurgulamış.
Bu öyle bir dünya ki mutluluk ve tatmin üzerine dizayn edilmiştir. İstikrarlı bir toplum birinci önceliktir ve bunun için bir birinin tıpatıp aynı, düşünmeyen sorgulamayan, kritik etmeyen, endişe duymayan, üzülmeyen kısacası hissetmeyen bireyler üretilmektedir. Dolayısı bu yeni dünyada aile, bağlılık, sanat, edebiyat, felsefe hatta bilime dahi yer yoktur. Evet, toplum gerçekten mutludur. Çünkü bireyler hayatından memnun olması için şartlandırılarak üretilmiştir. Fakat, insani bir topluluktan ziyade robot toplumundan farksızdır.
Dizayn edilmiş bu yeni dünyayı okurken ürpermekle birlikte günümüz dünyasından çok da farklı olmadığını düşündüğünüz noktalar farkediyorsunuz. Spoiler vermemek için detaya girmeyeceğim. Çok yakın (çok çok yakın) gelecekten sinyaller veriyor adeta. Hatta kitabı okumaya başladığım gün gördüğüm haberin linkini de bırakayım şuraya http://ilerihaber.org/...i-basardi-59988.html (doğum olmadan dünyaya gelinmesini mümkün kılacak bir gelişmeden bahsediliyor)

Sonuç olarak herkesin mutlu olduğu, tek düze, renksiz bir dünya mı ya da acının, kederin, heyacanın, endişenin, mutsuzluğun, mutluluğun olduğu fakat çeşitli, rengarenk bir dünya mı sorusunu sorduran keyifle okuduğum bir eserdi. Tavsiye ederim efenim, okuyunuz :)

Not1: Yeni dünyadaki 10 önemli kişiden biri olan Batı Avrupa Dünya Denetçisi karakterinin ismi Mustafa Mond'dur. Ve karakterdeki "Mustafa" isminin Mustafa Kemal Atatürk'ten geldiği iddia edilmektedir.

Not2: Romanın ismi (Brave New World), hikayenin içinde de geçen Shakespeare'in Fırtına isimli eserindeki bir sahneden alınmış ve Shakespeare zamanında "brave" kelimesi "güzel" anlamına geliyormuş. Yani aslında kitabın adının anlamı "Güzel Yeni Dünya" imiş.

ANIL AKCAN 
13 Oca 18:40 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · 10/10 puan

Ve bir yaprak daha düşer hüzün kokan nemli toprağa... Göğü deler keskinden bozma düşünceler... Elma Adem' e küser, Adem' in yok haberi Havva' dan... Kafamda çınlayan sesin vuruşları sol-fa di es... Ruhum bağır çağır, sessiz çığlıklarım yuvalarından çıkan uçuruyor kuşları... O kuşlar ki Süreya' ya ilham... Hayat uzun... Bitmek bilmeyen yorgun kırpınışları...

Kitabı tavsiye ederken "şiddet" kullanılabilir...

Bu kitabın üzerimdeki etkisi büyük. Öyle ki son 20 sayfayı değişmem ciltli kitaplara... Ben de bi Evreka sevinci... Kaçıncı sevinişlerim bilmem ama anlıyorum ki bazı düşünceler karşılık bulmuş. 1+1 her zaman etmez iki diyen collatz teoremine dem vuran bir öz ki...

İnsanın olduğu yerde sorun her daim olacaktır. Göreceli insan, standartlarla yönetilemez. O sorun olacaktır hep ve biz yine de yorulmayacağız aramaktan mutlak düzeni. Hangi ideoloji ? Hangi renk? Hangi çiçek? Hangi şehir? Hangi yemek, meyve, sanatçı, film, ve belki de aşk... Görecelidir insan azizim.

Aldous Huxley' in yüz yıl kalibreli dürbününü mü seveyim, ideal düzenin "ahanda bu" demeyişiyle ortaya çıkan iç burukluğunu mu seveyim, Neo-insan' ın ilkelliğine bağımlılığını mı yoksa natürel yollarla insanı kontrol edilemeyişini mi?

İsrafil mi?
Beklemeyin.

İsarfil içimizde!

Zafer KORKMAZ 
 16 Tem 2016 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · 8/10 puan

Cesur Yeni Dünya için sitede çokça inceleme yapılmış.Dile getirilen noktaların tekrarı olmaması bakımından etraflıca bir inceleme yapmaya gerek görmüyorum.Okuduğum birkaç incelemenin oldukça dolu ve tatmin edici olduğunu söyleyebilirim.Ben kendimce ifade edilmediğini düşündüğüm,birkaç alt metin çıktısını paylaşmaya çalışacağım.
İnsanoğlunu Sanayi Devrimine götüren Mekanik değişim 1750 li yllarda başlar.Ancak Modern Sanayi felsefesinin işlerlik kazanması 1900 lü yıllara denk gelir.Modern Sanayi Felsefesinin babası Henry Ford olarak kabul edilir.Ford’un tanımladığı yeni kurallar ile hızlı bir değişim başlar...Bu değişim birçok topluma hızla nüfuz ederek 1900 yıl boyunca(m.s) olgunlaştırılmış toplumsal yaşantının bütün alanlarındaki dinamiklerini yerle bir eder.O güne kadar öğrenilenler büyük ölçüde unutulur_zorunda kalınır_ve yeni bir dünya düzeni benimsenir.Bu düzenin merkezinde Küresel eknominin baronları ve onların adını koydukları “Çağdaş Sistem”vardır.Ve başta insan olmak üzere bütün herşey çağdaş olmak zorundadır.Bir ayakkabı bağcığı bile...Eğer değilse çağdışıdır ve o bağcık ayakkabıyı bağ-la-ya-maz.
Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı da başından sonuna kadar bu yeni sistemin bir eleştirisidir.Kitabın ana kurgusu bu sistemin inşasınn tüm süreçlerine göndermelerle bezelidir.Karakterleri bile o sistemin temsilcilerine ithafen isimlendirilmiştir.Farklı bir bakış açısıyla Huxley’in kehanetleri de diyenler olabilir belki ama,daha önceki filozofların,yazarların,düşünürlerin söylediklerinden farklı tek bir yeni fikir olmaması bu düşünceyi oldukça güçsüzleştiriyor bana göre.
Thomas More’un Ütopya’sını bilimsel ögelerle yeniden yazıp içinden adalet,kişisel özgürlük ve sevgi ögelerini cımbızlayarak ,kopyalamış dersek haksızlık yapmış olmayız bana göre.En büyük fark; More’un Ütopya’sında insan etken,Huxley’de edilgendir.More’un tüm hayali insani,Huxley’in ki mekaniktir.Göz ardı edilmemesi gereken önemli bir konu da şudur;kitapta formülize edilen insan modelini Huxley’nin birçok ifadesinde kutsamış olmasıdır.Bu durum,Ojenik bir toplum ideailini savunan hastalıklı ruh halinin yansımasından başka birşey değil zannımca.Ve yine 1930 larda yaşanan toplumsal,ekonomik ve politik krizlerin çözüm reçeteleridir kendince,Cesur Yeni Dünya’da anlatılan kurmaca-ütopik hikayeler...
Son olarak gözden kaçırılmaması gereken ve bence en önemli ayrıntı ise;dini inanç meselesi.Huxley’in altını çizdiği en önemli nokta budur.Ona göre insan gençken ve ve refah içindeyken Tanrıya sığınma ihtiyaç duymaz...Ne zamanki yaşlanır ve refah seviyesi düşerse Tanrıya yönelir ve bağımsızlığını yitirir.Cesur Yeni Dünya’da insanlar hep genç ve her zaman refah içinde olduğuna göre Tanrıya ihtiyaç yoktur ve tüm insanlar bağımsızdır(!)
Toparlamak gerekirse;mutlaka ve mutlaka okunulması ve uzun uzun üzerine düşünülmesi gereken bir kitap olduğu şüphesiz.Okurken çok fazla araştırma yapma ihtiiyacı duyacağınız için size yeni bilgiler ve kitabın sonunda yeni bir bakış açısı kazandırabilir.Tabiki isteyene...
Keyifli okumalar.

Gökhan 
14 May 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Biz, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Fahrenheit 451'in ardından, Cesur Yeni Dünyayı okuyarak Kara Dörtlemeyi tamamlamak istiyordum bugüne kısmetmiş.
Cesur Yeni Dünya'da Huxley'in çarpıcı anlatımı; eski dünya mı? yoksa Cesur Yeni Dünya mı? ikilemini kitaptaki bazı karakterlere yaşattığı gibi okuyucuda yaşatıyor. Kitabın sonundaki "Cesur Yeni Dünya Üzerine" bölümünde David Bradshaw'un dediğine göre Huxley'de bu ikilemi yaşamış ve o da benim gibi ikisinin arasında bir yerde karar kılmış.
Hayata bakış açınızı değiştirecek bu harika kitabı herkese öneriyorum.
Ayrıca ilgilenenlere tavsiyem Kara Dörtlemeyi aşağıdaki sıraya göre okumaları;
Biz (1920), Cesur Yeni Dünya (1932), Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1949) ve Fahrenheit 451 (1953)
Son olarak şunu da belirteyim, Distopya türündeki kitaplardan alınan haz yaşla doğru orantılı insan belirli bir olgunluğa ulaşmadan okuduğu zaman bu tür eserlere hak ettiği değeri veremiyor. İstisnalar mutlaka olacaktır ama 30'lu yaşlar ve sonrası bence en uygun zamanlar.

Emre Ö. 
21 Ara 2015 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Tek kelime ile korkunç! 1984 kitabına oranla " daha az" korkunç olsa da bu maalesef iyimser bir bakış açısı olmaktan öte. İyimser bakamıyorum çünkü kitabı bitirdikten sonra derin bir nefes alıp korku dolu gözler ve düşünceler ile yaşadığımız günümüz dünyasını düşünmeye başlıyorsunuz. Ve içerdiği paralellikler göz önüne gelince korkmaktan başka bir şey yapamıyorsunuz!

Kitap da geçen biyolojik robotlardan bir farkımız var mı acaba? Huxley'in romanının tıpa tıp aynısı olmasa da yarattığı distopya'nın gölgesinde yaşıyoruz!
Biyolojik robotlar, sahte mutlulukar, bitmek bilmeyen mesai saatleri, sınırsız şehvet, bir amacın olmaması, her şeyi elde etmenin kolaylığı.. Bukowski'nin Foctotum kitabında yazdığı gibi " sabahın altı buçuğunda bir çalar saatin sesine uyanıp yataktan fırla, giyin, zorla birşeyler atıştır, sıç, işe, diş fırçala, saç tara, başka birine büyük paralar kazandırmak ve sana tanınan fırsat için müteşşekkir olmak için berbat bir trafiğin içine dal. Nasıl razı olunur böyle bir yaşama?”

Gerçekten nasıl razı olunur? Ama olunuyor işte. "Farklı olunca yalnızlığa mahkum oluyor"uz.. Ama bu yalnızlık da günümüzde bir süre mümkün oluyor. Çünkü toplum zamanı gelince " farklı " ve kendisi gibi düşünmeyenleri bir şekilde sindirmeyi başarıyor.Ya da sistem mi demeliyim?

Aslında kitap hakkında daha uzun şeyler yazılabilir. Lakin incelememi bitirmeden geçen paylaştığım ve çok sevdiğim bir şiir ile bitirmek istiyorum:

"Milyonlar çalışırsa yaşamadan,
analar bebelere yalnız süt suyu verirse —
bu düzendir
Emekçiler seslenirse: “Bırakın bizi aydınlığa!
Emeği çalan çıkar kadıya” —
bu düzensizliktir.

Veremliler koşarsa torna tezgâhına,
on üç kişi pineklerse bir odada—
bu düzendir.
Ama biri koparırsa haykırıp zincirini,
Yaşlılığını güvence altına almak istediğini
bu düzensizliktir.
Zengin mirasyediler İsviçre karlarında
eğlenirse -ve yazın Comer sularında — ,
o zaman huzur vardır.

Ama her şeyde değişme tehlikesi varsa,
arsa ticareti birden yasaklanmışsa —
o zaman huzursuzluk vardır.
Aslolan: Açlara kulak vermemek.
Aslolan: Caddelerin düzenini bozmamak.
Ses çıkmasın yeter.
Zamanla her şey olur.
Evrimle her şey size de ulaşır.
Milletvekilleriniz keşfetti işte bu gerçeği.
Unutmayın o zamana dek hepiniz nalları dikmeyi.
Nasıl olsa mezar taşlarınıza yazılacaktır:
Onlar hep sessizlik ve düzen içinde yaşadılar..

/Kurt Tucholsky"

Kitabı ölmeden okuyun ve sağlıcakla kalın...

Uğur Erdoğan 
13 Nis 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

1984 kitabını okuduktan sonra aynı türde bir kitap okumak istemiştim.Bu kitabı keşfettim ve okudum.İnsanların kast sistemine benzer bir sınıflandırmaya ayrıldığı bir dünya var.İnsanlar belli bir şartlandırmayla hayatlarını sürdürüyorlar.Okurken kendinizi de o dünyada hayal ediyorsunuz.1984 kitabı kadar başarılı olmasa da gene de bu türdeki kitapları okumayaı sevenler okuyabilir.

Yasin YALÇIN 
 07 Oca 14:40 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Baştan söyleyeyim, uzun bir inceleme olacak. Zaten böyle bir kitaba da kısası yaraşmazdı. Zira incelenecek o kadar nokta, söylenecek o kadar şey var ki...

Totaliter: Hak ve özgürlüklerin baskı altında olduğu demokratik olmayan devlet düzeni. Bu kelimeyi ilk olarak ilkokuldaki Sosyal Bilgiler kitabında Atatürk'ün
bir konuşmasında okumuştum. "Bahsettiğim totaliter ya da mandater bir çağdaşlaşma değildir." diyordu Mustafa Kemal. O zaman ne demek istediğini tam olarak anlamamıştım ama bu kitap totaliter çağdaşlaşmanın ne demek olduğunun en mükemmel örneğini sunuyor bize. Devlet eliyle makineler tarafından doğurulan,
son teknolojilerle devlet eliyle şartlandırılarak büyütülen ve toplum ve yine devlet için çalışan mühendislik ürünü insanlar... "Herkes, herkes içindir." anlayışını savunan, anne sözcüğünün müstehcen, baba sözcüğünün kaba ve argo sayıldığı, ayağı toprağa basmayan, hem maddi hem manevi anlamda sürekli uçan bir toplum... Toplumu ve insanları tek elden yöneten "totaliter" Dünya Devleti ve bunların hepsinin ortasında kalmış, toplumun şartlandırma ve soma haplarıyla sağladığı yapay mutluluğundan bıkan,
gerçek tehlike ve günah isteyen Vahşi...

Kitap arkadaşım Vildan eyupoğlu'nun hediye ettiği bu kitabı içerik açısından daha fazla incelemek isterdim ama bu bağlamda yeterince aydınlatıcı inceleme var. Ben biraz daha farklı bir bakış açısından yaklaşmak istiyorum olaya. Kitap distopya tarzında yazılmış ve bu tür kitaplar gelecek hakkında karanlık kehanetlerde bulunur. George Orwell'in 1984'ündeki gibi, bu kitaptaki gibi sizi çaresizliğe iterler. Kendinizi Winston Smith'in ya da Vahşi'nin yerine koyarsınız ve ne yaparsanız yapın toplumun değişmeyeceğini, mutlaka ama mutlaka yönetim tarafından engelleneceğinizi bilirsiniz. Bu tür distopyalar edebi yönüyle bizlere muhteşem bir edebiyat ziyafeti çektirirken aynı zamanda bugünkü toplumun da bir gün değişebileceğini, yapılan anketler sonucunda belirlenen, dünyada en çok sevilen sözcük olan "anne" sözcüğünün bile bir gün ağızlarda iğrenilerek söylenebileceğini ve ayıp karşılanabileceğini anlıyorsunuz. O yüzden bugünkü konumunuza minnet ediyor ve biraz daha mutlu oluyorsunuz. Somalarla sağlanan yapay mutluluk değil ama, acıların sonucunda ulaşılan gerçek mutluluk.

Bu tür kitaplarda oluşan toplumun en önemli sebebi yapılan devrimler ve geçirilen savaşlardır. Cesur Yeni Dünya'da var olan toplum, Henry Ford'un yaptığı sanayi devrimi sonrası oluşmaya başlamış, bilim sınırsız şekilde gelişmiş, Dokuz Yıl Savaşları'ndan sonra bilim de halkın huzuru, refahı için kısıtlanmıştır. Tabiri caizse insanlara zorla mutluluk yaşatılmıştır. Distopyaları okuduğumuzda görüyoruz ki, aslında her devrim, her düşünce ve her toplum-bu kitapta olduğu gibi halkın mutlak mutluluğu için uğraşıyor olsa bile-, yobazlığa, gericiliğe ve tutuculuğa gebedir. Kitlelerin peşinden sürüklendiği her fikir içinde tehlike barındırır.

Sanırım kitaptaki toplumun özetini veren en güzel cümleler şunlardır:
Yönetici güçlü, derin sesiyle, "Hepiniz hatırlarsınız," dedi. "Sanırım hepiniz Ford'umuzun o güzel, vahiy edilmiş deyişini hatırlarsınız: Tarih saçmalıktır. Tarih," yavaşça tekrarladı, "saçmalıktır."
Elini savurdu ve sanki tüy gibi bir dokunuşla bir parça tozu silkelemiş gibiydi, bu toz da Harappa uygarlığıydı, Keldani şehri Ur'du; örümcek ağlarıydı, Teb'di ve Babil'di, Knosos'tu ve Miken'di. Silkele, silkele; hani Odysseus nerede kaldı, Eyüp nerede? Ya Jüpiter ve Gotama berede? İsa'ya ne oldu? Silkele; ya o Atina ve Roma denen, Kudüs ve Orta Krallık denen antik pislik zerreleri, hepsi yok oldular. Silkele; İtalya'nın bulunduğu yer boşaldı. Silkele, katedralleri silkele; Kral Lear ve Paskal'ın düşüncelerini silkele. Silkele, Tutku'yu silkele, Requiem'i silkele, Senfoni'yi silkele...

Evet, 1984'te de, Cesur Yeni Dünya'da da tarih yok edilmiştir. Çünkü kitabın içinde en sevdiğim karakterlerden biri olan Denetçi Mustafa Mond'un da belirttiği gibi,
yeni bir toplum yaratmak için tarihin silinmesine ihtiyaç vardır. Bu kitap bize tarih okuyuculuğunun da önemini anlatıyor aynı zamanda. Çünkü geçmişini bilmeyen
şimdiyi de sağlam temellere oturtamaz.

Shakespeare'den sık sık alıntı yapan ve insanda bu büyük şairi okuma isteği uyandıran bir kitap bu. Zaten ismi de Shakespeare'in Fırtına adlı oyununda geçen bir cümleden geliyor. Sonlara doğru Vahşi ile Mustafa Mond'un arasında geçen konuşma tüyler ürpeticiydi. Vahşi'nin toplumdan uzaklaşma çabası ve Vahşi ile Lenina'nın arasında geçen ilişki de anmaya değer konulardan. Aynı zamanda kitapta baş karakter eksiği var. İlk başlarda tamamen Lenina Crown ve Bernard anlatılırken sonradan onlar unutulup Vahşi'nin hikayesine geçiliyor. Ama bütün karakterler bir şekilde kendi hikayelerini tamama erdiriyorlar.

Kitap bana ilk geldiğinde çok sevinmiştim. Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı ve çarçabuk bitirdim. İnsana yeni ufuklar açan, farklı bakış açıları kazandıran
bu tarz kitapları da herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar...

Murat Karaarslan 
24 Mar 16:19 · Beğendi · 8/10 puan

Kitap yazıldığı dönemden dolayı 1984'ten daha iyimser bir havada.Bu yüzden bence hiç distopya türü kitap okumadıysanız bu kitaptan başlayabilirsiniz ben 1984'ü daha önceden okudum fakat keşke bunu daha önceden okusaydım diyorum o zaman daha fazla etkileyebilirdi beni.
Kitabın başında yazarın kitabı yazdıktan 14 yıl sonraki açıklamalarına yer verilmiş oradada göreceksiniz yazar bir özeleştiri yapmış kendine.Ama bu kitabı okumaya engel değil tabikide.Zaten kitabın sonundaki sonsöz kısmında yazarın kitaptaki kahramanları oluştururken kimlerden esinlendiği ve nasıl yazdığını okuyunca kitabı daha iyi anlayacak ve seveceksiniz.
Kitabın oluşturduğu dünyadan biraz söz edecek olursak; kitabın başında da uzunca değindiği gibi cinselliğin serbest olduğu herkes herkes içindir anlayışı olan bir dünya ve aile,anne,baba kavramına müstehcen bir şeymiş gibi bakılıyor çünkü artık üreme işlemi doğumla değil kuluçka ve şartlandırma merkezinde şişeleme ile gerçekleştiriliyor.İnsanlar daha doğmadan sınıflara ayrılıyor.Alfa,Gama,Beta,Delta gibi.Uykuda öğrenme yöntemi ile her grup kendi sınıfını benimsiyor ve görevlerine uygun davranıyor.
Yazarın anlattığı dünyada tam bir istikrar söz konusu.İnsanların mutsuz olma ihtimali yok soma adı verilen maddeden alan zihninde büyük bir tatile çıkıyor.Tüm eski kitaplar ve yayınlar yasak tanrı kavramıda yok.
Kitapta iki aykırı karakter var Bernand ve Helmhotz .Bu aykırılıkları şişeleme döneminde yanlış madde verilmesi sonucu oluyor.Bernand yasak bölge denilen günümüz insanlarının yaşadığı bölgeye ziyarete gittiği zaman yanında bir vahşi ile geri dönüyor.Bu vahşi sayesinde aykırı oluşundan dolayı sevilmeyen Bernand çok sevilen bir insan oluyor ama vahşi cesur yeni dünyaya ayak uydurabilecek mi vahşinin,Bernand ve Helmhotz'un sonu ne olacak onu söylemeyeyim. Tam olarak anlatamasam da kitabı okuyunca ne kadar farklı olduğunu anlayacaksınız .İyi okumalar...

Ezgi Sezgin 
27 Ara 2015 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 9/10 puan

Öyle bir dünya düşünün ki, anne ve babalık kavramı ayıp sayılıyor. Anne veya baba olmak diye bir şey yok. Doğurmak yok. Çocuklar şişeleniyor ve değişik özellikler bu şişelere enjekte ediliyor. Kast sistemi gibi bir sınıflandırma var.
Çocuklar uykudayken eğitiliyor. Toplumdaki istikrarı sağlamak için şartlandırılıyorlar.
''Herkes, herkese içindir.'' düşüncesi kabullenilmiş. Bu yüzden eş,sevgili gibi kavramlar yok. Hastalık yok, yaşlılık yok insanlar hep genç kalıyorlar.Sorgulamak yok.
Ve daha bir sürü şey...
Okurken ya böyle olsaydı ne olurdu diye düşünmeden duramıyor insan.Modern dünyaya bir eleştiri niteliğinde.
Kitabın sonlarına doğru Vahşi'nin ve Denetçi'nin konuşmalarını çok beğendim.
Kurgusu çok iyi, anlatımı çok iyi. Alanında çok iyi bir eser. Mutlaka okuyun.

''Eğer farklıysan, yalnızlığa mahkum oluyorsun.''

Aysun Çelik 
06 Nis 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Cesur Yeni Dünya'yı okumadan evvel etkileyici bir kitap olduğuna dair şüphem yoktu. 1984'le karşılaştırılması tereddütsüz okumam için yeterliydi zaten. 1984'ü çok daha üstün tutsam da Huxley'in Cesur Yeni Dünya'da parmak bastığı ciddi konuları da hafifsemem mümkün değil.

Bu yeni düzenin iyi mi yoksa kötü mü olduğuna hala karar veremedim -zira üzerine epey düşünülmesi gereken bir kitap- ancak yapay doğumla düzen içinde doğmuş kişiler her ne kadar 'her şeyin güzel' olduğu inancı taşıyor olsalar da ne salt iyiden ne salt kötüden bahsedilebilir. Öyle ki iki kavramı da içinde barındıran bir düzen.

Tam bir bilim ve teknoloji aşığı olmama rağmen Cesur Yeni Dünya'daki kullanım biçimini sorgulamamak imkansız. İnsanların hiç hasta olmadan ve yaşlanmadan vakitleri dolduğunda dünyaya veda etmeleri kulağa hoş geliyor ancak doğal bir doğumla değil de fabrikada üretilmeleri, birey olmanın ve bireysel özgürlüğün anlamını yitirmesi de diğer yandan ürkütücü geliyor. Bu yapay üretimdeki dış müdahaleyi de unutmamak gerek ki insanların hangi kast sınıfına ait olduğu, ne gibi özelliklere sahip olacağı (fiziksel ve zihinsel) vb. Kısacası kaderleri önceden belirleniyor ve tüm seçim hakları ortadan kaldırılıyor. Aslolan tek şey itaat etmek. Tüm bunlar telkin ve şartlandırma yöntemi sayesinde kontrol altına alınıyor. Bu da farkında bile olmadan düzene boyun eğmek zorunda oldukları anlamına geliyor. Düzene aykırı bir durumda ise dışlanıyor ve sürgünle cezalandırılıyorlar.

Kitabın sonunda Mustafa Mond (yeni düzenin lideri) ve John (ilkel kabile bireyi) arasında geçen konuşma çok etkileyiciydi. Dönüp tekrar okuma isteğimi uyandıracak karşılıklı bir düşünce ve fikir tartışması olduğu için sayfaları fotoğraflamama neden oldu :)

Kitaptan 174 Alıntı

Songül 
25 Haz 2016 · Kitabı okudu

Ne sebeple olursa olsun hatanızın üzerine kara kara düşünmeyin.Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir.

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 19 - Ithaki Yayınları)Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 19 - Ithaki Yayınları)
ANIL AKCAN 
04 Oca 11:46 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Hiçbir şey konusunda bir şeyler söyleyebilir misin? Sonunda iş gelip buraya dayanıyor.

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 88 - İthaki)Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 88 - İthaki)
Mine Can 
26 Tem 2015 · 9/10 puan

İnsan mutluluk konusunu düşünmek zorunda olmasa, yaşam ne kadar eğlenceli olurdu.

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 233)Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 233)
ANIL AKCAN 
 13 Oca 14:35 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

-Kızgın bir sesle konuşan Vahşi, " Eğer Tanrı' yı biliyorsanız niye onlara anlatmıyorsunuz?" diye sordu. "Tanrı hakkındaki bu kitapları niye vermiyorsunuz insanlara?"

+"Onlara Othello' yu neden vermiyorsak, bunları da aynı nedenle vermiyoruz; eskiler de ondan, yüzlerce yıl öncesinin Tanrısını anlatıyorlar. Şimdinin Tanrısını değil."

-"Ama Tanrı değişmez ki."

+"İnsanlar değişir ama."

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 230 - İthaki)Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 230 - İthaki)

"Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin; şimdi başla, şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla."

Cesur Yeni Dünya, Aldous HuxleyCesur Yeni Dünya, Aldous Huxley
ANIL AKCAN 
02 Oca 04:20 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Cesur Yeni Dünya' dan günümüze
Gerçekten etkili totaliter devlet, siyasi patronların ve onların yönetici ordularının tüm güçleri, kendisinde toplayan hükümetinin, kölelerden oluşan nüfusu, köleler köleliklerini sevdikleri için zor kullanmaksızın kontrol ettikleri devlettir. (Bana New Turkey' i hatırlattı)

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 25 - İthaki)Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 25 - İthaki)

Tanrı mirasıdır belden yukarısı. Altıysa zebaniler mekanı. Cehennem orada, karanlık ve sülfür kuyusu da, yanar kuyu durmadan, haşlar, leş kokar ve ölüm...

Cesur Yeni Dünya, Aldous HuxleyCesur Yeni Dünya, Aldous Huxley
Songül 
26 Haz 2016 · Kitabı okudu

Öldükten sonra bile toplumsal fayda sağlayabileceğimizi düşünmek güzel.Bitkileri büyütebilmek gibi.

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 91 - İthaki Yayınları)Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 91 - İthaki Yayınları)
Derya Özyurt 
14 Kas 2014 · Kitabı okudu · 8/10 puan

"Mutluluk ve erdemin sırrıdır yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: insanlara, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek."

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 38)Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 38)
Ezgi Sezgin 
20 Ara 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

''İnsanlar senden şüphelenince sen de onlardan şüphelenmeye başlıyorsun.''

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 99)Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 99)
18 /

Kitapla ilgili 2 Haber

Karanlığın Hakimiyeti : 11 Maddede Cesur Yeni Dünya
Karanlığın Hakimiyeti : 11 Maddede Cesur Yeni Dünya Distopya dendiğinde akla ilk gelen, okumayanın kendini eksik hissetmesi gereken kitaptır Cesur Yeni Dünya. Yazıldığı sırada daha İkinci Dünya Savaşı bile patlak vermemiştir fakat yine de karanlık bir hava hakimdir ona. Çağının çok ötesinde bir hayal gücü ve karamsarlığın timsalidir nereden baksan. Hal böyle iken Aldous Huxley’nin 52 yıl önce dünyaya gözlerini yumduğu bu haftada biz de Cesur Yeni Dünya’yı değerlendirelim dedik ve kolları sıvadık.