Giriş Yap

Aldous Huxley

Yazar
7.9
14,8bin Kişi
Tam adı
Aldous Leonard Huxley
Unvan
İngiliz Yazar ve Eleştirmen
Doğum
Surrey-İngiltere, 26 Temmuz 1894
Ölüm
Los Angeles, 22 Kasım 1963
Yaşamı
Aldous Huxley; (d. 26 Temmuz 1894, Godalming, Surrey, İngiltere – ö. 22 Kasım 1963, Los Angeles, ABD), İngiliz yazar ve eleştirmen. Zarif ve yergili üslubuyla tanınmış, son dönemlerinde Doğu düşüncesine ve mistisizme yönelmiştir. Birçok ünlü bilim adamı ve sanatçı yetiştirmiş olan Huxley ailesinden geliyordu. 1908-11 arasında Oxford’daki Eton College’da okudu. Gözlerindeki bir rahatsızlık yüzünden kör olma tehlikesiyle karşılaşınca öğrenimine ara vermek zorunda kaldı. Sonradan Balliol College’ı bitirdi (1915). Daha 17 yaşındayken oldukça uzun bir roman yazmıştı; ama bu yapıtı hiç yayımlanmadı. I. Dünya Savaşı sırasında çeşitli gazete ve dergilerde çalışan Huxley, 1919’da Belçikalı Maria Nys’le evlendi. 1923-30 arasında ailesiyle birlikte İtalya’da yaşadı. Edebi inceliğini ve zekâsını olduğu kadar, insan ilişkilerine duyduğu ilgiyi de ortaya koyan Antic Hay (1923) ve Point Counter Point (1928; Ses Sese Karşı, 1961-62, 2 cilt, 1978) gibi ilk romanlarıyla başarı kazandı. Ses Sese Karşı’ nın kahramanını, İtalya’da dost olduğu D.H. Lawrence’tan esinlenerek yaratmıştı. Brave New World’de ise (1932; Yeni Dünya, 1945/Cesur Yeni Dünya, 1989), hiçbir bireyin bilimsel denetim ve koşullanmadan kaçamadığı gelecekteki bir dünyayı anlattı. Teknolojinin iktidarına karşı bir uyan niteliğindeki yapıt, karşı ütopya türünün de klasiklerinden sayılır. 1937’de ABD’ye yerleşen Huxley, roman ve denemelerinin yanı sıra Hollywood’da senaryo çalışmaları yaptı. Karısının ölümünden sonra 1956’da İtalyan kemancı Laura Aschera’yla evlendi. Bu dönem yapıtlarında, 1960’ların gençlik altkültürlerine de esin sağlayacak bazı temalar ağırlık kazandı; The Doors of Perception’da (1954; Sezgi Kapıları, 1975) halüsinojen ilaçlarla giriştiği denemeleri anlattı, Island’da (1962; Ada, 1983) algı uyarıcı ilaçlarla zenginleştirilmiş Doğu mistisizmi ile Batı bilimine dayanan bir ütopya yarattı. Deneme ve incelemelerini ise Collected Essays (1958; Denemeler, 1976), Literature and Science (1963; Edebiyat ve Bilim), The Politics of Ecology (1963; Ekoloji Politikası) gibi kitaplarda topladı. Huxley’nin öteki yapıtları arasında The Defeat of Youth (1918; Gençliğin Yenilgisi), Limbo (1920), Crome Yellow (1921; Krom Sarısı), Jesting Pilate (1926; Şakacı Pilate), Eyeless in Gaza (1936; Gazze’deki Kör), After Many a Summer Dies the Swan (1940; Nice Yazlardan Sonra, 1946), Grey Eminence (1941; Gölge Makam), The Perennial Philosophy (1946; Sonsuz Felsefe), Ape and Essence (1949; Maymun ve Öz) yer alır.

İncelemeler

Tümünü Gör
266 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
1984 mü Cesur Yeni Dünya mı?
YouTube kitap kanalımda Cesur Yeni Dünya kitabını önerip distopya türünü anlattım: youtu.be/DNo1wRTFR1g Vedat Milor'un Twitter'da yaptığı "Menemen soğanlı mı olur yoksa soğansız mı?" anketinden sonra 1000kitap'ta bugüne kadar yaptığım ilk anketli incelemeye hoşgeldiniz. Bu incelemenin yorumlar kısmında şu sorunun cevabını vermenizi istiyorum: "1984 mü yoksa Cesur Yeni Dünya mı?" 1000kitap'taki kullanıcı adım "distopikokur" olmasına rağmen bugüne kadar arada kaldığım en büyük ikilemlerden biridir herhalde bu. Huxley'in kendisi 1984'ün daha acımasız bir distopya olduğunu söylerken, benim düşüncelerim Cesur Yeni Dünya kitabındaki mutluluğun kaçınılmaz bir şey olarak dayatılmasının daha tehlikeli bir şey olduğu yönünde. Kendi kitap okuma grubumda haftaya bu iki kitabı siyaset, mimarlık, sosyoloji, psikoloji, pedagoji, cinsellik ve etimoloji gibi pek çok yönden karşılaştıracağımız için sizin yorumlarınızı da bu yüzden merak ediyorum. Çünkü 1984, acı ve cezalandırma yoluyla halkı kontrol etmeyi seçmişken, Cesur Yeni Dünya haz ve ödül yoluyla halkı kontrol etmeyi seçmiş bir distopya. Sizce hangi kitabın toplumu içerisinde yaşamak daha acımasız? Aile ve anne-baba gibi kavramların ortadan kalkmadığı 1984 mü, yoksa anne-baba-ebeveyn gibi kavramların ortadan kalktığı, şartlandırılma sistemiyle insanların birileri tarafından üretildiği Cesur Yeni Dünya mı? İnsanlar mutsuz olmalarına rağmen onlara sürekli olumlu ve pozitif sayıların dayatıldığı 1984 mü, yoksa mutsuzluğun insanların aklına bile gelmemesi için Soma adlı bir hap aracılığıyla mutsuzluk, kötülük, hastalık gibi şeylerin düşüncesinin bile ortadan kalktığı Cesur Yeni Dünya mı? Kitap okuma düşüncesinin bile yasak olduğu 1984 mü, yoksa insanların bebekliklerinden itibaren bir kitaplığa yürütülüp kitaplığa ulaşacakları sırada onlara elektrik verildiği ve böylece kitapların kötü bir şey olduğu yönünde şartlandırıldıkları Cesur Yeni Dünya mı? Teleekranlarla dolu bir dünyada sürekli izlendiğinizi ve gözetlendiğinizi bildiğiniz 1984 mü, yoksa iktidarın sizi gözetlemeye ihtiyacı olmayan, çünkü zaten küçüklüğünüzden beri iktidara karşı gelmemeye şartlandırıldığınız için iktidarı devirmeye yönelik bir devrim düşüncesinin oluşamayacağı Cesur Yeni Dünya mı? 2x2'nin iktidarın istekleri yönünde bazen 5 bazen 3 bazen 4 ettiği 1984 mü, yoksa 2x2 sorusunun sürünün selameti nasıl sağlanıyorsa cevabının da o olduğu Cesur Yeni Dünya mı? Savaşın barış, özgürlüğün kölelik ve cahilliğin güç olduğu 1984 mü, yoksa savaşın ya da barışın olmadığı, kölelik ve cahillik gibi kavramların düşünülmesine bile ihtiyaç olmayan, acıların ve hayal kırıklıklarının insanı kişisel olarak geliştirdiği bir dünyada bu kötü kelimelerin akla bile getirilemeyeceği Cesur Yeni Dünya mı? Sadece Parti içerisindeki insanların arasında izin verilen cinsel eylemleri konu alan 1984 mü, yoksa cinselliğin her zaman ve herkes arasında özgürce yapılabileceği olağanüstü genişlikte bir cinsellik ihtimali sunan, mahremiyet denen kavramın hiçe sayıldığı bir Cesur Yeni Dünya mı? İktidarların ağzıyla "Sen bir hainsin. Sen bir düşüncesuçlususun! Seni vururum, buharlaştırırım, seni tuz madenlerine yollarım" diyen çocukların olduğu bir 1984 mü, yoksa bebekliklerinden beri şartlandırıldıkları için bunu söyleyemeyecek kadar düşüncesi oluşamayan çocukların olduğu bir Cesur Yeni Dünya mı? İktidarın devamlılığı uğruna insanlarının beynini yıkayan ve kendi saraylarında mutlu mesut hayatlarına devam edip halkının iyiliğini umursamayan liderlerin olduğu 1984 mü, yoksa kendi halkının bilinçsizce üremesini durdurmayı hedefleyip de şartlandırma ve telkin sistemiyle insanları standartlaştırmayı hedefleyen Cesur Yeni Dünya mı? Nefret ettiğimiz şeyin bizi yıkmasından korktuğumuz 1984 mü, yoksa sevdiğimiz şeyin bizi yıkmasından korktuğumuz Cesur Yeni Dünya mı? Hayatımda en çok kararsız olduğum konu hakkında sizin düşüncelerinizi merak ediyorum. Hangi distopya daha etkileyici ve vurucu... 1984 mü Cesur Yeni Dünya mı?
·
48 yorumun tümünü gör
Reklam
272 syf.
·
9 günde
·
8/10 puan
Geniş Yeni Dünya(+18)
Aldous Huxley,
çok şanslı bir ailenin çocuğu idi. Huxley'in birçok akrabası bilim adamıdır.Kendini eğiten bir aileden gelmiş olması onun için gelecek için büyük bir avantaj olmuş ve bu avantajı kulanmasını da bilmiştir.Huxley, Bilimle ilgili insanların onu yanlış kullandığını söylemiştir. Parapsikoloji ve mistik temelli felsefe ile ilgilenmiştir.
Cesur Yeni Dünya
eseri tüm dünyaca tanınmasına vesile olmuştur.Ölüm günü
Stephen King
in romanında da bahsettiği Kennedy nin suikast sonucu öldüğü gün olan
22/11/63
olduğu için kimse tarafından ölümü önemsenmemiştir. Arada kaynamıştır da diyebiliriz.
Cesur Yeni Dünya
kitabını 1931 yılında yazan yazarımız, kitapta birden çok yeni dünya düzeni öngörüsünde bulunuyor. Bunlar neler derseniz; psikolojik, sosyolojik, hiyerarşik, bilimsel, doğumla alakalı, cinsellikle alakalı, aile hayatı ile alakalı,uykuda öğrenme, üreme şekli vs yeni birden çok konuda değişiklikler içermektedir.
1984
kitabı ile çok karşılaştırılan bir kitap. 1984 çok daha iyi bence. Dünya olarak
Cesur Yeni Dünya
nın dünyası daha kapsamlı, ama konu ve mesaj olarak kesinlikle 1984 çok çok daha üstündü. Aynı zamanda şundan da çok eminim ki : 1984 ü ömrümün sonuna kadar unutamayacağım. Cesur Yeni Dünya yı ise 2 3 aya unuturum büyük ihtimal. Bütün önemli en iyiler listesinde kendine yer bulan
Cesur Yeni Dünya
, en çokta yasaklanan eserlerden biridir. Kitap ismini
William Shakespeare
in bi kitabındaki cümleden almaktadır. Güzel yeni dünya diye çevirmekte mümkündür. "Ah merak! Burada kaç tane iyi yaratık var! İnsanlık ne güzel! Ey cesur yeni dünya, İçinde böyle insanlar yok."
Aldous Huxley
in 5.romanı ama ilk distopyasıdır Cesur Yeni Dünya. Peki kitabı yazarken kimlerden esindi diye sorarsanız :
H. G. Wells
den etkilenmiştir diyebilirim. Hatta Huxley direk bunu kendisi de dile getirmiştir. Kitaptaki Mustafa Mond gerçek hayatta Sir Alfred Mond dur. Huxley, bi ziyaretinde kendisinden etkilendiği için onu kitabında kullanmak istemiş ve bunu da bi şekilde başarmıştır. Mustafa adı nereden mi geliyor? İşte buna şaşıracaksınız : Ulu önderimizden Mustafa Kemal Atatürk ten geliyor. Atatürk ün yeni bir ülke oluşturduğu, bir düzen kurduğu kitabın yazıldığı dönemde aklına onun adının gelmesi pek ilginç olmasa gerek Huxley için. Bernard ile Lenina kitabın iki ana karakteridir. Bernard A+ bir psikolog, Lenina ise B+ bir işçidir.Bernard ve Lenina vahşilerin yani alt sınıf ve günümüzdeki koşulların aynını yaşayan bir bölgeye güya tatile gönderilir. Ama tabi onları orada çok değişik bir ortam ve gerilim dolu bir maceta beklemektedir. Burada şunu belirtmem gerekir ki : Kitap, bilim kurgu, distopya değil de gerilim konusunda iddialı olsa idi bence daha meşhur olurdu. Çünkü orada yaşadıkları bazı hikayeler beni harika etkiledi. Gerim gerim gerildim. Kitabın en sevdiğim kısmı bu kısımlar oldu.Bu hikayenin devamında da yine
William Shakespeare
i yazarın ne kadar sevdiğini ve örnek aldığını tekrar göreceksiniz. Daha sonra ana karakterimiz John olur. Ama John ilgili pek bir şey anlatmak istemiyorun fazla spoiler olur çünkü. Eski düzen, yeni düzen sorunu yaşadığını onun net bir şekilde görebilirsiniz.
1984
kitabı ile ilgili de Huxley şu sözleri söylemiştir : "Gelecek Dünya Düzeni 1984 den daha çok benim Cesur Yeni Dünya ma benzeyecektir.Bebek şartlandırmasını ve narko hipnoz modellerini özellikle gelecekte görmeyi bekliyorum." Huxley, tam 30 sene sonra Revisited adında bi kitap daha yazarak Cesur Yeni Dünya yı daha ütopik bir çizimini yapmayı amaçlar. Ama bu çizim onu Cesur Yeni Dünyanın ötesine götürememiştir. Yeni dünyada ilkel yani yabani insanlar ve Ütopik medeni toplumun arasına 3.bir toplum daha oluşturup, onlarında ruh yapısı bozuklardan oluşan bir düzenin parçasını oluşmasını istiyordu. Ama bu yeni kitap, Cesur Yeni Dünya kadar ona göre de başarılı değildi. Kitap, pornografik ögeler barındırdığı için defaatle yasaklanmıştır. Tüm dünyada neredeyse sansür yemiştir. ABD, Çin,Ingiltere, İrlanda,Hindistan bu ülkelerden sadece bazıları. 18 yaş altı için bende önermiyorum kesinlikle. Kitap,
Biz
kitabından çalıntıdır diyen sayısı da hayli fazladır. Bunu da belirtmekte fayda var.Buna inanların başında ise
George Orwell
gelmektedir. Kitabı genel anlamda söylemek gerekirse beğenmedim arkadaşlar. Ben gelecek dünya düzeni ile alakalı olarak bu kadar çıplaklığın olacağı bir düzen beklemiyorum. Fazla karamsar bi çizim yapmış ama deseniz ki sen karamsar değil misiniz diye de sorsanız bende gelecek için karamsarım. Çünkü her şey sanki daha kötüye gidiyor. Teknolojinin daha aktif olduğu, insanların tatillerini bile oturdukları yerden yapacakları bir dünya düşünüyorum mesela. Son olarak Metaverse muhabbetini biliyorsunuz. Onun üzerinden yeni bir şeyler gelişir. Arsadır, evdir, bahçedir ne varsa gerçek dünyadaki hepsini oturduğumuz yerden alabileceksiniz gibi. Ama çıplaklık, serbest ilişki,bağlılık olmaması falan bence fazla zorlama gibi geldi bana. BiKitabın başında önsöz yazısında bunların normalleşmeye başladığı belirtmiş durumun ama bence her dönem illegal seviyede ilişkiler olmuştur. Ama bu seviyelere normal olarak hiç gelmemiştir. Ayrıca çıplaklık, genişlik,serbest cinsel yaşam ne zamandır cesurluk yada güzellik olarak geçiyor da kitaba bu ismi vermiş onu da anlayamadım. Ayrıca ilk kısımda doğum kısmında çok sıkıldım. Fazla teknik kelimeli anlatmış. Araya başka kitap aldım. Genel anlamda sıkan bi kitap oldu ama zeki bi adam bu işi yapmış. Onu da zaten sizde göreceksiniz. Fazla bilgili ve kendini bu dünyaya inandırmış. Bunu okurken anlıyorsunuz. Kitaba puanım 8.
·
11 yorumun tümünü gör
272 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Uyanın, Kahramanın Şimdiki Zamanı Bizim Geleceğimiz Olabilir!
"Ben keyif aramıyorum. Tanrı'yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. Günah istiyorum.’’ (s. 238) 1. Ütopya’dan Distopya’ya Geçiş Distopik bir eseri inceleyebilmek için öncelikle, hem distopyaların ortaya çıkmasında büyük payı olan ütopyayı hem de distopyayı tanımlamak gerekir. Ütopya kelimesi, Yunanca ‘’olmayan/yok/değil’’ anlamlarına gelen öneki ou (oú) ve ‘’yer/ülke’’ anlamındaki topos (τόπος) kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Ütopya, kabaca herkesin mutlu mesut bir şekilde yaşadığı, kötü şeylerin gerçekleşmesinin pek mümkün olmadığı, refah seviyesinin üst sınırlara dayandığı toplum düzenine denir. Tam kelime karşılığı ise ironik bir şekilde ‘’olmayan-yer’’ (outopos) anlamına gelir. Ütopya kelimesini 1516 yılında literatürde ilk kullanan kişi Thomas More olarak bilinmektedir (Bkz:
Ütopya
). Devlet, İdeal Devlet, Güneş Ülkesi, Yeni Atlantis bu türe verebileceğimiz örneklerin en başında geliyor. Distopya kelimesinin etimolojik kökeni ise Yunanca ‘’kötü/hastalıklı’’ anlamındaki dsy/dis (δυσ) öneki ile yine topos kelimesinin birleştirilmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu kelime ise ilk defa 1868 yılında John Stuart Mill tarafından ‘’kötü bir yer’’ anlamına gelecek şekilde kullanılmıştır. Distopya kelimesi, ütopyanın anti-tezi ve karşıtı olarak ele alınmasının yanında, karamsar duruşuyla toplumun gidişatına ve genellikle politik, ekonomik, teknolojik, sosyolojik ve dini problemlerine dikkat çekerek ayna tutmaktadır. Distopik toplumlarda ekseriyetle, baskıcı ve totaliter bir devlet modeli vardır ve bu yönetim biçiminin altında ezilen insanların mutsuzluklarına, bireyselliklerinin yok oluşuna ve özgürlüklerinin kısıtlanışına şahit oluruz. Distopyaya örnek olarak ise türün dört öncüsünü, nam-ı diğer ‘’kara dörtlemeyi’’ örnek verebiliriz: (Biz, 1984, Cesur Yeni Dünya, Fahrenheit 451) ‘’Hiçbir ütopya, toplumun bütün bireylerine sonsuza dek tatmin sağlayamaz.’’ – Çocukluğun Sonu, Arthur C. Clarke İyimser bir atmosferde yazılmış ütopyalardan distopyaya geçişin nedenini anlamak için türün ortaya çıkışında etkili olan gelişmeleri, tarihsel ve bilimsel arka planı ve dönemin gidişatını incelemek yerinde olacaktır. Özellikle Birinci Dünya Savaşı’nın sonrasında insanlığın içine düştüğü olumsuz durumlar ve kötümser duygular, o dönemde kaleme alınmış eserlerin kurgularına ve metinlerin altında yatan anlamlara da nüfuz etmiştir. Başta bilimin hızlı gelişmesi ve endüstrileşmenin sosyo-ekonomik etkileriyle, insanlar gelecekleri ile ilgili büyük bir kaygı kazanına düşmüşlerdir. Nüfusun hızla artışı ve makineleşmenin de yaratmış olduğu korkular insanları pembe ve romantik ütopya rüyasından uyandırmış, kötümser ve kehanet dolu distopya kâbusuna daldırmıştır. Modernite denen sahte gelişmişliğin akışkanlığında geriye doğru kulaç atmak zorunda kalan insanoğlu, artık geleceğe dair öngörülerini bağırmak, insanları uyarmak, geleceğe bir ışık tutmak istemiş ve bazıları da bunu yazı yoluyla gerçekleştirmiştir. İşte az önce bahsettiğim şeyler de Huxley’nin kehanetler silsilesi olan distopik eseri Cesur Yeni Dünya’ya zemin hazırlamış ve var oluş sancılarına gebe olmasını sağlamıştır. ‘’Cesur Yeni Dünya bakış açınıza göre ya kusursuz bir dünya ütopyası ya da onun çirkin bir zıttı, yani bir distopyadır.’’ – Margaret Atwood 2. Kitaba İlham Olan Tarihi Kişilik: Henry Ford ve Fordizm Hegemonyası Henry Ford’un kim olduğu ve tarih sahnesindeki kişiliği hakkında bilgi sahibi olmak, Aldous Huxley’nin bize iletmek istediği mesajları almamızda epey bir yardımcı olacaktır. Çünkü Cesur Yeni Dünya’nın hikâyesi F.S. (Ford'dan Sonra) 632 yılında geçmektedir (Miladi takvime göre 2540). Henry Ford, Amerikalı sanayici, Ford Motor Şirketi’nin kurucusu ve seri üretim montaj hattının baş geliştiricisiydi. T Model otomobilini piyasaya sürmesiyle endüstride devrim etkisi yarattı ve özellikle ‘’yürüyen bant tekniği’’ ile –ki bu kitap için çok önemli- Fordizm’in de temellerini attı. Fordizm, Henry Ford’un öncülüğünü yaptığı ‘’üretim bandının’’ uygulamaya konmasını içeren üretim sisteminin adıdır. Fordizm’in asıl amacı ucuz malları seri üretim yoluyla daha pahalıya rutin bir şekilde satmaktı. Ford’un getirdiği yürüyen bant sistemi –şu an hala çoğu fabrikada kullanılan-, işçileri tek tipleştirmişti. Şöyle düşünün, bir üretim fabrikasında işçisiniz ve önünüzdeki yürüyen bandın üzerinde bir arabanın iskeleti geçmekte ve bütün gün yapmanız gereken tek şey, o iskelet önünüze geldiğinde aracın sağ tekerleğini monte etmek. Tüm gün boyunca –ve muhtemelen ömrünüz boyunca- yapacağınız iş bu. Her bir işçi üretim bandında çok küçük ve vasıfsız bir işle görevlendirilmiş olup, bütünün (yani üretilen ürünün) ne olduğu konusunda bilgisizdirler. Seri üretim sonucunda bir kişilik buharlaşması yaşanmış ve odak bireyselcilikten toplumculuğa kaymıştır. Tüketim çılgınlığıyla birlikte artan talepler ve bunun sonucunda kitlesel üretimin beraberinde standartlaşmayı getirmesi kaçınılmaz olmuştur. Yeni Dünya düzeninde, ‘’maddiyat ve tüketim” yüceltilirken, “insan” bu sistemde sadece bir ‘’ürün’’ olarak yer buluyor. Huxley’i en çok ürküten ve ilgisini cezbeden kısım da burası olmuştur. Bir Amerika ziyareti esnasında Ford’un oradaki yaşayış biçimini ve toplumsal düzeni ne kadar büyük bir şekilde etkilediğini görmüştür. Bu sistematik ve aşırı düzenin kâbusunu herkesten önce gören Huxley, Cesur Yeni Dünya’daki distopik düzenin temellerini Fordizm’in değerleri ve ilkeleri üzerinden şekillendirmiştir. Dolayısıyla Cesur Yeni Dünya’da Henry Ford, insanlığın kaderini belirlediği için Tanrı konumundadır. Hatta alenen, İngilizcedeki ‘’Oh my Lord!’’ (Aman Tanrım!) kalıbındaki Lord kelimesine atıfta bulunularak ‘’Oh my Ford’’ tabiri kullanılmaktadır. Üretilen bant sisteminin icat edildiği tarih de oradaki insanlar tarafından milat olarak kabul edilmiştir tıpkı İsa’nın doğumunun milat kabul edilmesi gibi. Fordizm konusu ayrıca Richard Sennet tarafından Karakter Aşınması kitabında da ele alınmıştır. Konuya ilgililerin mutlaka okumalarını tavsiye ediyorum. "The price of freedom is eternal vigilance." (Özgürlüğün bedeli ebedi teyakkuzdur) – Aldous Huxley, 1958 tarihli röportajından. 3. Cesur Yeni Dünya: Cemaat, Özdeşlik, İstikrar Cesur Yeni Dünya, 1930'lardaki teknolojinin, bilimin ve totaliterliğin yükselişinden yola çıkarak, insanlığın tüm özgür seçimlerinden mahrum bırakıldığı, genetiğin ve psikolojinin manipülasyonu yoluyla mutluluğa zorlandığı gelecekteki totaliter bir devleti tasvir eden distopik bir bilimkurgu romanıdır. Diğer distopik eserlerde olduğu gibi Cesur Yeni Dünya’da da bireyden ziyade toplum ve toplumun istikrarı önemlidir. Toplumun istikrarını sağlayabilmek için yapılacak olan ilk şey yapılmış; bireye özgü şeyler yok edilmiştir. Aile kavramı zihinlerden silinmiş, duygusallık ortadan kaldırılmıştır. Yeni Dünya halkı tarafından anne, baba, kardeş, evlat gibi kelimeler ayıp bir şeymiş gibi karşılanmaktadır. Bugünkü dünyamızın aksine sevgiyi ifade etme ve aile edinme hakkı tamamen ellerinden alınmıştır. Ailenin yıkımı ve üremenin yok oluşu sebebiyle artık insanlar doğmak yerine tüpler içinde fabrikalarda ihtiyaca göre seri üretiliyorlardır, tıpkı Henry Ford’un fabrikalarında bantlı sistemlerde uygulandığı gibi. Bu ihtiyaçları da birtakım denetçiler belirlemektedir. Ve bu insan üretim fabrikalarında, insanları belli bir kast sistemine göre topluma kazandırmaktadırlar. Bu sistem Alpha, Beta, Gamma, Delta ve Epsilon olmak üzere beşe ayrılmaktadır. Aynı zamanda Yunan alfabesinin ilk beş harfini temsil eden bu sınıflar baştan sona gidildikçe zekâ ve sosyal statü anlamında eksiye düşmektedirler. Örneğin; Alphalar yönetici, Betalar fabrikada çalışan bir hemşire olarak görev yapabilirken, diğer üç sınıf bu üstteki kişilere hizmet etmek için yaşar, tarımcılık ve madencilik gibi sıradan işleri yaparlar. Dünya liderlerinin kullandığı teknolojiyle bireylerin kastları, onlar daha doğmadan önce belirlenir ve sosyal statü ne kadar düşükse bireyler o kadar aptal ve çirkin olarak yaratılırlar. Yani tamamen öjenik –topluma faydası olmayacak genlerin yok edildiği- sistem hakimdir. Ve işin ilginç tarafı; toplumdaki herkes kendi sosyal statüsünden memnundur. Örneğin; bir Epsilon için Alfa olmak tiksindirici bir şeydir. Aynı durum tam tersi için de geçerlidir, bir Alfa asla Epsilon sınıfına ait olmak istemez, aklından dahi geçiremez. Ayrıca her sınıfın kendine özgü bir giyiniş tarzı ve görüntüsü vardır (bkz: images.app.goo.gl/iwA5Dt2qgkE2k1sj9). Bunların yanı sıra, Huxley, bu kast sisteminin alt kısmında bulunanlar hakkında bize pek bir bilgi vermez. Bunu neden yapar acaba? Belki de konfor alanımızdan çıkıp aynaya üç-beş saniye bakmamızı istemiştir, kim bilir? ‘’Kır çiçekleri ve manzara seyretmenin önemli bir kusuru var, bedavalar!’’ (s. 48) Kaderleri tepedekiler tarafından daha onlar tüplerin içinden çıkmadan önce belirlenmiş olan Yeni Dünya insanları birçok farklı yöntemle mutluluğa şartlandırılmış, sonsuz bir mutluluk hapishanesine kilitlenmişlerdir. İnsanlar, Pavlov’un ‘’Klasik Koşullanma’’ yöntemiyle kitaplara ve doğaya karşı olumsuz şartlanmış, Hipnopedya yöntemiyle de uykularında dinledikleri ahlaki(!) mesajlarla zihinlerini devletin istediği şekilde koşullandırmışlardır. Bu Dünya Devleti’nde insanlar asla tek bırakılmazlar çünkü tek kalmak onlara göre düşünmenin tetikleyicisidir. Bu yüzden ‘’Birey hissederse, topluluk sendeler’’ düsturuyla sürekli koyun gibi sürüler halinde ve kontrol altında yaşarlar. ‘’Soma’’ adı verilen haplarla insanlara mutluluk aşılarlar, onları mutlulukla uyuşturup hiçbir şeyi sorgulamamalarını sağlarlar. Dünya Devleti, öncelikle aile kavramını ortadan kaldırarak üç ana ilkesinden biri olan CEMAAT yani toplumu sağlamış oldu, en büyük silahı kast sistemiyle ÖZDEŞLİK yani benzerliği, tek tipliği elde etti ve insanları şartlandırarak İSTİKRAR’ı yani devamlılığı ve seri üretimi devreye soktu. Zihin ve mutluluk hapishanesinde mahsur kalmak sizce de korkunç bir şey değil mi? Clarke’ın dediği gibi her ütopya elbet bir gün distopyaya dönüşecektir… "Fakat şimdilerde insanlar hiç yalnız kalmıyorlar, insanların yalnızlıktan nefret etmelerini sağlıyoruz ve yaşamlarını hiç yalnız kalmayacak şekilde düzenliyoruz." (s. 233) "Bu da, mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: insanlara, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek." (s. 42) 4.
Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret
’yı Ziyaret Huxley’nin Cesur Yeni Dünya adlı distopik romanı, 1931 yılında okurlarla buluştu. Aradan yaklaşık 30 yıl geçtikten sonraysa, kitabında bahsettiği kehanetlerin dünyamızda ne ölçüde gerçekleştiğini kaleme almaya karar verdi. Ve 1958 yılında, Cesur Yeni Dünya’yı sosyal, politik ve ekonomik temalar ekseninde incelediği denemelerini kurgu-dışı bir kitap şeklinde yayımladı. ‘’1931’de yapılan kehanetler, gerçekleşeceklerini düşündüğüm tarihten çok daha erken gerçekleşiyorlar…’’ – Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret (s. 8) Cesur Yeni Dünya, –sadece bu uygulamada- 40 bin okunmaya sahipken, bu dünyanın tiksindirici gerçeklerinin analiz edildiği bir kitabın 400 okunmada kalması gerçekten şaşırtıcı bir durum. Ülkemizdeki okurlar ana akım kitapları okumakla mı meşguller yoksa gerçekleri mi görmezden gelmektedirler ikilemine düşüren cinsten bir orantıdır… Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret’te, Huxley, genel anlamda ‘’aşırı nüfus artışı’’, ‘’aşırı örgütlenme’’ ve bunların olası olumsuz sonuçlarına odaklansa da günümüzde karşı karşıya kaldığımız birçok problemi irdeliyor. Verimli bir okuma tecrübe etmek isteyen herkese bu iki kitabın art arda okunmasını tavsiye ediyorum. Kitapta geçen denemelerin başlığı ise şu şekilde: 1- Aşırı Nüfus 2- Nicelik, Nitelik, Ahlaklılık 3- Aşırı Örgütlenme 4- Demokratik Toplumda Propaganda 5- Diktatörlükte Propaganda 6- Satış Sanatları 7- Beyin Yıkama 8- Kimyasal İkna 9- Bilinçaltı İkna 10- Hipnopedya 11- Özgürlük İçin Eğitim 12- Ne Yapılabilir? Online bir şekilde İngilizce olarak okumak için: huxley.net/bnw-revisited/ "Eğer bir ulus hem cahilse hem de özgür olmayı umuyorsa, hiç olmayan ve olmayacak bir şeyi ummaktadır." – Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret (s. 35) 5. Distopyalar ve Dünyamız Her nitelikli distopya ciddiye alınması gereken geleceğe yönelik bir ikazdır. Aslında tüm distopyaların derdi neredeyse aynıdır. Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sı, Orwell’in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü, Bradbury’nin Fahrenheit 451’i, Vonnegut’un Otomatik Piyano’su, Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü ve Zamyatin’in Biz’i gibi distopik türün en çok bilinen örneklerine baktığımızda toplumsal ve siyasi hicivler barındırdıklarını rahatça görebiliriz. Orwell’in faşizmi eleştirdiği distopyasındaki kameralar, yalan haberler ve baskıcı totaliter rejim gibi ögeler şu anda neredeyse her yerdeler. Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sındaki gibi bizi tüketime zorlayan reklamlara her gün maruz kalmaktayız veya Zamyatin’in Biz eserindeki tek tipleştirme yaşadığımız dünya düzeninde yok mu dersiniz? Bradbury’nin Fahrenheit 451’indeki itfaiyeciler gibi görevini maksadının dışında kullanan çalışanlar veya yetkililer aramızda değiller mi? Kara Dörtleme’nin her kitabından ayrı ayrı birer alıntı paylaşmak istiyorum: Biz: "Kimse tek değil, herkes bir. Hepimiz aynıyız" (s. 8) Cesur Yeni Dünya: ‘’Kır çiçekleri ve manzara seyretmenin önemli bir kusuru var, bedavalar!’’ (s. 48) Fahrenheit 451: ‘’Düşünmüyorum, söyleneni yapıyorum sadece, her zamanki gibi’’ (s.115) 1984: ‘’Sonunda Parti iki kere ikinin beş ettiğini söyler, siz de buna inanmak zorunda kalırdınız’’ (s. 93) Bu eserleri yazıldıkları yıldan neredeyse yüzyıl sonra bile okuduğumuzda kendimizden ve içinde yaşadığımız düzenden bir parça bile bulabiliyorsak, yazarları amacına ulaşmış, geleceğe dair endişelerini paylaşmış ve bizi uyarmış demektir. Bu durumda bizim üzerimize düşen şey ise kendimizi eğitmek. İnsanları eğitmek, zihinlerini özgür bırakmak ve buna karşı gelenlere direniş göstermek. Uyanın, kahramanın şimdiki zamanı bizim geleceğimiz olabilir. Ve biz ister hazır olalım, ister olmayalım, gelecek bir gün gelecek. Huxley’nin ve onun Cesur Yeni Dünya’sının omuzlarıma yüklediği ağırlığı ancak bu şekilde hafifletebilirdim. Yazıyı burada sonlandırırken Huxley’nin Türkçe altyazılı röportajlarıyla birlikte kitabın düşüncelerini ve incelemeyi özetleyecek bir şarkı bırakıyorum… Keyifli ve verimli okumalar diliyorum herkese. Radiohead - Fitter Happier: youtu.be/dA_orTZI924 Aldous Huxley: "İnsanlık, kişiliğini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya": youtu.be/A3Obb8s-DJM Cesur Yeni Dünya'nın yazarı Aldous Huxley, diktatörlük distopyasını anlatıyor: youtu.be/JioEmYIB7lg 6. Ek: ‘’Talihsiz’’ Yeni Dünya Son olarak da kitabın çevirisi ve baskısı hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. İthaki Yayınları bünyesindeki Bilimkurgu Klasikleri serisinin 4. kitabı olan Cesur Yeni Dünya, Ümit Tosun tarafından Türkçeye kazandırılmış. Kapak tasarımı harika; soma hapının içindeki mutluluk hapishanesi çok başarılı bir şekilde yansıtılmış. Daha iyi bir kapak tasarımı düşünülemezdi sanırım. Çeviri konusuna gelecek olursak, başlık dışında her şey gayet iyiydi. Ama maalesef bu kitabın orijinal ismi CESUR Yeni Dünya değil, ironik bir şekilde GÜZEL Yeni Dünya’dır. Kitabın ismini William Shakespeare’in ‘’Fırtına’’ oyunundaki bir monologdan ödünç alan Huxley, ‘’brave’’ kelimesinin ‘’cesur’’ anlamına gelen modern halinden ziyade, Shakespeare gibi eski tabirle ‘’güzel’’ anlamında kullanmıştır. Hatta İngiliz oyun yazarının kullandığı cümle Türkçeye Özdemir Nutku tarafından ‘’güzel’’ anlamında çevrilmiştir: “O brave new world, that has such people in it!” (V, I) ‘’Böyle insanlarla dolu güzel yeni dünyaya merhaba!’’ (V, I) Bu nedenle biraz talihsiz bir çeviri olmuş, Güzel Yeni Dünya, Cesur Yeni Dünya olarak akıllarımıza kazınmıştır… Biz yine de almamız gerekeni alıp yolumuza devam edelim…
·
8 yorumun tümünü gör
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.48