Virginia Woolf Adeline Virginia Woolf

Yazar 7,9/10 · 843 Oy · 32 kitap · 2788 okunma ·  1310 beğeni

Yazarın Bilgileri

  • Yazarın Adı:
    Virginia Woolf
  • Yazarın Tam Adı:
    Adeline Virginia Woolf
  • Unvan:
    İngiliz Feminist, Yazar, Romancı ve Eleştirmen
  • Doğum:
    Kensington, Londra, Birleşik Krallık 25 Ocak 1882
  • Ölüm:
    Ouse Nehri, Lewes, Birleşik Krallık 28 Mart 1941
  • Yazar kitaplarını satın al Sponsorlu

Yazar İstatistikleri

1.310 okur beğendi.
843 puanlama · 1.819 alıntı
22 haber · 40.774 gösterim
2.788 okur kitaplarını okudu.
3.897 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
206 okur kitaplarını şu anda okuyor.
141 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Virginia Woolf'un Biyografisi

Virginia Woolf (25 Ocak 1882 - 28 Mart 1941) İngiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmen.

1882'de Londra'da dünyaya gelen Virginia Woolf, Victoria devri'nin tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıydı. Annesi ve babası daha önce başkalarıyla evlenmişler, dul kaldıktan sonra ise bir araya gelmişlerdi. Her ikisinin de ilk eşlerinden çocukları vardı. Sir Leslie Stephen'ın ilk eşi, ünlü romancı William Makepeace Thackeray'nın kızıydı. Thackeray'nın eşi akıl hastası olduğundan, Leslie Stephen'ın bu kadından olan kızı Laura, anneannesine çekmiş, yirmi yaşında bir akıl hastahanesine kapatılmıştı. Virginia'nın annesi Julia Duckworth ile Leslie Stephen'ın beş çocukları oldu. Yaş sırasıyla Vanessa, Julian, Thoby, Virginia ve Adrian. Virginia on üç yaşındayken annesi ansızın ölmüştür. Woolf, o yıllarda kadınların ikinci planda kalması nedeni ile okula gönderilememiş fakat babası yardımı ile kendini geliştirmiştir.

Kızkardeşi Vanessa Bell daha küçük bir yaşta iken bir ressam olmaya, Virginia Woolf ise bir yazar olmaya karar verir. Kendisini babasının kütüphanesinde geliştiren Virginia Woolf, 1895'de bir gazetede kısa hikâyelerini yayınlatır.

Özellikle, Viktorya tarzı yaşamaya karşı olan Virginia Woolf, yazılarında da bundan bahseder.

Bloomsbury Grubu
1904'te babasının ölümünden sonra kardeşleriyle Bloomsbury'ye taşınması ise hayatında ciddi bir dönüm noktası olmuştur. Bloomsbury grubu içinde birçok ünlü edebiyatçıyı barındıran ve cinsel konulardaki özgürlükçü tavırlarıyla tanınan bir grup entelektüelden oluşuyordu. Grupta bulunan birçok kişi eşcinsel ya da biseksüeldi. İnsanlar onları etik bir grup olarak görüyorlardı. Grupta John Maynard Keynes, E. M. Forster, Roger Fry, Duncan Grant ve Lytton Strachey gibi ünlü kişiler vardı. Woolf, 1909'da bir süreliğine Lytton Strachey ile nişanlanmıştır.

Evliliği
Virginia Woolf 1912 yılında Leonard Woolf ile evlenmiştir. Evlilikleri cinsel açıdan yeterli olmasa da, Virginia Woolf için çok önemli olmuştur. Leonard Woolf eşi için bir basımevi kurmuştu ve bu da Virginia Woolf'un yazdığı kitapları yayımlatması için bir fırsat olmuştu.

Ölümü
Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordu. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941'de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Virginia Woolf, geride iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell'e diğeri ise kocası Leonard Woolf'a.

"Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. O korkunç yeniden yaşayamayacağımı hissediyorum. Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım. Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum."

Virginia Woolf'un Kitapları Kitap Ekle

8,0/ 10  (503 Oy) ·  1.540 Okunma
7,7/ 10  (130 Oy) ·  389 Okunma
8,0/ 10  (67 Oy) ·  247 Okunma
7,9/ 10  (50 Oy) ·  167 Okunma
8,1/ 10  (25 Oy) ·  96 Okunma
6,8/ 10  (4 Oy) ·  19 Okunma
8,0/ 10  (2 Oy) ·  12 Okunma
18. Güvenin Ölümü (Leonard Woolf`un Önsözüyle)
0,0/ 10  (0 Oy) ·  11 Okunma
Bütün Kitapları Göster

Kadının varlığına katlanamayan zihniyet; elbette onun yazmasına, okumasına, düşünmesine de karşıdır..

Kendine Ait Bir Oda, Virginia WoolfKendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf
Furkan, bir alıntı ekledi.
 17 Tem 2015

Özgürlük
İsterseniz kitaplıklarınıza kilit vurun; ama zihnimin özgürlüğüne vurabileceğiniz ne bir kilit var ne de bir sürgü, ne de kapatabileceğiniz bir kapı.

Kendine Ait Bir Oda, Virginia WoolfKendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf
Evrem B., bir alıntı ekledi.
25 Oca 2016

Başkalarının gözleri bizim zindanlarımız; başkalarının düşünceleri bizim kafeslerimiz.

Virginia WoolfVirginia Woolf
Gogol, bir alıntı ekledi.
01 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

İnsanın kendinden başka hiç kimse olmasına gerek yoktu.

Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf (Sayfa 20 - Aylak Adam Yayınları)Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf (Sayfa 20 - Aylak Adam Yayınları)
Yunus, bir alıntı ekledi.
17 Mar 14:34 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Dünya sana nasıl davranıyor?"

Yıllar, Virginia Woolf (Sayfa 131 - Kırmızı kedi)Yıllar, Virginia Woolf (Sayfa 131 - Kırmızı kedi)
Deniz, bir alıntı ekledi.
05 Haz 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

'' Eğer göz kamaştırıcı, engelsiz bir zihin varsa, diye düşündüm, yeniden kitap rafına dönerek, o da Shakespeare'in zihnidir. "

Kendine Ait Bir Oda, Virginia WoolfKendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf
Nurhan Işkın, bir alıntı ekledi.
05 Nis 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"En iyi yetiştirilmiş kadınlar zihinleri en uygar olanlardır."

Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf (Sayfa 78 - Tutku Yayınları)Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf (Sayfa 78 - Tutku Yayınları)
Elif Kimya, bir alıntı ekledi.
 01 May 2017 · Kitabı okudu · İnceledi

Ne kızgın güneşten kork artık
Ne de azgın kışın hışmından.

Mrs. Dalloway, Virginia Woolf (Sayfa 15)Mrs. Dalloway, Virginia Woolf (Sayfa 15)
Kitap her yerde okunur, bir alıntı ekledi.
14 Haz 2017 · İnceledi

Mutfaktan sonra, evin en güzel odası kitaplıktır, hiç değişmez.

Perde Arası, Virginia Woolf (Sayfa 21 - Can Yayınları)Perde Arası, Virginia Woolf (Sayfa 21 - Can Yayınları)
Mem, bir alıntı ekledi.
20 Eki 2017 · İnceledi

Çünkü insanın bazen ne düşündüğü ne de bir şey hissettiği anlar vardı.

Deniz Feneri, Virginia Woolf (Sayfa 199 - İş Bankası Kültür Yayınları)Deniz Feneri, Virginia Woolf (Sayfa 199 - İş Bankası Kültür Yayınları)
Bütün Alıntıları Göster

Virginia Woolf kitap incelemeleri

Hesna, Kendine Ait Bir Oda'yı inceledi.
20 Tem 2017 · Kitabı okudu · 2 günde

Kendime ait bir odam var benim.
Dört duvarı kalbimle, beynimle, ruhumla ve hayallerimle çevrili....
Canımın canı gelse, giremez o odaya.
Bilirim ki; bir gün tamamen yalnız kalsam, çevremde selam verecek kimse kalmasa yine de yaşama gücümden bir şey kaybetmem.
Bilirim ki, kendime ait bir odam var benim.
Kendimi bildiğim, kendi kendime yetebildiğim...
Ne zaman kafam bozulsa, ne zaman hayat üstüme doğru gelse kaçar giderim. Geri çevirmez. İnsanlar gibi bir şey de beklemez. Her fırtınada, her alaborada sığınabileceğim köhne bir liman gibi... Bakımsız ve yıkık...Her duvarı farklı darbeler aldığı halde, huzur dolu ve sıcacık...

Herkesin içinde yarattığı odadadır mutluluk. Ruha, huzurunu bahşeden dinginlikte... Peki böyle bir odadan mı bahsetmiştir Virginia? Bir bakıma öyle. Zaten dört tarafı somut duvarlarla çevrili bir odaya sahip olsak bile, içinde yaşadığımız toplum zaman ve fırsat tanıyacak mı o odaya girmeye? Hele ki kadınlara... Daha çocuk yaşta kadın olmaya zorlanan, ev işleriyle beli bükülen, nasıl olsa evden çıkacak gözüyle bakıldığı için okumalarına izin verilmeyen, önce hocaya sonra kocaya mantığıyla münasip bir kısmetle hem hayatlarının hem de yaratıcılıklarının sınırlarına son verilen o çocuk kadınlara ne yardım edebilir?

Kadın annedir, kadın sevgilidir. Erkeğin de başarılarında payı olan bir destektir. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünebilirken, duygusal yoğunluğunu en dipte yaşayabilirken neden yaratamaz bir kadın? Neden yazamaz? Neden bir Shakespeare çıkmadı kadınlardan? Virginia Woolf kendi deneyimlerini de katarak çok güzel analiz etmiştir bu konuyu. Özellikle Shakespeare'in bir kızkardeşi olsaydı varsayımıyla bizi düşündürürken, sonrasında anlattığı Shakespeare'in gerçek kızkardeşinin hikayesiyle de son noktayı koymuştur.

Toplumun kadına biçtiği sorumluluklar, ekonomik bağımlılık hatta kutsal sayılan annelik bile ondaki cevherin ortaya çıkmasını engellemiştir. Yüzyıllardır bazı şeyler şekil değiştirse de aynı yönde ilerlemeye devam etmiştir. Virginia'ya göre; kadın ekonomik olarak güçlenmeli, kendisine ait bir oda ve yaşam kurmalıdır. İçlerindeki gücü ancak bu şekilde ortaya koyabileceklerdir. Peki buna rağmen istisnalar olmamış mıdır, büyük kadın yazarlar çıkmamış mıdır tarihte? Elbette çıkmıştır. Woolf; özellikle İngiliz edebiyatından örnekler sunarak o kadınların da ne zorluklar yaşadıklarından bahsederken, kendilerine ait bir oda olmamalarından kaynaklı romanlarındaki süreklilik hatalarına da değinmiştir.

Her ne kadar feminizmin güçlü savunucularından olduğu söylense de, aslında Virginia Woolf bu kitabında ılımlı bir eşitliğe de yer vermiştir. Kendi yaşadıklarından yola çıkarak bizlere ışık tutmuştur. Zamanında üvey abisinin tacizine uğrayan, bu sebeple eşiyle cinsel değil ama sadece manevi bağ kurabilmiş olan, hayat boyu bu durumun getirdiği ruh bunalımlarıyla savaşan, ona rağmen onlarca kitaba imza atabilmiş , hayattaki en büyük korkusu ölmek değil de artık yazamayacak duruma geldiğini bilmek olan ve eşine tüm minnet duygularını ilettiği bir intihar mektubuyla hayata veda eden bu kadının sesine kulak verin... Vardır bi' bildiği...

Elif Kimya, Mrs. Dalloway'ı inceledi.
03 May 2017 · Kitabı okudu · 4 günde

İngiliz Edebiyatının feminist yazarı Virginia Woolf, her zaman ilgimi çeken bir yazar olmuştur. Gerek yazdıklarıyla gerekse hayatıyla dikkat çeken bir isim. Çocukluğundan itibaren psikolojik bunalımlar yaşayan Wollf, hayatı boyunca manik depresif ruh halinden kurtulamamıştır. 22 yaşından itibaren 3 defa intihara kalkıştı. Hayatının son zamanlarında iyice psikolojik bunalımlara yenik düşen yazar, yazma yeteneğini kaybettiği ve artık yeni bir fikir üretemeyeceği düşüncesiyle sık sık boğuştu. Bu düşünceler, bu stres onun ruhsal bunalımlara savrulmasına sebep oldu ve bu düştüğü buhrandan, bataklıktan çıkamadı malesef.


“Canım, yine deliriyorum, eminim bundan. O berbat dönemlerden birine daha tahammül edemeyeceğimizi hissediyorum. Bu kez iyileşmeyeceğim. Sesler duymaya başlıyorum, dikkatimi toplayamıyorum. Bu yüzden en iyisi neyse onu yapacağım… Daha fazla mücadele edemem. Senin hayatını mahvettiğimi biliyorum, ben olmazsam sen çalışabilirsin. Çalışacaksın da, biliyorum bunu. Görüyor musun, şunu bile doğru dürüst yazamıyorum. Okuyamıyorum. Hayatımdaki bütün mutluluğu sana borçlu olduğumu söylemek istiyorum… Beni kurtarabilecek biri olsaydı, o kişi sen olurdun. Her şeyimi yitirdim, bir tek senin iyi biri olduğuna inancım kaldı geride.“ 59 yıla sığdırılmış yaratıcı bir hayatın son cümleleriydi bunlar. Bu satırları yazan Wollf, 59 yaşındayken eşine hayatını daha fazla mahvedemem diye seslendiği satırları ardında bırakarak evinden ayrıldı. Evinin yakınındaki nehre ilerledi, cebini taşlarla doldurdu ve kendini soğuk nehrin sularına bırakıp, defalarca başarısız olduğu intihar eylemini bu defa başarıyla sonlandırdı.


Virginia Woolf ' un bilnç akışını en iyi uyguladığı kitaplardan biridir Mrs. Dalloway. Peki nedir bilinç akışı tekniği? Karakterlerin kendi iç seslerine kulak vermemizi sağlayan, onların düşüncelerini okuyabileceğimiz bir çeşit monologtur. Ama bir iç monolog. İşte kitabında karakterin düşünme biçimini olduğu gibi iç diyaloglarla aktarma şekli olan bilinç akışı tekniğini uygulayıp edebiyata farklı bir soluk getiren Wollf, edebiyata katkısını bu akımla arşa çıkardı.


1923 yılında geçen kitapta Mrs. Dalloway' ın tek bir günü anlatılıyor. Hatta tam birgün bile değil. Ama sık sık geçmişe gidildiği için, hikaye biraz uzamış. Kitabın tek birgünde geçmesini özellikle vurguladım. Çünkü tek bir günü anlatan kitabın temalarından biri zaman. Hatta kitabın kahramanlarından biri de İngilteredeki meşhur saat kulesi Big Ben. Big Ben' in her çalışında başka bir karaktere geçiş yapılıyor kitapta.


Kitaptaki temalardan biri zaman demiştim. Diğer bir tema ise ölüm. Ölümden yani hepimizin kaçınılmaz sonu olandan korkmamak gerektiğini vurguluyor, hayatının her döneminde ölmek için çırpınan, sürekli intihara teşebbüs eden yazarımız. Kitapta ölüm ve yaşam iç içe geçmiş vaziyette. Aynı zamanda akıp giden anın, zamanın nasıl da her karakter tarafından farklı farklı algılandığını da görüyoruz.


Kitabın temalarından bahsettik, zaman ve ölüm diye. Ama önemli olan ana tema ve kitabın ana teması seçimlerimiz ve sonucunda vazgeçişlerimiz. Hayatlarının akışını değişerecek seçimler yapan karakterlerimiz, nelerden vazgeçtiklerinin, kendileri için doğru olduğunu sandıkları tercihlerden ne kadar emindiler, memnundular acaba?


Kitapta çok fazla olay örgüsü, derin bir hikaye yok. Başta da dediğim gibi bilinç akışı tekniği uygulandığından bolca karakterler ve onların iç dünyasına ait düşünceleri okuyacaksınız. Yazarın kaleminden bahsetmeye gerek yok. Çünkü hemen hemen her okur Virginia Woolf ' un nasıl başarılı bir anlatıma sahip olduğunu biliyordur.


Nihayet bir Virginia Woolf kitabı okumanın mutluluğunu yaşıyorum. :) Tam beklediğim gibi depresif bir ruh haliyle yazılmış, başarılı bir romandı. Her şey tek birgün içerisinde düzenlenen bir partinin hazırlıkları sırasında geçen yaşamdan, ölümden, tercihlerden, seçimlerden ibaret. Kitapta da dendiği gibi; " Her seçim bir vazgeçiş... "

Sevilay Küçük, Kendine Ait Bir Oda'yı inceledi.
12 Haz 2017 · Puan vermedi

Virginia Woolf hakkında hiçbir şey bilmiyordum.Kitabını bile okumayı düşünmüyordum.Fakat Tumblr'da eşine yazdığı İntihar notunu okuduktan sonra etkilendim.Ve Yazarın hayatını araştırdım.Yazar trajediler ve psikolojik sorunlar yaşamış.O yüzden okumaya karar verdim iyi ki de okumuşum.Virginia Woolf Hem feminist hem de modernist bir yazardır.Konusu itibariyle ”KADINLAR VE EDEBİYAT.”

Erkeklerin kadınlara "Bizler kadar düşünme yeteneğiniz olduğunu ileri sürüyorsunuz.Madem öyle,neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız? Virginia Woolf bu ezili soruya şöyle yanıt verir"Para kazanın,kendinize ait bir ayrı oda ve boş zaman yaratın.Ve yazın erkekler ne der diye düşünmeden yazın! Bu yazdığım parça kitabın arkasından.O yüzden kitabın adı "Kendinize ait bir oda"kadınların kendilere zaman ayırması gerektiğini ve eğitim konusunda geri kalmaması gerektiğini vurgulamış.Yazar bu konu hakkında araştırmalar yapmış ve diğer yazarların kadınlar hakkındaki görüşlerini yazmış.Ortaokuldayken bilim insanlarını öğreniyorduk,Arkadaşlarımdan biri Neden hocam hep erkek bilim insanı var demişti o da şöyle cevap verdi: Demek ki erkekler kadınlardan daha zeki.Ne kadar yanlış! O zamanlar kadınlar geri plandaydı,Küçük yaşta evlendirip erkeklerin kölesi oluyorlar ve sadece Ev işleri,çoluk çocukla vakitlerini geçiriyorlardı.Kendilerine ayıracak zamanları yoktu.Kitabı okurken Khaled hosseini'nin "Bin Muhteşem Güneş" adlı kitabı aklıma geldi orada da Kadınların erkeklerin kölesi olduklarını ve sadece kocalarına AİT olduklarını tek başına dışarı çıkılmanın yanlış olduğunu ve kadınların çektiği acıları anlatıyordu.Kadın tek başına dışarı çıkmış olsa nasıl döverler,bağırıp çağırırlar fakat kocası sokak ortasında dövse hiçbir seslerini çıkarmazlar işte KADIN-ERKEK EŞİTSİZLİĞİ.

Yazar Kadınların geri plana atılmasını ve eskiden beri de bunun süregeldiğini,kadınların kendilerine ayıracak eğitim vs. başka alanlarda kendini geliştiremediklerini “Kendilerine ait bir odanın”bulunmamasını vurgulamış.Kitabın okurlarına baktığım zaman %84 oranında kadınlar okumuş.Bence bu kitabı erkekler de okumalı.Herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.Çok akıcı bir dili var.Tavsiye ediyorum.

Herkese keyifli okumalar dilerim.

“PARA KAZANIN , KENDİNİZE AİT BİR ODA VE BOŞ ZAMAN YARATIN.
VE YAZIN , ERKEKLER NE DER DİYE DÜŞÜNMEDEN YAZIN …”

İsyanım var!
Nedir bu kadınların çektiği…
Kaç yüzyıldır kadınlar var olma savaşı sürdürdü , sürdürecek de...

Hep der ya annelerimiz; kendi ayaklarının üstünde durabilmeli kadın dediğin, kimseye muhtaç olmamalı… Sen oku diplomanı al koy bir köşeye ,güvencen olsun hayatın ne getireceği ne götüreceği belli olmaz. Kimseye bağımlı olma “KENDİN” ol…
-----------------------------------------------------------------------------------
Kendine ait bir odan olsun… Kendi çizdiğin bir yaşamın olsun , öyle biri ol ki senin isteklerinin önceliği olsun… Canın istediği için yap bazı şeyleri yapmak zorunda olduğun için değil… Zaten para kazanıyorsan saygınlığın artacağından kendine olan güvenin de artacak! Haa para kazanmayan saygı görmüyor mu ? derseniz , evet maalesef çalışan kadına göre daha az saygı duyuluyor… Hem erkeği tarafından hem de çevresi tarafından… Bu ezilme duygusu kadına yerleştiyse zaten kendi hayatını yaşamayı bırakıp etrafını mutlu etmek için nefes alan bir canlı halini alacaktır :/
---------------------------------------------------------------------------------------
Yazar da feminist olarak anılsa da aslında kadınlara da kızgınlığı vardır. Bu düzene teslim olmayın der. Kendinize ait bir dünyanız olsun , kendi düşüncelerinizin peşini bırakmayın,başkası olmayın der.
” Jane Austen , Fanny Burney ‘in mezarlarının üzerine bir çelenk koymalıydı.”der yazar.
Yaşadıkları dönemde düşüncelerini özgürce yazamazdı çoğu kadın yazar. Yazdıklarını ve düşündüklerini sırf başkaları eleştirmesin diye değiştirirdi. Başkalarının düşüncelerine gösterdiği saygı yüzünden kendi değerlerini değiştirmenin yanlışına düşmedi bu iki isim.
“Bunu sadece Jane Austen ve Emily Bronte başardılar . Onların şapkalarındaki belki de en hafif tüydü bu. Onlar erkek gibi değil, kadın gibi yazdılar.O dönemde roman yazan binlerce kadın arasında sadece onlar ebedi eğitimcinin şunu yaz , bunu düşün diye süregiden uyarılarına kulak asmadılar.” Sözleriyle kadınların nasıl bir yol takip etmeleri gerektiğini de anlatır.
---------------------------------------------------------------------------------------------------
Yazarların eserlerini yazarken çift cinsiyetli bir beyne sahip olduklarında ortaya mükemmel bir eser çıktığından bahseder .Bu konu hakkında yazdıkları çok ilginç geldi bana. Kadınsan erkeğimsi ,erkeksen kadınımsı olarak yazmaktan söz ediyor. Böyle olduğunda yüksek doyuma ulaşan bir eser çıkar diyor. Spoiler vermemek adına daha fazla bahsetmiyorum,ama mutlaka okuyun. Ben çok farklı buldum ve çok beğendim. Sanırım Virginiya woolf’ün çift cinsiyetli bir beyin yapısı var!
----------------------------------------------------------------------------------------------------
Hem feminist hem modernist yazar olan Virginiya Woolf ‘un hiç okula gitmediği evde eğitim gördüğünü duyunca çok şaşırdım. Aile üyeleri eğitimli ve entelektüel kişilerden olmasından dolayı ve özel hocalar sayesinde eğitim konusunda yeterli doyuma ulaşmıştır. Önce annesini bir süre sonra da babasını kaybetmesiyle ruhsal sorunlar yaşamıştır.Hayatı boyunca ruhsal sıkıntılarla mücadele eden yazar ne yazık ki intihar ederek hayatına son vermiştir.
----------------------------------------------------------------------------------------------------
Ben yazarı da kitabı da çok beğendim. Hatta kendime yakın hissettiğim nadir yazarlardan. Diğer kitaplarını da severek okuyacağımı düşünüyorum. Kadınlara söylemek istediği konularda çok haklı buluyorum yazarı.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
Kadın yazarları etkinliği için seçtiğim kitap ve yazardan daha iyisi olamazdı diye düşünüyorum… Etkinlik için de ayrıca teşekkür ederim:)
----------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu konuyu bu şarkı tamamlardı…
https://www.youtube.com/watch?v=ggmyT87HP4w

Sevgiler ,saygılar…

Mem, Deniz Feneri'yi inceledi.
 21 Eki 2017

Virginia Woolf'un bilinç akışı tekniğini ustalıkla kullandığı bir başyapıt. Başlarda afalladığım zorlandığım bir kitap oldu. Neden böyle oldu anlayamamıştım biraz araştırma yaptım internette okuyan bazı kişilerde benim gibi zorlanmıştı. Araştırmalarım sonucunda bu kitabın "The Millions" adlı internet sitesinin 2009 da başlayıp 2016 da bitirdiği araştırma sonucu "Okunması En Zor 10 Kitap" listesine giren kitap olduğunu fark ettim. Her ne kadar başlarda kitaba konsantre olamasam da kitabın benden dikkatle ve yoğunlaşarak okumamı istediğini anladığım an kitap daha anlamlı olmaya başladı ve en sonunda HAYRAN kaldım. Araştırırken yazar hakkında çok farklı bilgilere denk geldim. Kendisinin eşcinsel olduğunu, Vita Sackville-West ile ilişkisinin olduğunu öğrendim. Hatta Orlando adlı kitabı bu ilişkiye konu olmuştur. Yaşadığı psikolojik sorunlar sonucunda intihar etmiştir.

Kitabın içeriğine gelirsek Virginia Woolf kitaptaki Lily adlı kişiyle bir bakıma kendisini anlatmıştır. Feminist görüşlerini o karakter üzerine yüklemiştir. Mrs. ve Mrs. Ramsey anne ve babasının kitapta canlanmış halidir. Bir nevi otobiyografik bir eser sayılır. Kitapta bir olay veya olay örgüsü yok. Genelde kişilerin zihinlerinde geçen fikir ve duygularını aktarır. Bazen öyle bir daldan dala atlar ki,bu kim ? kimden bahsediyor ? diyeceğiniz yerler oluyor. Kitabı okumak isteyenlere tavsiyem öyle alıp okuyayım aksın gitsin derseniz çok zorlanırsınız. Bu kitabı tam anlamıyla anlamak için sakin bir kafayla, konsantrasyonunuzun üst seviyede olması gerekir yoksa kitaptan zevk almazsınız ve bir işkence haline gelir

Nurhan Işkın, Kendine Ait Bir Oda'yı inceledi.
07 Nis 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Ah kadınlar...Yüzyıllardır baskılanan, hor görülen, evlendiği zaman efendisine ait olan ve asla birey olarak kendi hayatı olmayan kadınlar...

Yüzyıllardır ne resimde, ne şiirde, ne de sanatın her hangi bir kolunda başarı elde edememiş kadınların asıl sorunun ataerkil toplumların baskısı olduğunu ele almış yazar. Bu konuda araştırmalar yapmış ve İngiltere'de kadına atfedilen her ithamı da eklemeyi unutmamış...

Eserde bir kadın ister evli olsun, ister bekar mutlaka bir kazancının olmasını ve kendine ait bir odasının olmasını ki; bu odada kendini anlamasını ve özellikle sanat adına bir şeyler üretmesine vurgu yapılmış...

Kitap sade ve akıcı bir dil ile yazılmış. Aslında 1400'lü yıllardan 1900'lü yıllara ve günümüzde hala dünyada kadına gerçek değerinin verilmediğini ve neredeyse değişen çok az şey olduğunu gözler önüne seren bu kitabı okurken düşünmekten kendinizi alamayacaksınız...

Nurhan Işkın, Bir Yazarın Günlüğü'ü inceledi.
23 Şub 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · 10/10 puan

Virginia Wolf'un bu en özel anlarını kaleme aldığı eserde yazarın öncelikle iyi bir okur ve sanatına değer veren, bunun için neler yapması gerektiğini anlatan, gözlemlerini yaşanmışlıklarını eserlerinde nasıl bir araya getirdiğini ve kırılgan kişiliğini okurken sanki onun ile sohbet ediyormuşum gibi cevaplarımı aldım...

Kendisine yapılan eleştirileri ve yorumlar karşısındaki ruh halini o kadar içten ve yalın yazmış ki onunla birlikte üzülüp, sevindim. Yaşadığı dönemi, komşularını, sanat camiasını kendi yazdıkları ve yazacakları hakkında günlüğüne aldığı notların ne derece önemli olduğunu sıklıkla tekrarlamış...

Yazar 1918-1941 yılları arasında kaleme aldığı günlüklerinden oluşan bu eser; kendi hayatında neler yaptığını, kitaplarını nasıl ortaya çıkardığını, yazacakları hakkında ki öngörülerini, çevresinde gelişen olaylar, sanatçılar, aydınlar hakkında neler düşündüğünü, nasıl daha iyi ve verimli olabileceğini, kendini ne derece de acımasızca eleştirdiğini de yazdıklarına eklemeyi ihmal etmemiş...

Değişken ruh hali ise yıllar arasında fark göstermekle birlikte 2. Dünya Savaşı'nın başlaması ile daha sık şikayet konusu oluyor. Ruhsal çelişkileri sık sık göze çarpıyor. Bir yazısında kendini ve okuduklarını, yaşadığı çevreyi yeterli görürken, bir sonrakinde bayağılıktan, özellikle kendini sıradan ve acınası olarak tasvirliyor...

Hayatın içinde kendini arayan yazar bunu başaramayacağının ip uçlarını sık sık yazarak dile getiriyor. Kendini iyi hissettiğinde yazdıklarından dolayı memnuniyetini, başarısını dile getirirken bir sonraki yazısında kendisini ne kadar kötü hissettiğini ve baş ağrılarının etkisini sıklıkla vurguluyor...

Yazar yaşadığı hayatı sorgularken, hayatını eserlerine yansıtmaktan çekinmemiş ve bu eserinin de tuttuğu günlüklerinden ortaya çıkmasını sebep olmuştur...

Yaşardığı dönemde ki savaş, yeteneğini kaybettiği düşüncesi, ile birleşip dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma giren yazar, 28 Mart 1941’de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp eşi ve kız kardeşine birer intihar mektubu yazmış ve evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak, intihar etmiştir...

Bir yazarın hayatına kısa bir bakış atmak isteyen herkese tavsiye ederim...

mısra, Kendine Ait Bir Oda'yı inceledi.
 08 Eyl 2017 · Kitabı okudu

*Kitapla ilgili bilgi içerir.

V. Woolf ‘Kadınlar ve Yazın’ üzerine kendisinden istenen konuşma için nehir kıyısında düşünürken kadının yazabilmesi için kadının parası ve kendine ait bir odası olması gerektiği görüşünü ele almaya karar verir. Bu karara varma aşamalarını sunacağını, dudaklarından yalanlar döküleceğini, ama bunların arasına karışmış gerçekler olabileceğini, bu gerçekleri çıkarıp, saklanmaya değer yanlarına karar vermelerini ya da saklanmaya değer bir yan yoksa çöp sepetine atıp, unutmalarını söyler.

Önce kadınların yazın dünyasında olmamalarının, neden içlerinden bir Shakespare çıkmadığının açıklamalarını yapıyor: İngiltere’de kadınların kütüphanelere bir refakatçi ya da dekan tarafından bir tavsiye mektubu olmadan alınmadığını, erkeklerin istedikleri şekilde kullanabilecekleri bir servete sahip olduklarını, kendi büyük annelerinin ve annelerinin neden servet sahibi olmadıklarını, kadınların servetleri olsa bile kullanmalarında söz sahibi olmadıklarını eğer öyle olsaydı arkadaşıyla şu anda yaptığı konuşmanın konusu arkeoloji, botanik, matematik, antropoloji, fizik ya da coğrafya konuşuyor olacağını, kendi cinsiyetlerinin kullanımına düzenleyecekleri burslar, ödüller, öğretim üyelikleri oluşturup, araştırma yapıyor ya da yazıyor olabilirlerdi.

“Neden cinsiyetlerden biri öylesine varlıklı, öbürü ise yoksuldu? Yoksulluğun kurmaca yazın üzerindeki etkisi neydi? Sanat yapıtlarının ortaya çıkmasında gerekli koşullar nelerdir?” diye sorar, yanıtlarını kitaplardan araştırarak bulmaya çalışır ancak daha da çok kafası karışır çünkü kadınlar üzerine bir yılda yazılmış o kadar çok kitap vardır ki. Erkekler tarafından yazılan tüm kitaplarda bunun yanıtını bulamaz. Karşılaştığı bilgilerden bazıları: İngiliz şairi Alexsandr Pope’nin düşüncesi“Çoğu kadın kişilikten yoksundur.”, kadınlar eğitilebilir mi eğitilemez mi, ruhları var mı yok mu, Napolyon eğitilemeyeceklerini söylüyordu, Goethe kadınlara hayrandı, Mussolini nefret ediyordu vb. Onu en çok öfkelendiren anıtsal yapıtı Dişil Cinsin Ussal, Tinsel ve Bedensel Zayıflığı’nı yazmakta olan Profesör X’in kadınların, ussal, tinsel ve bedensel zayıflığını belirten görüşüydü. Ona göre profesör kadınlara öfke duyuyordu, kitap gerçeğin beyaz ışığında değil, duyguların kırmızı ışığında yazılmıştı. Kadınlara duyulan öfkenin nedenlerini anlamaya çalışır.

Elizabeth döneminden başlayarak kadınların içinde bulundukları koşullardan bahseder. Evli kocanın kadını dövmesi yasal hakkıydı, yüksek sınıflarda olduğu gibi aşağı sınıflarda da bu utanç duyulmadan uygulanırdı. Evlilikler beşik kertmesi olarak çocukluktan çıkar çıkmaz yapılırdı. Karşı çıkan kız çocuk kilitlenip, dövülürdü ve bu toplumun tepkisini çekmezdi. Gerçek hayatta yaşanan bu iken erkeklerin kurmaca yazınlarında ise kadının erkekle eşit konumda olduğu önemli kişiliklere sahip olduğu görülüyordu. Bir kadının Shakespear’in kardeşi olup onun gibi yaratıcı yazma yeteneğine sahip olsa bile o koşullarda yazar olamayacağını kurguladığı hikâyeyle bu düşüncesini destekler.

Bazı kadınlar her şeye rağmen yazabilmişlerdir. Örn. soyluluğu ve anlayışlı eşi nedeniyle şiir yazma fırsatı bulabilmiş Lady Winchilsea. Ancak diğer erkek şairlerin alay ve küçümseme sözlerine hedef olur. Yazma meraklısı bir mavi çoraplı (kadınların kurtuluşu hareketine inanmış kadınlar için söylenen söz) denir. Yazdığı şiirlerine yansır duyguları. “ Yazık! Kalemini deneyen bir kadın/Ne kadar kibirli bir yaratık sayılır,/Bu hatayı hiçbir erdem gidermez /Kendi cinsimize ve doğamıza karşı geldiğimiz söylenir”

19. yüzyılda yazılmış kitapları inceler. Charlotte Brontë’nin yazdıklarında kadının uzak şehirlere gidip farklı insanları tanıma, gezme, gözlemleme deneyimlerinden yoksun oluşunun serzenişlerini duyumsar. Bu yüzden yazarlık dehasını eksiksiz ve bütünüyle dile getiremeyeceğini anlar. O dönemde yazılanlar evlerinin oturma odasında, birkaç desteden fazla kâğıt alamayacak denli yoksul kadınlar tarafından yazılmıştır.

V. Woolf kadın yazarların biçemleri, ölçütleri, yazarların kendi cinsiyetlerinin yazındaki etkisi üzerinde duruyor özellikle kadınların kendilerine özgü yazabilmelerinin önemini vurguluyor. Yazılarında dürüst olmalarını ne yazacakları konusunda sınırlamalar getiren ataerkil düzenin eleştirilerilerine karşı çıkmalarını istiyor. Örnek olarak Jane Austen ve Emily Brontë’yi gösterir. “Bu, onların övünülecek başarılarından biri, belki de en kusursuz olanıdır. Erkekler gibi değil kadınlar gibi yazmışlardır.” Yalnız bu söylemden kadınların sadece kadın, erkeklerin de aynı şekilde sadece erkek olarak yazmaları sonucu çıkarılmamalı. Yazar bu konuda her iki cinse de aklın hem eril hem de kadın tarafıyla eşit olarak yazmalarını öğütlüyor. Tolstoy, Shakespear, Proust’u örnek gösteriyor.

Son bölümde kişinin olduğu gibi görünmesini, kendileri ve iyi bir dünya için durmaksızın yazmalarını kadınlara söyler.

V. Woolf’un bu çalışması kadınların yazmaları önündeki engelleri anlatmakla kalmıyor yüzyıllardır erkek egemen toplumda ezilen, hakları elinden alınarak kısıtlanıp korunmaya muhtaç duruma getirilmesini de anlatıyor. Günümüzde de evrensel ve güncel olma özelliğini koruyor, bu yönüyle de önemli bir eser. Çünkü ülkemizde ve dünyanın pek çok yerinde kadınlar hâlâ anlatılan şeyleri yaşamaktadırlar. Kadınların eve kapatılarak, sadece ev ve çocuklarıyla ilgilenip, kendi iç dünyalarını geliştiren başka uğraşlarla uğramaması için baskı altına alınmışlardır. Kendileri bile erkeklerin dikte ettiği ussal, duygusal ve bedensel yönden erkeklerden aşağı ve korunmaya muhtaç olduğuna inanmışlardır. Kadının kendisine ait bir odanın kapısını açabilmesi için hakları için yüzyıllardır sürdürdüğü mücadeleye devam etmesi, kazanımlarını koruması, bilinçlenmesi, okuması, çalışması gerekiyor. Kendilerini toplumun dışına atan her uygulamaya özgürlükmüş gibi sunulan kişiliğini aşağılayan koruma adı altında sunulan esarete karşı çıkıp toplumda erkeğin yanında varolma mücadelesinin içinde olmalıdır.

Kitapta söz edilen kadın yazarlar Jane Austen ve Emily Brontë, Charlotte Brontë, George Eliot takma adıyla yazan Mary Anne ilgimi çekti, kitaplarını okumayı istiyorum. Romana yenilik kazandırdığı söylenen bilinç akış tekniğini uygulayan Woolf’un anlattıkları ve anlatımı oldukça etkileyiciydi. Anlamlandırmaya yönelten, düşündüren, sorgulatan, farkındalık yaratan bir kitap.

İyi okumalar…

Esther. Sema, Orlando'yu inceledi.
 09 May 21:04 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

Buram buram Virginia Woolf...
Böyle diyerek başlamam en uygunuydu.

Kendisi "yaşam öyküsü" olarak adlandırmış bu eseri. Kim üç buçuk yüzyıl yaşar ki yaşam öyküsü olsun deriz biz de. Orlando üç buçuk yüzyıl var olsa da, 36 yaşındayken bitiyor kitap. Aslında bu kahramanı ölümsüzleştirmiş sanki Virginia. Orlando onun için biricik aşkı Vita aslında. Oldukça büyüleyici bir ilişki onlarınki. Bazı insanlar tasvip etmese de bu tarz ilişkileri, hayranlık uyandırması kesinlikle inkar edilemez. İkisi de evli üstelik ve karşılıklı ailelerce güven duygularından dolayı anlaşmazlık yok. Hiçbiri bir diğerinin ardından kötü düşüncelerde, kötü yorumlarda bulunmuyor. Hatta aralarındaki bu bağlılık takdir ediliyor. Şimdi onlar öyleyken bize ne bu durumdan? Neden yargılayalım?

Kimlik arayışı... Eserde gözler önünde olan bir kavram. Orlando erkek doğup ilk olarak erkek kimliği ile aşk ile tanışıyor. Bu aşk ona acı yaşatıyor sonrasında. Kırılgan, naif yapısını görüyoruz burada. Hassas ruhuna tanık oluyoruz. İhanetle birlikte kabuğuna gömülüyor. Çapkın bir erkekken, aşık olup bağlandığı kadının ihaneti ile ölüyor o ilk olarak. Uyuyor ve ölüyor... Uyandığında yeniden diriliyor. Dirildikçe bambaşka bir insana dönüşüyor. Kaçıyor dünyasından... Kaçtıkça karmaşaya sürükleniyor.

Alışılagelmiş Virginia Woolf tekniğinin dışında kalan bir kitap olmasının nedeni ise en kolay anlaşılır kitap özelliği taşıması şeklinde yazıyor her yerde. Kesinlikle doğru bir tespit. Buna rağmen taşlar tam oturmayabilir diye ben kitapla paralel şekilde filmini de izledim. Kitaptaki her sahne olmasa da filmi izlemek netlik kazandırdı.

Bir gece yine uyuyor Orlando ve uzun bir ölümün ardından bu sefer kadın olarak diriliyor. Bu durum onda şaşkınlık yaratmıyor. Çünkü burada bize Virginia, cinsiyetin önemsizliğini, aslolanın bireyin beyni, fikir ve düşünceleri olduğunu ve bunların bir cinsiyeti olmadığını vurguluyor.

Kadın kimliğini hemen benimseyemeyen Orlando'nun git-gelleri ve bocalamaları ile karşılaşıyoruz. Bunun en büyük sebebi ise; bu dönemde kadınların itibarsızlaştırılması. Defalarca altını çiziyor Virginia; kadın ve erkek dışsal olarak farklı, içsel olarak değil diye... Adeta haykırıyor sanki...

Aşk istiyor Orlando. Erkekken yaşadığı o aşk duygusunu atamıyor içinden. Sürekli aklına geliyor. Tekrar yaşamak istiyor bu duyguyu, kadın olarak bu sefer." Hayat bir aşık." " Hayat bir koca değil!" düşüncesi ile aşka özlem duyuyor. Yalvarıyor sonrasında kendini yerlere atıp kayboluyor kendinde... Öyle çok istiyor ki bunu... Tam o esnada biri geliyor ve aşık oluyor bu adama.

Kendi ölümsüz olan Orlando gibi kitapta ölümsüz birçok karakter var. Aşık olduğu bu adamın kitap bitiminde tekrar gelişiyle onlardan biri olduğunu anlayabiliyoruz.

Orlando ve yaşamı ile Vita'nın hayatına bakılınca gerçekten fantastik bir yaşam hikayesi olduğunu görüyoruz. Orlando'nun cinsiyet değişimini bir kenara bırakırsak, burada kimlik arayışı var. Virginia biraz da kendi arayışı, kendi gibi olan insanların arayışlarını da katmış aslında.

Acı çekmiş fakat bundan gocunmamış Orlando'ya, şöyle bir söz ile karşılık vermek istiyorum :

" Cinsel arzu, üremenin nedenidir.
İştah, yaşamı ayakta tutan şeydir.
Korkaklık ya da çekingenlik, yaşamı uzatan şeydir.
Acı, organın/ bedenin kurtuluşudur."
Demiş Leonardo Da Vinci...
Tıpkı bu sözdekine benzeyen Orlando;
acı çektikçe uyumuş, uyudukça ölmüş, öldükçe tekrar dirilmiş beden... Sağlam bir kafa, dopdolu bir insan olmuş. Her uyanışında, içini huzur kaplamış. Bedeni tazelenmiş, capcanlı büyümüş benliği...

Son olarak eklemem gereken şey, Virginia Woolf okumaya bu kitap ile başlanabilir. Ayrıca bu kitabı okumasanız bile, linkini ekliyorum:
https://unutulmazfilmler.co/orlando.html
Filmini mutlaka izlemenizi öneriyorum.

Ek: Virginia Woolf 'u tanımak, eserlerini anlamak adına Mina Urgan 'ın
Virginia Woolf kitabını da okuyun derim.

İlgen Aktürk, Kendine Ait Bir Oda'yı inceledi.
06 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Virginia Woolf ile tanışma eserim. Uzun süredir merak ettiğim ancak bir türlü okuyamadığım bu eşsiz eser hakkında bir şeyler karalamasam kendimi kötü hissederdim. Okumaya yeni başlamışken bile bu kitabı tekrar ve tekrar okumalıyım diyordum her sayfayı çevirdiğimde. Mesela Shakespeare, Jane Austen, Emily Bronte okuduktan sonra.. Özellikle Jane Austen'i bir an önce okumak istiyorum. Bir hayli merak uyandırdı ben de.
Virginia Woolf bir kadın olarak, yüzyıllardır kadınların maruz kaldığı aşağılanmalara, çocuk gelinliğe, kocasının malı olarak görülmesine öyle gerçekçi ve keskin bir bakış açısı sunmuş ki; İşte bu! Birileri bunlardan bahsetmeli, avaz avaz haykırmalı tüm dünyaya diyorsunuz. Biz Kadınlar, bir bireyiz! Bizler ev işleri, çocuk ve temizlik işlerinden ibaret değiliz! Her şeyiz biz! Her şeyi yapabilecek güçteyiz! Ve dahası geleceğiz biz! Gelecek bizim yetiştirdiğimiz çocuklarda saklı! Yüzyıllarca sustuk, olmak istemediğimiz kalıplara sokulduk, ataerkil aile yapısı altında ezildik, içimizdeki öğrenme hırsına merak duygusuna ve daha bir çok güzel hisse sırt çevirdik, görmezden gelmek zorunda kaldık, sustuk, susturulduk. Ancak artık susmayacağız Virginia Woolf şöyle sesleniyor biz kadınlara: 'Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!..'
Virginia Woolf oturdu sanki karşıma ve başladı anlatmaya, bir abla gibi tavsiyeler verdi bana. Potansiyelimizi, gücümüzü hatırlattı. İlaç gibi geldi. Bu kitap sıcacık, bir aile gibi hissettirdi. Kitaplığımın en güzel köşesine koyacağım. Mutlaka kadın, erkek herkesin okuması gereken bir kitap bu. Umarım genç, yaşlı bir çok kadına ilham olur. Bir de Shakespeare'ın sevgili kız kardeşi, benim içimde yaşıyorsun artık ve eminim ki senin hikayeni bilen her insan yaşatıyor seni kalbinin en güzel köşesinde. Çünkü, büyük şairler ölmez!

Bütün İncelemeleri Göster