·
Okunma
·
Beğeni
·
17985
Gösterim
Adı:
Mrs. Dalloway
Baskı tarihi:
Şubat 2015
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700220
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Mrs. Dalloway
Çeviri:
Tomris Uyar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
"Yaşamı ve ölümü vermek istiyorum, sağlığı ve çıkgınlığı; toplum düzenini eleştirmek istiyorum, işler halinde, en yoğun biçiminde." Virginia Woolf belki de en tanınmış romanı olan Mrs. Dalloway için bir yazısında bunları söylüyor. Dediklerinin yapıyor da; her şeyden önce tek bir günün yoğun örgüsü içinde hem akreple yelkovanın peşinde koşan hem de o günün saatleri içinde kahramanlarının zihninde uzayıp giden iç zamanlar bulan bir roman bu.
200 syf.
İngiliz Edebiyatının feminist yazarı Virginia Woolf, her zaman ilgimi çeken bir yazar olmuştur. Gerek yazdıklarıyla gerekse hayatıyla dikkat çeken bir isim. Çocukluğundan itibaren psikolojik bunalımlar yaşayan Wollf, hayatı boyunca manik depresif ruh halinden kurtulamamıştır. 22 yaşından itibaren 3 defa intihara kalkıştı. Hayatının son zamanlarında iyice psikolojik bunalımlara yenik düşen yazar, yazma yeteneğini kaybettiği ve artık yeni bir fikir üretemeyeceği düşüncesiyle sık sık boğuştu. Bu düşünceler, bu stres onun ruhsal bunalımlara savrulmasına sebep oldu ve bu düştüğü buhrandan, bataklıktan çıkamadı malesef.


“Canım, yine deliriyorum, eminim bundan. O berbat dönemlerden birine daha tahammül edemeyeceğimizi hissediyorum. Bu kez iyileşmeyeceğim. Sesler duymaya başlıyorum, dikkatimi toplayamıyorum. Bu yüzden en iyisi neyse onu yapacağım… Daha fazla mücadele edemem. Senin hayatını mahvettiğimi biliyorum, ben olmazsam sen çalışabilirsin. Çalışacaksın da, biliyorum bunu. Görüyor musun, şunu bile doğru dürüst yazamıyorum. Okuyamıyorum. Hayatımdaki bütün mutluluğu sana borçlu olduğumu söylemek istiyorum… Beni kurtarabilecek biri olsaydı, o kişi sen olurdun. Her şeyimi yitirdim, bir tek senin iyi biri olduğuna inancım kaldı geride.“ 59 yıla sığdırılmış yaratıcı bir hayatın son cümleleriydi bunlar. Bu satırları yazan Wollf, 59 yaşındayken eşine hayatını daha fazla mahvedemem diye seslendiği satırları ardında bırakarak evinden ayrıldı. Evinin yakınındaki nehre ilerledi, cebini taşlarla doldurdu ve kendini soğuk nehrin sularına bırakıp, defalarca başarısız olduğu intihar eylemini bu defa başarıyla sonlandırdı.


Virginia Woolf ' un bilnç akışını en iyi uyguladığı kitaplardan biridir Mrs. Dalloway. Bilinç akışı tekniği: Karakterlerin düşünme halini okuyucuya iç diyaloglarla anlatma yöntemidir.

Bu kitapta Mrs. Dalloway' ın bir günü anlatılıyor. İngilteredeki meşhur saat kulesi Big Ben' in her çalışında başka bir karaktere geçiş yapılıyor kitapta.


Kitaptaki temalardan biri zaman demiştim. Diğer bir tema ise ölüm. Ölümden yani hepimizin kaçınılmaz sonu olandan korkmamak gerektiğini vurguluyor, hayatının her döneminde ölmek için çırpınan, sürekli intihara teşebbüs eden yazarımız. Kitapta ölüm ve yaşam iç içe geçmiş vaziyette. Aynı zamanda akıp giden anın, zamanın nasıl da her karakter tarafından farklı farklı algılandığını da görüyoruz.


Kitabın temalarından bahsettik, zaman ve ölüm diye. Ama önemli olan ana tema ve kitabın ana teması seçimlerimiz ve sonucunda vazgeçişlerimiz. Hayatlarının akışını değişerecek seçimler yapan karakterlerimiz, nelerden vazgeçtiklerinin, kendileri için doğru olduğunu sandıkları tercihlerden ne kadar emindiler, memnundular acaba?


Yazarın kaleminden bahsetmeye gerek yok. Çünkü hemen hemen her okur Virginia Woolf ' un nasıl başarılı bir anlatıma sahip olduğunu biliyordur.


Nihayet bir Virginia Woolf kitabı okumanın mutluluğunu yaşıyorum. :) Tam beklediğim gibi depresif bir ruh haliyle yazılmış, başarılı bir romandı. Her şey tek birgün içerisinde düzenlenen bir partinin hazırlıkları sırasında geçen yaşamdan, ölümden, tercihlerden, seçimlerden ibaret. Kitapta da dendiği gibi; " Her seçim bir vazgeçiş... "
200 syf.
·7/10
Merhabalar Mrs.Dalloway yazar bu eserini bilinç akışı tekniği ile yazmıştır.Yani yazar kişilerin iç seslerini sanki kafasındaki düşünceleri duyuyor gibi aktarmasıdır.Ben bu kitabı okurken yazarın hayatından da izler barındırdığını gördüm.Mrs.Dalloway eserini Dalgalar ve Deniz Feneri’ne göre daha rahat bir şekilde okudum.Konu olarak birinci dünya savaşını yaşayan birinin bakış açısından anlatmaktadır.Konu olarak bir davet üzerine misafirlerin karşılıklı konuşmalarından oluşmaktadır.Davete davet elen Mrs.Dalloway’ın eski sevgilisi Peter Walsh’ın Clarissa ve Peter üzerinde bıraktığı etkiyi anlatmaktadır.Kitapta konu bütünlüğü tam olarak yok ve kurgu olarak da yer yer eksiklikler hissedilmektedir.Kitapta dönemin İstanbul,Paris,Roma ve Hindistan gibi yerlerin o zamanlarda nasıl bir halde olduklarını hissedeceksiniz.Kitapta en beğendiğim karakter Clarissa oldu en çok dikkatimi çeken ise Adabı Muaşeret kuralları oldu.
Keyifli Okumalar Dilerim
200 syf.
·1/10
Kitabı okudum zoraki bitirdim. Uzak veya yakın birbiriyle alakası olan veya olmayan bir sürü karakteri amaçsızca bir araya toplayıp bir roman yazmışlar. Bilinç akışı teknigiyle yazılmış ancak anladım ki bilinç akışı tekniği benlik bir teknik degilmis. Anlatımı edebi yönden çok güzel ancak kendi adıma beğenmedim. Konusu olmayan kitaplar hoşuma gitmiyor. Ama bu tarzı sevenler için ideal bir kitap
200 syf.
Bilinç akışı tekniği kullanılarak ,ölüm&hayat ve kadın&evlilik konuları hakkında yazılmış sıkı bir roman okudum.
Bu romanda yazar, Clarissa'nın bir gününü anlatıyor. Mrs.Dalloway yani Clarissa evinde bir parti verecektir, ve ona hazırlanıyordur.
Sonra Clarissa'nın gözünde verdiği tüm partiler birden anlamsızlaşır. Kadın kendini ve hayatı sorgulamaya başlar.
Mesela düşünür, 'aşık olduğum kişiyle evlenseydim daha mı mutlu olurdum?'
Sonra bakar ki , ne eski aşklar şimdiki aşk, ne eski sıkı dostlar şimdiki dost...
Herkes hayat rüzgarına kendini kaptırmış ve oradan oraya savrulmuş. Tanıdığı insanlar "Asla yapmam" dedikleri şeyleri yapmış, inandıkları çoğu ülkünün yerini başka işler almış...
Sonra bir de savaştan olumsuz etkilenmiş genç var ,Septimus, bir de onun mutsuz İtalyan eşi...
Bir de halden anlamayan , ilaç yazmayı iş bilen bir doktor.
Bu kitap kesinlikle çok iyi yazılmış. Lakin kitap öyle otobüste, serviste okunacak kitap değil, bu kitabı okumak isteyenlere tek tavsiyem, her gece bu kitap için "kesintisiz" yarım saat ayırın ve sabırla okuyun. Göreceksiniz ki , ayırdığınız zamana değecek. Okurken yazarın anlattığı doğayı zevkle izleyecek, parklarında gezecek ve Septimus'u göreceksiniz , onunla sohbet edeceksiniz....
ve sonraki gün onun evine gittiğinizde ona şöyle sesleneceksiniz: "Septimus seni alıyorum, seni anlıyorum tut elimi, in o pencereden..."
200 syf.
·14 günde·Beğendi·Puan vermedi
Virginia Woolf günlüğüne 13 Aralık 1924 tarihinde Mrs. Dalloway ile ilgili şöyle bir not düşer.
“Gerçekten, bütün kalbimle romanlarımın en doyurucusu olduğunu düşünüyorum ( ama serinkanlılıkla okumuş değilim henüz).Eleştirmenler kopukluk olduğunu söyleyecekler, delilik sahneleriyle Dalloway sahneleri birbiriyle birleşmiyor diye.Ve sanıyorum, yazı olarak, pırıltısı yüzeysel olan yerleri de var.Ama “gerçekdışı mı? Sadece beceri mi? Sanmıyorum, beni zihnimin en zengin katmanlarına batırıp bırakan bir kitap bu.Yazıyor, yazıyor, yazıyorum artık: dünyanın en mutluluk verici duygusu.”
syf 96 Bir Yazarın Güncesi/Virginia Woolf/Oğlak Yayınları

1925 yılında yayımlanan Mrs. Dalloway Virginia Woolf’un Jacob’un Odası’nda denediği kendine özgü yeni roman türünün başarılı bir uygulaması olur.Jacob’un Odası’ndaki kopukluklar Mrs Dalloway’de görülmez.Ayrıca karakterler de daha belirgindir.
Mrs Dalloway’de deliliği ve intiharı incelerken, toplumsal düzen eleştirisi yapmayı da amaçlamış Woolf.
Yine günlüklerinde bahsettiğine göre Mrs Dalloway üzerinde çalışırken, şimdiki zamanla geçmiş zamanın iç içeliğini verebilmek için “ tunelling process” (tünel açma süreci) dediği yöntemi bir yıl uğraştıktan sonra keşfedebilmiş.Kişilerin benliğinde mağaralar açarak, bu mağaraları tünellerle birbirine bağlayarak, kişilerin bugünüyle, geçmişi arasında bağlantılar kurmuş Woolf.

Delilik konusunu sadece Mrs Dalloway’de ele almış.Kitap bir günde, bir tek kentte geçtiği, iki baş kişiyi ele aldığı ve bilinç akımını kullandığı için, Wirginia Woolf’u James Joyce’un etkisi altında kalmakla suçlayanlar olmuş.
Olay örgüsü bulunmayan Mrs Dalloway’de 1923 yılının Haziran ayında geçen bir günün, sabahtan geceye kadar olan bölümü, sürekli geçmişe dönerek anlatılır.Zaten Woolf da The Hours ( Saatler) adını vermek istemiş romanına başlangıçta.
Romanın iki baş kişisinden biri yüksek sınıftan, elli yaşlarında, ev hanımı Clarissa Dalloway diğeri aşağı orta sınıftan savaş travması yaşayan otuzlu yaşlarında, küçük memur Septimus Warren Smith’tir.
Romanın başlangıcında aynı yerde aynı anda beraber bulunmak dışında karşılaşmaz ve birbirlerini tanımazlar.İkisinin de zihninde Shakespeare’in dizeleri dolaşıp durur.
Virginia Woolf romanlarını kronolojik olarak okuduğum için, geçirdiği değişim ve gelişmeleri çok net görebiliyorum.Mina Urgan’ın Virginia Woolf incelemesi de yol gösterici oluyor benim için.
208 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Öncelikle çok sabır gerektiren bir kitap olduğunu söylemeliyim. Öyle bir veya iki günde okunacak bir kitap değil ve her sayfa çok anlam yüklü ve mesaj içeriyor. Bilinç akışı tekniğiyle yazılan bu kitabı okumak benim için zor oldu ama zaman geçtikçe fark ettim ki ben aslında karakterlerin beyninin içine giriyorum sürekli, tek bir ağızdan anlatılmamış çünkü bütün karakterlerin kafasının içini görebiliyorsunuz ve birbirleri hakkında fikirlerini. Ben bu kitabı bir fincan türk kahvesine benzetiyorum, keyifle ve yavaşça içmeniz lazım yoksa tadınıda alamadığınız gibi ağzınızda yanar.
Gelgelelim konusuna, Mrs. Dalloway’in parti vereceği günün sabahıyla başlıyor her şey ve eski aşkı Peter’da Hindistandan gelip o partiye katılıyor ne var ki aşkları çok hazin bir sonla bittiği için ilk karşılaşmaları gayet tuhaf kaçıyor, birde bunun yanında Mrs. Dalloway kızıyla onu tanıştırınca Peter allak bullak oluyor çünkü (bence) hala onu seviyor. Mrs. Dalloway’in eski en yakın arkadaşı Sally’de bu partide ama aralarındaki bağ çok ilginç, Mrs. Dalloway için çok değerli bir insan olan Sally yaptığı yanlış evlilik ve hayat seçimi yüzünden Mrs. Dalloway’in gözünden düşüyor ve bir daha konuşmuyorlar ama partiye o da geliyor.
Öte yandan kitapta Septimus adında varoluşsal sancılar içinde olan bir savaş gazisi var. Bu tamamen kitapla alakasız başka bir insan ve sadece kitabın son sayfalarında bağlantısını anlayabiliyorsunuz.
Çok mesaj içeren ve dönem İngilteresinin halkını kafanızda canlandırabileceğiniz bir eser.
200 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Mrs. Dalloway’de Virginia Woolf, romana adını veren karakter Clarissa Dalloway ve bir şekilde bu karakterle yolları kesişmiş bir grup insanın yaklaşık bir gün içerisinde yaşadıklarını, aslında daha çok düşündüklerini, hissettiklerini, kafalarından geçenleri anlatıyor. Marcel Proust’u okumanın hayatında bir dönüm noktası olduğunu söyleyen Woolf, romanda bilinçakışı tekniğini kullanmış. Yaklaşık 200 sayfa farklı cinsiyet, sosyal sınıf, yaş ve hayat tecrübesine sahip insanın daha çok içsel konuşmalarıyla geçiyor. Fakat hem bu karakterlerin birbirine bağlanmasını hem de bunların içsel monologlarının birinden diğerine geçişini çok ama çok sevdim. Karakterlerin sorgulamaları, hisleri ve yaşantıları üzerinden yazar, toplumu ve değerlerini sorgulamış; bu değerlerin ‘sevgi, ödev, özveri’ adı altında insanlar üzerinde yarattığı baskıyı ve belirli ‘ölçüler’ dayatılarak insanları birörnekleştirmesini, biçimlendirmesini eleştirmiş. Bunları yaparken kadın erkek ilişkileri, insanın zamanla ve yaşla beraber değişen duygu dünyası ve farklı sosyal sınıftan kadınların birbirine bakışı hakkında da çarpıcı tespitlerde bulunmuş Woolf. Bilinçakışı tekniğiyle yazılmasına rağmen hiç yormayan, sıkmayan aksine son derece akıcı bir okuma oldu benim için. Çok farklı ve aynı zamanda çok beğenerek okuduğum bir roman Mrs. Dalloway. Woolf’un düşüncelerine, bunları okuyucuya aktarış biçimine, hem Edebi açıdan tatmin edici hem de okuyucuyu sıkmadan akıcı bir şekilde, karakterler ve karakterlerin zihinleri arasında bu kadar başarılı bir ağı ilmek ilmek örmeyi başarmasına ve insani duyguları anlatımındaki yalınlığa hayran kaldım. Bu tarzda kitaplardan hoşlanan herkese mutlaka tavsiye ederim.
200 syf.
·Beğendi·8/10
Mrs. Dalloway- Virginia Woolf

Okuduğum en ilginç romanlardan biriydi. Birkaç kez okumayı bıraktım, okuması çok zor gelmişti. Sessiz ortamda sakince okunması gereken bir roman olduğuna karar verdim ve sonunda bitirdim. :)


Roman aslında kitabın arkasındaki yazılanlar gibi. Tek bi gün anlatılıyor hatta birkaç saat. Mrs. Dalloway'in vereceği bir parti ve ansızın şehre gelen ilk aşkı ile karşılaşması. Bu karşılaşmadan sonra canlanan mazi. Yazarın ölümle ilgili düşünceleri yine bir iki karakter üzerinden işlenmiş. En çok ilgimi çeken yerlerdi bu düşünceleri.
Romanda karakter cümbüşü var desem yeridir. Bilinçakışı tekniği kullanılmış. Bu kadar uzun sürede ve zor okumamın sebeplerinden biride bu sanırım. "Kim kimdi? ne yapıyordu?" Diye defalarca önceki sayfalara dönüş yapmışımdır.

Tüm karakterlerin bir şekilde zihnine girip ruhunu yaşıyorsunuz. Sanırım romanı anlatabileceğim en iyi cümle bu.

İnsanın hissettiği tüm duygular yansıtılmış, aşk, sevgi, ego, nefret, kıskançlık,özlem ve dahası.Gündelik bir hayatta aklımızdan bir çok his geçer dilimize dökmediğimiz, bu romanda hissettiğim buydu. Okurken karakterlerin ruhuna büründüğümü hissettim.
Okumaya ilk başladığım zaman zorlanmış olsamda diline alıştıktan sonra benimsedim. Dalgalar isimli romanı merak ettiklerim arasında. Yakında onu okumayı düşünüyorum.
200 syf.
·80 günde·Puan vermedi
Okudukça derine iniyorum; kulağıma intihar ettiği nehrin dibinden, ceplerine doldurduğu çakıl taşlarının sesi geliyor.
Hayata dayanamayışını döneminin çok ilerisindeki kalemiyle özgün bir dille anlatışına, edebiyat dünyasındaki eril çoğunluğa karşı onurlu duruşuna defalarca hayran oluyorum.
Bıkmadan...
216 syf.
·Beğendi·10/10
Tavsiye videosu: https://www.youtube.com/watch?v=kYCfrGpf5ig

Öncelikle bu kitapla ilgili şunu söylemek istiyorum çeviri tercihinizi iyi yapmanız gerekir. Yapı Kredi, Can ve Kırmızı Kedi’nin Genel Yayın Yönetmenliğini yapmış ve bugün de yeni kurulan Sia Kitap’ın Yayın Yönetmenliğini yapan İlknur Özdemir çevirisini gönül rahatlığıyla önerebilirim.
“Mrs Dalloway çiçekleri kendisi alacaktı.” İşte büyük bir başyapıtın başlangıcı olan cümle bu. Sıradan bir çiçek alma merasimi olmayacak çünkü. Clarissa çiçek almaya gittiği her adımda geçmişe dair bir adım atacaktır. Bilinç akışı tekniği ile yazılan bu kitap kadınlara ilgi duyan ama nüfuzlu bir adamla mutsuz bir evliliğe sahip Clarissa Dalloway’in bir gününü anlatıyor. Literatürde bilinç akışı tekniği karakterin düşünme eylemini olduğu gibi aktarmaya çalışan bir edebi teknik olarak adlandırılır. Yani roman karakterlerinin kafasının içindeki diyaloglar öncelikle göze çarpar.

Virginia Woolf’ün "yaşamı ve ölümü vermek istiyorum, sağlığı ve çılgınlığı; toplum düzenini eleştirmek istiyorum, işler halinde, en yoğun biçiminde" dediği romanı Mrs Dalloway kendi hayatından bolca izler barındırır hatta intiharına giden yollardan biri olduğu düşünülür. Bayan Dallaway’in çiçekleri almaya çıktıktan akşam verilecek partinin sonuna kadar kendi iç çatışmalarını okursunuz. Yaşadığı hayatı, pişmanlıklarını, gelecekteki hayatını, dostlarını, hayallerini ve en önemlisi de romanın Clarissa’dan sonraki en önemli karakterlerinden biri olan Septimus’un intiharından sonra Bayan Dalloway kendini onun yerine koyar ve ölüm ile yaşamın anlamını sessiz bir çığlık şeklinde bize aktarır.

Her ne kadar adı Clarissa olsa dahi Mrs Dalloway olarak anılmasının tek bir sebebi vardır. İngiliz orta sınıfının kadına verdiği değer ve onu konumlandırdığı nokta itibariyle o kocasının bir gölgesidir. Toplum düzenini eleştirmek istiyorum dediği nokta da tam olarak buydu. Kadını bir gölgeden ibaret gören burjuvazinin mide bulandırıcı görüntüsünü aktarmaya çalışır.

Bir zamanlar özgürlüğünün, umutlarının ve hayallerinin peşinde olan bir kadın Clarissa Dalloway’in burjuvazi içinde yer edindikten sonraki hayatını ve savaşın iğrenç yüzüyle karşılaşmış bir adam Septimus’un ölümüne giden yolculuğunu okuyacağınız, okuması zor gibi gözükse de diline hemen alışacağınızdan şüphemin olmadığı Mrs Dalloway kitabını okumanızı öneriyorum.
208 syf.
·6 günde·8/10
İngiliz yazarın farklı bir tarzda yazdığı bir roman. Üç saat gibi kısa bir zaman dilimini Oğuz Atay ve Yusuf Atılgan’da gördüğümüz bir teknikle anlatmış. “Flash back” tekniğini aklına geldiği gibi yansıtmış.
"Her şeye rağmen sıcaktı güneş. Her şeye rağmen üstesinden geliyordu insan. Hayat bir şekilde, günleri birbiri ardına eklemenin bir yolunu buluyordu, her şeye rağmen."
Virginia Woolf
Sayfa 71 - İletişim Yayıncılık
Böyle bir dünyaya çocuk nasıl getirilir? Acıyı ne hakla besleyebiliriz? Uzun süreli sevgilerden yoksun küçük duyguların ardına takılıp şuraya buraya sürüklenen bu zevk düşkünü ... soyunu ne hakla sürdürebiliriz?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mrs. Dalloway
Baskı tarihi:
Şubat 2015
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700220
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Mrs. Dalloway
Çeviri:
Tomris Uyar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
"Yaşamı ve ölümü vermek istiyorum, sağlığı ve çıkgınlığı; toplum düzenini eleştirmek istiyorum, işler halinde, en yoğun biçiminde." Virginia Woolf belki de en tanınmış romanı olan Mrs. Dalloway için bir yazısında bunları söylüyor. Dediklerinin yapıyor da; her şeyden önce tek bir günün yoğun örgüsü içinde hem akreple yelkovanın peşinde koşan hem de o günün saatleri içinde kahramanlarının zihninde uzayıp giden iç zamanlar bulan bir roman bu.

Kitabı okuyanlar 1.695 okur

  • sabiha
  • Sudenur Çelik
  • Cafer Kösedağı
  • Gizem Çelik
  • Ülkü Acar
  • İnci Rümeysa Özkan
  • Özge
  • Sibel
  • özlem levla
  • doktoree

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.7
14-17 Yaş
%3.8
18-24 Yaş
%24.4
25-34 Yaş
%36.6
35-44 Yaş
%18.8
45-54 Yaş
%8.5
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%78.2
Erkek
%21.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.4 (64)
9
%8.9 (46)
8
%14.8 (76)
7
%8.9 (46)
6
%5.2 (27)
5
%1.7 (9)
4
%1 (5)
3
%0.2 (1)
2
%0.2 (1)
1
%1.4 (7)

Kitabın sıralamaları