Jeanette Winterson’dan daha önce “Vişnenin Cinsiyeti” ve “Tek Meyve Portakal Değildir”i okumuş ve ikisini de sevmiştim. Ancak yazara bayılmam bu kitabıyla oldu.
Otobiyografik bir anlatı “Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın”. Winterson, henüz altı aylıkken aşırı dindar ve aile içi ilişkileri de epey tuhaf insanlar tarafından evlat edinilmiş; hem yoksul hem de çok sevgisiz, gaddar bir ortamda büyümüş. Hakikaten bir kurguda ya da filmde görseniz “Bu kadarı da olmaz canım” diyeceğiniz şeyler yaşamış. Büyüyüp cinsel yönelimini keşfettiğinde de çok genç yaşta evden ayrılıp kendi imkanlarıyla okula devam etmek zorunda kalmış. Çocukluk ve gençliği boyunca kütüphaneden alfabetik sırayla okuduğu, eline geçen her parayla gizlice alıp yatağının altında biriktirdiği kitaplara sığınmış kendini sağaltmak için. İşte tüm bunları ve bunların iç dünyasındaki yansımalarını anlatarak başlıyor yazar. Ardından yetişkinlik döneminde yaşadığı ilişkiler, çocukluğunun bagajlarıyla baş etme mücadelesi, sevmeyi ve sevilmeyi öğrenme çabası, yazarlık yolculuğu ve kitaplarıyla devam ediyor. 1980’ler İngiltere’si, özellikle doğup büyüdüğü, dünyanın ilk sanayileşen şehri Manchester’ın sosyoekonomik ve sosyokültürel yapısı da anlatıda kendine yer buluyor.
Anneyle kurduğumuz ya da kuramadığımız bağın nasıl kaderimiz haline geldiği, sevmeyi nasıl öğrendiğimiz, çocukluğun nasıl tüm hayat yolunu şekillendirdiği üzerine çokça düşündürüyor Winterson. Okurken azmine saygı duyuyor, yaşadıklarına üzülüyor, her şeye rağmen beslediği umuda gıpta ediyor ve parlak zekasını gösteren mizah anlayışına bayılıyorsunuz. En sonunda biyolojik annesinin ardına düştüğünde vurucu tespitleriyle son darbeyi indiriyor okura. İç dünyasını o kadar şeffaf, samimi bir şekilde açıyor ve kendiyle hesaplaşmasında öyle dürüst ki tüm