“Uçup Giden Bir Kuş”, az sayfayla çok şey anlatan, üstelik bunu irdelediği meseleleri derinleştirerek ve son derece lezzetli bir dille yapan bir kısa roman.
Metin, Tahran’ın fakir mahallelerinden birinin betimlemeleriyle başlıyor ve daha ilk cümleden yaratıcı ve zeki bir anlatıcının zihninde gezeceğinizi gösteriyor zira benzetmeleriyle ve anlatımıyla size oldukça aşina manzaraları çok etkileyici ve orijinal bir şekilde resmediyor. Bu başlangıçla aynı zamanda, aşina olduğunuz bir İran ya da Orta Doğu edebiyatı eseri okuyacağınız izlenimine de kapılıyorsunuz ancak öyle değil; ilerledikçe meseleler dallanıyor ve derinleşiyor, Feriba Vefi adeta çevirdiğiniz her sayfada bir kadının ruhunun dehlizlerinde daha da aşağıya indiriyor sizi ve giderek en ücra, en gizli köşelerine götürüyor.
Otuzlu yaşlarında, evli ve iki çocuk annesi anlatıcımızın zihninden geçenleri okuyoruz bu kısa metinde. Öncelikle yoksul bir semtte, dört duvar arasına sıkışıp kalmış, evin ve çocuklarının bakımının tüm yükümlülüklerini omuzlarında taşıyan bir kadın bu. Fakat öyle gerçekçi ve çok boyutlu bir kadın çiziyor ki Vefi, sıradan, hepimize aşina hatta bir yönüyle hepimiz gibi ve fakat gücünü bu gerçekliğinden alan bir karakteri dinliyoruz kitap boyunca. Salt bir eş ya da anne değil; bir kız çocuk, bir kız kardeş ve tabii ki bir kadın hepsinden önce. Geleceğin belirsiz ve karanlık olduğu bir ülkede hayal kurmasına dahi izin verilmediğinden gündelik hayatın yükümlülüklerine zincirlenmiş ve kocasının hayallerinin getirdiklerine boyun eğmek zorunda, toplum tarafından dayatılan rollere ve güzellik algısına mahkum, evlat, anne, eş olarak yüklenmek zorunda kaldıkları nedeniyle kendine ait bir mevcudiyeti, kimliği olmasına izin verilmeyen bir kadının zihnini açıyor okura Vefi. Bahsettiği tespitler çok