İpek Dadakçı

İpek Dadakçı
@ipeksayilan
9/10
·464 syf.··
2026 69. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 13:37
Çok farklı, çok yaratıcı, çok çılgın, bir o kadar da dahiyane ve usta işi bir roman “Boş Sokaklar”. İsimsiz anlatıcımız uzun zamandır üzerinde çalıştığı ancak pek ilerleme kaydedemediği novellasına yoğunlaşmak üzere işinden istifa eden bir editör. Tam çalışmasına odaklanacağı an nihayet geldiğinde, bir akşam yürüyüşe çıkıyor ve çöplüğe dönen metruk sokakta ayağına batan üç kollu mızrak şeklinde bir obje fark ediyor. Hemen ardından aynı değişik şekli bir tasarımcının bilgisayarının ekranında görünce bu tesadüf dikkatini çekiyor ve önce bu nesnenin/şeklin sonra bununla bağlantılı olarak iki senedir kayıp bir kadının peşine düşüyor. Kahramanımız soruşturdukça yeni bir kapı açılıyor önünde; konuştuğu her insan farklı bir hikaye anlatıyor ve bir başkasına yönlendirerek başka bir dünyanın içine itiveriyor onu. Kahramanımızın adımladığı her sokak başka bir evrene açılıyor adeta. Evren diyorum çünkü hakikaten hikayelerin her biri acayip yaratıcı ve zekice tasarlanmış, detayları incelikle düşünülmüş, aynı zamanda büyük resmi de şahane tamamlayan apayrı birer kurgu. Misal biri John Fowles’un “Büyücü”sü tadında, biri Faciolince’nin “Angosta”sını anımsatıyor, bir diğeri “Sophie’nin Dünyası”nı andırıyor. Ve bunların hepsi tek bir hikayeye şahane bir şekilde cuk diye oturuyor. Ne çılgınlık, nasıl bir zihnin ürünü bu?! İlk sayfadan itibaren kitap, labirentinin içine doğru çekiyor sizi. Çok güçlü atmosferi, akıcı anlatımı ve sürekli diri tuttuğu merak duygusuyla bir yandan polisiye bir tat da vererek inanılmaz zevkle okutuyor kendini. Aynı zamanda pek çok farklı yorumlamaya açık ve son derece ufuk açıcı sorgulamalara iteliyor okuru usul usul. Hayat, zaman, sanat, nesneler, nesneler ve sanat eserleri aracılığıyla insanlar arasında zamandan ve mekandan bağımsız kurulan bağlar,
Boş SokaklarMichal Ajvaz · Eriken Yayınları · 20266 okunma
Reklam
10/10
·215 syf.··
2026 68. kitabı
Jeanette Winterson’dan daha önce “Vişnenin Cinsiyeti” ve “Tek Meyve Portakal Değildir”i okumuş ve ikisini de sevmiştim. Ancak yazara bayılmam bu kitabıyla oldu. Otobiyografik bir anlatı “Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın”. Winterson, henüz altı aylıkken aşırı dindar ve aile içi ilişkileri de epey tuhaf insanlar tarafından evlat edinilmiş; hem yoksul hem de çok sevgisiz, gaddar bir ortamda büyümüş. Hakikaten bir kurguda ya da filmde görseniz “Bu kadarı da olmaz canım” diyeceğiniz şeyler yaşamış. Büyüyüp cinsel yönelimini keşfettiğinde de çok genç yaşta evden ayrılıp kendi imkanlarıyla okula devam etmek zorunda kalmış. Çocukluk ve gençliği boyunca kütüphaneden alfabetik sırayla okuduğu, eline geçen her parayla gizlice alıp yatağının altında biriktirdiği kitaplara sığınmış kendini sağaltmak için. İşte tüm bunları ve bunların iç dünyasındaki yansımalarını anlatarak başlıyor yazar. Ardından yetişkinlik döneminde yaşadığı ilişkiler, çocukluğunun bagajlarıyla baş etme mücadelesi, sevmeyi ve sevilmeyi öğrenme çabası, yazarlık yolculuğu ve kitaplarıyla devam ediyor. 1980’ler İngiltere’si, özellikle doğup büyüdüğü, dünyanın ilk sanayileşen şehri Manchester’ın sosyoekonomik ve sosyokültürel yapısı da anlatıda kendine yer buluyor. Anneyle kurduğumuz ya da kuramadığımız bağın nasıl kaderimiz haline geldiği, sevmeyi nasıl öğrendiğimiz, çocukluğun nasıl tüm hayat yolunu şekillendirdiği üzerine çokça düşündürüyor Winterson. Okurken azmine saygı duyuyor, yaşadıklarına üzülüyor, her şeye rağmen beslediği umuda gıpta ediyor ve parlak zekasını gösteren mizah anlayışına bayılıyorsunuz. En sonunda biyolojik annesinin ardına düştüğünde vurucu tespitleriyle son darbeyi indiriyor okura. İç dünyasını o kadar şeffaf, samimi bir şekilde açıyor ve kendiyle hesaplaşmasında öyle dürüst ki tüm
Normal Olmak Varken Neden Mutlu OlasınJeanette Winterson · Sel Yayıncılık · 2015849 okunma
8/10
·576 syf.··
2026 67. kitabı
Henüz yeni doğmuş bir bebekken hem annesini hem babasını kaybettiğinden tüm köy ahalisi tarafından büyütülmüş bir çocuğun taşradan Pekin’e önce okumaya sonra da üniversite hocası olarak çalışmaya gitmesi ve hayatının seyrinin değişmesinin hikayesi ekseninde Mao dönemi Çin’inin toplumsal panoramasını büyük bir başarıyla çizerken insanın kökleriyle olan bağını da irdeleyen, etkileyici bir roman “Hayat Kitabı”. 1980’li yıllarda açılıyor roman. Kahramanımız Wu Zhipeng köyünden ayrılıp Pekin’de yeni bir hayata başlamaya çalışıyor ancak köyü buna pek izin vermiyor. Ardından geçmiş ile bugün arasında çok ustalıklı geçişlerle Zhipeng’in kâh geçmişine kâh hayatının ileri dönemlerine tanıklık ediyoruz. Yazar Li Peifu kendi hayatından hareketle kaleme aldığı romanda salt Zhipeng’in hikayesine odaklanmıyor; köydeki farklı karakterlerin hepsi birbirinden ilginç hayatlarıyla farklı farklı hikayeleri yine aynı ustalıkla bir araya getiriyor ve böylelikle genel toplumsal ve siyasi yapıyla ilgili çok daha detaylı ve bütünlüklü bir resim çiziyor. Arka planda Çin’in yaklaşık elli yıllık dönemini çizerken bir yandan da geçmişin insan üzerinde bıraktığı izler, kopamayan bağlar, siyasetin küçük insanların hayatının her noktasına nüfuz edip sıradan insanların gündelik hayatlarını nasıl doğrudan ve dolaylı yollardan etkilediği üzerine düşünmeye sevk ediyor metin. Yalın fakat derinlikli bir dili var yazarın. Küçük küçük hikayeler çok incelikli örülmüş ve ana hikayeye bağlanmış. Keza dediğim gibi zamanda geçişler de aynı incelikle yerleştirilmiş metne, ortasından dahil olduğunuz hayat film gibi geçip gidiyor okurken sanki. Karakter yaratmakta da aynı başarıyı göstermiş yazar. Beğeniyle okudum. Uzak Doğu edebiyatına, Çin’e meraklı okurlara öneririm. Yu Hua’nın “Yaşamak” kitabının daha
Hayat KitabıLi Peifu · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20262 okunma
9/10
·112 syf.··
2026 61. kitabı
“Uçup Giden Bir Kuş”, az sayfayla çok şey anlatan, üstelik bunu irdelediği meseleleri derinleştirerek ve son derece lezzetli bir dille yapan bir kısa roman. Metin, Tahran’ın fakir mahallelerinden birinin betimlemeleriyle başlıyor ve daha ilk cümleden yaratıcı ve zeki bir anlatıcının zihninde gezeceğinizi gösteriyor zira benzetmeleriyle ve anlatımıyla size oldukça aşina manzaraları çok etkileyici ve orijinal bir şekilde resmediyor. Bu başlangıçla aynı zamanda, aşina olduğunuz bir İran ya da Orta Doğu edebiyatı eseri okuyacağınız izlenimine de kapılıyorsunuz ancak öyle değil; ilerledikçe meseleler dallanıyor ve derinleşiyor, Feriba Vefi adeta çevirdiğiniz her sayfada bir kadının ruhunun dehlizlerinde daha da aşağıya indiriyor sizi ve giderek en ücra, en gizli köşelerine götürüyor. Otuzlu yaşlarında, evli ve iki çocuk annesi anlatıcımızın zihninden geçenleri okuyoruz bu kısa metinde. Öncelikle yoksul bir semtte, dört duvar arasına sıkışıp kalmış, evin ve çocuklarının bakımının tüm yükümlülüklerini omuzlarında taşıyan bir kadın bu. Fakat öyle gerçekçi ve çok boyutlu bir kadın çiziyor ki Vefi, sıradan, hepimize aşina hatta bir yönüyle hepimiz gibi ve fakat gücünü bu gerçekliğinden alan bir karakteri dinliyoruz kitap boyunca. Salt bir eş ya da anne değil; bir kız çocuk, bir kız kardeş ve tabii ki bir kadın hepsinden önce. Geleceğin belirsiz ve karanlık olduğu bir ülkede hayal kurmasına dahi izin verilmediğinden gündelik hayatın yükümlülüklerine zincirlenmiş ve kocasının hayallerinin getirdiklerine boyun eğmek zorunda, toplum tarafından dayatılan rollere ve güzellik algısına mahkum, evlat, anne, eş olarak yüklenmek zorunda kaldıkları nedeniyle kendine ait bir mevcudiyeti, kimliği olmasına izin verilmeyen bir kadının zihnini açıyor okura Vefi. Bahsettiği tespitler çok
Uçup Giden Bir KuşFeriba Vefi · Sel Yayıncılık · 2026219 okunma
7/10
·592 syf.··
2026 65. kitabı
Çok sevdiğim ve yazarlığının yanı sıra fikirlerine, duruşuna da hayran olduğum kimi yazarlarla öyle bir bağ kuruyorum ki bir yerden sonra sanki benden yıllar ve kilometrelerce uzakta yaşayan insanlar değillermiş de hayatımın her anına tanıklık etmiş yakın dostlarımmış gibi oluyorlar. Ben de onların yazdığı kitapları okumuyormuşum da yakın bir dostumla sohbet ediyormuşum gibi hissediyorum; onlar benim geçmişimi ve zihnimi, ben de onlarınkini biliyormuşum, herhangi bir konuda birbirimizin ne düşüneceğine dahi vakıfmışız gibi geliyor. İngiliz yazar Maggie Gee de, doktorasını Virginia Woolf üzerine yapmış bir akademisyen ve yazar olmasının ötesinde, Woolf’la tam olarak böyle bir bağ kurmuş ve bu bağı kaleme dökünce de ortaya “Virginia Woolf Manhattan’da” çıkmış. İlk olarak Woolf’un New York Kütüphanesi’ndeki el yazmalarına dokunmasına izin verilmeyince bu metni yazma fikri gelmiş aklına. Roman, Virginia Woolf günümüzde yaşasa neler olurdu’yu anlatıyormuş izlenimi verse de, bundan ziyade Maggie Gee’nin Virginia Woolf’unu anlatıyor. Üç karakterin yaşadıkları üzerinden ilerliyor roman: Virginia Woolf, tıpkı yazarın kendisi gibi Woolf’a özel bir ilgisi olan ve yirmi birinci yüzyılda yaşayan yazar Angela Lamb, ve onun akran zorbalığıyla annesiyle babasının ayrılığından dolayı mutsuz kızı Gerda. Lamb, Woolf’la ilgili araştırma yapmak üzere New York’a giderken uçak türbülansa girince zamanda bir kırılma yaşanıyor ve Virginia Woolf aniden kanlı canlı bir şekilde Lamb’in karşısına çıkıveriyor. Çok sevdiği yazarı gerçek hayatta tanımanın mutluluğuna zamanla dünyanın mevcut şartlarına tamamen yabancı olduğundan kendisine bağımlı biriyle arkadaş olmanın, onunla alışık olduğu şartlardan tamamen farklı durumlarda beraber hareket etmenin, gündelik hayatın her anını paylaşmanın
Virginia Woolf Manhattan'daMaggie Gee · Eriken Yayınları · 20264 okunma
Reklam