Tarihi açıdan ele alacak olursak, yine bazı kitaplarda yaşadığım, dönemin ve bölgenin tarihi ve siyasi durumları konusundaki bilgi eksikliğinden kaynaklı kopmaları yaşadım. Krallık rejimi, derebeyler, soylular, ve küçük bir kıvılcım dahi olsa çakmaya cüret eden Garibaldi ve adamları... Bazı şeyler bir anda değişemiyor olsa da zaman, bazı şeylerin yerine yenilerini koymayı beceriyor. Odanın bütün dekorunu değiştiremese dahi, bazen birkaç şamdanı yerinden oynatıyor, kimisini başka başka yerlere koyuyor, kimisini ise modası geçmişlikle suçlayarak depoya kaldırıyor. Hükmünün daha da etkin olduğu yerlerde ise koltuklardan duvar boyalarına kadar pek çok şeyi dönüştürmekte muktedir. Neyse...
Karakter vitrininde öne çıkan, elbette ki Don Fabrizio. Zaten soyut ve somut kavramlarla nitelenebilecek öyle heybetli vasıflara sahip ki, vitrinde arka plana konulması mümkün değil. Öyle dahi olsa, hayranlık uyandırıcı soloları ile geri planda dahi dursa kendini belli eden, orkestradaki baterist gibi heybetli ve havalı dururdu, bu kesin. Döneminin diğer soylularından farklı olarak, matematik ve astronomi ile ilgili prensimiz Don Fabrizio, bu bilimlerin de etkisi ile gayet analitik bir zekaya ve öngörüye sahip. Ayrıca kitabın bazı bölümlerinde yaptığı konuşmalar, tekrar tekrar okunma isteği uyandıracak güzellikte ve anlamlılıkta. Tancredi, prensimizin soylu yönünden ve biraz da yaşını almışlıktan kaynaklı olarak içine hapsettiği, Sicilyalı yönünden de ileri gelen heyecanlı ve etkileyici ruhunun vücut bulmuş hali gibi. Bu nedenle de kardeşinin evladı olan bu delikanlıyı evlatlarından ayrı bir sevgiyle kolluyor prensimiz. Angelica, taşralı egzotikliği ile sonradan görme asaleti bir potada eritmeye çabalayan, doğal bir güzellik. Öyle ki insan, okurken bile ondan etkilenmeden edemiyor.