Adı:
Leopar
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
280
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755108247
Kitabın türü:
Orijinal adı:
II Gattopardo
Çeviri:
Semin Sayıt
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Bazı eleştirmenler, Leopar’ın yalnız İtalyan değil, dünya edebiyatının bir başyapıtı, 20. yüzyılın en önemli romanlarından biri olduğunu ileri sürer. Roman, Sicilya’da Bourbon Krallığı’nın çöküş yıllarında soylu bir ailenin, özellikle de ailenin reisi Prens Fabrizio Salina’nın yaşamöyküsünü anlatır. 70 yaşına gelmiş, ilginç özellikleri ve uğraşları olan Fabrizio Salina, soylulara özgü dünyanın çöküşüyle birlikte yavaş yavaş ilerleyen kendi çöküşünü de hüzünle yaşar. Israrla sürdürdüğü geleneklerin, içine kapandığı görkemli dünyayı oluşturan öğelerin sessizce kayıp gittiğini, dönüşü olmayan sonun yaklaşmakta olduğunu gözler. Ne var ki, arkadan cıvıl cıvıl bir kuşak gelmekte, onun vaktiyle yaşadığı tüm duyguları, tüm heyecanları başka bir dekor içinde, başka koşullar altında onlar da tüm yoğunluğuyla yaşamaktadır. Bir yolculuk sırasında rahatsızlanarak, denize bakan bir otel odasında dinlenmeye çekilen prens, mumun alevinin sönmek üzere olduğunu sezinler. Hayatının muhasebesini yapar ve, “Her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyorsak her şeyi değiştirmeliyiz,” diye düşünür. Luchino Visconti’nin 1963’te beyazperdeye uyarladığı Leopar, sinema tarihinin başyapıtlarından biri olarak da anılmaktadır.
280 syf.
·3 günde
#kitapagaciklasiklerkulubu Ağustos kitabımız İtalyan edebiyatından bir eserdi. İlk kez okuduğum bir yazar. Açıkçası çok benimseyip , içine girebildiğim bir roman olmadı. 1860’lı yıllar Sicilya bölgesi toplum ve siyasi yapısını, prens ve çevresini konu edinen bir eserdi. Sarayın iç mekan betimlemeleri, yemek kültürü altarımı sevdiğim bölümlerdendi. Ama geneline baktığımda çok etkilendiğimi söyleyemeyeceğim. İtalya yerel kültürüne, tarihi ve siyasi olaylarına hakim olmayı gerektiriyordu belki de. Garibaldi zamanındaki olaylardan çokça bahsediliyordu. Bence daha verimli okuma adına, tarihi bir altyapıya sahip olmayı gerektiren eserlerden biri.
Youtube kanalım: https://youtu.be/lxpJu_9VsiA
280 syf.
Tarihi açıdan ele alacak olursak, yine bazı kitaplarda yaşadığım, dönemin ve bölgenin tarihi ve siyasi durumları konusundaki bilgi eksikliğinden kaynaklı kopmaları yaşadım. Krallık rejimi, derebeyler, soylular, ve küçük bir kıvılcım dahi olsa çakmaya cüret eden Garibaldi ve adamları... Bazı şeyler bir anda değişemiyor olsa da zaman, bazı şeylerin yerine yenilerini koymayı beceriyor. Odanın bütün dekorunu değiştiremese dahi, bazen birkaç şamdanı yerinden oynatıyor, kimisini başka başka yerlere koyuyor, kimisini ise modası geçmişlikle suçlayarak depoya kaldırıyor. Hükmünün daha da etkin olduğu yerlerde ise koltuklardan duvar boyalarına kadar pek çok şeyi dönüştürmekte muktedir. Neyse...
Karakter vitrininde öne çıkan, elbette ki Don Fabrizio. Zaten soyut ve somut kavramlarla nitelenebilecek öyle heybetli vasıflara sahip ki, vitrinde arka plana konulması mümkün değil. Öyle dahi olsa, hayranlık uyandırıcı soloları ile geri planda dahi dursa kendini belli eden, orkestradaki baterist gibi heybetli ve havalı dururdu, bu kesin. Döneminin diğer soylularından farklı olarak, matematik ve astronomi ile ilgili prensimiz Don Fabrizio, bu bilimlerin de etkisi ile gayet analitik bir zekaya ve öngörüye sahip. Ayrıca kitabın bazı bölümlerinde yaptığı konuşmalar, tekrar tekrar okunma isteği uyandıracak güzellikte ve anlamlılıkta. Tancredi, prensimizin soylu yönünden ve biraz da yaşını almışlıktan kaynaklı olarak içine hapsettiği, Sicilyalı yönünden de ileri gelen heyecanlı ve etkileyici ruhunun vücut bulmuş hali gibi. Bu nedenle de kardeşinin evladı olan bu delikanlıyı evlatlarından ayrı bir sevgiyle kolluyor prensimiz. Angelica, taşralı egzotikliği ile sonradan görme asaleti bir potada eritmeye çabalayan, doğal bir güzellik. Öyle ki insan, okurken bile ondan etkilenmeden edemiyor. Prensimizin kızı Concetta'nın asil yanı ve vakur karakteri, Angelica'nın bu karşı konulmaz yönleri yanında bir nevi kaybetmeye mahkum gibiydi zaten. Yine de sonlarda gelen o itiraf, insanı biraz duygu karmaşasına itiyor. Diğer karakterler de gayet yerli yerinde ve etkileyici olmalarına rağmen, her birinden teker teker söz etmek istemiyorum. Bu arada kitapla alakalı olarak şuna değinmek isterim. Çeviriden mi kaynaklı yoksa yazar mı bu kelimeyi fazlaca kullanmış bilemiyorum ama, "kösnü" kelimesi ve farklı çekimlenmiş versiyonları beni fazlasıyla yordu çünkü bir süre sonra aynı kelimeyi ve türevlerini görmekten sıkıldım. Okuduğum kitaplarda özellikle önem verdiğim mekan tasvirleri ve anlatımdaki benzetme ögeleri çok hoşuma gitti. Yazarın mekan tasvirleri, mekanları zihinde canlandırmayı kolaylaştıran canlılıkta, benzetmeleri de gayet yerinde ve hoştu. Üslubun akıcılığı da kitaptan zevk almak adına önemli unsurlardandı. Son bölümlerdeki, özellikle Don Fabrizio'nun yaşlılık halleri ve son demleri, insana hayatı sorgulatan ve yerli yersiz bir hüzün çökerten etkileyicilikteydi. Kızların son halleri ve Bendico'nun akıbeti ise tam anlamıyla bu hüzün sahnesini taçlandırdı ve kitap, buruk bir ruh haliyle noktalandı.
280 syf.
·Beğendi·7/10
Leopar, Sicilya'yı görmek isteyen herkesin okuması gereken bir eser. Bazı eleştirmenlere göre sadece İtalya'nın değil, dünya edebiyatının başyapıtlarından... Kitaptan esinlenerek yapılan bir de film var. Lucsino Visconti tarafından beyaz perdeye aktarılan Leopar filminde dönemin ünlü yıldızlarından Burt Lancaster, Claudia Cardinale ve Alain Delon rol alıyor.
280 syf.
·Puan vermedi
Dünya edebiyatı yolculugumun bu sefer ki durağı görmeyi çok istediğim ülke olan Italyan edebiyatı oldu. Kitabın içine girmem biraz zor olsa da kitap güzel ilerledi.

Gelelim konusuna
Italya'da Sicilya’da Bourbon Krallığının çöküş yıllarında soylu bir ailenin, özellikle de ailenin reisi Prens Fabrizio Salina’nın hayatını okuyoruz. Italya'da bir ülkenin çöküşü ile bir adamın çöküşünü bir anda okuyoruz.

Tavsiye ederim ama sabırla okunması gereken bir kitap
280 syf.
·11 günde·6/10
Baştan sona betimlemelerle süslenmiş bir kitap. Okurken çok zorlandım. Betimlemeleri çok lezzetli olsada bir süre sonra hem yoruyor hem de konudan kopmanıza sebep oluyor. Aslen İtalyan tarihinden bir kesit içeren bu kitap, Italyan tarihini hiç bilmeyen için ( benim gibi ) çok bir anlam ifade etmiyor.
Masanın üstü kağıtlarla örtülüydü; prensin, bunlardan büyük bir kısmının astronominin erinçli alemiyle ilgili olmasına dikkat etmesine karşın, geri kalanlar içini daraltmaya yetiyordu. Birden aklına, Kral Ferdinand'ın Caserta'daki yazı masası geldi, o da böyle bir yığın kağıtla doluydu. Kral verdiği kararlarla yazgının gidişini etkilediğini sanıyor, oysa yazgı kendi bildiği yoldan bir başka koyağa doğru akıp gidiyordu.
Don Fabrizio yakın zamanlarda Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunan ve en ağır ameliyatlarda bile acı çekmeyi önleyen, en büyük felaketler karşısında dingin kalmayı sağlayan bir ilacı düşündü. Puta tapanların dayancının ve Hristiysn kaderciliğinin kaba bir öykünmesi olan bu kimyasal maddeye morfin diyorlardı. İşte zavallı kral için, o uydurma yönetim, tıpkı morfin görevini yürütüyordu; oysa kendisinin daha seçkin ve iyi bir ilacı vardı: astronomi.
Salina Dükü Guiseppe Corbèra, o oda tek başına yurtluklarına ve Tanrısına bakarak kendini kırbaçlardı; kan damlalarının yağmur gibi toprağa dökülerek onu günahlarından arıtacağını umaradı; bu kutsal coşku içinde, ancak böyle bir kefaret ödeme töreniyle topraklarının gerçekten kendisinin, etinin ve kanının bir parçası olacağına inanırdı. Oysa, bu topraklardan çoğu elden gitmişti bile ve tepedeki odadan görünen yurtlukların büyük bir bölümü artık bir başkalarına, hatta bu arada Don Calegero' ya aitti; Don Calegero' ya yani Angelica'ya, yani doğacak oğullarına aitti. Güzellik aracılığıyla ödenen bu fidyenin, kanla ödenmiş olanla benzerliği Tancredi'nin başını döndürdü. Angelica diz çökmüş, çarmıhtaki İsa'nın ayaklarını öpüyordu. Tancredi, "Bak," dedi "sen de tıpkı şu kırpaç gibisin, aynı işe yarıyorsun."
Prens kasabayı değişmemiş bulmuştu; oysa halk onun çok değiştiğini, eskiden böyle nazik sözler söylemeyi aklından bile geçirmediğini düşünüyordu. Ve o günden sonra, belli biçimde herkesin gözünde saygınlığını yitirmeye başladı.
Tomasi Di Lampedusa
Sayfa 82 - Can yayınları
Don Fabrizio'nun sabrı tükendi: "Nedir sorun aziz peder? Prensesi mi kastediyorsunuz?" Havaya kalkmış kolu gözdağı verir gibiydi, oysa aslında koltuk altını kuruluyordu.
"Prenses çok yorgun; uyuyor ve kendisini görmedim bile. Signorina Concetta'yı demek istiyorum." Durakladı. "Sevdalanmış." Kırk beş yaşında bir adam, sevdalanacak kadar büyümüş bir kızı olduğunu fark edinceye kadar kendini hala genç sayabilir. Prens o anda yaşlandığını hissetti; ava çıktığı zaman yaptığı uzun yürüyüşleri, karısının attığı Gesummaria çığlıklarını, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra nasıl hala dinç ve taptaze kalabildiğini, hepsini unutup birden kendini Villa Giulia Parkı'nda küçük keçilere binmiş bir sürü torununun yanında yürüyen ak saçlı bir dede gibi gördü.
Kuyrukluyıldızlar her zamanki gibi, saniye sektirmeden tam zamanında izleyenlerin gözlerine görüneceklerdi. Onlar Stella'nın sandığı gibi felaket habercileri değildi; tam aksine, öngörülen anda gözükmeleri, kendini yansıtan ve göklerin yüce doğallığına katılan insan aklının bir başarısı sayılırdı. "Bırakalım aşağıda Bendico'lar köylü avlarının peşinde koşsunlar, aşcının koca bıçağı günahsız hayvanların etlerini doğrasın. Tepedeki bu gözlemevinden, birinin övüngen kabadayılığı ile ötekinin kan dökücülüğü sanki dingin bir uyum içinde sanılıyor. Gerçek ve tek sorun, bu ruhsal yaşamın, ölümü en çok hatırlatan bu soyut anlarda nasıl sürdürüleceğidir

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Leopar
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
280
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755108247
Kitabın türü:
Orijinal adı:
II Gattopardo
Çeviri:
Semin Sayıt
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Bazı eleştirmenler, Leopar’ın yalnız İtalyan değil, dünya edebiyatının bir başyapıtı, 20. yüzyılın en önemli romanlarından biri olduğunu ileri sürer. Roman, Sicilya’da Bourbon Krallığı’nın çöküş yıllarında soylu bir ailenin, özellikle de ailenin reisi Prens Fabrizio Salina’nın yaşamöyküsünü anlatır. 70 yaşına gelmiş, ilginç özellikleri ve uğraşları olan Fabrizio Salina, soylulara özgü dünyanın çöküşüyle birlikte yavaş yavaş ilerleyen kendi çöküşünü de hüzünle yaşar. Israrla sürdürdüğü geleneklerin, içine kapandığı görkemli dünyayı oluşturan öğelerin sessizce kayıp gittiğini, dönüşü olmayan sonun yaklaşmakta olduğunu gözler. Ne var ki, arkadan cıvıl cıvıl bir kuşak gelmekte, onun vaktiyle yaşadığı tüm duyguları, tüm heyecanları başka bir dekor içinde, başka koşullar altında onlar da tüm yoğunluğuyla yaşamaktadır. Bir yolculuk sırasında rahatsızlanarak, denize bakan bir otel odasında dinlenmeye çekilen prens, mumun alevinin sönmek üzere olduğunu sezinler. Hayatının muhasebesini yapar ve, “Her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyorsak her şeyi değiştirmeliyiz,” diye düşünür. Luchino Visconti’nin 1963’te beyazperdeye uyarladığı Leopar, sinema tarihinin başyapıtlarından biri olarak da anılmaktadır.

Kitabı okuyanlar 24 okur

  • Rukiye Ekinci
  • piktobet
  • Ezgi Ceren  ÇELEN
  • Seda Kahraman
  • Şebnem Aysan
  • NEbru YPR
  • Banu Cerit
  • Hacer Özer
  • Tuğba Karakaya
  • Kalemkagidadair

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14.3 (1)
9
%0
8
%42.9 (3)
7
%14.3 (1)
6
%28.6 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0