İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisi, özellikle bilimkurgu-fantastik sever okurların merakla takip ettikleri bir seri. Hatta önce keşfediliyor, sonra merakla takip ediliyor, en sonunda da "acaba
Karanlıkta sevişebilen körleri nasıl da kıskanıyorum. Sevgilinin gözlerini görmemek; ne oradaki yansımayı ne de anıları. Kapkara bir arzu anı; sarıldığın varlık hakkında hiçbir şey bilmeksizin... Ama karanlıkta yanan ateşin, dokunabileceğin ve kıvılcımlanacağın közün yerini çok
iyi bilerek. Kendilerini arzunun ıssızlığına bırakan, şafağı olmayan bir gecede, yan yana yatan kör aşıklar. Az önce sahip oldukları bedene vuran gün ışığını asla görmeden. Aşk karanlıkta daha da derine inebilir mi? Berraklığın, belirginliğin sıkıntılarını tatmaksızın, daha uzağa, daha derine gidebilmek... sadece ılık tene dokunmak, yalnızca sıcacık bir sesi dinlemek!
Nesneler insan sıcaklığına gereksinir; tıpkı çiçek açmak için insanın insana gereksindiği gibi. Bir lamba, kişinin içsel aydınlanmasına bağlı olarak cılız ya da gümrah bir ışık saçar. Toz zerrecikleri yüzeylere, ev sahibinin meşrebine göre konarlar. Tozun
bile ışıldadığı bazı odalar vardır. Umursamazlığın bile canlı,
kıpır kıpır olduğu odalar vardır; tıpkı daha önemli bir şeylere koşturan birinin arkada bıraktığı dağınıklık gibi.
"Belli bir zarafeti olan ayakları severim," dedi. "Bazen,
günlerce hep çirkin ayaklar görüyorum. Sonra, birden, bir
çift çok güzel ayak. Bu da beni mutlu ediyor."
Hayalperestin dünyasına yalnızlık egemendir: bütün coşkular, sevinçler yaşama hazırlık sürecinde tadılır. Bunlar, bir tek yalnızken çıkagelir. Ama eylem başlayınca endişeler, korkular da başlar... Hayale uymak, uydurmak için harcanan çabanın ayrılmaz bir parçası olan o abeslik, başa çıkılamazlık duygusu, bunun getirdiği bitkinlik, yılgınlık; sonra yeniden yalnızlığa kaçış. Ve yalnızlıkta, anımsamanın, yad etmenin o afyonlu odacığında, yeniden beliren zevk olasılığı.